Ar-Ge Projelerinde Mimar Egosunu Geri Planda Tutan Alçakgönüllü Yapılar Tercih Edilmeli

"İş Üstünde" söyleşi serimiz Bütüner Mimarlık'ın üzerinde çalıştığı Kocaeli'de inşa edilecek Muallimköy Bilişim Vadisi ile devam ediyor. Hüseyin Bütüner ve proje koordinatörü Cem Korkmaz'la projenin detaylarına indik.

Mimarları “iş üstünde” yakalamayı hedefleyen söyleşi serimizin ikinci konuğu Bütüner Mimarlık ile kısa bir süre içerisinde inşaat ihalesine çıkacak projeleri Muallimköy Bilişim Vadisi’ni ele aldık.

Bilişim sektöründe Ar-Ge araştırmalarına yön verecek proje; diğer teknoloji geliştirme merkezleri ve bilişim parkları gibi Türkiye’nin küresel pazarda yer alması ve rekabet gücünü arttırması için bir gereklilik olarak ele alınıyor. İstanbul’a yakınlığı, sanayi bölgesi oluşu ve deniz-hava-kara yolları ile ulaşılabilirliği nedeniyle stratejik bir konuma sahip Kocaeli, hem bu proje için biçilmiş kaftan, hem de yürürlükteki bölgeye özel projelerle gelişmeye her daim açık bir nokta.


Vadiden Görünüm

Ankara’da, İstanbul’da ve diğer birçok kentte Ar-Ge yapılarıyla tanınan Bütüner Mimarlık’ın bu yeni bilişim parkı projesi ile ilgili merak ettiğimiz tüm soruları Hüseyin Bütüner ve proje koordinatörü Cem Korkmaz’a yönlendirdik. Bir tipoloji olarak Ar-Ge yapılarını ve birçok kamu kurumunun birlikte yönettiği proje sürecini merak ediyorsanız, keyifli okumalar… 

İlknur Sudaş: Mimarlık camiasında teknopark tasarımında öne çıkan bir mimarlık ofisi Bütüner Mimarlık. Şu anda da Kocaeli’de inşa edilecek Muallimköy Bilişim Vadisi üzerine çalışıyorsunuz. Hem işvereniniz hem de süreçten bahsederek başlayalım isterseniz.

Hüseyin Bütüner: Evet, bu konuda ciddi bir ihtisasımız var. Zaten böyle işler söz konusu olduğunda başvurulan mimarlık ofislerinden biriyiz. Muallimköy Bilişim Vadisi projesi de bu işler arasında da hem ölçek hem de kurumsal ilişkiler bakımından özel bir örnek. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın kontrolünde ilerleyen bu projede; TÜBİTAK, KOSGEB; Gebze Teknik Üniversitesi, İstanbul Ticaret Odası, Kocaeli Valiliği, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi gibi ortaklar var. Bu ortakların birlikteliği ile kurulan Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi’ni, İstanbul ve Kocaeli Ticaret Odalarını saymazsak büyük bir kamu projesi olarak tanımlayabiliriz. Hal böyle olunca da kamunun yapabileceği standartlarda bir proje hizmetleri alım ihalesi gerçekleşti. Biz ve bize benzer iş bitirmeleri olan firmaların davet edildiği yaklaşık 4 aylık bir süreç başladı. Bu süreç içerisinde bugüne kadar yaptığımız işleri, bu bölge ile ilgili öngörülerinizi, niyetlerinizi paylaştık. Altı firmadan önce sayı dörde düşürüldü, sonra ikiye, en sonda alınan fiyat teklifleri ile birlikte iş deneyimi ve değerlendirmeleri sonucu işi yapacak firma belirlendi. Böyle bir süreç sonucu işi yedi ay kadar önce aldık.

İhale bittikten sonra süreç nasıl ilerledi peki ve işin kapsamı nedir?

Hüseyin Bütüner: İhale süreci tamamlandıktan sonra, master plan konusundaki görüşmeler idareyle devam etti ve çalışmalarımız netleşmeye başladı. Tabii bu süreçte konseptimizin kesinlikle özünü bozmadan ilerledik ve ilerliyoruz.

Kapsamına gelirsek, master planımız yaklaşık 3 bin dönümlük bir araziyi kapsıyor. Bu bölge içerisindeki 800 dönümlük bir alanın altyapı, 307 dönümlük bir bölgenin ise hem alt hem üstyapı uygulamalarına yönelik çalışmaları hazırlıyoruz. Bu proje; kentsel tasarım projelerinden peyzaj projesine, üstündeki her türlü yapıdan alt yapı projelerine kadar her türlü mimarlık mühendislik çalışmalarını kapsıyor. 

“Bu tip yapılarda mesleki kontrollük, mimari bütünlük için çok önemli bir proje hizmetini oluşturuyor.”

Proje şu anda ne aşamada?

Hüseyin Bütüner: Şu anda master plan çalışmaları tamamlandı. 307 dönümlük birinci etap projesinin de aşağı yukarı %30’unu bugün itibariyle tamamlamış durumdayız. 5, 6 aylık yoğun bir çalışmadan sonra ilk etabı bitireceğiz. Sonrasında ihale süreci ve bu etabın mesleki kontrollük hizmetini de vereceğiz.

Tabii  bu teknoparklar ve Ar-Ge binaları, diğer işlevleri çok net belirli olan yapı gruplarından ayrılıyor. Bu yapıların kullanıcıları kiracılar ve her gelen kiracının ihtiyacına göre çok ciddi değişiklikler gerekebiliyor. Örneğin araştırmaya yönelik bir MR merkezi açılacaksa, cihazları koymanız gereken laboratuvarlar yapmanız, hiç ıslak hacim düşünmediğiniz bir yerde ciddi tadilat projeleri hazırlamanız gerekiyor. Bu nedenle bu tip yapılarda mesleki kontrollük, mimari bütünlük için çok önemli bir proje hizmetini oluşturuyor. Biz neredeyse tasarladığımız tüm teknoparklarda mesleki kontrollük hizmetini sağladık. İdareler çoğunlukla bu görevi tasarımcıya vermek istemeseler de, bu ölçekteki projelerde herkes zorluğun farkında oluyor.

“Mimar egomuzu geri planda tutuyoruz.”

Bunun gibi büyük revizyonlar için mutlaka öncesinde, yani alt yapı çalışmalarında bu konuyu ele alıyorsunuz değil mi?

Hüseyin Bütüner: Evet, Ar-Ge yapılarının esnek kullanılabilmesi için elektrik, mekanik alt yapılarının yeterli olması gerekiyor. Mimaride bu her an değiştirebileceğiniz asma tavan içlerine, döşemelerdeki sistemlere ve şaftlara denk düşüyor. Örneğin, en başta çok anlamsız görünen şaftlar, yer geldiğinde hayatı size çok kolaylaştırabiliyor.

Tabii bunları yaparken mimar egomuzu da geri planda tutuyoruz. Çok fazla değişiklik yapıyor, aynı zamanda da şikayet etmiyoruz. Hatta bazen yıllar sonra gelen isteklere uyum sağlamak için revizyon yapabiliyoruz.


Meydandan Görünüm

“Ar-Ge projelerinde daha alçakgönüllü ve kullanıcı odaklı yapılar tercih edilmeli.”

Peki bu “mimarın egosunu arka planda tutma gerekliliği” tasarımda, yapıda nelere yansıyor?

Hüseyin Bütüner: Kendi yaptığımız teknoparklarda ya da tasarım rehberini oluşturup standartları belirlediğimiz projelerde bazen bize bir takım yeni projeler geliyor. Kentsel tasarım projesi ile ilk iki Ar-Ge yapısının mimari projelerini hazırladığımız bir Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde benzeri bir deneyimimiz oldu. İdare yeni bir yapı için başka bir firmaya çalıştırdığı konsept projeyi bize sundu. Biz de projenin kendini fazla ön plana çıkaran bir yapı olduğu, Ar-Ge projelerinde daha alçakgönüllü ve kullanıcı odaklı yapıların tercih edilmesi gerektiği yönünde geri bildirim sağladık. Ar-Ge binaları, doğaları gereği herhangi bir şirkete ait olmayan, çok kiracılı karakterde oluyorlar. Bir kullanıcı ayrılıp, diğeri geldiğinde ciddi bir sıkıntı çıkmaması gerekiyor. Aynı zamanda bu yapıların bir doku oluşturması, bir kent yaratması gerekiyor. Bu kentin içinde bir takım sosyal, kültürel ve ticari alanlar da bulunuyor. Belki bu nitelikteki sosyal ve kültürel yapıları ayrıca yarışmayla yapabilirler; ancak ofis alanlarında standartları tutturabileceğimiz şekilde bir doku oluşturmalıyız.

Aslında şimdiki araziye yakın bir teknopark projeniz daha var.

Hüseyin Bütüner: Evet, yaklaşık 35 km ötede, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın komşuluğunda Teknopark İstanbul projemiz var; ancak o proje farklı sektörlere hitap ediyor. Dolayısıyla rekabet oluşmayacağı öngörülüyor. Muallimköy bilişim sektörüne hizmet ederken, İstanbul ise savunma ve denizcilik sektöründeki Ar-Ge çalışmaları için tasarlandı. İçerikler tamamen farklı.

“Teknoparklarda çok yoğun bir yapılaşma gerekmediğinden oldukça nitelikli dış mekanlar tasarlayabiliyoruz.”

Bu projeye başlarken en büyük motivasyonunuz neydi?

Hüseyin Bütüner: Biz artık çok büyük ölçekli, yoğun yapılaşma koşulları olan projelerden yorulduk. Örneğin konut projeleri emsal 2 ile başlayıp hiçbir zaman 2 ile bitmez. Tek bir yapı ölçeğinde kalsanız veya, kule yapsanız çok dert olmayabilir ama proje tekrar eden birimler haline geldiğinde maalesef çok nitelikli bir iş çıkaramıyorsunuz. Bu nedenle kentsel tasarımından peyzajına kadar hatta kent mobilyasına kadar bir teknopark tasarlamak çok hoşumuza gidiyor. Genellikle çok yoğun bir yapılaşma gerektirmediğinden oldukça nitelikli dış mekanlar tasarlayabiliyoruz. Tek başına bir yapı üretmek yerine, bir kentsel tasarım, yapı kümesi, bunların kendi aralarındaki dış mekan ilişkileri, yapılar, peyzaj; bunların tamamını bir projeyle yapabiliyor olmak çok keyifli.

Proje sürecini aksatan bir sorunla karşılaştınız mı peki şu ana kadar?

Hüseyin Bütüner: Mülkiyet ile ilgili bir takım sorunlar yaşıyoruz. 300 hektar dediğimiz alan tamamıyla Bilişim Vadisi tarafından alınmış değil. Alanın yaklaşık yarısı istimlak edilmiş durumda, geri kalanında da çalışmalar sürüyor. Dolayısıyla etaplama buna göre yapılıyor. 

Bunun dışında bazen kullanım belirsizlikleri olabiliyor. Örneğin vadide bir protatif merkezi yer alacak. Bu merkez, Tübitak’ın öngörüleri doğrultusunda ağırlıklı olarak İngiltere’deki üniversitelerde yer alan protatif merkezlerini örnek alacak ama hala net ihtiyaçlar belirlenmiş değil. Bunun gibi kararsızlıklar da vakit kaybına neden olabiliyor.

“…neyse ki Bakan Bey bölgenin çağdaş bir teknopark olacağını ve Osmanlı-Selçuklu vurguların yersiz olacağını söyledi.”

Peki sizi bu projede en çok zorlayan ne oldu?

Hüseyin Bütüner: Çok eğimli bir arazimiz var. Elimizde de buraya ait bir imar planı vardı. Bu imar planı arazinin yapısı düşünülmeden, bazı mülkiyet sınırlarına göre belirlenmiş bir parselasyon sunuyordu. Tüm eğim analizleri yapılıp, bu analizlere göre araç, yaya yollarına karar verilerek, yeni bir kentsel tasarım geliştirildi. Dolayısıyla, imar planında revizyona gitmemiz gerekiyor. Yani en basitinden yolların yerleri ve yapı lekeleri tamamen değişti.

Bir başka unsur ise, iş alım sürecinde talep edilen Osmanlı-Selçuklu esintisi oldu. Bizim tasarımımızda kullanabileceğimiz esintiler yetersiz kalacağı için; “master plan kararlarında zaten meydan ve sokaklar kent kültürümüzü yansıtıyor” tezini savunduk. Tahmin edileceği üzere, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı’na sunum yaparken masadakiler söylemimizi yetersiz buldu; ama neyse ki Bakan Bey bölgenin çağdaş bir teknopark olacağını ve bu tarz vurguların yersiz olacağını söyledi. Biz de bu esintiye kapılmamış olduk.

Bu projenizi önceki teknopark projelerinizden ayıran bir özelliği var mı?

Hüseyin Bütüner: Bir arabanın modelini her sene değiştirirseniz olmaz. Ama iyi bir tasarımınız varsa ve her sene ufak rötuşlarla tasarımınızı iyileştiriyorsanız, teknolojisini geliştirebiliyorsanız, o zaman iyi bir şey yapıyorsunuzdur. Bizim bu projede öncekilere göre yaptığımız farklılık şu: Mesela Teknopark İstanbul’da hem mimari projenin hem de alt yapı projelerinin kontrolünü yapıyorduk. Ama alt yapı projeleri başkasına ait olduğu için çok zorlanmıştık. Şimdiki proje kapsamında ise alt yapı projeleri de var. Koordinasyonunda zorlanacağımız tüm işleri bize verdiler. Böylelikle daha nitelikli bir iş çıkacağına inanıyorum. Ama bunun dışında bu projede bir keşif yaptık diyemem. Zaten öyle bir iddianın yanı sıra öyle bir çabamız da yok. Bizim amacımız yaşayan bir kent yaratabilmek.

Gelelim bu projede birlikte çalıştığınız isimlere. Hüseyin Bütüner ismini hepimiz biliyoruz, ama aslında geride bir ekip var. Öncelikle diğer disiplinlerde çalışan proje ortaklarınızı öğrenelim.

Hüseyin Bütüner: Bu projede GMD ile mekanik, Zafer Kınacı ile statik, Özay Mühendislik ile elektrik, NTF ile de altyapı çalıştık. Yol projelerini de Yol Yapı firmasıyla yaptık. Doğalgaz projelerine kadar biz ilgileniyoruz. Pek çok idare, danışman veya hoca kentsel tasarım işini basit bir vaziyet planı olarak görüyor. Oysa ki tüm bu çalışmaların entegre bir sistemin parçaları olduğunu biz her fırsatta vurguluyoruz.

“Proje koordinatörleri benim partnerim gibi oluyor neredeyse, onlara her konuda ciddi insiyatif alabilecekleri bir alan tanıyorum.”

Bir de bu proje özelinde ofis ekibinizdeki görev dağılımından ve çalışma yöntemlerinizden bahseder misiniz?

Hüseyin Bütüner: Bilişim Vadisi’nde şöyle bir kurgumuz var: Bütün projelere belli bir seviyede hakim ve mimari dilin belli bir standartın altına düşmeyecek şekilde değerlendirmeler yapan bir tasarım koordinatörümüz; mühendislik birimleri ve şantiyeyle koordinasyonu sağlayan bir teknik koordinatörümüz; bunlar dışında da proje yöneticilerimiz ve mimarlarımız var burada. Her projede deneyimine göre bir proje koordinatörü seçiyoruz, ben de her zaman işin içinde oluyorum. Proje koordinatörleri benim partnerim gibi oluyor neredeyse, onlara her konuda ciddi insiyatif alabilecekleri bir alan tanıyorum.

Tasarım sürecine de dahil oluyorlar o zaman?

Hüseyin Bütüner: Evet, tabii. Zaten bizim kullandığımız ortak bir dil, malzeme kullanım biçimleri, araziyle ilişki kurma biçimlerimiz var. Bu nedenle tasarım aşamasında da aynı dilden konuşuyoruz.

Bu projenin yöneticisi çok genç bir arkadaşımız mesela. ODTÜ 2010 mezunu, fakülte birincisi, Cem Korkmaz. Bu proje için deneyimi az olmasına rağmen bir bütünlük üzerinden gidebilecek kapasitesi, müthiş bir koordinasyon becerisi var. Zaten onu destekleyen bir tasarım, bir de teknik koordinatörü var.  


Muallimköy Bilişim Vadisi Proje Koordinatörü Cem Korkmaz, Tasarım Koordinatörü Işıl Sencar Ertosun’la

O zaman projeyi bir de proje yöneticisinden dinleyelim. Hüseyin Bey’in anlattıklarına ek olarak çalışma süreciniz hakkında nelerden bahsetmek istersin?

Cem Korkmaz: Muallimköy projesini diğer projelerimizle kıyaslamak oldukça zor. Proje arazi büyüklüğü, bağlam ve konum olarak, en azından benim alıştıklarımdan oldukça ayrılıyor. İlk 4 ay boyunca işi almak için çok çalıştık. Zaten ofis olarak bu tipolojide birikimimiz çok fazla, çağrılma sebebimiz de oydu. Körfez üzerinde hakim bir konumda, ciddi eğimli 3 tane vadiye yerleşecek projemiz ile ilgili öncelikle bir kentsel tasarım konsepti geliştirdik. Önceki deneyimlerimizden tarak şemanın teknoparklarda işlediğini ve eğimli arazilere de uyum sağlayabildiğini biliyorduk. Arka planda çalışan bir önseziyle hızlı bir şekilde sunumları, görselleri hazırladık.

İşi aldığımız belli olduğundaysa, işin alt etaplarına uygun zaman ayıran bir iş programı hazırladık. Ve programımızda 30 bin metrekarelik bir kulenin etrafındaki hacimleriyle birlikte 1,5 ay içerisinde ihaleye çıkacağı gibi gerçek dışı bir takvimle karşılaştık. Neden? Çünkü yönetici şirket, bakanlıktan 2014 bütçesi için 25-30 milyon TL alabiliyor, ancak ihalenin 2014 bitmeden yapılabilmesi şartıyla tabii. Biz de büyük bir panik içerisinde projeye başladık. Hızlıca önceki örneklerimizi taradık, nasıl faydalanabileceğimize baktık, derken işin içine yönetmelikler, otoparklar ve sosyal hacimler girdikçe binamızın aslında 30 bin değil 80 bin metrekarelik bir inşaat alanına ulaştığı anlaşıldı. Bütçe öngörüleri aşılınca, süreç başta her iki tarafında istemeyeceği şekilde gitti.

Sonunda bu kulenin ihale takvimindeki önceliğinden vazgeçildi. Bunun yerine bütün altyapı imalatlarıyla birlikte, 50 bin kişilik bir nüfusa göre koca bir şehir tasarlıyormuşçasına bir kentsel tasarım ve yol alt yapı projesi istendi. Durum böyle olunca bir yandan binanın tasarımı ile ilgili çalışmalar devam ederken, diğer yandan da idareyi mutlu edecek bir senaryoda buluştuk. Onlar ihaleye çıktılar, biz de yerleşkenin belki 10 yıl sonra projelendirilecek etaplarını da mimari hassasiyetle irdeleyen bir kentsel tasarım geliştirdik.

İki ekip olarak mı çalıştınız?

Cem Korkmaz: Evet, Hüseyin Bey de her zaman bir üst göz olarak yanımızdaydı. Ben ve kıdemli bir peyzaj mimarımız, mimari referansları da olan bir kentsel tasarım projesi hazırladık. Bu sırada 3 kişilik diğer ekibimiz de başta 30 bin olup 80 bine çıkan idari kule, çevresindeki kuluçka merkezi ve Ar-Ge binalarının mimari uygulamasını çizdiler. Hüseyin Bey’le birlikte 6 kişi bu projede yer aldık. Alt yapı projeleri bittiği zaman peyzaj mimarımız peyzaj uygulamalarına geçti, ben de mimari uygulama ekibine yardımcı olmaya başladım.

Bugün yapacağımız teslimle birlikte 85 bin metrekarelik alanı bitirmiş oluyoruz.

Çok güzel bir ana denk gelmişim.

Cem Korkmaz: Evet şu ana Dropbox’a yükleniyor.


İnovasyon Merkezi

“Bir anda, koskoca kültür kongre merkezi 500 metre aşağıdan tırmandı tepeyi, bizim arazinin komşuluğuna oturuverdi.”

Peki, projede ani değişiklikler gibi zorlayan zamanlar oluyor mu?

Cem Korkmaz: Tabii, neticede çok ortaklı bir devlet projesi, bu nedenle yorum katmak isteyenlerimiz de çok oluyor. Örneğin, Kasım’da Teknoparklar Zirvesi yapılmıştı, bizim de sergi salonunun merkezinde 1/1000 maketimiz vardı. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı projeyi görünce ilk etabın hemen komşu parseline bir kongre merkezi yapmamızı istedi. Biz bahsedilen yere ofis binalarını yerleştirmiştik. Bir anda, koskoca kültür kongre merkezi 500 metre aşağıdan tırmandı tepeyi, bizim arazinin komşuluğuna oturuverdi. E tabii, ofis binası da aşağıya gitti. Baktık bu şekilde de uygulayabiliyoruz, biz de bu yorumla devam ettik.

Program içerisinde vardı değil mi bu merkez?

Cem Korkmaz: Aslında tam olarak yoktu. Şöyle: Proje 1 milyon 680 bin metrekarelik bir proje. Bu alanın 300 bin metrekaresi bizim mimari tasarım ve uygulama taahhüdümüz içerisinde; ve bu alan içerisinde böyle bir kongre merkezi yer almıyordu. Bu merkezi de arazi yapısı ve yerleşke içi yollara uygun olarak 2. etap içerisinde tanımlamıştık. Biz daha çok tip proje ağırlıklı çalışacağımızı düşünürken, bir etap içerisinde idari kule, prototip merkezi, inovasyon merkezi, kuluçka merkezi, sosyal tesisler, kongre merkezi, otel, misafirhane, spor salonu, bilişim yüksekokulu gibi çeşitli işlevlere sahip yapılar çözdük.

İçerisinde okul bile var ama ofis?

Cem Korkmaz: Şu ana kadar tipik kiralık bir ofis binası saymadım evet. Bundan sonra, projenin daha seri ilerlemesi için bu tip binalarla ilerleyeceğimizi umut ediyorum. Aslına bakarsanız yüksekokul binasını da ofis olarak güncellememiz yönünde sözlü bir talep aldık.

Şu anda ilk etabı teslim ediyorsunuz değil mi? onun dışında kaç etap var?

Cem Korkmaz: Evet, onun dışında da, biri küçük bir alan olmak üzere 3 etap daha var. Yerleşkenin merkezinde peyzaj projelerini çalıştığımız 500 dönümlük vadiyi, üzerindeki yapılarla birlikte ele alınca, 4. etaptan da bahsedebiliriz.

“Uygulama esnasında bizi en çok zorlayan bu oldu, 80 bin m2 öyle bir dokunuşta kaymıyor tabii.”

Hüseyin Bey’e sormuştum, sana da sorayım, süreci sekteye uğratan bir sorunla karşılaştınız mı?

Cem Korkmaz: Su deposu sorunumuz oldu aslında, buna değinilmemiştir muhakkak. Bu arazinin önemli bir kısmı Gebze Teknik Üniversitesinin, 25 yıl önce ismi henüz Gebze Yüksek Teknoloji Enstitüsü iken yerleşmeyi düşündüğü bir alanı içeriyor. İşin başladığı an itibariyle de çoğunluğu özel şahıslara ait arazideki tek kamu kurumu da bu üniversiteydi. Dolayısıyla eski yerleşke sınırları, idarenin kamulaştırma bütçesini verimli kullanmak için Bilişim Vadisi genelinde 1. etap olarak değerlendirildi. Bu bölgedeki enstitü yerleşkesi için, arazide 35 bin kişilik bir nüfusa sahip bir yerleşim alanına hizmet edecek bir su deposu yapılmış, tam olarak 1200 m2‘lik taban alanına sahip. Biz vadinin su deposunu başka bir alanda konumlandırmayı düşünürken bu kadar büyük bir su deposu ilk etap arazimizin tam ortasında ortaya çıktı. Tabii böyle olunca, tüm binaları 15 metre kaydırmak, yol profillerini değiştirmek zorunda kaldık. Uygulama esnasında bizi en çok zorlayan bu oldu, 80 bin m2 öyle bir dokunuşta kaymıyor tabii. 

Sanırım bir de arkeolojik kalıntılar varmış?

Cem Korkmaz: Evet, bir Roma yolu var, ama neyse ki bizim mimari etapları ilgilendirmiyor. 

Kalıntılar belli olmuyor aslında, doğanın içerisinde zamanla kaybolmuş durumda. Yukarıdan alınan görüntüler doğrultusunda SİT alanı imar planında tanımlanmıştı, biz de bu yolu koruyacak şekilde kentsel tasarım projemizi çalışmıştık. 

Projelerin revize edilmesi sorunundan öte, araziyi de değerlendiren bir özellik aslında.

Cem Korkmaz: Tabii, bölgenin önemini gösteriyor. Hızlı tren, yüksek gerilim, BOTAŞ hattı, Körfez Geçiş Köprüsü ve Roma Yolu. Arazi birçok açıdan besleniyor. Bu da bölgenin hak ettiği değeri tasarımda vermemiz için bizi zorluyor.

Son olarak da proje ile ilgili bir son tarih var mı, takviminiz nasıl?

Cem Korkmaz: Açıkçası projenin Ağustos sonunda tamamlanması gerekiyor, uzatmayla birlikte Kasım ortası diyebiliriz. Ama tamamlansa bile idare, bütçesi doğrultusunda o hızla ihaleye çıkamayacaktır. Dolayısıyla uygulama projelerini tamamlasak bile, ihale dosyalarını bekletmemiz gerekebilir.

Son olarak da ekipteki meslektaşlarının isimlerini bizimle paylaşabilir misin?

Cem Korkmaz: Cansın Akın, Özge Karaman, Ekin Atalay, İrem Güler, İnci Kasım, Özlem Özdener, Alp Diker ve peyzaj mimarlarımız Tülin Göçer, Meltem Şentürk Asıldeveci.

Şimdiden herkesin eline sağlık o zaman. Sohbet için teşekkür ediyorum.


Muallimköy Bilişim Vadisi Proje Ekibi

3 yorum

  • seda-kurtSeda Kurt Şengün says:

    Meatpacking bölgesindeki değişimde Jane Jacobs ile beraberindeki kamusal inat, yerel yönetim yaklaşımları da referans okumalar olarak değerlendirilebilir.

  • omer-yilmazOmer Yilmaz says:

    Harika bir derleme, eline sağlık Özüm 🙂

    High Line, gayrimenkul geliştiriciler, tasarımcılar ve plancılar için tekil bir fırsat mı, yoksa kopyalanabilen, tekrardan üretilebilen yeni bir oyun alanı mı? sorusuna açık bir cevap vermemenin özel bir nedeni var mı? Sence?

    Bu arada Türkiye\’de Marmaray yer altına alınarak pekala da her iki yakada müthiş iki lineer bir park elde edilebilirdi. Ve şahsen yıllardır hayal ettiğim -elbette Dünya\’nın döneminden ayakta kalan en önemli sur duvarları olduğunu unutmadan- İStanbul Karasurları yürüme rotası / lineer parkı iyi bir örnek olabilirdi. Bizde ancak olabilir / olabilirdi / keşke kelimeleri gündemde olabiliyor malum.

  • ozum-itez1Özüm İtez says:

    Teşekkür. Aslında bu yazıdaki soruları cevap bulmak için sormadım, olası cevaplar üzerine spekülasyon yapmak veya okuyana sorgulatmak için sormuştum, o nedenle havada bıraktım biraz.

    “tekrardan üretilebilen yeni bir oyun alanı” fikrine dönersek: Tekrardan üretilmeye çalışılacağını, kopyalarının oluşacağını ve çoktan oluştuğunu düşünüyorum, yazıda da var, ancak yeni bir oyun alanı olduğundan şüpheliyim. Kopya projeler, başarısız girişimler olarak elenecek. Ama asıl dikkati çekmek istediğim bunun basit bir oyun alanı olmaktan çıkıp, yerel aktörlerin doğrudan talep ettiği, neredeyse bir gereksinime dönüşeceği, aynen bisiklet yollarının veya yaya güvenliğinin talep edilmesi gibi. Veya umarım öyle olur…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir