+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

"Biz Halka Ulaşmaya Çalışmıyoruz Çünkü Biz Halkız Zaten"

9 Ocak 2014, 13:35
  defa okundu.

Ocak 2013'ten bu yana Ankara'nın sorunlarını eğlenceli bir dille ortaya çıkaran, tartıştıran Ankara'nın Bugları platformu ile keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

"Biz Halka Ulaşmaya Çalışmıyoruz Çünkü Biz Halkız Zaten"

"Sade vatandaş"lardan oluşan bir ekip olan Ankara'nın Bugları, Ocak 2013'te açtıkları bir Facebook sayfasından yaptıkları paylaşımlarla herkesin yüzünde bir tebessüm oluşturdu. Kimi zaman ağlanacak halimize gülüyoruz desek de, "deniz olmayan yerde yaşamam" diyenlerin konuşmaktan bile imtina ettiği bu gri kenti eğlenceli bir şekilde hayatımıza sokmuş oldular. Siyasetin başkenti olan Ankara'nın kentsel sorunlarını sadece sokak siyaseti yaparak ortaya koydular. Bir kentin sürreal hallerini sayelerinde keşfettik. Şimdi 1 yılını dolduran bu keyifli projeyi ve Ankara'yı bir de onlardan dinleyelim.

Arkitera: Kaç kişisiniz ve neden böyle bir grup kurma gereği duydunuz?

Mehmet Keleş: Dört arkadaşız. Hepimizin farklı bir uğraşı var. Fikir birkaç sene önce benden çıktı. Ankara metrosunda 2011 yılında 1998 yılına ait bir şehir haritası görmüştüm. Haritanın basıldığı yılda ortaokula gidiyordum; üniversiteyi bitirdiğimde o haritanın hala orda olduğunu gördüm. Soru da, cevap da burada. Ankara'da hiçbir şey değişmiyor mu? Hiç gelişme yok mu? Yoktu. Aslında böyle bir projenin ortaya çıkması değil, neden bu kadar geç kalındığını merak ediyoruz. Çünkü Ankara, herkesin sürekli şikayet ettiği ancak hiç kimsenin hiçbir şey yapmadığı bir şehir.

Mimarlık veya planlama eğitimi aldın mı? Yoksa sadece bir vatandaş duyarlılığıyla mı başladın bu işe?

Bu projeye başladığımızda, sıradan bir vatandaş şehircilik ile ilgili ne kadar bilgili ise o kadar bilgim vardı. Mesela bir cadde üzerinde neden bu kadar çok rögar kapağı var diye düşüyorum. Mesaj geliyor. "Şu caddeyi boydan boya yürüdüm, cadde üzerinde 80 tane rögar kapağı var. Neden?" diyor. Hepimiz benzer şeyleri düşünüyoruz. Cevap veremedik tabi. Bu şehrin gariplikleri bizi ve herkesi aşabiliyor bazen. Biz de merak ediyoruz çünkü. Ama bu bir halk hareketi, "Biz Ankara'da yaşamaya çalışan sıradan insanlarız" demiştik. Öyleyiz. Ankara'nın daha iyi ve yaşanabilir bir yer olması için uğraş veremerdn sıradan insanlarız. Sadece merak ediyoruz ve bunları paylaşıyoruz. "Neden burada 80 tane rögar kapağı var arkadaş?" diye soruyoruz. Hep soruyoruz zaten, her şeyi soruyoruz.

"Çok klişe bir deyim vardır ya 'halka ulaşmak' diye. Biz halka ulaşmaya çalışmıyoruz çünkü biz halkız zaten."


Meslek odaları kent sorunları üzerine muhalefet yapılıyor ama sizin gibi sıradan insanların "neden burada 80 tane kapak var?" demesi daha fazla yankı uyandırıyor.

Bir mimar veya şehir plancısı algısıyla sorulması veya cevap verilmesi ile halktan birinin cevap vermesi ya da sorması arasında çok fark var. Biz halktan biri olarak soruyoruz, ama şehir plancısı bunu sormak için rapor yazıyor resmen. Bu kadar zor bir şey değil. Bunu zaten halka anlatmak zorundasın sen. Halka anlatıp onun algısını uyandırman lazım yoksa zaten seni kale alan bir yönetim yok. İstenildiği kadar 50 sayfalık raporlar yazılsın. Onlar önemsemeyip bir kenara atıyor. Aslında bunu halka sormak lazım. Çok klişe bir deyim vardır ya "halka ulaşmak" diye, biz halka ulaşmaya çalışmıyoruz çünkü biz halkın içindeyiz, biz halkız zaten. O yüzden bu kadar yankı uyandırıyor yaptıklarımız.

Mesela 50 sayfalık rapor ile yapılan muhalefete önyargı ile bakılıyor. Halka ulaşmak için de aslında başka bir dilden konuşmak gerekir belki. Sizin sosyal medyayı aktif olarak kullanmanız bunun yollarından biri değil mi?

Bilgi almak için Mimarlar Odası'na gittim. "Neler yapabiliriz? Nasıl yapabiliriz?" diye sordum. "Tamam ben onun çıktısını alayım" diyor ve 50 - 60 sayfalık bir rapor veriyor bize. Bu ülkede muhalif tavır dedikleri şeyi hep şöyle algılıyorlar: "En iyisini biz biliyoruz. Bakın biz 200 sayfa rapor yazdık" Muhalefet böyle bir şey değil ki. Siz daha iyi biliyor olabilirsiniz ama siyaset ya da muhalefet böyle bir şey değil.

"Bu şehirde, insanların da yaşadığı unutuluyor"


Peki bu kentin en büyük sorunu Melih Gökçek mi?

Yerel yönetim ve belediyecilik anlayışı, Ankara'da hiçbir zaman insana yönelik olmadı. Topluma yönelik bir belediyecilik anlayışı yok. Yol yapılacaksa arabalar için yapılır, bisikletliler düşünülmez. Yaya yolu yapmak yerine üst geçit yaparlar ki üst geçit yaşama hakkını insandan alıp, arabalara verir. Mesela Taksim ile Kızılay'ı karşılaştıracak olursak; Taksim meydandır, Kızılay ise kavşak. Algı en önemli sorun. Bu şehirde, insanların da yaşadığı unutuluyor. Kaldırım yapılıyor, kaldırımın üzerine bir otobüs durağı, direk veya trafo yerleştiriliyor ve o kaldırımda insanlar yürüyemez duruma geliyor. Çoğu zaman da kaldırım hiç olmayabiliyor.

Aslında bu bağlamda en önemli şey projenizin toplumsal algı yaratması. İnsanların gündelik hayatta kanıksadığı birçok sorunu gün yüzüne çıkarıyorsunuz.

Yaptığımız en önemli işlerden biri bu aslında. Projeyi 3 aşamalı olarak planladık. İlk aşama, odağı arttır oldu. İkinci aşama dikkat çekme. Bunu da gerçekleştirdik, onlarca gazetede haber oldu. Daha sonra harekete geç aşaması, şu an devam ediyor. İnsanların artık sosyal medyadan çıkıp fiili işlere giriştiği bir şey planlıyoruz. Ama en önemli şey şu oldu; proje ekibindekiler bile artık bana şöyle şeyler söylemeye başladı: "Ben 20 yıldır aynı sokakta oturuyorum, yıllardır görmediğim sorunları artık görüyorum, sokağa çıktığım zaman üzerime çöken bir rahatsızlık oluyor." Başlarda şöyle mesajlar alıyorduk; "Sizin yüzünüzden elimde telefonla gezmeye başladım.", "Önüme bakamıyorum artık, sürekli çevreye bakıyorum." gibi. Önemli olan şey buydu. Ankara'nın geçmişine baktığımız zaman 20 yıllık 30 yıllık sorun orada hala duruyor ama insanlar artık onu fark etmeye başladı. Zaten projenin çıkış fikri de burada. İnsanlara sorunları fark ettirebilmek. Bir unutulmuşluk var şehirde. Kimse fark etmiyor.

Senin projeyi başlatman da böyle bir şey değil mi?

Evet, fark edilmeyen şeyi göstermekle başladı her şey. 2011 yılında Ankara Metrosu'nda 1998 yılına ait bir kent planı görmüştüm. Aslında tüm sorunlarımızın kaynağını özetliyordu, Ankara'da hiçbir şey değişmiyor, gelişmiyor. Kocaman bir unutulmuşluktu Ankara. Önce bu unutulmuşlukları belirleyip, daha fazla insana duyurmam gerektiğini düşündüm. Ama benim ne fotoğraf çeken bir telefonum vardı ne de fotoğraf makinem. Sadece etrafa bakıp not alıyordum. Daha sonra 2013'ün ocak ayında şartlar olgunlaştı. Fikir bir projeye dönüştü. Notlarımla ilgili fotoğrafları internetten buldum ve yıldır rahatsız olduğum şeyleri paylaşmaya başladım. Ardından ekip olduk, sokaklara çıkıp fotoğraflar çektik, gelen fotoğrafları yayınlamaya başladık.

Nasıl işliyor peki? İsteyen herkes projeye fotoğraf gönderebiliyor mu?

Günde yaklaşık 100'e yakın mesaj geliyor. Hepsini arşivliyoruz ve yayınlayabileceklerimizi yayınlıyoruz. Dikkat ettiğimiz bazı noktalar var. İnsanlar sokakta bu sorunları görüp zaten bunalıyorlar. Biz de üzerine tekrar bu sorunları gözlerine soksak onları sıkmış olacağımızı biliyoruz. Biz de mizahla harmanlayıp yayınlıyoruz. Hiçbir zaman "isyan" şeklinde çalışma yapmadık. Çünkü zaten sokakta insanlar isyan ediyor.

Sosyal medya sıkıntısı da var o zaman? Çünkü bunları planlamak, aynı şeyleri paylaşmamak zor. Sosyal medyada başarılı olmak için artık herkes profesyonelleşti. Aynı şeyleri paylaşmamaya dikkat ediyorlar.

Bu konuda benim sosyal medya geçmişimin biraz faydası oldu. Neler yapmalıyız? Nasıl bir strateji belirlemeliyiz? Süreç nasıl işlemeli? gibi plan yaptık. Bunları sosyal medya kanalları için ayrı ayrı planlayıp, stratejilerini oluşturduk. Yoksa, tesadüfen gelen bir başarı değil bu. Ciddi bir çalışma ve kafa yorma gerektiriyor. Ön planda görünen birkaç fotoğrafın paylaşıldığı sosyal medya sayfaları; ama içine girdiğinizde öyle olmadığını görüyorsunuz. Nasıl daha iyi oluruz, Ankara için ne gibi projeler yaparız, nasıl yaparız toplantıları, görüşmeleri, iletişimde olduğumuz insanlar, koordinasyon ve dahası. Yorucu; ama bir o kadar da insanın içine işleyen bir çalışma. Seviyoruz Ankara'yı.

Peki toplumsal farkındalık dışında yapmak istediğiniz şeyler var mı? Yani mesela yerel yönetim bunları görsün, farkınıza varsın istiyor musunuz?

Mesela bize en çok "Kime ulaşmak istiyorsunuz? Yetkililerle iletişime geçtiniz mi?" soruları soruluyor. Hayır, diyoruz. Kimseyle iletişime geçmedik. Zaten biz böyle bir şey planlamıyoruz. Bizim iletişim kurmak istediğimiz Ankara halkıydı. Yetkililerle neden iletişim kuralım ki? Bizim sorunlarımız var, bunları çözmek zaten onların görevi. Bir kurumu görevini yapması için dürtüklemek kadar saçma bir şey var mı? Ayrıca bu projenin siyasete, kişilere bulaşmamasının güzel yanı şu; bizim gönderilerimizi, AKP gençlik kolları başkanı da paylaşıyor, CHP meclis üyesi de ve MHP'li başkan da . Böyle güzel bir tarafı var. Aslında herkes destekliyor. Herkes doğru bir şey yaptığımızı biliyor ama bunu birbirlerine karşı kullanıyorlar. Hala sorunları çözmeye yönelik değil, sorunlar üzerinden prim yapma arayışı var. Bizim istediğimizse çok basit. Kavga değil, çözüm.


"Sokakların bizim olduğunu sokakta göstermeliyiz"


Ne planlıyorsunuz? Bundan sonra ne olacak? Harekete geç dediğin şey nedir?

"Harekete geç" insanların, sokakların sahibi olduğunu, sokaklarda göstermesi. Biz yapmadık ama mesela "merdivenleri boyama" projesini çok beğeniyoruz. Sokakların bizim olduğunu sokakta göstermek! Eskiden 'Sokak Panterleri' diye bir grup varmış. Kaldırımlara park eden arabaları stickerlıyorlarmış. Hiç adları duyulmadı ama güzel bir şey yapmaya çalışmışlar. Sorunlarımız, rahatsızlıklarımız sokaklarda, çözüm de sokaklarda aslında. Dijital olarak fikirlerimizi, düşüncelerimizi, isteklerimizi ifade ediyoruz. Bağırıyoruz. Tamam, ama sokaklar bizim yaşam alanımız. Onları da sahiplenmeliyiz.

Ankara'da bu tarz hareketler çok fazla sanırım. Siyasete girmeden güzel bir muhalefet yaratan birçok aktör var.

Ankara'nın kendisi zaten siyaset. İnsanlar bu durumdan yorulmuş durumda. Her yer siyah, herkes takım elbiseli. Burada her yer Başbakan, her yer siyaset. O yüzden siyasete bulaşmadan siyasi eleştiri daha fazla yapılıyor Ankara'da.

Gelecekteki planlarınız neler?

Bir network planlıyoruz. Herkesin günde Twitter'daki gibi günde onlarca içerik paylaşabildiği, her sorunu fotoğraflayıp kendi profilinden paylaşabildiği bir network yaratmayı planlıyoruz. Ayrı bir web sitesi olacak. Karşılıklı iletişimin olduğu, herkesin kendi profilinde paylaştığı, hepsini ayrı ayrı harita üzerinden gösterebildiği, yetkili kurumların cevap verebildiği bir web sitesi olacak. Herkes için daha fazla söz hakkı ve demokrasi istiyoruz. Şimdi web sitemize sponsor veya yatırımcı bulmak için görüşmeler yapıyoruz. Umarız güzel günler görecek Ankara.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
Künye
Kişi: Mehmet Keleş
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Söyleşiler