+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

"Kentsel Tasarım Eğitimi, Kriterleri, Ana Noktaları Konularında Yeteri Kadar Bilgi Sahibi Olunmadığını Düşünüyorum"

19 Kasım 2012, 09:30
  defa okundu.

Yarışmalar konusunda deneyime sahip bir mimarlık ofisi olan Uygur Mimarlık kurucusu Semra Uygur ile projeleri ve yarışmalar hakkında söyleşi yaptık.

"Kentsel Tasarım Eğitimi, Kriterleri, Ana Noktaları Konularında Yeteri Kadar Bilgi Sahibi Olunmadığını Düşünüyorum"

Derya Yazman: Güncel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Semra Uygur: İstanbul'da üç senedir devam eden okullarımız var. 40 tane okul yapıyoruz. Bizim için önemli bir proje. İstanbul'un sismik riskten arındırılmasını kapsayan İSMEP Projesi'ni biliyorsunuzdur. Bu proje kapsamında İstanbul'un değişik semtlerinde, değişik arazilerde okullar yapıyoruz. Milli Eğitim Bakanlığı tip okullar yapıyor. Biz hiçbir zaman tip proje yapmadık. Okulları da tip yapmamak, yerine özgü okul yapmak amacıyla idareyi ikna etmek için işin başında oldukça uğraştık. Sonunda kabul ettiler ve destek verdiler. Şu anda 1 tanesi kullanıma açıldı 28 tanesi inşaat halinde, 8 tanesi yeni ihale edildi. Elimizde son 3 tanesinin uygulaması kaldı, onları yapıyoruz.

DY: Proje, mevcut okulların yeniden yapılması mı, yoksa boş arsada yeni okullar yapmak mı?

SU: Mevcut okullar yıkılıyor, aynı arsada yapılıyor. Bazen arsada tevhidler ya da terkler oluyor. Üsküdar, Beşiktaş, Şişli, Kağıthane, Esentepe, Beyoğlu, Zeytinburnu, Güngören, Esenyurt ve Bakırköy'de okullar var. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yapılan okulların örnek okullar olması için gayret ettik. Biz bunu sosyal sorumluluk projesi olarak ele aldık. Bir de Dakka Türkiye Büyükelçiliği Projesi ve Azerbaycan'da da bir çimento fabrikası işimiz var.

DY: Siz projelerinizde daha çok kamu yapılarına ağırlık veriyorsunuz sanırım...

SU: Mimarların iş hayatında bir işveren kitlesi seçme durumu olmuyor. Kendine çizdiği yol içinde böyle bir yer denk geliyor. Kamu binası demek belki pek doğru değil. İlk yaptığımız yapıların hepsi kamu tarafından açılan yarışmalar aracılığı ile ortaya çıktı. Yarışmalar demek belki doğru olabilir. Bir de siz bir şey yapınca, daha çok onu yapıyorsunuz gibi anlaşılıyor. Öyle değil aslında. Mimar her konuda tasarım yapabilmeli.

DY: Bir sürü yarışma yapılıyor, ancak çoğu uygulanmıyor. Siz bu konuda şanslısınız diyebilir miyiz?




AKM CSO Konser Salonu ve Koro Çalışma Binaları inşaatına ilişkin fotoğraflar

SU:
Uygulanmayanlar da var içlerinde. Mesela TBMM'ye yaptığımız yapı yapılmadı. Ama şanslı diyebiliriz doğru. İlk yarışmamız olan Giresun Hükümet Konağı inşaatı da uzun sürdü. CSO Konser Salonu -20 senedir, hikayesi uzun- yapılıyor. TED Ankara Koleji büyük oranda yapıldı. Diyarbakır projesini yaptık ama inşaatı yapıldı mı yapılacak mı bilmiyorum. Örneğin Mülkiyeliler Birliği yapılmadı. ODTÜ Yurtları var. Çağrılı yarışmaydı. Yüksek Lisans konuk evi, o herhalde yapılacak.

DY: Türkiye'de açılan yarışmaları nasıl buluyorsunuz? Amacına ulaşıyor mu? İyi sonuçlar elde ediliyor mu?

SU: Artık çok fazla mimarlık mezunu verilmeye başlandı. Okul sayısı arttı ama eğitimin niteliği arttı mı bilmiyorum. Okul sayısının, artmasının nedeni medyada mimarlığa ihtiyaç var olarak gösteriliyor. Talep arttı. Yeni arkadaşların kendine bir yer edinebilmeleri için yapacağı şeylerin başında yarışmalar geliyor. Yarışmalara giren sayısı çok oluyor. Olmayacak fikirler de oluyor, iyi fikirler de çıkıyor. Bunu yarışmaya girenlerin yeterince deneyimli olmamalarına bağlıyorum, ama doğal sonuç elbette. Bir de alıntılama, kopyalama, yabancı kaynaklardan etkilenme durumu var. Bunlara yanlış diyemeyiz. Daha çok tasarım yaptıkça kişilerin kendilerine özgü tavırları netleşecektir. Önemli olan yarışmaların devamlılığı. Örneğin 95'te yarışmalar duraklamaya girdi, ortam yarışmanın düzenine ilişkin hafızasını yitirdi. Şimdi jüri üyeleri de aslında yarışma prosedürlerini çok fazla bilmiyorlar. Böyle olunca şartnameler yeteri olgunlukta olamadığı gibi birincinin başına dert de olabiliyor.

DY: Yurtdışında yarışmalar proje elde etme yöntemi olarak yapılıyor. Ancak Türkiye'de yerel yönetimler bunu kullanıyor gibi. Ne dersiniz?

SU: Kullanılıyor gibi gerçekten. Yarışmalar biraz siyasetin aracı. Bu bütün tarih dönemlerinde böyle oldu. Yapıyı yapanın adıyla dönemiyle anılıyor. Şimdilerde özellikle belediye, yarışmaları bir hevesle çıkarıp genelde arkasını getiremiyorlar.

DY: Teknik anlamda sorunlar söz konusu mu? Şartnamelerin hazırlanması, jüri üyelerinin oluşumu vs. konuları düşünürsek...

SU: Jüriler biraz tembel gibime geliyor. Bu bütün şartnameleri okudum anlamına gelmiyor. Ancak yarışmayı açan kurumlar ve işverenler bazen aceleye getiriyor. Bazı şartnamelerin kopyala yapıştır mantığı ile yapıldığını bile gözlemlemek mümkün. İncelemeden yapılıyor diye bir düşünceye kapılıyorum.

DY: Tabii yarışmacının da kafası karışabiliyor. Bazen yarışma alanlarının sınırları tam tanımlı olmuyor. Bir de son zamanlarda kentsel tasarım yarışması furyası var. Ancak bu yarışmaların sınırları açısından çok tanımlı olduğunu düşünmüyorum. Örneğin başlıkta "mimari proje hizmet binası ve çevresi" deniliyor. O bir kentsel tasarım yarışması oluyor.

SU: Kentsel yarışmalarının olmasını doğru buluyorum. Çünkü insanlar sadece yapı bazlı değil, kentsel parçaların da düzenlenmesi gerektiğinin farkına vardılar. Buradaki eksiklik şöyle: Bunun eğitimi ortada kalmış bir durumda. Kentsel tasarım ne mimari bölümlerde yeteri kadar gündeme getiriliyor ne de şehircilik bölümlerinde. Şehirciliğin ölçeği daha büyük, mimarinin ölçeği daha küçük, kentsel tasarım ise bu ikisini bağlayan bağlaç konumunda. Ama kentsel tasarımın kriterleri, konusunda yeteri kadar bilgi sahibi olunmadığını düşünüyorum. Hepimiz için geçerli. Çünkü eğitimde de açıkta kalmış bir alan şu anda. Ama kentsel tasarım yarışmaların çıkması önemli ve doğru.

DY: Ben de şehir planlama mezunuyum. Yüksek lisansım kentsel tasarım üzerine. Eğitimde kentsel tasarım kavramının oturması konusunda bence de eksiklikler olduğunu düşünüyorum.

SU: Herkes parsel bazında olaya bakıyor. Ama durum parselin ötesinde bir şey. Şehir planları kent parçalarının niteliklerini belirlemiyor. Yoğunluk ve arsa hesabı çoğunlukla mülkiyet sorunları nedeniyle haritacıların elinde. Kentsel nitelikler ortada yok. O biraz kentsel tasarıma kalıyor. Ancak senin de yaşamış olduğun gibi eğitimde sıkıntı var.

DY: Gördüğüm kadarıyla bu oturmamışlık birçok okulda var. Doğal olarak yarışmalara da yansıyor.

SU: Bakan da bilmiyor, yapan da bilmiyor. Öyle arada kalmış bir durum. Umarım kentsel dönüşüm projeleri okullarda da konu edildikçe hep birlikte öğreneceğiz.

DY: Yarışmalarda artık danışman olarak yer alıyorsunuz sanırım. Peki sizin son zamanlarda jüri üyeliği yaptığınız yarışmalar oldu mu?

SU: Birçok yarışmada asli jüri üyeliği görevinde bulundum. İzmir Operası'ndan bu yana jüri üyeliği olmadı. Orada bizim işin nasıl verileceği bölümündeki hatamız Mehmet'in başına epey işler açtı. Jüriler tembel diyorum ama kendimiz de yaptık bu eksikliği. Yarışmacıların şartnameleri çok iyi okuyarak yarışmayı daha doğru mecraya oturtmak için gerekli soruları sorması gerekir. İzmir Opera binasının İzmir'e katkısı olacak. Çok güzel bir proje.

DY: Projelerin uygulanamama sorununun nedeni sizce nedir? Ortada sanırım maliyet ve mülkiyet sorunları var.

SU: Evet. Belediyeler plan evraklarını çıkarmadan, mülkiyet sorunlarını çözmeden yarışma yapıyorlarsa sorun oluyor. Kamuoyunda gündeme gelmek için çıkarılıyor, sonra hevesler kaçıyor ya da para bulunamıyor. Bazen de elde olmayan nedenler olabiliyor. Örneğin biz 2005'de Diyarbakır Yenişehir Hizmet Binası'nı kazandık. Daha geçen sene gündeme geldi. Projeyi tamamladık. Onunla da bitmiyor. Bazen projeyi yapıyorsun, inşaat tamamlanamayabiliyor.

DY: Yarışmalar için bir yönetmelik var. Ancak bazı şeyler tam tanımlı değil. Çoğu şey yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılıyor gibi... Örneğin jüri üyelerinin oluşumu konusu...

SU: O yanlışı idareler yapıyor. Yönetmelikte jüri üyeliği konusunda her şey tanımlı. Ancak yarışmayı açan kurum konunun üzerinde yeterince düşündüğünü sanmıyorum. Örneğin Çamlıca Camii Yarışması var. Adı yarışma ama gerçekten yarışma değil. Oradaki jüri üyeleri kim. Yarışma olabilmesi için bir yönetmeliğe bağlı olarak çıkması gerekiyor. Kamuoyunu yumuşatmak adına "yarışma" denmiş.

DY: Peki Ankara'da kent ve mimarlık konusunda sıkıntısını yaşadığınız durumlar nelerdir?

SU: Giderek otobana dönüşen bir şehir. Ankara giderek büyüyor. Büyürken ne kadar kamusal alanlar ile birlikte büyüyor? Ana merkezde kamusal alan azlığı, ana kent bölgesinin otobana dönüştürülmesi sorunu ve en önemlisi belediye başkanı sorunumuz söz konusu.

DY: Çok teşekkür ederiz.

SU: Ben teşekkür ederim.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
Mustafa Artar / 19 Kasım 2012, 17:14
Size kesinlikle katiliyorum. Varoldugunu bildigimiz gercekleri soyleyebilsek ve birlikte uretim kulturune dogru yol alabilsek hepimiz mutlu olacagiz. Yarismalarda ekip baslarinda diretmek de mesleki fanatizmdir, bu da bir yere goturmemistir.
 
Omer Yilmaz / 19 Kasım 2012, 16:52
Mesklek fanatizmi bizi bir yere götürmedi bugüne kadar. Ne yapana ne şikayet adene bir yararı görülmedi.
 
Mustafa Artar / 19 Kasım 2012, 16:10
Kentsel tasarimi mimarlik ile sehir planlama arasinda tanimlayip, ozellikle yarismalarda basarilari da gozardi edip Peyzaj Mimarlarini gormezden gelmek modasina uymus sayin Uygur. yarismalardaki asil sorunun da buradan kaynaklandigini sanirim soylemeyi unutmus. Son donemlerde ozellikle bilerek "mimari ve yakin cevresi" adiyla ilan edilen yarismalarin jurilerinde ihmal edilen bir meslek var ise o da Peyzaj Mimarligidir. Jurilerden de sikayet ederken bu gercegi unutmamak gerekir.
 
 
Künye
Kişi: Semra Uygur
30 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Söyleşiler