Arkitera.com ICON DERGISI

Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
ARKIPARC REHBER

Söyleşi

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Aralık 2006Alejandro Zaera Polo


Düşsel Mimarlığın Dışında Deneysel Bir Üretim: Alejandro Zaera Polo ile Söyleşi


Fotoğraflar: Ali Taptık

Zeynep Alpay: FOA (Foreign Office Architects) olarak “yabancı olmak” projelerinizi açıklamada sık kullandığınız bir söylemdi fakat uzun bir süredir Londra’da yaşayan ve Londra için “2012 Olimpiyat Parkı” ve “BBC Music Center” gibi projelere imza atan bir ofis olarak, “yabancılığınızı” koruduğunuzu ve bu söylemin halen projelerinizin bir parçası olduğunu söyleyebilir misiniz?

Alejandro Zaera-Polo:
Proje yapmaya ve yarışmalara katılmaya başladığımız dönemlerde, ortağım Farshid Moussavi ve benim için bir düşünce biçimi olarak “yabancılık” önemli bir söylemdi. Artık kaybolmaya başladığını söyleyebilirim. Belki “yabancı olmanın” yaratıcı düşünce biçimi olarak ana mimarlık akımlarının dışında durmak adına hala geçerli olduğunu düşünebiliriz fakat ofisimizin çalışma biçiminin bugün bile “yabancı” bakışı taşıması gerekmediğini biliyorum. Biz “yabancı olmanın” etkisini Yokohama Terminali projesini yaptığımız dönemlerde sıkça vurguladık ve o zaman çok farklı bir etki yarattı, çünkü müşteri bizim onları anlamadığımızı düşündü ve kendilerini açıklamaya çalıştı. Mimarla müşteri yer değiştirmiş gibiydi. Biz müşteriye projeyi açıklayacağımıza onlar kendi kültürlerini ve projelerini açıklama ve sorgulama sürecine girdiler. “Yabancılık” kavramının mimarlık kalitemizi nasıl etkilediğini ise söyleyemiyorum, belli ki bir şeylere etki etmiştir. Fakat tam bir açıklama getiremiyorum. Bu nedenle ben “kaplama”, “teselasyon” (yüzeyin belli bir etki verilmesi için yeniden yapılandırılması) ve “yüksek yapılar” gibi konular üzerinde konferanslar vermeye başladım. Çünkü bu konularda deneyler yapabiliyor, araştırmalarını sonuçlarını da projelere etkin bir biçimde yansıtabiliyorum.

ZA: Bu deneyselliği nasıl üretiyor ve projelerinize nasıl yansıtıyorsunuz?

AZP:
Örnek vererek açıklayabilirim; son dönemlerde çok katlı konut projeleriyle de ilgileniyoruz ve üçgen formda bir tipoloji geliştirdik. Geleneksel kare plana yakın konutlar, manzara açısından avantajlı olabiliyorlar fakat güneşin gün içindeki konumlarıyla tamamen uyumsuzlar. Üçgen bir plana giderseniz, ister istemez kulenin güneşe göre yönlenmesi sağlayabiliyorsunuz ve bu da birçok açıdan avantajlıdır. Bu çözüm form kaygısıyla; “haydi üçgen plan yapalım” diye ortaya çıkmadı. FOA olarak bu çeşit çok katlı konut projelerini üretebilmek için üçgen plan ve yapı çözümleriyle ilgili bilgi üretmeye başladık. Güneşi ve birimlerin manzaralarını inceledik, düşünmeye ve çizmeye başladık, sonuçta üçgen planın daha etkili olduğunu fark ettik. Bu da projeleri ilginç hale getirdi ve başka noktalara taşıdı.

ZA: 2002’de yaptığınız bir röportajda, FOA’nin hedefinin farklı ülkelerde projeler yaparak deneylere devam etmek olduğunu söylemiştiniz. Bu deneylerinizde nasıl bir noktadasınız?

AZP:
Halen inşası süren projeler ve yapılmasının umduğumuz, sonuçlanmasını beklediğimiz çok sayıda yeni proje var. Biraz önce bahsettiğimiz güneşe göre yönlenen ve soyut denilebilecek formlara kayan çok katlı yapı projeleri aslında bizim farklı yerlerdeki farklı projeler üzerinde çalışmalarımız sonucunda ortaya çıktı. Kore’de, İspanya’da, İngiltere’de, Malezya’da tek bir fikri, tek bir kaygıyı farklı programlar için denedik. Genel görüş gökdelenlerle ilgili kesin ve doğru bir çözümün bir servis çekirdeği ve strüktürü sağlayıp, son aşamada post modern bir rötuşla farklılık yaratmak olduğunudur. Oysa güneşe ve manzaraya bağlı olarak bu form değişebilir, ürettiğiniz plana veya planın tekrar kullanılma ve genişletilme olasılıklarına göre de biçimlenebilir. Bu görülmesi ve üzerinde çalışması oldukça etkileyici bir konu. Her kültür ve coğrafyada farklı bir unsur bulabilirsiniz. Dubai’de veya İspanya’da çalıştığınızda cephe oranlarının oldukça az olduğunu görürsünüz. Kore’de veya Tropik Asya&rsq