Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi

Söyleşi

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Şubat 2005Bekir Gerçek



Fotoğraf: Alev Özkan

Karadeniz’de yeşil ile mavinin arasına örülmüş bir set: Karadeniz Sahil Yolu...

Sık sık halkın, çevrecilerin ve ilgili kurumların açtığı davalarla gündeme gelen Karadeniz Sahil Yolu’nun yapımı halen devam etmekte ve 1983 yılında “Karadeniz Sahil Yolu İyileştirme Projesi” ismi ile Karayolları Genel Müdürlüğü’nce yatırım programına giren 541 km’lik yolun % 62’si tamamlanmış durumda. Samsun- Sarp Sınır Kapısı arasında, yapımına ilk kez 1985 yılında başlanan yolun %60’ı deniz doldurularak inşa ediliyor. Geçtiği 6 il merkezi ve 63 ilçede toplam 8 milyon insanın yaşadığı yol projesi bir çok kez sivil toplum örgütlerinin tepkisiyle karşılaştı ve açılan davalar halen sürüyor.

En son 10 km’lik Artvin-Arhavi bölümü “doğal hayatın tahrip edildiği” gerekçesiyle durdurulan yolun Trabzon bölümü daha önce de aynı gerekçeyle durdurulmuştu ancak Danıştay, Bölge İdari Mahkemesi’nin kararını iptal etmişti. Bu konuda Mimarlar Odası Trabzon Şubesi Başkanı Bekir Gerçek ile bir söyleşi yaptık. Mimar Bekir Gerçek Trabzon özelinde Karadeniz Sahil Yolu’nun bölgede yarattığı etkiyi fiziksel ve sosyo-ekonomik yönleriyle bize anlattı.


Alev Özkan: Trabzon’un ve sahilin yolla ilk tanışması hakkında genel bir bilgi verir misiniz?

Bekir Gerçek:
Trabzon’un plansız kentleştiği dönemlerde, bütün suriçi kentlerinin oluşumunu Trabzon’da okumak mümkündür: İçkale, Ortahisar, Aşağıhisar ve Aşağıhisar’ın hemen önünde de şu anda su altında olan, tariflere göre 150’den fazla büyük gemiyi barındırabilecek olan liman. Bu dönemlerde planlama yok, ama kent doğru şekilleniyor, kent kentte yaşayanların ürettikleri yaşama kültürüne göre şekilleniyor: Komşuluk üniteleri sağlıklı, sokaklar belli merkezlerde odaklanıyor, çeşme başı bir çınarın dibi vs... Komşuluk ilişkileri çok sağlıklı, bahçe duvarları arkasında ön bahçenin gerisindeki evler, bahçede çok çeşitli flora çeşitleriyle komşuluk eden ev yaşayanları: Trabzon evi dediğimiz ev budur...

Daha sonra 1956 tasdikli tip imar yönetmeliğiyle beraber ne yaptık biz? Ön bahçeyi terk ettik, h/2 (arka bahçe mesafesi) adı altında imar mevzuatımıza soktuğumuz arka bahçeleri geliştirdik ve o arka bahçelerin hepsi mezbelelik oldu. Bu sefer o dar sokaklarda hudutun sıfırına yani tam cepheye yaslanan binalar yaptık, h/2’leri de zamanla arkada doldurduk, müştemilat koyduk ve işe yaramayan loş, rutubetli, pis mekanlar yarattık. Halbuki Trabzon’da zamanında doğru şeyler yapılıyordu. Şimdiye kadar bahsettiklerim Trabzon’un terk ettiği doğruları anlatabilmek için kısa bir tanımlamaydı.

Kentin çok önemli bir handikapı 1964 yılında tamamlanan Trabzon sahil geçişidir. 1959 yılında bu sahil geçişine başladığı zamanlarda bizler bu mesleğin mensupları değildik ama daha sonra yaptığımız incelemelerde o yolun hiçbir zaman hiçbir imar planında yeri olmadığını, buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Karayolları (TCK)nın dayatmasıyla sahilden geçirildiğini öğreniyoruz. 1960’lı yılların başında, o yol yapılmadan önce Trabzon sahilinde Kale Park’ın eteğinden kumsala ayağınızı bastığınızda aşağı yukarı Yıldızlı’daki askeri kampa kadar, yaklaşık 10 km kadar gidebiliyordunuz. Ne yaptık biz? Kolay olan yolu seçtik; 1959-1964 yılları arasında sahil yolu adı altında o yolu tamamladık. 1964’de bittiğinde yol cazibe merkeziydi artık, her an için orası için bir cazibe yaratıyordu. Süratle eski tabirle leb-i derya dediğimiz sahildeki parselasyonun üzerinden geldi kapkara bir asfalt geçti. Hemen arkasından bir de onu geçirirken Karayolları ya da o dönemin istimlakını gerçekleştirenler işlerine yaradığı kadarını kesip aldılar. Gerisini çok çarpık-çurpuk, yapılaşmaya pek de müsait olmayan büyüklüklerde, açılarda parseller şeklinde bıraktılar ve bilinen bütün o kötü yapılaşma o parsellerin üzerinde oluştu. 1970 onanlı ilk planda sahildeki yapılaşma 2 kattı, sonra 4 oldu, 6 oldu daha sonra tabanda küçülüp yukarda sivrilmek şartıyla da serbest bırakıldı; gördüğümüz çok katlı binalar ortaya çıktı.

1964’de tamamladığımız yolla beraber Trabzon’da önemli bir yanlış yapmış olduk, o dönemde kentin bu yola ihtiyacı da yoktu, üstüne üstlük kentin güney platolarından yol geçirme şansımız çok daha fazlaydı ama biz en kolay olanını yaptık; yer yer denizi doldurduk, yer yer ufak tefek istimlaklar yaptık ve sahilden yol geçirdik.

AÖ: Peki bu yolun Trabzon’a verdiği zararları sıralayacak olursak, bunlar nelerdir?

BG:
Bir defa ayağı suya değen Trabzon kentinin denizle arasından artık bir kara kedi geçmiştir, bu da o siyah asfalttır. Trabzon insanı giderek bir parça daha denizinden koptu. Cazibe merkezi yarattık dedim, çok yoğun yapılaşma sahilleri kirletti, yani bugün artık Trabzon’da Trabzon çocuğunun denize değil girmesi ayağını dahi sokma şansı yok.

Başka bir konu ki en önemlilerinden bir tanesi de budur: Sahildeki yapılaşma Trabzon kentini perdeledi. Perdelenen kentte -Trabzon’da hakim rüzgar rüzgar karayeldir- yeterince klima yaratamadı ve kent hava kirliliğine maruz kaldı.

Yine bu sahil yolu lineer yerleşmeye sebep oldu ve kıyıdaki dikine büyümede sosyal ve teknik altyapı tesisleri kente yetmemeye başladı, bu sefer Trabzon kenti kendi sorunlarını çözemeyen bir kent haline geldi. Batıda daha fazla, doğuda daha az olmak üzere yeni oluşmakta olan Beşirli ve Havalimanı muhitlerindeki yapılaşmanın da yükü yine eski şehir tarafından karşılanmaya çalışıldı. Pazar yeri yine aynı yerde, bütün hizmetler eski kentte kaldı. Yeni kentte sadece kentten kar edecek olan insanların parselleyip yap-satla beraber kasalarını doldurdukları tesisler kuruldu, bunlar da sadece konuttu. Bunlar ikinci merkezi de inkar ettiler, planlarda var ama gelin görün ki önceleri bakanlığın yaptığı plan değişiklikleri ile, 1985’den sonra da Belediye Meclisleri’nin aldığı kararlar ile bu ikinci merkez çok rahat planlardan kazındı ve yerlerine konut lejandı işlendi. Ve kent artık tek merkezli bir kent olarak o yükleri de taşımaya başladı..

AÖ: Trabzon kentinin uzunca bir süredir gündemini belirleyen başka bir yol var: Tanjant Yolu. Onu biraz anlatır mısınız?

BG:
1937’de kentin ilk imar planı Fransız Lambert tarafından yapıldığında raporda geliştirilen önerilerin bir tanesinde deniyor ki “Mevcut doğu batı istikametindeki aksa paralel güneyden giden yeni arterler üretiniz.” Yani 1970 onanlı imar planıyla Trabzon’un gündemine gelen Tanjant’ı o zamandan, 1937 yılında tarifliyor. Bütün mesele Trabzon’un bu lineer gelişmesinin önünü kesip kenti ışınsal bir şekilde güney platolarına doğru büyütmektir. Bunun için önü deniz olan bu kentin yarım daireler halinde güney platolarına tırmanması lazım, bunun için de iskelet lazım. Bu iskeleti (Tanjant Yolu’nu) Lambert 1937’de öneriyor, tam 31 yıl sonra yarışmada 1.olan projede gündeme geliyor, 1970’de onanıyor. Şu anda 2005 yılındayız ve halen bu yol açılamamış. Halbuki öngörülen tarihte açılabilmiş olsaydı belki de Trabzon’un kentleşmesi açısından kentin gelişmesi açısından çok daha sağlıklı bir şekilde kenti güney platolarına doğru taşıyıp büyütebilecektik. Dolayısıyla bu eski kente taşıyamayacağı kadar yük yüklemeyecektik. Aklın yolu bir: 1937 planı, 1968 planı, herkes aynı şeyi önerdi.

Şimdi biz Tanjant’a başladık, Tanjant’ı geciktirerek sürdürürken bu sefer güzergahıyla oynamak sevdasına düştük; Tanjant Yolu’nu 1970 onanlı güzergahından aşağılara çekmek 1974 yılında ilk defa gündeme geldi (planda kent dışından, güneyden geçen yol daha sonra kent merkezine çekiliyor).

Tanjant niçin demişler biliyor musunuz? Antik kente güney ucundan yani kral sarayının hemen arkasındaki son sur bedeneninden teğet geçtiği için ‘tg’ Tanjant Yolu denmiş. Yarışmaya sunulun plan raporunda var, daha sonra jüri raporunda da var, diyor ki bu yol için;

“Birincisi üretkendir; Tanjant Yolu kente yeni kentsel yerleşim alanları üretecektir.”

Yani bu bir ikinci omurgadır, bu güney platolarında kente katılabilecek alanları yeni kentsel yerleşim alanları olarak üretecek besleyecektir ve devam ediyor;

“İkincisi koruyucudur; antik kente değmeden zarar vermeden geçmektedir. Üçüncü olarak taşıyıcıdır; güney platolarındaki yoğunluktan gelecek olan artı yükü alacak, kente sokmadan bir by-pass yolla beraber taşıyacaktır.”

Tanjant Yolu’nun güzergahını güneyden ısrarla kuzeye çekmek hatta antik kenti yarıp içinden geçmek gibi sevdalara kapıldığımızda bu üç öğenin hemen hemen hepsini sulandırmış hatta hepsine ihanet etmiş oluruz. Bir defa Tanjant Yolu üretken olmaktan çıkar, nasıl çıkar? Biz yolu aşağıya çektiğimiz zaman bizi Gülbaharhatun-Hacıkasım düğüm noktasından güneye gönderebilecek olan bir tek yola esir kalırız. Bu da eski cezaevinden yukarı Bahçecik Mahallesi’ne çıkan 9,5 m’ik yoldur; genişlemesine imkan yoktur; sağı solu tescilli tarihi eser niteliğinde yapılarla doludur. Oysa imar planındaki Tanjant’ın bu bahsettiğim düğüm noktasından güneye gönderdiği 25 m’lik 3 tane, çeşitli büyüklüklerde 8 tane olmak üzere toplam 11 tane bağlantı yolu vardır. Bunların güney platolarına pompalayacağı kanı hep beraber düşünelim, bir de o 9,5 m’lik bir tek yolu düşünelim, doğru ve bilimsel olan yol o idi. Bugün yolu 10 küsür yıllık mücadeleden sonra çeşitli sulandırmalarla beraber malesef Trabzon’a sunabilecek olduğu yararı sunamayacağı yerden ve bunca yatırımı yapıp elde etmemiz gereken bahsettiğimiz üç tane çok önemli artı değeri elde edemeden yapıyoruz.

AÖ: Karadeniz Sahil Yolu Projesi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu yolun güneyden geçmesi mümkün mü?

BG:
Tanjant Yolu’nun geçti geçmedi kavgası sürdürülürken Güney Çevre Yolu’ndan bahsettik. Güney Çevre Yolu’nun benzeri, bölgesel anlamda hizmet edecek olan bir güney yolu zaten 1989 imar planında işlenmişti. Bu şu anda denizden yapmaya gayret ettikleri yolun işlevini yerine getirecek ve Trabzon kentinin güneye doğru gelişmesine omurga teşkil edecek olan bir yoldu. Yani Karadeniz Sahil Yolu’na alternatif olabilecek olan bir yol zaten gündemdeydi. Politikacılar bu yolun seçim meydanlarında propagandasını yaptılar. Ama gelin görün ki o yol Trabzon’un gündemine taşınmadı. O yolu Trabzonlu’ya unuttururcasına çok karlı imalatlarla beraber doğanın binlerce yılda işlediği o canım dantel kıyılarda dolgular tahribatlar başlattılar. Samsun-Sarp yolu dendi sonra Sinop-Sarp yolu olarak büyütüldü ve geçilmeye başlandı. İnsanlar ne olup ne bittiğini anlayıncaya kadar kentleri köyleri kasabaları ellerinden çıkmaya başladı.

AÖ: Yolun hukuki açıdan işlerliği nedir? Tüm kanun ve yasalara uygun mudur? ÇED raporu alınmış mıdır?

BG:
ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) raporu yoktur, çünkü Çevre Bakanlığı yolu ÇED raporundan muaf tutmuştur. Yolun yapımına 24 Eylül 2001 tarihinde başlanmıştır, 22 Kasım’da da Çevre Bakanlığı’ndan bu açıklamaya dair yazı alınmıştır, yazılar bizde tarihi sayısı hepsi belli. Yani bir defa yolun başlaması hukuki açıdan sağlam değil. 3621/3830 sayılı kıyı kanunu, turizmi teşvik kanunu, 2863 sayılı kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu (bu kıyılarda doğal varlık olarak tescilli olan yerler de var), 3194 sayılı imar yasası, çevre yasası vs gözardı edildi, çiğnendi ve yola bir şekilde başlandı.

AÖ: Mimarlar Odası’nın bu konuda bir engelleme girişimi oldu mu?

BG:
Mimarlar Odası Trabzon Şubesi olarak biz 1999 Dünya Çevre Günü’nde ki bunu 4 Haziran’da yaptık gündemimize dolguda geçecek olan bu yolu taşıdık ve bunu tartıştık. Oysa Trabzon’daki yolun ihalesi 15 Haziran 2000 tarihinde yapılmıştır; demek ki yolun ihalesi yapılmadan 1yıl evvel bu konuya dikkat çekmiştik.

Daha sonra bu sahil yolunun ıslahı için Eynesil, Çarşıbaşı, Vakfıkebir, Fındıklı ve Trabzon’da paneller yaptık. Bu panellerde aramızda Oktay Ekinci, Prof. Dr. Cengiz Eruzun, Prof. Dr. İlyas Yılmazer, Derviş Parlak (İstanbul Şubesi’nin o zamanki avukatı), Doç Dr. Fazıl Çelik, Ahmet Şefik Mollamehmetoğlu ve Metin Sözen gibi pek çok isim vardı. Biz Sinop’dan başlayıp Sarp’a gidecek olan yolu bıraktık, hiç değilse kendi kendimizin vitrinini kurtaralım dedik. Bunu başaran yerler var, Akçabaat aşağı yukarı başardı, Ordu’nun halen daha başarmak için mücadelesi sürüyor, dileriz kazansınlar başarsınlar. Biz de aynı şeyi niçin yapmayalım dedik. Trabzon’da bu amaçla kurduğumuz bir platform vasıtasıyla 25 civarında sivil toplum örgütü elele verdik ve yasal mücadeleyi başlattık. Yolun iptaline karar çıkarttık, Trabzon Belediyesi temyiz etti, çok kısa zamanda Danıştay Trabzon İdare Mahkemesi’nin bu konuda ürettiği iptal kararına yürütmeyi durdurma kararı verdi ve bunu dört gözle bekleyenler yeniden kıyılara saldırdılar.

Bu iptal kararı çıktıktan sonra inşaatlar durdu mu? Hayır durmadı, iptal kararına rağmen anayasanın 138. maddesinde tarifini bulan suç işlendi ve inşaatlar devam etti, bunu bütün Trabzonlu biliyor.

AÖ: Gelinen bu aşamada yapılabilecek bir şey yok mu artık?

BG:
Biz bu yolun hiç değilse rötuşunu yapın, çok sağlıklı bir biçimde yeniden ele alın, böyle cetvel koyarak yol çizmeyin bu sahillere dememize rağmen, çok büyük bir titizlikle bir heyet maharetiyle yeniden tartışalım diye önermemize rağmen yol malesef o şekilde dolduruldu.

Yer yer eski sahilden geçen yolla deniz arasında 180 m’ye varan derinliklerde dolgular yapılıyor, şimdi dikkatinizi bir noktaya çekmek istiyorum: Bu dolgu alanında iki yolun arasında çok iştah kabartan güzel bir alan oluşuyor; bunu nasıl koruyacağız, bunu kesin korumalıyız derken her geçen gün bu alana birilerinin ağzının sulandığını görüyoruz. Verin bize şunu yapalım, bunu yapalım gibi hep duyduğumuz şeyler; kuru toptan gıda kooparatifi yapalım, benzin istasyonu yapalım, Trabzonspor’a verelim para kazansın filan derken Amatör Spor Klüpleri Federasyonu ASKF adı altında tesisleri yaptı. Şimdi kıyı yasasını anayasanın 43. maddesini vs.yi kimseye öğretmeye niyetimiz yok, bunları incelediğimiz zaman bunlardaki aykırıkları görmek mümkün, bu alanın korunabilmesi için kurtarılabilmesi için verilecek olan mücadelenin yetmeyeceği inancındayız. Belediye meclisleri 3 günde bir karar değiştiriyor, burayı Rus Pazarı’na mı versek ne yapsak diye.

Bugün olan olmuş doldurulan doldurulmuş madem, hiç değilse şu yapılmalı: Yapmak istedikleri yol refüjle beraber mevcut yolun yanına taşınmalı, dolgu alanı da Anayasa’nın “Kıyıdan yararlanma olgusu kamuya eşit olarak dağıtılmıştır” diyen 43. maddesinde uymalı. Yani Trabzon’un bu kısmı yine vitrini olur, rekreatif kullanımla beraber Trabzonlu’nun denizle barıştığı, denizle buluştuğu, denizle söyleştiği bir mekan olur. Ama buna da malesef kayıtsız kalınmakta. Belki bunun için de ayrı bir mücadele verilecek ama bu mücadelelerin de pek kuralına uygun verildiği söylenemez.

Bu arada biz bununla uğraşırken başka bir durum ortaya çıktı. Yolun dolgu kısmının bitmesi ile Trabzon Belediyesi tünelden doğuya doğru giderken Küçükliman’daki 35m’lik yola oturduğu kısım ile ilgili olarak Karayolları’na teklif götürüyor ve diyor ki, gelin bu yolu da denizi ve Küçükliman’ın bir kısmını doldurarak çimento fabrikasının ve 100. Yıl Parkı’nın önünden geçin viyadükle beraber tekrar o yaklaşık 60 m’lik mesafeye yükseltin ve gidin Karayolları’nın önünde tekrar mevcut yola oturtun. Bu hayret edilecek bir şeydir, çünkü mevcut imar planında bulunan bu 35 m’lik yolun hemen hemen terkleri yapılmıştır, daha yakın zamanda otobüs terminalinin önünde yıkımlar yapılmıştır bu yol için. Projeye göre Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin kavşağında üstgeçitler yapılmaya başlanmıştır, ama yine de belediye böyle bir teklif götürüyor Karayolları’na. Hiç bir zaman hiç bir yerde yok, gerek de yok, yol 35 m olmuş bile, Karayolları da bunu uygun görüyor.

Yine aynı şekilde başlanıyor, bunun için de mahkemeye başvuruluyor, sürmekte olan davalara rağmen o yollar da süratle dolduruluyor. Şimdi politikacı çıkıyor diyor ki, övünmek için diyor tabii bunu; “Biz bundan üzüntü duyuyoruz, ben diyor günde 6.000 kamyon taş döküyorum denize”. Denize günde 6.000 kamyon taş dökmek demek denizi günde 6.000 kamyonluk tahrip etmek, karşılığında da o 6.000 kamyon taşı ürettiğin taş ocağıyla doğayı tahrip etmek demektir. Ama aradan birileri parçayı topluyor, onu hepimiz biliyoruz.

AÖ: Bu yolun Karadeniz’deki canlı hayata verdiği zararlardan da biraz bahseder misiniz?

BG:
Tabi, her ne kadar konumuz değilse de biz de dinleye dinleye artık bazı şeyleri öğrendik. Karadeniz’de biliyorsunuz belli bir derinliğin altında hayat yok ve Karadeniz’de üreme havzaları sığ sulardır, derin suda hayat olmadığı için Karadeniz’deki canlı varlıklar sığ sularda ürer, havyarını bırakır, gelişir, büyür vs...

Biz çok iyi hatırlıyoruz, geçmişte balıkhaneye gittiğimiz zaman orda 25-30 çeşit balığı birarada görebiliyoduk, ismini saymaya kalksam şimdi bile sayarım size: Karagözlü, kötekli, horozkilli, kırlangıç vs. bugün ismini dahi yeni nesilin bilmediği bir zenginlikten bahsediyorum. Oysa şu anda ekonomik balıkçılık hemen hemen Karadeniz sahilinde bitmiş durumda. Bu üreme havzalarını yani Karadeniz’in vahasını kuruttuk, neyle kuruttuk? Evvela kirleterek kuruttuk, sonra da işte bu tür müdahelelerle kuruttuk. Denizin 180 m civarında deniz istikametinde dolguya muhattap olması demek canlı yaşamın olduğu o bölgeye çok önemli bir müdahele demektir, bu da bu yolun doğal hayat cephesinde denize yaptığımız kötülüktür.

Bunların hepsinin dışında bir de şu var: Kıyı halkına kıyı yaşayanlarına denizin çok önemli bir kültürel katkısı vardır, ayağı suya değen çocuklarla değmeyen çocukların arasındaki fark da budur zaten. Biz artık malesef Trabzon’da ve Karadeniz’de ayağı suya değmeyen çocuklar yetiştiriyoruz. Şayet illerinde yüzme havuzu varsa yüzmeyi öğrenecekler, yoksa yüzme bilmeyen yeni bir nesil geliyor demektir. Bu da kaba bir tabirle kent yaşayanlarının yaşama kültürlerine sunduğu olumsuzluktur.

AÖ: Bekir Bey bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz, dileriz mücadelenizde başarılı olursunuz.

BG:
Ben teşekkür ederim...

TakipYorumlarYorum Sayısı: 75

25 Temmuz 2007, 19:04Yazan: nihatBana gelen bir maili buraya ekliyorum... Yorumsuz... Sevgili Dostlar. Yakakent-Gerze yolu için 2005 yılı sonlarına doğru Samsun İdare Mahkemesinde açılan Yol Projesinin iptali davası sonuçlandı. Yol projesi ekte illetiğim haberde anlatılan gerekçeler ile iptal edildi.Bu karar Karadeniz Sahil Yolun'da Fındıklı ve Ardeşen sonrasında sahil yolununun esas nedenler ile iptal edildiği üçüncü karar. Bakalım idare bu karara uymamak için nasıl bir yol bulacak. Karadenzi Sahil Yolu mücadelimizde Yakakent-Gerze arasındaki sahilleri, uğraşımızın başarı ile sonuçlandığı bir nokta olacak umudundayım. Hukuk mücadelesinin yanısıra, haberde de belirtildiği gibi tüm Gerze halkının bu konuda birlikte olması sonuç alınma umudunu artırıyor. Yakakent-Gerze yolu ile ilgili ÇED raporunun olmadığı ve bu bölüm inşaatın bir hile ile ÇED dışına çıkartıldığı anlaşılmış olup, Çevre Bakanlığı tarafından verilen ÇED gerekli değildir kararını da yargıya taşıma hazırlıkları devam ediyor.ÇED gerekli değildir kararının iptal edilmesi de sağlanır ise, Gerze sahillerinin kurtulduğundan daha emin olabileceğiz. Saygılarımla. Gerze sahilleri kurtuldu Çevrecilerin itirazını değerlendiren Samsun İdare Mahkemesi, Karadeniz sahil yolu Güzelçay-Sinop projesini iptal etti Mahkeme, "Sahil geçkisinin, kara geçkisinden iki kat pahalı olduğu ve kamuya mali külfet getireceği" kanaatine vardı 22.07.2007 Samsun İdare Mahkemesi, Karadeniz sahil yolunun Güzelçay - Sinop 1. kısım projesini iptal etti. Çevrecilerin itirazını değerlendiren mahkeme, "Deniz geçkisinin, kara geçkisine oranla iki kat pahalı olduğu ve bu yönüyle kamuya mali külfet getireceği" kanaatine vardı. Projenin iptaliyle, Karadeniz sahilinin en güzel turizm merkezlerinden biri olan Gerze sahilleri de kurtuldu. Gerzelilerin çevre savaşı Rusya'daki bir araştırma enstitüsünün havuzundan kaçan bir beyaz balinayı, "Aydın" ismini vererek bağrına basan Gerzeliler, deniz dolgusuyla yol yapılmasına ve şehir içi geçkisine karşı çıktı. DYP'li Belediye Başkanı Recai Kuruoğlu, AKP, CHP, DYP, DSP, ANAP, MHP, SHP ilçe başkanları, muhtar, oda ve kooperatif başkanlarının imzasıyla Karayolları Genel Müdürlüğü'ne gönderilen yazıda, Sinop-Gerze Sahil Yolu Projesi'nin deniz ve şehir merkezini ikiye bölen geçkisinin iptali istenmişti. 14 Şubat 2002'de proje, Gerze Belediye Meclisi kararıyla reddedilmiş olmasına rağmen Karayolları inşaatı başlamıştı. Bunun üzerine çevreciler konuyu yargıya taşımıştı. Gerzelilerin, 9 Şubat 2007 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğü'ne yazdığı yazıda da "Geçim kaynağı ve geleceği turizm olan ilçede, plaj olarak kullanılan koyların doldurulmasıyla yapılacak yolun turizmi yok edeceği ve ilçe halkını göçe zorlayacağı" vurgulanmıştı. 'Kamusal menfaate uymuyor' Mahkeme tarafından görevlendirilen bilirkişi heyetinin hazırladığı 28 sayfalık raporda iki kat daha pahalı olmasına rağmen, deniz dolgusunun tercih edildiği vurgulanarak şöyle denilmişti: "Yol projesinin dış kredi ile yapıldığı göz önünde bulundurulduğunda, deniz geçkisiyle, Türkiye'nin yabancı ülkelere olan borç yükü artacaktır. Turizm denince de ilk akla gelen deniz ve kumsaldır. Güzelçay-Gerze arasında davaya konu deniz dolgusu, karayolu ile kıyının önüne set çekilecektir. Kıyı özelliğini kaybedeceği için bölgedeki turizm yatırımlarını olumsuz etkileyecektir..." Mahkemenin, bilirkişi raporunu dikkate alarak verdiği iptal kararında ise gerekçe şöyle açıklandı: "Dolgu planları onaylanmadan projeye başlandığı, bu yönüyle devlet yollarının projelendirme ve yapım sürecinde uyulması zorunlu temel kriterlere uyulmadığı, davaya konu 28 kilometrelik kısmının kara yönünde projelendirme olanağı olduğu halde bu hususun değerlendirilmediği, projenin kıyı ve imar mevzuatına uygun olarak hazırlanmadığı anlaşılmış olup dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunamadığına karar verildi." Deniz dolgusunda ısrar eden Karayolları'nın itirazı üzerine konu Danaştay'a taşındı.

30 Nisan 2007, 20:59Yazan: nihat:)
söyleyecek tek kelime yok
kasıtlı veya kasıtlı değil
tamamen kara cahilliğin sonucudur bu

29 Nisan 2007, 11:39Yazan: ayasofyaOfff çok kötü oldum.

Yazacak bir şey bulamıyorum. Elim klavyeye düştü öyle 15-20 saniye durakladım.
Yazıyla anlatamam. Küfürleri sıralamak geliyor ama yönetici olarak küfürleri silenin ben olmam lazım.

Eğer bilinçli ise Terbiyesizlik SAYGISIZLIK.

Buradan Belediye başkanına sesleniyorum. Din istismarı yapılacağına onlarca ahşap evin olduğu o bölgede 24 saat hizmete hazır bir itfaiye aracı tut. Bunun parasını sağlayacak binlerce yol var. Kur'an kursu iyidir hoştur ama bu değerlin yokolmasını tek başına sağlamaz.

Daha yazmayayım başım belaya girecek.

Budur.

22 Nisan 2007, 23:45Yazan: nihatOlacak şey değil...
nedir bu kasıtlımı yapılmış
sit alanına dahildi de bu kalkanı yokedip apartman dikmek için bilerek mi yapılmış birşey bu...
...bu resmen cinayet

olacak şey değil...

22 Nisan 2007, 23:33Yazan: mecraBende Akçaabat'lıyım üstelik o torunun yaptığı evde oturuyorum.(resmi kim çektiyse bizim mahalleye kadar gelmiş)Ayasofya, Akçaabat'ın o tarihi orta mahalle evlerini görmüşsünüz,ne yazıki o tarih yavaş yavaş yok oluyor.Hatta üç gün önce bu evlerin bir tanesinin yok oluşuna tanık oldum.

22 Nisan 2007, 23:05Yazan: nihatÖrneğiniz için teşekkür ederim
işte ben de tam olarak bundan bahsediyordum :)

ve akçaabat geçmiş dönem mimarisi ile doğu karadenizin incisidir
ne yazıkki bu mimarinin en önemli örneklerinden birçoğu şuan sahil yolu manzaralı...

15 Nisan 2007, 00:35Yazan: ayasofyaSevgili Nihat,

Oldukça güzel özetlemiş ve betimlemişsiniz.
Ortopedist ve cerrah kayınbiraderimin dedikleriyle örtüşüyor. O da Karadeniz çocuğudur.

Peki size iki resim göstereyim. İki bina.
İkisi de sizi haklı çıkartıyor. Umarım tezat azalır ve sonra iyiye doğru gider.

Her ikisi de Akçaabat'dan.

Birini dedesi yapmış diğerini torunu...

11 Nisan 2007, 23:56Yazan: nihatBende Karadenizliyim - (Rize / Ardeşen) şuan Ankarada yaşıyorum
ve geçtiğimiz hafta bu yolu kullanıp memleketime acilen ulaşmam gerekti

daha önceleri Otobüsle 14-16 saat arası gittiğim memleketime özel aracımızla 10 saatte ulaştık-ki otobüsle özel aracı kıyaslarsam bu pek birşeyin değişmediği anlamına geliyor
Ankara - Ardeşen yolu hesabımıza göre ortalama 10 km kısalmış

yani yolun km olarak pek bir artısı yok bana göre
ha... tüm karadenizliler gibi bende "şark" kelimesinin anlamını çok iyi biliyorum, öğretmenlerin, doktorların, sanayinin, ticaretin ve aklınıza gelecek tüm gelişmelerin zorla ısrarla getirildiği - gönderildiği bölge demektir şark

bu saydığım insanlar oraya ya mecburi hizmet dolayısıyla giderler, ya sürülürler, yada zaten oranın yerlileridirler...

tüm karadenizliler gibi bende biliyorum ki karadeniz için yol çok geç kalınmış bir ihtiyaçtır
kaldıki hala bir demiryolumuz da bulunmuyor, ticaret ve nakliye denizden bile yapılmıyor, bu insanların kolayına mı geliyor yoksa başka birşey mi var ayrı bir tartışma konusu.

onlar gibi bende çok seviniyorum geniş ve konforlu gerçek bir yol ile memleketime ulaşabilecek olmama...

...ama

İşte hepsi bu... tüm karadenizliler bu yüzden çevreyi umursamıyorlar, bu yüzden oraya gömülen parayı düşünmüyorlar, çünkü bu onların ihtiyacı idi.

biliyormusunuz karadenizde araçlar birbirlerine çarpmazlar, karşı şeritten gelen araç çok ender olarak bir diğer araca çarpar :) neden mi ?

karadenizde bir trafik kazası olduğu zaman biz bilirizki o araç muhakkak yoldan çıkmış, ya bir uçuruma yuvarlanmıştır yada yolun dışında biryere çarpıp devrilmiştir...

ama hayır asla birbirlerine çarpmazlar...

çünkü okadar hızlı gidemezler - di...
yollarımız o denli dar o denli virajlıydı ki hızlı gitmek için gerçekten büyük özgüven gerekliydi ve bazen bu da yetmiyordu...

İşte karadenizliler bu yüzden çevrecilere karşıdırlar, işte buyüzden sahil yolu onlar için önemlidir, çünkü bilirlerki çevrecilerin sunduğu alternatif asla yerine gelmeyecektir, yanlış da olsa tüm bu doğruyu savunma çabaları yapılacakların gecikmesi veya iptali ile sonuçlanacaktır. kaldı ki bu türşeylerin hiç bir zaman iptal edildiğini görmedim.

bundan 6-7 sene evvel fırtına vadisinin tam tepesine yapılacak olan hidro elektrik santrali içinde aynı şeyler yaşanmıştı... santralin yapımı duraksadı ama iptal edilmedi... ve ben biliyorum ki bu santral ilk gün nasıl planlandıysa bittiğinde de aynen kalacaktır...

peki o gün karadenizlilerin buna bir itirazı varmıydı...
hayır..
çünkü tam yanıbaşlarında bir santral olursa elektrik faturalarının daha az geleceğine inanıyorlardı, çünkü şu an bile dışarıya elektrik verebilecek gücümüz varken neden satın aldığımızın cevabı onları ilgilendirmiyordu - miyor da

karadeniz sahil yoluna bakış da tam olarak budur...
üstelik bu karadenize yapılan ilk sahil yolu da değildir, şu an yapılan yol ilk yolun üstünde durmaktadır ve ilk yol inşaa edilirken de aynı kıyametler kopmuş... (bir büyüğümün anılarından aktarıyorum) ozamanlarda doğa talan edilmiş (tabi şimdikinin verdiği zararın yanında devede kulak kalır) ama kıyı şeridi 20 yıl içerisinde akıntılar sayesinde tekrar çakıl dolmuş)
:) gene dolar diyor çok sevdiğim büyüğüm, yanında itiraz edemiyorum, biliyorum ki o sahil yolunun bir patikadan ibaret olduğu dönemleri yaşamış biridir O...

O yeşilin anlamını içinde olduğu halde bilmiyor, bilmiyor çünkü yeşilsizlik nedir deneyimlememiş, onun için sahil yolunun tek zararı çakıl taşları olmayan bir kıyı şeridi
yani kıyısız bir deniz...

karadenizli sahil yoluna karşı değildir. istemeye istemeye söylemek zorundayım ama eğer yol karadan inşaa edilseydi aksine o zaman karşı olurdu - neden mi?

bugün köy ve mahalle yolları için bile arazisinden cm2 koklatmayan insanlar vardır benim memleketimde asfalt yol onların arazisinin yakınlarına gelince biter ve küçülüp balçığa bulanır, bugün hazine arazisini dahi kendi malı sanan insanlar yaşıyor benim memleketimde ve orman mühendislerini bu araziden ellerinde balta ile kovalıyorlar...

:)

cahillik diyeceksiniz, evet cahillik ama onlar atalarının yaşadıkları yerleri terketmediler ve kendilerinin olmadığına inandıkları bir başka toprak parçasını asla işgal etmediler...

hiç dikkat ettinizmi bilmiyorum şu kentlerde evleri yıkılanlar arasında bir tane karadenizli görmüşmüsünüzdür

hayır ben görmedim bilmiyorum da o adam köyünden kalkıp burada şehirde bir araziyi işgal etmez ama atalarının doğup büyüdüğü o toprakları da bırakmaz savunur.

hatta bu size garip gelirmi bilmem ama küçük bir ayrıntı daha vereyim, karadenizde mezarlılar kavramı çok raslanan bir durum değildir, yani bir köy mezarlığı veya bir belediye mezarlığı çok nadir bulunur... her ailenin kendi toprakları üzerinde bir aile mezarlığı vardır (tıpkı benim ailemin de olduğu gibi) yani yapılacak bir yolun bir mezarın üztünden geçmeme şansı hiç yoktur.

işte hazine arazisi veya değil o karadenizlinin yaşadığı, geçimini sağladığı toprağın üzerinden yol geçiremezsiniz :)

o adamın o ormandan ağaç kesmesini engelleyemez, avlanma yasağına riayet etmesini bekleyemezsiniz, olurmu öyle şey diyorsunuz eminim olmaz tabi...elbette olmaz...

burada belirtmeliyim ben tüm bu olagelenleri elbetteki doğru bulmuyorum ve elbetteki onları savunmuyorum, neden bir karadenizlinin sahil yoluna karşı olmadığını ve tam tersine hararetle savunduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum

elbette diğer pek çok karadenizli gibi bende sahil yoluna karşıyım ve elimizden geleni de yaptık, ama bir yola karşı değiliz, bir elektrik santaline karşı değiliz, devasa tesislere ve tatil merkezlerine karşı değiliz

biz bu diğer karadenizliler, sadece kanatılan değerleri görmezden gelemedik - gelemiyoruz da

son olarak

yolu bizzat kullandım gerçektende henüz bitmemiş olduğu doğrudur, hatta çalışma alanlarında işaretler insanın karşısına öyle birdenbire ve öyle sık çıkıyor ki aracın kontrolünü zor sağlıyorsunuz

çoğu yerleşimin içinden geçmediği de doğrudur öyleki ben çoğu ilçeyi arkada bıraktığımı bir sonraki içede farkettim zaman zaman, ama ilçe esnafı bundan memnun değil, çünkü eski yolcuları artık ilçenin içinden bile geçmeden ayaklarını pedaldan çekmeden basıp gidiyorlar artık

ve ilçe içlerinde kalan yolların bakımıda aşırı derecede ihmal edilmiş durumda - hatta Ankara samsun arasındaki yol bile oldukça kötü durumda.

ve işte yol bitti bu yol için patlatılan dağları, taş ocaklarını ne yapacaklar merak ediyorum, bu yolun inşaasında görev almış onca inşaat firması şimdi neye el atacak çok merak ediyorum (suçlamıyorum - sadece merak ediyorum) yaratıcı ticari zekaya sahip olanların yeşil karadeniz mıcırı ihraç edeceklerinden şüphem yok

Memleketime yapılacak yeni yeni icraatlerini büyük bir heyecanla bekliyorum
kimbilir ne cin fikirler vardır kafalarda şimdi...

onca insanı yıkıp geçtiniz... şimdi bir okadarını daha yıkacak gücünüz vardır...
HADİ BAKALIM...:C

11 Nisan 2007, 14:05Yazan: ayasofyaBaşbakan Tayyip Erdoğan'ın söz konusu yolun açılışını yaptığı gün ben de o yolu kullanmak zorunda kaldım.

O önümüzdeydi. Ben arkasında. Konvoyu yaklaşık 150 (yazı ile yüzelli) arabadan oluşuyordu. Genelde makam arabası tarzı büyük zırhlı ve 6-8 silindirli arabalardan oluşmuştu. Bu araçlardan 2 adedi son model üzerine Türkiye Cumhuriyeti yazan kırmızı beyaz yatay çizgili Mercedes 404 otobüstü. Sanırım RTE onlardan birindeydi. Konvoyun ortalama hızı 120 Km idi ve arabalar birbirlerine çok yakın ilerliyorlardı. Bu konvoy için yüzlerce pankart hazırlanmıştı ve pankartlar ayrı bir konu açılacak kadar ilginç övgüler içeren "komik ötesi" cümleler sunuyordu.

Diyelim ki Karadeniz'e yapılmış en büyük hizmet olarak kabul edilesi bu yolun daha bitmediğini belirteyim. Bitmemiş bir yolu açıyordu cumhurbaşkanı adayı başbakan. Kritik yerlerde kısa da olsa 300-400 metre eski yola geçiliyordu. Yerler oldukça önemli ekssikler sunuyordu. Bitmemiş bir işi bitmiş gibi göstermek sadece bana garip gelmiş ancak belirteyim bu eksikliği kimse takmıyordu.

Trabzon girişinde (Görele civarı) kullandığımız (Ödünç. Yaylalara çıkacağız diye bunu tercih ettik) arabanın da verdiği güçle (4x4) araziden konvoyu by-pass edip geçtik. Çünkü konvoyu her ilçede yarım saat duruyor. Durunca kahraman emniyet teşkilatı görevlileri de vatandaşın yolunu fütursuzca saatlerce kesebiliyordu.

Öne geçtiğinmiz için artık rahatça gideriz derken konvoyu karşılamaya gelenleri gördüm. İnanılmazdı. Sadece Akparti ilçe teşkilatlarının elemanları değildi bunlar. Binlerce kişi fındık fiyatları fiskobirlik gibi kötü durumları unutmuş RTE'ye sevgilerini belirtmişlerdi.Kaldırımlar yetmiyor yüzlerce metre giden bu kalabalık yola taşmıştı. Yolda sadece tek arabalık bir yer kalmıştı ve oradan yavaşça geçmek zorunda kaldık. Yolu kapattıklarını zanneden polisler, sağolsunlar bizi görünce konvoyun ön keşif aracı sanıp vatandaşa çeki düzen verip! bize yol verdiler.

Sonra Trabzon'da da önümüzü kesti RTE konyoyu. Atapark'ın önünde. Gece vakti orada da bekledik 30 dakika kadar. Ben bu sefer kahraman Türk polisinin bizim yolu kapadığı görerek düşük banketin üzerinden diğer boş tarafa geçerek yine alternatif yoldan eve varabildim. Diğer arabalar orada beklediler tabii.

Sözün sonu; çevremde yaptığım mini ankette bu yolun Karadeniz'e yapılmış en büyük yatırım olduğunu çok çok çok çok iyi olduğunu düşündüklerini gördüm. Sahilin yok olmasına kimsenin pek takılmadığını ve milyarlar verdikleri gıcır gıcır (Karadenizliler lüks araba severler gururlanırlar. Bizim ödünç arabaya bile saygı sonsuzdu) arabalarıyla yarışlar yapıp Samsun Trabzon arasını 2.5 saate düşürmek için denemeler yaptıklarını yapacaklarını gördüm. Yol bitmemişti ama önemsizdi. Büyük büyük bir yatırımdı. Karadenizlileri muasır medeniyete taşıyacaktı.

Ben Karadenizlileri çok severim aman ha. Onları kötülemiyorum kötülemek istemiyorum. Onların kıvrak zekalarına yakıştırmadım sadece. Hepsi akrabam. Aman ha yanlış anlaşılmasın hala bu yanlış zilyarlık yatırıma verdikleri pirimi anlayabilmiş değilim.

GİTTİM GÖRDÜM. YANİ HERKES MEMNUN. HABERİNİZ OLSUN.

11 Nisan 2007, 11:35Yazan: Zeynep GüneyKaradeniz sahil yolu tamamlandı ve 7 Nisan Cumartesi günü düzenlenen törenle kullanıma açıldı. CNN Türk'te yayınlanan haberde; yol yapımı sırasında bozulan kıyı şeridinde çevre sorunlarının oluşmaması, kumsalların ve koyların korunması için 350 adet mahmuz yapıldığı ve yol yapımından etkilenen balıkçı barınaklarının yeniden düzenlenerek, kapasiteleri daha büyük olan 60 adet balıkçı barınağı ve çekek yeri inşa edildiği anlatılıyor. Ayrıca haberde yolun yapılmasıyla, yerleşimin yüzde 80'i sahil şeridinde yer alan Karadeniz bölgesindeki şehir geçişlerinde, şehirlerarası trafik ile şehiriçi trafiğin tecrit edilmesi sonucu sinyalizasyon sisteminin devre dışı kalmasıyla, taşıt işletme giderlerinden tasarruf edileceğinin belirtildiği söyleniyor. Haberin devamına ulaşmak için: Karadeniz Sahil Yolu resmen açıldı Ancak Karadenizlilerden yolu "Karadeniz’in incisi" olarak görenlerle beraber, durumdan pek hoşnut olmayanlar da var ve sahil yolu yüzünden kıyıda yaşayan insanların denizle ilgisinin kesildiğini, üstelik iki şeritli yolda emniyet şeridi bulunmadığını belirtiyorlar. Nakliyecilerse sahil yolunda sık yerleştirilen trafik ışıkları yüzünden on beş dakikada bir dur kalk yapmaktan şikayet ediyorlar. Haberin devamı için: Emniyet şeridi yok trafik lambası çok Belli ki kullanıldıkça sorunlar gün yüzüne çıkacak ve Karadeniz Sahil Yolu tartışılmaya devam edecek.

Bütün yorumları forumda okuyun!
Söyleşi Arşivi
Dönem içinde gerçekleştirilen söyleşilerin listesi aşağıdadır. Ayrıntılarına ulaşmak istediğiniz söyleşiyi listeden seçiniz.

Ürün Tanıtımı