Talimhane'de gerçekleştirdikleri kentsel tasarım projeleriyle tanınan ve bugünlerde Yenikapı Kentsel Yenileme Projesi üzerinde çalışan İlke Planlama'nın Genel Müdürü Özcan Biçer'e kentsel dönüşüm projeleri hakkındaki düşüncelerini sorduk ve bugüne kadar gerçekleştirdikleri çalışmalar hakkında bilgi aldık.Zeynep Güney: İlke Planlama’nın kuruluş öyküsünü ve planlamaya bakış açınızı anlatır mısınız?
Özcan Biçer: İlke planlama 1996 yılında kuruldu. Biz bundan yaklaşık 12 yıl önce imar planlamasına dönüşmüş şehircilik anlayışından rahatsız olan dört arkadaş olarak bir araya geldik, sonradan aramıza birçok heyecan dolu arkadaşımız katıldı. Şimdi 25 kişilik bir çekirdek ekip haline geldik, şehir plancıları, mimarlar, peyzaj mimarlarıyla bir arada kentsel projeler üretiyoruz. Yer yer proje gereği 100 kişiyi aşan proje ekibi yapılanmalarına da gidebilecek kadar esnek bir yapımız var. Ayrıca hemen hemen tüm projelerde konu gereği birlikte çalıştığımız ustalarımızı da unutmamak lazım, asıl gücümüzü birçok uzmanlık alanında o sahadaki en iyi danışmanlarla çalışabilme yeteneğimizden alıyoruz.
İlke Planlama doğduğunda stratejik planlama, kentsel tasarım, kentsel yenileme, katılım gibi kavramlar ülkemizde henüz gelişmemişti. Biz dünyada varolan deneyimlerin eninde sonunda ülkemizde de gerçekleşeceğini öngörerek kendimizi bu yönde geliştirmeye başladık. İşimizi çoğunlukla bir Ar-Ge faaliyeti gibi görmeye çalıştık, bu vizyon çerçevesinde günümüze kadar geldik. Sonuçta İlke Planlama’yı ismini bile yüz kere düşünerek bir hayal üzerinden kurduk.
Yaşadığımız süreç içinde birçok ölçekteki planın, sosyal ve ekonomik hedefleri gerçekleştirmeye yönelik araçları, stratejik vizyoner hedefleri olmayan, yapılaşma tanımlarını yapmaktan öteye gitmeyen planlar olduğunu defalarca gördük. Bu ortamda, stratejik kararları içeren, katılıma açık, şeffaf planlama süreçlerine ihtiyaç duyan kentlerde bu kararları almaya çalışan salt şehircilerden oluşan bir ekip olmayı reddettik. Okullarda da şehirciliğin meslekler arası, disiplinler arası bir yapı olması gerektiği öğretilir, bizce de gerçekten öyle olması gerekiyor. Maalesef üniversitelerde bu anlamda öğretilenler çabucak unutulup gidiyor. Bizler şehir plancısının gitgide koordine eden / kolaylaştırıcı görevi üstlenen bir rolü olacağına inanıyoruz. Kent planlama eylemi, ortak gelecek arayışı sürecinde katılım mekanizmalarıyla kentin yaşayanlarını ve kurumlarını ortak paydalarda harekete geçirmeyi gerektiriyor. Bu anlamda planlamanın modelini tartışmadan kentleri geliştirebileceğini iddia eden tek aktörlü planlama süreçlerinin başarısız olduğu bir döneme girdiğimizi görüyoruz.
Planlamanın, stratejik yaklaşımların geliştirmesi gerektiğine, ülke kalkınma planlarından, il planlarına, kent planlarına ve gitgide kentsel tasarım projelerine kadar planlama hiyerarşisinin bütünlüğüne ve gerekliliğine inanıyoruz. Deneyimlerimiz bize, ülkemizde bu süreçlerin çalışmaması nedeniyle kaynakların efektif kullanılamadığını, sosyal ve ekonomik refahı toplumun tüm kesimlerine yaymakta yetersiz kalındığını gösterdi. Günümüzde birbirinden bağımsız birçok kurumun planlama yetkisi hevesi ile bütüncüllükten uzak birçok uygulamayı kapalı kapılar arkasında gerçekleştirmeye çalıştığını da üzüntüyle izliyoruz.
Planlamada uzun süredir etkin bir şekilde üretim yapan bir ekip olarak son dönemde yaşanan gerginliklerden rahatsızız. Bazı mimarların planlamayı sadece geometrik tasarım düzeyinde algılayıp “şehircilik bölümlerini kapatmalı”ya varan iddiaları, bizim gitgide disiplinlerarası bir alan olarak açığa çıkmasını beklediğimiz şehircilik alanını zedelemeye çalışıyor. Bizler şehirlerde üretilen projelerin kamu projeleri olduğunu, bu projelerin o ya da bu meslek alanının tekelinde olmadığını ya da olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Şehircilik projeleri doğanın, toplumun, sanatın,







