Mansiyon (2. Kategori), Cami Tasarımı Fikir Yarışması

MİMARİ RAPOR

Yer:

 Kökeni Roma felsefesine dayanan ‘yer’ kavramı günümüzce mekân kavramıyla eş anlamlı kullanılmasına rağmen ‘düşünce tarihinde’ farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Felsefe, sosyoloji ve mekan bilimlerinde yapılan tanımlara bakıldığında yer kavramının aidiyet, zaman, deneyim, bağlılık ve hatıralarla ilişkilendirildiği görülür.

 Mardin:

Mardin’in bilinen târihi 3000 sene öncelere dayanır. Güneydoğu Anadolu’nun genel mimari karakterinden farklı bir yapılaşma biçimi göstermektedir. Kent, Mazı Dağları’nın (Masius) güney yamaçlarında, doğudan batıya 2.500 m uzunluğunda, 500 m genişliğinde bir alana kurulmuştur. Kaleden ve karşıdan bakıldığında, Mardin yapı dokusunun ana karakterini, teraslanmalar ve içe dönük avlular oluşturmaktadır. Doğal konumdan doğan bu üst üstelik ve sıkışık yapılaşma, kente özgün bir görünüm kazandırmaktadır.

Mardin, Anadolu ev mimarisinde, Orta Anadolu’nun Niğde, Kayseri şehirlerde daha yaygın olarak da Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde örneklenen, taş mimarinin görüldüğü önemli şehirlerden biridir. Bölge ana mimari karakterini veren kalker taşı, yapı üretimine egemen olmuş, ahşaba, kapı, pencere, asma kat gibi zorunlu kullanımları dışında yer verilmemiştir. Böylece taş, süslemeden, taşıyıcı sisteme kadar her yapı elemanını belirlemiştir. Bu mimarinin biçimlenmesindeki etkenlerden bir diğeri bölgenin iklimidir. Ayrıca mimaride önemli bir yere sahip eyvan, revak gibi yarı açık mekanlar, özellikle yaz dönemindeki güneş etkisine karşı gölgede kalabilecek biçimde yönlendirilmiştir.

Cami Mimarisi:

Mescit (مسجد), kökü (سجده), secde ‘den türemiş olup, secde edilen yer anlamındadır. Cami (جٱمع), cem etmek, toplanmak anlamına gelen İslam mabedi, ibadet yeridir.

“Şüphesiz, âlemlere bereket ve hidayet kaynağı olarak insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke’deki (Kâbe)dir.” Ali-İmran süresinin, 96.ayetinden anlaşıldığı üzere yeryüzünde Allah’ın emri ile inşa edilen ilk ibadet yapısı Kâbe’dir. Kâbe, bilinen haliyle Hz. İbrahim tarafından inşa edilmiştir. İslamiyet’in ilk dönemlerinde namaz için özel bir mekân imar edilmemiş, uygun bulunan yerlerde toplanılmıştır. Namazın farz kılınmasından sonra da aynı şekilde devam etmiştir; ancak bazen Kâbe’nin çevresinde namaz kılındığı da olmuştur. Hz. Peygamber ashabıyla beraber iki mescit yapmışlardır, bunlardan ilki ve halka açık olarak namaz kılmak için inşa edilen Kuba Mescidi’dir. 622’de, Mekke’den Medine’ye hicret ederken yol üzerinde ihtiyaca binaen imar edilmiştir. Aynı yıl, Medine’ye varınca, orada Hz. Peygamberin ikamet etmesi ve Müslümanları toplamak için ikinci mescit olan Mescid-i Nebevi inşa edilmiştir. Süreç içerisinde büyüyen ve gelişen toplumsal yapı, cami mimarisi ile ilgili farklı mekanlar oluşturmuşlardır.

Mekân, büyük boşluğun sınırlandırılması ile oluşan boşluktur. Bu sınırlama, korunma içgüdüsü ile güvende hissetmek için yapılmıştır. Yeryüzünün geniş boşluğunda insan payına düşen boşlukta yaşamını sürdürmektedir. İnsan için bu mekânın içerisi ve dışarısı vardır. Dışarı kısmında mekân artık sadece o kişiyle değil, çevre ile ilişki kurmuştur. Bu haliyle artık kentin bir parçası olmuştur ve biçimlenmesinde de etkendir.

Sınırlayıcı farklılıklara göre mekân iki şekilde ele alınır. Bunlar: gökyüzü, toprak, ağaç gibi doğal varlıklar ile oluşan doğal mekân; duvar, tavan, kolon, kiriş gibi düşey ve yatay bileşenlerden meydana gelen mimari mekândır. Bir de bu iki özelliğe sahip karma mekân vardır, ibadet mekanını karma mekân olarak tanımlamak mümkündür.

Mimari mekân, büyük boşluğun sınırlandırılması ile oluşan boşluktur. Mimari mekânlar, bulunduğu dönemin etkisini üzerinde taşır. Bulunduğu konum sabitliğini korurken, zaman ise değişkenidir. Günümüz geleneksel dini yapılarının ait olduğu dönemlere gidersek, dini yapıların fark edilebilirliği, konut yapılarından formda ayrışmasıyla olmuştur. Kendi döneminde özellikle abidevi boyut ve anıtsallığa ulaşmış, fark edilebilirliği artırılmıştır.

Eleştirisel Bölgeselcilik:

‘Eleştirel Bölgeselcilik’ yaklaşımı, temelinde dünyada mimari kültür üretiminin yaygın bir biçimde tekdüzeleşmesine bir tepkidir. ‘Eleştirel Bölgeselcilik’in bu tepkisini, yaklaşımı yaygınlaştıran Kenneth Frampton Paul Ricoeur’un, “dünyanın her yerinde insanların, aynı kötü filmleri izleyip, benzer türden makineleri ve ifade biçimini kullanması sonucu, modern uygarlığın her alanı aynılaştırma şokunu her kültürün içselleştiremediği” sözleri ile vurgular. Ricoeur’un, “aynı anda hem modern olup hem de köklerimize nasıl döneriz ve durağan bir kültürü canlandırıp, nasıl evrensel kültürün bir parçası olabiliriz?” soruları ‘Eleştirel Bölgeselcilik’ in problem alanının Ricoeur tarafından dile getirilişidir.

Tzonis ve Lefaivre, ‘Eleştirel Bölgeselcilik’ çerçevesinde değerlendirilebilecek bir binanın iki açıdan eleştirel olduğunu belirtir. Bunlardan birincisi, tasarımların ait olduğu bölgeselci geleneğin meşru olup olmadığı konusunda soru soruyor olmaları, ikincisi ise daha detaylı ele alınacak olan ‘yabancılaştırma/yadırgatma’dır. ‘Yabancılaştırma/yadırgatma’ bölgeye ait olanı, yorumlayarak yeniden kullanmak olarak tanımlanırken, ‘Eleştirel’ olmanın koşullarından birini oluşturur.

Mimari Yaklaşım:

Heidegger’in varlığın ancak sınırları belirlenmiş alanlarda olabileceği savından yola çıkarak, her şeyin aynılaşarak yersizleşmesine karşı, insanların paylaşımları ile oluşan ortak belleğin, yere ait özelliklerinin farkında olarak, yersizliğe ilişkin çözüm önerisi getirilmesi fikri mimari yaklaşımın temelini oluşturmaktadır. “Yer” in söyledikleri çatkıyı öne çıkaran ana karakterdir. Bu amaçla Mardin ilinin sahip olduğu potansiyeller değerlendirilmiş, iklim, malzeme, doku, yoğunluk, kültür gibi farklı etmenler mimari yaklaşımı şekillendirmiştir. Bu değerlendirme yapılırken Cami Algısını oluşturan alt bileşenler tarihsel süreç içerisinde irdelenerek, Mardin’ e ait bir mimari dil üretilmiştir.

Lynch’in, “Her bir kişinin algısı biriciktir, ancak, bu algının grup imgeleriyle hiçbir bağlantısı olmayabilir. Yine de “halk imgesi” ne yaklaşır.” İfadesi ile değişik grupların, aynı fiziksel gerçekliği farklı algılayabileceğine; ancak ortak bir algıya yaklaşacağına işaret eder. Geleneksel dini mimari şekillenmesinin, toplumsal karakter ile oluştuğu düşünülmektedir. Bu düşünce ile şeklini belli eden mimarinin, değişen zaman ve mimari yapılar içerisinde halkın zihninde nasıl algılandığını gözlemlemek gerekliliği oluşmaktadır.

Yapı yoğunluğu arazide konumlandırılırken arazi çeperlerinden her yönde geriye çekilmiştir. Bu geri çekilme kent ile yapı arasında yeşil bir ara mekan oluşturma amacı güdülmüştür. Kentlerdeki cami imajını yeşille ve doğa ile ilişkisel olarak güçlendirmeyi amaçlayan bu karar, dünyevi dünya ile uhrevi dünya arasındaki tansiyonu ifade etmektedir.

Taç kapısı olarak ifade ettiğimiz mekana ana yaklaşım, bölgedeki mimari dilin yeniden yorumlanarak yalın bir ifade ile üretilmesine dayanmaktadır. Farklı noktalardan kentlinin dahil olabildiği külliye, kent sokaklarının açıldığı ara geçitlerle zenginleştirilerek geçirgen bir yapı kurgusu oluşturmuştur. Mardin Yapı Kültürünün önemli bir öğesi olan revak yeniden yorumlanarak tek bir modülün farklı açılarda kullanımı ile zengin bir mekansal örgütleneme vaat etmektedir. Revak sistemi külliye içerisinde yer alan dükkan, Kur’ an Kursu gibi farklı işlevlerle ilişki kurarken iklimsel duruma da cevap verecek esnekliktedir.

Külliye yapısı üç farklı avlu ile arazide konumlanmaktadır. Bu avlulardan ilki Kent Meydanı ile ilişkilendirilen Cami Avlusudur. Namaz vakitlerinde yoğun olarak kullanılması öngörülen bu alan, abdesthane ve cami görevlisi odaları ile desteklenmektedir. Yapının simgesel etkisinin artırıldığı bu alan, Cami Mimarisinin anıtsal biçimlenişinin karşılığı konumundadır. Cami avlusu, kıble yönünü simgeleyecek şekilde biçimlendirilen saçak ile son cemaat alanına ve cami iç mekanına yönlendirilmektedir. Cami Yapısı tekil bir kubbe ile kurgulanırken, taşıyıcı sistem geleneksel yapım biçimlenişini referans alacak şekilde oluşturulmuştur. Yalın, dingin ve sakin bir alan olarak tanımlanan ibadet alanı, +4.00 kotunda kadınlar mahvili ile devam ettirilmiştir. Diğer iki avlu ise cenaze namazı için kullanılması planlanan ve sosyal işlevlerle desteklenen sosyal avlulardır.

Özetle, yer ile sıkı ilişkiler kuran, Cami İmgesinin toplumsan referanslarını baz alan, geçmiş ile bugünün birlikte varoluşunu simgeleyen yalın bir mimari dil oluşturulmuştur.

4 yorum

  • AvatarNeslinay gürsoytrak says:

    ilginç bir proje olmuş ciddi ciddi ön araştırma yapılmış. ancak mardin taşı tozundan elde edilen sıvanın bu şekilde görüneceğine emin olamadım örneklerini araştıracağım. emeğinize sağlık.

  • halis-bozcatepeHalis Bozcatepe says:

    Gerçekten üzerinde düşünülmüş bir proje. Geçmişi düpedüz taklit etmek yerine, emek harcayıp, günümüz şartlarıyla harmanlayıp sentez ederek oluşturulmuş. Keşke jüri üyeleri bu tarz fikir üreten projelere daha çok yer verseydi.

  • mimar-bey-diyeceksinizmimar bey diyeceksiniz says:

    beğendim mi? Beğenmedim mi? Kararsızım.

  • AvatarFiliz Herdem Yılmaz says:

    2. kategori bazında külliye ve ibadet alanının yayılımını en doğru şekilde yapan nadir projelerden biri. İlla gelenekselde tıkalı kalmayıp tamamen de kopmadan modernleştirmenin hassas çizgisini koruduğunu düşünüyorum. Yalnız cami dışı alanı kendini biraz fazla tekrar ediyor ve fazla kapalı duruyor. İç mekanlar zayıf kalmış ama her koşulda daha yüksek ödüllü projelerden bir çok katılımcı proje gibi daha iyi. Emeğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir