Nigar – Özcan Canpolat (NÖC) Evi

Nigar – Özcan Canpolat (NÖC) Evi

İzmir’in Yelki mevkiinde bulunan, yalın mimari üslubuyla çevresindeki yapılaşmadan ayrışan, Nigar-Özcan Canpolat Evi 2016 yılında Mert Uslu Mimarlık tarafından tasarlandı ve inşaatı 2018 yılında tamamlandı.

Nilay Özcan Uslu, projeyi anlatıyor:

Tasarım sürecinin başlangıcında kullanıcıların istekleri tartışılıp değerlendirilirken özellikle Fransa ve Türkiye arasında dönüşümlü bir ikamet etme durumu göz önüne alınmış ve buna yönelik tasarım kararları belirlenmiştir. Özellikle bahar ve yaz mevsimlerinin Türkiye’de geçirileceği kurgusundan hareketle, bu mevsimlerde bölgenin güneşlenme ve ısınma potansiyeline ilişkin dezavantajın olumlu yöne evrilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda belki de projenin bel kemiği sayılacak olan 9 metre yüksekliğindeki taş duvar sezgisel sürecin başlangıcına eklemlenmiştir.

Çoğunlukla sıcak iklimsel özellikler barındıran bölgede yer alacak yapıların, iç mekanlarında oluşan sıcak havanın konfor şartları korunarak sirküle edilmesi gerekliliği, yapının bel kemiği haline gelen taş duvarı daha özelleştirmektedir. Taş duvardan koparılarak iç mekanda yaratılan galeri boşluğu, ısınan havanın yükselerek sirküle edilmesini sağlamanın yanı sıra iç mekanın hacimsel boyutunu arttırarak mekansal algıya farklı perspektifler kazandırmaktadır. Galeri boşluğu içerisine yerleşen ahşap merdiven üst zemin katı alt zemin kata ve birinci katlara bağlar. Merdivenin birinci katta yer alan köprüye eklemlenerek yatak odalarına erişim sağlaması ise, galeri içerisindeki mekansal zenginliği daha da pekiştirir.

Eğimli bir arazi yapısına sahip olan tasarım alanında konumlanan yapı, üst zemin, alt zemin ve birinci kat olacak şekilde üç katlı olarak planlanmıştır. Doğu aksında yer alan ana giriş cephesinden üst zemin kata ulaşılır ve bu kattan alt zemin kat ile birinci kata erişim sağlanır. Alt zemin katın bahçeye açılan yapısı, iç ve dış mekanı birbirine bağlayarak bütünleşik bir kurgu yaratır. Bu katta iç mekanda; salon, mutfak, kiler, misafir yatak odası, ıslak mekanlar ve hol yer alırken, dış mekanda; teras, bahçe, havuz, kış bahçesi ve su deposu konumlanır.

Dış mekanda zemin ve bahçe duvarı kaplaması olarak bazalt taşı kullanılmıştır. Bu taşın binanın geneline yayılan ve saf geometrik biçimlenişin üç boyutlu yansımasını pekiştiren brüt beton ile birleşimi, yapıya bütünsel bir renk ve doku etkileşimi kazandırmıştır (Şekil.3). Bazalt taşı kaplamalı sert zemini saran yeşil dokuda ise, mevcutta yer alan zeytin ağaçlarının konumları değiştirilerek korunmuş ve yeşil dokuya çoğunlukla bölgeye özgü bitkiler entegre edilmiştir. Ayrıca bahçe duvarlarında ve zeminde yer alan aydınlatma elemanları ile yapının gece görünümünün sunduğu görsellik zenginleştirilmiştir. Bahçe kotunda doğu-batı aksında yer alan merdiven, alt zemin kat ile üst zemin katı dış mekandan birbirine bağlayarak iki kot arası geçişi olanaklı kılmıştır. Alt zemin katta havuza ve bahçeye açılan açıklıklar iç ve dış kavramlarını bütünleştirerek görsel algıyı mekansal düzeyde arttırırken söz konusu bu bütünleşiklik, kullanıcılara özellikle yaz aylarında mekana ilişkin farklı kullanım biçimleri sunar.

İç mekanda taş duvara yaslanarak tüm kotları birbirine bağlayan ahşap merdiven ve içerisinde yer aldığı hacimsel boşluk, bahçe kotu cephesinde tüm katlar boyunca yükselen açıklık gerisinde kendisini sergiler. Plan düzleminde okunan taş duvar ve mekanlar arası sirkülasyon boşluğu, cephe boyunca da algılanabilir hale gelir ve bu biçimleniş aynı zamanda yapıdaki dolu-boş dengesinin de bütünsel olarak kütleye yansımasına katkı sağlar. Mekanlar arası hareketin ve akışın sergilendiği bu alan dışardan okunabilir yapısıyla dikkat çeker. Cephe boyunca yükselen bu açıklığa saplanan üst katlardaki betonarme plak döşemeler, düşeyde ve yatayda beliren yalın mimari dili vurgular. Yapının ana girişinin yer aldığı üst zemin katta iç mekanda; salon, yatak odası, banyo, hol ve balkon yer alırken dış mekanda ise otopark konumlanır. Bu katta yer alan salon cephesinden manzarası bahçeye ve havuza açılan balkona erişilir. Aynı zamanda bu balkonun ana giriş ile bağlantılı yapısı onu dışardan ulaşılabilir bir yarı açık alan haline de getirmektedir. Ana giriş cephesindeki sert zeminde yer alan bazalt taş kaplama balkonda da devam eder ve böylece zemin düzlemi boyunca görsel bütünlük sağlanır. Üç metre genişliğinde konsol olarak yapıya eklemlenen balkon gün batarken ortaya çıkan ışık yansımalarıyla tıpkı bir günbatımı terasına dönüşür. Balkon boyunca yatayda devam eden düşey metal korkuluklar, cephedeki ritmi arttırmanın yanı sıra yapıdaki düşey-yatay ilişkisini ve bu ilişkinin sürekliliğini malzeme farklılığı ile destekler.

Üst zemin kat ile birinci katı birbirine bağlayan ahşap merdiven galeri boşluğundaki sirkülasyonu tanımlayarak taş duvar ve birinci kattaki köprü ile birleşir. İki kat yüksekliğindeki boşluk, taş duvar ile bahçe cephesinde 3 kat boyunca uzanan açıklıklar ile bütünleşerek yapı içerisinde kendi kimliğini oluşturur. Tavandan sarkan aydınlatmalar bu boşluğu düşeyde tanımlayan donatı elemanları olarak belirir. Yapının bu bölümünde, hem iç mekan algısına farklı perspektifler kazandırmak, hem de dış mekandan bakıldığında iç mekana ilişkin görsel geçirgenlik içeren bir etki yaratılmak istenmiştir. Bu görsel etki ile mekandaki fiziksel akış kendi dışa vurum biçimini oluşturur.

Yapının birinci kat düzleminde ebeveyn yatak odası, ebeveyn banyo, çocuk odası, hol ve balkonlar yer alır. Bu kata sadece ebeveyn yatak odasının erişiminde olan ve ana giriş cephesine (doğu) bakan bir balkon eklenir. Kattaki her iki yatak odasının kullanımında olan ikinci bir balkon ise bahçe cephesine (batı) konumlanır. Ebeveyn yatak odasının içerisinde giyinme-soyunma alanı ayrı bir hacim olarak yer alır. Bu kattaki mekanlara erişim galeri boşluğunda yer alan köprü ile sağlanır.

Yalın mimari bir dile sahip olan yapıda saf geometrik biçimlenişin izleri bütünüyle okunmaktadır. Yatay ve düşey çizgilerin birbirleriyle olan etkileşimi, geometrik biçimleniş ve yalın mimari üslubun dışa vurumunu pekiştirir. Yapıyı adeta bir referans noktası haline dönüştüren taş duvarın gerisinde biçimlenen mekanlar, iki ve üç boyutlu düzlemlerde birbirleri içerisine akarak iç mekanda farklı mekansal algıların oluşumunu destekler. Taş, brüt beton, bazalt taşı ve şeffaflığın birbirleriyle kurduğu ilişki tasarımın başlangıç aşamasında oluşturulmak istenen naif tavrın bir yansımasıdır. Belki de bu tavır ve yalın mimari üslup yapının içerisinde yer aldığı doğal çevreyle bütünleşmesini ve ortak bir dinamizm ve dengenin bir arada yer almasını sağlayan temel etkendir. Bu doğrultuda ortaya çıkan yapı, tüm bu tasarım felsefesinin vücut bulmuş ürünüdür.

Etiketler

2 yorum

Bir yanıt yazın