Katılımcı, Evka 3 Sosyal Merkez ve Aktarma İstasyonu Yarışması

Katılımcı, Evka 3 Sosyal Merkez ve Aktarma İstasyonu Yarışması

Mimari Proje Raporu

Parıltı’ya dair

1. Mimarlık, dolu ve boş, dış ve iç, ışık ve karanlık, sıcak ve soğuk gibi birbirlerine zıt görünen ama aslında ‘Bütün’ü hem var etmek hem de tarif etmek için gerekli olan kutupların arasındaki denge sanatıdır.

2. Zaten sanat; zaman, mekân ve değişim evreninin gerisinde ve altında yatan “Tözsel Gerçeklik – Temel Hakikat”i anlamak için gerekli enstrümanları, insan ile insan’a sunan bir takım istem dışı faaliyetler grubudur. Sanatın ana temelinde yatan bu arayış mimarlık ile ete kemiğe bürünür, yansıması insan elinden, yaşanması insan ile, bitişi de yine insan’dan olur.

3. Mimarlıkta ortaya konan eser de insan gibi doğar, yaşar ve ölür. Ama ölümden kasıt son değildir, çünkü hiçbir şey ölmez ve her şey yaşar. Zira döngüde ortaya çıkan, ortadan kalksa dahi ölümsüz olmuş, belleklerde yer etmiş ve kayda geçmiştir.

4. Tasarım zihinlerde başlar, ilksel düşüncedeki “parıltı” hem düştüğü rahimde – zihinde hem de aktarıldığı farklı zihinlerde yoğrularak gelişir, değişir ve bedenlenene kadar da dönüşümüne devam eder. Tasarımın nihai noktası yoktur. Mimar düş’üncesini imar ettirdiği takdirde dahi mana’dan maddeye geçtiği düşünülen “parıltı”, değişimine, dönüşümüne ve döngüsüne devam edecektir. Kimi kullanıcı tarafından, kimi doğa tarafından, kimi de zaman tarafından evrilecek, devşirelecek ve devri daim olacaktır.

5. “Parıltı”nın anlatılacak bir hikayesi vardır, ifade edilmesi gereken bir fikri vardır ve mimarlar olarak bizlerin yegane görevi bu hikayeyi, düş’ünceyi kullanıcıya, bu proje özelinde kentliye aktarabilmek ve onlarla yaşadığımız coşkulu hal’i paylaşabilmektir. Bu paylaşım ne kadar kuvvetli olursa proje o kadar başarılı olur, “güzel” olur. Yoksa her “parıltı” çok değerli ve çok “güzel”dir.

6. Mimari proje yarışmalarında yarışan da “parıltı”lar değil, onların aktarımları, “yansımalar”ıdır. Zira kaynağı “Tözsel Gerçeklik ve Temel Hakikat” olan “parıltı” öz’ünde yarış gibi maddesel unsurlardan ziyade, “güzellik” ve “hikmet” gibi kavramları ihtiva eder. İnsan elinden insan’a aktarılan “yansımalar” da ise öncelikle kentlinin – kullanıcının, sonra jürinin – seçicinin de dahil olabileceği “açık kapılar” olmalı ve tasarım “bitmiş” olmamalıdır. Tasarımın “bitmesi” belki de o “parıltı”nın maddi kullanım ömrü ile bile sınırlı değildir.

7. Bitmeyecek bir süreç içinde, “parıltımızın” ilk “yansıması” olan ana kurgunun – omurganın üzerinde İzmir’lilerin ve seçicilerin katılımıyla yaşanabilecek değişimin, dönüşümün ve dengenin izlenebileceği bir tasarım hedefimizdir.

Proje’ye dair

1. Proje, ihtiyaç programı gereği 7/24 yoğun bir kullanım ile insanlarla – kentli ile buluşacak bir karaktere sahip olacaktı. Tasarımın içinde aktarma merkezi olması, onu hem “başlangıç”, hem de “son” yapan özel bir öneme haiz kılıyordu. Yaptıkları yolculukla “yer” altından gelenlerin “yer” üstüne, “yer” üstünden gelenlerin ise “yer” altına geçtikleri önemli bir buluşma noktası…

2. Düş’ümüzde programın tamamını “yer”altına almak ve insan elinden çıktığı ilk bakışta fark edilecek olan “fraktal” bir yer kabuğu tasarlamak vardı.

– Fraktal, parçalanmış ya da kırılmış anlamına gelen Lâtince fractus kelimesinden gelmiştir. Aynı zamanda düzensiz şekilleri konu alan geometri dalına verilen isimdir. Bütün programı altında barındıran ve tasarımın ana omurgası olarak hizmet edecek, yaşayan, üzerindeki “yırtık”larla nefes alan, ışık alan, yeşil, keskin hatlara sahip ve birbiri üzerine farklı açılarla oturan bir örtü. Tasarladığımız kabuğun, zemin kotundan keskin hatlara sahip, insan elinden çıktığı belli olan fraktal bir “tepe” şeklinde yükselmesi onu “yer”e tam da istediğimiz şekilde bağlarken, aynı zamanda kendi içindeki kot farkları ile kentliyi “iç”ine davet eden, keşfetmek için çağıran yırtıklar – yarı açık sokaklar oluşturmamıza da olanak sunmuştu.

3. Yaratılan yarı açık sokaklar, güneşin kontrollü bir şekilde içeri alınmasına olanak tanırken, ışığın ve gölgenin gün içinde değişen yansımalarını sunmaya ve güzelliklerin “dış”tan “iç”e geçişine olanak tanımıştı. Yarı açık sokakların ve iç mekan kurgusunun da tasarımın ana omurgası olan yer kabuğu gibi “fraktal” olması iç’e girmeye başlandığı andan itibaren dahi “gizemi” koruyan ve keşf için cezbesini kaybetmeyen perspektifler sunmaktaydı. Heyecanını kaybetmeyen, her bakışta farklı “görüntü”ler sunan fraktal tasarımda yarı açık iç sokaklar yer yer genişleyip daralırken, sokağa bakan iç mekan uvarlarının malzemesi cam seçilerek iç’in iç’indeki yani “derin”liklerindekiler hakkında ipucu sunmaya ve davetkar olmaya çalışıldı.

4. Yarı açık iç sokaklar, hem aktarma istasyonunun “mahalle” ile bağlantısını, hem tasarlanan kabuk altındaki ihtiyaç programına ulaşmayı ve hatta o programı bizzat o sokaklarda icra etmeyi sağlayacak “yol”lardı aslında. Yarışmada verilen ve ileride bu “yer” ile bağlantı kurulması amaçlanan Proje 2 ve Proje 3 alanları ile de irtibatı “yol”lar kuracaktı. Yarı açık olması ile yer üstünden tam bağımsız değildi. Dışarıda hava güneşli ise güneş iç’eri sızıyordu, yağmur yağıyorsa yağmurun yağdığını hissedebiliyor ve havadan – rüzgardan da kopmuyordunuz. Tasarlanan kabuk sadece Kuzey yönündeki Fuaye, Çocuk Oyun bölümü ve dükkanlara ait alanda yükselerek cam – (kontrollü) şeffaf bir cephe veriyordu.

5. Tüm mekanlarda engellilerin kullanımına özellikle dikkat edildi ve bütün insanların kolaylıkla erişebileceği, sıkıntı yaşamadan kullanabilecekleri bir tasarım hedeflendi.

6. Cengizhan caddesinin proje alanı ile kesiştiği bölümün, otobüslerin aktarma istasyonuna girişi – çıkışı ile otoparka girecek – çıkacak olan araçların kolay erişimi açısından “yer” altına alınması, “yer” üstünde kentliye sakinlik – dinginlik ve yeşil alan olarak geri dönecekti. Bu alan aynı zamanda yayaların ve bisikletlilerin alana dönüşünü – erişimini güvenli bir şekilde yapmalarına olanak tanırken, Batı yönünden yaklaşım olanağı olmayan proje alanının, kentin Doğu yönü (özellikle Üniversite lojmanları, yeşil alan) ile bağının kurulmasına destek vermiş olacaktı. Ayrıca alt kota alınan yol ve dönüş adasının olduğu bölümün ışık ve doğal hava alması için zeminde büyükçe bir “fraktal” delik de bulunmaktaydı.

7. Tasarımımızda “yer” kabuğu genelde doğa(l)da olmayacak şekilde “fraktal”di. Üzerinde sadece çimen, otlar ve yayılan – yükselmeyen bitkiler, çalılar bulunuyordu. Yağmur suyu toplanarak en alt kattaki su deposuna sulama suyu olarak kullanılmak amacıyla depolanacaktı. Aynı zamanda toprak katmanı ile birlikte çimen ve otlar ısı yalıtımı için de katkıda bulunacak ve kapalı mekanları özellikle yaz aylarındaki aşırı sıcak iklimden koruyacaktı. Kuzey ve Kuzeybatı cephesi dışındaki cephelerde tasarlanan yer kabuğu zemin ile birleştiğinden güneşin yaz aylarındaki negatif etkisinden korunulmuştu. Bu durum aynı zamanda işletme maliyetlerine de olumlu olarak yansıyacaktı.

8. Aktarma istasyonunun alt kota alınması ile yolcuların dış hava koşullarından korunması ve metro hattı ile otobüs hatlarında transfer yapan yolcuların yatay ve düşeyde en kısa mesafe ile bağlanması amaçlanmıştır. Aktarma istasyonunun batı duvarı boyunca açılmış olan “yırtık” doğal havalandırmaya ve ışığın içeri girmesine olanak tanımaktadır. Ayrıca mekanik havalandırma sistemleri ile aktarma istasyonundaki kirli havanın tahliyesi ve temiz havanın sağlanması amaçlanmıştı. Dönüş adasının üstündeki büyük “fraktal” delik de havalandırma ve doğal ışık için önemli bir katkı sağlamıştı.

9. İnsan elinden çıkmış gizemli bir tepe olarak veya bir nevi zamane höyüğü olarak değerlendirilebilecek olan “yer” kabuğu tüm ihtiyaç programını içinde barındırırken, işlevlerin zamanla değişmesine, dönüşmesine açık bir tasarıma sahiptir. Zaman her şeyi değiştirir, dönüştürürken, insan ihtiyaçlarının da değişimi ile mimari “parıltı”larının da dönüşebilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bizden sonraki nesillerin ihtiyacını da içinde gizemli bir şekilde barındırabilecek ve keşfe davet edecek olan “yer” kabuğu – zamane höyüğü ise insan elinden çıktığı belli ama sade ve bilinçli duruşu ile ana gövdesini muhafaza edebilecektir.

10. Elbette bu bir “ilk – ön” tasarımdı ve tasarım seçiciler ile kentlilerin de katılımı ile gelişecek, insanlar çatıdan düşer mi, parapet, engel vs. olsa mı gibi soruları beraberce değerlendirmemiz gerekecekti. Ama “parıltı”nın yansımasının bu kadar net hatlarla belirtilmesi düş’ün öz’ü gereği doğru değildi, değişebilir, gelişebilir olmalıydı ve öyle de oldu.

Etiketler

Bir yanıt yazın