+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.
1. Ödül, Bornova Belediye Binası ve Çevresi Mimari Proje Yarışması

1. Ödül, Bornova Belediye Binası ve Çevresi Mimari Proje Yarışması

18 Eylül 2015, 15:05
  defa okundu.

Mimari Açıklama Raporu

Bornova'da meydana 1km, Bornova Metro İstasyonu ve Ege Üniversitesi Hastanesi'ne 600 m mesafede bulunan Bornova Stadyumu'nun yıkılarak yerine Yeni Belediye Hizmet Binası ve Yeraltı Otoparkı işlevlerini içeren bir yapı grubu tasarlanması beklenmektedir. Bu kapsamda oluşturulmuş bir imar planı mevcuttur.

İmar planında Belediye Hizmet Binası alanın kuzey-batı cephesinde yaklaşık 50m derinliğe sahip bir parsel olarak belirtilmiş, Mustafa Kemal Caddesi cephesi ise yeraltı otoparkı ve üst kısmı kamusal alan olarak kullanılacak alan olarak ayırılmıştır. Yani imar planında yapılaşma sınırları net bir şekilde belirtilmiştir.

İmar planından okuduğumuz ve kentsel çevreye eklemlenecek yapısal oluşumlara ilişkin bir dizi sorunsalı sıralayarak tasarıma yaklaşımımızı anlatabiliriz.
1- Belediye Hizmet Binası ile önündeki kamusal açık alanın nasıl bağlanacağı,
2- Programdan dolayı yoğun bir yapılaşmayı oluşturacak belediye yapısının çevresiyle ilişkisi,
3- Alanın büyüklüğü itibarıyla oluşacak kamusal açık alanın yeni bir meydan ölçeğine kavuşacağı ve bunun Bornova ölçeği ile ilişkisi,
4- Kamusal açık alanın aktif bir rekreasyon alanına dönüşme potansiyeli ve gece kullanımı,
5- Alanın etrafındaki sokakların buradaki yapılaşma ile ilişkisi,

Üzerine düşündüğümüz bu sorunsalların dışında stadyum ölçeğinde, içe dönük büyük bir boşluğun dışa açılmasıyla oluşacak mekanın kente ilişmesiye oluşacak duruma müdahele şansımızın ne kadar olabileceğiydi, yani mimari ölçek içinde çözüm üretilerek bu boşluğun kentli algısındaki geçişini ne kadar yumuşatabilirdik?

Tüm bu sorunsalların cevaplarını tasarımı yönlendiren bir takım mimari karar ve çözüm önerilerine dönüştürmeye çalıştık.
Bu çözüm önerilerini ise şöyle sıralanabilir;

Açık kamusal alanı bir kanopi ile tanımlamak;

Alanı ele alışımızda ortaya koyduğumuz birçok sorunsalı kentsel bir saçak, belki bir kanopi denilebilecek bu elemanla güçlendirmeye çalıştık aslında. Kamusal açık alanın ve çevresinin niteliği düşük bir ticari anlayışla yapılaşmakta olduğunu gördük. Yaya açık alanları ve belediyeyle ilişkisi hayli güçlü olan kanopinin altında bir takım küçük ticari birimlerin oluşması (kitapçı,butik mağaza v.s.) alanın gece ve gündüz aktif kullanımını artıracağını düşündük.
Tarihi Bornova çarşısının burada yeni bir çarşıyla birleşebileceği düşüncesi, alana ulaşan 555. Sokağın bir ucunun tarihi çarşıya varması, Bornova Merkez'den Belediye Meydanına ulaşan bir yayalaşmış yol önerisi, daha doğrusu vizyonunu geliştirdi. Kuşkusuz ki bu vizyon uzun vadede değerlendirilecek bir öneridir.

Kentsel kanopinin sağladığı bir başka çözüm ise başlangıçta bahsettiğimiz, ortaya çıkacak boşluğun ölçeğini yumuşatmak anlamındaki katkıdır. İnsanlar burada belki de hiç görmedikleri bir boşlukla bu saçak sayesinde bir ilişki kuracaktır. Bir eşik olarak tanımlanabilecek kanopi; iklimsel koşullardan koruyan, altında otopark çıkışları, kioskları barındıran, geçirgen bir sınırdır aslında.

Belediye Hizmet Binasında Ara-mekan Oluşturmak;

Alan Güneybatı cephesinde Mustafa Kemal Caddesi, Güneydoğu cephesinde ise Gediz Caddesi ile sınırlanmaktadır. Yoğun yaya ve taşıt ulaşımı Mustafa Kemal Caddesi'nden sağlanmakta, bunu Gediz Caddesi'ndeki yoğunluk takip etmektedir. Bornova Meydan'ın ve tarihi çarşının bulunduğu alandan ulaşım her ne kadar Mustafa Kemal Caddesinden sağlanmakta ise de 555.Sokak alana, Belediye Hizmet Binasına direkt ulaşabilen bir yaya aksı olarak ilgimizi çekti. Bu aks canlandırılabilir ve kısmen de olsa yayalaşabilir ise kentsel alana yeni bir mekan kazandırılabileceği düşüncesindeyiz.
Başta da bahsettiğimiz Belediye Binası'nın yoğun programını zeminde ve üst katlarda 555.Sokak aksı boyunca ikiye böldük, bir iç sokak olarak devam eden aksı kültürel işlevlerle zenginleştirerek forum alanı ile sonlanmasını sağladık. Boydan boya ikiye ayrılan yapı kütlesini yeşil çatılı çelik köprülerle birbirine bağladık. 7 kat yüksekliğinde bir galeridense bu ara mekanın yapının klimatize edilmesi anlamında tasarruf sağlaması da bu kararımızda etkili olmuştur.

Yeni ve yaşayan zeminler oluşturmak;

Kuşkusuz ki kamu yapılarının en yoğun kullanılan ve çevresiyle ilişkisinde daha yüksek duyarlılık gerektiren mahalleri zemin katlarıdır. Belediye Hizmet Binası'nın zemin katı çevreden gelen yaya hareketlerini içine alan, girişlerini bu mekanlardan besleyen, oluşturulan ara mekanlarla kullanıcılarını yönlendiren nitelikte olmalıdır. Bu anlamda zemin katta 555.Sokaktan gelen aks ve açık etkinlik alanından gelen aks bir kültür sokağı ile ara mekana alınmış, bu mekandan ana giriş, sergi salonu, çok amaçlı salon, kafeterya girişleri sağlanmıştır. Belediyenin en yoğun olan birimi Mali Hizmetler veznelerine giriş de buradan müstakil olarak sağlanmış, sokakta bekleme alanları düşünülmüştür.

+ 4.50 kotunda ikinci bir zemin oluşturulmuştur. Etkinlik alanına bakan amfi ve rampalar yardımı ile ulaşılan bu kottan meclis salonuna ulaşım sağlanmıştır. Bu çözüm meclis toplantılarına halk katılımının çok düşük olduğu belediyeler için bir avantaj oluşturmakta, meclis salonlarının kent meclisleri olarak tasarlanmasını özendirmektedir.

Ekoloji, ekonomi, sürdürebilirlik;

Günümüzde gelişen mühendislik teknolojileri, inşaat sektörünün ekolojiye ve geri dönüşüme verdiği önem, bunların yanı sıra kamunun bu konuda sahip olduğu duyarlılık, Bornova'da inşa edilecek bu ölçekte bir yapı için belli standartlara ulaşmış sürdürebilirlik çözümlerini içerecektir. Bu aşamada bir tasarım üzerinden konuşmamız gerekenin sürdürülebilirlik kriterlerinin mimariye tercümesinin malzeme, detay, mühendislik çözümleri önerilerinin üstünde mekan üzerinden nasıl gerçekleşeceği olmalıdır. Bize göre bir yapının yerinin belirlenmesi, ihtiyaç programının oluşturulması, kullanım alanları ve işlevlerinin de tanımlanması bu sürecin bir parçasıdır.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
Çelik Erengezgin / 6 Ekim 2015, 18:07
NOT : Bu konuda bana; eleştiri ve ilginç bir talep yönelten genç bir kardeşimize yanıt niyetine yazılan aşağıdaki satırlar. "ne ilgisi var şimdi bu sözlerin ?" sorusu oluşturmasın diye, bu notu ilave ediyorum.. Biraz kişisel sınırları zorlayan o satırların, ya bizzat yazan ya da Arkitera tarafından kaldırılmış olması teşekküre şayandır..
..................................................

Ah be delikanlı, eleştirilerimi nasıl yorumladın bilmem ki ? Bu proje kötüler arasından seçilmiş demedim ki !.. En üzücü tarafı, iyiler arasından seçilmiş olanın bile, dile getirdiğim kaygılardan habersiz olmasıydı.. Yoksa, “yakışıklı değil, hoş değil” demedik !.. Anlaşılır ümidi ile, farklı şeylerden bahsettik.. Ülkemiz o çaresizliğe düşmeden, mimarlarımız o donanıma erişmeden, eldekilerle yetineceğiz mecburen..

Çevre Bakanlığı beni davet edince de lafı Saraya bağlamak çok ilginç ve belden aşağı bir buluş olmuş.. Varsa bir tanıdık Yalova’da, sor bakalım neler anlatmışım üç saat.. İnsan az biraz araştırır be aslanım, kime laf çaktığını !.. “Kişiyi nasıl bilirsin ? Kendin gibi..” tekerlemesini hiç sevmem.. Elbette işin zor.. Binlerce sayfada ne yazmış, ömür boyu ne anlatmış bu adam, işin mi yok !.. Sor, araştır vallahi uzun iş.. Böylece en kolay adres de “rezil örnek” Saray oluvermiş.. Tarım arazilerinde yapılaşmayı da bana sordurma fikrine bayıldım, ne alaka ise !.. Sen soruver be delikanlım.. Meydan boş.. Alkışlarız !..

Caminin piyangodan çıktığına ayrıca sevindim.. Çünkü o konu, sakıncalı piyadedir..

Gerçekten, perhiz yaparken turşu dokunur insana.. Mimarlık adına konuşayım derken bilgi ve saygı sınırlarını aşmak ta, görünmez bir tehlikedir.. Yeterince sevindirebildim mi bilmem ?..
 
Çelik Erengezgin / 1 Ekim 2015, 18:49
Laçkalaşan bu kavram hakkında, sadece “Enerji ve Ekoloji” başlığı altında şimdilik 133 makale yazdım ve binlerle paylaştım.. Evet benim de maksadım, doğru bir temel ve yapıya kavuşturmaktı bu düşünceyi.. Yani o kavramları kullanırken, ince eleyip sık dokuyorum ve ilaveten şimdilik 90’ı bulan projelerimle örneklemeye çalışıyorum ne demek istediğimi.. Hani “âyinesi iştir kişinin” derler ya !..

Evet, doğal kanunlara uygun hareket etmektir özeti. Tespitiniz doğru. Ve ne gariptir ki, doğada enerjiye bedel ödeyen tek yaratık insandır.. Yani, “salak” demeye dilim varmıyor !.. 5 Ekim’de Yalova’da, Çevre Bakanlığının daveti ile vereceğim 374. konferansıma yine bu sözlerle başlayacağım..

Elbette kendi yaşam tarzımız ve inançlarımız da, söylemimize uygun olmalıdır.. Sözlerimize ve inançlarımıza, ilkin kendimiz örnek olmalıyız.. O yüzden 33 yıldır köyde yaşıyoruz. Doğa bize, sürdürülebilmenin ne olduğunu bizzat öğretti.. İnançlarımıza ilişkin de, camilerin bile kendi enerjisini üretmesi gerektiğini anlattık. Üç beş makalem de o konudadır.. Lafta bırakmayıp projelendirdiklerimden, 4600 kişilik örneği artık dünya biliyor.., Ülke batıracak boyuttaki o dev bütçenin, beşte bire düşeceğini hesapladım ve Diyanet teşkilatına anlattım... Sayın Görmez hala, görmemekte ısrar ediyor..

O zaman ne kaldı geriye anlaşamadığımız ?..

Özetle; prensip olarak itiraz etmediğim; “çok yakışıklı, çok ferah ya da çok hoş” kavramlarından önce; “çok doğru, çok sağlıklı ve kendine yetebiliyor” kavramları gelmedikten sonra mimarlık, üstelik dünyanın en büyük harcama kalemlerinden birisi olarak; insanlara kolaylık değil külfet, hatta “yaşamsal risk” olmaya devam edecektir.. İşte itirazım bunadır.. Sanırım yıllardır çağrıldığım yüzleri aşan farklı üniversite ve bölümler içinde, özellikle Mimarlık Fakültelerinin benden duymak istediği de budur..

 
Faruk özgökçe / 1 Ekim 2015, 15:17
Örnekler vererek anlatmaya çalışmıştım. Örneklere takılmak amacında değilim.

Yaşam standartlarının göreceliğini geçtim, sürdürülebilirlik kavramı da çok konuşulan ama iyice laçkalaşmış bir kavram. Onu doğru oturtmak gerekir. Sürdürülebilirliği daha geniş olarak ele almak isterim ben.

Sürdürülebilirlik, doğal kanunlara uygun hareket etmektir. Bu kapsamda herşeyi sayabiliriz. Sadece yapılarda değil kendi hareket ve inançlarımızda da...
 
Çelik Erengezgin / 1 Ekim 2015, 13:53
Neufert’in nerelerde saçmaladığını Arkitera’da da yazmıştım.. Bir ara 97 yılında kaleme aldığım “Mimarlık Laboratuvarı” başlıklı makaleme göz atınız lütfen..

Ben, galeri boşluğunun gerekliliğinden ya da lüzumsuzluğundan da bahsetmiyorum.. Onlar, mimari çözümlerin uzantısıdır.. Bütün derdim, “yakışıyor, mekân deneyimleri sunuyor” tarzında sübjektif kanaatlerin mimari başarı için yeterli olamayacağına işaret etmektir.. Boş verin şimdilik aksesuar saydığınız ahşabı, paneli.. Ben hayatta kalma şartlarından bahsediyorum.. Anlık ya da günlük algılama, hoşlanma ya da nefretten değil.. “Olmasa da olur, şart değil” dedikleriniz, kendi ülkenizde sağlıklı ve güvenli yaşama şartınızdır.. Bireysel takıntı değil.. Evet maalesef, mimarlara hala öğretilmeyen de budur.. Meslek camiamızın hiç dert edinmediği ve o yüzden hesaplayamadığı için “rahat bırak beni hayallerimle !” deyip ıskaladığı şey budur..

Olmayan ülkenin mimarı da olmaz !..

Cami denen şey de, dokunulmaz bir yapı değildir.. Sınırında ya da dışında !.. Mimarca öneriye ve çözüme en çok ihtiyacı olan yapılarımızdan biridir üstelik.. Ama nedense meslektaşlarımız o konuya, dokunmaktan bile rahatsız olurlar..

Yaşam kalitesi denen şey, tek başına, ne şık ve de ferah mekan sağlamakla elde edilir.. Yaşamak, göreceli bir seçim değildir.. Yaşam; sürekliliktir. O da ancak, sürdürülebilirliğin koşuları yerine gelebilirse başarılır..

Umarım, anlaşmaya başlamışızdır..
 
Faruk özgökçe / 1 Ekim 2015, 11:59
Sizin söyleminizi biliyorum. Ama bu oluşturduğumuz şartlar dahi çok göreceli.

İnsan 50 cm. lik alandan da geçebilir. Ama neufert 60 cm. ideal geçiş alanı dediği için her tasarım illaki 60 cm.i sağlamak zorunda değil.

Yapılan mimari mekanlar çok farklı bakış açılarıyla çok farklı manalar kazanabiliyor. Mesela bir mühendisten şu eleştiriyi de duymuştum. Büyük ve yüksek galeri boşluğu olan yapıların intihara meyil ettirdiği ve yanlış ve hatta israf olduğu yönünde. Doğal ışığı almak, mekanı rahatlatmak, kullanıcı yoğunluğu yönünde birçok neden saymama rağmen o da galeri boşluğu bırakmayı gereksiz mimari takıntı olduğuna inanıyordu. İnandığımız şeyleri bilmemiz ve farklı bakış açılarına kulak vermemiz lazım.

Velhasıl bu bina yaşıyor. Çok da güzel yaşıyor. İçindeki insanlara da gayet iyi mekan deneyimleri sunuyor. Ortalamanın gayet üstünde bir yaşam kalitesi sunuyor. Sizin bahsettiğiniz ahşap kullanımı, enerji mimarlığını kutsama, çatıda güneş panelleri vs. olması şart değil.

Bu arada yapı sınırları belli olan bir yarışma ve çevresindeki cami falan da halihazırda olan yapılar diye biliyorum.
 
Çelik Erengezgin / 1 Ekim 2015, 11:33
Faruk bey, teşekkür ederim. Tam da can alıcı noktaya parmak bastınız..

Örneğin bir doktorun temel görevi, hayatımızı sağlıkla sürdürmeye yardımcı olmaktır. O yönde gayreti ve becerisi yoksa, ona doktor denemez.. Bir mimarın görevi de o zihinsel ve bedensel sağlık koşullarını, yani bu dünyada “hayatta ve özgürce ayakta” kalabilmenin koşullarını mekânsal düzeyde oluşturmaktır..

Doktorun hastasına sevecen yaklaşımı, tedavini başarısında nasıl çok önemli bir etken ise, mimarın sanat boyutunda katabilecekleri de o mekanda elde edeceğimiz mutluluğu aynı ölçüde etkileyecektir.. Ve nasıl ki bir doktor, insan üzerinde kafasına göre ilaç denemeye kalkamaz, apandisit yerine bademcik alamazsa, mimar da asıl görevini unutup, “bu bir zenginliktir, zaten benim de canım istedi” açıklaması ile oradaki yaşam koşullarını zorlaştıramaz, giderek hayatı zindan edemez insanlara !.. Mesleki zenginlik, “aklıma geleni yaparım bana kimse hesap soramaz, maksat çeşit bulunsun” anlamına gelmez..

Bütün gayretim, maalesef nerede ise yüz yıldır mimarlık eğitimine hakim olan, bir ressam özgürlüğünde kafamıza göre takılabileceğimiz düşüncesinin değişmesi gerektiğini, son elli yıldır anlatmak olmuştur.. “Çok başarılı bir estetik ameliyat yaptı doktor ama, artık o burunla nefes alamıyor hasta !” dedirtmemek gerekir.. Temel görevlerimizi unutamayız..

Bireysel özgürlük, karşımızdakinin özgürlük sınırlarını aşamaz.. Olmayanlar hayati ölçekte ise, geriye kalanlar, tartışma değerini kolayca yitirir.. Pafta gayretine dönüşür.. Arkitera’da yayınlanmakta olan “Mimarlık Nedir Allah Aşkına” ve “Enerji Mimarlığının Temel Gerekçesi” başlıklı makalelerime ve yorumlarına lütfen bir göz atınız.. Sanırım söylediklerim daha anlaşılır olacaktır..
 
Faruk özgökçe / 1 Ekim 2015, 08:35
Çelik bey, yorumunuzdaki genel eleştiriler sizin mimarlık anlayışınız ile proje müelliflerinin mimari anlayışlarının tam olarak uyuşmaması aslında. Herkes sizin mimari fikirlerinizi benimsemek zorunda değil. Mimari de o yüzden çok zengin bir meslek ya zaten.

Benim görüşüm bir yapıyı eleştirirken yapının söyledikleri veya söyleyemedikleri yönünde eleştiri yapmak gerekir. Hiç söylemediklerini saymak projeye çok birşey katmaz kanaatindeyim...
 
Çelik Erengezgin / 30 Eylül 2015, 14:39
Hamlet aklıma geliyor.. “Olmak ya da olmamak” dedi, hafızalara kazındı.. Ben de acizane “susmak ya da susmamak” diyorum ara sıra kendi kendime.. Susmayı yediremiyorum !..

Yine yön kaygısı hiç taşımadan, imarın emridir diye yerleştirilmiş devasa bir kutu varyasyonu, yine deprem sorunu yönetmeliklere emanet beton dayatmasına az biraz çelik katkısı.. Hani hatır için de olsa ahşabın akla hiç gelmeyişi.. Belki de bilinse gelecek !.. Yine biçimselliği tavan yapmakta olan cephenin, iç mekâna ayan beyan baskısı.. Yine ışık kontrolü sabit elemanlarla Allaha emanet, adeta tesettürlü güney cephesi.. Yine enerjisini üretmek adına sıfır gayret ve boşa masraf, çırıl çıplak çatılar !.. Sadece, tasarrufa belge almak ümidi.. Yine iki boyuttaki çözümün; “ilk adım” olduğunu unutup, plan paftalarını görevin kutsal kısmı sanma..

Yine, köprülere eklenen; adeta “saksı bahçelerde” ve Tanrı doğada cetveli hiç sevmemişken, ekmek arası benzeri “cetvel kalem, bol beton arası az yeşil” doğa arayışı ile kendini avutma ve savunma... Kimliğini mesleki çözüm marifetinde değil, akılda kalıcı formlarda arama kaygısı.. Çeşit bulunsun diye konmuş gibi duran yapa yalnız bir cami.. Yine tabanlarda değil, sadece saçaklarda mekân arayışı.. Ne diyeyim, Allah yardımcımız olsun !..

İlk adımda düşünülmesi gerekirken, ancak en son paragrafta akla gelen “ekoloji, ekonomi, ve sürdürülebilirlik” adına; “şimdi sırası değil, inşallah onlara da sıra gelecek !” tavrı ise, ülke mimarlığına yaklaşımımızın bir belgeseli niteliğinde.. Ah ikide bir ciddiyetle “sorunsal !” derken, o sorunun ne olduğunu da tanımlayabilsek.. Evet, durum çok sorunsal !..

Önce yöneticiler, sonra öğretim elemanları ve jüriler ve de en son olarak, mimar geçinen bizler, bir ara silkinip kendimize gelsek ve bilgisayarın içine düşmeden önce bir düşünsek bunları, sanki iyi olacak.. Darılmaca yok !..


 
 
Künye
İlgili Projeler