1. Ödül, Büyükada Çarşı Camii Mimari Fikir Projesi Yarışması

MİMARİ AÇIKLAMA RAPORU

Başlıca Tasarım Ölçütleri

1. Dini ölçütler
Cami tasarımında hiç gündem olmayan ya da en az gündem olan ölçütler maalesef belki de dini ölçütler olagelmektedir. Kullanıcılar, tasarımcılar, işverenler kısacası caminin tasarımından inşaatının bitimine kadar görev alan tüm aktörler kendilerini caminin mimarisine ilişkin fıkhın muhatabı görmeyebilmektedirler. Belki de tüm bu aktörler genellikle İslam dini mensubu oldukları için konuya dışarıdan bakma ihtiyacı duymuyor olabilirler. İslam mensubu olmakla konunun fıkhi boyutu belki de “zaten cepte” olan bir durum gibi düşünülüyor olabilir. Bu görevi daha çok ‘gelenek’ kavramının tanımladığı bir dağarcık yürütüyor görünmektedir. Hâlbuki cami her şeyden önce bir dinin ibadethanesidir. Ve bu din, İslam, çok detaylı bir fıkıh mekanizmasına sahiptir. Camilerin tasarlanması da hayattaki birçok detay gibi bu mekanizmanın dışında değildir.

Buradaki mimari proje tüm bu fıkhı incelemiş ve ona uygun hareket ederek sihirli bir reçete çıkartmış olma iddiasında tabi ki değildir. Bu mimarın tek başına görevi olabilmek için çok büyük bir erektir. Ancak mümkün olduğunca tasarımın gündemine bu fıkhi işaretler alınmıştır. Örneğin mescitlerin yüksek yapılması, duvarların giydirilmesi, süsleme – bezeme aleyhinde bazı hadisler mevcuttur: “Ben mescitleri yüksek bina edip süslemekle emrolunmadım.” (Buhari-muallak olarak ve Ebu Davud’dan rivayetle); “Allah, bize taş ve toprağa elbise giydirmemizi emretmemiştir” (Müslim’den rivayetle); “Duvarları örtmeyin.” (Ebu Davud’dan rivayetle )

İstanbul ikliminde (kapalı hacim zorunluluğu olan bir iklimde) ana harimde ve mahfelde yaklaşık 600 kişinin namaz kılabileceği bir hacimde yeterli hava bulunabilmesi için çatı 14.45m ye kadar yüksekliğe ulaştırılsa da bu yükseklik girişte ve kıble yönünde düşürülmüş ve 2.80m gibi mütevazı bir kotla sonlandırılmıştır. Duvarlar, malzemenin ham haliyle (brüt beton) bırakılmıştır, iç ve dış mekânda her türlü tezyinattan kaçınılmıştır. Mihrab nişi yerine Hz.Peygamber’in (sav) kıbleyi işaretlemek için bir ağaç parçasını sivrilterek yerleştirmesi örnek alınmış ve kıble cephesine ahşap bir panel yaslatılarak kıble yönü işaretlenmiştir. Hz.Peygamber’in minberinin üç basamaktan ibaret olduğu bilindiğinden, projede de bu yaklaşım tatbik edilmiştir. Ön saflarda namaz kılmak daha faziletli olduğundan alan kaybı pahasına kıble cephesi geri çekilerek tam köşeden başlatılmamıştır.

2. Mimari seçkincilik ve cami mimarisi
Cami örneğin popüler bir mimari tasarım nesnesi olan müze değildir. Müze kullanıcıları günün belirli saatlerinde 5 kere ya da haftanın belirli günlerinde müzeye gitmeyi ihtiyacı duymazlar. Müze kullanıcıları bilmedikleri bir semtte müzeye gitmek istediklerinde müzeyi bazı mimari öğelerinden tanıyarak onu bulmaya çalışmazlar. Bu nedenle mimarlar genellikle müze tasarımlarında sonsuz bir özgürlük içinde gibidirler.

Hâlbuki cami kullanıcıları camiyi mimarisiyle tanırlar. Bilmedikleri bir yerde namaz kılmaları gerektiği zaman kafalarını kaldırıp minare ya da kubbe gibi mimari öğeler aralar. Bu nedenle cami mimarisinde gelenekten, toplumun mimari dağarcığından tamamen kopmak işlevsel bir zedelenmeye ve toplumsal bir yabancılaşmaya yol açmaktadır. Bu durumun birçok örneği ülkemizde de mevcuttur. Bu durumu aşmak için geçmişin tamamen kopyası olan yapılar inşa etmek tabi ki gerekmez. Günümüz teknolojisi ve mimari kavramlarını da reddetmek gerekmez. Bununla birlikte cami mimarisindeki biçimlerin işlevselliği tamimiyle terkedilmemelidir. Cami müze değildir.

Projede harime ışık alınmak ve iç hacmin arttırılması istenmiş bu nedenle çatıda ışıklık tasarlanmıştır. Bu ışıklık tasarlanırken de yukarıda sayılan sebeplerden ötürü güncel yapım teknolojisinin imkânlarından faydalanan kubbeler düşünülmüştür. Kubbelerin kareden sekizgene geçiş yapan öğelerin üzerine oturan kasnakları geometrik açıdan stilize edilerek toplumsal dağarcıkla çelişmeyen çağdaş bir ritim yakalanmak istenmiştir. Müezzinler artık şerefeden ezan okumadıkları için şerefenin iptali ile tekrar ele alınan minare öğesinde de geometrik bir netlik ile çağdaş bir yorum yakalanmak istenmiştir. Bununla birlikte ortaya çıkan kütlenin minare olduğu hemen anlaşılır.

3. Kentsel girdiler
Büyükada Çarşı Camii projesi eğer yapılırsa bu metrekare verileriyle Adalar ilçesinin en büyük camisi olacaktır. Bu da bu caminin Adalar’ın cuma camisi olacağı anlamına gelir. Bu manada caminin çarşıda yer alması uygundur. Caminin çarşıdan algılanmasının kolay, davetkâr ve belki biraz ilgi çekici olması Cuma camisi kavramının getirdiği işlevle örtüşüyor görünmektedir. Bu nedenle cami kütlesinin en çok yükseldiği noktada çarşıya cephe verdirilmiştir. Bu cephede büyük bir duvar boşluğu oluşturulmuş böylece tüm cami iç mekânına kentsel bir perspektif kazandırılmak istenmiştir. Cami aslında mimari iç mekânını kente sunmuş olmaktadır. Böylelikle kütle çarşıdan kolaylıkla algılanabilir bir hale getirilmiştir. Bununla birlikte camiye girişte çatı kotu düşürülmüş ve yapı kullanıcılarına mütevazı bir kütle olarak yaklaşmıştır. Bu da aslında toplumsal dağarcıkla uyuşan bir durumdur. Örneğin tüm Haliç’ten algılanan Süleymaniye yanına gidip yan duvarlarında abdest alan bir kullanıcı için sadece bir saçaktır. Kıble cephesindeki geri çekilme bir bahçe ile doldurularak çarşıda yeşil bir alan oluşturulmuştur. Bununla birlikte kütlenin düşey etkisini kırmak için insan ölçeğine yaklaşan mermer sövelerle cephede yatay bir bant ve küçük kentsel nişler elde edilmek istenmiştir. Ayrıca kubbelerden kıble ve giriş cephelerine alçalarak gelen eğimli çatıların iç mekânda ses yansıtıcı olarak görev yapması düşünülmüştür. Böylelikle belki mikrofonsuz bir akustik sağlam mümkün olabilir.
Cami kütlesinin yükselen kısmının üç ışıklıkla bölünmesi ile tek ve iri bir kütle yerine daha parçalı ve kentsel dokuya uygun bir çözüm hedeflenmiştir. Ayrıca üç kubbenin dizilişi ile kentsel anlamda kıble yönü belirgin hale getirilmek istenmiştir.

4. İhtiyaç programı ve arsa verileri
İhtiyaç programı bu arsa için çok zorlayıcıdır. İstenilen metrekarelerin sağlanması için büyük bir çaba harcanmıştır. Aslında cepheye karakterini veren zikzak hareket safların arsaya mümkün olan en az kayıpla yayılmasından oluşan bir değerlendirme hamlesidir. Acil durum kaçışlarında çift yönlü kaçış sağlanabilmesi için iki adet merdiven çözülmüş, bunlardan biri yangın merdiveni olacak şekilde ele alınmıştır. Engellilerin tüm mekânlara erişebilmesi için plana bir asansör yerleştirilmiştir. Çift kapılı olan asansör bayan ve erkeklerden kimin ihtiyacı olursa hizmet verebilmesi için girişlerin sınır hattına yerleştirilmiştir. Tuvaletler dışarıdan kullanıma açıktır. Bu nedenle merdivenler halılı değildir. Halı başlangıçları her katta ayrı ele alınmıştır. Cami personelinin pratik olarak kullanabileceği bir düşey dolaşım aracı olarak minarenin alt kotlarına küçük bir merdiven yerleştirilmiştir. Böylelikle personel rahatlıkla mahfelden ikinci bodruma kadar, müezzin mahfili, imam/müezzin odası, dini danışma bürosu gibi mekânlara erişim sağlayabilir.

Tasarım Adımları Şeması

Etiketler

45 yorum

  • omer-yilmaz says:

    Cami mimarisinde gelenek arayışları ile ilgili bir tartışma yaratma potansiyeli var bence. Her durumda yapı çok iri, biraz küçülmeli bence.

  • omer-yilmaz says:

    Binlerce cami yapılan ülkede cami mimarisi üzerine fikir üretilemiyor ki…

    Kilise’ye benzetiyor oluşumuz acaba gözümüze 7/24 sokulan kitch cami mimarisi algısı nedeniyle olabilir mi?

  • omer-yilmaz says:

    Tabii bugün Türkiye’de tip olmuş Sinan camilerinin Ayasofya’dan (o zaten orjinaliden bir kilise) onun da Alahan’dan falan geldiği gerçeği de var önümüzde.

  • ahmet-turan-koksal says:

    Merhabalar

    Öncelikle birinci olan bu çalışma sahiplerini tebrik etmek isterim. Oldukça hoş bir sunumu var. Etkileyici.

    Ancak gerçekten hiç beklemiyordum. Büyükada’yı anlamamış gibi. Oturaklı kocaman piramit gibi bir etkisi var. Yere oturması ve çok yer kaplaması bence sorunlu. Cephelerdeki köşeli tarz biraz TBMM Camii’ne benzer formda. 3 adet kubbe ve onlardan ışık alınması farklı bir durum (hava değil durum) yaratıyor. Yine çarşıya doğru çıkış (neden giriş değil) ve tabii bir ayakkabılık çözümü olmaması (girdiğin yerden çıkmamak beni şaşırttı.

    Çatı örtüsüne doğru yani kubbeye doğru evrilen form, evrilememiş garip çatı örtüsü çıkmış.

    Açıkçası bu yönüyle çok şaşırttı beni.

    Haa ben mi kimim. Rakip bile değilim. Keza 14 dakika geç verdiğim için yani istesem kargoya bile verecekken elden teslim ettiğimdeki 14 dak. için diskalifiye olanım.

    Farketmiyor ki jüriyle aynı fikirde değilmişiz. Bu çalışma birinci olduğuna göre bizim elenmemiş kesinmiş.

    Açıkçası birincinin projesini kendine özgü ve hoş sunumlu etkileyici buldum. Ancak Büyükada’ya uygun değil gibi…

    ha bir de jüri gerçekten çok yanlışmış.

    Beni diskalifiye ettiler değil seçimlerine şöyle bir bakıp belki de kötü diyebiliriz rahatlıkla.

    Bir fırsat daha kaçtı bence.

  • ahmet-turan-koksal says:

    Büyükada’da çoğu bina zemin oturumu ile “daha hafif” bir oturuma sahip. Beğenmesem bile belediye Binası bile öyle.

    Öneriniz biraz da şartname yüzünden ama şartnamenin gerekliklerini çok acımasızca ortaya koyuyor.

    Kocaman hantal oluyor. eskizlerde bile hissediliyor.

    baksanıza “ana hacmin oluşması” bile çevresine göre ne kadar büyük. Bu kadar büyük bir binaya gerek var mı? O yüzden daracık sokağa sahip araziye bu kadar baskın ve büyük bir bina bana göre uyumlu değil.

    Ha şa, Jüri beğenmiş sunum yaklaşım çok şahane. Etkileyici ama buraya neredeyse 2 kat büyük bir bina bu bence. Kubbeler de bir o kadar büyüklüğü tetikliyor.

    Teşekkür ederim.

  • ahmet-turan-koksal says:

    “Emre”leri karıştırdım özür dilerim.

    Teşekkürler.

  • merhan-akgun says:

    Çalışma ve sunum çok güzel olmuş.Ancak çatı çözümleri ,çevre uyumu oldukça başarısız,.m2 lerde sorunlar var.Kitle çok ağır ,Jüriyi bu nedenle eleştiriyorum,
    Üçüncü ödüldede sorunlar var bence.
    İki projede de sanki bir sanat evi,yada sergi salonu vb.havası var.
    Bence sevimli,mistik havası olan bir ibadet yapısı olması gerekir.
    Abartılmış,modernize edilirken bazı sorunlarla karşılaşılmış çözümlere sıcak bakamıyorum,
    Ayrıca bu bir sunum yarışması değil,
    SErbest elle çizilen ve sunulan bir proje bile eşit şartlarda yarışabilmeli,
    Emeğe saygım büyük ,ama biliyorum ki herkes aynı emeği veriyor.

  • merhan-akgun says:

    Kısaca yarışma jüri kararlarında bir fiyasko daha gerçekleşti,
    Burada en önemli nokta çevreye uyum olmalıydı,Minareyi kaldırın herhangibir yere koyun bu projeye ne dersiniz.Cami deme şansınız varmı?,Fonksiyon şemaları üç aşağı ,beş yukarı aynı zaten.Plan kesit görünüş verin bu projeyi bir düşünün.İş görsellere girince ,ve birde allayıp pullarsanız,jüriler ne yapacağını şaşırıyor.
    Bu bir mimari fikir projesi yarışması arkadaşlar.Neyi değerlendiriyorlar anlamadım,Bu kadar emeğe yazık,
    Elenen projelerin hepsini görmek lazım tabii, ama ben hiç tatmin olmadım.İlk üç bence fiyasko,diğerlerine
    bakacağız.

  • emre-ozkan says:

    İlk baktığımda siluet cephesi bana Piyale Paşa camisini hatırlattı. Mimar Sinan döneminin en güzel ürünlerinden biri olduğunu düşünürüm. Bu çalışma da onun gibi başarılı bir çalışma olmuş. Tebrikler!

  • emre-ozkan says:

    Ahmet, neden Büyükada’nın ruhuna uygun değil? Merak ettim.

  • emre-ozkan says:

    Teşekkürler, bu arada ben yarısmacı değilim 🙂 benim önerim değil. İrilik konusunda katılıyorum, evet programın yoğunluğundan kaynaklanıyor galiba, küçücük bir arsada bir cok şeyin yapılması istenilmiş. Kubbeler bu irilik etkisini biraz parçalayarak hafifletiyor sanki. Programdan dolayı büyük olan taban alanı biraz daha küçük tutulabilseydi zeminde hafiflik etkisi belki de Usküdar Iskele camisinde olduğu gibi sağlanabilirdi.

  • veysel-can-demir says:

    Projeye baya emek verilmiş birincilik alması gayet adaletli olmuş.
    Klisemsi bir his aldım yapıdan.

  • veysel-can-demir says:

    Klise hissini uyandıran kısımlar “Giriş kubbe formut ve içmekanda giriş kapısı yönünde yükseleren uzanan 3 kubbeli tavan tasarımı.”

    Benim tanıdığım asıl yerli olan adalıların büyük bölümü zaten hristiyandılar.
    Bu tasarımda arada bir köpru olabilir..

    Ayrıca son ilahi bilgi ışığında 3 sayısı önplana çıkmata.Tasarımında birçok bölgesinde güzelce işlenmiş.
    Su ve güzel bir oturma alanıylada cami misafirleri ağırlasada dinler arası net cizgiler daha da eriyip homojen hale gelebilse.

  • omer-yilmaz says:

    Kubbe Pagan sonra da Hristiyan sembolüdür de.

  • ahmet-turan-koksal says:

    Mimar Sinan yaşasaydı Mimar Sinan olmazdı. O zamanki süper güç Osmanlı. Onun en etkili kişilerinden biri. Mimar Sinan döneminin mimarıdır yaşasa şunu yapar bunu yapmazdı demek her zaman yanlış olmaya mahkumdur.

    Kubbe islam simgesi olmadığı gibi Bizans da pagan sembolü değildir. Büyük açıklık geçmenin tek yöntemidir. Sembolden ötedir. Bir dine değil mimari kültürel yapıya aittir.

    Şimdi bu zamanda kubbe kullanmak ancak gönderme yapmaktır

    Bu projedeki gönderme Ada mantığına ve deniz kenarında olmaya terstir
    Kubbe yapacağım diye kısıtlı alanda kütlenin üst tarafındayım zorlama şekilde kubbeye dönmüştür. Eleştirimi bu minvalde yapmıştım

    Öneri sahibi etkileyici çalışmış her şeyden bir demet koymuştur etkilenmemek zor ama inceleyince uygun olmadığı görülecektir

    Her yarışmacının bir atımlık barutu vardır örneğin benim gönlümdeki birinci Uygur ların projesinin attığı barut jüriye nişan alınmamıştır

    Birinci öneri daha iyi görmüş daha iyi sunmuştur helalinden tebriği hakeder

    Bu projeyi kesinlikle birinci olarak görenlerin bana göre etkileyiciğine kandığını düşünüyorum. Herkes kendi yaklaşımıyla yorumlar

    Asıl sorun çoğu yönle kötü bulduğum jürinin bu etkiye ilk etapta kapılmasıdır ben jüride olsaydım ve tüm projeleri görseydim farklı bir oy verirdim.

    Hepsini göremedim ama benim projem dahil gördüklerim arasında Uygular 1. olurdu.

    Keza benim proje de daha hafif ve kaldırılmış bir bina öneriyordu hala aynı fikirdeyim.

    Ha bir de

    diskalifiye etseler kötü jüri deseler de yakın uzak herkes beğense de beğenmese de ve üzerine oda boykot etse de Kubbeli olan ilk proje seçilse de açılan cami yarışmasına girerim.

    Maketin fotosunu tivitledim büyükada dan biri retivit etmiş bu ne biçim cami diye ada halkından az buz laf etmediler

    Her yönden beğenilmiyoruz hele ki konu cami olunca her kesimden keskin itiraz normal geliyor

    Kolokyuma katılmayacağım ama bu tecrübe bile ilerleme için önemlidir

    Cepten yazıyorum hatalar için özür dilerim

  • cem-yildirim says:

    20. yuzyilin ortalarindan kalmis olsa oldukca hayranlikla inceleyecegim bir yapi olurdu.
    Ben projeyi cok begendim, oldukca iyi bir gecis mimarisi. Genellikle boyutu elestirilmis fakat bence kabul edilebilir duzeyde. Mimarin tercihini saygiyla karsiliyorum, uygulama asamasina gecerse bunu tekrar degerlendirebilir.
    Mekan kullanimi (bunu oylesine soylemiyorum) ve direkt temasta oldugu cevreye dokunusu basarili. Plan-bicim uyumu oldukca iyi. Kesinlikle son donem projelerde gormeye alistigimiz ‘tasarlanan formun planini cizme’ degil mimarin yaptigi; formla plani birlikte tasarlayabilmis, ki bence bu projenin en basarili niteligi o olmus.
    Uygulmaya gecerse muhendislerden fazla degisiklige ugramayacak bir proje (ki Turkiye’de yarisma projeleri bu konuda cok zayif). Mimarlik tarihini iyi okumus, bicimlerin anlamlarini iyi algilamis bence mimar.
    Minare bu yapinin bicimi ve cevre ile tekrar degerlendirilmeli bence, onun bu yapi tasarimina cok katilabilmis oldugunu dusunmuyorum. Bunun disinda tek elestirim daha once bahsettigim gibi yeterince gunumuzun yapisi olamamasi olabilir, ancak bu elestiriyle bu projeyi suclamak icin yirminci yuzyildan basarili yapilara doymus bir kultur olmamiz gerekir -ki kesinlikle degiliz. Mevcut sartlar icinde, ben projenin mimarini ve ekibi tebrik ediyorum. Oldukca keyif veren bir proje olmus.

  • emre-ozkan says:

    Mimar Sinan bu devirde yaşıyor olsaydı, kubbe de yapardı, diğer bütün biçim ve imkanları da denerdi. Saplantısız bir mimar olduğunu yaptıklarından anlıyoruz.

  • ismail-kilkisli1 says:

    Bence katılımcı ekip “çok akıllıca” bir proje çıkarmış ortaya. Şu sebepten akıllıca, jüriye bir bakıp onların seveceği/beğeneceği “kubbeli” hatta “çok kubbeli” “klasik minareli” (ki artık minareler işlevlerini kaybetmiş olsalar da) “kurşun çatılı” alışagelmiş türden bir cami tasarlamışlar. İlk baktığımda ne yalan söyleyeyim Piyalepaşa’ya benzettim. Minareyi de giriş aksına yerleştirseydiler tam olurmuş. Cemil Gönülalan’a katılıyorum daha önceki projesine çok benziyor. Ama mimarlar kendi yaptıkları proje bir kere içine sindi mi tekrar tekrar sırası geldiğinde geliştirip geliştirip yaparlar. Sinan’da bu şekilde kendini geliştirmiştir.
    Uzun lafın kısası ekibi tebrik ederim, sunum gerçekten başarılı olmuş. Jüriyi güzel etkilemişler jüriye oynamışlar diye düşünüyorum ki bu bir yarışma olduğu için çok akıllıca. Fakat kütle gerçekten iri duruyor ve birden göğe yükseliyor. Ama içine girildiğinde o ferahlık oldukça iyi. Altıgen kasnaklara oturan kubbelerden içeri süzülen ışık sayesinde de aydınlanma ihtiyacı ortadan kalkmış. Her şey iyi hoş da Uygur Mimarlık’ın projesini güzel harcamışlar.

  • ismail-kilkisli1 says:

    Şimdi klasik bir soru soracağım. “Mimar Sinan bu devirde yaşıyor olsaydı hala kubbe yapar mıydı?” Cevabı hepimiz çok iyi biliyoruz. Mimarlık gün geçtikçe teknolojiyle birlikte bir gelişim içerisinde. Minarenin ve kubbenin yapılış amaçlarını da biliyoruz. Ama neden hala o dönemin teknolojisi devam ettirilmek isteniyor? Pardon bire bir aynısını kalıp çakıp donatıyla birlikte betondan yapılıyor? Ben bu mantığı anlamakta güçlük çekiyorum. Taklitdir bu. Hiçbir müezzin minareye çıkmıyor. Bazen zar zor izinlerle bizler çıkıp bakıyoruz pislik içinde kuşların yuvalarıyla dolu. Bu döneme göre amacının dışında bir yapı elemanı. O zamanki açıklığı ancak kubbe ile geçilebiliyordu ki o döneme göre müthiş bir mühendislik harikası. Peki 2015 yılında? Konunun dışına çıkmak istemiyorum ortada bir proje var ve ben düşüncemi, ayrıca beğendiğim bir projenin mansiyon dahi alamamasını söyledim. Kusura bakmayın ama hepimiz aynı mesleğin içindeyiz. Benden yaşça ve tecrübe olarak üstün ağabeyler var burada evet ama onlar alınmasın, üzülmesin, gönülleri kırılmasın diye de eleştiri yapmayacaksak nasıl gelişecek bu mimarlık? Saygılar.

  • cemil-gonulalan says:

    Ben projeyi yine aynı ekibin çalıştığı daha önce Arkitera’da haber olmuş Hilaliye Eğitim Vakfı’nın modern külliye projesinde yer alan camiye çok çok benzettim.Ufak tefek düzenlemeler,biraz ana fikir uydurmalar sonra hop yeni bir proje gibi duruyor benim için buradan bakınca.

  • cemil-gonulalan says:

    Kesinlikle söylediklerinize katılıyorum İsmail Bey.Uygur Mimarlık’ın önerisi ibadet yapısı tasarımı ve cami mimarisinde ülkedeki tartışmaları da bir yerlere götürebilecek nitelikte görünüyor. Maalesef ki herhangi bir ödül alamamış.

  • nihat-saltan says:

    Cami tasarımı için çok iyi bir ana fikirden yola çıkılmış. İbadet; Hz.Muhammed örnek alınarak yapılıyor, mekanı da ona uygun olmalı. Saf düzenine önem vermek, sadelik önemli konular olarak işlenmiş. Projenin müslümanlar için vazgeçilmez semboller olan kubbe ve minare içermesi; “Bu ne binası? cami nerede ? sorularını ortadan kaldırıyor. Kubbelerden girişe doğru yüksekliğin azaltılması insana saygı duyulduğunu gösteriyor. Binayı insan ölçeğine taşımış oluyor. Kütlenin büyüklüğü ve tüm arsaya yerleşmesi olmasa daha iyi olurdu denecek yönleri. Tüm ekibi tebrik ederim, gönlünüze, gözünüze elinize sağlık. ( negatif yazılar yazan arkadaşlara iyi bakıp iyi görmelerini öneririm. Güzellikleri görmeye çalışalım. Sonuçta bu bir yarışma bir kazananı olacak ve diğerlerinin harcandığı anlamı çıkmaz. Empati kurmaya çalışırsak kimseyi kırmaz ve üzmeyiz, )

  • zehra-nur-eliacik1 says:

    Cami nin kubbesinden veya kiliseye benzemesinden öte; cami sadece cuma namazina gelen kalabalik erkek grubuna gore tasarlanmis. Ek ibadet mekani bile kadinlar icin ayrilan yerden buyuk. Kadinlara gene küçücük duvardipleri, acil çıkış yolları. Cocuk konusu var bide. Cami mimarisi konusunda, ele alinmasi gerken en temel konu ana öğesi erkek olan planlamanin ele alınmasi. Diger turlu kubbe olmaz gergi sistem olur yada çini olmaz boya olur…

  • metin-demirtas says:

    Başarısız bir çalışma..Başarısız bir juri….

  • ahmet-turan-koksal says:

    Erhan Bey

    Ben bugün Kolokyum’daydım. Biraz benim diskalifiye edilmem konuşuldu.
    Sonra biri dedi ki iyi ki kabul etmemişsiniz yoksa ben itiraz ederdim dedi

    Konu kapandı

    aşağıdaki dediklerinizin çoğu jüriye söylendi.
    Jüri genel olarak farkındayız dedi düzelir dedi filan filan

    Kısaca her jürinin dediği gibi şeyler.

    Jürideki herkes çok mutluydu.

    1/50 konusunda biraz eleştiri geldi. Eleştiri kabul edilmedi.

    Sonra bana telefon geldi. (Bir tandığın bebeği yoğun bakımda bakmam gerekiyordu)
    Kolokyumda telefon görüşmesi yapıyor olmayayım diye uzaklaştım (dışarı çıkmadım keza kolokyum dış mekandaydı)

    sonra da geri dönüp yerime geçmedim.

    Bir ara kimse söz bile istemedi.

    herkes çok mutluydu.

    Hayatımda keşke girmeseydim dediğim yarışmaların başında gelir.
    Bunu da unuttum gitti.

    Siz de unutn bence. Kimse eleştiri kabul etmez. Jüri eleştiri hiç kabul etmez. herkes çok mutluydu.

  • cem-yildirim says:

    Bugunun en dogru camisini yapmak icin ‘Mimar Sinan bugun yasasa ne yapardi’ sorusunun cevabini arayip o cevaba gore tasarim yapmaya calismanin dogru oldugunu dusunmek oldukca yanlis. Ofis yapilari icin Van der Rohe’den, muzeler icinse Wright’tan mi onay almamiz gerekiyor bu durumda? Sizi temin ederim ki mimarlik tarihini incelemek ve bu incelemelerden cikarimlar yapmak kesinlikle bahsettiginiz sey degildir.
    Ikinci deginmek istedigim konu ise ‘kubbe yapmanin yanlisligi’ konusu. Kubbe gordugumuz anda ‘bu yanlis’ diyoruz. Kubbenin mimarlik sanatinda nasil yer buldugunu zaten hepimiz biliyoruz. Ancak ne yazik ki atladigimiz nokta, islevsellikleriyle yaratilmis bicimler zamanla algisal bicimlere donusebilir, ve bunu kullanmak da her zaman bahsettiginiz kadar buyuk bir yanlis degildir (En azindan bugun Atasehir ya da Camlica’da yapilan sacma kopya kubbe yapilari kadar yanlis degildir). Bu nedenle bu projeyi ‘gecis donemi yapisi’ olarak gordum. Cagimizin yapisi degil, yakin gecmisimizin yapisi. Bu yapinin ‘cami’ oldugunu anlatmak icin kubbe ve sembolik minareye ihtiyac duymus. Kubbe biciminin algisal etkisine deginiyor, ama suyunu cikarmiyor. Yani daha acik bir deyisle yapi bize yeni birsey kazandirmiyor, fakat bulundugu yere de deger kaybettirmiyor (Yarismada birincilik alabilmesi icin birseyler de kazandirmasi gerekiyor)
    Bugun halkin Uygur Mimarlik’in onerisini kabul edebilmesi icin, yirminci yuzyilda Emre Can Yilmaz’in projelerine benzer projeler uretilmeli, ve halkin sanatsal algisi kuvvetlendirilmeliydi. Ne yazik ki Turkiye’de donemleri atlaya atlaya yasiyoruz, bir anlayisi tam olarak yasayip, algilayip, bu algidan sonra yeni bir anlayis uretmedeki eksigimiz oldukca meshur. (Bu yorum kesinlikle ‘bugun once Emre Can Yilmaz’in yapisini yapalim, sonra Uygur Mimarlik’i yapariz’ yorumu degildir; o tren kacti bir kere)
    Juri’de yer alsaydim bu projeyi ilk 3’e secmezdim, fakat incelemekten de oldukca keyif aldim. Yayinlanan projelere bakildiginda, hayran kalmamakla birlikte, en niteliklisi Uygur Mimarlik’in onerisi gibi gorunuyor, biraz dekoratif olsa da. Uygulamaya girecek olan yarismalarin, Uygur Mimarlik’inki gibi onerileri birinci sececek cesarete sahip olmalari gerekiyor. Fakat neden elendiklerini bilemiyorum, acaba kamusal yapilarin yangin yonetmeliklerine mi uygun olmadigini dusundu juri? Cunku en buyuk cozum bekleyen konusu budur bahsedilen yapinin (yani ahsap gorunumlu sacmaliklar kullanmak disinda nitelikli bir cozum arayan konusu budur). Ancak bu nedenle eleniyorsa tartisilmasi gereken yapi degil, fikir projesi yarismasinin jurisinin tutumu olmali. Jurinin, zemin kotunu tamamiyla halkin gunluk sokak faaliyetlerine acan, kentli projeler yerine, neden zemine iri bir kutle olarak basan projeleri daha olumlu degerlendirmis oldugunu anlayamadim.
    Gozden kacirilmamasi gereken bir diger konu Zehra Nur Eliacik’in yorumu sanki. Gunumuzde artik bu kullanici hak ve esitligini yapi tasarimlarinda tartismiyacak kadar icsellestirmis ve uyguluyor olmamiz gerekiyor sanki.

  • merhan-akgun says:

    Yarışmalarda jürinin görevi kendi doğrularına göre değerlendirme yapması olmamalı,Yarışmaya katılan projelerin kendi içerisinde değerlendirilmesi olmalı.En az 100 mimar emek verdi,genel düşüncenin ve kararların hiçmi önemi yok.Ayrıca maket istendi.Bu çok önemli,ilk elemenin maketler üzerinden olması
    gerekir,Kütle ,form,çevre ilişkileri,simgesellik,konunun uyumu vb.unsurlar ele alınmalıydı.yoksa ne gerek
    vardı,Görsellerde zaten herkes veriyor.Birinci projeye birde öyle bakalım,Bir paftada nerdeyse yeni bir
    mahalle veya bir semt yaratılmış sanki,ama durum öyle değil.Uygur ların projesi,proje olarak çok güzel
    olmuş,ancak oda çok abartılmış sanki,ikinci ödülü hiç anlamadım.Ayrıca jüri ayakkabılık mekanı için özgün çözümler bekliyordu.Allah aşkına bir bakın yetersiz,özensiz nişlerde konmuş dolaplar.Böyle kısıtlı bir arsada m2 lerde serbestlik olmalıydı,çok daha güzel projeler üretilirdi,Kıblenin bağlayıcı olması zaten bir sorundu,Ayrıca danışman jüri üyelerininde dışardan bir göz olarak oylamada söz sahibi olması gerekir.
    Yarışmalarda maalesef hep aynı sorunlar devam ediyor.Yarışmacılarda eşit şartlarda yarışamıyor.
    Bilgisayar ortamının olmadığı dönemlerde yarışmalar çok daha güzel ve mantıklıydı.Projeler değilde,
    resimler değerlendiriliyor,

  • merhan-akgun says:

    Bugün oturdum 1i ödülü alan projeyi 4 x4 inceledim.Planlar içler acısı,
    Fonksiyon şeması diye bir şey yok,
    1-abdest mekanları ,çözülememiş,
    2-wc ler çözümsüz ,Nerde oldukları belli değil,dışardan kullanılması mümkün değil,
    3İmam ve müezzin odası ve dini danışma.bürosu çözümsüz,(bodrumda ?)İşık hava?
    3-Teknik mekanlar hiç yok,Isıtma soğutma ? nerdeler,
    4-ayakkabılıklar hiç araştırılmamış,Mekanın ortasında ayakkabılk köşeleri ?
    Bir sürü kör noktalar,üçgen köşeler,inanın inşa edilmesi bile problem.
    Fonksiyon şeması tam bir sıfır,
    Allah aşkına bu jüride mimar varmıydı,yoksa bizemi öyle geldi.
    Çok rica ediyorum,arkadaşlar bir inceleyin,
    Bir sürü saçma sapan karakalem çalışmış gibi çizimler,
    Yazıklar olsun,
    Olmaz böyle bir şey….
    Alt tarafı 1070 m2 bir yapı,(onuda geçmiş arkadaşlar )
    Raportörler na yapmış ,? oda merak konusu var olduklarından bile şüpheliyim.
    neyse,,,,,kusura bakmayın arkadaşlar,inanmayan incelesin,,,,

    Ayrıca 74 proje vardı,hepsini incelemeden karar vermek,çok zor,

  • merhan-akgun says:

    Tahmin ediyordum zaten,ama dediğiniz gibi ben de pişman oldum,
    Düzelecek şeyler olsa ,inanın tek laf etmem,
    Neyse yazınız için teşekkürler,

  • merhan-akgun says:

    Ahmet bey,
    Bende proje koymak isterim,ama beceremedim bir türlü,zaten epeydir siteye girmiyordum,yardımcı olurmusunuz,

  • ahmet-turan-koksal says:

    editor@arkitera.com adresine porjenizi ya pafta pafta ya da görsel görsel gödneriniz. Hemen yayınlarlar.
    Tabii pazartesi oalcaktır bu. Teşekkürler.

  • cetin-arioz says:

    Emeğe saygı?
    Öncelikle İstanbul’da herkesin görmek istediği şeylerin başında güzel mimari yapılar gelmekteyken,
    acaba kaç kişi vapurla oradan geçerken hayranlıkla bakıp “adaya güzel bir mimari eser yapıldı” diyebilecek,
    fotoğraflamaya değer bulacak.
    Diğer taraftan yarışma sürecinde özellikle M2’lerde %5 dayatması, ihtiyaç listesine uyulması konusunda
    hassas olunması ama değerlendirme zamanı gelince de jüri kararıyla esnek olunması hiç adaletli değil,
    bizler verilen süre dahilinde bu dayatmalar ve sıkışıklıklar sebebiyle bir çok eskizimizi çöpe attık kuralına
    uygun proje sunmaya çalıştık, kaldı ki dereceye giren iki tasarımda da bu çalışmalarımızın izlerini gördük
    üzüldük.
    “Emeğe saygı” tamamda beton yığını fabrika binası da olmaz ki oraya
    saygılarımla

  • omer-yilmaz says:

    Diyelim ki az. Öyle olunca azınlık hakkını korumamamak mı lazım. Neden herkes 1. sınıf olmasın ki!

  • ahmet-turan-koksal says:

    Siz bana (İstanbul dışımda) Anadolu’da bir Endülüs Camii gösterin ben dolu feminist olacağım. Söz.

  • kerim-demir says:

    Boş feministlik yerine gerçeklerle yüzleşelim , Camilere gelen bayan oranı bellidir, geliyor da dışarda mı kalmışlar, arz talep dengesi buna müsaade ediyor

  • kerim-demir says:

    Sayın modern mimarlarımız Avrupa da kilise gezip cami çizmek yerine, güzelim Anadolum da ki Selçuklu Osmanlı ya ve hatta olmadı Endülüs Müslümalarının İbadethanelerine bir baksınlar, bir de camiler manevi ortamlardır, çizmek için ruh lazım, akşamdan şişmiş kafayla zor.

  • omer-yilmaz says:

    Camileri sadece müminler; lokantaları içkiliyse sadece içenler; A tipi ofisleri sadece A tipi ofislerde çalışanlar çizsin bence. Hatta İstanbullular sadece İstanbul’a Ankaralılar da Ankara’ya proje çizsinler. Müminler, otel, ofis, lokanta falan çizmesin çünkü her birinde sorun var.

  • ebubekir-simsek says:

    Cami mimarisi, o denli altı dolu bir konu ki ve biz onu son yüzyılda o kadar ihmal ettik ki değil böyle ufak hareketlerle onu çözebilmemiz; belki de geri kazanmamız yüzyılı bulacak.

  • cc-go says:

    Kerim kardeş, bu modernci zihniyet akşam kafayı çeker, sabaha cami yarışmasına girer. Sonra vay efendim niye kazanamadım, niye uzatmadınız. Eşitlik derler, ba(ğ)yan bölümü boş kalır, sonra cemaat niye dışarda kaldı, hadi safları sıklaştıralım.
    Bu yüzden, cami yarışması şartnamelerine mü’minlik maddesi eklenmesi lazımdır. Buradan Arkitera’ya sesleniyorum. Danışmanlık yaptığınız yarışma olursa buna dikkat, lütfen…

  • cc-go says:

    Kerim Demir vs. Faik Halıcı
    Ağırsiklette sıkı bir kapışma bizleri bekliyor, şimdi ring i onlara bırakıyorum.

  • faik-halici says:

    ömer bey, İslam a göre, (eğer müslümansak ki hepimiz müslümanız, Allah’ın emir ve yasaklarına göre yaşamalıyız ki rızasını kazanalım, bir kızın dahi sevgisini kazanabilmek için ne numaralar yapıyoruz değil mi? kaldı ki herkesin ufacık yüzünde dahi, 1 m2 bile olmayan bir alan, sınırsız tasarım yapan , bize bunu ücretsiz veren Rabbin rızası bahis mevzusu) Allah’ın yapmayın dediği bir şeye mekan sağlamak, buna çalışmak Allah’ın sevgisini kazanmaya kul için engel olacaktır..Bu açıdan bakılınca müslüman birinin, bar vs gibi içkili mekanlar tasarlamaması gerekir..Kazandığı para helal mi haram mı diye Ömer Yılmaz’a ve tüm müslümanlara sorulacak çünkü..

  • faik-halici says:

    kafayı çekip sabaha cami çizen bir mimar inşAllah iyiliğe ibadete vesile olduğu, olacağı için kendisinin de içkiyi bırakmasına vesile olacak bir iş yapmış olur farkında olmadan..Sebep olan yapan gibidir derler..Kim bir iyiliğe sebep oluyorsa yada kötülüğe hanesine vesile olduğu kişilerin sevap ve günahları da yazılır..Yani kafayı çekip cami çizen biri, yadırganacak bir iş değil, hayırlara vesile olacak bir iş yapmış olur..tabi burdan cami çizmeden kafayı çekelim hacı! gibi bir sonuç çıkarmak ancak espri konusu olabilir..

  • omer-yilmaz says:

    Azmi Başkanım, Ahmet Başkanım; buyrunuz: http://rktr.co/1FAxpCx

  • faruk-ozgokce1 says:

    Önceki yorumlarda camileri sadece müminlerin tasarlaması konusu geçmişti. O konuda küçük bir görüş bildirerek forumdan devam etmek çok cazip bir seçenek.

    Camiyi sadece müminler tasarlamalı demek doğru olmaz ama tasarlayanın caminin şartlarını, kullanıcıların ihtiyaçlarını, düşüncelerini bilmeli, hassasiyetlerinin farkında olmalı, camideki ibadetin verdiği o ferah havayı keşfetmeli. Tıpkı hastane tasarlarken doktor için tasarım yapmadan önce doktorun ihtiyaçlarını bilmesi gerektiği, kullanıcıların hastanede neler hissettikleri v.b. konuları dikkate alması gerektiği gibi.

    “Ben cami tasarlıyorum ama caminin şartı ne olur, kadın erkek kullanımı nasıl olmalı, ibadet mekanları arasında fiziksel bağlantı olması lazım mı, saflar nasıl konumlanmalı,… cami ihtyiacı niçin var, camide nasıl bir kullanım var, günün her saatinde gelinir mi, yalnızca vakit namazlarında mı açık olur, minber, vaaz kürsüsü, mihrap nasıl kullanılır gibi soruları ciddiye almadan, ben tasarımcıyım kendi tasarımımı kendim yaparım” diyerek tasarım yapamam. Bu düşünceyle hiçbirşeyin tasarımını yapamam.

Bir yanıt yazın