Tarih: 30 Kasım 2007

Fotoğraf: wowturkey.com
TMMOB Mimarlar Odası, 12 - 13 Kasım tarihleri arasında düzenlenen; Ken Yeang, Zaha Hadid gibi isimlerin konuşmacı olarak katıldığı Forum İstanbul, "Mimar Sinan'dan Olimpiyat Kentine" Kentsel Dönüşüm ve Gayrimenkul Yatırımları başlıklı etkinlikle ilgili olarak bir basın açıklamasında bulundu. Açıklamada; Mimar Sinan'ın isminin "gayrimenkul dehası" olarak anılmasının mimarlık kültür tarihine karşı yapılmış bir saygısızlık olduğu; Mimarlar Odası ve Uluslararası Mimarlar Birliği üyesi Suha Özkan'nın bu tür ticari platformlarda Mimarlar Odası’nı ve Uluslararası Mimarlar Birliği’ni temsilen bulunduğu izlenimi verecek şekilde unvan kullanması, Mimarlar Odası’nın dava açtığı konularda UIA Konsey Üyesi sıfatını kullanarak, “World Architecture Community” adı altında danışmanlık ve / veya yarışma koordinatörü görevini sürdürmesinin doğru olmadığı vurgulandı.
TMMOB Mimarlar Odası'nın Forum İstanbul ile ilgili yaptığı açıklamanın tam metninde şu ifadeler yer alıyor:
"Mimar Sinan'ı gayrimenkul dehasına indirgeyen bir zihniyete hizmet edenler mimarlardan, mimarlık kültür tarihinden ve ülkemiz insanlarından derhal özür dilemelidir!..
12 - 13 Kasım’da İstanbul Swiss Otel’de yapılan Forum İstanbul Gayrimenkul Zirvesi; ülkemiz kentlerinin ve mimarlığının, küresel emlak geliştiriciler ve yerli taşeronlar aracılığı ile küresel sermayenin gayrimenkul pazarına dönüşmekte olduğunu gösteriyor!...
Başta İstanbul olmak üzere büyükkentlerimiz, artık uluslarararası emlak piyasasının yeni ilgi alanında... Planlama anlayışından ve bilimsel temelden yoksun, kamu ve toplum yararını gözetmeyen, insanı, yereli, kültürü yok sayan, sadece rant odaklı, ayrıcalıklı imar haklarıyla donatılmış birçok kentsel projenin gündeme alındığı, bir kısmının da gerçekleştirilmeye çalışıldığı günleri yaşıyoruz. Küresel sermayenin giderek artan bu saldırısı yerel ve merkezi iktidarlar ve yerli aracıların işbirliği ile ülkemiz ve toplumumuz açısından yıkıcı sonuçlar doğurabilecektir. Bu durum yeni bir mimarlık düzenini de beraberinde getirmekte; mimarlık; ulusal, evrensel ve kültürel değerlerinden koparılmakta, yıldız mimarlar aracılığıyla sermayenin beklentileri doğrultusunda bir pazarlama aracı haline gelmektedir. Bu “yeni mimarlık düzeni” yalnızca merkez pazarını belirlememekte; taşıdıkları model olma özellikleriyle tüm mimarlık üretimini de etkilemektedirler.
Emlak - toprak yağmasının, yıllardır ülkemize özgü bir sermaye birikim modeli olarak şekillendiğini, bunun kentlerimizi ne hale getirdiğini hep birlikte gördük. Sorunlarımız çözülmediği gibi, yeni sorunların kaynakları oldular. 1980’lerden sonra yoğunlaşan ayrıcalıklı turizm bölgeleri, ormanlarımıza ve su havzalarına sıçrayan yapılaşmalar, yeşil alan yağması ile bugün, İstanbul başta olmak üzere, kentlerimizin yaşam standartları oldukça düşmüştür, düşmektedir.
Tabiidir ki, oluşturulmaya çalışılan bu pazarın yıldızı varolan olanaklarıyla İstanbul’dur.
İstanbul yerel yöneticileri tarafından, uluslararası gayrimenkul platformlarında pazara sunulmaktadır. Meşruluğu tartışmalı İMP (İstanbul Metropoliten Planlama Bürosu) tarafından oluşturulan planlarla ve kentsel proje uygulamalarıyla ayrıcalıklı imar hakları yaratılarak, doğal kaynaklarımız yerli-yabancı sermaye grupları ve inşaat firmaları aracılığı ile küresel güçlerin kontrolüne açılmak isteniliyor. Giderek güçlenen bu eğilim, ne yazık ki çağdaş-bilimsel kaygı, mesleki disiplin ve hiç bir insani değer tanımıyor. Meslek insanları olarak üzüldüğümüz başka bir konu da; her iki kurumun başında da, bizlerle aynı disiplinden gelen, aynı değerlere sahip olmaları gerektiğini düşündüğümüz akademik unvanlı meslektaşlarımızın bulunmasıdır. Bu duruma mimarlık alanından ve toplumsal alandan yeterince karşı konulamazsa, kentlerimizin, yaşam alanlarımızın tahribatı hızlanacaktır.
En çok gündemde olan, Hayd








