ENGELLILER GUNU

Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
OGRENCI PROJELERI

Haberler

Almanakta bu haberForumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Postopolis'te Lebbeus Woods'la Söyleşi

Tarih: 28 Haziran 2007 Kaynak: Subtopia Yazan: Bryan Finoki Çeviren: Melis Göker - Arkitera.com



Postopolis, dünyanın 4 ayrı bölgesinden 4 ayrı mimarlık blogunun 5 gün boyunca New York’ta ortaklaşa düzenlediği bir etkinlikler dizisi, bir bloglama maratonuydu. Postopolis’e Subtopia, BLDGBLOG, City of Sound ve İnhabitat blogları katıldı. Los Angeles’taki BLDGBLOG’dan Geoff Manaugh’un, Londra’daki City of Sound blogundan Dan Hill’in, New York'taki Inhabitat’tan Jill Fehrenbacher ve San Francisco'daki Subtopia’dan Bryan Finoki’nin katıldığı Postopolis’te çeşitli söyleşiler, toplantılar, slayt gösterileri de düzenlendi. Bu etkinliğin ana fikrilerinden birisi ise bloglarda yapılanların kamusal alana çıkarılarak insanlarla kaynaşması ve blogların mimari bir dil oluşturmakta ne denli önemli olduğunun gösterilmesiydi.

Postopolis’e çok farklı disiplinler birçok katılımcı oldu. Etkinliğin 5. gününde ise ünlü tasarımcı Lebbeus Woods ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Geoff Manaugh: Sizin çalışmanızın bu denli hayranı olmamın nedenlerinden biri konusunun deprem ya da yerkürenin hareketleri olması – yerküreyle ilgili olması fikri. Zaman zaman çalışmalarınızda ortaya çıkan ürünler Einstein’ın Mezarı gibi dünya yüzeyine basmayan yapılar olabiliyor, tasarladığınız strüktürler dünyanın dışında, birçok farklı senaryo ve her senaryoyla farklılaşmaya müsait binalar olabiliyor. Acaba bu konuyla ve sizi neyin etkilediğiyle ilgili olarak bizi aydınlatabilir misiniz? Mimari bir kütle nasıl dengesiz ve dünyevi bir yapı oluşturabiliyor?

Lebbeus Woods: Sanırım benim hayatım düzensiz. Ben bir asker çocuğuyum. ABD’nin farklı yerlerinde sürekli oradan oraya taşınarak büyüdüm. Hakikaten, bu yaşam tarzı tasarımlara o veya bu şekilde yansıyor. Ayrıca, 1940’da doğdum ve şu an 21. yüzyıldayız, bu süre zarfında bilhassa sosyal, kültürel alanda ve bilim alanında ciddi değişimler yaşandı. Ben bütün bu değişimlere tanık oldum ve biliyorum ki kültürümüzde sık sık karşımıza gözardı edilmeyecek bir düzensizlik çıkıyor. Bir bakıma deprem veya savaş bunun en belirgin örneği, öyle değil mi? Bu nedenle bana göre, düzensizlikle uğraşma merakım aslında bizim yani insanlığın şu anki vaziyetiyle uğraşma merakımdır. Devam edeceğim ancak yeteri kadar zamanımız olmayacak.



Bryan Finoki: Benim sorum, aslında merak ettiğim konu aynı zamanda, mimarinin politik yönden evrimi ve politik mekan yaratma düşüncelerinizle ilgili. Bu konuda Roma İmparatorluğu’ndan bu yana ne derece yol aldık veya yol aldık mı? Sizin “Savaş ve Mimarlık” adlı kitabınızdan yola çıkarak sizce günümüzde mimarlığın farklı bir politik işlevi var mı, terörle mücadele yöntemlerine mimarlığın katkısı nedir? Mimarlık ve “Törerle Mücadele”yi birbirine nasıl bağlıyorsunuz ve bu durum mekanın doğasını nasıl etkiliyor?

LW: Bence, günümüz mimarlığını profesyonel anlamda ve uygulama olarak değerlendirdiğimizde Roma İmparatorluğu’ndan çok da farklı değil. Hala asıl olan, gücü, otoriteyi ve sosyal hayatın hiyerarşisini anlatan anıtsal yapılar inşa etmek. Bir müzeden bahsediyor olsak bile buradaki amaç elit kesimin çeşitli sanatsal çalışmaları toplayarak bunları çok özel bir binaya, belki kendi başına bir sanat eseri olabilecek bir binaya yerleştirmesi. Bu nedenle, bana kalırsa biz hala o zamanlardayız ve o mantalitedeyiz. Mimari yayınlara bir bakın. Her ne kadar bütün mimarlar diye genelleyemesek de insanların bakış açısı bu.

Neyse ki, bugün burada olmamın sebeplerinden biri bu bloglar – özellikle sizin bloglarınız – ancak, genel olarak internet başka bir bakış açısına göre mimarinin genişlediği bir yer ve bu nedenle internet çok büyük önem taşıyor. Yapıların veya mahallelerin, şehirlerin ve diğerlerinin güvenliğinden bahsettiniz. Evet bu mimarlığın iç