Tarih: 25 Haziran 2007 Kaynak: BLDGBLG Çeviren: Yasemin Aslan
Jeffrey Inaba oldukça yoğun. Inaba Projeleri'ni yönetiyor; Columbia1’da ve SCI-Arc2’da mimari kuram ve tasarım atölyesi dersleri veriyor ve düzenli olarak çeşitli periyodik yayınlara ve kitaplara yazıyor. Bunlardan en önemli olanlardan biri; Çin’in Büyük Ekonomik İlerleme Planı: Kentte Harvard Tasarım Okulu Projesi. Tabi ki aynı zamanda Inaba, Ole Bouman ve Mark Wigley’le beraber Volume’ün eş editörlerinden biri.
BLDGBLOG, Volume’ün editöryel kadrosundaki bakış açımızı tamamlamak üzere Jeffrey Inaba ile de konuştu; bir telefon görüşmesine sığdırılabileceğimiz kadar çok konu hakkında; Archigram, spor arabalar, golf sahaları, feng shui, Donald Trump, Saddam Hüseyin, penthouse (çatı katı, teras katı) tasarımı ve Tribeca, hedge fund3 yöneticileri, mekansal fazlalıklar, Çin’de sürdürülebilir gelişmenin yükselişi, kent dışı mahallelerin, banliyölerin ve toplu “mega-slum”ların (büyük varoşlar) ekonomik hayatı, siyasi bir metafor olarak köpek -eğitimi, mimari araştırmalar şeklindeki bilim kurgu romanları - ve benzerleri...
Kendi adıma keyifli bir sohbet olduğunu söyleyebilirim; ama daha da iyisi, eğer fazlasını öğrenme merakı duyuyorsanız, şu an Ole, Mark ve Jeffery ile devam etmekte olan tartışmanın olduğu Archinect’i tıklamanız yeterli.

Volume 10’dan Alibi’nin Kapak Sayfası ve bir sayfa
BLDGBLOG: Volume 10 ile mimari söylemlerde daha fazla “ajitasyon” çağrısı yapıyorsunuz. Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz? Örneğin, yeni bir Archigram ya da başka bir Superstudio’ya mı ihtiyacımız var? Bu ajitasyon nerden gelecek?
Jeffrey Inaba: Eğer bir Archigram ya da Superstudio daha olsa muhteşem olurdu. (gülüşmeler) Kesinlikle buna karşı olmam. Ajitasyon üzerine bir yayının hazırlanmasının nedeni, sanırım “konsensüs kültürü”ne spesifik olarak bir yanıttı. Amerika’da, bir şeyler hakkında aynı fikirde olmanın önemli olduğu şeklinde ortak bir duygu vardır; paylaşılabilir ya da tartışılabilir olan noktaları bulmak ve karşıtlığın başka bir seviyeye indirgenerek tartışmaların yükseltilmesiyle, bu farklılıkların pürüzlerini sonuna kadar gidermek ve dengelemek. Bu içimizde yatan, ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız duygusu tarafından tetiklenmiş olarak görülebilir.
Burada gülünç gözüken şey - içerik düzeyinde değil de, daha derinde, yapısal düzeyde - bu uyuşma ve karşıtlıkların en az önemli şartlara dayanmasıdır. Eleştirmenler olarak, sadece iki insan bir eleştiri üzerine birbirleriyle aynı fikirde olsa bile, bir şekilde sonunda bunun uzlaşmanın temelini oluşturması gülünç görünür; aynen, bir konu üzerinde aynı fikirde olmamanın, iki görüş açısı ya da ideoloji arasındaki bir savaşı tetikleyebilecek olması gibi.
Bunun yanı sıra, anlaşmaların böyle sağlam olmayan, temelsiz koşullarla geliştirilmesi, daha kapsamlı tartışmaları da doğurmaz mutlaka. Karşınızda teknolojiye ilgisi olan birileri olabilir ve bu kişiler farz edelim ki 17. yüzyıl tarihiyle uğraşan birileriyle ilişki kurabilirler ama bu gibi yabancı yakın arkadaşlıklar daha ilginç bir tartışma yaratılmasını sağlamıyor. Burada, gerçekten verimli olandan daha çok sembolik bir anlaşma, uyuşma var.
Bu anlamda, içeriği indirgendiği için ajitasyon terimini yeniden tanıtmak önemli görünüyor; artık problem çıkaran veya toplumu kışkırtan ya da asılsız nedenlerle bozucu, yıkıcı olan kimse anlamına geliyor. Fakat ajitasyon çok dah








