Yoo İstanbul’da hır gür çıktı kazanan dahi tasarımcı oldu

Sözlerin hedefindeki isim, deha tasarımcı Philippe Starck'tan başkası değil. Dünyanın dev yatırımcıları, Starck'ın imzasını kendi projesinde görebilmek için hep bir yarış içindedir.

Ama, Türkiye’den onu ikna edebilen tek isim Sabri Yiğit oldu. Ve dünyanın 57 noktasında Yoo markasıyla kurulan Starck imzalı projelerin 58’incisi Ulus’a yapılmaya başlandı.

İkili arasındaki ilişki başlarda çok zorlayıcıydı. Onun deyişiyle, çok hır gür çıktı. Israrla devasa uzunluktaki hol ve havuzların eninin bu denli kısa olmasına karşı çıktı ama, Starck’ın kendine benzettiği Yiğit, sonunda kabul etti ve her şey in savunucusu oldu. Yiğit’le söyleşimizin odağında sadece Yoo yoktu. 550 vekile dünya turu yaptırmanın gerekliliği, Ataşehir’in bir mimari hata oluşu ve dahası Anadolu’nun binlerce yıllık geneleneğinden süzülmüş bilgileri, türküleri hayatının içine nasıl aldığı da vardı.

Türkiye’nin en önemli sorunu
DÜN ALINMALIYDI BU KARAR
Son 30 yılda Türkiye’nin nereden nereye geldiğini en iyi gözlemleyenlerden biriyim. 10 yılda durum çok düzeldi. Ama, hükümetin yaptığı çok doğru şeylere rağmen, ne yazık ki cari açık için çözüm üretilemiyor.
Cari açığı düşürmek için çok radikal kararlar lazım. Türkiye’nin tek çıkışı, çok satıp az alması. İthalatımız çok. Dolar, bu yüzden 2 liranın altına düşmemeli. Vakit az. Karar yarın alınmalı ve hatta dün alınmalıydı.

Yabancının önü açılsın mı?
İNGİLİZİN FAKİRİ HEDEF OLMASIN
Dünyada üç sıcak nokta var. Biri Amerika’da New York Manhattan. Diğerleri Avrupa’da Paris ve Londra. Amerika’da parayı bulan Manhattan’ı ister. Uzakdoğulu, Ortadoğulu, İsrailli ve Türkiyeli de Paris’te, Londra’da bir ev ister. Şimdilerde daha çok Londra önde. Bu üçünün yanında doğan yıldız İstanbul. Şimdi Rusları ve Ortadoğuluları düşünün. Ruslar, Ortadoğulular Avrupa’da üç kişi bir restorana gidip 1.000-1.500 euro öderler, ama çoğu zaman garsonlar bile onlara hizmet etmek istemez. Türkiye’de bu ikisi de torpilli. Hoşgörülüyüz. Ama, sanki aklımız tutulmuş. Engel olmaya çalışıyoruz satın alacaklara. Süreci iyi idare edersek ilk yıl 10 milyar dolar gelir. Harcamalarla birlikte bu, 20 milyar doları bulur. Ancak, hedefimiz 100 bin dolara ev alacak İngilizin fakiri, Hollanda’nın emeklisi olmamalı.

Yabancı 60 hektar arazi alabilmeli?
BAKANIN İŞİ KOLAY DEĞİL
Erdoğan Bayraktar’ın (Çevre ve Şehircilik Bakanı) işi ne yazık ki kolay değil. ‘Yabancı 2 hektar mı almalı, yoksa 60 hektar mı’ gibi sığ tartışmalara girmemek için önce 550 milletvekili dünyayı tanımalı.

Faiz artışı yaraladı mı?
SEKTÖRÜN HAYRINA OLDU
Bu son faiz artışları, sektörün soğuması için hayırlı oldu. Hatta, sektörü disipline etti. Çünkü, gereğinden fazla atladılar sektöre. Sonuçta bugün bazı şirketlerin darboğazda olduğunu hepimiz biliyoruz.

Fiyatlar şişti mi?
ŞİŞEN FİYAT DEĞİL, ARZ
Şehrin merkezini çekirdek olarak düşünün. Çevresinde de katmanları. Ve bunların uzaklarında da uydu kentler… Değişmez kuraldır; durumunu düzelten çekirdeğe yerleşmek ister. Bir başka kural iniş-çıkışlar olsa da orta vadede fiyatın hep yükselmesidir. Ama, unutmayın uzak katmanlarla uydularda fiyatlar çok düşük. Çünkü, arz fazla. Yani, şişen fiyatlar değil, arz.

Kriz kapıyı çalar mı?
YILLARCA İYİ HABER DUYMAYACAĞIZ
Kriz olursa tokatı ilk yiyeceklerdeniz. Ama, sektöre değil, dünyaya bakın. Yunanistan’ı bu şekilde kurtarmak büyük hata. Tüm borcu silebilselerdi; tamam. Aynı şey İspanya, İtalya, Portekiz için geçerli. Gelişmiş lere bakın; başta ABD, hiçbiri standartlarını sürdürecek geliri üretemiyor. İstisnalar Hollanda ve Almanya’dır. Hazırlıklı olun; yıllarca iyi haber duyamayacağız. Aksi, zaten sanal olacak. Bize gelince… 2001 krizi avantaj yarattı ama hükümet, fazla iyimser.

Şehri yıkmak ve yeniden yapmak
BAŞINA UMARIM BİR ŞEYLER GELMEZ
Eksiklerine rağmen, kentsel dönüşüm, deprem gerçeği kadar siluetin düzeltilmesi açısından da bir fırsat. Erdoğan Bayraktar çok kararlı. Ama, işi zor. Umarım projenin başına bir şey gelmez. Yine söylüyorum: 550 milletvekilinin bunu anlaması çok önemli. Birileri kalkıp ‘hayır’ diyebilir. İstanbullunun anlaması da çok önemli. Ama, ilgilendiğimiz birkaç yerde mülk sahipleri bizimle adeta devlet gibi konuştu.

Haydarpaşa Garı – Taksim
MAHZUN BAKACAĞIZ
Simgeler vardır. Şehirler onlarla anılır. Şimdi birinin yıkımını tartışıyoruz. Silueti bozan binalara izin verenler garı da yıkacaktır. Öyle mahzun bakacağız. Taksim’de Beyoğlu’nun kokusuna, gizemine uygun bir güzelleştirme olmalı. Maalesef her şey unutuldu, ‘cami olsun mu olmasına mı’ kitlendi her şey.

Yoo İstanbul nedir, ne değildir?
ÇOK HIR GÜR OLDU ARAMIZDA
Şimdi çok ahbabız ama Philippe Starck ile başta çok hır gürümüz oldu. Proje çizimlerini gönderdi. Baktım, hol 44 metreye 168 santimetre. Havuzun boyu 70 metre. Eni 9.60 santimetre. Çok uzun ve darlar. İstemedim. Kibarca böyle olmaması gerektiğini anlattım. Cevapları anlamanız mümkün değil. Starck, üç ay benimle oynadı adeta. Starck’ı çözünce karşı olduklarımın savunucusu oldum.

Philippe Starck’a giden yol
BENZEDİĞİMDEN KABUL ETMİŞ
Starck ile çalışmayı istedim tabii ki ama, beni tetikleyen, çok sıkı isimlerin bile onu getirememesiydi. Ama, görüştük ve kabul etti. Sonra sordum, ‘Neden biz’ diye. ‘Bana benziyorsun’ dedi.

Kim bu koleksiyonerler?
BİZ DE BİLMİYORUZ
Yoo projelerinin dünyada koleksiyonerleri vardır.?Nerede yapılırsa alırlar. Biz bile bilmiyoruz kim olduklarını…

Benim mimarim
BİRAZ ONDAN, BİRAZ DA…
Klasik içimi karartır. Çok modern, mesela minimal de fazla gelir. ‘Peki, ne’ derseniz yeni evimin mimarisi derim. Philippe Starck’ın tasarımda dört paleti var: Modern, klasik, kültür ve doğa. Evim, onların karışımından…

Benim mimarım
GELECEĞİN DEHASI
Marcel Wanders. Tanınmıyor, ama gelecekte ‘deha’ diye anılacak Philippe Starck’ın ofisi Yoo’daki mimarlardan.

Hayran olduğum yapı
HİÇ KOLON YOK
Ayasofya. Kubbe yüksekliği 55 metreyi aşıyor. Ve kolonu yok… Karslıyım ve Ani harabelerinden de etkilenirim.

Bundan sonra
İKİNCİ KEZ YOO…
İstanbul’un güzel bir yerinde yapacağımız ikinci Yoo’ya hazırlanıyoruz. Şimdikine rakip olmayacak ama kriterleri yine aynı: Merkezi lokasyon, büyük ölçek A plus+plus bir proje. Beş Yoo planlıyoruz. Üçüncüsü güneye. Dördüncüsü ve beşincisi için seçenek çok.

İzin verseler ne yapardım?
550 VEKİLE DÜNYA TURU
550 milletvekiline dünyayı gezdirirdim. Şehirleri yaşayacak ve tanıyacaklar. Şimdi diyorlar ki, ‘Vay efendim maaşlarını artırıyorlar’. Bırakın yapsınlar. Bunu yapmak Türkiye’ye yol aldırır. Çin’de 15 yıl önce gittiğim bir şehir vardı. Her şey o kadar kötüydü ki… Kaldığım otel, en iyilerinden biriydi ve bitler, pireler uçuşuyordu. Bir sene önce tekrar gittim. Gördüğüm inanılmazdı. İkinci bir Şangay yaratmışlar. Vekillerin bu değişimi görüp anlamları lazım…

Bu son işiniz deseler
DÖNÜŞÜME TAKILDIM
Geri dönüşüme çok takıldım. İnsan gezegende yaşamak istiyorsa kendisi de dönüşmeli. Kyoto Protokolü’ne göre tüm ürünlerin ömrü giderek kısalmalı. Mesela, 2025’te 10 yılı geçmemeli. Bunun için fabrika kurdum. Adı Parex. Yüzde 100 dönüşür ürünler üretiyorum.

Yeni dönemin konutları
ATAŞEHİR, MİMARİ BİR HATADIR
Bir keşmekeşlik var. Abartma ölçüsünü de geçip saçmalayan çok proje var. İyi az, hilkat garibesi çok. Ataşehir, tam bir kaotik durum aslında. Tam bir mimari hatadır. Ne plan ne program var. Cevabı olmayan bir sürü soru… Ve o cevapların ne olacağını beş yıl içinde göreceğiz. Finans merkezi düşüncesine katılıyorum ama, İstanbul Finans Merkezi ne demek ve neden Ataşehir? Vakıflar Bankası’nın oraya gelmesi ne değiştirecek? Çok ciddi metrekarelerde çok ciddi fiyatlarla projeler yapılıyor, sonuç ne olacak gereceğiz?..

Marka proje nedir, ne değildir?
ALTIN KULPLU GÖKDELEN DEĞİL
Marka için bir numara lokasyondur. Mesela, Philippe Starck, Beylikdüzü’nden marka yaratamaz. İkincisi toplumun trend setter’larına hükmedecek bir proje üretmeniz lazım. Gerçekten doğal malzemeyle yapmalısınız. Huzurlu, fonksiyonel olmalı. Ama, yoğun olmamalı. Bunları ortak alanlarda da sunabiliyorsanız markasınız. Yoksa marka olmak, İstanbul’a 40 katlı gökdelen dikip altın kaplama kapı kolları yapmak değildir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir