Sultan Abdülmecid Dönemi ve Mimarlık

Sultan Abdülmecid’in 150. ölüm yıldönümü sebebiyle düzenlenen uluslararası sempozyumda dönemindeki mimarlık ürünleri ve ortamı tartışıldı.

19 Kasım’da Dr. Sinan Genim’in moderatörlüğündeki 5. oturumda ilk olarak Prof.Dr. Baha Tanman Sultan Abdülmecid dönemindeki (1823-1861) dini mimariye değindi. Yalnızca camilerden söz eden Tanman, öncelikle 1848 senesinde inşa edilen Küçük Mecidiye Camisi’nin kare planlı, dört kubbeli ve giriş cephesine hakim hünkar kasrı modelinden bahsetti. Bu dönemde bir istisna olarak göze çarpan camilerden birinin ise II. Mahmud Türbesi’nin kaset kubbesinden esinlenen 1851’de inşa edilen Hırka-i Şerif Camisi olduğunu belirtti.

Tanman ayrıca eklektik-seçmeci üsluptaki Büyük Mecidiye (Ortaköy) Camisi’nin “yalı cami” konumunu devam ettirdiğini ifade ederek, Tanzimat dönemi camilerinde şeffaf camın büyük yüzeyler halinde kullanımının başlaması ile birlikte geleneksel pencere düzeninin değiştiğini, camilerde ışığın arttığını belirtti. Konuşmacı İstanbul’daki camilerden, son olarak dönem için modern bir uygulama olan demir strüktürlü pencerelerin kullanıldığı, yine hünkar kasrının ön cepheye hakim olduğu Bezmialem Valide Sultan (Dolmabahçe) Camisi’ne (1848) değindi.

Hakimiyet Sembolü: Mehmed Ali Paşa Camisi

Tanman Sultan Abdülmecid döneminde Mısır’da yaşanan sorunlar doğrultusunda Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın Mısır’a hakimiyetini sembolize eden Kahire’deki Mehmed Ali Paşa örneğine de konuşmasında yer verdi. Buna göre Mehmed Ali Paşa yaptırdığı camide imparatorluk dönemdeki cami şemalarını uygulamayıp, Sedefkar Mehmed Ağa’nın Sultanahmet Camisi şemasını uygulamış. İstanbul’da uygulanmayan bu eski şemanın Kahire’de uygulanmasının sebebini ise Sultanahmet Camisi’nin payitahtın alametleri arasında yer alması ve yüksek öneme sahip olmasına bağlayan Tanman, bu cami ile paşanın Mısır’a hakim olduğunu sembolize etmek istediğini belirtip, caminin mimari özellikleri üzerine bilgi vererek sözlerini noktaladı.

Mimarlık Teşkilatının Değişim Süreci

İkinci konuşmacı Yrd.Doç.Dr. Selman Can ise dönemdeki mimarlık örgütünün 1831 senesinde Hassa Mimarlar Ocağı’nın kapatılması ile nasıl bir organizasyona sahip olduğunu, kısa bir süre içerisinde teşkilatta önemli değişikliklerin art arda geldiğini ve Batı tarzı bir müteahhitlik sisteminin gelişerek projelerin ihale (münakaşa) sistemiyle üstleniciler olan kalfalara verilmeye başlandığını belirtti.

Dönemin Avrupalı ve Gayrimüslim Mimarlık Aktörleri

Dr. Miyuki Aoki Girardelli ise Abdülmecid dönemi mimarlık ortamındaki Avrupalı ve gayrimüslim aktörlere değindi. Dönemdeki mesleki ve profesyonel sınırların, aynı zamanda etnik ve ülke sınırlarının belirsizliğinin bir çok çalışanı İstanbul’a getirdiğini belirten Aoki, ilk olarak Beaux-Arts’da eğitim alan ilk Osmanlı tebaasına bağlı gayrimüslimler Artin Pascal Bilezikçi ve 1855 Paris Dünya Fuarı’ndaki Türk Pavyonu ile Melikyan ve onun tasarladığı Cezayirlioğlu Yalısı’ndan (Yeniköy Avusturya konsolosluğu Binası) söz etti. Bu yalının yapımında çalışan ustaların Fransız olduğunu ve bazılarının İstanbul’da kalıp çeşitli binalarda çalışmaya devam ettiğini belirten konuşmacı, arşivler üzerinde Beyoğlu’ndaki Fransız nüfusu ve Osmanlı-yabancı iş birliğini aktardı.

 

Çok Bilinmeyen Bir Mimar: William James Smith

Oturumda son olarak söz alan Prof.Dr. Afife Batur ise üzerinde pek araştırılmamış dönemin mimarlarından ingiliz William James Smith ve yapıları üzerine bir konuşma gerçekleştirdi. Smith’in büyük yangında hasar gören İngiliz Sarayı’nın yapımı için görevlendirilip, İstanbul’a geldiğini belirten Batur, bu dönem içerisinde mimarın Büyük Britanya’nın görevlendirmesiyle uyguladığı İngiltere Büyükelçilik komplesi içerisindeki İngiliz Büyükelçilik Binası, St. Helena Şapeli, ayrıca İngiliz Gemicileri Hastanesi, İngiliz Konsolosluğu, İngiliz Konsolosluğu Hapishanesi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun görevlendirmesiyle tasarımını gerçekleştirdiği Tophane-i Amire Hastanesi, Bahriye Hastanesi, Mecidiye Kışlası, Tophane Kasr-ı Hümayunu Selimiye Kışlası Hünkar Dairesi, Mekteb-i Harbiye’de Manej, Mekteb-i Harbiye Renovasyonu ve son olarak da Dolmabahçe Sarayı içerisindeki Kış Bahçesi ve Alay Köşkü projelerinin mimari özelliklerine değindi. Sempozyum diğer oturumlarla devam etti.

1 Yorum

Bir cevap yazın