Okullar Okulu: SALT Galata ve Studio-X

4. İstanbul Tasarım Bienali geçtiğimiz hafta sonunda kapılarını ziyaretçilere açtı. Bienalin SALT Galata'daki ayağı Zaman Okulu ve Studio-X İstanbul'daki ayağı Sindirim Okulu'nu sizler için inceledik.

SALT Galata: Zaman Okulu

“Zaman ve insan birbirini nasıl şekillendiriyor” sorusunun cevabını arayan Zaman Okulu’nun eş küratörü Ils Huygens, bienale hazırlık sürecinde “okul” kelimesinin kökeni olan ve eski Yunancada “boş zaman” anlamına gelen “schole” kelimesi üzerinden hareket ettiklerini ifade ediyor. Bu kavramsal sorgulama, ekibi, günümüz okullarında hissedilen “bir şeyler üretmek mecburiyetinde olma”, “ürettiğin kadarı ile verimli ve yeterli hissetme” baskısından uzak ve düşünme eylemine odaklanan bir tema üzerinde durmaya yönlendirmiş.

Çalışmaların sergilendiği alana girer girmez dikkatinizi çeken ilk şey, salonun orta yerinde asılı duran birbirinden farklı dokuma çalışmaları oluyor. Emelie Röndahl’ın dünyanın dört bir yanından yirmi dokuma sanatçısını bir araya getiren “Google Weaving Stop-time” projesi, farklı kültürel birikimlerin etkisi altında şekillenen düşünce ve yaklaşımları, ülkeden ülkeye değişen Google algoritmaları ile birleştiriyor. “Weaving (dokuma)”, “textile (tekstil)” ve “Turkey (Türkiye)” anahtar kelimelerini aratarak çıkan sonuçlar içerisinden beğendikleri görselleri dokuyan sanatçıların çalışmaları, internette saniyeler içerisinde karşımıza dökülen arama sonuçlarının hızı ile dokuma için harcanan emek ve zaman arasındaki zıtlığı da bizlere sorgulatıyor.

“Google Weaving Stop-time” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Tavanda asılı dokumaların hemen ardında bekleyen bir dizi vitrinden oluşan “Basmakalıp Bir Defter”, zamanın derinliğini ve zaman ile nasıl başa çıktığımızı sorgulayan bir Jesse Howard ve Tim Knapen kurulumu. Farklı objeler ve tanımlar üzerinden “zaman” kavramını tartışmaya açan bu çalışma dahilinde hazırda bekleyen yazıcı makineler de bulunuyor ve böylece ziyaretçilere, kurulum kapsamında ele alınan kavramların açıklamaları ile kendi defterlerini yaratma olanağı da sunuluyor. “Kendi düşünceleri için ziyaretçilere zaman tanıyan” yazıcı makineler sayesinde not almak için kullanacağınız zamandan kısıp, kurulumdaki parçaları daha dikkatli değerlendirebiliyorsunuz. Tabii biz zaman üzerine düşünür iken bir yandan da makineleri hayran hayran izlemeye daldık, bu da “akıp giden zaman” üzerine sorgulanması gereken ayrı bir durum olsa gerek.

“Basmakalıp Bir Defter” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

“Basmakalıp Bir Defter” (Animasyon: Tülay Aydın)

Salonun sağ tarafında yer alan kurulumlar serisi ise Ecole Mondial’e ait. Oluşum; “Saha İstasyonu: Zaman”, “Physsance” ve “Kum Halısı” çalışmalarında Doğu Ekspresi üzerinden hareket eder iken, “Zaman Alet Çantası” adını vermiş oldukları Kamishibai* kurulumu ile de Einstein ve Bergson’un 1922’deki tarihi buluşmasını ele alıyor.

*Kamishibai: Japonya’da görsel hikaye anlatıcılığı için kullanılan minyatür sokak tiyatrosu.

“Zaman Alet Çantası” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Ecole Mondial’e ait çalışmaların arkasındaki perdenin diğer tarafında ise bizi Danilo Correale’nin “Artık Uyku Yok, Artık Yok” adını vermiş olduğu 240 dakikalık bir video yerleştirmesi karşılıyor. Çeşitli uzmanlar ile uyku üzerine yapılmış bir dizi söyleşiden oluşan proje, ziyaretçileri bir süreliğine oturup dinlenmeye davet ediyor. Çalışmalarında boş zaman, emek ve uyku gibi kavramlara sıklıkla yer veren Correale ile yapmış olduğumuz kısa söyleşiyi yakında Arkitera’da okuyabileceksiniz.

“Artık Uyku Yok, Artık Yok” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Bienal çalışmalarının sergilendiği salonun diğer tarafına geçtiğimizde kullanıma hazır halde bekleyen iki adet yazıcı dikkat çekiyor. Amazon ve Instagram’ın arama motorları ile entegre edilmiş tarayıcıların bağlı olduğu iki ayrı yazıcıdan oluşan “Denden”, sosyal medyanın yetişilemeyen hızını temsil ediyor. Zaman Okulu’nda tartışılan kavramların basılı olduğu kağıtlar ziyaretçiler tarafından yazıcılara yerleştiriliyor, tarayıcılar ise bu anahtar kelimelerden rastgele birini seçerek o an Amazon ve Instagram’da çıkan sonuçları bu kağıtlar üzerine basıyor. Her saniye değişen sonuçlar teknolojinin dinamik yapısını kağıtlara yansıtır iken, bir yandan da sosyal medya alışkanlıklarımıza ayna tutuyor.

“Denden” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Helga Schmid’in zamana odaklı ütopyası “Ukronya” projesinin bir parçası olan “Sirkadiyen Mekan” kurulumu ise, günlük hayatımızdaki önceliklerimizi ve günlük rutinimizi zaman içerisinde farklı kalıplara sokan modern teknolojiyi arka plana itiyor ve biyolojik saatimize odaklanıyor. Yirmi dört saatlik rutinimizi, biyolojik yapımız ve çevresel faktörler etkisi ile nasıl deneyimlediğimizi gösteren kurulum içerisinde, kendinizi “zamansızlık” ve “yetişememek” sorunlarının olmadığı bir sorgulama içerisinde buluyorsunuz.

“Sirkadiyen Mekan” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Studio-X İstanbul: Sindirim Okulu

Margarida Mendes eş kuratörlüğünde hazırlanan Sindirim Okulu; gıda, mutfak sanatı, tarımsal üretim ve besin maddeleri gibi konular üzerinden kültürel değerler ve toplumsal rolleri yeniden sorguluyor. 

4. İstanbul Tasarım Bienali – Sindirim Okulu (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Studio-X İstanbul’a girer girmez Peter Zin, manifestolardan oluşan renkli çalışması “Bayrak Bulutu” ile bizleri karşılıyor. Kalıcı tarıma odaklı yeni bir dünya kurgulayan Zin, “doğa ile iç içe nasıl yaşarız, çevreyi daha iyi nasıl kullanırız” sorularına çözüm arayan bir aktivist. Bir ekolojik öneriler sözlüğü vazifesi gören bayrak manifestoları koleksiyonu içerisinde farklı dillerde hazırlanmış bayraklar da görebiliyorsunuz.

“Bayrak Bulutu Sözcük Yağmuru” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Bayrakların hemen ardından Studio-X basamakları, bizi Carlos Monleon’un “Kapların Diyaloğu” ve “Yüzeysellik Makinesi” adını verdiği üfleme cam ve keramikten yapılı eserlerine yönlendiriyor. Monleon, insan bedenini oluşturan doku ve organların evrimsel sürecini kaplar üzerinden inceliyor.

“Kapların Diyaloğu” ve “Yüzeysellik Makinesi” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Monleon’un çalışmalarının karşısına geçtiğimizde Zin’in bayrakları arkasına saklanmış, koca bir mantarı andıran bir kurulum görüyoruz. “Palaver+Palaver” (Mae-ling Lokko, Nana Ofori-Atta Ayim ve Selassie Ataditka), Gana mutfaklarına katkı maddeleri ve çeşitli ithal ürünleri getiren ticari serbestlik düzenlemesi ardından Gana’daki mutfak kültürünün çökmeye başlaması ve üretim süreçlerine dayalı bilgi birikiminin kaybolma tehdidi altına girmesi kaygısıyla hayata geçirilen bir kurulum. Kurulum içerisinde Gana’nın kültürüne özgü mantarlar ve mantarları besleyen filtre kahve atıkları bulunuyor. Altı hafta boyunca burada büyütülecek olan mantarların pirişilmesi ile kurulum sonlandırılacak. Etkinlik ile ilgili detaylar, Bienalin web sitesi üzerinden ilan edilecek.

“Palaver+Palaver” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Unutulmaya yüz tutmuş bilginin hatırlanması konusu altında şekillenen bir diğer çalışma ise “Bulunması Zor Topraklar IV”. Bu çalışma, bienal için özellikle tasarlanmış bir proje olmamakla birlikte uzun süredir devam eden araştırmaların bir ürünü. Kayalara ve killere odaklanan Lorenzo Cirrincione’nin, süt ürünlerine odaklı çalışmalar yürüten Jennifer Teets ile bir araya gelerek hazırladığı projede kentleşme sebebiyle kaybedilen üretim yöntemlerinin ve bilgilerin tekrar hatırlatılması hedefleniyor. Çalışmanın Studio-X’te sergilenmekte olan dördüncü ayağında Cirrincione ve Teets ikilisine, Lorena Ancona eşlik ediyor.

Gamze Gündüz, Güher Tan ve Tangör Tan’ın “Pazaryerinden” kurulumu, Büyük ve Küçük Menderes havzalarında bulunan Nazilli, Karacasu, Tire ve Ödemiş’te kurulan pazarları mercek altına alıyor. Kolektif bilgi üretimi ve öğrenilen bilginin yayılması için elverişli ortamlar olarak öne çıkan pazar alanları; pazar alanlarındaki etkileşimler ve üretim kültürü üzerinden inceleniyor. Bir video kurulumu ve üzerine farklı paftaların yansıtıldığı bir maket ile ülkemizin üretim kültürü ve bilgi ağının değerlendirildiği projeyi aynı zamanda Instagram üzerinden takip edebilmeniz mümkün.

“Pazaryeri” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Jenna Sutela’nın “Hiyerarşiden Holarşiye” ve “Minakata Mandala” adını verdiği çalışmalar, bir labirent üzerinde farklı yerlerde konumlandırılmış tek hücreli cıvık mantarların öğrenebilme yetisi üzerinden kurgulanmış. Büyüme aşamasındaki mantarların, pleksiglas üzerinde yerleştirildikleri mevcut hiyerarşik düzeni kabul etmeden, kendi holarşik sistemlerini yaratarak Bienal süresi içerisinde bir araya gelmesi ve bir bütün oluşturması bekleniyor. Bienal boyunca Studio-X’e birden çok kez yolunuz düşer ise eğer, kurulumun aşamalarını incelemenizi öneririz.

“Hiyerarşiden Holarşiye” ve “Minakata Mandala” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Studio-X’in alt katında üç ayrı video kurulumu da bulunuyor. Endonezya’da ilaç endüstrisinin gelişimi ardından sayıları azalan şifacılar ile birlikte unutulmak üzere olan şifalı Jamu karışımını konu alan Lifepatch belgeseli “Her Şey Unutulup Tarihe Karışmadan Önce”, Chick Strand’ın toplumsal cinsiyet rollerini kadın işçiler üzerinden ele aldığı “Yapma Meyve Fabrikası” ve tarım faaliyetlerinin yoğun olduğu Rio Grande do Sul’deki yaşamın transgenik tohumlar ile değişime uğrayan tarım endüstrisi üzerinden anlatıldığı Pedro Neves Marques’e ait “Düşmanla Yaşamayı Öğrenmek”, gıda ve üretim başlıkları etrafında şekillense de kültürel birikim konusunda derin mesajlar taşıyan çalışmalar.

“Düşmanla Yaşamayı Öğrenmek” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Üst kata çıktığımızda Bienal öncesi söyleştiğimiz Endonezyalı araştırma ekibi Bakudapan’ın köşesi ile karşılaşıyoruz. Yemeğe odaklı projeler üzerinden birçok farklı disipline yönelik araştırmalar yürüten ekip, önceden yürütmüş olduğu “Bedenleşmiş Bilginin Çözümlenmesi” projesi ile Tasarım Bienali’nde yer alıyor. Mutfak araçlarının kullanımı ve bu araçların zaman içerisindeki evrimi aracılığı ile “öğrenilmiş kültür”, “bilgi birikimi” ve “beceri” kavramları üzerine düşünen bu çalışma, bir atölyeler serisi olarak Bienal boyunca Studio-X’te yer alacak.

“Bedenleşmiş Bilginin Çözümlenmesi” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Sindirim Okulu’nun en ilginç kurulumlarından biri de Eat Art’ın “Halk Eczanesi” adlı çalışması. Market raflarında yer alan gıda ürünlerinin neredeyse tamamında katkı maddesi bulunuyor oluşu, günümüzde hepimizin kabullendiği bir gerçek. Gıda sektörünün bulunduğu bu trajik durumdan yola çıkan Eat Art, ziyaretçilere endüstriyel gıda takviyelerini yakından inceleme fırsatını veriyor, hatta bu maddeleri numuneler halinde ziyaretçilere sunuyor. Misafirlerinize yapacağınız bir sonraki tatlınız için buradan alacağınız bir doz glikoz şurubunu kullanabilirsiniz. Soran olursa “bal kullandım” dersiniz…

“Halk Eczanesi” (Animasyon: Tülay Aydın)

Okulun son durağı ise Gökhan Mura’nın Obje Akademisi. Mura, Türkiye’den Avrupa’ya göç eden işçilerin akrabalarına hediye olarak getirdiği mutfak araçları ve gıda maddeleri üzerinden toplumsal değer yargılarını ve kültürel değişimleri inceliyor.

“Obje Akademisi” (Fotoğraf: Tülay Aydın)

Bir cevap yazın