Kitsch Kimliğin İstanbul Rehberi

AURA-İstanbul, 2019 Bahar Dönemi Sertifika Programı katılımcısı Sebahat Karcı, Emre Demirtaş ve İrem Uslu danışmanlığında yürüttüğü "Araştırma Tabanlı Tasarım Projesi" kapsamında kitsch kavramı üzerinden kent kimliği analizi yaptı.

Taşı Toprağı Kitsch İstanbul

AURA-İstanbul, 2019 Bahar Dönemi Sertifika Programı katılımcısı Endüstri Ürünleri Tasarımcısı Sebahat Karcı, mimar ve akademisyen Emre Demirtaş ve İrem Uslu danışmanlığında yürüttüğü “Araştırma Tabanlı Tasarım Projesi” kapsamında kitsch kavramı üzerinden kent kimliği analizi yaptı. İstanbul’a dair bir “Kitsch Pop-Up Kitap” üretti.

Sebahat Karcı, yaptığı çalışmayı şu sözler ile anlatıyor:

“Asya ve Avrupa’nın Doğu ile Batı’nın birleştiği medeniyetlere başkent olmuş tarihi de kendisi kadar görkemli İstanbul’umuz…”
Yedi tepesi, boğazı, doğal liman olan Haliç’i
Küresel bir mozaik,
“Dünya tek devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu” demiş Napolyon.

Dünyanın başkenti İstanbul, 16 milyonun yaşadığı, bütün din ve kültürlere ev sahipliği yapan kozmopolit bir kent.
Boğazda kahvaltı, vapurda simit-çay, martılara simit atmak…
Eminönü’nde balık ekmek yerken Galata Kulesini seyretmek; O’nu hissetmenin sadece birkaç şekli.

İstanbul’un güzelliği tartışılmaz, ancak kaotik ve çarpık bir kent. Ne onunla ne de onsuz oluyor. Aslında sadece bayramlarda ve tatillerde güzel. İstanbul dışında yaşayacaksın, İstanbul’a tatile geleceksin. Yoksa çekilmez.

Var mı dünyada eşi benzeri? Kıymetini bilemiyoruz işte.
Bizim milletten adam olmaz… “

İstanbul kitsch bir metin olsaydı muhtemelen yukarıdaki söylemleri içeren bir metin olurdu.

Nesilden nesile aktarılan İstanbul’un klişeleri, Kundera (1984)’nın da dediği gibi belleklerimize kazınıyor. Her geçen gün basmakalıp söylemler üretip aktarmaya devam ediyoruz;

Kitsch alışılmamış bir durumdan yola çıkmaz, kişilerin belleklerine kazıdığı temel imgelerden türemek zorundadır.
Milan Kundera, Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Klişe dediğimiz basmakalıp cümleleri söylemde kitsch’in karşılığı olarak kabul etmek yanlış olmaz. Dolayısıyla İstanbul’un sokakları, dili, tarihi, mimarisi, kısacası kendisi hali hazırda zengin bir kitsch kaynağıdır. Kültürel bellek ile nesilden nesile aktarılan bu ezber cümlelerin doğallığını ve ifadesini sorgulamak durumun kitsch’liğini bize anlatabilir.

Kitsch kavramı sosyo-kültürel bir bağlamda ele alındığında, kent kimliğinin önemli bir parçasıdır. Kitsch’e ne pejoratif bir bakış açısıyla yaklaşmalı ne de onu meşrulaştırmalıdır. Kitsch var olan bir durumun sahte temsilidir. Bir kenti bu durum üzerinden gözlemlemek onu anlamanın başka bir yolu olabilir.

Modernizmin olumsuz bir kavram olarak tanımladığı kitsch’i genel geçer bir tanımlamayla sınırlamak neredeyse imkansız. Bugün daha derinlemesine tüm ilişkileriyle incelenen kültürel bir olgudur. Bu bağlamda ele alındığında, çok boyutlu sosyolojik bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu açıdan bakıldığında büyük ölçüde kimlikle alakalıdır. Her topluma nüfuz eder. Sadece var olma biçimi şekil değiştirir. Kitsch olma durumu bağlamla ilişkilidir. Bağlamından kopan şeyler durumu kitsch’leştirir. Örneğin; Karadeniz’de horon tepmek değil de, Kadıköy Meydan’da horon tepmek kitsch’dir

Kitsch terimi her ne kadar sanat yapıtları için kullanılmaya başlansa da, mimarlık, peyzaj, dekorasyon gibi görsel olan ve estetik bir yargının olabileceği her şey için kullanılabilir. Kitsch ile ilgili tanımlamalar her zaman akla bir tür özensizlik, bitmemişlik, yarım yamalaklık getirmektedir ve kökeni ne olursa olsun küçültücü bir ifade şekli olarak kullanılmaktadır (Calinescu, 1987).

Kundera (1983[1986])’nın ifade ettiği gibi; “Hiçbirimiz kitsch’ten tamamen sakınacak kadar insan üstü değiliz. Ne kadar aşağılık bulursak bulalım, kitsch insanlık durumunun vazgeçilmez bir parçasıdır.” Dolayısı ile kitsch olma durumu varoluşla yakından ilişki kurar. Varoluşumuzun kitsch parçalarını fark etmek ve kabul etmek belki de onun sahteliğinden uzaklaşıp, samimiyete atılan bir adım olabilir.

Pop-up Kitap Projesi: Taşı Toprağı Kitsch İstanbul

Kent kimliğinin sanatla olan ilişkisini sorgulayarak başladığım bu projede, yapmak istediğim kamusal alanlardaki sanat pratiklerini inceleyerek, bunların kent kimliğine olan katkısını sorgulamak ve bu sorgulamanın ardından kamusal bir sanat eseri üretmekti. Ancak sokağa çıktığımda yaptığım gezilerde, İstanbul’un kent kimliğin oluşturan ögelerden kitsch olanları en çok gözüme çarpan şeyler oldu. Aldığım sanat eğitimi sebebiyle sokaklarda gördüğüm bu ögeler “çirkin”, “kötü” diye nitelendirebileceğim şeylerken, bu yargılarla değil de farklı bir bakış açısıyla baktığımda kendi içinde farklı bir estetiği olabileceğini gördüm. Bu parçalarla temasa geçmek, bunları üretime dönüştürmek istedim.

İstanbul’u tanımlamak, “İstanbullu” olmak, İstanbul’dan şikayet etmek, İstanbul’u sevmek gibi İstanbul ile kurduğumuz ilişkilerin çoğunun, bizlere aktarılmış ve öğretilmiş şeyler olduğunu düşünüyorum. Kitsch kavramı bu noktada sosyolojik anlamda benim fikirlerimi destekler nitelikte oldu. Benim için kentteki kitsch durumlarla ilişki kurmak, kenti tek yönlü ve bölünmüş bir şekilde algılamaktansa, daha bütüncül olarak görmenin bir yolu oldu. Bu noktada bunu görsel olarak üretime dönüştürmeyi istedim. Benim üretim biçimlerimden biri olan pop-up kitap, fikirlerimi ifade etmenin uygun bir yoluydu.

İstanbul’da sosyo-ekonomik ve kültürel anlamda farklı semtlerde çeşitli geziler yapmaya başladım. Bu gezilerde kitsch olarak adlandırabileceğim şeylerin fotoğraflarını çekerek verilerimi topladım. Sonrasında çektiğim fotoğraflara tekrar bakarak neden çektiğimi ve neden kitsch bulduğumu sorguladım. Eş zamanlı olarak yaptığım kavramsal incelemelerle tanımlarım derinleşti. Böylelikle bu kavramın aslında varoluşsal bir mesele olduğunu iyice anladım.

Çektiğim fotoğraflardan kitabımda kullanmak istediklerimi ve pop-up pratiğe çevirebileceklerimi seçtim. Seçilen fotoğrafları manipüle ederek, kendi yorumumu katarak 3 boyutlu ve hareketli hale getirdim. Sonrasında fark ettim ki pop-up üretim de aslında kitsch olmanın başka bir yoluydu. “–mış gibi yapmak” olarak indirgeyebileceğim bir tanımla; pop-up kitap da “–mış gibi yapma”nın başka bir haliydi. Bağlamından kopmuş, 2 boyutlu, hareketsiz fotoğraflar pop-up ile 3 boyutlu, hareketli hale geliyordu. Bu anlamda pop-up kitap pratiği ile kitsch kavramı arasında yakın bir ilişki kurdum.

Sonuç olarak kitsch kavramı üzerinden yaptığım kent okumasıyla ürettiğim bu kitap bir kenti gözlemlemenin farklı yolları olabileceğini göstermiş oldu. Aldığım geri bildirimler doğrultusunda izleyiciye bu deneyimi yaşatmak onlarda da kitsch ögelere karşı seçici bir dikkat yaratarak, kentle yeni bir ilişki biçimi kurmalarına neden oldu.

Bundan sonraki çalışmalarımda bu konuyu farklı kentler bağlamında incelemek istiyorum. Farklı kentlerin ve kültürlerin ortaya çıkarabileceği farklı kitsch üretimlere bu şekilde bakmak, kent kimliği ve kitsch ilişkisini yeniden düşünmek için önemli fırsatlar sunabilir.

Video: Barış Koca, Semih Duman, Refik Baykal

Kaynakça:

Calinescu, M. (1987). Five Faces of Modernity: Modernism, Avant-Garde, Decadence, Kitsch, Postmodernism. Durham: Duke University Press.
Kundera, M. (1986). Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği. İstanbul: İletişim Yayıncılık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir