Genç Mimarlar Bienale Heyecan Katıyor!

IABA Uluslararası Antalya Mimarlık Bienali'nin ikinci gününe genç mimarların işleri damgasını vurdu.

Bienal kapsamında gerçekleştirilen “Deneysel Mimarlık İşleri” birer birer kent bağlamında yerlerini alırken, öğleden sonra yapılan forumda da mimarlar tasarımlarıyla gerçekleştirdikleri “Kesişmeler”i anlattı. Forumun moderatörlüğünü Doç.Dr. Ebru Erdönmez yaptı.

Deniz³

Alişan Çırakoğlu’nun bienal kapsamında gerçekleştirdiği Deniz³ projesi, mimarlıkta çok konuşulan doluluk-boşluk kavramını, Antalya’nın su ile ilişkisi üzerinden yorumluyor. Konu su ile ele alındığı için, seçilen malzeme de şeffaf. Boşluğa bir yerleştirme yaparak aslında orayı dolduran mimar, bu doluluğun arasında insanların sığabileceği boşluklar yaratmış. Böylece insanların mimarlıkla (ve bienalle) fiziksel olarak haşır-neşir olmasını sağlamak istemiş.

Shadowspace

Eylem Erdinç’in Yat Limanı için tasarladığı proje, tamamen Antalya’daki günlük hayattan referans alıyor. Bienalin nasıl mekansallaştığı konusu üzerine düşünen mimar, iklimsel koşullardan ötürü gölgenin mekansallaştırma özelliğini de keşfetmiş. Yaya kullanımının yoğun olduğu ve surlarla ilişki kurabileceği bir yerde, gölge üzerine bir çalışma gerçekleştirmek isteyen Erdinç, Kaleiçi surlarının zemine düşürdüğü gölgeler üzerinde analizler yapmış.

Sonuçta projesini Yat Limanı’nda yapmaya karar veren mimar, 27 Ekim günü saat 11.00’da seçtiği sur duvarının gölgesinin zemine düştüğü alanın üzerine çelik halatlarla desteklenen bir ağ germiş. İç mekan – dış mekan kavramlarını da sorgulayan projenin olduğu noktada gerçekleşecek olan performanslar, mimarın mekansallaşma üzerine düşüncelerinin gerçek hayata yansıması…

Mezar

Hakan Demirel’in tasarımını, kendisi askerlik nedeniyle katılamadığı için Eda Yazkurt sundu. Bu tasarımda mimarlar, bienalin “Kesişmeler” temasından çok, bienal kelimesinin kendisine takılmış. Bienal aslında 3-4 gün süren geçici bir durum, ancak bıraktığı izler uzun süreli oluyor ve yaşıyor. Kentin içine yerleşmiş farklı etkinliklerden oluşan bienaller, toplumun sanatla bir bağ kurmasını sağlıyor.

Bu bilgiler ışığında yola çıkan mimarlar, şimdiye kadar dünya çapında gerçekleşmiş her bir bienal için bir (mezar taşı değil ama) anıt yerleştirmeye karar vermişler. Maliyet nedeniyle tam bienal sayısında olamasa da, tüm bienalleri temsilen yaklaşık 50 kadar “anıt”, Cumhuriyet Meydanı’nda ziyaretçileri ile buluşuyor ve eski bienaller ölümle yaşam arasında, birer mezar taşında var olmaya devam ediyor.

Burada Değil

Ceren Balkır Övünç ile beraber yaptığı tasarımı anlatan Ahmet Önder, hem bienal için gerçekleştirdikleri işin arka planında yatan düşünceleri, hem de uygulama sürecini dinleyicilerle paylaştı. Bienalden birkaç ay önce ön çalışma ve analizler yapmak için Antalya’ya geldiklerinde şunu farketmişler: “Fiziksel olarak burada olsak da, aslında kafalarımız başka yerlerde, tam olarak burada olamıyoruz, kentle kesişemiyoruz..” Böylece işin adı ve konsepti de ortaya çıkmış. Oraya ait olmayan sesleri getirmeye çalışan mimarlar, bu seslerin nesnesinin de hiçbir şeye benzeyemeyeceğini düşünmüşler. Referansı çevreden almayan, ama çeşitli hareketlere ve kullanımlara olanak sağlayan tasarım bu şekilde ortaya çıkmış. “Burada Değil”, aslında insanın “kendini taktığı” bir kulaklık nesnesi. Üzerine çıkılıyor, içine oturuluyor, bir yerlerinden sesler geliyor, mekanın içinde var olurken, insanların kullanımıyla yaşayan bir nesneye dönüşüyor.

Yaptıkları malzeme araştırmalarını da anlatan mimarları en çok sevindiren şey ise, işin mekana kurulduğu ilk günden itibaren tam da istedikleri gibi kullanılmaya başlamış olması…

Bakanak

 
İşin kurulumu sırasında Boğaçhan Dündaralp (Fotoğraflar: Pınar Koyuncu)

Boğaçhan Dündaralp’in projesi, kentte farklı tarihsel katmanlara dair yapıların bir arada durduğu bir aksın üzerinde yer alıyor. Hadrianus Kapısı ile, restorasyonunu Turgut Cansever’in yapmış olduğu Karakaş Camii’nin arasında, yolun ortasındaki refüjde kendine yer bulan tasarım, içine girdiğiniz zaman sizi etrafınızdaki tarihsel yapılara bakmaya yönlendiriyor. Malzemesi de, Antalya’nın ikliminde çok kullanılması beklenen ancak yeterli yere sahip olamayan ve buna da dikkat çekmek için olduğu gibi bırakılan ahşap.

Karbon Kopya

 
Cem Kozar

Işıl Ünal’la beraber gerçekleştirdikleri projeyi anlatan Cem Kozar, Antalya’yı biraz olsun tanıyan bir mimar. Bu nedenle bu kentteki Topkapı Palace, Titanic Otel gibi örneklerden yola çıkarak, “bir şeye benzeme” konusu üzerine düşünmüşler ve kentliye birkaç soru sormak istemişler. Politikacıların “Eskişehir’i Avrupa kentlerinin bir kokteyli gibi yapmak istedim”, “İzmir Barcelona’yı geçer, Roma gibi olur”, “Doğu’nun Paris’i” gibi söylemlerini, herhangi bir yorum katmadan ortaya koyan tasarım, kopya kentler ve kentlerin kendi kimlikleriyle var olması gibi konularda herkesi düşünmeye davet ediyor.

Arada

  
Ervin Garip ve Banu Garip 

Banu Garip, Turan Altıntaş ve Ervin Garip’in beraber tasarladığı yerleştirme olan “Arada” projesi de Cumhuriyet Meydanı’nda yer alıyor. Mimarlar, bu bölgenin çok yoğun ve koşuşturmalı, insanların hızlıca gelip geçtiği bir yer olduğundan yola çıkarak, bu insanları biraz da olsa yavaşlatmayı (durdurmayı değil) amaçlamışlar. Merdivenlerin üzerine konan tasarımın formunda küpten yola çıkılmış, ancak tasarım ilerledikçe küp biraz deforme olmuş. Merdivenlerin üzerinde tamamen rastlantısal bir şekilde konumlandırılan, yanından – içinden – etrafından rahatlıkla geçilen proje, aslında hareket edecek şekilde tasarlanmış. Fakat zaman yetersizliği nedeniyle raylar uygulanamamış. İçine konulan projektörle insan hareketlerinin de görselleştirildiği proje, ışıklandırması sayesinde gece de rahatça algılanabiliyor.

Kesişen

 

Fikret Sungay, Salih Küçüktuna ve Güvenç Topçuoğlu mimarlığın, içinde yaşayan insanlarla etkileşiminden yola çıkarak yaptıkları tasarımda Antalya’nın kentsel dokusundan da etkilenmiş. Bir sokak hissinin yaratıldığı proje, hem meydandaki Atatürk Heykeli’ne yöneliyor olmasıyla, hem de planda yer aldığı akslarla önem kazanıyor. İlk tasarlandığında malzemesi ham çelik olarak düşünülmüş, bunda da Antalya Kaleiçi’ndeki bazı yapılarda, falezlerden alınan parçaların aynen kullanılmış olmasından esinlenilmiş. Bu projede bu fikri gerçekleştiremeyen mimarlar, membran ve çelik strüktür kullanmak zorunda kaldıkları tasarımlarını çizildiği gibi birebir uygulayabilmiş olmaktan memnun.

İsimsiz

 Mert Eyiler ve İbrahim Eyüp, bienalde ne üretildiğinden çok, bienalin tartışmalar açmasını önemsiyor. Bu bağlamda, bienal için bitmiş bir işleri olmadığı belirten ekip, bazı kent parçaları hakkında düşüncelerini anlatan imajlar paylaştılar ve bienal süresince de üretmeye devam ediyor olacaklar. Mimarlar, bienalde gerçekleştirecekleri iş için kendilerine sunulmamış olan bir yeri kullanma isteğiyle araştırma yaptıklarında, kentsel dönüşümün baskısını üzerinde hisseden bir bölge seçmeye karar vermişler. “Kente ve hayata iade-i itibar” mantığıyla, bir zamanlar Antalya’nın en önemli üretim mekanlarından biri olan dokuma fabrikası böylece karşılarına çıkmış. Kentin artık tüketen bir yer olduğunu düşünen ekip, bienal boyunca fabrikada üretimin bir parçası olmaya devam edecekler. 

FEELING-Fill in the Blanks

 

Onur Eroğuz’un çalışması da eski dokuma fabrikasını, yani kentin hafızasından silinmiş olan bir parçasını merak uyandırarak tekrar kente katma çabası gösteriyor. Tasarım, kentsel boşluklar fikrinden yola çıkıyor ve kentsel dönüşümün önüne geçmek değil, ama farkındalığını artırmak üzerine mesajlar içeriyor. Bu nedenle boşluğu tamamen doldurmuyor, nefes alacak alanlar bırakıyor ve tıpkı kentte olduğu gibi, rastlantılardan meydana geliyor.
 

Kesişmeler Dokuma

Sunumunu Levent Şentürk’ün yaptığı bu projede Koray Danışan, Alper Bayrakdar, Özlem Gök, Duygu Kaçar, Özlem Sarıyıldız ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi 2. sınıf öğrencilerinden oluşan 13 kişilik bir ekip hep beraber çalışmış. Dokuma fabrikasının içinde yer aldığı ve Marcel Duchamp’ın “Bir Millik İp” enstalasyonuna gönderme yapmak istediği için, projede tamamen ip kullanılmış. Proje toplam 17 enstalasyondan oluşuyor ve her biri ayrı bir isme ve temaya sahip. Aynı zamanda her biri birer deney başlangıcı ve bu deneyler sürdürülebilir. Proje, “tek malzemeyle yazılmış bir metin” adeta…

Yerçekimsiz

Ebru Erdönmez ile Burak Haznedar’ın çalışması olan projenin amacı, objeleri gündelik ve geleneksel merkezlerinden uzaklaştırmak ve makro (kamusal) alana mikro bir şey koymak. Bienalin üçüncü ve dördüncü gününde Karaalioğlu Parkı’nda yerini alacak olan proje yerçekimine balonlarla karşı koyacak.

Etiketler

Bir yanıt yazın