“Dünyayla İlişki Kurmak Çok Kolay ama Bir Vesileye İhtiyacınız Var”

Kerem Piker “Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” söyleşi dizisinde Celal Abdi Güzer’in konuğu oluyor.

“Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor” söyleşi dizisinde Celal Abdi Güzer’in konuğu olan Kerem Piker, İTÜ ve TU Delft’te aldığı mimarlık eğitiminin ardından mimarlık pratiğindeki deneyimlerini aktarıyor, ofisinin yapısını açıklıyor:

Altı yıl çok uzun bir süre gibi görünmese bile bizim içerisinde bulunduğumuz dönem Türkiye’de pek çok projenin yapılabildiği, çok farklı ölçeklerin deneyimlendiği ve ofislerin büyüme süreçlerini yaşadığı, ivmelenmiş bir dönemdi. (EAA-Emre Arolat Architects’ten) Ayrıldıktan sonra kurduğum ofis, kpm Kerem Piker Mimarlık, aslında ölçek olarak çok daha küçük bir ofis. (…) Bizim uğraştığımız ölçekler farklı ama temelde dertler üç aşağı beş yukarı aynı; bir yerle, bir durumla yüzleşme çabası, orayı anlamak, orası için en uygun, bugünün koşulları içerisinde inşa edilebilecek bir tasarımın doğru sorular sorarak veya soruları doğru sormaya çalışarak kurgulanması.

Celal Abdi Güzer, Piker’in Kemerburgaz’da tasarladığı okulun alternatif tipolojisini değerlendiriyor. Kerem Piker, tasarımın yer ile ilişkisini açıklıyor:

Var olma nedeni aslında işlevle de ilişkili belki ama bunu sadece işlevle izah etmek bence mümkün değil. O yerde aynı işlevi gören pek çok şey pekâlâ var olabilir ama onun orada özellikle o şekilde niye var olduğunu sürekli sorgulamak bence esas önemli olan. Yer ile kastedileni yerele indirgemeyi de doğru bulmuyorum açıkçası. (…) Aslında yer bence yerden ziyade biraz durumu anlamakla ilgili. O zamandaki, o koşullardaki yaşantı ve bütün o diğer şeylerle ilişki kurma meselesi bence önemli olan.

Celal Abdi Güzer, Piker’in Midyat’ta tasarladığı eğitim yapısında tasarımın bağlamla kurduğu ilişkinin farklılığına vurgu yapıyor. Piker, tasarımın ardında pragmatik sebepler olduğunu belirtiyor:

Mardin, Midyat gibi kuvvetli bir yere gittiğiniz zaman buna gözlerinizi kapamak çok zor. Bütün bu projelerin biçimlenişinin arkasında çok pragmatik sebepler var. Kemerburgaz’daki okulun arsası o kadar zor bir arsaydı ki, orada bahçe yapmanın tek yolu aslında binayı yukarı kaldırmak. Onu öyle yorumladığımız anda bu artık işveren için de anlamlı bir konuşma haline geliyor. Dil kendiliğinden belirlenmiş oluyor.

Geçtiğimiz yıl gerçekleşen Venedik Bienali 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi Türkiye Pavyonu küratörü Kerem Piker, Vardiya projesi ve gelen eleştiriler hakkında değerlendirmelerde bulunuyor:

Bizim etkinliğimiz salt inşa etme üzerine kurulu bir etkinlik değil. Mimarlıkla farklı yönlerden uğraşıyoruz. Bienaller de bunun bir parçası olmaya başladı yavaş yavaş. Bir açık çağrı düzenlediler. Biz de başvurduk ve olaylar gelişti. (…) Bildiğimiz anlamdaki sergileme, temsil kültürüne farklı bir bakış olduğu ve esas olarak yenilikçi tarafının bu olduğu noktasında beklediğimiz türden eleştiriler aldık.

Kerem Piker, Vardiya’nın bilindik mimarlık sergilerinden farklı bir temsil olduğunu belirtiyor:

Bizim derdimiz Venedik’e bir başka mimarlık sergisi daha götürmek değildi en başından itibaren. Serbest mekân konusundan da hareketle hem Bienal fikrinin kendisine bir eleştiride bulunmak hem bunu bir fırsata çevirmek hem de yeni bir tartışma açmak. Çok önemli bir şey yapmaya çalıştık aslında. Bu ülkeyi mimarlık ortamında temsil etmek nesnelerle değil bu sefer bireylerle ve kurduğumuz ortamla oldu. Sadece Türk öğrencileri götürmedik biz oraya. Aslında orayı bir buluşma noktasına çevirip orada bir tartışma üretmek için bir zemin hazırladık.

Kerem Piker, Vardiya projesinin sosyal medyada anlık olarak paylaşılması ile ilgili değerlendirmede bulunuyor:

Görünür olmaya çalışmak, bir süre sonra içerik üretmenin önüne geçmeye başlıyor. Siz diyorsunuz ki, o zaman ben saklanabilir ve her zaman ulaşılabilir bir arşiv oluşturayım ama onun o anda ne kadar ses çıkardığı ile uğraşmayayım.

Piker, mimarlık ortamındaki etkileşimin arttırılması yönündeki gelişmeleri değerlendiriyor:

Mimarlıkla ilgili konuşuyoruz fakat bu işin bir arşivinin oluşturulması, kaydının tutulması, yazılması, çizilmesi hep eksik kalıyordu. Bunun yollarının, kanallarının biraz daha genişletilmesi, açılması bile bize çok fazla hareket imkânı sağlayacak. Vardiya’da biz bunu gördük aslında. Dünyayla ilişki kurmak çok kolay ama bir vesileye ihtiyacınız var. Bienal öyle bir vesileydi. Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor da bence öyle bir vesile.

Kerem Piker, Türkiye’de ve dünyada bugünün mimarlık ortamını değerlendiriyor:

Bir dönüşümün içerisindeyiz. Bildiğimiz, tanıdığımız anlamda mesleğin yapılma şekli de dönüşüyor. (…) Dünya nasılsa Türkiye de öyle, hiçbir zaman o kadar kopuk olmadı. Bildiğimiz anlamdaki büro yapısı değişecek. Daha önce bu kadar tecrübe etmediğimiz kadar mimara olan güvensizliğin, mimarla iş birliği yaparken aslında mimarı saf dışı bırakan bir şeyin içerisindeyiz… Mimarların pratiğini yapamama noktasında yaşadıkları, ekonomiyle bir şekilde ilişkilendirilen ama temelinde ekonomik bir sebebin yatmadığı bir yeni yapı. Mimarların yeni bir takım işbirliklerine, yapılara girmesi gerekecek.

Piker, inşaat sektörünün bugünkü durumu ve iş imkânları konusunda genç mimarlara yeni üretim yollarını aramalarını öneriyor:

İş birliği yapabileceğimiz çok şey var. Üretmenin bir sürü yolu var. Kriz ortamlarında aslında hep yeni şanslar doğuyor. (…) Üretmenin çok yolu var. Dolayısıyla umutsuz olmak için hiç sebep yok ama yeni üretme biçimlerinin de peşine düşmek lazım galiba.

Bir cevap yazın