Çamlıca tepesine dev cami: Erdoğan, İstanbul’da yeşil alan kalmasın istiyor!

Başbakan Erdoğan Çamlıca tepesine 15 bin metrekare üzerine dev bir cami yapılacağını açıkladı.

Erdoğan caminin İstanbul’un her yerinden görülebilecek şekilde tasarlandığını söylerken, Çamlıca tepesinin 1. derece doğal sit alanı olması ve şehirdeki az sayıdaki yeşil alanlarından biri olması endişe uyandırıyor.

‘Dozerler 2 ay içinde çalışmaya başlar’
Üsküdar Belediyesi Kandilli Geleneksel El Sanatları Merkezi’nin açılışında konuşan Erdoğan, Ataşehir’de yapımı devam eden Mimar Sinan Camisinin bitmek üzere olduğunu söyledikten sonra Çamlıca tepesine değindi ve şu ifadeleri kullandı:

“Bu alanda yine 4-5 cami daha yapılıyor. Bunlar da yakında bitecek ama çok daha önemlisi bir de Çamlıca’da başlayacağız. Çamlıca’daki televizyon kulesinin yanında 15 bin metrekare üzerinde bir cami yapacağız. Bunların da proje çalışmaları son safhalarına geldi. Öyle zannediyorum ki 2 ayda dozerler çalışmaya başlar.”

Caminin her türlü olanakla donatılacağını belirten Erdoğan, ayrıca İstanbul’un her yerinden de görüleceğini ifade etti:

“Yani buralar geçmişte nasıl kenarda medrese odaları varsa, bugünkü anlamda yine çalışmalarını mimarlarımız yapıyorlar. Çamlıca’daki bu dev cami, İstanbul’un her yerinden görülecek şekilde dizayn edildi. İnşallah Üsküdar’ın camlarında artık farklı yansımalar olacak” diye konuştu.

Erdoğan’ın bahsettiği caminin yapılması planlanan Çamlıca tepesi 1. derece doğal sit alanı ve İstanbul’un az sayıdaki yeşil alanlarından biri konumunda. Bu nedenle söz konusu alana 15 bin metrekare büyüklüğünde herhangi bir yapının inşa edilmesi, büyük bir çevre katliamı anlamı geliyor ve bu nedenle kentleşme açısından büyük riskler barındırıyor.

Erdoğan’ın kent kültürü anlayışı Osmanlıcılık ve fetihçilikten ibaret
Erdoğan konuşmasında ayrıca “kent kültürü” üzerine görüşlerini de ifade etti. Yine Osmanlıcı bir söylem kullanan Erdoğan’ın kültürü yalnızca geçmişten devralınan bir şey olarak tanımladığı görüldü. Erdoğan şu ifadeleri kullandı:

“Şehr-i İstanbul’u fethimizin üzerinden geçen 559 yılda, bu şehri gerçekten ‘bizim’ yapmak için mimarlarımız, şairlerimiz, sanatçılarımız gece-gündüz çalıştı, üretti, eser ortaya koydu. Medeniyet inşa etmek elbette zordur ama yan gelip yatarak medeniyet inşa edilmez. Düşüneceksin, uygulayacaksın ondan sonra da onu kazıyacaksın ki, o medeniyet asırlara mütecaviz bir şekilde bir mühür olarak devam etsin. Ama, en az bunun kadar önemlisi, bu medeniyete ve kültüre sahip çıkmak, onu yaşatmak, devralınan mirası mümkün olduğu kadar geliştirmektir. Tarih içinden süzülüp gelen kültürel miras, nesillerin ekleriyle zenginleşir ve süreklilik kazanır.

Düşünürlerimizden bir tanesi, ‘Kültür nedir?’ diye sorulduğunda net bir tanım yapıyor, ‘Ecdattan devralınan maddi ve manevi mirasın tümüdür’ diyor. Mesele işte bu. Ecdattan devralınan mirası geleceğe taşımak. Bunu başarabilmek. Onun için bugünü kadim kültüre, geleneğe bağlamak ve yeniden üretmek durumundayız. Türkiye olarak, geçmişte bu konuda maalesef yeteri kadar hassas davranmadılar, davranamadık. Sahip olduğumuz değerlere geçmişte yeterli ihtimamı gösteremediğimizi görüyoruz. Geçtiğimiz 9,5 yılda, medeniyetimizin ve kültürümüzün maddi-manevi bütün unsurlarına sahip çıkma, bunları yeniden ayağa kaldırma konusunda fevkalade hassas davrandık. 4 bini aşkın vakıf eseri restore ettik ve bugüne kazandırdık.”

Etiketler

Bir yanıt yazın