“Anıt Hocanın Etrafında Kümelenmiş Bir Öğrenci Güruhu: Ağaç Altı Kuzular”

Kalebodur'la Mimarlar Konuşuyor söyleşi dizisinin konuğu olan Haydar Karabey, 50 yılı aşkın mimarlık tecrübesinin ışığında Türkiye'deki mimarlık eğitimini ve kentsel gelişmeleri değerlendiriyor.

Fotoğraf: Haydar Karabey – Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor

Türkiye’nin 80’li yıllardaki siyasi ortamından üniversitelerin de etkilendiğini belirten Karabey, 1973 yılında mezun olduğu DGSA’daki akademik kariyerinden 1983 yılında ayrıldı. Kalebodur’la Mimarlar Konuşuyor söyleşi dizisinde Celal Abdi Güzer’in konuğu olan Haydar Karabey; mimarlık yapma anlayışını, adaptasyon sürecini ve akademiye geri dönüşünü değerlendiriyor:

‘Tiğteber şâh-ı merdan’ diye bir söz vardır. Bir garajda, iki sunta üzerinde mimarlık yapmaya başladım. Buraya o yağmur gelmeden önce, çağa karşı uyanık olmakla ilgili olarak bir uygulama projesi (Reklamevi) gerçekleştirdim. Elimize şans geçmişken, biraz eğlenelim dediğim fakat sonrasında çok eleştirdiğim bir tavır… Akademinin daveti üzerine, heyecanlı bir geri dönüş oldu. Genç ekibin yarattığı ortamda şehir planlama bölümüne geri döndüm.

Haydar Karabey, eğitim yapılarının insanların geleceği üzerinde etkili, ciddi bir mesele olduğunu belirtiyor. İşverenlerin o dönemki katkısına dikkat çekerek, tasarladığı eğitim yapılarının üzerinde araştırılmış ve düşünülmüş eğitim yapılarının kullanıcılarından olumlu geri dönüşler aldığını belirtiyor. Geleceğin okullarını planlamak ve tasarlamak üzerine çağdaş yaklaşımlar ve ilkeleri açıkladığı  ‘Eğitim Yapıları’ kitabını 2004 yılında çıkardı:

’99 Depremi sonrasında, ‘En iyi neyi biliyorsak, biraz onu çalışalım.’ derken bir kitap çıktı ortaya. Dosyalar hazırladık, insanlara dağıttık. ‘Okullarımız çöküyor, farklı bir okul tasavvur edilebilir.’ dedik. Kriz için bu güzel bir reçete: biraz kendinize dönün.

Mimarlık eğitiminde önceki dönemlere göre değişen usta-çırak ilişkisini değerlendiren Karabey, ‘egemen hoca’ davranışının değişmesi gerektiğini belirtiyor:

Usta-çırak ilişkisinin meşhur usta ekibindeki çoğu isim sahneyi terk etti. Çağın gerektirdiği gelişmeleri yakalayanlar olmuş. Fakat ‘egemen hoca’ anlayışı devam ediyor. Ben yazdığımız küçük kitapçıklarda, metinlerde, panellerde, sempozyumlarda unvan kullanımını kaldırdım, ‘Alfabetik sırayla yazın işte.’ dedim. Bunlar, yadırganıyor tabii. 

Eğitimci olarak birlikte başka neler yapılabilir diye sorduğunu, bir şeyler yapılması için çalıştığını bunun da tedirginliğe yol açtığını fark ettiğini belirtiyor. Haydar Karabey, günümüzdeki atölye çalışmalarını değerlendiriyor:

Atölyede, anıt hocanın etrafında kümelenmiş bir öğrenci güruhu: ağaç altı kuzular… Uyuyor mu, dinliyor mu, atölyenin bitmesini mi bekliyor… Diğer yandan fabrikasyon olarak mimar üretiliyor. Mimarlık Dergisi’nde yazdım. Suç kimin acaba? Biraz da bizim. Önce öğrenciler için biraz zaman ayrılsa; daha nitelikli bir ilişki kurulsa çok daha iyi olur. Ortamda her zamanki gibi % 5 parlak öğrenci, % 20-30 civarında ilgisiz öğrenci var. Fakat tamamı dehşet içinde öğrencilerin.

Haydar Karabey, öğrencilik dönemindeki çok değerli hocalarını saygı ile anıyor ve o dönemki öğrencilerin de birçok sınavdan geçerek gelen yetenekli mimar adayları olduğunu belirtiyor:

Hamdi Şensoy, Utarit İzgi, Muhlis Türkmen, Ersen Gürsel, Sedad Hakkı Eldem, Asım Mutlu… Sunta üzerine parmak delen iğneler ile proje asardık. Utarit İzgi yanıma gelip, ‘Bu parmaklar çok değerli, ne yapıyorsun?’ dedi. Şimdiki çocuklara da haksızlık etmeyelim ama yetenek sınavı, sanat tarihi sınavı gibi birçok sınavdan geçerek giriyorduk. Değer verilmeyi hak eden çocuklardık. Bir yarışmada yanlarına çağırsalar diye hocalarımızın gözünün içine bakardık. Şimdiki gençler, yarışmada ödül alan projelerini asmaya korkuyorlar.

MSGSÜ Mimarlık Fakültesi’nde mimarlık ve planlama bölümü öğrencilerinin ortak katılımıyla gerçekleşen Tasarım Stüdyosu’nun yürütücülüğünü yapan Haydar Karabey’in ders kapsamında rehber niteliğinde hazırladığı ‘Tasarım Stüdyosu, Kentsel Tasarım Süreci’ kitabı basıldı.

Kent ve mimarlık üzerine birçok yazısı olan Haydar Karabey, ‘Direnen İstanbul‘ kitabını ve İstanbul’daki kentsel gelişmeler hakkındaki düşüncelerini aktarıyor:

1978’den beri yazıyormuşum. 2018’e kadar 40 yıldır yazıyorum: yapmayın, etmeyin diye. İstanbul, bir sirk. Seçimler nedeniyle yeni projeler ortaya çıkıyor. Hiç acımadan yeni adalar öneriyorlar. En alttan en üste kadar betondan tiksinme varken, bu projelerin ortaya çıkıyor olması dehşete düşürüyor. ‘Ne olurdu yapmasaydınız?’ dediğimizde, ‘Başkası yapacaktı, yapsın.’ diyorlar. 

Haydar Karabey, mimari üslubundan ve Karabey Limited Mimarlık ofisindeki çalışmalardan söz ediyor:

Yanında birlikte hareket ettiğin arkadaşlarının da etkisi olabiliyor. Bir gelişme çizgisi diye bakıyorum. Yapmadıklarımız, daha belirleyici. Kule, alışveriş merkezi, büyük çapta toplu konut, seri imalatlardan kaçındık. ‘Kurumsal olarak bizi aşar, bunu yarışma konusu yapın.’ dediğimiz projeler de oldu. Büromuz en çok 7 kişiye ulaştı. Bu sayıyı arttırmak istemedik. Gençliğimde bir yarışma olsa da davet etseler diye gözlerinin içine baktığım hocalarım gibi benim de iyi öğrencilerimle çalışma şansım oldu. Çok fazla değil, 40-50 kişi. Hepsi kendi yollarına gitti. Çok iyi işler yapanlar oldu. Yolları açık olsun.

1 Yorum

Bir cevap yazın