+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Bir zamanlar Chelsea Hotel

Kaynak: Radikal
31 Ağustos 2011, 11:29
  defa okundu.

70'lerin alameti farikası Chelsea Hotel kapandı. Fatih Özgüven, efsane otelde geçirdiği geceyi yazdı.

Ünlü 'Nilgün' dizisinin bir yerinde 'Türkler seyahatle malüldür,' gibi birşey der Refik Halit Karay. Ben hiç de öyle olmamama ve hep gideceğim, göreceğim yerlerin hayaliyle yanıp tutuşmama rağmen New York'a hiç gitmem sanıyordum. O kadar uzaktı ki, kitaplarda o kadar çok okumuş, filmlerde o kadar çok görmüştüm ki, gereği de yoktu sanki. Herhalde Ortaçağ'da Bağdat'a vasıl olmak gibi birşeydi. 30 küsur yaşlarımda, New York yakınlarındaki başka bir şehre bir konferansa gitmek gerekince, New York'a ilk kez gittim.

Elimde arkamdan sürüklediğim bavulum, Çin mahallesinden şehrin içlerine doğru yürürken New York'ta görmek istediğim şeyler arasında elbette Chelsea Hotel de vardı. Derken bir caddeyle, bir sokağın keşiştiği noktadan içeriye doğru bakınca uzakta, eski tahta oyuncak küplerden yapılma binaları hatırlatan kırmızı binayı gördüm. Yürüdüm, içeri girdim. Mucize kabilinden ucuz bir oda buldum. Başka bir New York seyahatinde yeniden şansımı denediğimde resepsiyon memuru bana 'kesin bir dille' hiçbir zaman 'o meblağa' bir odaları olmadığını söyleyecekti. Kendimi Truman Capote'nin 'Gece Ağacı'ndaki fantastik hikâyelerden birinin kahramanı gibi hissetmiştim ki zaten benim için New York biraz da oydu. (Tarantino epizodundaki Tim Roth'u gerçekten hatırlatan sivilceli ve sıska asansörcüyü de saymıyorum.)

Yakında yıkılacağı söylenen bu güzel binanın lobisini anlatmak gerek herşeyden önce. Derin, yıpranmış, eski koltukların, duvarları kaplayan tabloların, her yere sinmiş sigara kokusunun - o zamanlar iç mekânlarda sigara içiliyordu - yüksek bir yığın halinde kenarda duran Village Voice dergilerinin arasından geçip biraz derme çatma, dar bir resepsiyona gidiyordunuz. Altın yıllarını altmışlarda, yetmişlerde yaşamış bu otelin lobisinde, çiçek çocuğu kılıkları içinde pes etmemiş hipiler, herbiri birer Warhol süperstarı tedirginliğinde birkaç dişi, yıllardır aynı odada köpeğiyle yaşayan yaşlı bohemler gördüm.

Epey yukarı katlarda bir yerdeki odamı uzun uzadıya anlatmak hem zor hem gereksiz. Janis Joplin'le Leonard Cohen'in yatağın üzerinde işler karıştırdıkları odada kalmayı ya da Sid Vicious'un hayaletini görmeyi beklemiyordum ama Chelsea Oteli'ndeki odamda en azından bir Nick Cave şarkısı atmosferi olduğuna yemin edebilirim. Ya da en azından bir Nick Cave plak kapağı... ('Berlin Üzerinde Gökyüzü' ve Nick Cave and the Bad Seeds zamanları.)

Kaplamasının kenarları soyulmuş formika sehpayı, kumaşı üzerine oturduğunuzda elektrik kıvılcımları çaktıracak kadar sentetik ama çok havalı koltukları, bütün ucuz otellerdekilerden bile ince pelüş yatak örtüsünü fotoğrafta ucundan da olsa görebilirsiniz. Bir kovuğa gizlenmiş lavabo ve aynayı ise göremeyeceksiniz. Odanın dışında, biraz uzaktaki banyoya elde havlu, çeşitli girintilere gizlenmiş eski eşyalar arasından ve dönemeçler geçerek gidiyordunuz ve dev küvet içinde kendinizi 'Rosemary'nin Bebeği'ndeki Mia Farrow gibi hissediyordunuz. 'Rosemary'nin Bebeği', filmde adı verilmeyen, şehrin fiyakalı binalarından Dakota Apartments'da çekilmiş. Filmdeki genç çift kirası daha hesaplı bir daire yerine orayı tercih ederler ve belalarını bulurlar.

Chelsea Hotel'de sabaha kadar ya televizyon seyreden ya da biriyle kavga eden oda komşum dışında 'Rosemary'nin Bebeği' ölçüsünde ilginç bir şey geçmedi başımdan. Ama doğrusu Chelsea Hotel'de şehrin ellili, altmışlı yıllarına dair zihnimde depoladığım ne varsa hepsini buldum. Morton Feldman, Gena Rowlands. Holly Goligthly, Joe Dalessandro ara ara yanımdan geçtiler gittiler sanki. Geniş merdivenlerden çıkar ya da inerken duvarları dolduran resimler arasına gizlenmiş bir de Kooning ya da Rothko aradım. Bulamadım tabii.

Eh, bir şehir de sonuçta sizin ona yansıttıklarınızdan başka nedir ki... Chelsea Hotel'in bizdeki gibi bir yıkım iştahıyla eski halinden eser kalmamacasına alaşağı edileceğini sanmam. Ama New York'ta yukarıda saydıklarımdan bir iz bulmayı umanlar için belki de bir adres eksilmiş olabilir.

Ay başından beri kapalı
1885'te inşa edilen bina, 1905'ten beri otel olarak kullanılıyordu. 60'lardan itibaren sayısız sanatçının mesken tuttuğu, şu sıralar tadilata hazırlanan Chelsea Hotel, ağustos başından beri müşteri kabul etmiyor.

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
7 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Haberler