+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.

Buyurun Oturun

Yazar: Onur Mengi
Kaynak: Radikal
6 Ocak 2014, 09:20
  defa okundu.

Kentsel tasarımın çok sevdiği tartışmadır... Yayalar.

Ne yapsak bunları? Herbirine birer Flanörmüşçesine rol biçip, şehir içinde durmaksızın yürüyeceklerini önyörürdük hep planlarda. Ta ki son dönemlere kadar, şimdi onlar için artık biraz dinlenme vakti.

Düşünün ki mükemmel bir şehir tasarımıyla çıkageldik. Her şey tıkır tıkır işliyor; taşıt yoğunluğu az, motorlu taşıt hızları düşürülmüş, herşey yayalara göre tasarlanmış, kesintisiz bir sirkülasyon, bisikletliler yolda, güvenlik maksimum l seviyede sağlanmış, herkes alabildiğince yürüyor. Peki bunlar yorulduklarında, iki sohbete ihtiyaç duyduklarında, bir şehirli olarak dert paylaşmak istediklerinde ne yapıyorlar? Kentin günlük koşturması içinde bir anda durup, yanlarından akıp geçen hayatı seyretmek onlar için cazip olmaz mıydı hiç düşündünüz mü? Evet kentsel tasarımcılar bu durumu yeniden gözden geçirdiler. Artık yeni bir anlayış ile karşı karşıyayız, yürünebilir (walkable) şehir konseptinden bir yenisine geçiyoruz; oturulabilir (sit-able) şehirler. Son dönemlerde çıkan, mantar gibi bitiveren (pop-up) kafelere, park-etme (park-ing) günlerine bir kardeş daha geldi şimdilerde. Hepsi aynı amaca hizmet ediyorlar; oturmak. Şehircilik ve kent tasarımı ile ilgili son trendler, bu hiç sormadığımız sorulara dikkat çekip neden oturulabilir şehirler tasarlanması gerektiğinin altını çiziyor. Sade bir ahşap banktan, köşe kahvesinden fazlasının gerekli olduğuna, gerçek bir kamusal mekanın aslında onun tam göbeğinde, tam da ona ait olanla varolduğuna, şehirde yeralan dinamizmin ve insan çeşitliliğinin gözlemlemenin, bunlarla kişisel etkileşimlerin ve yüzyüze gelmelerin, yakın durmanın ve sohbet etmenin gerekliliğine inanıyorlar. Kutuplaşma ya da strata oluşturmak üzerine kurulu akıp giden bir kamusaldan daha çok, durup bakan, gören, algılayan ve paylaşan bir kamusalın tasarlanmasının bir aracı aslında, oturmak. Durum böyle olunca şehir içi yaya ağlarına bağlı süpriz mekanlar, rahatlama birimleri, gözlem noktaları, oturma elemanları, üst örtüler ve peyzaj elemanlarının tasarımları, oturma eyleminin alt araçları olarak çıkıyor karşımıza.

New York'taki Paley Park bunun en iyi örneklerinden belki de ve en eskilerinden. Zion & Breen 
mimarlık ofisi tarafından tasarlanan ve 1967'de açılan mekan, Manhattan'ın en işlek noktalarını birbirine bağlayan ana akstan içeri doğru açılan bir avlu. Dört basamaklı merdivenlerinden ve engelli rampasından ulaşılabilen, kutlandırılmış bir arka bahçe. Tasarımında malzeme, doku, desen ve ses öğeleri dikkate alınmış. Hafif malzemeden üretilmiş beyaz sandalyeleri, kontrast peyzaj öğeleri ve New York'un gürültüsünü bir ölçüde kesen beyaz kaskatlı su havuzu ile düşük kapasiteli de olsa, günlük rutininden sapmak isteyenlerin uğrak noktası uzun yıllardır.
Hudson Nehri kıyısında alabildiğinde yürüdüğümüz, Joshua David ve Robert Hammon tarafından kurulan ve kar amacı gütmeyen Friends of the High Line ile hayata geçirilmiş projesi ile o meşhur High Line rekreasyon alanının sağladığı kaçış noktaları, peyzaj ve konsept tasarımının en güçlü vurgusu. Yalnızca oturmakla kalmayıp, uzun oturma ve yatma eylemlerine de olanak sağlıyor. Belirli noktalarda birkaç kent sahnesi bile yaratılmış cam bölmeden akıp giden trafiği seyrederken. Bahsettiklerimize cevap verircesine, dinamik kent hayatını, tam da göbeğinden gözlemleyebiliyorsunuz. Tarihine uygun, endüstriyel bir görüntü için demir kullanılan atmosferde, ahşap malzeme ve çelik ana hatlardan oluşan, aydınlatmalı oturma elemanları ve bankları, cam detaylar ile birleşiyor.

Oturmaya yönelik kentsel tasarım uygulamaların yanı sıra, dünyanın farklı kentlerinde devam eden, benzer amaçlı servis tasarımlarına da rastlamak mümkün. Bunlardan en önemlisi de 2 saatlik bir enstelasyon ile işe başlamış, sonrasında bir fenomen olarak tüm dünyaya yayılmış fakat bir türlü ülkemize uğramamış olan park-etme günü (park-ing day). 2005 yılından beri, 6 farklı kıtadan 35 ülkedeki 162 kentte toplam 975 tane, yol kenarında ayrılmış 1 arabalık park alanında, tasarım yoluyla oluşturulmuş geçici kullanımlar var. Süpriz mekan tasarımı deyince aklımıza ilk gelen bu proje, trafiğin içinde, geçici de olsa aykırı bir alan yaratma ile tam bir kent gözlemi deneyimi sunuyor. Bunu bazen çim halı ve ahşap masalar ile yaparken, bazen de 1 metrekarelik dev bir bank ile başarıyor. En büyük başarısı da kullanıcıyı şaşırtan ve deneyimletirken eğlendiren, ama bir yandan da sorgulatan yapısı. Tüm deneyim, süreçleriyle bir katılımcılık ve paylaşım içeriyor.

Bir diğer proje de mantar gibi bitiveren (pop-up) kafeler. Bunlar Illy, Nescafe, Algida gibi küresel markalar dahil olmak üzere, yerel ölçekteki girişimleri de kapsayan, yeme, içme ve oturma mekanları. Büyük bir bulvarın hemen üzerinde, küçücük bir alana sıkıştırılmış ama aslına bir o kadar büyük bir kentsel deneyim sunan kullanımlar bunlar. Oturma eylemini destekleyen başka bir proje de yine New York'ta başlatılan, kalıcı olmamak üzerine planlanmış, belirli dönemlerde Times Square gibi kentin en can alıcı noktalarına taşınan yüzlerce sandalye. Bunlar zemin döşemesinde farklılaşmaya giderek, oturma mekanını araç yada yaya trafiğinden ayrırken, renkli ve gözalıcı sandalye ve masalar ile fark ediliyor. Oturulabilir bir mekanın tasarımı bazen de beraberinde soylulaştırmayı ya da yerinden etmeyi gündeme getiriyor. Kamusal mekanda kim, nerde ve neden oturmalı? Kentin kendi işler organizması içinde yapılacak bir müdahale, sosyal bir çelişkiye de yol açabilir ya da başka bir fonksiyonun işlerliğini bozabilir.

Mükemmelliyetle tasarladığınız bir mekan, evsizlerin uğrak noktası haline gelebilirken, bazen de aksine kullanıcı kitlesinin mevcut mekandaki tasarımın aidiyetsizliği nedeniyle terk etmesine yol açabilir. Önerilen tasarım odaklı bu oturma eyleminin, görselliğinin ve işlevselliğinin yanı sıra böyle bir bakış açısıyla da değerlendirilmesi gerekiyor. Yürürken, durup dinlendir, paylaşmaya ortam sağlayan, çeşitlendiren ve en önemlisi kentseli duyular ile keşfetmeyi sağlarken oturulabilir kent tasarımları, güvenliği sağlanmış ve özgüveni arttırılmış bir kamusalı da önermeli değil mi?

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!


Henüz yorum yapılmamış!
7 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Haberler