+ Arkitera'nın gelişmiş özelliklerinden yararlanmak için lütfen giriş yapınız!
veya ile bağlan.
"Bir Duygunun İfadesi" Olabilen Camiler

"Bir Duygunun İfadesi" Olabilen Camiler

Derleyen: Özüm İtez
27 Aralık 2013, 09:30
  defa okundu.

ARKIV Buluşmaları'nın özel oturumu 21 Aralık'ta, EAA - Emre Arolat Architects ofisinin tasarladığı, WAF'ta "en iyi dini yapı" ödülüne layık görülen Sancaklar Camisi'nin kütüphanesinde düzenlendi.

Mustafa Çağrıcı, Ahmet Turan Köksal, Emre Arolat, Ömer Selçuk Baz ve Celaleddin Çelik, Kalebodur sponsorluğundaki ARKIV Buluşmaları'nın özel oturum ayağında, 'cami mimarisi ve üretimi' üzerine konuşmak için Sancaklar Camisi'nin kütüphanesinde buluştu.

Arkitera Mimarlık Merkezi'nden Ömer Yılmaz öncelikle bu özel oturumun neden bu 'özel' yapıda gerçekleştirildiğinden bahsettiği açılış konuşmasının üzerine Emre Arolat'ın sözü alması ve tüm konuşmacıları teker teker tanıştırması üzerine oturum başladı. Emre Arolat'ın aktardığı üzere, bu yapı tasarlanırken cami mimarisinin özüne inmek için uzun süreç geçirilmiş. Öyle ki, işverenin Emre Arolat'a gelmesi ile ilk çizimlerin gün ışığına çıkması arasında 4 aylık uzun bir tasarım süreci var. Bu süreç başlıbaşına Arolat'ın caminin tasarımını ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor. Bu pek az mimarın pek az işveren ile sahip olabildiği bir uzlaşı ve güvene işaret ediyor.

İlk konuşmacı Ahmet Turan Köksal, bu yapının bir sulh içerisinde yapılmış olduğunu hissettiğini belirtti. Köksal'a göre tüm camiler bu gibi bir müellif / hami arası sulh ilişkisi ile üretilmeli. Ancak kendisinin de belirttiği üzere "her cami yaptığımızda [mimarlar olarak] bir imtihandan geçiyoruz" çünkü "...bu konu herkesi ilgilendiriyor" ve ne yazık ki her zaman Sancaklar Camisi'nde deneyimleyebileceğiniz bu 'sulh' hissiyatını yaşatamıyor Türkiye'de üretilen camiler. Daha sonra sözü alan İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı da, camilerin öncelikle bir ihtiyaç üzerine yapılıyor olmasının, tarihi ve dini temelleri üzerine konuştuktan sonra, bir bakıma, bu sulh ortamının var olamamasının nedenlerinden biri olarak Cumhuriyet ile, tarihte ilk defa caminin devlet ve aydın dünyasının dışına itilmesi sorunsalını dile getirdi. Daha sonra Emre Arolat'ın Sancaklar Camisi'ni gördüğündeki ilk tepkisinin "işte böyle olur!" olduğunu aktaran Çağırıcı, artık camilerden uzaklaşmış insanlar ile her gün camiye giden insanların biraraya gelebilmesi gerektiğinden bahsederken cami kelimesinin etimolojik kökenindeki "birleştirici" anlamından bahsetti. Bu noktada Sancaklar Camisi'nin, en kötü ihtimalle turistik etkisi ile, Mustafa Çağrıcı'nın bu dileğini karşılayacak olduğunu söylemek çok yanlış olmaz.

Daha sonra sözü alan Ömer Selçuk Baz, cami üretmekten bahsederken, esas meselenin cami tipolojisinin 250-300 yıldır yeni hiçbirşey üretememesinden dem vurdu ve bu konuda kafa yorulması gerektiğini belirtti. Ömer Selçuk Baz'a göre, yenilikçi bir cami düşünüldüğünde 200-300 yıl geriye gitmek gerekiyor. Celaleddin Çelik'e göre ise cami üretimindeki önemli sorunsallardan biri cami yaparken mimarların herhangi bir yapıymıçasına mimari bir tatmin arıyor olması. Ahmet Turan Köksal'ın oturumun başındaki sulh ilkesine yakın bir fikir öne süren Çelik'e göre, bu üretim mimarın tatmini üzerinden değil müellif/hami arasındaki karşılıklı bir uzlaşı ile gerçekleştirilmeli.

Oturumun devamında Celaleddin Çelik cami mimarisini oluşturan ögelerin temeline inmek gerektiğinden bahsediyor ve Sancaklar Camisi'nin minaresindeki, Mehmed Özçay'ın tasarladığı hat sanatı üzerinden ilgi tekrar Sancaklar'a çevirildi. Bunun üzerine Emre Arolat projenin minaresinin yapım sürecini ve Mehmet Özçay'ın devreye girmeden önce bu konudaki bilgisizliklerini aktardı. Bunun üzerine benzer bir konuya değinen Ömer Selçuk Baz'a göre dini konulara, rasyonel düşünce çerçevesi üzerinden bakmak mümkün değil. Cami üretimi de, ne olursa olsun herhangi bir mimarinin üretimi kadar teknik bir mesele olsa da, tüm konuşmacıların az çok uzlaşmış olduğu bir nokta cami üretiminin başka düzeyde bir bilgi birikimini gerektirebilmesi ancak bu anlayış ve bilginin Türkiye'deki eksikliği oldu.

Mimari üretimin bulunduğu bağlama ve döneme ait olduğunu, öyle üretilmesi ve düşülmesi gerektiğini belirten Emre Arolat aynı zaman mimarın ürettiği yapı ile kurduğu ilişkinin samimiyetinin önemine dikkat çekti. "Her noktasında yapının hamisi ile bir uzlaşmaya ürettiğimiz tek yapı" diyen Arolat'ın caminin girişine yazılması için yazdığı metin belki bu samimiyeti ve uzlaşıyı ortaya koymak ve bu yazıyı sonlandırmak için de iyi bir örnek:

Reklam

Yorumlar
Yorum bırakmak için giriş yapmalısınız!
Omer Yilmaz / 16 Mart 2014, 15:04
Arolat da durup dururken bu sözü söyleyiverdi... Evet Sayın Cumhurbaşkanı haklı :)
 
Ebubekir Şimşek / 16 Mart 2014, 02:40
"Atasehir Mimar Sinan Cami cok basarili cok begeniyorum ben de olsam orda onu yaparim."
Insan gercekten hayret ediyor.
 
 
7 gün içinde en çok
Okunan Yorumlanan
İlgili Haberler