O Kışla Neler Gördü

Yapıldı, yıkıldı, yandı, tekrar yapıldı, satıldı, geri alındı... Taksim Kışlası'nın başına neler geldi neler...

Projesi artık hayata geçirilecek ve inşaatı başlayacak gibi görünen Taksim Kışlası yapımı uzun seneler sürmüş, sık sık harap olmuş, ikide bir restore ettirilmiş, zamanla bir bölümü yanmış, sonra tamir görmüş ama satılmış, derken pişman olunup geri alınmış, stadyum yapılmış ve en nihayet yıktırılmış, yani bol macera yaşamış şanssız bir binadır!

Günlerden buyana devam eden gösterilerden, direnişlerden, “chappulling”lerden vesairelerden sonra varılan nokta: Taksim’deki Topçu Kışlası projesi hayata geçirilecek ve inşaata başlanacak gibi görünüyor…

İstanbul’da o senelerde şehir dışı sayılan ama daha sonraları merkez halini alan Taksim’de 133 sene boyunca ayakta kalan bu devâsâ bina hakkında basınımızda bugüne kadar çok şey yazılıp söylendi ama kışlanın ne zaman nasıl yapıldığı, tarihi ve orada nelerin yaşandığı gibi konularda tam ve doğru dürüst bir bilgi verilmedi.

Taksim Kışlası inşası uzun seneler sürmüş, sık sık harap olmuş, ikide bir restore ettirilmiş, zamanla bir bölümü yanmış, sonra tamir görmüş ama satılmış, derken pişman olunup geri alınmış, stadyum hâline getirilmiş ve en nihayet yıktırılmış, yani bol macera yaşamış ama şanssız bir binadır!

Bugün bu sayfada, Taksim’deki Topçu Kışlası’nın 133 sene devam eden bu macerasından kısa sahneler yeralıyor: Kışlanın yapımına Üçüncü Selim’in iktidar senelerinde, 1803’te başlandı, inşaat üç sene devam etti, 1806’da tamamlandı ve bina Kapıkulu askerlerinin topçu birliklerine tahsis edildi.

Ama inşaatının tamamlanmasının hemen ardından yaşanan ve Üçüncü Selim’in tahttan indirilmesi ile neticelenen Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında tahrip oldu ve birkaç sene böyle harap vaziyette kaldı. Bir ara yenilenmesine çalışıldı ve tam bir restorasyon İkinci Mahmud’un emri ile 1812’de yaptırıldı, binaya tekrar topçu birlikleri yerleştirildi.

Tamirlerin baştan sağma yapılması yüzünden yahut başka sebeplerle kışlanın kısa zamanda harap hâle gelen bazı duvarlarını Sultan Abdülmecid 1847’de elden geçirtti. Tamirin hemen ardından çıkan bir yangın yüzünden binanın bir kısmı kullanılamayacak hâle gelince 12 sene devam eden yeni bir restorasyon başladı ve kışla 1862’de tekrar hizmete girdi. 1870’lerin başında Sultan Abdülâziz bir bölümünü yeniden restore ettirdi, içerisindeki cami Sultan Abdülhamid zamanında, 1893’te elden geçirildi ve bina o tarihten yıkıldığı 1939’a kadar bir daha geniş çaplı bir restorasyon görmedi.

Yanan, yıkılan, defalarca elden geçen ama bir türlü iflâh olmayan kışlanın kaderinde bu defa satılmak, geri alınmak ve nihayet tamamen yıktırılmak vardı…

20. yüzyılın ilk senelerinden itibaren Birinci Topçu Alayı’na tahsis edilen kışla 1911’de başka bir tuhaflığa konu oldu ve hem kışla, hem de Taksim Meydanı bir şirkete satıldı!

Satış ile ilgili ilk karar 1909’daki 31 Mart ayaklanmasından hemen sonraki günlerde alınmış, talip çıktığı takdirde kışlanın elden çıkartılmasına karar verilmiş ama uygulamaya geçilmemişti.

Hükümet iki sene sonra, 1911’de kışla ile beraber Taksim Meydanı’nı da İngiliz, Fransız, Avusturya ve Türk ortakların kurduğu bir konsorsiyuma sattı ama yeni sahipler kışlayı ve meydanı ne olarak kullanacakları konusunda birkaç yıl boyunca karar veremediler. Satışı yapan Osmanlı hükümeti de kararını 1917 Aralık’ında değiştirdi ve daha önce ödenmiş olan bedel karşılığında hem kışlayı, hem de meydanı geri aldı ve yeniden topçulara tahsis etti.

Derken, İstanbul 1920’de müttefiklerin işgaline uğradı. Taksim Kışlası’na Fransız ordusundaki Senegalli askerler ve İngilizler’in Hindistan’dan getirdikleri birlikler yerleşti ve binanın o zamana kadar “Topçu Kışlası” olan ismi de “Macmahon Kışlası” yapıldı.

İşgal birlikleri ortadaki geniş avlunun etrafındaki binalarda kalırlarken avluda at yarışları ve küçük çaplı organizasyonlarla bazı spor karşılaşmaları yapılıyordu. Avlu, 1921’de o günlerde “Spor Âlemi” isimli bir dergi yayınlamakta olan Çelebizade Said Tevfik Bey’e tahsis edildi ve Said Bey burayı o zaman için oldukça büyük sayılabilecek bir yatırımla sekiz bin kişilik bir stadyum haline getirdi, mekânın ismi de “Taksim Stadyumu” oldu.

Kışlanın kaderinde bir tuhaflık vardı ya… Türk futbol klüpleri Said Bey’i boykot ettiler, stadyumda doğru dürüst bir maç yapılamayınca da Said Bey sahayı elden çıkartmak zorunda kaldı ve Bork adında Maltalı bir işadamına devretti.

Stadın yeni sahibi ilk iş olarak kışlanın kapısına koskoca bir Yunan bayrağı astı. Stadyumda işgal birliklerinin futbol klüpleri arasında defalarca karşılaşmalar yapıldı, 29 Haziran 1923’te İngiliz işgal birliklerinin klübü ile Fenerbahçe arasındaki meşhur maç da burada oynandı. Said Bey, işgalin sona erdiği 1923’te kışlayı Bork’tan geri aldı ama yine işletemedi ve bu defa Abdülâziz Bey adında bir manifaturacıya devretti.

Taksim Kışlası, o tarihten yıkımına başlandığı 1939’a kadar millî yahut özel her türlü spor müsabakasının mekânı olacak ve gündeme yeniden tam 73 sene sonra, bundan iki hafta önce gelecekti!

KIŞLADA OYNANAN EN UNUTULMAZ MAÇ: FENERBAHÇE-İŞGALSPOR

TOPÇU Kışlası’nda oynanan futbol maçlarının en unutulmazı, 1923’ün 29 Haziran’ında İngiliz işgal birlikleri takımı ile Fenerbahçe arasındaki karşılaşma idi…

Dünya savaşında uğradığımız yenilginin ardından İstanbul 1920 Mart’ında müttefiklerin işgaline uğramıştı ve şehire ağır bir elem hâkimdi. İstanbullular o kapkara günlerde teselliyi, başka sebeplerle buluyorlardı: İngiliz, Fransız ve İtalyan birlikleri futbol klüpleri kurmuşlardı ve bu klüplerle Türk klüpleri arasında yapılan maçları hep biz kazanıyorduk.

Üstüste yenilgilerden sonra İngiliz tarafı daha ciddi bir maç hazırlığına girişti: Sömürgelerden dört profesyonel futbolcu getirildi, boyu bir metreye yaklaşan gümüş bir kupa yaptırıldı ve kupaya İngiliz işgal birliklerinin kumandanı General Harington’un ismi verildi. Hazırlıklar tamamlanınca, azınlık gazetelerine “Kendisine güvenen Türk klübünün müsabakaya davet edildiği” şeklinde ilânlar verildi. Fenerbahçe daveti kabul etti, karşılaşmanın 29 Haziran 1923 günü öğleden sonra Taksim’de şimdi yerinde yeller esen stadyumda yapılması kararlaştırıldı.

O senelerde sarı-lâcivertli klübün başkanlığını Halife Abdülmecid Efendi’nin oğlu Şehzade Ömer Faruk Efendi yapıyordu. Bir yanda genç şehzade, bir yanda da işgal birliklerinin kumandanı General Harington stadyumda artık devamlı antrenman yapan takımlarını izliyorlardı.

Taksim, müsabaka günü mahşeri andırıyordu. Sahaya önce İngiliz takımı çıktı, derken Fenerbahçe’nin Şekip, Hasan Kâmil, Cafer, Kadri, İsmet, Fahir, Sabih, Alâaddin, Zeki, Ömer ve Bedri’den oluşan onbiri göründü. Maç başladı ve Malta’dan getirilen İngiliz futbolcunun şutu birkaç dakika sonra ağlara takıldı. İlk yarı bittiğinde, Fenerbahçe 1-0 mağluptu.

Türk tarafının golü ikinci yarının on beşinci dakikasında Zeki’den geldi ve binlerce fes havada uçuştu. Sevincin daha büyüğünü 74. dakikada gene Zeki yaşattı ve tarihlere “Daha önce atılmış olan hiçbir gol bu derece içten alkışlanmamıştır” diye yazıldı.

Fenerbahçe karşılaşmayı 2-1 galip bitirdi. Binlerce kişi, İngiliz işgal birliklerinin kumandanı General Harington’un kendi adını taşıyan kupayı Fenerbahçe kaptanı Şekip’e verirken ellerinin titrediğine şahit oldu ve Fenerli oyuncular Tünel’e kadar omuzlarda taşındı.

Aynı günlerde Lozan’da, Türkiye ile müttefikler arasında barış görüşmeleri yapılıyordu ve Türk delegelerin yakından takip ettikleri memleket hadiselerinin başında bu karşılaşma geliyordu.

Müttefik delegeler karşılaşma günü Uşi Şatosu’nda beklerlerken, Türk tarafı Lozan Palas Oteli’nde heyecanla İstanbul’dan gelecek ve maçın neticesini bildirecek olan telgrafı gözlüyordu.

Telgraf geldi, Türk heyetinin başkanı İsmet Paşa, “Heyetimiz adına Fenerbahçeli futbolcuların hepsini coşkunlukla tebrik ettiğimi ve gözlerinden öptüğümü klübe acele telleyiniz!” talimatını verdi ve Uşi Şatosu’na doğru yola çıktı.

Taksim’deki Topçu Kışlası macerasının kronolojisi

1803-1806: Kışlanın inşasına 1803’te, Üçüncü Selim zamanında karar verildi, inşaat üç sene sürdü, 1806’da hizmete girdi ve Kapıkulu askerlerinin topçu birliklerine tahsis edildi.

1807-1812: Kışla, 1807’de Üçüncü Selim’i tahtından eden Kabakçı Mustafa İsyanı’nda tahrip oldu ve daha sonra İkinci Mahmud’un yaptırdığı restorasyon 1812’de tamamlandı.

1847: Kışlanın bazı duvarları şiddetli fırtına yüzünden yıkıldı, Sultan Abdülmecid binayı geçici olarak tamir ettirdi ama ardından çıkan bir yangın bazı yerleri kullanılamayacak hâle getirdi.

1862: 12 sene devam eden büyük tamir bu sene bitti ve kışla tekrar hizmete girdi.

1870: Sultan Abdülâziz kışlayı elden geçirtti.

1893: Sultan Abdülhamid, kışladaki camiyi tamir ettirdi.

Nisan 1909: 31 Mart olayları sırasında binanın bazı yerlerine top mermileri isabet etti.

Mayıs 1909: Hükümet, kışlayı satmaya karar verdi.

1911: Kışla ile beraber Taksim Meydanı’nın tamamı İngiliz, Fransız, Avusturya ve Türk ortakların kurduğu bir konsorsiyuma satıldı.

Aralık 1917: Hükümet satış kararını iptal etti ve daha önce ödenmiş olan bedeli iade ederek hem kışlayı, hem de Taksim Meydanı’nı geri aldı ve yeniden topçulara tahsis etti.

1920: İstanbul işgal edildi ve kışlaya Fransa’nın Senegal’den, İngiltere’nin de Hindistan’dan getirdiği birlikler yerleştirildi. Kışlanın adı da değişti ve “Macmahon Kışlası” oldu.

1921: Kışla, Çelebizade Said Tevfik Bey’e kiralandı, sekiz bin kişilik bir stadyum haline geldi, ismi “Taksim Stadyumu” oldu ama Said Bey sahayı işletemediği için Bork adında Maltalı bir işadamına devretti, Bork kışlanın kapısına koskoca bir Yunan bayrağı astı.

29 Haziran 1923: İngiliz işgal birliği ile Fenerbahçe arasındaki meşhur maç oynandı.

Kasım 1923: Said Bey, kışlayı Bork’tan geri aldı ama yine işletemedi ve bu defa Abdülâziz Bey adında bir manifaturacıya devretti.

1939: Kışlanın yıktırılıp yerine park yapılmasına karar verildi ve yıkım 1940’ta tamamlandı.

Etiketler

Bir yanıt yazın