
Dün Arkitera.com'da İstanbul'a Kartal sanayi bölgesinde merkezi iş alanları planlaması ile Küçükçekmece sahilinde iç dış kumsal rekreasyon alanları planlaması için dünyaca tanınmış altı mimarın yarışma için davet edildiğini açıklamıştık.
Bu olayın İstanbul için önemli olduğunu söylemek basit bir anlatım olacak, bu durum kent yönetiminin öneminden kentin şekillenmesinde seçilen yöntemlere kadar bir çok noktaya işaret ediyor. Bu yüzden konu hakkında fikirleri alıp sizlere buradan ulaştırmaya ve böylece farklı perspektifleri de sunmaya çalışacağız.
Konu hakkında ilk belirtilen düşünce İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı Korhan Gümüş'ten geldi;
" Belediyenin profesyonel hizmet alım koşullarını nesnel koşullara kavuşturması için göstermelik yarışmalardan önce kamu hizmeti ifşa ettiğinin farkında olması, plan ve program sürecini katılıma açması gerekli. Yoksa yarışmalar daha önce de olduğu gibi, işlevini yerine getirmez. Belediyenin çöp toplatma işine benzer. Mimarlar, plancılar önerir, belediye istediğini yapar.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Metropoliten Planlama ve Kentsel Tasarım Merkezi (IMP), Kartal sanayi bölgesinde merkezi iş alanları planlaması ile Küçükçekmece sahilinde iç dış kumsal rekreasyon alanları planlaması için "dünyanın önde gelen altı mimarına" hazırlatılan projeler arasından ikisini seçeceğini açıkladı. "Dünyanın önde gelen" altı mimarı Zaha Hadid, Massimiliano Fuksas, Kisho Kurokawa, Kengo Kuma, Ken Yeang ve Winy Maas önderliğindeki MVRDV projelerini 30 Mart günü bir değerlendirme kuruluna sunacaklar. Görünüşte sevindirici bir gelişme. Bugüne kadar mimarlık birinci sınıf öğrencilerinin bile yapamayacağı nitelikte projeler üreten belediye, ilk defa profesyonel hizmet alacak. Kiptaş konutları, vapur iskeleleri, İstiklal Caddesi, Sütlüce mezbahası, belediye binası gibi örnekler ortadayken bu nasıl olacak? Sorun yalnızca ortalıkta mimar olmaması mı, yoksa fikir ve düşünce ürünlerinin paternalist modelle yarattığı çelişki mi?
Bu sorulara cevap verebilmek için yarışmadan beklentilerin de tartışılması gerekli.
Anlaşıldığı kadarıyla bu bir "sınırlı ve davetli bir yarışma". Kimler davet edilmiş? Dünyanın önde gelen mimarları. Peki yarışma tıpkı İMP’ye plan yaptırıp sonra başka bir fikri uygulamak gibi bir sonuca yol açarsa? O zaman bu mimarların ne düşündüğünü, ne amaçladığını kim bilecek? Demek ki yarışmalar hizmet üreticileri ile kamu yönetimleri arasında bir iletişim köprüsü işlevi görebilirler ama bir ürün satın almak ve kullanmak gibi bir işlev göremezler. Demek ki bu ürünlerin bir işe yaraması gerekli. Bunun için de hizmet kullanıcıları yani İstanbullular adına yarışmalardan beklenenlerin tanımlanması gerekli. Yarışmalar programsızlığa, politikasızlığa çözüm olacak sihirli değnekler değildir. Yarışmaların kamuoyuna açık olan programlar çerçevesinde yapılması, programların mutlaka düşünce geliştirmeyi ve katılımı teşvik edecek koşullarda belirlenmesi gerekli.
Çünkü tasarım; kurumların, kentin rutin işleyişine eklenen bir fazlalık değil, bütününü ilgilendiren bir konudur. Kent bir eşya olmadığı için mimarlar onu bir bütün olarak, bir eşya gibi tasarlayamazlar. Kent içinde insanların yaşadığı, farklı amaçların da olduğu bir karmaşık bütündür. Bu nedenle kent yönetimlerinin bir program oluştururken katılımcı olması, bu sembolik alanda gerçekleşen tasarımların kentin hayatı ile etkileşime girmesi ve yarışma fikrini de bunun bir parçası olarak görmeleri gerekir. Yarışmaya katılan mimarlar eğer yaptıkları projenin ‘herhangi’ bir yerde değil de ‘belli’ bir yerde olduğunu düşünüyorlarsa, bu yerle ilgili bütün kurumların, kişilerin, kullanıcıların bilgi sahibi olduklarını, sürecin kamusal bir nitelikte olduğunu bilmelidir. Bir örnek vermek gerekirse: Bugüne kadar biz bu programlar hakkında ne bir bilgi sahibi olduk, ne kuruluşların ve profesyonellerin nasıl katılacakları hakkında yapılan tartışılmalara katıldık, ne de araştırmalarımızla ve yerel halkla iletişim içinde bu sürece katkıda bulunduk. Muhtemelen bu durum başka STK'lar için de aynı. Yarışmacı mimarlar anladığım kadarıyla ne çevre, ne amaçlar, ne ka








