Bundan 3 yıl önce, 22 Şubat 2003 günü, 83 yaşında kaybettiğimiz Prof. Utarit İzgi mimar kimliği ve eğitmenliği ile bir döneme damgasını vurmuş çağdaş bir mimardı. İzgi’yi ölümünün 3. yıl dönümünde saygıyla anıyoruz.
Utarit İzgi Hakkında
1920 yılında İstanbul’da doğan İzgi, 1941’de Galatasaray Lisesi’nden ve 1946’da Güzel Sanatlar Akademisi Y. Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Akademi'nin Mimarlık Bölümü'nde Yapı dersi ve proje asistanlığına atandı, birkaç yıl sonra bu görevlerine, İnce Yapı dersi asistanlığı da eklendi. İzgi, asistanlık devresini tamamladıktan sonra, sırasıyla İnce Yapı, Mimari Proje atölyesi ve Y. Dekoratif Sanatlar Bölümü İç Mimarlık atölyesi hocası olarak çalışmalarını sürdürdü.
Utarit İzgi, bir dönem Mimarlık Bölüm Başkanlığı yaptığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde mimarlık eğitim düzeyinin, mesleki pratikle paralellik gösterecek şekilde geliştirilmesi, çağdaş ve katılımcı bir yönetimin yapılanması aşamalarında öğretim kadrolarıyla, öğrenci temsilciliklerinin birlikte çalışmaları ilkesine dayanan bir sistemin kurulmasını destekleyerek bu konuda çaba gösterdi. İzgi, 1997 yılında Arredamento Mimarlık dergisi için Uğur Tanyeli ile gerçekleştirdiği ropörtajında D.G.S.A. için düşündüğü eğitim sistemini şöyle anlatıyordu:
“...Ben öğrencinin muhakkak yönetime katılmasını, öğrenciye verilmesi gereken hakların ona verilmesini istiyordum. Bunun suistimali olursa hemen onun önlemini alırız.
Yani hırsızlık olacak diye her yeri kapatıp oturamazsın. Bir yerde bir bozukluk varsa, onun üstüne gideriz, onun kurallarını koyarız. Öğrenciye kendi sorunlarını anlatmak üzere bir toplantıya giremezsin demek kadar saçma birşey olamaz. Bir şey daha var, ben üniversiteyi yalnızca eğitimi ön plana alan bir kurum olarak görmüyorum. Eğitim bugünün olanaklarıyla öğrencinin kendi kendine yapacağı bir şey. Üniversite bir meslek okulu gibi eğitim yapılan bir yer değil. Bir üniversite sisteminin içinde öğrencinin bulunmasını, o potansiyeli, hem onların yetişmesi için, hem de araştırmada veriler toplamak üzere öğretim üyesiyle birarada değerlendirilebilecek bir olanak olarak görüyorum. Bu belki biraz ütopya ama. Eğer biz üniversiteyi evrensel bir çizgiye götürmezsek, yani benim bir öğrencim yabancı bir üniversitenin öğretim üyesiyle çalışmalarını sürdüremiyorsa, bu iş bitmiştir. Üniversitenin çatısı olmaz. Bir başka şey de, öğrencinin yalnız öğretim üyesiyle değil, ünlü bir mimarla, gerek dış ülkede, gerek Türkiye'de çalışan pratik içindeki bir mimarla da proje yapma hakkı olmalı. Bu, eğitim sisteminin içinde yer alabilmeli.”

İzgi atölyede tashih verirken...
Öğrencileri tarafından “sert hoca” olarak anlatılan İzgi, yazılarında, öğrenciye karşı “sert” tavrının Sedad Eldem’den kendisine intikal ettiğini belirtiyor ve ekliyor: “Hoca olmak çok ciddi bir iştir. Ben bu iş için çok vakit ayırdım.” Katı ve disiplinli duruşuna rağmen onun disiplinine uyan öğrencilerle iyi ilişkiler kuruyordu. Eski öğrencilerinden Ersen Gürsel, 1993 yılında Mimarlık Dergisi’nde yayınlanan yazısında İzgi’yi “yaratıcılığı engellemeyen nadir bir eğitici-mimar” olarak tarifliyor:
“Utarit İzgi’ye göre hoca, hiç kimsenin kimliği ile uğraşmayı düşünmez. Öğrencilerine biçim vermek onun işi değildir. Çevresine mimar gibi bakmayı salık veren bir güvence kaynağıdır. Öğrencilerinin kişiliklerinin, yaratıcılıklarının gelişmesine özen gösteren bu düşünce







