Tarih: 29 Eylül 2008 Yazan: Burcu Karabaş - Arkitera.com
Orhan Pamuk'un geçtiğimiz Ağustos ayı sonunda piyasaya çıkan "Masumiyet Müzesi" adlı kitabı, yazarın uzun zamandır beklenen ve merak uyandıran bir eseri olmanın yanı sıra, Pamuk'un henüz kitabına başlamadan görüştüğü Prof.Dr. İhsan Bilgin'in romana adını veren müzenin dönüşüm projesini tasarlamasıyla mimarlık camiasının da dikkatini çekti. Bir romanda kurgulanan mekanın dünyada gerçekleştirilen ilk örneği olan Masumiyet Müzesi'ni, mimarı İhsan Bilgin'le konuştuk.
Fotoğraflar: Arkitera Mimarlık Merkezi
Burcu Karabaş: Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanında bahsedilen ve kitabın sonundaki haritada işaretlenen Çukurcuma’daki ev gerçekten var mı ve müzeye dönüştürüldü mü?
İhsan Bilgin: Roman kahramanı Füsun’un ailesi ve kocasıyla birlikte yaşantısının ince ince tasvir edildiği apartman Çukurcuma Caddesi üzerindeki 24 no’lu Brukner Apartmanı. Bina, caddenin Dalgıç Çıkmazı ile kesiştiği köşede bulunuyor. Kitabın ortalarından itibaren anlatının odağına yerleşen bina 1999 yılında Orhan Pamuk tarafından bu romanın nesnesi yapılmak üzere satın alındı. Kemal’in, kitabın ikinci yarısı boyunca Füsun ve ailesiyle vakit geçirdiği ortam burası. Anlatısını bu apartmanın mekân düzenine göre, bu binada geçecek şekilde kurguladı. Sonra da, yine tıpkı romanın devamında anlatıldığı gibi, hazırladığımız mimari projelerle müzeye dönüştürüldü; apartmandan müzeye dönüşme sürecinde Kemal (adına Orhan Pamuk!) dünyadaki müzeleri görmek, ilham almak için seyahatler yaptı. Şu anda inşaatı tamamlanmış durumda. Açılmak için sergilenecek nesnelerin toplanmasını ve sergilemeye ilişkin ince işlerin tamamlanmasını bekliyor...
BK: Nasıl başladı çalışma ve program nasıl tarif edildi?
İB: 1999 yılının Ekim ayında Orhan büroma geldi. Kar’dan sonra yazmayı planladığı romanın, Masumiyet Müzesi’nin hikayesini anlattı. Saplantılı bir aşk hikayesi olacaktı bu. Gerçek zaman ve mekânda geçecek, sahnesi İstanbul, ağırlıkla da Teşvikiye ve Çukurcuma olacak, 1970’lerin ortasında başlayıp 2000’lerde bitecekti. Kemal ve Füsun kısa süren tutkulu bir ilişki yaşadıktan sonra ayrı düşecekler ve sonra roman boyunca Kemal Füsun’u saplantılı bir biçimde yeniden kazanmaya çalışacaktı. Saplantısı Füsun ile sınırlı kalmayacak, onunla doğrudan veya dolaylı gördüğü nesnelere de sirayet edecekti. İlişkinin bir yandan iyice rutinleşmiş biçimde sürmesi, öte yandan bir türlü özlenen aşka dönüşememesi nesne saplantısını pekiştirecek ve patalojikleştirecekti. Birlikte geçirdikleri zamanları hatırlatacak her türlü nesneyi almaya (“çalmaya”) başlayacak, Füsun’u tamamen kaybettikten sonra da bunlardan bir müze yaparak saplantısını maddeleştirecekti...
Henüz yazılmamış hikayenin o gün için anlatılabilecek tüm ayrıntılarını birkaç saatte anlatıp bitirdikten sonra, bu müzeyi gerçekten yapmak istediğini söyledi. Çukurcuma Caddesinde bu müzeyi yapmak üzere aldığı apartmana götürdü beni. 60 m2 taban alanı üzerine oturan, 3 katlı, 3 cepheli küçük bir 20.yy başı apartmanı idi.
BK: Apartmanı gördüğünüzde ilk düşünceleriniz nelerdi?
İB: Doğrusu bir mimar olarak karşılaşacağımı hiç düşünmediğim bir problemle yüz yüze gelmiştim. Çünkü mimarlık pratiği gerçek mekânlar üzerinde işlem yapar. Hayali mekân üzerinde işlem yaptığında da, ya ütopyalarda olduğu gibi gerçekleşmemiş bir imkânı, bir ideali temsili düzlemde maddeleşti







