Tarih: 5 Eylül 2008 Kaynak: Radikal Yazan: Görkem Güngör
Tüm sivil girişimlere rağmen, belediye sabah baskınlarıyla Sulukule’de yıkıma başladı. Türkiye, Çingeneler konusunda Avrupa’ya emsal olabilecek kentsel dönüşüm projeleri geliştirme potansiyeline sahip ama yerel yönetimler “yıkma”yı daha kolay buluyor.26-30 Haziran tarihleri arasında Budapeşte’de yapılan “IIS Dünya Sosyoloji Kongresi”nde, çeşitli ülkelerden gelen katılımcının katkısıyla farklı konular üzerine oturumlar gerçekleşti. Bu oturumlardan birinin konusu da “Çingeneler”di. Kongreye katılan en genç konuşmacılardan biri de, 26 yaşındaki şehir plancısı ve sosyolog Melis Oğuz’du. Türkiye’deki Çingene mahallelerinin dönüşümünü araştırma konusu olarak seçen Melis Oğuz ile Çingeneler üzerine konuştuk.
Çingeneler konusunu neden seçtiniz?
Şehir ve Bölge Planlama 3. sınıfta kentsel dönüşüm projeleriyle ilgilenmeye başladım. Mezun olduktan sonra Faruk Göksu ile çalışma fırsatı yakaladım, kendisi o sırada Hacıhüsrev dönüşüm projesi için belediyeye danışmanlık yapıyordu. Projenin sosyal analizlerini ben yapıyordum. Böylece Çingeneler ile ilk defa tanışmış oldum. O sıralarda da gündeme Sulukule projesi gibi yine Çingenelerin çoğunluk olduğu mahallelerde gerçekleşmekte olan kentsel dönüşüm projeleri gelmeye başladı. Konu daha da fazla ilgimi çekmeye başladı ve London School of Economics’de hazırladığım yüksek lisans bitirme tezimi de Çingene mahallelerinin dönüşümü üzerine yazmaya karar verdim. Konu, hem ekonomik, hem sosyal hem de fiziksel açıdan farklı analizler gerektiren bir konuydu.
Türkiye üniversitelerinde bu konuyu daha derinlemesine incelemek için Çingene araştırmaları kürsüsüne ihtiyaç var mı sizce?
Türkiye’de bunun için özel bir kürsü açılmasa da, bu konuda detaylı çalışmalar yapılmasının faydalı olacağını düşünüyorum. Kentsel dönüşüm projelerinin eleştirilerinde de en çok üzerinde durulan konulardan birisi, Çingenelerin farklı ihtiyaçları ve farklı bir kültürleri olduğu. Bunun incelenmemesinin çok büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum. Benim bilgilerimin çoğu da Avrupa’daki Çingeneler için yazılmış literatüre dayanıyor. Oysa ki akademisyenler Türkiye’deki Çingenelerin, Avrupa’daki Çingenelere göre çok daha farklı bir hayat yaşadıkları, dolayısıyla çok daha farklı ihtiyaçları olduğu kanısındalar. Dolayısıyla bir kürsü altında olmasa bile farklı fakülte ve bölümlerde bu konuda çalışmalar yapılmasının faydalı olabileceğini düşünüyorum.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kentsel dönüşüm “yaptırımları” ile Çingeneler 800 yıldır yaşadıkları Sulukule’den kovuluyor. Bu konuya yaklaşmınız nedir?
Çingeneler, Sulukule’ye 1000’li yıllarda yerleştirilmişler. Bu da yaptırım sonucu olmuş. Kentin o zamanki dinamiklerine baktığımızda sur kenarına yerleştirilmiş olmalarından anlıyoruz ki Çingeneler o zaman da kentin dışına atılmak istenmiş. Şimdi ise şehir genişleyip bu alanlar değerlenmeye başladıkça, Çingeneler daha da şehrin dışına bir yere, bu sefer de Taşoluk’a taşınmak isteniyor. Burada etnik bir ayrımcılık olduğuna inanıyorum. Belediyenin bu bölgeleri 2010’a kadar daha güzel bir görünüme sokması gerektiğini düşündüğü için acil bir temizleme operasyonuna gittiğini sanıyorum. Oysa ki Çingeneler taşınsalar dahi, bir zaman sonra Taşoluk da belediyenin temizlenmesi gerektiğini düşündüğü alanlar içerisinde anılmaya başlayacak, bugün Yakuplu’da görüldüğü gibi... Bu tip projelerin tek boyutlu değil, çok daha geniş kapsamlı olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Şu anda Sulukule’de sadece fiziksel bir kentsel dönüşüm amaçlanıyor. Bu proje yanlış diyemiyorum, çünkü İstanbul gibi bir şehirde kentsel dönüşüm gerekl








