Arkitera.com ICON DERGISI

Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
OGRENCI PROJELERI

Haberler

Yazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

İstanbul İstanbul

Tarih: 15 Ağustos 2008 Kaynak: Archinect Yazan: Orhan Ayyüce Çeviren: Arif Çağatay Sükan

Geçmiş imparatorlukların katmanları üzerinde kurulu, görkemine Byzantium, Konstantinopol, Stambuli gibi ayrıcalıklı isimler yakıştırılmış İstanbul, günümüzde, yerel ve yabancı girişimcilerin ve ellerindeki teknik bilgi kartlarıyla uluslararası mimarların çokça mücadele ettikleri bir bölge.

Kentin, "rock star" rolünü geri kazanması konusu her yerde göze çarpıyor. Uygarlıkların özgün kavşağı, halihazırda bu büyük etkiyi gösteriyor.

İstanbul’un mimari soyağacı etkileyicidir, asırlık başyapıtları, kullanımdaki halleriyle inceleyebilir, Corbu’nun "Journey to the East" (Doğuya Yolculuk) için skeçler yaptığı kahvehanede bir bardak çay içebilir, Bruno Taut, Ernst Egli ve diğerlerinin boğazın yakasındaki evlerini izleyebilirsiniz. Burada, yorgun Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonraki Cumhuriyet’in ilk yıllarına ait pek çok modern Türk binaları bulursunuz. Yirminci yüzyılın ikinci çeyreği, Türkiye’nin idealist genç mimarlarının, modernist akıl hocalarının övgülerini alan ve kimliklerine bağlı işler ürettikleri dönem olmuştur.

60’lı yıllarda ise şiddetli şeyler gerçekleşmiştir. Tekrarlayan politik huzursuzluklar, demokraside gerileme, ekonomide ilkesizlik, kurallarını belirleyenlerin mimar olmadığı kentler ve yapılar.

Elbette mimarlar ve plancılar ortadan kaybolmadılar fakat bir planın ne anlama geldiğinden veya bir binayı tasarlayanın neden mimar olması gerektiğinden habersiz spekülatörlerin ellerinde kukla oldular. Bu geçici girişimciler, Türkiye’nin pek çok kentinin asla onaramayacağı hasarlar verdiler.

İstanbul, yaygın hasar görmüş dokusuna rağmen, fiziksel ve ekonomik olarak köhneleşmiş bölgeleri için ve tartışmalı arazi hareketlerine karşı olan kentsel çözümleri yakalamaya uzak değil.

Bugünlerde bir çok yabancı mimar kenti ziyaret ediyor, burada dersler veriyor ve çözümler öneriyor. Belediye başkanlarına ve yüksek mevkideki politikacılara sunulan cüretkar planlar, içtenliksiz dostluk ürünleri ve genellikle, kentin geniş bölgelerini gözüne kestiren, adlarına “Kentsel Dönüşüm Projeleri” denen, satın alma yoluyla soylulaştırma planları oluyorlar.

Körfez (Basra) Bölgesi, Batı Avrupa ve ABD merkezli büyük firmaların pazar araştırmacıları ve halkla ilişkiler çalışanları, müteahhit müşterileri için kontratlar imzalamaya çalışmakla meşguller. Yine onların mimarları, kendi ev-ofislerinde veya başka bir yerde üretmiş oldukları projelerini sürdürebilecekleri yerel ofisler aramakla meşguller. Bu çok sembolik alanda, kıtalar arasında uzanan ve Doğu’dan, Batı’dan iki İstanbul’un anıtsal tokalaşması olarak kıtaları buluşturan bir bina arıyorlar. Uygarlıklar, geleceğin kentlerini kurmak üzere Bakü’ye, Alma Ata’ya sıçramadan önce Boğaziçi üstünde kenetlenecekler.

İstanbul için yapılması gerekli olan, temelde bir onarım işi ama oldukça incelikli bir tanesi.

Dışarıdan gelenler tarafından az bilinmekle birlikte, kent, yerel yetenekler için de adeta bir kovan hareketliliği sunuyor. Burası, gelişmekte olan yeni topluluklar, iş alanları ve kurumlar için tasarımlar üreterek ulusal yarışmalardan başarıyla çıkan bir grup genç Türk mimara çok uygun bir yer. Onlar, mevcudu biraz silkelemek istiyorlar; yaşam alanlarını gerçekleştirmek, yabancı benzerleriyle yarışacak, farklı ölçeklerde binalar yapmak ve belki sonrasında, yeteneklerini, bulundukları stratejik noktadan her yöne ihraç etmek istiyorlar.

Bu makale süreci, İstanbul’a bakarak Türkiye’de neler olduğunu ve mimarlarının bakış açılarını anlamaya uğraştığım, daha kişisel bir araştırma ile başladı. Çoğu Türkiye’de eğitim görmüş, genç kuşak Türk mimarların belirgin bir kesidini almaya ve onlara işlerini, zorlukları ve günlük rutini sormaya çalışıyordum. Arkitera editörü Emine Merdim Yılmaz’ın yardımıyla gelişerek, bir anda, uzak mesafeli kısa röportajlara dönüşen çalışma sayesinde, en azından, kendime ait ilk "beş mimar" makalemi kurgulama fırsatını buldum.

Bazı okuyucularımız için bu mimarların ilgilendikleri konuların aşinalığı şaşırtıcı olacaktır. Ve eğer, içinde işlerini yürütmek durumunda oldukları kaotik içeriğe biraz tanık olsanız, dirençlerini, nitelik arayışlarını ve bu mücadeleci ruhu takdir edersiniz.

Kendi çevrelerinde günbegün tanık oldukları, denetlenmeyen duyarsız gelişme, kentsel tasarımla ilgili ve mimari geri &c