Tarih: 22 Temmuz 2008 Kaynak: Radikal Yazan: Asu Aksoy
İnşaat üzerinden kentsel yenileme programlayan yaklaşım, tarihi miras alanlarının korunması önceliğiyle bağdaşmaz Geçtiğimiz günlerde UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin İstanbul’un Dünya Mirası listesine kayıtlı tarihi alanları ile ilgili raporu ve önerileri üzerine çokça yorumlar yapıldı, medyada konu etraflı haberlerle ele alındı. Epey ilgi gören başlıklardan bir tanesi de Sulukule idi. Zira, UNESCO’nun sıraladığı tavsiye kararları arasında Sulukule Kentsel Yenileme Alanı projesi de bulunuyor. Heyetin Mayıs ayında gerçekleştirdiği inceleme gezisi sırasında, basına ‘Sulukule projesine vize’ şeklinde yansıyan açıklamalarını UNESCO bu son raporda bir kez daha düzeltiyor ve yenileme projesi ile ilgili tespitlerini ve önerilerini net bir şekilde ileri sürüyor. Sulukule Kentsel Yenileme Alanı başlığını taşıyan bölümde rapor; Bakanlar Kurulu tarafından 2005’te onaylanan ve Fatih Belediyesi tarafından yürütülen kentsel yenileme projesinin alanı, birinci olarak, mutenalaştırdığını (ya da soylulaştırdığını), ikinci olarak uzun yıllardır burada yerleşik Roman halkını yerinden ettiğini, üçüncü olarak da tarihi ve kültürel mirası yerinde koruma prensibini ihlal ettiğini belirtiyor.Bölgenin kentsel dokusunu tamamen ve radikal bir şekilde dönüştüren yeni projede, Romanların yaşadığı tek katlı avlulu evler yeraltı araba parkları ile donanmış yüksek binalarla yer değiştiriyor, alana yeni bir otel geliyor. Sulukule’de yürürlüğe konan bu yenileme bakışının fakir halkı yerlerinden ederek alanı soylulaştırma anlamına geldiğini uzun zamandır birçok sivil toplum kuruluşu da söylüyordu. Bu rapor ile birlikte bugün geçerli olan soylulaştırma perspektifinden gidildiğinde tarihi ve kültürel mirasın dokusu, kentsel morfolojisi, binası, hafızası ve içinde yaşayanları ile birlikte yerinde korumanın gerçekleşemeyeceği bir kere daha tespit edilmiş oluyor. Soylulaştırma optiği dışında koruma ve yenilemeye ilişkin farklı bir bakış açısının ne olabileceği, tarihi alanları yerinde koruma prensibiyle ele alırken, aynı zamanda yaşam kalitesini yükseltmekle sosyal ve kültürel ihtiyaçlara cevap vermek arasındaki zor dengenin nasıl sağlanacağı, UNESCO Raporu’nun ayrıntısına girmediği sorular. Bu soruları acilen ele alması gerekenlere ve kentsel yenileme projeleriyle başı çeken belediyelere ve TOKi’ye, tarihi alanlarda yenilemenin başka türlü yapılabileceğini anlatmak durumunda olan bizleriz, hem de 1 Şubat 2009’a kadar bir kısa sürede! UNESCO’nun beklediği, 2006’daki Misyon Raporu’nda da yer aldığı gibi, kentsel yenileme projelerinin yerinde koruma odaklı olarak yeniden revizyonunun yapılması.
Soylulaştırma nedir?
Bu soruyu değerlendirdikten sonra tarihi alanlarda kentsel yenilemenin hangi optikten bakılarak ele alınması gerektiği daha netleşecektir. Soylulaştırma bugün, bir iki bohem burjuvanın eski eser satın alarak mahallede mülk değerlerinin artışına sebep olmasının çok ötesinde bir anlam taşıyor. Burada söz konusu olan, birinci olarak soylulaştırmanın parsel bazında değil, kent ölçeğinde, kent ekonomisinin ve rekabetçi pozisyonunun geliştirilmesinde kritik bir araç olarak görülmeye başlanması. Bu bağlamda, kent alanlarının yeni bir gözle, seçkin tüketiciyi çekmek ve kentin küresel imajını geliştirmek üzere potansiyel yatırım alanı olarak görülmeye başlanması söz konusu. Nitekim UNESCO, 5366 sayılı Yenileme Kanunu çerçevesinde yürürlüğe sokulan yenileme projelerinde arazi geliştirme arayışının koruma yaklaşımının önüne geçtiğini endişe ile karşıladıklarını belirtiyor. 5366 sayılı yasanın uygulamaya gelindiğinde hedefinden saptığı ve önceliğin yeni inşaat üretmeye yönelik arazi geliştirmeye kaymış olduğu belirtiliyor. Sulukule olarak bilinen Neslişah ve Hatice Sultan mahallelerinde yürütülen Yenileme Projesi’nde, alandaki yaklaşık 450’yi bulan tek katlı, avlulu binaların hemen hepsi yıkılıp yerlerine metrekare olarak büyütülmüş dairelerin yer aldığı 2-4 katlı binaların ve otopark alanlarının inşaası suretiyle alanın ‘nezih, düzenli ve oturulabilecek bir yer’e dönüşmesi hedefleniyor. Geli








