Arkitera.com

Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
YASAR ASCIOGLU

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

“Kültürlerin Buluştuğu, Taşların Konuştuğu Hoşgörü Şehri: Mardin”

Tarih: 18 Temmuz 2008 Yazan: Pınar Seyrek - Arkitera.com

Fotoğraflar: Arkitera Mimarlık Merkezi

Medeniyetin beşiği olarak adlandırılan Mezopotamya’nın kuzeyinde bulunan, binlerce yıl boyunca çeşitli kültürlerin etkisinde kalmış, bunun yansımaları mimarisinde belirgin olan bir tarih şehri Mardin. “Kültürlerin buluştuğu, taşların konuştuğu hoşgörü şehri”1, coğrafi yapısı ve stratejik konumu dolayısıyla defalarca kuşatılmış, el değiştirmiş, her seferinde bir önceki kültürün etkilerini taşıyan yeni taş yapıların birbiri üzerine eklenmesiyle günümüze kadar gelmiş. Farklı inançların dini yapıları ile üst üste teraslar, parçalı kütleler şeklinde yamaca inşa edilmiş konutlardan oluşan şehir dokusu (Yenişehir hariç) 10. yy’dan bugüne aynı.

199 yılında bir Roma eyaleti olan Mardin’e daha sonra sırasıyla Sasaniler, Bizanslılar, Persler, Abbasiler, Hamdaniler, Merveniler, Selçuklular, Artuklular, Moğollar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safaviler ve Osmanlılar hakim olmuşlar. Mardin yöresinin bir kısmının içinde bulunduğu Tur Abidin bölgesinde Hıristiyanlığı ilk kabul eden Arami-Süryaniler, onlardan önce yaygın inanış olan Paganizm’in güneş tapınakları üzerine birçok kilise ve manastır inşa etmişler.

Dayr-ül Zafaran
Arapça’da Safran Manastırı anlamına gelen Dayr-ül Zafaran da onlardan biri. İnşa edildiği günden beri aralıksız olarak faaliyet göstermesi ve bugün hala aktif bir cemaati olmasıyla dikkati çeken manastır 1166-1932 yılları arasında Süryani ortodoks patriğinin de ikamet ettiği yer, inancın merkezi olarak önem kazanmış. Patriğin 1932’de Şam’a sürülmesinden sonra merkez Şam olmuş. Manastırın ismi içinde geçen safran kelimesi hakkında kesinlik kazanmamış çeşitli yorumlar arasında en ilgi çekici olanı, taş duvarların inşası sırasında, sağlamlık için harca safran bitkisin katıldığı, bunun da zamanla taşlara sarımsı bir renk verdiği.


Dayr-ül Zafaran

Mardin yöresi metreopoliti ile rahip ve rahibelere bugün de ev sahipliği yapan manastırın oldukça büyük diyebileceğimiz kütlesinin sadece dört mekanı ziyarete açık. Bunlardan ilki, günde üç ayin, ayrıca her hafta Çarşamba, Cuma ve Pazar günleri yapılan özel ayinler için kullanılan ibadet mekanı. Beyaza boyanmış tavan ve duvarlarının sadeliği ile dikkati çeken mekanın önceleri fresklerle kaplı olduğu ancak 1402’deki Timur Lenk saldırısında bunların yok edildiği söyleniyor. Bugün girişin sağındaki duvarda görünen tek fresk bu saldırıdan sonra manastırın restorasyonunu üstlenen azize ait. Ziyaret edilebilen ikinci mekan manastırın 4.000 yıllık tarihe sahip, güneşe tapma ayinleri için doğu cephesinde küçük bir penceresi olan karanlık ve düz tavanlı oda. Burada oldukça geniş bir açıklığı geçen tavan, duvarların bir devamıymışçasına büyük kesme taşlardan yapılmış. Kilit taşı prensibiyle yerinde duran tavan yapılırken mekan sıkıştırılmış toprakla doldurulduktan sonra genişliği yaklaşık 30 cm yüksekliği 2 m olan taşlar 6’şardan 2 sıra olarak eğik bir şekilde yerleştirilmiş. En son bunları sıkıştıran orta sıra (kilit taşı) da yerine yerleştirildikten sonra bir bütün olan tavanın altındaki toprak tekrar kazılarak çıkartılmış. Ziyaret edilebilen diğer iki mekan patrik ve metropolitlerin bulunduğu özel mezarlık ve bugün Meryem Ana özel anma törenlerinin de yapıldığı vaftiz odası.

Ulu Cami
Mardin’de çoğunlukla Süryani olmak üzere Ermeni ve Keldani kiliseleri bulunuyor. Malazgirt Sava