Arkitera.com ICON DERGISI

Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
OGRENCI PROJELERI

Haberler

Yazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Ayasofya'nın, Topkapı'nın karşısında gökdelen olmaz

Tarih: 18 Temmuz 2005 Kaynak: Milliyet Yazan: Derya Sazak

Tümertekin, "Pek çok mimar 'Gökkafes'i yıkın' dedi. Asıl sorumluluk mimarda değil, oraya yapılaşma izni verenlerde. Büyük şirket yapılarının pek çoğu mimari örnek olma ciddiyetiyle tasarlanmadı" diyor

Derya Sazak: İstanbul, ev sahipliği yaptığı Dünya Mimarlar Kongresi'nden nasıl etkilendi? Ünlü mimarlar, binlerce yıllık tarih ve kültüre sahip kentin bugünkü kaotik yapısından ne yönde etkilendiler? Geleceğe dönük perspektifler ortaya konulabildi mi? Hasan Bülent Kahraman, 'Âşık olunan İstanbul kenti değil, coğrafyasıdır' diye yazdı. Estetikten yoksun mimari, çarpık kentleşme ve Gökkafes türü modern yapıların İstanbul'a maliyeti tartışıldı mı?
İstanbul, kendi rönesansını yaratabilecek mi?

Han Tümertekin: İstanbul, dünyada hiçbir mimarın ilgisiz kalamayacağı bir kent. Dolayısıyla, İstanbul buluşmasına katılım yüksek oldu. İstanbul'a ilk kez gelenler çekiciliğine kapıldılar, daha önce gelenlerse değişiklikleri gördüler, yorum yaptılar, tartıştılar. Tasarımcı iyimser olmak zorundadır. Sorunları çözmek, daha iyi bir yaşantı kurmak ister. İstanbul kentsel mekân olarak geçmişte çok nitelikli bir örnek oluşturmasına rağmen, son yıllarda iç açıcı manzara sergilemiyor. Bir dolu darbe almış durumda. Buna rağmen hâlâ çekiciliğini koruyor olması da ilginç.

Eskiyi taklit etmeyelim
Hasan Bülent Kahraman'ın söylediği çok doğru. İstanbul'un topoğrafyası harika. Yaşantısı çok canlı, hareketli, çeşitlilik barındırıyor. Yapılar, daha doğrusu yapılaşmanın geneldeki düşük niteliği, bu özellikleri bir türlü silip atamıyor. Arada rastlanan tek tük iyi mimarlık örnekleri durumu kurtarmaya yetmiyor. Ya da mahkûm edilen birkaç yapıyı günah keçisi yapmak çıkış yolu değil.

Örneğin basında da çıktı, gelen pek çok mimar 'Gökkafes'i yıkın' dedi. Ben orada mimarı sorumlu tutmaya en uzak olanlardan biriyim. Çünkü asıl sorumluluk oraya yapılaşma izni verenlerin. Kuşkusuz İstanbul, tarihi ve kültürel dokusu ile ilgi odağı, ancak İstanbul'un yeni mimari diliyle öne çıkması da olası.
Örneğin Paris, Mitterrand dönemindeki modern mimarlık atağı ile tarihsel geçmişini korurken zenginleşti. Pompidou Kültür Merkezi, Louvre Müzesi'nin cam piramidi, Ulusal Kitaplık ve diğer sembol yapılar eskiyi taklit etmeden bugünün gereksinimleri ve çözümleriyle cevap verdiler. Bu yapılar da artık Notre Dame Katedrali gibi Paris'e giden herkesin gezdiği yerlere dönüştüler.

İDO terminali fiyasko
İstanbul'a sembol bir anıt arayışı vardı, Büyükşehir Belediyesi adalardan birinin üzerine Mevlevi heykeli dikmeyi bile önerdi.
- Bunlar talihsiz girişimler. Modern yapıları Osmanlı mimarlığına benzetelim gibi projeler de hiçbir zaman iyi sonuç vermeyecek. Kente simgesel, anıtsal yapılar kazandırmaktan çok gündelik yaşantımızda çok yer tutan, insanların toplu kullanımına açık yerlerin mimari tasarımını önemsemek gerekiyor. Örneğin Yenikapı'da İDO terminali var, yani yüzbinlerce insan orayı kullanıyor. Orası fiziksel mekân olarak fiyasko.

Nâzım'ın dizelerindeki gibi İstanbul 'un geleceğini çizer misiniz?
- Hiçbir metropolün toplam kurtuluşu olamaz, diye düşünüyorum. Sonuçta İstanbulun geleceği vatandaşlık kültürünün gelişmesine bağlı. Tabii yerel yönetimlerin sorumlu çalışmasına da. İstanbul'un sadece bozulmasını engellemek yeterli bir şey değil, iyileştirmek temelinde harekete geçebiliriz.

Haydarpaşa 'arsa' değil
Deniz otobüsleri terminali örneğini verdiniz, şimdi Haydarpaşa Garı çevresinde inşa edilecek gökdelenler tartışılıyor.
- Bir deniz ulaşım aracına binerken beklediğiniz mekânda belli bir nitelik artışı varsa, bunlar, damla damla hiç farkında olmadan herkesin toplam yaşam kalitesine ciddi katkıda bulunabilecek şeylerdir. Bunlar kente nefes aldıran kültürel jeneratörlerdir. Gündelik yaşantımıza sızmasını dilediğim bu mekânsal nitelik, Haydarpaşa için geliştirilen projenin ölçeği nedeniyle yumruğa dönüşüyor.

Kentin soluğunu kesecek bir yumruk gibi...
- Evet... Kuşkusuz metropollerde büyük, çok büyük ölçekli mimari müdahaleler yapılır. Buna karşı değilim ve İstanbul'da da yapılmasını beklerim. Ancak Topkapı'nın, Ayasofya'nın, tarihi yarımadanın karşısında Beylikdüzü'nde arsa üretircesine, gökdelenler dikilmesini doğru bulmuyorum. Projen