Tarih: 7 Temmuz 2008 Yazan: Deniz Boran - Arkitera.com

Kaynak: DeviantART
Kristof Kolomb, 28 Eylül 1492'de Küba'yı “insan gözünün görmüş olduğu en güzel kara parçası” olarak nitelendirmişti. Havana ise, eski dünya ile yeni dünya arası bir geçiş köprüsü olduğundan büyük zenginlikler bir zamanlar buraya geldi ve buradan geçti. Bu nedenle, çok zengin bir kültürel mirasa sahip olan Havana’nın bir dönem İspanya’nın güneyi ve Kanarya Adaları'nın etkisi altında kaldığını, 18.yy’da Barok tarz mimarinin etkisi altına girerek tüm meydanlarında bu tarzı hissettirerek yaşadığını, sonrasında devreye giren neo-klasik mimari ile de müthiş bir eklektik yapıya kavuştuğu görülür.

Kaynak: DeviantART
Bugün ise restorasyon projeleri ile koruma çalışmaları da bir yandan süren ama özgün yapısı ile de eşsiz bir bütün teşkil eden Havana, tüm mimari değerleri ile görülmesi, gezilmesi, hayal edilmesi en keyifli ve farklı bir deneyim yaşatacak kentlerden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Neo-Klasik Dönem
Havana, İspanyol göçmenler tarafından inşa edilmiş ve benzersiz şekilde hareketli olan çarşıları yönünden eşsiz bir kent olarak belirir. İç yerleşim mekanları Seville, Cadiz ve Granada’dakine benzer bir şekilde tasarlanmıştır. Neo-klasizm, Havana’daki bütün yeni binalarını etkilediğinden şehrin her yerinde bunu görmek mümkün hale geldi. Birçok yerleşim birimi 1848’de gaz lambasının ve 1837’de demiryolunun gelmesi ile şehrin ana yapısına katılmış, 18. yüzyılın ikinci yarısında şeker ve kahve üretiminin hızlı artışı da Havana’nın mimari yapısının değişiminde etkili olmuş. Birçok zengin Havana’lı (Habaneros) Fransa’dan ilham alarak bu mimari yapıdaki değişimi, Aldama Palace (1844) gibi üst sınıf evlerin iç mimarisine yansıttı. Küba’daki neo-klasik konut grubu binaların en onemlisi olarak kabul edilen bina, bugün neo-klasik kolonlarla açılmış boşluklar ve bahçelere sahip evlere örnek teşkil eder.
1925’te Paris şehir planlamasının baş ismi Forestier, mimarlar ve bölge plancılarını ortak çalıştırmak için beş yıllığına Havana’ya geldi. Buradaki şehir planlamasında esas amacı, klasik binalar ile tropik çevrenin uyumunu yakalamaktı. Bu nedenle önemli gördüğü bölgeleri şehrin yol ağıyla birleştirdiği düşüncelerinin bir çoğunun 1929’da Büyük Buhran’la kesintiye uğramasına karşın Havana mimarisi üzerinde büyük etkisi olduğu görülür.

Vedado Bölgesi
Kaynak: Wikipedia
20. yüzyılın ilk çeyreğinde Havana tarihinde hiç olmadığı kadar hızlı büyüdü. Bu büyük zenginlik, mimari stilin de dışarıdan etkilenmesine sebep oldu. Neo-klasizm Vedadao Bölgesi (1859)'nin yapılmasıyla en üst seviyeye ulaştı ve bütün çevre iyi ölçülendirilmiş binalar ile kaplanmaya başladı.
Art Nouveau, Art Deco ve Eklektik
20. yüzyıla gelindiğinde Buenos Aires ile birlikte Havana en eski ve en onemli Latin Amerika şehriydi. Bu patlama ve hızlı yükseliş periyodu Vacas Gordas (şişman inekler) olarak biliniyor ve uluslararası art nouveau, art deco ve eklektikten etkilenmiş büyük binalarda şekil bulunuyor.

Havana Üniversitesi
Kaynak: Wikipedia
Bugün görünen Miramar, Marianao, Cubanacan ve Playa bu dönemde oluştu. Güçlü ve zengin Miramar, Amerikan sokak yapısına göre yerleştirilmiş, diplomat ve yabancıların evi haline gelmiştir. Tren istasyonu (1912), Havana Üniversitesi (1906-1940) ve Capitolio (1926-1929) dönemin eklektik stilinin iyi örneklerindendir.








