Arkitera.com

Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
OGRENCI PROJELERI

Haberler

Yazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Yaptıkları otelin içinde ayaklarınız suda yemek yiyeceğiniz salaş balıkçısı da olacak

Tarih: 16 Haziran 2008 Kaynak: Hürriyet Yazan: Figen Batur
Geçen hafta kalın a'lı bir sesin sular sellerden sözeden telefonunu almamla kendimi Bodrum'a attım.

Aşanı taşanı derleyip toparlamak için iki günüm var. Bu mevsimde herkesin işinin başından aşkın olduğunu bildiğimden kaygılıyım. Oysa durum sandığım gibi değil.

İnşaat alanında çalışan herkes mimarından işçisine, durgunluktan, birkaç deli dışında kimsenin yatırım yapmadığından söz ediyor.

O birkaç deli kim diye sorduğumda da marangoz, İrfan Kuriş diyor. Gülüyorum. İrfan deli midir? Evet, delidir.

Ama sadece deli demek onu anlatmaya yetmez. Bana soracak olursanız o hem deli hem mükemmeliyetçidir. Üstüne üstlük gözüpektir.

Koku alır, geleceğin ne getireceğini sezer, kimselerin yapmadığını dener. Ayağını sağlam basar ama uçmaktan çekinmez. Önüne çıkan engellere bana mısın demez.

İşte bu İrfan Kuriş, uzun süredir ikinci adres bellediği Bodrum'da gene büyük bir işe soyunmuş. İnşaat işine. Onun evle villayla siteyle alıp veremediği yoktur. Yapıp satmakla ilgilenmez. Varsa yoksa otel.. Bir otel hayali kuracak, gelenlere bir yaşama biçimi sunacak. Derdi bu.

Gölköy ile Türkbükü arası bir dönemeç vardır, dönemeci dönünce tepeden Türkbükü görülür ya işte tam orada, yamacın altında, bundan yaklaşık bir yıl önce Kuum'un inşasına başlamış. Ve altmış yedi odalı oteli Haziran sonunda açacakmış.

Söz ettiğimiz kibrit kutusu bir ev değil, sahili, iskelesi, spası, açık kapalı yüzme havuzları, lokantaları, dükkanları, toplantı salonları ile koca bir otel. Üstelik herhangi bir otele benzemeyen bir otel. Koridor üzerine dizili odalar yok, sahanlık yok, kapısını açtığında gördüğün başka bir kapı yok.

İki boru değiştirip iki duvar boyatmak için sarfettiğim çabayı bildiğimden İrfan'la Gökhan'ın anlattıklarını ağzım açık dinliyorum. Yapamazsınız diyenlere inat, yapıp başaranların suç ortaklığıyla birbirlerine bakıp kıs kıs gülüyorlar.

İkisi biraraya gelmese bu kadar iddialı bir iş bu kadar kısa bir sürede biter miydi bilemem. Bir mekanın hayalini kurmak başka şeydir onu hayata geçirmek başka.

Genellikle insanlara şapka çıkarttıran işler dilleri, kaygıları ortak adamların farklı hayallerinin kesişmesiyle doğar, birinin eksiğini diğeri tamamlar ya, anladığım kadarıyla bu projede de öyle olmuş.

İrfan ortaya çıkan işten memnun. Gökhan da öyle. Belli ki çalışırken, koca tesisi bir yıl gibi kısa bir sürede tamamlamaya uğraşırken didinmiş, didişmiş, çok da eğlenmişler.

Gökhan, Bodrum'un daha doğrusu Türkbükü'nün sadece yaz aylarına dönük ve sadece eğlence sunan bir yer olmaktan çıkıp sanatıyla, kültürüyle bir çekim merkezi olması gerektiğini düşünüyor.

Burası herhangi bir sahil kasabası değil, arkasında 2500 yıllık tarih var, diyor. Böyle bir tarihe böyle bir iklime böyle bir konuma sahip hiçbir yerin dünyanın hiçbir yerinde yılın iki ayı dolup ardından boşalan ve insanlara sadece deniz kum kumsal sunan bir yer olmadığını, bunun değişmesi gerektiğini, o yüzden de düşünülüp taşınılarak kotarılmış bir projenin başarısının düşünülüp taşınılarak kotarılacak başka projeleri tetikleyeceğine inandığını, söylüyor.

Anlattıklarını dinlerken çizdiği projenin sıradan bir otel projesi değil, tıpkı İrfan'ın hayalini kurduğu gibi bir yaşama kültürü projesi olduğunu anlıyorsunuz. Bir otelde ne olması gerekiyorsa elbette Kuum'da o var. Ama farklı olarak var.

Örneğin hiç suit yok. Çünkü odaların hepsi suit. Yöre taşları kullanılarak yapılan ve her biri farklı açılara sahip yerleşimlerde yer alan odalar aslında küçük bir ev olarak düşünebilecek alanlar. Hemen otelde yer alacak lokantaları soruyorum. Birinin ayaklar suda yemek yenilecek kelimenin gerçek anlamıyla