Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

İlkemiz dürüst ve samimi binalar yapmak

Tarih: 26 Mayıs 2008 Kaynak: Hürriyet Yazan: Hakan Gence
Tabanlıoğlu Mimarlık, yaptığı alışveriş merkezleri, lüks konutlar ve müze projeleriyle ismini sık sık duyuruyor. Kanyon, Sapphire İstanbul, Levent Loft ve İstanbul Modern en bilinen yapılarından birkaçı.

Alma Ata, Moskova, Kiev ve Umman'da da projeleri var. Bir süre önce 2006'da yapımına başlanarak bu sene başında açılan Ankara'daki Doğan Medya Center binası, Mimarlar Odası Ulusal Mimarlık Ödülleri'nde yapı dalında ödül kazandı. Murat Tabanlıoğlu ile mimariye bakışını, yeni projelerini ve medya binalarını konuştuk.

Babanız Hayati Tabanlıoğlu'nun mesleğinizi seçmenizde etkisi ne kadar?

- Babamın ilk binası Taksim'deki Kültür Sarayı'ydı. Bina iki sene sonra yandı. Babam binayı yeniden inşa etti ve ortaya Atatürk Kültür Merkezi çıktı. Evimiz o yıllarda Gümüşsuyu'ndaydı. Sürekli müsteşarlar, yurtdışından danışmanlar geliyordu. Evde mimari çok konuşuluyordu. Bunun etkili olduğunu düşünüyorum.

Mesleğe babanızın yanında mı başladınız?

-1978'de Türkiye çok karışıktı. İstanbul Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Viyana'da mimari okudum. Sonra üç sene babamla çalıştık. Milliyet binasını yaparken eşim Melkan ile tanıştık. Babamın vefatından sonra birlikte yola devam ettik. Babamla olan ortaklık eşimle ortaklığa dönüştü.

Müzeler, rezidanslar, alışveriş merkezleri... Birçok projede sizin tercih edilmenizin nedeni ne?

- Babamın ismi güven veriyor. Önce devlete binalar yaptı; Özal'lı yıllardan sonra özel sektör için çalışmaya başladı. Biz Türkiye'nin ekonomik-sosyal politikalarının aynasıyız, diyebilirim. Son yıllarda yabancı mimarlar Türkiye'de iş yapıyor. Fakat bu onların dizayn olarak çok büyük bürolar oldukları anlamına gelmiyor. O yüzden de bizim şansımız çok.

Mimarlık bakış açınız nedir?

-Bugünün ve geleceğin binalarını yapmak. Tabii binaların konumu, iklimi ve çevrenin ölçeğine uyması gerekli. Bunları birleştirip günümüzün teknolojileriyle sade bir bina yapmak çok önemli. Bizim ilkemiz dürüst ve samimi binalar inşa etmek.
Turistler Kanyon'u da Geziyor
Yaptığınız binalar içinde sizi en çok etkileyenler hangileri?

-Son beş yıl içinde bizi etkileyen yapılardan biri Kanyon. ABD ile ortak yaptığımız melez bir yapı. Turistler tarihi eserlerin dışında bir de Kanyon'a gidiyor. Artık mimar olmayanlar da yeni yapıları merak ediyor.

Sapphire İstanbul çok konuşuldu. Bu binanın özelliği ne?

- İstanbul'u 360 derece görebiliyor. Binanın altında dükkanlar var. Her katın balkonu, terası veya bahçeleri bulunuyor. Aslında yükseklikten dolayı bahçelerde sesten ve rüzgardan durmanın imkanı yoktu. Biz de kapalı bahçe veya sera diyebileceğimiz bir sistem getirdik. Bahçenize çıkıyorsunuz ama en dışında alttan üstten hava alan, camdan bir manto var. Bunu yüksek, büyük bir binada yapmak önemli bir farklılık.

En sevdiğiniz yapılardan Kanyon, kış mevsiminde eleştirilere maruz kaldı. Bu yapıda rüzgar hatası mı vardı?

- Oradaki en önemli kararlardan biri açık bir alışveriş merkezi yapmaktı. Nişantaşı gibi korunaksız bir yer olacaktı. O sıralarda 11 Eylül olayı yaşandığı için binanın ön ve arka kapısına saçak ve güvenlik önlemleri kondu. Bu yüzden insanlarda kapalı bir alışveriş merkezine gidiyorum hissi oluştu. İnsanlar alışveriş merkezine girince neden yağmura maruz kalıyorum, dedi. Biz binayı Londra'da Formula 1 araçlarının girdiği rüzgar testine soktuk. Ama maalesef o testleri yapan İngilizlerle bizim havanın soğukluğuna dair kriterlerimiz farklı.

Ekolojik mimariden çok söz ediliyor. Bu yükselen bir moda mı?

-Sapphire İstanbul için ekolojik mimariye örnek diyebiliriz. Kurulan havalandırma sistemi sayesinde hem inşaat maliyeti yüzde 30 azalıyor hem de daire sahibi daha ısıtma ve soğutma için daha az enerji kullanıyor.

Sosyal Konut Projelerine Açığız
Sizin için lüks ve gelir seviyesi yüksek kişilere hitap eden yapıların mimarı diyebilir miyiz?

- Aslında bizim binalarımız çok şaşaalı değil. Belki yaptığımız binaların görünümü şeffaf olduğu için o havayı veriyordur.

Lüks bir konut yapmak mı yoksa herkesin yararlanabileceği binalar yapmak mı sizi tatmin eder?

- Bu bize gelen işle alakalı. Sosyal konutlar Türkiye'de müteahhitler tarafından yapılıyor. İyi mimarların elinden çıkmıyor. Viyana'da okurken, okulun asistanlarının görevleri arasında sosyal konutları iyi mimariyle yapmak da vardı. Biz böyle şeylere açığız.

Siz nerede yaşıyorsunuz?

- Nişantaşı'nın 100 senelik apartmanlarından birinde. Bir iş hanı aslında, tek apartman dairesi bizim. Dairenin içinde hiç değişiklik yapmadık sadece yeni mobilyalar koyduk. Büromuza yakın ve şehirde oturmayı istedik. Nişantaşı'nın eski apartmanlarının tarzı da çok hoşumuza gidiyor.

Yeni Medya Binaları Gazetecilerin Tarzını Değiştirdi
Ankara'daki Doğan Medya Center sadece bir büro olarak tasarlanmadı. Politikacıların geldiği, röportajların yapıldığı bir nokta olacak. Girişte bir sanat galerisi var, yukarıda ise VIP salonları. Amaç klasik bir büro yerine, farklı fonksiyonları birleştirmek. Küp formundan yola çıktık. Kuruluşların farklılaşması içinde küp formunu parçalara ayırarak yeni küpler elde ettik. Cephede bazı yerler daha transparan; bazı yerlerde de metal örgü kullandık. Böylece ışık farklı şekilde yapıya giriyor.

Artık medya sahiplerinin farklı gazeteleri var ve kağıdı depolamaları gerekiyor. Bu da binanın büyümesine yol açıyor. Çalışan sayısı da arttı. Birkaç oda dışında herkes açık mekanda çalışıyor. Şehrin ortasındaki binalar şehir dışına çıkınca, 1000 kişiye ortak vakit geçirecekleri alanlar da yaratmak gerekti. Babıali'den sonra, örneğin Miliyet'in İkitelli'deki binasına geçilince, gazetecilerin davranışları, giyimleri bile değişti. Çünkü birbirlerini daha çok görmeye başladılar, bu da tarzlarını etkiledi.

Boyamak ve Lambaları Yenilemek AKM'yi Değiştirmez
AKM Anıtlar Kurulu tarafından birinci derece tarihi eser kabul edildi. Önemli olan orada doğru binanın yapılması. Bunun için de iyi mimarların fikirleri lazım. İstanbul 2010 komitesiyle bir çalışma yaptık ve bir rapor ortaya çıktı. Bence bu doğrultuda bina yeni fonksiyonlarıyla oluşmalı. Yıkmadan mevcut bina güzel bir şekilde 2010'a taşınabilir. Bizim önerimiz 365 gün yaşayan Taksim Meydanı'nın devamı olan bir bina yapmak. Sadece boya badana veya lambaların yenilenmesiyle bir şey değişmeyecek.

Eşi Melkan Gürsel 40 Yaşın Altındaki Gelecek Vaat Eden 40 Mimardan Biri
Murat Tabanlıoğlu'nun birlikte çalıştığı eşi Melkan Gürsel Tabanlıoğlu, Avrupa Mimari, Sanat, Tasarım ve Şehircilik Merkezi ve The Chicago Athenaeum Mimari ve Tasarım Müzesi tarafından, "40 yaşın altında gelecek vaat eden 40 mimar"dan biri seçildi. 47 Avrupa ülkesinden mimarın katıldığı yarışmada, İstanbul Modern Sanat Müzesi, Ankara Doğan Medya Center ve Levent Loft için yaptığı üç projeyle dereceye girdi. Dereceye giren 40 mimarın eserleri, Avrupa şehirlerinde sergilenecek.Konuyla İlgili LinklerYorumlarYorum Sayısı: 34

21 Haziran 2008, 02:40Yazan: Ferhat KalayDolmuşta,otobüste önünden geçerken bütün yolcuların gözlerini dikip ilgiyle baktığı güzel bina ama, halk bankasının hemen önünde yer alıyor olması binada basıklık hissi yaratıyor bence. Farklı fonksiyonlarda ki mekanların, cephede farklı biçimlerle belirtilmesi güzel bir Başarı .

20 Haziran 2008, 10:15Yazan: cureyenHayır, maalesef takılıyor. Daha nelere takıldığını saysam şaşarsınız. Çankaya için balkonu neyle ve nasıl kapattığınızın bir önemi yok, emsale dahil ediyor. Yapı yaklaşma sınırları dışındaysa 1 mt. açık çıkma izni veriyor, tül bile gösteremiyorsunuz. Fiili durum elbette farklı.
O konuyla ilgili sözüm belediye kurullarına idi. Kimbilir belki belediyeden mimar arkadaşlar da izliyordur bu konuyu..

19 Haziran 2008, 19:24Yazan: RedRapsody Sac yüzeylerinse algıya yönelik tasarlandığını düşünüyorum. Yada sigara yasağına mimari bir çözüm(!) Not: Çankaya Belediyesi balkonların tamamının kapatılmasına nasıl izin verdi bilmiyorum. Kendileri tarafından uzun zamandan bu yana YASAKlanmıştı! Tel bile çekilemiyordu. En azından bize izin vermediler kaç kez. Balkonların kapatılması eğer pvc, ahşap ve çift camlı sistemse karşı çıkılıyor. Cam balkona izin veriliyor. Oradaki sorun cephenin bozulması ve ana hacime dahil olan balkon hacminin ısıtma-soğutmaya tabi tutularak kat alanını aşması. Burada öyle bir durum yok, cephenin bozulması diye birşey yok çünkü cephenin kendisi bu elemanlardan oluşuyor. Delikli ve dış havaya açık bir hacim olduğu için iklimlendirme de yapılmayacağından belediye buna takılmayacaktır.

19 Haziran 2008, 14:41Yazan: ni.sa.kelestemurEmre Arolat'ın Maslak'taki ofis binasının cephesinde de kırmızı bir tül örtü var,ya da kırmızı perfore aluminyum sac var,o bina bildiğim kadarıyla bitmedi,doğrusunu bilen varsa düzeltsin.Bu tür ofis binalarında binayı bu türden malzemelerin sarması nasıl bir etki bırakıyor çalışanlardan duymayı çok isterdim.Bazen insan haklarına aykırı bir kafes durumu gibi geliyor bana...

19 Haziran 2008, 14:04Yazan: cureyenYapıyı her isteyenin gezip-görmesine izin veriyorlarmı bilmiyorum. Ancak ben gruba ait diğer gazetenin Ankara Temsilciliği olarak kullandığı bir yapının, yenilenmesi işi için gitmiş ve gezmiştim.
Neredeyse hergün önünden geçtiğim ve inşa sürecini izlediğim bir yapı. Açıkçası betonarme bittiğinde çok daha etkileyiciydi. Çok çok iyi bir kalıp işçiliği (işvereni ve müellifi de düşünüldüğünde) bitmiş ürüne ilişkin beklentimi oldukça yükseltmişti. Oysa yapıyı gezdiğimde bir parça hayal kırıklığı yaşadım. Ancak, o sırada yapının bir kaç katında düzenlemeler devam etmekteydi.
Anlatayım:
İlk şaşkınlık yapıya girildiği anda yaşanıyor. 4 katlı bir atriuma hazırlıksız ve bodoslamadan giriyorsun. Girer girmez o görkemli atriumun zemininde kaybolmuş, ortamı solumanıza bile fırsat vermeyen güvenlik kontrol eleman ve ekipmanları ile karşılaşıyorsun. Güvenli olduğunuz anlaşılıp bariyeri geçtiğinizde atriuma dahil olabiliyorsunuz ve başınız doğal olarak aşağıdan yukarıya doğru yönelip mekanı algılamaya çalışıyor.
Bir küpten, küpü oluşturan 4 kare prizmadan biri eksiltilerek elde edilmiş bir atriumla başbaşasınız. yalın,anlaşılabilir bir ana mekandasınız. Ancak atriumun iki yanında ve L biçiminde atriumu saran katlar, döşeme izi ve parapetleri dışında ana mekana katılmıyorlar. Yürüyorsunuz ve 3 mt yüksekliğinde bir kat holüne ulaşıyorsunuz. Merdiven ve asansörlerin bulunduğu aralık bu hol dediğim. 10 mt'den fazla yükseklikten 3 mt yüksekliğindeki kat holüne de pat diye geçiyorsunuz. Bu arada atriumun çekirdek ile ana girişi bağlayan koridor (insan deviniminden okunan ama yapısal olarak tanımlanmamış) dışındaki bölümü kullanılmıyordu. Katlara çıktığınızda çekirdeğin önünde ve arkasında bulunan açık ofislere ulaşıyorsunuz. Merdivenden yada asansörden çıktığınızda galeri boşluğunu görmeniz için başınızı o yöne çevirmeniz gerekiyor.
Yapıya girmeden önce mimar olarak, cam küpten patlayan (veya saran) perfore sacla giydirilmiş bölümleri ve doğallıkla perforasyonun mekandaki karşılığını merak ediyorsunuz. Mekanlarda özel bir karşılığının olmadığını söyleyebilirim. Bunu da şöyle anlatabilirim sanırım; açık ofisin batıya bakan çeperleri çoklukla renksiz cam iken (yani mekanın büyük bölümü cam ve batıya bakıyor) güney çeperin bir kısmında perfore sac var. O yüzeyleri gösteren fotoğraf karesinin yanıltıcı olduğunu söylemeliyim. Çünkü Fotoğrafı çekilen perfore yüzeyin hemen sağ tarafı döşemeden döşemeye ve olduğu gibi cam. Üstelik batı çeperi.
İkinci ve büyük şaşkınlığımı da sac yüzeylerin tarif ettiği hacimlerde yaşadım. BALKON! Evet balkonlar çevrilmişti o sac levhalarla. Ve arkasındaki ofislerden sac levhaların kutu profil konstrüksiyonu da görünüyor. Hatta çıplak gözle daha da fakediliyor. Burada şunu da söylemek gerek, görülsün diye yapılmamış ama farkediliyor.
Demem o ki, sac yüzeylerin mekansal yada optik bir karşılığı ihmal edilebilecek kadar az. (cümle yok demenin haksızlık olacağı düşünülerek kuruldu). Cephedeki sac yüzeylerin iç mekandaki tek karşılığı asma tavanlar. Asma tavanlar aynı malzeme ile yapılmış, perfore olduğu için de havalandırma menfezleri asmatavan yüzeyinde değil, arkasında bırakılmış. Yapının ilgimi çeken detaylarından biriydi bu.
Yapım sorumlusuna işletme maliyetinin makul olup olmadığını sorduğumuzda (malum tüm yüzeyler camdı, sacla çevrili balkonların arkası da dahil. Üstelik oldukça büyük ve katlar boyunca devam eden bir boşluk da var iken...) aldığımız yanıt '' ısınan hava yükselir, soğuyan hava çöker''di. :)
Aylardan marttı yanılmıyorsam.

Sonuç elbette ''kötü bir yapı'' değil ancak, Ulusal Mimarlık Ödülü almış bir yapı hakkında yazıyorum. Ömer Yılmaz'a ''en iyi yapı'' konusunda emin olmadığımı da not düşmek istiyorum. Vadettiğinin çok çok azını veren bir yapı diyebilirim.

Sac yüzeylerinse algıya yönelik tasarlandığını düşünüyorum. Yada sigara yasağına mimari bir çözüm(!)

Not: Çankaya Belediyesi balkonların tamamının kapatılmasına nasıl izin verdi bilmiyorum. Kendileri tarafından uzun zamandan bu yana YASAKlanmıştı! Tel bile çekilemiyordu. En azından bize izin vermediler kaç kez.

19 Haziran 2008, 08:53Yazan: RedRapsodyCephenin iç mekandaki etkisi, çok alakalı ve benzer olmasa da bende, -Paris- Arap Dünyası Enstitüsü'ndekine (L'Institut du Monde Arabe) benzer bir etki bıraktı. Oldukça başarılı bence yine de. [image]
Bu projeyi biliyorsunuzdur sanırım. Ben bunu görünce Zihni Sinir Procesi!(arkitera Zihni Sinire yerverse mi acaba:)) olabileceğini düşünmüştüm. Yani en fazla ilgi çekici bir deneme bu. Cephedeki güneşe duyarlı kapaklar açılıp kapanabiliyor ( f.mak lensi diyaframı gibi) fakat bunlar sürekli arızalanıyormuş,sonrada kendi haline bırakmışlar zaten mekanizmayı. Gördüğüm en gereksiz şey bu. DMC binasındaki cephe elemanlarının güneş kontrolü amaçlı olabileceğini düşünmüştüm ben de , ama plastik kaygılar önplanda, yinede delikli cephe elemanının içmekana yansıması(fotoğraftan görüldüğü kadar) bundan çok daha iyi.

18 Haziran 2008, 22:59Yazan: indistinctCephenin iç mekandaki etkisi, çok alakalı ve benzer olmasa da bende, -Paris- Arap Dünyası Enstitüsü'ndekine (L'Institut du Monde Arabe) benzer bir etki bıraktı. Oldukça başarılı bence yine de. [image]

18 Haziran 2008, 21:24Yazan: RedRapsodyhadid'in projesinin fotoğrafını yapıların karakteristiğini değerlendirmek için koydum. Elbette hadid'in tasarımında kütle ve cephe etkisi bütünlüğü daha güçlü. Bu yapıdaki delikli (aliminyum değil sanırım , çelik sac olabilir) malzemeyle verilen etki yapıların cephelerini bir noktada ortak bir dilde kesiştiriyor. tasarım yaklaşımlarının incelenmesi açısından bu örnek yerinde olur diye düşündüm.

18 Haziran 2008, 18:57Yazan: justThomas Mayer'in objektifinden çok sayıda DMC fotoğrafına thomas mayer_ archive adresinden ulaşmak mümkün.

18 Haziran 2008, 15:46Yazan: alpartBence bu binanın DMC ile uzaktan yakından ilgisi yok,felsefeleri çok farklı,iç hacimler daha da farklı,Hadid in binadaki yerden gelip yukarı dönen kabuk ve bunun iç hacimdeki yansımaları iki projeyi farklılaştırıyor,DMC binasındaki cephedeki hareketlerin amacı ve delikli aluminyum malzeme binayı keskin biçimde ayırıyor.Bu delikli malzemenin hacimdeki etkisini gerçekten merak ediyorum,bu binayı ziyaret etmek mümkün mü acaba?

Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Ağustos 2008>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
        1 2 3
4 5 6 7 8 9 10
11 12 13 14 15 16 17
18 19 20 21 22 23 24
25 26 27 28 29 30 31
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Ürün Tanıtımı