Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
MIOPAN

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Kent ve iktidarların meydan korkusu

Tarih: 14 Mayıs 2008 Kaynak: Birgün Yazan: Erbatur Çavuşoğlu*
Neredeyse tüm kentlerimizde meydan sorunları yaşıyoruz; ya kentin meydanı hiç olmadığından, ya kent meydanı sorunlu olduğundan ya da bizim meydanı düzenleme ve kullanma biçimimiz sorun yarattığından… O nedenledir ki Türk Dil Kurumu’nun “yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri” diye tanımladığı meydanlar, her toplumsal olayda bir şiddet mekânına dönüşüveriyor, iktidarda da bir bayram paniğidir ki hiç bitmek bilmiyor.

Gerek iktidar gerekse toplum olarak meydanlarla ilişkilerimiz tarihsel olarak sorunlu gelişmiş. Meydan’ın sözlük anlamları “alan, saha, bulunulan yer, çevresi, ortalık” gibi anlamların yanı sıra “fırsat, imkân ve vakit” manalarını da taşıyor. O nedenle bir durumun ortaya çıkışını “meydana çıkmak”, bir şeyi önlemeyi “meydan vermemek”, aşırı davranışları “meydanı boş bulmak”, kafa tutmayı da “meydan okumak” gibi kavramlarla anlatıyoruz. Meydana gelmişse olmuştur olaylar, olmuşsa meydana gelmiştir, meydansız olmaz…

Sözcüğün bu denli zengin atıfları olmasına şaşırmamalı, insanların bir arada var olma çabalarının tarihi ise kentin tarihi; aynı zamanda meydandır da kent. Kent, ortalıkta olan, ortak olan, imkân veren, vakit geçirilen, eğlenilen, yarışılan, karşılaşılan yer olduğu için meydandır. Kentte özel alanlar ve mahremiyet nasıl yadsınamıyorsa, salt bir özel alanlar toplamı olarak da düşünülemez, yaşayamaz kent. Ve giderek ortak alanlar, kamusal kullanımlar arttıkça meydanlaşır kent, daha çok karşılaşma, eğlenme, yarışma, paylaşma imkânları sunar. Ama iktidar açısından kent gibi meydanın da varoluş nedeni öncelikle güvenlik ve gösteriştir. İktidara başkaldırmanın ilk işareti de, kalabalığın meydanda toplanmasıdır her zaman ve o nedenle de iktidar gözünü bir an bile ayırmaz meydandan.

Kentin göbek bağı
Eski Yunan kentlerinin göbeğinde yer alan ve demokrasinin beşiği sayılan meydanlar tarih boyunca hep önemli yerler olagelmiş, simgesel ya da gerçek anlamda işgal edilmek istenmiştir. Meydan kentin fiziksel, tarihsel, ekonomik olarak göbeğidir ama en çok zihinsel ve simgesel olarak. Kentin göbeğine yerleşen, egemen düşünme biçimini de belirleyendir. O nedenle tarih boyunca saraylar, kilise ve camiler, pazaryeri, fabrikalar, ofisler, mağazalar, alışveriş merkezleri, borsalar kentin merkezine gözünü dikmiş, iktidarının ve zaferinin simgelerini kamusal olanın ortasına yerleştirip görünür kılmak istemiştir. Bizlerin hayata bağlanmamız gibi kent de yaşama bu göbekten, meydandan bağlanır.

Meydanlar tam da bu nedenle her dönemde önemli bir mücadele alanı olarak ünlenmişlerdir. Bizim coğrafyanın tarihine baktığımızda Osmanlı’da meydan anlayışının daha da cılız örneklerinden söz edilebilir, bir diğer anlatımla iktidar mücadelesine pek meydan verilmemiştir. Meydan daha çok muharebe kelimesiyle kol kola gezmiştir bizde. Kentte ise cami avlusu en önemli toplanma mekanı olarak, meydanı ikame eden bir kamusallık sayılabilmektedir. Elbette kadınları, çocukları dışlayan, erkek egemen ve Sünni bir kamusallık olarak. Gerçekten de önemli kararlar, bildirimler, isyanlar için cami avlusu en sık kullanılan mekân olmuştur. Geleneksel Osmanlı kentinde meydan ve park gibi kamusal alanlar uzun bir süre görülmez. Meydan düzenlemeleri için Tanzimat sonrası, kamuya açık park düzenlenmeleri için de 19. yüzyılın ikinci yarısı beklenecektir. Hatta 1900 yılına gelindiğinde artık halk da parkları para ödemeden gezebilecektir!

Cumhuriyet ideolojisinin meydanları
Bugün kentlerimizin meydanları Atmeydanı, Okmeydanı vb dışında tarihsel referansları yoksa ve yeniyse, ya fiziksel bir gelişmeden almıştır adını, İstasyon meydanı gibi, ya da Cumhuriyet ideolojisinin mekânsallaşmasıdır adının kaynağı; Cumhuriyet, Atatürk, Kurtuluş, Zafer meydanı ve benzeri.

Cumhuriyet ideolojisi mekânda somutlaşırken, çağdaş kentin mekânı olarak meydanı yaratmış, ona isim vermiş, topraktan yalıtmış, bir heykel aracılığıyla görselleştirmiş ve iktidarı yüceltmiştir. Bugün çok örneği kalmasa da, Lenin heykelli, Saddam heykelli meydanların görüntüsü hatıralarımızda kayıtlı. Ülkemizde de birçok kent ve kasabanın bir Cumhuriyet caddesi vardır ki, içinde Atatürk heykelinin bulunduğu bir meydanı keser. Örneğin, benim çocukluğumun geçtiği yerde “Taş Mustafa” derlerdi bu heykele, böyle demenin suç unsuru taşıdığını bilmeden. Minibüs şoförüne “Oğlum beni daş mustıfa’da indir” deyiverirdi teyzem… Resmi tören ve kutlamaların vazgeçilmez yeridir bu meydanlar, sivil eğlencelerde ise varsa başka bir yer tercih edilirdi, iktidarın soğuk yüzünden kaçabilmek için belki de. Zaten eğlence, dinlence, vakit geçirme için değil, tören için düzenlenmiş bir gösteri mekânıdır modern kent meydanı.

Ancak birçoğunda hâlâ bir iktidar ve işgal mücadelesi sürüp gitmektedir meydanların. Kent meydanlarına cami önerileri kadar, bulvarlar açarak araçlara teslim etme önerileri de oldukça revaçta, birçok meydanın da giderek bir araç parkına ve aktarma istasyonuna dönüştüğü görülmekte. Otel dikilmesi, AKM’nin yıkılması, cami yapılması gibi konularla gündeme gelen Taksim Meydanı da, kent meydanlarından simgesel ve politik anlamı en yüksek olanı.

Taksim Meydanı ve 1 Mayıs
Bugün Taksim Meydanı’nda nasıl bir iktidar mücadelesi var diye bakınca gördüklerimiz; bir yanda sermayenin simgeleri olan oteller, markalaşmış mağazalar, diğer tarafta panzerleriyle kolluk kuvvetleriyle iktidar, öte yandan sevinçleri ve anmaları kutlamak isteyen toplum kesimleri, “durun buranın asıl sahibi biziz” diye kornalarıyla bağıran araçlar ve trafik, örgütlü olmadıkları için şimdilik ses edilmeyen serseriler, müşteriye dönüşmüş kentlilerdir. Ve tüm bu özellikleriyle, İstanbul’un 24 saat yaşayan tek yeridir Taksim Meydanı.

Çok çekirdekli kentin birçok bakımdan, özellikle de simgesel göbeğidir Taksim. Meydanın göbeğinde de 1928 yılında dikilen ve Taksim’in simgesi haline gelen ve Taksim’i meydanlaştıran bugünkü anıt vardır. Yapımı 2.5 yıl süren, maliyeti için halktan para toplanan, Cumhuriyet dönemini figüratif bir şekilde anlatan bu anıtla ilgili bilinmeyen bir özellik de, Atatürk, silah arkadaşları ve halkın yanı sıra Kurtuluş Savaşı mücadelesindeki katkılarından ötürü iki Sovyet subayının da figürlerinin bulunmasıdır.

Taksim’in Taksim olmasında, bir meydan kimliği kazanmasında bu anıt kadar yaşanmışlıkların da payı vardır. Taksim’e çıkmak bir tür meydan okumadır hayata, delikanlılığa ilk adımdır, şehrin gümbürtüsüne karışmak, kalabalıkla yarışmaktır, risk almak, kentli olmak, öğrenmek, paylaşmak, farkına varmak, kişilik repertuvarını genişletmek ve çoğalmaktır. Öte yandan Taksim’i halkın işgalinde görüp, çıkmaktan imtina edenler, daha steril eğlence biçimlerini tercih edenler de vardır, ama hiçbir şey, hiçbir meydan tutamaz Taksim’in yerini. O nedenle nafiledir iktidarın Taksim’i unutturma gayretleri.

Modern devletin agorafobisi
Dar bir yerde kapalı kalma korkusu (klostrofobi) gibi, açık bir mekânda bulunma korkusu (agorafobi) da modern insanın belki biraz da rahat batması sonunda icat ettiği popüler rahatsızlıklardan. Modern devletlerin agorafobisi olarak “Meydan Korkusu” ise, 1 Mayıs’ta görüldüğü üzere biraz bize özel.

İşçi Bayramı olarak kabul edilmesinin tarihi 1889’a uzanan 1 Mayıs kutlamalarının İstanbul’daki ilk düzenlendiği yıl 1912’dir. 1 Mayıs’ın yasal olarak İşçi Bayramı ilan edilmesi ise 1923’te gerçekleşiyor ama hemen ardından kitlesel kutlamalar yasaklanıyor. Ta ki, 1935’te adı “Bahar ve Çiçek Bayramı” olarak değiştirilinceye kadar. Bu tarihten 1981 yılındaki Milli Güvenlik Kurulu kararına kadar da resmi tatil günü olarak kalan 1 Mayıs’ın kent meydanlarında kutlanmasına devam edildi. Özellikle 1977’de üzerine ateş açılan 34 göstericinin ölümüyle sonuçlanan 1 Mayıs, İşçi Bayramı ve Taksim’in simgesel ve politik anlamını çok daha yukarı taşımıştır.

2008’de “Emek ve Dayanışma günü” olarak belirlenen ve düşük yoğunluklu demokrasi belgeseli olarak başlayıp, savaş filmi görüntüleriyle biten 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanılması ise hâlâ yasak. Polis bayramı kutlanabilir, futbol zaferleri, pop konserleri, yılbaşı gibi zihinsel olmayan faaliyetler için de gayet uygundur ama konu 1 Mayıs olunca iktidar, yetkililer aracılığıyla halka sürekli meydan okumayı ve bolca meydan dayağı atmayı tercih etmekte. Öte yandan meydanı okuyamamak, nabız tutamamak da önemli sonuçlar vermiş bir tekerrür hareketi olagelmiştir tarih boyunca. Demek ki, kenti biraz akılla yönetebilmek için, göbeği anlamak, fevriliği değil aklıselimi merkeze yerleştirmek ve meydanın sesine kulak vermek gerek. Bu coğrafyanın insanları kentli olmayı, kamusallaşmayı, emeğin bayramını kutlamayı fazlasıyla hak ediyor, özellikle de büyük çoğunluğunu iktidarın değil emeğin kurduğu bir kentte bu hak halka pek yaraşıyor…

* Yrd.Doç.Dr., Kent Plancısı, MSGSÜ Mİmarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama BölümüYorumlarYorum Sayısı: 13

22 Eylül 2008, 13:25Yazan: AZMİ AÇIKDİLHaberde ki meydanlar biz de olsa herhalde toki miki yapardık veya ihale açar, rant'ı ! ile bir deliği kapardık.
Meydan bizim neyimize.
Halk olarak, köy meydanı fikrinden ve de yaşantısından, geldiğimiz için. Meydancık anlayışı hakim.

Sıkış tepiş kentlerimize meydan da ne ?
Meydancık bile yapsak,havuzsuz olmaz.
Kentin taşralı dereye alışık çocukları için serinleme mekanları idi. Kuraklık bunlara da vurdu

Topraklarımızın yabancılara satışından sonra, daha da kıymete binen herbir metrekare yer, alan, arsa üretme uyanıklılığı, isteğe bağlı imar planı tadilatları, sayesinde artık özlenen veya özenilen meydanları fotoğraflar da görebiliriz.

Kiremit çatısı bel vermiş, yer yer çamur sıvası dökülmüş, camisi.
Bir köşesin de sabah erkenden yaylıma giden sürülerin yalağından su içtiği, kızların, tahta oluğundan su doldurduğu beyaz badanalı, köyün tek çeşmesi.
Caminin karşısın da meydanı sınırlayan çınar ağaçının, kol kanat olduğu ufak renkli camlı çürümüş doğramaları ile biraz yana yatmış köy kahvesi.
Taş zemin de ayakları sallanan masa kenarların da tahta sandalyelerin de oturan köylüler.
Köyün çocukları sopadan at yapmışlar ata biner gibi koşarak meydanı tozutuyorlar.
Uyuz bir köpekte peşlerine takılmış, havlaması " höşt" seslerine karışıyor.
Yine Ağustos'un sıcak günlerinden biri...

Bu meydanın nesi var ? Herşeyi.
Bir delisi eksik.

2 Temmuz 2008, 18:39Yazan: Emrexanİzmir konak meydanı ile ilgili yazıalrı okudum...Başkan moskovadan paristen alıntılar yapıp meydanı değiştirmek istiyormuş... Antalya' daki çakma otellerimizden sonra şimdi de bakalım nerenin kopyasını göreceğiz. Bir arkadaşımız imzasında kamu projelerinin yarışmalarla seçilmesi gerektiği yazıyordu. Sonuna kadar katılıyorum. Bu tür projeler yarışmayla yapılsın. Hem daha çok alternatif hemde kopya değil. Ayrıca bir kişinin insiyatifinde olmaz. Düşünsenize bir belediye başkanı mimari olarak nasıl yargılayabilir. Yapsa yapsa bütçesine uygunluğunu kontrol eder. İnsanlar için en doğrusunu nasıl seçebilir?

28 Haziran 2008, 21:50Yazan: yesildevİzmir konak meydanı ile ilgili yazıalrı okudum...Başkan moskovadan paristen alıntılar yapıp meydanı değiştirmek istiyormuş...

Benim bu konudaki fikrim: Bırakın yapsın. çünkü hiç olmamasından yanlış, çalıntı, taklit olması bence iyidir...Düşünsenize, AKM nekdar zamandır yıkılıp yıkılmaması konusunda eleştiriliyor, birileri diyorki " AKM insanların önünde fotograf cektirebileceği kadar bile anıtsal toplumsal yada simgesel bir yapı değildir..sadece Kemalist hükümetlerin adından dolayı desteklediği sanatsal bir yapıdır ve çirkindir meydanın silüetini bozuyor.... " bunun yanı sıra kimse maramara oteli " çirkin" diye eleştirmiyor...

Gerçek şu ki eleştirebilecek kadar bile kötü meydanımız yok çünkü meydanımız yok...Bırakın yıksınlar beton yığınlarını yerine bir "şey" ler inşaa etsinler....

Son söz: Moskova yı seviyorum....Çünkü şehir , şehir olduğunu hissettiriyor insan a bizimkilerse hala göçebe...yerleşemedik bir türlü:(

24 Haziran 2008, 01:44Yazan: Orhan AyyuceKonak Meydanı: Sayın politikacının turistik bir durumu çıkmış meydana... Kime hazırlatıyor bu planları acaba? Yoksa Corbusier'le mi seanslaşıyor? http://farm1.static.flickr.com/32/56338626_dc0861d5bf_o.jpg http://farm1.static.flickr.com/28/56339665_5fd9ef07bc_o.jpg

23 Haziran 2008, 19:35Yazan: cbekleyenİzmir'in yerel yönetiminin; (Büyükşehir Belediye Başkanı'nın) başı olan zatın, 7 göbek'ten o kent ile geçmişi ve kentlilik kültürü yeterince gelişmiş olan biri tarafından ancak, İzmir, İzmir gibi olabilir... Saat Kulesi'nin yerinin değiştirilmeye çalışılması, benzetmeler de kopyacılığa özenilmesi gerçekten de garip...

23 Haziran 2008, 12:01Yazan: Simla Sunay Ozdemirİzmir'deki Saat Kulesi'nin yerinin değişmesini doğru bulmuyorum. İzmir'i Moskova ya da Paris değil İzmir yapsalar olmaz mı yahu? Pes...

21 Mayıs 2008, 22:38Yazan: luminaBu iki kelimenin işaret ettikleriyle ilişkilenme biçimimiz toplumsallık denilen performansın nereye sıkıştığını gösteriyor; kalabalık ve yabancılara yönelik toplumsal bakış ortaklığın nerede, nasıl ortaya çıktığını göstermiyor mu sizce? Ortaya çıkan ortaklık görünümü, sizi ya da beni içine almasa da, bu ülkenin kentlerinde beliren bir toplumsallaşma formasyonu sonuçta.

21 Mayıs 2008, 19:44Yazan: galantusToplumsallaşma sadece meydanlara endekslenecek bir konu değil, bunu da hatırda tutmak iyi olabilir. Toplumsallaşma fikri karşısında TDK'nın zeka seviyesi meselenin nerelerde düğümlendiğine de işaret ediyor zaten. Sennett alıntısındaki kilit kavramlar "kalabalıklar" ve "yabancılar". Etrafınıza kulak verdiğinizde ise neredeyse nefret edilen kavramlar değil mi bu ikisi? [SIZE=3]Kentliye özgü davranışları örgütleyenin, bireyin öznel alışkanlıklarından ya da davranışlarından çok, toplumsal -ortak- alışkanlıklar, davranışlar olduğunu düşünüyorum..[/SIZE] [SIZE=3]Toplumsal davranış, bireyin kendini toplumun bir parçası olark gerçeklediği ve aidiyetini bulduğu kavramlar, durumlar ya da mekanlar etrafında gelişiyor bana kalırsa.. Dolayısıyla; toplumsal davranışı kentlerin en asal fonksiyonu olarak niteledim, meydanların değil.. Ancak kent ve meydan kavramlarının bir parça iç içe geçtiğini de fark ettim, yazdığım ilk metni tekrar okuyunca..[/SIZE] [SIZE=3]"Kalabalıklar" ve "Yabancılar" kavramları ile ilgili söylediklerinize ise ne yazık ki katılıyorum.. Hatta bu anlamlara yüklediğimiz negatif anlam o kadar güçlü ki, herhangi bir sebeple ortak bir davranış gösterme niyetimizi bile tez elden bir özyıkım senaryosuna dönüştürüveriyor..[/SIZE]

21 Mayıs 2008, 18:37Yazan: luminaToplumsallaşma sadece meydanlara endekslenecek bir konu değil, bunu da hatırda tutmak iyi olabilir. Toplumsallaşma fikri karşısında TDK'nın zeka seviyesi meselenin nerelerde düğümlendiğine de işaret ediyor zaten. Sennett alıntısındaki kilit kavramlar "kalabalıklar" ve "yabancılar". Etrafınıza kulak verdiğinizde ise neredeyse nefret edilen kavramlar değil mi bu ikisi?

21 Mayıs 2008, 16:25Yazan: galantus[SIZE=3]"[/SIZE][SIZE=4]KENTİN AÇIK OLAN DIŞSAL YAŞAMI, İÇSEL YAŞAMININ BİR YANSIMASI DEĞİLDİR. AÇILMA KALABALIKLAR İÇİNDE VE YABANCILAR ARASINDA OLUŞUR." der Sennett.. Çok doğru bulurum bu sözü..[/SIZE] [SIZE=4]Bence kent meydanlarının en önemli fonksiyonu, insanı, birey olarak insan konumuna ek olarak, kentli olarak insan konumuna yükseltmektir.. Büyük kentlerimizde bile kentli davranışlarını üretemediğimizden yakınırız hep, sorunu meydanlarda ararım yine..[/SIZE] [SIZE=4][SIZE=2]O nedenledir ki Türk Dil Kurumu’nun “yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri” diye tanımladığı meydanlar, her toplumsal olayda bir şiddet mekânına dönüşüveriyor, iktidarda da bir bayram paniğidir ki hiç bitmek bilmiyor. [SIZE=4]Ne kadar yerinde bi referans bu durumu anlamak için.. Dil kurumumuz bile meydanları tanımlarken "yarışma, eğlence veye karşılaşma yeri" diyor.. Bırakın toplumsal olayları "kutlama, toplanma yeri" bile demiyor.. İşte bu yüzden kentin en asal fonksiyonu olan toplumsal olaylar meydanların uzağına itilirken, meydanlarımız kentliye aidiyetini giderek daha çok yitiriyor..[/SIZE][/SIZE][/SIZE]

Bütün yorumları forumda okuyun!
ARTISTA
Takvim
<<Kasım 2008>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
          1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Ürün Tanıtımı

ARKITERA MIMARLIK MERKEZI 8 YASINDA