Keçiören’in simgeleri arasına Saat Kulesi de eklendi. Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan 30 metre yüksekliğindeki saat kulesinin üzerine Sivas’ın Divriği ilçesindeki tarihi Ulu Cami ile Darüşşifa yapılarındaki motifler işlendi. Şelaleleri, Estergon Kalesi ve teleferiği ile tanınan Ankara’nın Keçiören ilçesine, belediye tarafından yaptırılan saat kulesi, İzmir’deki tarihi saat kulesine benzerliği ile dikkat çekiyor.
Keçiören Belediyesi tarafından Etlik semti Giresun Caddesi’ndeki Fatih Sultan Mehmet Parkı’na yaptırılan saat kulesinin inşaatı tamamlandı.
İzmir’deki tarihi saat kulesine benzerliğiyle dikkat çeken kulenin 4 köşesine yerleştirilen saat çalışmaya başlarken, alt kısmına yapılacak olan 2 katlı kafeterya için çalışmalar sürüyor.
Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan 30 metre yüksekliğindeki saat kulesinin üzerine, Sivas’ın Divriği ilçesindeki tarihi Ulu Cami ile Darüşşifa yapılarındaki motiflerin işlendiğini belirten yetkililer, yapının, ilçenin yeni sembollerinden biri olduğunu söylediler.
Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok, ilçenin cazibesini artıracak prestijli projeler ortaya koyduklarını belirterek, "İzmir’deki saat kulesi nasıl bir simge haline gelerek İzmir’e ayrı bir güzellik katmışsa, Keçiören’deki saat kulesi de ilçemiz için bir simge olacaktır" dedi.
Açılışı önümüzdeki günlerde yapılacak olan saat kulesinin, ilçe halkı tarafından büyük ilgi gördüğünü dile getiren Altınok, Keçiören’in çehresinin hızla değiştiğini vurguladı.
TakipYorumlarYorum Sayısı: 36Yazan: Mehmet TunçerMerhaba, Biraz önce Madrid'den cephe örnekleri yükledim Arkitera Görsel'e .. Tabii Keçiören'i anımsatıyor diyemiyeceğim kesinlikle.. Kültürün ve mimarinin sürekliliği ve yeniden yorumlanarak yaratılması başka bir şey, Belediye Başkanının isteği ve beğenisi ile apartmanlar yapmak başka bir şey.. Tabii Gaudinin vatanında da tuhaf "kitsch" örnekler yok değil ama bir mahallede böyle uygulamalar yapılması herhalde ülkemize özgü..Belediyelerin yerel diktalar haline geldiği ülkede milyon dolarlar harcanarak yapılan ve ne işe yarayacağı bilinmeyen kaleler inşa edilirken, Ankara'da tarihsel kent dokusunun, kültürel varlığımızın en değerli mirası Kaleiçi ve eski Ankara evlerinin yokolmasına içim dayanamıyor doğrusu. Hele bu günlerde.. Saygılar..
Yazan: ayasofyaSayın Mayaroğlu'na katılmamak elde değil. Aslında burada "mimarlık için mi mimarlık" yoksa "halk için mi mimarlık" ikilemini tekrarlayıp duruyor muyuz. Bu sorun "aayy ne de komik, ne de basit cepheler, çok rüküşler" demekle çözülmez elbet. Ancak siyasi irade bunu bastıyorsa burada biraz da abartı eleştiri yapalım ki okuyanlar biraz bir tarafa laf ettiğimizi anlasınlar. Ben müteahhitlerin de bu şekilde garip binaları artık yavaş yavaş bırakacaklarını zannediyorum. Zaman geçmesi lazım. Camilerde "modernize" arayışların olduğu ya da yavaş yavaş farklı formlara cinayet gibi bakılmadığı zamanlar geldi. Bu dezenformasyonu hızlandıran ve daha da bozan ise bu belediye ve bunu "Keçiören'i adeta yeniden yarattık" iyi bir şeymiş gibi duyurmalarına bu tepkimiz. İçrenköy Atatürk Mahallesi de bundan farksız ama bu kadar da belirgin ve bilinçli politika ya da saçma sapan bir albümle anılmıyor yine de tek tük bu şekilde binalar yapmayanlara da rastlanıyor. Ancak Keçiören'de hem de belediye başkanının padişah edası ile yani monarşik yöntemlerle "Benim beğenmediğim cepheyi yapamazsın" despotluğu var. İzin vermiyor yaptırmıyor. Biz modern ve minimal cepheler olsun, olmayan yıklsın demiyoruz. Ama görsel estetiği sağlayanın ortak toplum bilinci olduğunu ve bunu köreltenin bu şekilde albüm çıkaran ve bir şey yaptıklarını zanneden belediye adamları olduğuna inanıyorum. Toplum bilinci oluşmadan köreltiliyor. Çok üzülüyorum. İsyanım bunadır.
Yazan: mayarogluSayın Ayasofya demiş ki: "Ancak ben Keçiören'de proje çizen biri olsam BU DESPOTLARIN ESTETİK ŞARTLARINI karşılayamadığım için iflas ederim. Büromu kapatırım. Her işim geri döner." Yapılan uygulamanın despotluk içerdiği aşikar, fakat estetik şartları karşılayamayacağı için iflas etme durumu bence her zaman geçerli değil. Çünkü ortadaki durum sadece belediye başkanının tutumunun sonucu değil. Şüphesiz dayatılmaya çalışılan kalıplar aynı oranda rüküş ve sinir bozucu (her ne kadar kitsch kelimesinin tam karşılığı değilse de bu kelimeye ısınamadığım için rüküş demeyi tercih ediyorum). Fakat öte yandan bu formların dışına çıkmaya dair girişim sayısı ise görebildiğim kadarıyla yok denecek kadar az. Daha önce bahsettiğim katalogdan daha fazla örnek paylaşmak için görselleri tararken şunu farkettim ki yaklaşık 90 fotoğrafın arasında 1-2 tane nispeten sade, rüküş olmayan, standart apartman kalıplarında da olsa en azından anlamsız süslemeler içermeyen örneğe rastlamak mümkün. Yani bu öneriler de kabul görebilmekte. Peki neden çoğunlukta değil de azınlıkta sorusunun ise bence 2 cevabı var. Birincisi, bu bölgede çoğunlukla aynı birkaç müteahhitin iş yapması ve zaten ucuza elde ettikleri tip projeleri patates baskısı gibi her boş buldukları arsaya uygulaması. Bu tekrarları yaparken de muhtemelen belediyeye hoş görünme güdüsüyle bu anlamsız, abartılı ve hatta saçma süslemeleri ortaya bu manzarayı çıkarıyor. Sadece bendeki katalogda 90 fotograf içinde bile farklı süslemelerle tekrarlanmış 3-4 tip proje var. Yani bir tarafta aynı kişinin elinden çıkma projeler kanser gibi etrafa yayılırken, başka birinin ortaya çıkıp üzerine mesai ve emek harcadığı özgün bir projeyi haklı olarak daha yüksek maliyetle müşteriye kabul ettirmesi güçleşiyor. İkinci ve bence çok daha önemli olan neden ise şu: Bu örnekler bize çok çirkin, rüküş, vs. vs. geliyor ama acaba biz kimiz hiç düşünüyor muyuz? Bu forumlara yorum yazan insanların herhalde tamamı en az üniversite mezunu, mimarlık veya ilişkili bir branşta eğitim almış, az çok dünyayı görmüş, okuyan yazan çizen ve bunun sonucunda da kültürel ve estetik birikimi belli bir noktaya ulaşmış kişiler. Bu yapılar bizler için çirkin ama onu yapan müteahhitler için, çizen birçok mimar için (belki de çizildiğinden haberi bile olmayıp altına sadece imza atan), izin veren belediye başkanı için, hatta içinde oturan insanların nerdeyse tamamı için son derece güzel (!), estetik (!) ve normal. Dolayısıyla başlangıçta despot bir tutum sonucu ortaya çıkan bu örnekler artık son derece olağan şekilde talep edilmekte ve uygulanmaktadır. Ne zaman ki aksi öneriler ortaya çıkar, birileri tesadüfen veya isteyerek bu bölgede mimarlık denebilecek projeler ortaya koyar belki o zaman işler tersine dönmeye başlar. Biraz karışık da olsa düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Tartıştığımız konunun tek bir nedeni veya sonucu yok, bir çok etken sözkonusu. Yeni açılımlar yakalayabiliriz umarım. Bina cepheleri kataloğunda 2004 yılında 90 fotoğraf vardı. Bunlardan 20 tanesini Arkitera Görseller bölümünde albüme ekledim. Meraklısına...Biraz karışık oldu galiba kusura bakmayın. Arkitera Görsel - mayaroglu Galeri
Yazan: ayasofyaVallahi Sayın Alf'in genelde mesajları pek benin görüşlerime uymaz ama bu uydu. Gerçekten Arkitera bizi teleferiğe görütsün fotoğraflayaım bakalım ne kadar gerekliymiş bu feriktelesi.
Yazan: alfarkitera bizi teleferiğe götür...
Yazan: luminaSorun rantta mı yoksa rantın katma değer üretemeyip maddi anlamda kişisel kazanç sınırları içinde kalmasında mı? Kültürün yozlaşmamış varsayıldığı tarihsel bir an var mı? Nazım planlarındaki lekeler ne kadar yaşantıya temas eden, yaşantıyı öngören soyutlamalar? Bu tarz soruların, neredeyse 60'lardan bu yana gelen, adeta refleks olmuş kalıp karşılıklarını hırpalamadığımız sürece kısır döngüye götüren açıklamalar, suçlamalar baki kalacak sanırım.
Yazan: cbekleyenTüm bu oluşumları etkileyen aktörler; Yerel yönetimler (Belediyeler), Merkezi yönetim (Hükümetler),Sivil toplum örgütleri,Tüzel ve yarı tüzel örgütlenmeler, Köy ve Mahalle Muhtarlıkları.. Bu aktörlerin birkaçının bir araya gelmesi ile biçimlenen kentlerde de, bazılarının beğendiği, bazılarının ise yadırgadığı uygulamalar kaçınılmazdır, talepin özü, biçimi yaratmaya yetmektedir, Rant'ta dayalı yapılaşmanın getirdiği bir sonuçtur betonlaşma demekle de bu işin içinden sıyrılamayız, konu ile direkt ilgili meslek örgütlerinin ve temsilcilerinin de bu oluşumlar da, bilinçli ve bilinçsiz olarak payı yüksektir... Şehir plancılarımız uyuyarlar mı? yeteneksizler mi?, 1/25000 ölçekli Nazım imar planlarında öngörülen lekeler, süs olsun diyemi yapılmaktadır, Karar merciindeki kişiler, ne kadar duyarlı ve yetenek sahibiler, Belediye Meclisi üyeleri, hala imar komisyonlarında, Terzi,Bakkal,Kasap ünvanlı kişiler mi? yer almaya devam etmektedirler!!! Keçiören park yerleşkesi, Altınpark, Botanik Park, Seymenler, Portakal Çiçeği vadisi, Gençlik Parkı gb. çözümler, hep güdük kalan, içe kapalı çözümler kopuk kopuk, komşu imar adalarına bile bağlantısı aynı niteliği devam ettirmeyen çözümler, Büyük şehirlerde yaşayanlar bu noktalara uklaşmak için uzun ve zahmetli yolculuklara katlanmak zorundadırlar, bunlara ilaveten de irili ufaklı binlerce parkçıklar var kentlerimiz de,kentler içersinde kümeleşmiş birbirinden habersiz, insan manzaraları, tıpkı apartmanlar da birbirlerini tanımıyan, daire sahipleri gibi yaşam tarzları, Oysa imar planların da yeşil alan, spor alanları, eğitim alanları, kamu alanları ayrılırken, devam eden kuşak (Dairesel, doğrusal, eğri form'da gibi) olacak şekilde oluşturalabilse ve bu kuşakları sadece Yaya ve Taşıt yolları kesintiye uğratabilse, hizmetlere ulaşım, hizmetlerden yararlanma ve birbirine yabancılaşmayan toplumsal kucaklaşmalar daha sıcak olacaktır, tarihe dönük özlemleri, kent yapılaşmalarında yapmak ister iken, melez görüntü içeren sonuçları yaratmaktansa, tarihten gelen bazı yapı gruplarını, yaşatmak için korumaya ve bakımlarına özen göstersek daha olumlu oluruz, geçmişe takılı kalmak, atalarınızdan daha ileriye gidememiş olduğunuzu yansıtmaz mı? Abartılı olan her yapı grubu, mutlaka bazılarımıza çirkin görünecektir, kent kültürüne her yönü ile adepte de zorlanan topluluk bireylerinin bazılarına ise bu biçimleri kabul ettirebilmek daha kolaydır... Esenkalın...Saygılarımla...
Yazan: hasantAslında sorun Keçiören'de değil çok daha derinlerde. Güney kıyılarımızda ihtişamlı yapılar olarak topluma sunulan, milyon dolarlık Kremlin Palaslar vb. resortların Keçiören'de yapılan garipliklerden hiç farkı yok. Estergon kalesi yada Kremlin palas aynı kültürel seviyenin üç boyutlu yansımaları değilmi.
Benzerlerinin daha büyük boyutlarda, büyük mimarlık ofisleri tarafından Las Vegas'ta gerçekleştiril diğini vede mimarlık ortamına ciddi olarak sunulan yapılar olduğunu anımsayalım. Post modern durumların kaçınılamaz sonuçları, küçük bütçelerde, mısır piramitleri yerine estergon kalesi, eyfel kulesi yerine orhun anıtları oluveriyor kolaylıkla. Las Vegas'tan öğreniyoruz hep beraber.
Modernin yalın, özentisiz, ağırbaşlı, işlevsel ve rasyonal anlayışı yerine, yetmişli yılların başından günümüze, uluslararası sermaye ve yerli ortakları tarafından sürekli olarak topluma sunulan, özenti, süs, ekleme, genel geçer zevk algılarının, sindirilmesi zor sonuçları değilmidir yaşananlar.
Bu öylesine bir gelişme ve sosyal-kültürel durumdur ki, güneyde, keçiörende, yada başka kentsel çevrelerimizde bazı yapılarımız böyle melezleniyor. Öteki veya diğerleri gibi ayrıştırmalar sorunun örtülmesine yol açıyor sanki.Örneğin AKM alanı öteki Ankara'da değil ama sorun aynı, bakış aynı. Estergon kalesi yerine Selçuklu hanı yada Kervansarayı.
Kente taşınmış olmanın dışında kentlileştirilmemiş toplulukların, kendi yaşamlarına sunulan yapıları beğenmesi, onlardan çok, sunanların ve sunulanı yönlendirenlerin taşıması gereken sorumluluktur.
Aynı kesimlere daha iyi ve düzgün olan yapılar sunulduğunda, onu da beğeni ile kabul ettikleri görülmektedir. Bu tespitte elitist bir amaç taşınmıyor, yada insanlar yerilmiyor. Meslek insanlarının ve yöneticilerin sorumluluğuna özel bir dikkat çekiliyor.
Yazan: hasantBir yanlış anlama olmuş, sanıyorum. Yorumlardaki açılımlarda belirtilmiş olan, belediye başkanlarının tavırları, tashihleri, kataloğları, yanlışları vede Keçiören'de, Pursaklar'da vb. yerlerde ortaya konan, (denilebilirse) mimarlıkların hali !.
Belediye başkanlığı kültürünüz, demokrasi kültürünüz, kent kültürünüz, yani kültür düzeyiniz ne kadarsa, oralarda mimarlık ta, o kadarını ifade ediyor, edebiliyor.gibi.
Cumhuriyetin başkentinde, seksen yıl önce yapılan mimarlıkların, ciddiyetine, öncülüğüne, düzeyine bir bakalım, birde AKM alanındaki proje dahil, yukarıdaki fotoğraflardakilere !.
Ne yazık ki yukarıdaki fotoğraflarda yansıyanlar, günümüzde yaşanan yozlaşmış kültürün ( kültürsüzlüğün ) bir ifadesidir.
Yazan: Metin KaradağGörülen örnekler:
Kültürün bir ifadesinden daha çok aşağılık kompleksinin dışavurumu izlenimi veriyor...
Kimlik ve kişilik boşluğunun dışavurumu.
Bir tür güruh fanatizmi...
İçgüdüsel dışavurumun ise asla kültürel bir ifade olamayacağı ortada...
Tam bir kulleteyn...
Tirajikomik deyip böylesi kabuslardan korunmak bir yol olabilir, yoksa insanın sinirleri bozulabilir...
Fransa'nın Mimarlık Politikası belgesinin önsözündeki bu ifade diğer ülkelerde de kabul görmüş durumda...
Biz de bunu benimseyebiliriz ancak bu tür örnekler üzerinden değil...
Çünkü genel kabul "Kötü örnek, emsal teşkil etmez..." yani kötü örnek kamusal anlamda ölçü olamaz...
Bu konuda bir "Protestoname..." :) hiciv kaleme alıp bu rezaletin sorumlularını kamu oyu nezdinde açık mektupla kınamak utanca davet etmek nasıl olur?
Yalnız, bunu yapacak olanın konuya özel bağımsız sivil bir girişim olması, "siyasi taraf eleştirisi" eleştirilerinden korunmak için gerek ve şarttır.
Kendi kendimize söylenip söylenip oturmaktan daha iyi değil mi?
Konuyu ortaya atıp hemen tüyüyorum... :)
Avrupa ülkelerinin tamamına yakınında, mimarlıkla ilgili yasal düzenlemelerde aşağıdaki tanım yeralmaktadır.
'' MİMARLIK KÜLTÜRÜN BİR İFADESİDİR.''
Bütün yorumları forumda okuyun!







