Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
E-Bülten Arşivi

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

İstanbul'un ilk modern çarşısı köhnemiş İMÇ, Fatoş'un yeni koleksiyonunun esin kaynağı

Tarih: 21 Nisan 2008 Kaynak: Hürriyet Yazan: Figen Batur
Kim ne derse desin, moda dünyasının insanları tuhaftırlar. Uygulayıcıları değil, yaratıcıları.

Kılı kırk yararak hazırladığı şovu kıskandığı için ondan bile rol çalan kaytan bıyıklı korsan artıklarından tutun da dev cüssesinden ve yelpazesinden sıkılıp kibrit çöpü kalan yelpazeyi fırlatıp parmak uçlarını açıkta bırakan deri eldivenler takan atkuyruklu zadegana dek birbirine benzemez bin tür adam.

Küçük, handiyse kapalı sayılabilecek bir çevrede yaşadıkları halde dünyayı peşlerine taktıklarının farkında olmaları mıdır onları tuhaf yapan yoksa yılda dört kez, kendilerinden başka bir ben çıkarma baskısı mı bilinmez ama milyonlarca doların döndüğü bu pazarın efendileri, tıpkı tükeneceğinden korkulan kelaynaklar gibi sektörün para babaları tarafından koruma altına alınmışlardır.

Maiyetleri kalabalıktır: Yanlarında yüzlerce hatta binlerce kişi çalışır.

Bir dedikleri iki edilmez, gözünün üzerinde kaşın var denmez.

Ne mor perçem ne kara sürme ne bitip tükenmez kapris ne dantel yelpaze, herşey sineye çekilir.

Yeter ki yeteneklerini konuştursunlar, yaratıcılıklarını son damlasına kadar temsil ettikleri markaya akıtsınlar.

Bu böyledir.

Ama nerede?

Fransa'da, İngiltere'de, İtalya'da, Japonya'da.

Türkiye'ye gelince, Türkiye'de modadan ve modacıdan ne kadar söz edilmelidir, kim terzi, kim kopyacı, kim modacı belli değildir, ama bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda insan, Batı'daki benzerlerine sunulan koşullar ne kelime, düpedüz zor koşullarda mesleklerini icra etmek için didinir durur.

Kiminin tuzu kurudur: Ana, baba, koca parası yer, kendine modacı der.

Kimi yeteneklidir; oyalanmadan sınır dışına gider.

Kimi başında kavak yelleri esen heves kuşudur.

Kimi çocuklarını yemekte beis görmeyen yaşlı kurt.

Kimi modanın evrensel olduğunu bilir, ama çemberinde sıkışır.

Kimi yerel olduğuna inanır, şalvarla uğraşır.

Kiminin çevresi geniş, düşgücü sınırlıdır: Temcit pilavı.

Kiminin düşgücü sınırsız, sermayesi sınırlı.

Ama kural, bu topraklarda yaşayan her modacı için baştan biçilmiştir: Kendinden beslenecek, kendine yaslanacak, atacaksa imzasını yalnız atacaktır.

Velhasıl Türkiye'de moda ile uğraşmak zahmetli iştir.

Gerçek anlamda modacı olmak ondan da zahmetli.

Gerçek anlamda modacı derken de kastettiğim şu: Bilindiği gibi bizim topraklar hünerli terziler bakımından mümbit olduğu kadar ilham kaynağını 'esinlenmede' bulan modacılar açısından da mümbittir.

Gözüne bir model kestirir, orasını çekiştirir burasını değiştirir, biraz keser biraz biçer, adına yeni koleksiyonum dediği bir şeyler diker ama olmaz, sırıtır.

Çünkü taklit, Coco Chanel'in dediği gibi hep ama hep aslını hatırlatır.

Peki böyleleri dışında kimse yok mu?

Var, elbette var.

İşte onlardan biri de Fatoş Ahunbay.

Fatoş Ahunbay dediğimde kaşlarınızın kalktığını görür gibiyim, oysa Derishow desem hepiniz bileceksiniz.

Fatoş böyle biri işte.

Önde olmayı sevmeyen, kendini geriye çeken, başkalarının yaptıklarıyla ilgilenmeyen, şirketini kurduğu ilk günden bu yana Sancar'ı dışında yalnız, gene ilk günden bu yana modanın insandan mekandan ve hayattan beslenmesi gerektiğini düşünen biri.

Geçen hafta eve döndüğümde 2008 yaz koleksiyonu için gelen davetiyesini buldum. Pek az modaevinin davetiyesini açar kurcalar, pek az defileyi merak ederim. Onunkiler hariç.

Her yıl, yılda iki kez yanından geçip de görmediğimiz bilip de tanımadığımız, duysak da kulak tıkadığımız ya da düpedüz varlığından haberdar olmadığımız bir konuyu, bir akımı, bir sanatı, bir mekanı kısaca o sezon ona ilham kaynağı olan her neyse onu alır tanıtımını onun üzerine kurar, onun üzerinden yapar.

Hem de ne tanıtım.

Bütün yaratıcı insanlar gibi zamanla meselesi vardır

Geçmişe bakmadan, şimdiden beslenmeden, geleceği tasarlarmanın olanaksız olduğunu düşünür.

Kafasını zaman kadar mekan da kurcalar.

Eee ne de olsa mimar.

Bu yıl da İMÇ kurcalamış. Koleksiyonuna verdiği ada bakarsak mekanın sesini dinlemiş.

Önce İMÇ'nin bizim bildiğimiz İMÇ'den farklı, başka bir şey olduğunu sandım. Yoo bildiğimiz İMÇ. Biraz da köhnediği için gitmekten vazgeçtiğimiz ya da benim eskisine oranla çok daha az gittiğim ünlü İstanbul Manifaturacılar Çarşısı.

Orada nasıl bir ilham kaynağı bulduğunu öyle merak ettim ki konuşmak istedim.

Önce Fulya'da buluşacak, Sıtkı Kösemen'in fotoğrafladığı ilkbahar/yaz koleksiyonunu gördükten sonra Unkapanı yakınlarında bir yerde öğle yemeği yiyeceğiz.

Bilenler bilir: Fulya'daki Derishow mağazasının alt katı Fatoş ve Sancar ikilisinin tasarladığı mobilya ve ev aksesuvarlarına ayrılmıştır, ortada da devasa bir T masa vardır.

Sağı solu cam panellerle bölünmüş koca bir masa.

İşte o iki cam panel, Sıtkı'nın çektiği İMÇ'nin avlusundaki duvarı süsleyen Eren Eyübdoğlu'nun seramik çalışmasının fotoğraflarıyla kaplanmış.

Girişteki koca duvarda da gene Sıtkı'nın çektiği başka bir kare var.

Sonradan Dolce Gabbana'nın mankeni olduğunu öğrendiğim kırmızı kaşlı genç bir kız, üzerinde yeni koleksiyondan bir elbise, yüzlerce sazın arasına çömelmiş, belli ki o fotoğraf da İMÇ'de çekilmiş.

Anlaşılan İMÇ her yerde.

Şapkaların püskülünde, derilerdeki metal işlemelerde, kumaşların dokularında, elbise kıvrımlarında, gömleklerin fiyonkları, çantaların saplarında... Her yerde.

Burada Bir Lonca Kurulsa Fena mı Olur?
Yemek için yola koyulmadan, sezon açılışının yapılacağı Fulya'daki çadırın önünde çay içip laflıyoruz.

Ona hayli köhne bir binanın nasıl olup da bu kadar güzel bir koleksiyona ilham kaynağı olabildiğini soruyorum, çirkin dememek için köhne diyerek.

Fatoş dünyanın her yerinde, sanatın her dalında özellikle de modada, 60'lı, 70'li yılların cilalanıp parlatıldığını, bizde bırakın parlatmayı o yıllara ait her şeyin atıldığını, ünlü mimarların eserleri bile olsalar binaların da bu vandallıktan paylarını aldığını, ya yıkıldıklarını ya yıkılmak üzere gün saydıklarını söylüyor.

İMÇ'nin, İstanbul'un tarihi yarımadasının ilk modern çarşısı, şimdilerde her köşe başını tutan alışveriş merkezlerinin atası olduğundan dem vuruyor.

Çarşının yapımına karar verildiğinde günümüzdeki gibi parayı verenin düdüğü çalmadığını, ulusal bir yarışma açıldığını, yarışmaya dönemin en ünlü mimarlarının katıldığını, konkuru Doğan Tekeli, Sami Sisa ve Metin Hepgüler'e ait projenin kazandığını, yapılan yerleşimin tarihi yarımadanın en güzel yapılarından biri olduğunu ve kırk yıldır şehir ile bütünleşerek yaşadığını anlatıyor.

Arkasındaki türbeyle, önündeki çeşmeyle hayatla sağladığı uyumdan, İstanbul'a kattıklarından, zaman içerisinde geçirdiği değişikliklerden söz ediyor.

İMÇ'ye bakan 60'lardan bu yana İstanbul'un geçirdiği bütün evreleri görür, diyor.

Yıkmak yerine yeniden yapılandırmak gerektiğini düşünüyor.

Tıpkı İMÇ gibi onun karşısındaki Sedat Hakkı Eldem imzalı Sosyal Sigortalar Binası'nın da AKM'nin akıbetine uğramasından korkuyor.

Bu tür binaların neden başka amaçlarla kullanılmadığını sorguluyor.

Bir lonca ya da müzik müzesi açılsa fena mı olur diyor.

O anlattıkça bildiğimi sandığım İMÇ'yi düşünüyor ona farklı gözle bakıyorum.

Doğru.

Söylediği her şey doğru.

Biraz daha Umut Kapısından, poptan, arabeskten, dantelli perdelerle muşamba tentelerden söz ettikten sonra yola koyuluyor Unkapanı'na yollanıyoruz.

Kadınlar Pazarı Olmuş Erkekler Kahvesi
İstikamet: Kadınlar Pazarı.

Daha doğrusu Kadınlar Pazarı'nı çevreleyen Bünyan kebapçıları.

Aaa o da ne? Pazarın yerinde yeller esiyor. Yıkılmış. Yerine park yapılacakmış.Yöresel gıda satan kadınların yerini küçük taburelerine oturup yarenlik eden erkekler almış. Kadınlar Pazarı yerine Erkekler Kahvesi...

Allah'tan kebapçılar açık. Çoğu Siirtli.

Hálá ayranlar köpüklü, pideler nefis, etler lezzetli.

Hálá içten bir hoşgeldiniz deniyor. Ama kimse el sıkmıyor. Herkes abdestli.

Ahh Fatoş ahh.

Koleksiyonun nefis.

İMÇ'ye duyduğun şefkati de anlamaz değilim. Ama İstanbul'un geçirdiği evreler için ona bakmak?

Ne hacet.

Sokağa çıkmak yeterli.

Değil mi?Konuyla İlgili LinklerYorumlarYorum Sayısı: 19

Yazan: Emine MerdimİMÇ Blokları'nın internet sitesi açıldı.

http://www.imc.org.tr/

Yazan: cgdmhaftasonu önünden geçerken şöyle bir imç ye baktım da o tabela yığınlarından ve gereksiz bir takım imalatlardan acil bir şekilde kurtulabilse keşke!!! binanın kendine özgünlüğü ve yalınlığı o kadar güzel ortaya çıkacak ki ,
dahası o çok keyifli tasarım öğesi ,duvar panosu da ' Sn.Füreya Koral'ın çalışması' hak ettiği saygıyı ve özeni görecek en azından bir devrin kendine özgünlüğüne sahip çıkılabilecek böylesi diye düşündüm naçizane...

sonra da çoğu zaman fark etmediğimiz ama bir dönemin vazgeçilmezleri o duvar panolarından, heybeliadada yıkılmış olanı ve beşiktaşta üstü bir güzel hiç acımadan boyanmış olanı aklıma geldi :Ç

Yazan: Gökçe ArasRadikal 2'de hafta sonu yayınlanan Korhan Gümüş'ün İMÇ Blokları üzerine görüşlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Yazan: Gökçe ArasİMÇ Bloklarının yıkılması haberleri üzerine projenin müelliflerinden olan Doğan Tekeli ve Metin Hepgüler ile Mimarlar Odası eski başkanı Oktay Ekinci’den görüşlerini istedik.

Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

Yazan: Omer YilmazOktay Ekinci ve Cengiz Eruzun İMÇ'nin yıkılması ile ilgili görüşlerini bir an evvel kamuoyu ile paylaşmalıdır.

Yazan: Omer YilmazBugünkü Milliyet'te İSMD başkanı Doğan Tekeli ile yapılmış Türk mimarisi nereye gidiyor? başlıklı bir söyleşi var...

Yazan: Emine MerdimİMÇ Blokları'nda işyeri sahibi Yaşar Teoman Serinkaya'nın elimize ulaşan mesajı:

Hiçbiri değil, adını, sıfatını bulmakta, ele alıp bir yere koymakta güçlük çektiğimiz binlerce örnekte olduğu gibi kavramların, sözcüklerin yetmediği yer olmalı... Hiçbir yer burası.

Küçük hayatlarımızı, kendiliğinden akıp süren küçük vakitlerimizde küçük dükkanlarımızda geçinmeye çalışıyoruz. Zor kanaat, değişen herşeye evrilerek, kemiksizleşmeden ama... Geçinmeye gönlümüz var yani!

Onların yok!

Onlar merkezi yönetim erkini, yerel yönetim birimlerini, ne bulurlarsa, ne uygun olursa kullanarak, zor kullanarak, “projeler”le, “prestij”le, güç ile para ile gizli açık cepheden açılıyorlar üzerimize!

Geçtiğimiz Aralık, Ocak aylarındaa İMÇ Blokları’nın caddeye bakan yüzünde İBB iştiraki Bilpark AŞ’nin işlettiği otoparklar (Altı blokta birden) iptal edilmişti. Uyarısız, tebligatsız, habersiz.

Trafik Vakfı çekicileri ve Eminönü Belediyesi araçları, zorbirliğiyle ilk hafta cansiparane temizlediler, çektiler otomobilleri, parkedenler hiçbiri uyarı tabelası olmadan (Çizgileri, parkomatları duran) otoparktan nereye götürüldüğü belirsiz otomobilllerini ceza ödeyererek, sersefil, İMÇ’ye geldiklerine bin pişman aramaya koyuldular. Tam 45 gün bu kanunsuz, hukuka uygunsuz saçma süreci yaşadık.

Elimiz armut toplamadı tabi. Hiç alışık olmadığımız kadar spekülasyon ürettik. Fahri görevliler eliyle bizi temsil eden kurullar beklediler ve sonunda yetki kargaşası bitti. Bilpark işletmeye devam etti.

“Spekülasyon” sandığımız söylentilerden biri de; 1991’de alınmış bir karar dayanarak, “İstanbul 2010 Kültür Başkenti” projesi kapsamında yeniden İMÇ’nin yıkımının başlanacağı idi.

1974’ten bu yana çarşıdayım. Ülkemizin kaderiyle birlikte içinden geldiğimiz tarihsel süreçte ne krizler, ne yöneticiiler, ne dönemler geldi, geçti. Nereye savrulacağını kestiremeden yaşamayı da öğrendik.

90’ların ikinci yarısından bu yana Galata-Tünel, Fener-Balat üzerindeki şablon, şimdi Fatih Eminönü’ne konulacak. 1973’ten bu yana “UNESCO Projesi”ne rağmen sökemedikleri Sultanhamam’a dişleri geçirmeyince Unkapanı-Fatih Atpazarı’nı yokluyorlar.

Demoralizasyon, motivasyon çöküntüsü, giderek önce kiracıların (hava parası kaygısıyla) terketmesi, kira ve mülk değerlerinin düşmesi, mülk satışlarının paniğe dönüşmesi... Öngörülebilir bir senaryo değil mi? Ben üç paralık bir esnaf bunu tahayyül edebiliyorsam, onlar..?

Haberiniz olsun. Zihniyet alelacele işliyor, derinden, dipten yokluyor. Genel seçimlerde sandıktan iktidar çıkmasalar ne gam? Yerel yönetimlerde padişah saltanatı pekişiyor!

Biraz matbuat meczubu olmak hasebiyle, biraz da herşeye rağmen “güruh değil yurttaş, hemşehri topluluğu” halinde yaşama inadımdan olacak, o günlerde Cumhuriyet’en Deniz Som’un “Vaziyet” köşesine bir küçük çıtlatmıştım bu konuyu. İlgi görmeyince... Çok kişisel bir dert olarak yorumlamış, yorumlanabilecek olduğunu düşünüp, avunmuştum. Unutmamıştım ama... Altından ne çıkacağını yaman merak ediyordum.

30.05.2007’de Cumhuriyet 3. sayfada göbekten girdi, işledi bu konuyu... 01.06.2007 Cuma günü ise Referans gazetesine, buradan giderek de Milliyet internet sitesine haber olduk.

Demokrat Parti ile başlayan inşaat, yol ve otomobil fetişizmi üzerinden medeniyet arayışı sürüyor. Özal-Demirel AŞ ile bulmuştuk belamızı. Demek dahası varmış ki arıyorlar.

Tepebaşı eski TÜYAP binasına ucube bir tüzel kimlik giydirdiler. Nasıldı tam olarak? Şöyle miydi: “İstanbul Metropoliten Planlama Merkezi”. Ne yakışıklı, tumturaklı bir ismi var. Cismi? Kolay emir alan, uygulayan, renksiz, kokusuz, tortusuz, tatsız memurlar eliyle kenti şehr-i İstanbul’u masabaşında kesip biçeceksiniz, dayanaklar bulacaksınız, üst perdeden “Demokratik Katılım, Kentsel Dönüşüm, AB Projeleri vs.” Kulağa hoş gelen sunumlarla süsleyeceksiniz bu günahı.

Günahtır, kanunsuzdur, göründüğü gibi değildir. Bunu hepimiz kestirebiliyoruz. Ancak görünmediği gibi de değil; bu kadarla kalmayacak günah sandığımız suçları, altından çok daha erişilmez bir çapanoğlu çıkacak gibi görünüyor! Aklımız ermez yani o kadar karanlık ufuklara...

Zira, böyle bir şey pişiriyorsanız, kokusunu, kaynama noktasını, tuzunu biberini, şekerini de düşünürsünüz herhalde... Böyle acemi aşçı gibi... Olmaz değil mi?

Biliyorlardır, önceden tebliğ etmeleri gereken bir şeyleri. Herhalde... değil mi?

Bu kadar yazı, bu kadar kaygı, endişe, öfke... kendim için, çıkarım için değil bunca sıkıntım. Helvaya döndük, iklime göre pekişmeyi de dağılıp un ufak olmayı da gördük ve yaşadık

Zaten... ve alıştık.

Yalnızca haber etmekten başka, ses vermekten başka derdim yok.

Yaşar Teoman Serinkaya
İMÇ 1. Blok 1310 Unkapanı-İstanbul

Yazan: nccmerak edenler olur diyerek...

...İstanbul Manifaturacılar Çarşısı...

Web bağlantısının kalkma ihtimaline karşılık ilgili bilgileri ana kaynak olarak
Uğur Tanyeli hocamızın Doğan Tekeli - Sami Sisa adlı YEM Yayınlarından çıkmış kitabından bulabilirsiniz...

Kaynak:
- Uğur Tanyeli; "Doğan Tekeli - Sami Sisa", Yapı-Endüstri Merkezi Yayınları, İstanbul 1994 -

Yazan: nccİMÇ'nin müzik piyasası üssü ya da tekstil üssü olması gerekmiyor ki. Elimizde nitelikli ve döneminin özelliklerini bezemelerine kadar yansıtabilen bir yapı var. Açarsınız bir yarışma nasıl kullanılabileceği üzerine tasarımcıları harekete geçirirsiniz.

bu yazımın içersinde geçenler yanlızca bir teklifti. İMÇ ve çevresinin yine İMÇ tarafından dönüştürülmesine ön ayak olabileceğini düşündüğüm kendi içlerinden geçmiş yıllarda hatta bu gün bile çıkabilecek bir teklif örneği olarak sundum.
bu bir yarışmayla elbette çeşitlendirilebilir...
ancak asıl vurgulamak istediğim doğrudan İMÇ çevresinin acilen bir elden geçirmeye ihtiyaç duyduğudur.

yapını döneminin etkin modernist özelliğini taşıdığı doğru ancak bezemelerden kastınız sanırım giriş ve duvarlarında taşıdığı rölyefler ve ferforjeler... değil mi?

herkese iyi çalışmalar dilerim...

Yazan: Omer YilmazİMÇ'nin müzik piyasası üssü ya da tekstil üssü olması gerekmiyor ki. Elimizde nitelikli ve döneminin özelliklerini bezemelerine kadar yansıtabilen bir yapı var. Açarsınız bir yarışma nasıl kullanılabileceği üzerine tasarımcıları harekete geçirirsiniz.

Bütün yorumları forumda okuyun!
Takvim
<<Mayıs 2008>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
      1 2 3 4
5 6 7 8 9 10 11
12 13 14 15 16 17 18
19 20 21 22 23 24 25
26 27 28 29 30 31  
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Ürün Tanıtımı