
Berlin Brandenburg Uluslararası Havaalanı
Kaynak: Archimation
Meinhard von Gerkan havaalanlarının satış ünitelerine indirgenmesine acıyor ve mimarlara, türün gerektirdiklerinden ayrılmama konusunda sosyal sorumlulukları oldugunu hatırlatıyor.
Gerkan, Marg and Partners Mimarlık’ın, Hamburg’ta bulunan ve Elbe Koyu’nun sarp yamacında konumlanan ofisinde, toplantı odasında oturuyorum. Karşı kıyıda, şehir limanının geniş ve bir o kadar da dramatik sanayi manzarası ve günün gri zeminine karşı sürekli yer değiştiren odak noktaları, o meşgul vinçlerin devamlı işleyişleri görünüyor. Özellikle hava alanları projeleriyle bilinen ofisin böyle bir yerde, bir limanın karşı kıyısında konumlanmasını oldukça ironik buluyorum.
Bugüne kadar, uluslararası 400 önemli projenin ortağı olan 73 yaşındaki mimar Meinhard von Gerkan, gerek işleri gerekse kişiliğiyle, güçlü bir duruşa sahip. Ofisinin, yerel kültür birikimi ve altyapısıyla oluşturduğu geniş portfolyosu, uzak doğudaki yeni atılımlarında da başarılar elde etmesini sağladı. Şu an inşaat sürecinde olan ve 2011’de tamamlanması planlanan Berlin Brandenburg Uluslararası Havaalanı (BBI) projesine konsantre olmaya çalışıyorum ancak, proje içeriğini anlayabilmek için önce yerine geçecek 1965 tarihli, ödüllü Berlin Tegel Havaalanı’ndan bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. Aynı şehrin havaalanı projesi için iki kez yarışma kazanmış olmak çok büyük bir başarı olmayabilirdi fakat Von Gerkan ve ekibi aradan geçen yıllarda, Hamburg, Frankfurt, Stuttgartt terminallerinin tasarımlarına da imza atmayı başardı. Norman Foster’a, Almanya’nın yanıtı olan Von Gerkan, 40 yılı aşkın süredir belli bir tipolojiyi deneyimliyor.Bunca zamanda pek çok şey değişti. Berlin Brandenburg uygulama projesinin bazı detaylarına, terminalin uzun ve ince girişinin muazzam çatı bağlantılarına, yer altı tünelleri ile olan ilişkisine ve uzayıp giden iki uydusuna bakınca, arı kovanının altıgenlerinden form bulan Berlin Tegel projesi ile yarışmayı kazanan üç acemi gencin, 30 yaşındaki Gerkan ve ortakları Wolkwin Marg ve Klaus Nickels’ın bugüne gelene dek ne kadar yol aldığını görebiliriz.
“Yıllar önce, Berlin Tegel işini alana dek tek bir bina dahi yapmamış, hiç tanınmayan üç gençtik” diye anımsıyor Gerkan ve ekliyor: “Dürüst olmak gerekirse, BBI benim için yolun sonu gibi görünüyor”. Gerkan devam ediyor: “Bu havaalanı, gerçek işlevinden, uzamsal zenginliği ve anlamından yoksun haliyle, sanırım üzerinde çalıştığım havaalanı projeleri içinde, en kısıtlanmış olanı. Gurur duyduğumu söyleyebileceğim şey, 20 metre yükseklikteki kubbesi ile ana holün giriş yolu -ayrılmanın verdiği o müthiş hisse bir geri dönüş. Üstelik bunun için çok mücadele verdik. İçerideki her şey mükemmel şekilde detaylandırılmış ancak her yerde görülebilecek, karizmadan yoksun nitelikte olacaktı.”

Tegel Havaalanı
Fotoğraf: Landesbildstelle Berlin
Tegel’i inşa ederken, havaalanı tipolojisi oldukça açık uçlu bir programa sahipti, ne var ki şu anda fikir hemen hemen kararlaştırılmış durumda. Bu durumu sektörün son 40 yılda ve 2 farklı boyutta tamamen değişime uğramasına bağlayabiliriz. İlk nedeni uçak kaçırma eylemlerinin oluşturduğu tehdit yüzünden güvenlik kontrolünün yarattığı tıkanıklık. İkincisi yani formun üzerinde önemli bir etkisi olan neden ise, havaalanlarındaki perakende satış ünitelerinin çok büyük ölçeklere çıkartılmasıdır. Günümüzde, ortalama bir havaalanının toplam alanının üçte biri veya yarısı bu ünitelere ayrılmış durumda.
1965 tasarımlı Tegel, 1948’de inşası tamamlanan ve yapıldığı dönemde, dünyanın en uzun iniş pistine sahip olan Templehof’un yerini aldı. Templehof Batı Berlin’in ana havaalanıydı ancak, Rusya kuşatması yüzünden halka ulaşımı güçleşen müttefiklerin kargo uçaklarıyla başa çıkamıyordu. Soğuk savaş başlamıştı. Berlin Airlift’inden yaklaşık 20 yıl sonra, Tegel için yapılan tasarım, “Cesur Yeni Dünya” kalitesini iddia ediyordu. İdyosenkratik, metabolist hekzagonal formu, hava taşımacılığının altın çağında, hızın ve verimliliğin sembolüydü.

Terminal 3 ve Terminal 1
Fotoğraf: Jürgen Schmidt
Bütün bu projede gerçekten önemli olan şey, yüzey alanı meselesiydi. Dış cephenin hekzagonal formu, uçaklar için geniş yüzey alanı sağlarken, içerisi ise arabayla ulaşımı sağlayan yoluyla, oldukça küçük tasarlanmıştı. Konsept dağıtılmış biçimdeydi. Uçak kapısına dek arabayla ulaşabiliyor, yanına park edilebiliyor, binanın üst katına çıkıp, check-in yapıtırdıktan sonra doğruca uçağa ulaşabiliyordunuz. Tegel'in tasarımında bu sadelik başarılı olsa da, von Gerkan sürekli eklenen ve zorunlu ihtiyaç haline gelen satış ünitelerinden şikayetçi. Tasarımın orjinal diyagramını bozduğunu düşünerek, yalın formu savunuyor.
“O zamanlarda aklımdaki tek şey kara trafiği ile hava trafiği arasındaki bağlantıyı, yolcular için mümkün olduğunca kısa ve açık hale getirmekti. Ancak, artan güvenlik önlemleri ve satış ünitelerinin fazlalığı, havaalanının bu işlevinin yok olmasına neden oldu. Artık kimse kullanışlı olan yolun hangisi olduğuyla ilgilenmiyor. Profesyonel hayatımda, tam anlamıyla bir paradigma değişikliğine tanık oldum.”

Fotoğraf: Oliver Hassner
Von Gerkan’ın sonraki ve çok daha büyük ölçekli havaalanı tasarımları, 2 önemli noktaya karşı koyamaz: değişim ihtiyacına teslim olmak ve dahili anlaşmalarda çözülmek. Bu noktada, mimar, savaşı kazanabilmek adına bir çatışma kaybedilebileceğinin farkına varır. 3 terminalin tasarımı 1980 - 1998 arasında, tamamlanması 2004 yılında gerçekleşen Stuttgart Havaalanı, tasarımcının gelişiminde dönüm noktası oldu. Terminal 1, 1991’de yani Foster’ın Stansted’inin açılışından hemen önce tamamlandı. Kısmi olarak daha karmaşık ve farklı olmamasına rağmen, binada açık bir görünümü yansıtan Foster’ın yaratıcı fikri (bazıları naif olarak tanımlayabilir) iyimserlikten uzaktır. Von Gerkan’ın tasarımı, kendisinin de katıldığı gibi, biraz Alman ekolünün etkisinde kalmıştır. “Satış ünitelerinin havaalanlarındaki gerekliliğini kabullendikten sonra, farkına vardım ki mimarın kendi tasarımında en etkili izlenimi verebileceği alan çatıdır. Kalan her şey değişim istekleridir” diyor von Gerkan.
Fakat bu hala sadece bir çatı. Karaorman’ın (Schwarzwald) ağaçlarından esinlenen tasarımda, küçük dallar üzerinde duruyormuş izlenimi veren görkemli çatıyı devasa çelik gövde ve dallar taşıyor. 2004’te tamamlanan, 57.000 m2’lik 3. Terminal bu estetiği pekiştirirken, bağlayıcı konumda olan 2. Terminal, satış ünitelerine boyun eğiyor ve tamamen kabullenerek, bu ambarlara teslim oluyor.

Fotoğraf: Oliver Hassner
1986 yılında, Hamburg Havaalanı proje yarışmasını kazanan von Gerkan, Terminal 2’nin inşaasının 1993’te, Terminal 1’in yeniden yapılmasının 2005’te sonuçlanması nedeniyle sıkıntılı bir süreç yaşadı. Üçüncü terminalin olması gereken yerde, oldukça geniş bir boşlukla çevrelenmiş, çok uzun bir gidiş peronu bulunuyor. Buna ek olarak, merkezin, terminal değil de kapsamlı bir alışveriş alanı olarak değerlendirilmesi önerisi ortaya atılmıştı. Bu merkez diğer iki terminaldeki yolcuları kendisine yönlendirecek ve sadece gidiş kapılarından çıkmasına izin verecek şekilde düşünülmüş.
“Havaalanı operatorü Hochtief ile, yolcuların kapıya ulaşma sürelerini olabildiğince kısaltma konusunda uzun tartışmalar yaşadık. Ancak savunduğum fikir, satış ünitelerinin oluşturulma felsefesine aykırıydı. Karşılaştığımız tutum, kullanımda verimlilik konusunda mimari mantığın karşısında duran çok açık bir örnek oldu. Geri dönüp dikkatli bakarsanız ne demek istediğimi göreceksiniz.”
Gerkan’a, modern havaalanı tasarımları konusunda öncü bir mimar olarak bu işten nasıl bir zevk aldığını sordum. Eğer "büyük çatı" fikri üzerinde uzlaşılırsa, Gerkan’ın mimari meydan okumaya ve görselliğe duyduğu ilgi, daha anlaşılır olur. Gerkan, kendi fikrini şöyle ifade ediyor: “Organizasyon açısından ve estetik olarak, Chek Lap Kok’un (Foster’ın eseri), dünyanın en iyi havaalanı olduğunu söyleyebilirim.”

von Gerkan'ın 1974'te Ödül Alan Houari Boumediene Havaalanı Projesi (Solda)
İnşaatı Tamamlanan Houari Boumediene Havaalanı (Sağda)
Kaynak: GMP Arşivi
Bu tür projelerde altın çağını yaşayan Gerkan, lider konumunu yeni meydan okumalar için yeni mimarlara bırakırken, mesleki sorumluluklar hakkındaki görüşlerini de şöyle özetliyor: “Hangi meslekten olursanız olun, toplumu etkileme ve daha iyi hale getirme sorumluluğunu üzerinizde taşırsınız. Eğer bir havaalanı tasarımını yapmayı reddederseniz, kendinizi bu olasılığın dışında tutmuş olursunuz”. Meslektaşları ve Alman medyası tarafından eleştirilen, Çin’de geliştirdiği kültürel projelerle de paraleller çiziyor Gerkan.
“Kişisel fikrim, içinde bulunduğumuz sistemi daha demokratik yollardan ilerletmemiz gerektiğidir. Şansölye Willy Brandt’ın dediği gibi, komünizme karşı savaşmaktansa diyalog kurmalıyız çünkü bu tutum Almanya’nın siyasi birliği için en iyi yoldur.
BBI, Von Gerkan’ın uygulanan son havaalanı projesi olabilir, ancak garip ve komik bir olaylar zinciriyle, kendisine ait başka bir havaalanı tasarımı da gecikmeli de olsa gerçekleştirilmiş oldu, çeşitli politik zorluklar ve rejim değişiklikleri nedeniyle rafa kaldırılan ödüllü projesi, 1974 tarihli Cezayir Havaalanı tasarımı.
“Birkaç ay önce, tatilden dönen bir arkadaşım, beni aradı ve heyecanla ‘Az önce senin Cezayir’de yaptığın Houari Boumediene Havaalanı’nın önünden geçtim’ dedi. Güldüm ve ‘Ama o hiç yapılmadı ki!’ dedim, o yanıtladı: ‘Yapıldı ve hatta altı ay önce açıldı, tam da senin tasarladığın haliyle'"
Bu yapıyı Google’dan kontrol edip etmediğini sordum von Gerkan’a ve şaka ile bilmediğini söyledi, alması gereken paydan feragat edeceği izlenimini edindim.
Hamburg Havaalanı’ndan kalkacak uçağımın kapısına doğru ilerlerken, açılmak üzere olan ve sıkıntı veren alışveriş kompleksinin reklam tabelalarını ardımda bıraktım. İşte o anda, Meinhard von Gerkan’ın, hızın ruhundan bina formuna dönüşen, iyimser ve ümit verici tasarımlarının ve bakış açısının özünü, bir mimar olarak kilit rolününün ne olduğunu daha iyi kavradım.Konuyla İlgili LinklerYorumlarYorum Sayısı: 12
17 Nisan 2008, 08:28Yazan: Omer YilmazÖnce böyle önemli bir çağdaş mimarı dinleme şansı sağladığınız için tabii ki teşekkür ederim. Ancak 19.00 da başlayacağı bildirilen konferans için salonda yerlerimizi aldığımızda, ELGİNKAN'ların hayat hikayesini perdeden sesli olarak memnuniyetle dinledikten sonra; hiçbir anons yapılmayıp,gecikme için hiçbir açıklama getirmeden sırf vakit doldurmak için aynı filmin tekrar gösterilmesi biryana; 19.20 de iyi aydınlatılmamış olan ispanyol merdivenlerinden düşmemeye gayret ederek inmeye çalışan Von Gerkan'ın, yanında eşlik eden hiçkimse olmadan salona girmesiyle "hah nihayet başlayacak" dedik. Ama bu defa da ECA'nın (?) Müdürü kürsüye davat edildi ve bizimle birlikte zavallı Von Gerkan da ECA' nın marifetleri konusundaki konferansı yaklaşık 20 dakika oturduğu yerden sabırla dinledi. Böylece 19.00 da başlayacak olan konferans saat 19.40 civarında başladı ve simultane tercüme için girişte kimlik karşılığında aldığımız kulaklıkların da görev yapmadığını öğrenmiş olduk. Çıkışta, "siz bunları dağıtımdan önce test ediyor musunuz?" soruma ; "siz bunun kanal ayarını yapmamışsınız" cevabını aldım. Velhasıl güzel ümitlerle gittiğim bir konferanstan lüzumsuz şeyler yaşayarak ayrıldım. Aksayan birşeyler var, lutfen gelecek seferlerde birbirimize karşı daha ilgili ve daha saygılı olalım. İyi niyet herzaman yeterli olmuyor. Mesajınızın gecikme ile ilgili kısmı için yukarıdaki açıklamamı okuyabilirsiniz. Ayrıca buna benzer açıklamalar daha önceki Arkimeet Konferansları sonrasında da forumda yapılmıştı. Biraz araştırma yaparak bulabilirsiniz. İkinci kısmı için teknik hizmet sağlayan kurumun söylediğinden farklı bir şey söylemeyeceğim size: Kanal ayarı yapmayıp -sormayıp- sonra da burada eleştiri getirmek için de olsa olsa yukarıdaki satırlarımı hatırlatabilirim size: Çok büyük haksızlık ediyorsunuz. Velhasıl güzel ümitlerle gittiğim bir konferanstan lüzumsuz şeyler yaşayarak ayrıldım. "Güzel ümitlerle", hedeflerle Arkimeet Konferansları yapıyoruz. Türkiye mimarlık ortamı için iki numara büyük. Konu kapatılmıştır.
16 Nisan 2008, 18:00Yazan: akinoktay44Önce böyle önemli bir çağdaş mimarı dinleme şansı sağladığınız için tabii ki teşekkür ederim. Ancak 19.00 da başlayacağı bildirilen konferans için salonda yerlerimizi aldığımızda, ELGİNKAN'ların hayat hikayesini perdeden sesli olarak memnuniyetle dinledikten sonra; hiçbir anons yapılmayıp,gecikme için hiçbir açıklama getirmeden sırf vakit doldurmak için aynı filmin tekrar gösterilmesi biryana; 19.20 de iyi aydınlatılmamış olan ispanyol merdivenlerinden düşmemeye gayret ederek inmeye çalışan Von Gerkan'ın, yanında eşlik eden hiçkimse olmadan salona girmesiyle "hah nihayet başlayacak" dedik. Ama bu defa da ECA'nın (?) Müdürü kürsüye davat edildi ve bizimle birlikte zavallı Von Gerkan da ECA' nın marifetleri konusundaki konferansı yaklaşık 20 dakika oturduğu yerden sabırla dinledi. Böylece 19.00 da başlayacak olan konferans saat 19.40 civarında başladı ve simultane tercüme için girişte kimlik karşılığında aldığımız kulaklıkların da görev yapmadığını öğrenmiş olduk. Çıkışta, "siz bunları dağıtımdan önce test ediyor musunuz?" soruma ; "siz bunun kanal ayarını yapmamışsınız" cevabını aldım. Velhasıl güzel ümitlerle gittiğim bir konferanstan lüzumsuz şeyler yaşayarak ayrıldım.
Aksayan birşeyler var, lutfen gelecek seferlerde birbirimize karşı daha ilgili ve daha saygılı olalım.
İyi niyet herzaman yeterli olmuyor.
16 Nisan 2008, 15:10Yazan: RedRapsodyÇok sevdiğim bir mimarı toparlayamadığım işlerim yüzünden kaçırdım. Ama yazılanları okuyunca da üzüldüm açıkçası... Ben saat 7 den sonra salona girmek istemedim.Ama anlıyorum ki yetişebilirmişim! Bu konferanslar hafta sonu yapılsa daha güzel olmaz mı, hem daha az gerginlik olur... Bu gerginlik nerden çıktı anlamadım. Böyle bir mimarı dinlemenin elbette bir bedeli var, sponsprunda katkısı çok önemli...Sponsor sunumlarının bazan çok can sıkıcı olduğunu kabul ediyorum, fakat bu konferans ücretli olsaydı birçok öğrenci katılmazdı. Umarım bundan sonraki toplantılar haftasonuda falan gerçekleştirilir, sponsorlar da biraz 'özet' sunumlar ve broşürlerle tanıtımlarını yaparlar. Arkitera, mimarlar odasının yapması gereken etkinlikleri üstleniyor çoğu zaman, önemli bir boşluğu dolduruyor, yıpratılmamalı!
16 Nisan 2008, 14:26Yazan: tümay türkmenprotestonun nedenini gayet iyi anlamışsınız ama çarpıtıyorsunuz. Geç başlaması İstanbul gibi bir şehirde elbette anlaşılabilir, kabul edilebilir. Ama bu süre içerisinde Erginkan ailesinin tanıtımını 5 kere dinlemek cansıkıcı. tepki de tam bu noktada oldu. Zaten organizasyona da birşey demedim. Yani ortada "von Gerkan harika ama organizasyon olmamış diyorsunuz!" gibi bir durum yok. ben bunu demiyorum. Von gerkan harika, organizasyon harika, sponsor ise beynimizi yedi diyorum. "Varsayalım mimar zamanında konferansını verebilecek şekilde hazır olsun. Salonun büyük kısmı 19:00'dan sonra geliyor. Bu durumda salon dolmaya devam ederken konuşmalar yapılıyor olacak!" elbette, üç kere izlettiğin tanıtıma ara verirsin, 10 dakika müzlik yayını yaparsın, ben kendi adıma huzur içerisinde beklerim. Ayrıca burası bir fikir platformu değil mi? Benzer durumlarda farklı konularda siz de eleştirilerinizi yazdığınızda benzer şekilde itham ediliyorsunuz. Ve ben inanın bu işe üzülüyorum. Nette iletişim kurmak "kolay"lıksa tabii ki kullanacağız. "Kendinizi buna göre yeniden ayarlamanız burada eleştiri yazmak kadar kolay yapılabilir bir şey bana sorarsanız." Kolay iletişim kuralım amacında değil miyiz? Bu konuyla ilgili eleştirimi kolayca yapmam sizin başarınız değil mi? Önerim hala geçerli, yazdıklarınızın farkındayım, Öğrencilerinde yükünün bir kısmını kendi adıma seve seve üstlenebilirim. Denilmek istenilen şey; sponsorların tanıtımlarını kibar, naif bir şekilde yapabileceğidir. dünkünün dozu kaçtı. Neyse umarım anlatabilmişimdir derdimi.
16 Nisan 2008, 13:35Yazan: Omer YilmazŞunu öncelikle belirtmeliyim ki Arkimeet Konferansları'nın proje koordinatörü ben değilim. Dolayısıyla Arkimeet Konferansları'nın sorumlusu olarak değil Arkitera Mimarlık Merkezi'nin yöneticilerinden birisi olarak yazacağım aşağıdaki satırları. Arkimeet Konferansları'nı bir bütün olarak düşünmeliyiz: Konuşmacı, mimarlık ortamı, salon ve sponsor; bunları bir araya getiren çimento Arkitera Mimarlık Merkezi (Ve bizimle birlikte olan diğer hizmet sağlayıcılar.) Kaç para ise konferans maliyeti biz katlanalım şu sponsor rezaletini yaşamayalım. sıtkımız sıyrıldı. enerjimiz tükendi. Çok büyük haksızlık ediyorsunuz. Dün salonda daha ötesi gerçekleşti. Konferansın başlamasından önce kısa bir alkışlı protesto yapıldı. Bu protesto kime? neye? Protesto ettiğiniz von Gerkan'dan başkası değil ki. Sonra da von Gerkan harika ama organizasyon olmamış diyorsunuz! Varsayalım mimar zamanında konferansını verebilecek şekilde hazır olsun. Salonun büyük kısmı 19:00'dan sonra geliyor. Bu durumda salon dolmaya devam ederken konuşmalar yapılıyor olacak! Pek hoş bir ortam olmaz herhalde. Mimarlar, çoğunlukla programlarını aksatırlar, toplantılar zamanında başlamaz, hep bir gecikme söz konusudur. Emin olun mimarlık ortamının hatırı sayılır oranda büyük kısmı böyle. Siz istisna olabilirsiniz. Ben de kendimi istisna kabul ediyorum. Ama bu ortamın değişmesini sağlamıyor. Ortamın değişmesi için çaba göstermek Arkimeet Konferansları'na kalsın da istemiyoruz. (Zaten ortamı değiştirmek için Arkitera olarak pek çok etkinlikte bulunuyoruz; bu konuda sanırım en son eleştirilebilecek kurumlardan birisiyizdir.) Eğer bu durumdan çok rahatsız oluyorsanız 19:20'de gelirsiniz olur biter. Şimdiye kadar neredeyse tüm Arkimeet'ler 19:30 civarında başladı. Kendinizi buna göre yeniden ayarlamanız burada eleştiri yazmak kadar kolay yapılabilir bir şey bana sorarsanız. Gelelim "parasını verelim de sponsor olmasın" kısmına: Dün akşam ki konferansın oldukça ciddi bir maliyeti var. Konferansların ücretli olması durumunda kişi başına 50 YTL'nin altına inmeyecek bir katılım ücreti gerekecektir. Konferansa katılanların yarısından fazlasının öğrenci olduğunu düşünürseniz bu önerinizin biraz insafsızca kaçtığının siz de farkına varacaksınız eminim. Konferans sonrası von Gerkan ile yemeğe gittik. Yemekte Arkimeet'leri de sorduk. Biliyordu. Daha önce gelen mimarlarla konuyu konuşmuştu. Bu Türkiye mimarlık ortamı için ne kadar güzel bir katkıdır. Dile kolay dünya çapında tanınan, bilinen 25 mimarı İstanbul'da ağırladık Arkimeet Konferansları sayesinde. Bu konferanslar sponsorların desteği ile oldu. Ve evet, yeniden: çok büyük haksızlık ediyorsunuz bence.
16 Nisan 2008, 12:35Yazan: tümay türkmensalon çok hoşuma gidiyor, çok keyifli bir sunum oldu. konferans 25 dakika geç başladı ve bu süre içerisinde toplam 5 kere aynı tanıtım filmi döndü durdu. Kaç para ise konferans maliyeti biz katlanalım şu sponsor rezaletini yaşamayalım. sıtkımız sıyrıldı. enerjimiz tükendi. Von Gerkan Çin'i ,Çin Von Gerkan'ı keşfedince , usta kendini bulut üreten kulede seyir amaçlı platform tasarlarken bulmuş. Nitelikli eserlerine ve tasarladığı mekanların kalitesi hatrına gülümsedim. saygılarımla.
16 Nisan 2008, 10:26Yazan: yasemin darbazDün akşam Arkimeet'in konuğu olan Meinhard von Gerkan bize gerçekten çok iyi bir sunum yaptı. Öyle çok proje gösterdi ki, hiç sıkılmadık. Öte yandan her proje yeni bir sürpriz, bence kendini neredeyse hiç tekrar etmeyen, aynı context içinde çok farklı ürünler ortaya koymuş bir mimar von Gerkan. Özellikle malzemeyi kullanma biçimi son derece ustaca. Ne eksik ne fazla. Verdiği yumurta örneği çok hoştu. Ama beni en çok tavlayan noktalardan biri, Picasso'nun yüzünü bir tasarım verisi olarak değerlendirmesi :) Velhasılı acaip keyifli bir toplantıydı. Çok teşekkürler Arkitera!
4 Nisan 2008, 12:26Yazan: Omer YilmazMeinhard von Gerkan'ın yapacağı konferansın konusu ne olacak acaba? Ayrıca Istanbul dışında konuyla ilgilenen mimarlarımız için daha fazla bilgi verirmisiniz? Günübirlik gelinebilir Mimarlar Odaları ile bir organizasyon yapılırsa, öyle değilmi?Arkimeet konferanslarının konusu olmuyor. Ayrıntılı bilgi için Arkimeet resmi web sitesine bakabilirsiniz. İstanbul ve Ankara Mimarlar Odası Şubeleri dışındaki tüm şube organizasyonlarına elimizden gelen desteği vermeye çalışırız.
4 Nisan 2008, 12:21Yazan: Gül KeskinGMP (von Gerkan, Marg und Partner) Architekten tarafından tasarlanan [U]Berlin Merkez Tren İstasyonu[/U] Projesi Arkitera Proje bölümünde yayınlandı.
1 Nisan 2008, 17:29Yazan: Gül KeskinTutkunun Kanatları Gerkan, Marg and Partners Mimarlık’ın, Hamburg’ta bulunan ve Elbe Koyu’nun sarp yamacında konumlanan ofisinde, toplantı odasında oturuyorum. Karşı kıyıda, şehir limanının geniş ve bir o kadar da dramatik sanayi manzarası ve günün gri zeminine karşı sürekli yer değiştiren odak noktaları, o meşgul vinçlerin devamlı işleyişleri görünüyor. Özellikle hava alanları projeleriyle bilinen ofisin böyle bir yerde, bir limanın karşı kıyısında konumlanmasını oldukça ironik buluyorum.Alman mimar Meinhard von Gerkan'ın havaalanı projelerinin tasarım ve uygulama süreçlerini konu alan haberin devamını okuma için tıklayın.
Bütün yorumları forumda okuyun!










