Arkitera E-Bültenleri

Email adresiniz yeterli
Üyelikten Çıkış
E-Bülten Arşivi
SAHINOGLU

Haberler

Forumda tartışYazıları büyütYazıları küçültBu sayfanın PDF görüntüsünü alBu sayfayı yazdırBu sayfayı arkadaşına gönderBu sayfayı rapor et

Meslek Odalarının Haleti Ruhiyesi ve Yeldeğirmenleri

Tarih: 19 Şubat 2008 Yazan: Murat Cemal Yalçıntan

Kaynak: donquijote.cc

Meslek Odaları ve Güç
Park Otel davası süreci meslek odalarının kent üzerinden yürüttükleri mücadelede ilk ve belki de en önemli kazanımdı, yaşım ve hafızam beni bir yanlışa sürüklemiyorsa. Yani yaklaşık 15 - 20 senelik bir geçmişi var meslek odalarının kent üzerinde belirleyici hale gelmesinin. Artık kent üzerinden oluşan hemen her gündem özellikle Mimarlar Odası ile Şehir Plancıları Odası'nın değerlendirmesine sunuluyor ve meslek odası yöneticileri kent gündemi üzerindeki etkilerini giderek arttırıyor. Bir zamanlar, meslek alanlarını geliştirmek, genişletmek ve meslektaşlarına daha iyi çalışma koşulları oluşturmayı misyon edinmiş, kısıtlı olanaklar içinde daha fazlasına niyetlenseler bile yetemeyen meslek odası şubeleri, giderek birer güç haline gelip çeşitli iktidar odaklarıyla kurdukları ya da kurmadıkları ilişkiler üzerinden belirleyiciliklerini arttırıyorlar. Yakın gelecek, gündemi belirleyen meslek odası yönetimlerine işaret ediyor. Tabi, meslek odalarının büyük kent şubeleri ve özellikle İstanbul şubeleri, bu kentlerde sermayenin toprak üzerinden kurulmuş ikinci döngüsünün hızla çalışıyor olması nedeniyle daha da önem kazanmış durumda. Güç meselesi devreye girince meslek odaları içindeki iktidar mücadeleleri de şiddetleniyor. Son bir ay içerisinde İstanbul’da önce Mimarlar Odası sonra da Şehir Plancıları Odası'nda gerçekleşen seçimler bu mücadelenin izlerini taşıyor.

Kitap üzerinden okunduğunda bu bir demokrasi mücadelesi. Bu anlamda kazananın her daim meslek odası olacağı izlenimi oluşuyor. Meslek alanının yeniden gözden geçirildiği ve yeni açılımlar getirildiği, giderek artan piyasa ile ilişkilerin oluşturduğu etik sorunlara dikkat çeken ve bu alanı düzenleyen, bu arada kent üzerinden kamu yararına ve kamusal alanların savunmasına / kazanılmasına odaklanan mücadeleleri kurgulayan programların oluşturulması ve tartışılması bekleniyor. Oysa Türkiye siyasetinin meslek odalarını da ele geçirdiğini ve iktidar mücadelesinin açık ortamlarda ve kulislerde yürütülen diğerleştirme, marjinalleştirme, manipülasyon ve dikotomi oluşturmaya yönelik zorlamalar üzerinden yürütüldüğünü görüyoruz.

Mimarlar Odası İstanbul Şube Seçimleri
Mimarlar Odası seçimlerini bir şehir ve bölge plancısı olarak uzaktan izledim. Bir gelenek ve devamlılık haline gelen Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu'nun kentsel mücadeleler kapsamında kamu yararı ve kamusal alanın savunulması / kazanılması yönündeki gayretlerini uzun zamandır büyük bir minnetle izliyorum. Ama aynı şekilde aynı yönetim kurulunun geniş camiasını tam anlamıyla kucaklayamadığını da, dışlandığını iddia edenlerin aktarımlarından biliyorum. Bu duruma tepki koyan bir grup meslek insanı da karşı bir oluşum ile seçimlere katılacaklarını açıkladılar bildiğiniz gibi.

Rönesans döneminden kalma bir tartışmanın “Mimarlık için Mimarlar” başlığıyla yeniden ve farklı bir kurguyla gündeme gelmesi, içinde bulunduğumuz karışık / muğlak postmodern dönemde anlamlı, keyifli ve eğlenceli aslında. Mimarlık meslek alanı, oda yönetimi ve muhalif grup için bir şey ifade etmese de, bu hayata yaklaşımım hep toplum odaklı olduğundan karşısında yer almayı tercih ederim bu söylemin. Ama çok entelektüel bir tartışmanın kapısını açtıkları için tebrik etmeyi ve o tartışmanın içine girmeyi de görev bilirim. Bu bağlamda, mimarlığın çok uzun zamandır toplumdan bağımsız tanımlanıp uygulanıyor olmasından kaynaklanan durum sorun olarak algılanıyor mu bilmek isterim.

Hiç bilmek istemediğim ve meslek odası gündemini işgal etmesinden büyük utanç duyduğum ise zorlama bir dikotomi yaratma gayreti. Bu işi toplum için yaptığı iddia edilen kesimler tarafından “Mimarlık için Mimarlar” sloganına getirilebilecek onca eleştiri varken, eleştiriyi laik-dinci, modern-geleneksel, ilerici-gerici dikotomileri üzerinden kurmak, muhalifleri İBB taraftarı ilan etmek ne büyük bir haksızlık farklı düşünen veya düşünmeye itilen insanlara yönelik! Hele muhalif grubun içerisinde İBB tarafından doğru duruşu nedeniyle görevinden sürülmüş ve geçmişte şu an iktidardaki yönetimle birlikte yönetim kurulunda ya da başka ortamlarda çalışmış “eski arkadaşlar” da yer alırken! Akıl tutulmasının yaşandığı bir seçim dönemiydi kanımca. Bir oyum olsa muhtemelen kazanan gruba verirdim İstanbul’un çok yoğun kamusal kayıplar yaşadığı bu dönemde macerayı kaldıramayacağını düşündüğümden, ama demokrasi adına, demokrasinin ancak fikirlerin çatışması haline geldiğinde işe yarar bir yönetim sistemi olduğunun bilinciyle, bu manipülatif ortamın yaratıcılarını da destekçilerini de eleştirmeden durmamalıyım.

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Seçimleri ve Şehirciler Tartışıyor Platformu
Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi seçim süreci ise bu ortamdan oldukça farklı bir manzarayla başladı. Olumlu olumsuz icraatlarıyla on beş senelik sürekli bir başkanlık dönemi, Ahmet Turgut’un geçen yıl yapılan genel seçimlere girmek üzere ŞPO İstanbul Şube Yönetim Kurulu'ndan ve Başkanlığı'ndan istifasıyla tamamlanmıştı. Bu istifanın ardından şube, kalan 8 aylık icraat dönemini P. Pınar Özden başkanlığında aynı yönetim kurulu listesi ile sürdürdü. Bir süredir geçmiş dönem yönetiminin içindeki ve yakınındaki arkadaşların yeniden aday olacağı konuşuluyordu. Yine çoğunluğu belediye kadrolarında çalışan şehir ve bölge plancılarının da seçime yönelik çalışmaları olduğu duyuluyordu. İçinde benim de bulunduğum bir grup ise çeşitli eleştiriler üzerinden yeni bir açılım ihtiyacını oda yönetimi ile paylaşıyordu.

Sanıyorum seçim sürecine damgasını vuran, muhalif olarak adlandırılan, sokağa yakın, genelde çeşitli kent inisiyatifleri altında örgütlenmiş kesimlerle, onlara yakın düşüncelere sahip meslektaşların birlikte geliştirdikleri ve meslek alanındaki sorunları, meslek odası yönetimini ve İstanbul’da olageleni masaya yatırmak üzere örgütledikleri “Şehirciler Tartışıyor Platformu” oldu. Her ne kadar önceden çalışmaya başlamış olan iki grubun seçime yakın zamanlı oluşumu1 nedeniyle seçim odaklı bulup tam güven duymadıkları bir süreç yaşansa da, bu iki grubun temsilcileri de düzenlenen forum ve atölye çalışmalarına davet edildiler, çok geniş olmasa da katılımları sağlandı ve düşünceleri kayıtlarda yer aldı. Platform kendisini konumlandırmama ama meslek alanındaki farklı görüşleri bir araya getirip tanıştırma ve tartıştırma hedefliydi. Buradan seçimlere yönelik bir aday listesi çıkarma kaygısı yoktu ama süreç içinde böyle bir talebin oluşması halinde tartışma platformundan bağımsız olarak bir ya da birden çok aday listesinin oluşmasına da açıktı ve bunu süreci başlatırken de açıkça ortaya koydu. Bu tercihte biraz da Mimarlar Odası seçim sürecinde yaşatılan yapıcı ve üretici olmayan monologlar ve zorlama dikotomilerin etkisi vardı. Meslek odasının, meslek alanının sorunları, meslek etiği ve kentsel mücadele açısından önümüzdeki çok kritik dönemde ortak aklı ve ilkeleri üretmeye ihtiyacı vardı. Zaten toplam 1.400 civarındaki üyeden güçlü bir oda yönetimi ancak açık ve katılımcı bir platform üzerinden çıkabilirdi. En genel anlatımıyla Şehirciler Tartışıyor Platformu meslek alanındaki ve İstanbul’daki kriz halinden doğan güçlü ve belirleyici bir oda yönetimi ihtiyacı ile çeşitli vesilelerle meslek alanı ve İstanbul üzerinden mücadele veren, düşünce / plan / proje üreten tüm kesimlerin son dönemde açığa çıkan enerjilerini çakıştırmayı ve tek yönlü ve akıllı olmayan bir sürecin izlerini, ilkelerini belirlemeyi hedeflemişti. Çok olumlu ve üretken bir forum ve atölyeler sürecinin ardından da buna dair ön bulgulara ulaşmış, fikirlerin tanışma ve tartışma haline olanak veren bir kurgu oluşturmayı kısmen başarmıştı. Buradan çıkan sonuçları Genel Kurul'a taşımak suretiyle Genel Kurul'u bir aklama-karalama kargaşasından, kulis çalışmalarının merkezi olmaktan kurtarabileceğine, meslek alanının, odasının ve kentin tartışıldığı bir platforma çevirebileceğine inanmıştı. Dahası, bu forum ve atölyeler sürecinin sürekliliğini sağlayacak kararlar üretilmiş, her ay bir atölye ve üç ayda bir oda yönetiminin değerlendirildiği bir forum ile hareketli bir döneme yönelik ilk adımlar atılmıştı. Tartışmalara meslek odasına üye olmayan meslektaşlar ile öğrencilerin ve diğer disiplinlerden kente dair çalışan / üreten dostların da katılımı, hepimizin daha da ümitlenmesine neden olmuştu.

Bütün gayretlere ve geliştirilen ortak ilkelere ve ize rağmen çeşitli kesimlerin karşılıklı güven sorunları Şehirciler Tartışıyor Platformu'ndan tek liste çıkmamasına neden oldu. Tek listeyi Şehirciler Tartışıyor Platformu çıkarabilseydi, bu zorlama bir koalisyona değil ortak aklın listesine karşılık gelecekti. Tabandan tavana şekillenen, akil kişilerin devrede olmadığı böyle bir liste meslek alanına ve odasına büyük bir dinamizm getirecekti. Bütün o akil kişiler de oda yönetimi kadar çalışmak suretiyle danışman konumunda meslek alanına hizmet vermeye devam edeceklerdi. Dahası oda yönetimi 7 asıl 7 yedekten oluşan bir ekipten ziyade (ki genellikle bu 14 dönem sonu itibariyle 3 - 5 kişiye iner) Şehirciler Tartışıyor Platformu'na katılan herkesin yönetimi olacağından belki de yüzlerce yönetim kurulu üyesine sahip olabilecek, adı geçen 14 kişi de bir yürütme kurulu gibi hizmet verebilecekti. Tabandan tavana ortak kaygılar üzerinden ortak ilkeler belirleyip ortak bir iz oluşturmaktan bahsediyorduk. Olamadı. Daha önceden çalışmalarını başlatmış iki grup seçime ayrı ayrı katılacaklarını açıkladıktan sonra platformun içinden çıkan ama platformun geleceğine zarar vermemek üzere ondan bağımsız kalmayı tercih eden grup da listesini hazırladı. Grupların bu kararını demokrasinin bir gereği hatta şöleni olarak görmek ve daha iyi bir oda yönetimi vaadindeki üç grubu da alkışlamak gerekir. Tek listenin denge için çok zorlayıcı bir çaba gerektireceği de açıktır. Diğer yandan iktidarlara daha iyiyi arama yolunda daima muhalefet gerekir diyerek avunmak düştü bizlere de...

Sürecin buraya kadar gayet sağlıklı ilerlediğini söyleyebilirim. Ancak programların açıklandığı Genel Kurul günü maalesef bu sağlıklı süreç Türkiye siyasetinin bildik alışkanlıklarına geri dönüş yapmaya başladı. Şehirciler Tartışıyor Platformu'ndan çıkan aday liste, forum ve atölye çalışmalarına toplumcu bir yorum yaparak seçime aday olmuştu. Henüz olgunlaşması gereken ama kapsamlı bir programa sahipti. Ancak diğer iki grubun gelecek dönem için tatmin edici bir program önerisi yoktu. Naçizane önerim, meslek alanlarını daha ileriye taşımak için meslek yönetimlerine talip olan grupların iyi çalışılmış programlarla seçimlere girmesidir. Yaptığımız ya da düşündüğümüz yapacağımıza işaret eder üslubu, yönetimine talip olunan kurumun zayıflamasına neden olur. Dahası son gün hala yönetim kurulu aday listelerinin belirlenmemiş olduğu da dikkatlerden kaçmadı.2 Programı olmayan ve isimleri Genel Kurul'un akşam üzeri açıklanan listeler seçimlere gidiyordu!

Burada Kuşbakışı ismiyle seçimlere giren, Şehirciler Tartışıyor Platformu ile doğan ama Platform'dan bağımsız olduğunu ilan eden grubun yaklaşımından övgüyle söz etmeliyim.3 Genel Kurul'dan bir gece öncesine kadar Şehirciler Tartışıyor Platformu'nda ortaya çıkan ilkeler üzerinden diğer gruplarla birleşme bekleyişini sürdüren, meslek alanı ve odası için bu yapıcı ve olgun tavrı gösteren ama bu arada olası bir yönetim kurulu aday listesini içeriden ya da dışarıdan destekleyeceğini açıklayan bir grup arkadaş ile kendi içinde tabandan tavana bir hareketi sürdüren Kuşbakışı grubu, aday adayı yaklaşık 30 kişi ile bekleyişin sona erdiği günün akşamında bir toplantı yaptı. Programı zaten Platform'dan elde edilen sonuçların toplumcu bir yorumundan ibaretti ki, tam da kentin ve meslek alanının ihtiyaçları doğrultusunda foruma katılanların gündeme getirdiği konular ele alınmıştı. Zaman olsa çok daha doyurucu ve her satırı hesap sorulabilir hale getirilebilirdi ama bu haliyle bile belki de ilk kez bu kadar kapsamlı bir program Genel Kurul sürecine taşınmış olacaktı. Çoğu genç 30 kişi büyük bir olgunlukla, cinsiyet, deneyim, mezun olduğu okul, çalıştığı kurum, mensubu olduğu grup vb. çeşitli kriterlere de hassasiyet göstermek suretiyle 14 kişiye çekildi. Toplantıya katılan 30 kişi yürütmeyi hep birlikte üstleneceklerini ve yönetimi de Şehirciler Tartışıyor Platformu'na bırakacaklarını deklare ediyordu. Başkanlık sistemindense 14 başkanlı, çalışma gruplarının ve atölyelerin de söz sahibi olacağı bir sisteme gönderme yapıyordu. Toplantı gecesi demokrasi çokça oradaydı. Ertesi gün yapılan Genel Kurul sürecinde de bu eşit adaylar hali 14 adayın 11’inin konuşmasıyla desteklendi. Konuşmalar eski yönetimin eleştirisi üzerine değil, Platform'un çıkardığı sonuçlar ve çözüm önerileri üzerine yapıldı. Gün boyu yapıcı eleştiri sürdürüldü. Seçim günü ise pankart, afiş, poster, süreç ve program anlatımı gibi meşru yöntemlerle seçmenden oy istendi.

Yeldeğirmenleri
Seçim öncesinde arkadaşlara yeldeğirmenleri ile karşı karşıya olduğumuzu ve kazanamayacağımızı kendi görüşüm olarak iletmiştim. Zaten çok az zamanda yeterince büyük işler başarmıştık. Muhtemelen onlar da bunun farkındaydılar ki seçim sonuçlarını hep birlikte büyük bir olgunlukla karşıladık ve hemen Şehirciler Tartışıyor Platformu'nun devamı için fikir üretmeye koyulduk.4

Yeldeğirmenleri derken tam da Don Kişot’un mücadele ettiği yeldeğirmenlerinden bahsediyorum: Alışkanlıklardan, alışkanlıkları korumaya yönelik muhafazakarlıklardan, dolayısıyla alışkanlıkları yıkmaya çalışanlara karşı marjinalleştirmeden ve bunları yaparken uzun yıllar iktidarda olmanın verdiği güç ve ilişkilerden faydalanmaktan bahsediyorum. Bunlar aslında altında kötü niyet aramanın gereksiz olduğu; kurup büyüttüğü kurumu koruma güdüsüyle de yapılabilecek eylemler. Ama bildiğim odur ki, koruma güdüsü muhafazakarlığa neden olur ve gün gelir ilerlemenin önüne engel oluşturur. Yeldeğirmenleri ancak ve ancak Şehirciler Tartışıyor Platformu'nun ya da bir benzeri hareketin büyümesi, olgunlaşması, meşrulaşması ve kurumsallaşması ile yıkılabilir, ki bu halen önümüzde bir görev olarak duruyor. Tabi, bu görevi bu platformla ifa edip edemeyeceğimiz de henüz bir soru işareti. Platform içinde kapsayıcılık üzerine tartışmalar sürüyor. Seçimlere katılmak ve yeldeğirmenlerine karşı mücadele etmek bir kısım genç-yaşlı arkadaşımızı öfkelendirdi ve yeldeğirmenlerinin marjinalleştirme tavrı Platform içinde de benimsenmeye başlandı. Şahsi kanaatim, bu yolda ilerlenirse Platform'un da yeni bir yeldeğirmeninden başka bir şeye dönüşmeyeceğidir! Bu süreci, şu an meslek odası yönetimini kazanan ve yeldeğirmenleri olarak tanımladığım arkadaşların da iyi okuması ve yeldeğirmenlerini yıkmaya niyetlenmeleri önemlidir. Nihayetinde, insanın kendi kendini yok etme hali gündelik hayatta ve dünya tarihinde çokça örneğe sahiptir. Bu, ancak, insanın yapılması gerekene kendisinden daha çok inanmasıyla mümkündür. Bu da, meslek odası tartışmasında, hem daha kapsayıcı ve temsili hem de daha güçlü bir yönetim oluşturmaya karşılık gelir.

Neden yeldeğirmenleri benzetmesini yaptığımı ise ayrıca açıklamalıyım. Öncelikle, ortak liste çalışmalarının, bu sözcüğü pek kullanmak istemesem de (dönüşmesi nedeniyle) “pazarlıklarının” göbeğinde yer alanlardan birisi, bugüne kadar öğretim üyesi kimliğiyle meslektaşların hemen her kesimi ile yakın ilişkiler içerisinde bulunmuş, zamanında mevcut oda yönetimi ile birlikte çalışmış ve son dönemde sokağa da inmiş olan bendim. Özellikle eski yönetimin devamı listenin, görüşmelere gösterdiği direncin önemli kısmının Şehirciler Tartışıyor Platformu'nun önerdiği biçimiyle ben dahil akil dostların yönetim dışında kalması halinden ve bunun ciddi bir deneyim sorunu yaşatacağı iddiasından kaynaklandığına şahidim. Bu deneyim ısrarının bizleri götürdüğü nokta maalesef “odacılık”tır ki, bunun da zararlarının yararlarından çok olduğu çokça gündeme getirildi çeşitli ortamlarda. İkincisi, çok ciddi bir tercihle karşı karşıya kaldı yeldeğirmenleri: Öyle ki bugüne kadar kulislerde ve kapalı kapılar ardında yine akil adamlar tarafından yapılan liste çalışmaları bu kez herkesin gözü önünde ve tabandan başlayarak yapılacaktı. Bunun belli kişiler için dışlayıcı bir yapıya dönüşmesinden çekinildi sanıyorum. Oysa o kişiler uzunca bir süredir belli kişi ve grupları haklı haksız çeşitli çekincelerle zaten dışlıyorlardı! Dışlamak kavramını da açmak gerekir belki: Bu insanlar bir şekilde odaya uzak tutuluyorlardı / kalıyorlardı. Tabandan tavana bir hareketin bu sorunları aşabileceği nedense hiçbir zaman düşünülmedi! Üçüncüsü ve en can sıkıcı olanı marjinalleştirme hareketiydi: Necati Uyar’ın da çok yanlış ve manipülatif saptamalarla Evrensel Gazetesi'nde yazmaktan çekinmediği gibi seçimler yine bir dikotomiye bağlandı ve ilerici-gerici, çağdaş-modern ikililerine bağlandı. Arada kalan ve sözü çok edilmeyen ama aslında seçimlerin ikincisi genel kurulun açık ara galibi olan Kuşbakışı da gericilere karşı ilericileri bölen marjinal grup olarak tanıtıldı!

Bu son saptama Türkiye demokrasisi için önemli. Dolayısıyla biraz daha açılmalı: Bizler gerici bir grup görmedik Genel Kurul sürecinde. Belediye çalışanları odaklı Reform grubu da en az bizler kadar meslek alanına sahip çıkmaya çalışan genel olarak genç ve heyecanlı bir gruptu. Gördüğümüz kadarıyla onların da içinde bir demokrasi mücadelesi sürüyordu ve listeye son anda giren birkaç kişiye karşı da ciddi tepki oyu kullanıldı. Yok sayıldıklarını, var olmak istediklerini, mağdur olanın yanında bizler kadar durmak istediklerini söylüyorlardı. Evet, söylentiye göre belediye tarafından destekleniyorlardı ve çeşitli baskılar oluşuyordu belediye çalışanları üzerinde. Ama neticede bu grubun içerisinde çağdaşlığına laf ettirmeyeceğim öğrencilerim, aklına ve toplumculuğuna laf ettirmeyeceğim meslektaşlarım da bulunuyordu ve tanıdığım kadarıyla “gerici” ya da “belediye borazanı” yakıştırmasını hak etmiyorlardı. Kanımca eleştirilmesi gereken yönleri uzunca bir süredir çalışmalarına rağmen tatmin edici bir programları olmaması, Genel Kurul sürecinde kendilerini iyi ifade edememeleriydi. Herhangi bir seçimi karşıt gruplar üzerinden çalışmak, ister istemez karşıtları hiç de temsil etmedikleri marjinal uçlara götürüyor ki, bu demokrasi adına uzun yıllardır bu coğrafyada aşamadığımız bir sıkıntı. Kuşbakışı grubu böyle bir karşıtlığın içerisinde yer almamaya gayret etti ve kendisini hiçbir zaman gericilerin karşısında ya da ilerici bir güç olarak tariflemedi. Dolayısıyla ilericileri bölen bir pozisyona da aslında düşmedi! Bu, yeldeğirmenlerinin seçim günü evinde oturmayı tercih edecek kesimleri oy kullanmaya getirebileceği tek stratejiydi ve aslen normal şartlarda evde oturmayı tercih edecek meslektaşların meslek alanına ilişkin bir talepleri / düşünceleri de yoktu! Seçim sonuçları tam da beklendiği gibi mevcut oda yönetiminin devamı niteliğinde ve bir kısmı akil insanlardan oluşan bir yönetimi göreve getirdi. Deneyimli olduğu kadar tertemiz genç arkadaşların da içinde bulunduğu bir listedir seçimi kazanan grup ve görevlerini hakkıyla yerine getireceklerine yönelik bir şüphem yok. Gerçi aralarındaki akil dostlar kapalı yöntemlerini uygulamaya devam ettikleri sürece daha önceki dönemlerde de olduğu gibi azalmaya ve yalnızlaşmaya devam edecekler yönetim dönemlerinin sonlarına doğru, ama deneyimleri bu işi kotarmaya yetecektir. Önceden ilan ettiğim gibi Platform'da oluşan ilkeler doğrultusunda yönetildiği sürece meslek odasının her daim yanında olacağım ve üzerime düşen görevleri yapacağım. Seçilen arkadaşlarımızı da kutluyorum.

Son Söz
Ancak altı çizilmesi gereken ciddi bir sorun var: Meslek odalarını gericilerden koruma yaygarası devam ediyor. Bunu körükleyenler var. Bunu körükleyenlerin kapalı kapılar ardında geliştirdiği meslek odası stratejileri ve ilkeleri var. Açık ve ilerici yöntemleri / süreçleri potansiyel tehlike olarak gören gözlükleri var. Türban meselesine benzeyen, Türkiye siyasetinin son 15-20 yılına damgasını vuran bir hal aslında. Orada bir yerlerde birileri var bizler için düşünen ve geleceği öngören, düşünmemizden hazzetmeyen, düşünmemizi gerekli bulmayan ve düşünmemizin önüne gericilik öcüsünü bıkıp usanmadan koyan. Yazının giriş bölümüne dönünüz ve üzerinden düşünmeye çalışınız; bu garip ve ilerlememizi engelleyen kurgunun açıklamasını muhtemelen güç ve iktidar ilişkilerinde bulacaksınız.5

1 Aslında bu fikir sonbaharın başlarında oda yönetimindeki arkadaşlarla görüşülmüş ve oda yönetiminin böyle bir süreci başlatması gereği bizzat tarafımdan önerilmişti. Oda yönetiminin her ne sebeple ise bu ortama zemin hazırlamaması, seçimlere az kalmış olsa da, seçim kaygısı olmaksızın, elde edilen sonuçları genel kurula taşıma amacıyla bu süreci başlatmamıza neden oldu. Ama, evet, bu yönüyle aksi yöndeki bütün gayretlerimize karşın seçim odaklı bir görüntü oluşturdu. Ve, yine evet, seçimlere bütün ortaklaşma denemelerini yaptıktan sonra da olsa Platform'dan doğan bir grupla katılmamız da bu görüntüyü gerçeğe çevirdi.

2 İddiaya göre öğle yemeğinde bu iki grup - mevcut oda yönetimi ile Reform grubu - arasında birleşme görüşmesi yapılmış ancak bu başarılamayınca iki liste açıklanmıştı. Genel Kurul'un verdiği öğle arasından iki grubun da yaklaşık 45 dakika gecikmeyle salona gelmesi bu iddiayı güçlendiriyor. İddiaya göre yazmaktan çekinmiyorum: Bakınız Necati Uyar’ın Evrensel Gazetesi'ndeki yazısı... İddia yanlış ise özür dilerim!

3 Hemen açıklayayım: Seçimler sürecinde bu grubun içinde bulunmuş olmam yanlı bir görüş yazmamı gerektirmez. İnanmayı deneyin lütfen. Zaten bu yazıyı yazdığım gün itibariyle güç mücadelesinin bu grubun belirli öğelerine de yansımış olduğuna inandım ve Kuşbakışı grubundan ve Şehirciler Tartışıyor Platformu'ndan ayrıldım. Yine de bu grubun doğru yöntemin peşinde koştuğunu düşünüyorum ve sürecin en başından beri desteklediğim yöntemi hala destekliyorum. Güç mücadelesinden arındığına inandığım anda gruba geri dönmekten de imtina etmem.

4 Seçim sonuçlarına göre mevcut yönetimin devamı niteliğindeki liste ortalama 235, Kuşbakışı grubu ortalama 160, Reform grubu ise ortalama 120 gibi oylar aldı. Katılım oranı ise % 45 civarındaydı ve sanırım rekor düzeydeydi.

5 Bu yazı her daim sürdürdüğüm ve sürdüreceğim açık tartışmanın bir parçası olarak algılanmalıdır. Bu sürecin başından beri taraf olduğum tek şey meslek alanının, meslek etiğinin, meslek odası yönetiminin ve programının açık bir süreç içerisinde tarif edilmesi ve tartışılmasıydı. Bununla oluşacak ortak aklın yaratacağı tahakkümün en azından vasatı yakalamamıza yardımı olacağına hala inanıyorum. Vasata dokunmadan ideale ulaşılabileceğine inanmam. Bu yazı da aynı taraflılığın bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Bu şekilde değerlendirilirse, verilecek her yanıt üzerinden tartışmaya açığım. Ama bir gruba mal edilecek ve yine dikotomilere taşınacaksa, yeldeğirmenlerine karşı bir savaş ilanı olarak alınacaksa, artık tartışmak istemiyorum, açıklama yapmaktan yoruldum, alacağım bu tarz yorumları yanıtlamayacağım.

Konuyla İlgili LinklerYorumlarYorum Sayısı: 520

26 Ağustos 2008, 15:38Yazan: Aslı Özbay"... Hem ülkemiz mimarlığı, hem de mimarlık mesleği açısından çeşitli sorunlar yaşatacağından kaygı duyduğumuz bu proje elde etme yöntemine ilişkin sakıncaları ortaya koyarak ilgilileri uyarıyor; bu uyarılara yönelik gelişmeleri izleyeceğimizi ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacağımızı bildiriyoruz...." | Mimarlar Odası Genel Merkezi | Mimarlar Odası genel merkez yönetimi, Frank Gehry'nin Tepebeşı'na tasarladığı kültür merkezi ile ilgili olarak yayımladığı basın duyurusunu bu ifadelerle bitirmiş. Gehry'i, mimarisini beğenmeyebilirsiniz. Tarzını nerdeyse "tipleştirmiş" olmasını eleştirebilirsiniz. Bir Gehry yapısının yerinin İstanbul olup olmadığını da tartışabilirsiniz (Uğur Tanyeli, Arredamento önsözlerinden birinde bu konuda güzel bir yazı yazmıştı). Bunların hepsi "mimarca" tartışmalar içine girer. Ama Gehry gibi bir mimari kişilikten yola çıkarak, oda yönetiminin dile getirdiği düşünceler için ne denir ki... hadi en hafifinden "traji-komik" diyelim de sorumlu bürokrat kadroyu fazla üzmeyelim :A Sevgili Kadri Atabaş, bu basın duyurusu üzerine bir yazı gönderdi. Bu yaz sıcaklarında biraz yüzümüzü güldürsün diye, iznini alarak aşağıya alıntılıyorum: "... Eğer yazıyı okursanız, Mimarlar Odası'nın aslında sanıldığı ve iddia edldiği kadar abuk bürokrat bir kadro tarafından yönetilmediğini göreceksiniz. Mizah yeteneği gerçek-üstü ögelerle bezenmiş, ancak imge yeteneği sahibi kişilerin çözebileceği bir birikim düzeyine gereksinim duyan bu metin sizleri de gururlandıracaktır. Ben bile o kadar etkilendim ki, yazı biçimim değişti. Sizleri tanıdığım için, şöyle gereksiz ve absürt soruların aklınıza geleceğini düşünüyorum: - Ağa Han ödülü alan lise mezunu Nail Çakırhan'ı yere göğe sığdıramayan, tüm mimarlara örnek gösteren efsanevi başkanı, Oda şimdi red ediyor. Ben sevindim ama kurumsal olarak durum garip değil mi? - Yani sizce Frank amca yanında çalışan muhtemelen yüzlerce mimara projede imza açsa ve kendisi "abi" olarak kalsa, bizim gerçek-üstücüler ne yapar? (tabii bunu, Frank abi'nin diplomasının denkliği peşine düşen mizahcılar için söyledim.) - Bence asıl gerçek-üstü öge, mimarisini global dünyanın eleştirisine açmış, o globalizmin simgelerinden birisinden istenen belgeler, uyulması gereken yönetmelik listeleri... Sanırım bizimkiler o kadar gerçeküstü bir düzeydeler ki, bu global bürolardaki iş bölümlerini, oluşan yapıları bilmiyormuş gibi yaparak mizah yapıyorlar. Onları da bizim yönetmelik mantığında "mimar dediğin tek kişilik ordudur, şirket bir anomalidir" kapsamında tabiidir ki düşünmezler. Aman tanrım, yoksa öyle mi düşünüyorlar? - Hatırıma geldi: Acaba Frank abi 60 yaşın altında olsa idi, onu da meslek içi eğitime tabi tutarlar mıydı? - Sahi şu ana kadar başta İstanbul olmak üzere bir yığın yerde yabancı mimarlara hazırlatılan projelerde ne yapıyorlardı? Şu meşhur AB hizmet birliğinde kapılar açılırken,1995'de ne yapıyorlardı? Nerede idiler? - Acaba aslında Mars'ta yaşarken, dünyada yaşarmış gibi davranmak nasıl bir duygudur?..." Kalemine sağlık Kadri :D Bu durumları 'ti'ye almayıp da ne yapacaksın ki... Birkaç ay önce ulusal sergi'ye yaptıklarını (http://forum.arkitera.com/yarismalar-oduller/17664-11-ulusal-mimarlik-odulleri-3.html), şimdi de bunları okuyunca, seçim sürecinde seçtiğimiz sloganın ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha kavradım. Yine hatırlatmakta yarar var = Mimarlığa Yol Açın!!

18 Haziran 2008, 09:40Yazan: yilmazGerçek neden başka yerde. Geçen seçimlerde Mimarlar Odası yönetimi geçmişte görülmeyen Mimarlar Odası gelenekleri ile bağdaşmayan şiddette bir kampanya yürüttü. Bundan daha önceki, dönemlerde seçime katılan rakip gruplara son derece saygılı davranılır, delege listelerinde karşı gruptakilere de yer verilir, seçim sisteminin çarpıklığından kaynaklanan ve temsiliyeti düşüren, mimarların büyük bölümünü oda çalışmalarından uzaklaştıran durum böylelikle kısmen de olsa giderilirdi. Bunun dışında da yeni aday olanlara "taze kan" gözüyle bakılır ve yeni katılımlar teşvik edilirdi. Aynı listeyi tekrar tekrar çıkartmamaya özen gösterilirdi. Bu seçimlerde MİM grubu geniş bir yelpazeden bir liste oluşturdu. Bu listede yaptıkları mimari proje çalışmalarıyla tanınanlar, akademisyen olarak yıllarca öğrenci yetiştirenler ve saygın çalışmalar yapanlar, demokrasiden, insan haklarından yana sol yelpazede yer alan sivil toplum örgütlerinde faal görevlerde bulunanlar, yerel yönetimlerde görev yapıp bugünkü Akparti yönetimini eleştirdikleri için görev yerleri değiştirilenler, mimarlık alanında gençlere yönelik yaptıkları çalışmalarla yıllardır tanınanlar, mimarlık alanında yaptıkları saygın yayınlarla, kitaplarla tanınanlar.... ve buna benzer konumlarda çok sayıda kişi Mimarlık İçin Mimarlar grubu listesinde yer alıyordu. Bu gün seçimi kazandığı düşünülen yönetim (bunu şüpheye düşüren beş farklı neden var) tüm bunlara karşı tek maddelik bir saldırı düzenledi. ONLAR AKPARTİLİ, AKPARTİ TARAFINDAN DESTEKLENİYORLAR! Bunun nasıl büyük bir yalan olduğu ortada. Neden bu yola başvuruldu? Neden bu yalan kampanyası devam ediyor? Çünkü sebebi başka yerde. Mimarlar odası geçmişteki maaşları bile zorlukla ödeyen meslek odası değil, artık çok büyük bütçelerle yönetiliyor. İcra tehditleri, büro tescil belgesi vermeme tehditleri...özellikle Akpartili yerel yönetimlerle yapılan "habersiz imzalı" protokoller büyük bütçelerle sonuçlandı. Mimarlar Odası Yönetimi geçenlerde onbirbuçuk trilyona Karaköy'de bir bina satın aldı. Sadece satın alma işi değil, satın aldıktan sonra da bu durum uzun süre gizlendi, saklandı. Meslek odaları Kamu Kurumu Statüsünde Meslek Kuruluşlarıdır. Ancak, kamu kuruluşu niteliğinde olmalarına rağmen bir farkları vardır: devlet ihale yasasından muaftırlar. Yani hem kamu kuruluşu niteliğindedirler hem de kamu kuruluşlarının tabi olmakla yükümlü oldukları devlet ihale yasasından muaftırlar. Yani, yasanın getirdiği "şeffaflık" bir zorunluluk değildir. Kendi iç hukukları kapsamında harcamalarını yaparlar. Denetim mekanizmasını oluşturan Denetleme Kurulları Yönetim Kurulları ile aynı listelerden seçilirler. Yani denetleyici ile yönetici aynı listedendir. Rejim bu duruma özellikle göz yummuştur. Ayrıca artık gelenekler de bir kenara bırakılmış, katılımı ve şeffaflığı arttırmanın bir yolu olan rakip gruptakileri delege listesine koymaktan da vazgeçilmiştir. Genel kurul yapılalı henüz bir kaç ay olmuştur. Genel kurulda bu konu görüşülmemiştir. Halbuki bu konu gündeme getirilebilir. "Arkadaşlar şu kadar paramız var. Bir bina elde etmek istiyoruz ne diyorsunuz?" denilebilir, farklı görüşler değerlendirilir ve bina elde etmek için geniş katılımlı bir komisyon kurulabilirdi. Tüm bunlar yapılmadı. Satın alma sürecinde şeffaflık sağlanabilirdi bu da yapılmadı. Satın aldıktan hemen sonra üyelere bu durum duyurulabilirdi bu da yapılmadı. Satın almak yerine bir yarışma düzenlenebilir, gereksinimelere göre oluşturulmuş bir program kapsamında mimarlara yakışan bir bina elde edilebilirdi bu da yapılmadı. Satın almak yerine geçmişte olduğu gibi tahsis yoluyla bedel ödemeksizin bir tarihi yapı alınabilir, elimizdeki parayla bu binanın restorasyonu ve topluma tekrar kazandırılması sağlanabilirdi bu da yapılmadı. (Dış Karakol tahsistir, geçmişte İbrahim Paşa Medresesi Mimarlık Vakfına tahsis edilmiş ancak parasızlıktan onarımı gerçekleştirilememiş ve iade edilmişti.) Lütfen Mimarlara Mektup'da çıkan ve MİM grubuna saldırmaya devam eden yazıyı yukarıdaki yazının süzgecinden geçirerek okuyun. Sorun Akparti filan değil başka yerde.

17 Haziran 2008, 20:51Yazan: Omer YilmazHasan Cevad Özdil'in MO İstanbul Şubesi'nin propaganda aracı Mimarlara Mektup'un bu sayısında "Taşkışla'da Mimarlar Odası" başlıklı yazısını okumanızı öneririm. Hala kendilerini sorgulayacaklarına "hıı bunlar da MİM'ci, vurun kahpeye" yapıyorlar. Mimarlar Odası'nın yerin dibine geçmesine sebep olan bunlardır; söyleyince "aman Oda'ya laf etmeyelim, mevcut yönetim diyelim!" deniyor. Yahu bu şahsiyetler ile Oda artık tek vücut. Ve bu Oda mimarların odası değil, odacıların odası. Hadi artık mimarlık ortamı silkelen ve bunu gör.

28 Mayıs 2008, 10:01Yazan: yilmazÖncelikle star mimar kelimesini yanlış bulduğumu söylemek isterim. Çünkü ortada bir konulan durum yok bir çalışma vardır. Star diye adlandırılan meslektaşlarımız, istisnalar dışında –ki sayıları fazla değil- çoğu kez kendi çabalarıyla mimarlık alanında varlık göstermeye çalışmış ve bu alanda da başarılı olmuş kişiler. Yani projelerine baktığıımız zaman iki dakikada eskinin çekmece yeninin copy/paste/strech komutları yöntemi ile yapılmadığı anlaşılan projeler. Arkalarında ciddi çalışmalar araştırmalar var ve bunlarda mesleğimizi onurlandırıyor. Dolaysıyla da mesleğin büyük çoğunluğunun tasarımdan ziyade yukarıda özetlediğim metotlarla projeler yaptığı ve çoğu kez de kentin canına okuduğu bir ortamda farklı bir varlık göstermeye çalışıyorlar. Ünlü boyalı kuşun hikayesini bilirsiniz romanda yazar farklı olana saldırılmasının hikayesini anlatır. Sırf farklı bir renge boyandı diye linç edilen kuşları anlatır. Sizin yazınızda da o farklı olanı linç etme var. Faşizm’in temelinde de tüm diktatörlere boyun eğmede de… Bir proje yapmanın çeşitli yolları vardır ama böyle zorlu bir yola saparsanız emin olun yanınızda çalışandan çok daha fazla siz ağlarsınız ve ağlamanızı da gösteremezsiniz. Proje eğer iddia taşıyorsa, ülkemizde normal koşullarda çok zor para kazanır. Çünkü onun süresi, emeği, maliyeti çekmece/strech projeleri ile karşılaştırılamayacak boyutlardadır. Sonucu da kesin olmadığı gibi belediyeler de yüksek ücretler ödemezler. Yüksek ücret görülen durumlarda da ülkemizde başka hesaplar vardır. Sonuçta bu alanda çok deneyimli bir meslektaşımızın deyimi ile çok az örnek dışında proje işi Türkiye’de sıkca maliyetine çokca da zararına yapılan bir iştir. Eğer iştahınız hala daha kabarıyorsa bu projelerden birisinin ücretini ve karşılığında yapılan masrafı (emeği bile demiyorum) öğrenin, iştahınız kaybolacaktır. Şimdiye kadar hep öyle oldu. Yanlarında çalışan mimarların önleri diğerlerine göre daha açıktır, eğer buna inanmıyorsanız son yıllarda yapılan yarışmalarda alınan sonuçlara bakın, çoğunda bir “star” mimarın yanında önceden/şimdi çalışanını görürsünüz. Çünkü mimarlık sevgisi bulaşıcıdır. Her sevgi gibi de ağır bedelleri vardır, bunların içinde gözyaşları vardır, acılar vardır. Sevgi acımazsızdır. Önce kendinize sonra da yaptığınız için yani sevdiğiniz için onunla ilgili herkese karşı. Ustalar çıraklar bu terimlerin artık kullanılmadığını düşünüyordum. Ama kullanmışsınız o zaman cevap vereyim. Son derece özürlü bir eğimden gelen binlerce meslektaşımız var. –ki diplomalarının geçerliliği bile uluslar arası düzeyde sorunlu- Ama yine de ustalaşıyorlar ve ustalarını geçiyorlar. Bunu görmemek mümkün değil. Ancak süreç beklenen kadar ne kolay ne çabuk. Eğer bir ayda edinilecek tecrübe varsa söyleyin otuz yıl sonra bile onu almak için bir ayımı vermeye razıyım. Eğer mimarlar odasında bir şey üretmek diye o abuk “MSG” programını söylüyorsanız üretmemiş olmaları çok daha iyi. Ayrıca sandığınızın aksine star diye bilinen mimarlar bu gün mimarlar odasının ana çalışma akslarını oluşturan kazanımları sağladılar –mimarlar odasında oldukları sürece- Size bir örnek muhtemelen Ulusal Mimarlık Ödüllerinin sizin o demir atmış tayfanın işi olduğunu zannediyorsunuzdur. Hayir bu ödüller odaya ve mesleğimize Hasan Özbayların grubunun yönetimde olduğu dönemde kazandırıldı. Bu örnekleri çoğaltabilirim ve sonuçta da “odayı bugünkü haline star mimarlar getirdi” gibi bir sonuca bile ulaşabiliriz. Her ne kadar bu saptama genel kanıya bir tokat olsa da… Gazetelere verilen reklamların paraları çok zor şartlarda toplandı. Ve emin olun bu sadece mimarlığa olan sevginin küçük bir bedeli… bundan çok daha fazlası her gün bürolarda ödeniyor. MİM Grubu çabalamıyor, sadece sizi kurtarmaya çalışıyor. Herşeyi gizli saklı yürüten, baskıcı, mesleğimize ve yaratıcılığa karşı terör uygulayan bir yapıya karşı toplumsal muhalefet çizgisi oluşturuyor. Baskı olduğu sürece yada varlık nedeni olduğu sürece MİM grubu da yada başka gruplar da olacaktır. Rant hesabı diyorsunuz bu muhalefet çizgisinde yer alan arkadaşlarımızın hiçbirisinin böyle bir şeye ihtiyacı yok ki. Onlar zaten sizin deyiminizle “star”. Sermaye filan koyan da yok. Konuya bu açıdan bakan da. Siz cahilliğinizi ortaya dökmüşsünüz... Sadece daha demokratik, daha katılımcı, daha geniş kesimleri temsil eden ve mimarlığı savunabilen bir yönetim kurabilmek amaç, yoksa sizin şimdi yaptığınız gibi “tekkeyi ve tekkedekileri mimarlığı yok etmek pahasına savunmak değil.” -hemde geçen seçimlerde olduğu gibi tekkenin parasıyla ve personeliyle- (Bu tekke kelimesi de nefret ettiğim bir kelimedir. Bir yapıyı değil o yapının içinde oluşan klikleri anlatır.) Özellikle de yapılan işlere bakınca tek bir şey söyleyebiliyorum: MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN.

27 Mayıs 2008, 23:19Yazan: ex Cathedra...Bu genç nesil ile iş oldukça zor...

Merhaba,

Uzun zamandır düşündüğüm bir konuyu çok etkili olarak ifade ettiniz.

Teşekkürler.

27 Mayıs 2008, 22:26Yazan: Omer YilmazEkşi Sözlük'teki son mesaj şöyle: mimarliga yol acin akp'li belediyelerin istah kabartan projelerinden en cok nasiplenecek olan star mimar imajli kisilerin bosa cikan ve secim sirasinda gercek yuzlerini gostermis harekati. adama sormazlar mi madem mimarliga yol acin diye bir sloganla ortaya cikiyorsun da; sen kendi buronda calisan comez mimarlardan kac tanesinin onunu aciyorsun? o kadar yarisma kazanip belediyeden dunya para tutarindaki projeleri kapiyorsun da o comez mimarlara kac para oduyorsun? buronda calisan o comez mimarlardan kac tanesi hungur hungur aglamadan bir hafta geciriyor? kac tanesine gercek anlamda bir meslek egitimi veriyorsun?bildiklerini tam anlami ile ogretiyorsun? benim bildigim mimarliga yol acmanin en birinci yolu olan, "cirak ustayi gecmezse meslek yok olur" felsefesini ne kadar benimsiyorsun?o ciraklarin ilerde bana rakip olur dusuncesi ile, aslinda bir ayda edinebilecekleri mesleki tecrubeyi kendilerini sirf teknik ressam olarak kullandigin icin bes yilda edinmelerinin sebebi de sen degil misin? sen once kendi isyerinde mimarliga yol ac da biraz inandirici olsun degil mi? bahsi gecen star mimarlarin kac tanesi acaba mimarlar odasinin bugune kadar yaptigi calismalara katilip bir seyler uretti? oda yonetimin cok eski mi olmasi onemli olan yaptigi isler mi? sanki bu eski oda yonetimi babadan ogula gecen bir sistemle orada duruyormus ve her donem kendilerini secimle secen insanlar gene mimarlar degillermis gibi carpitici beyanlarla ortaya cikmis bu harekat, elbetteki onumuzdeki donemlerde de cabalamaya devam edecek, ancak basarili olur olmaz mi orasi bilinmez. ayrica gazetelere ilanlar, delegelere gonderilen smsler tipki milletvekili secimleri gibi amacin sadece hizmet degil, buyuk bir rant hesabi oldugunu da ortaya koymuyor mu? eger isin ucunda para goruyorsan, belli bir miktar para harcayarak boyle faaliyetler yaparsin.simdilik koydugun sermayeyi alacak basariyi saglayamadin uzgunum senin adina. Bu genç nesil ile iş oldukça zor. Hala Oda'nın bir değeri olduğunu düşünenlere :) ... Genç arkadaşımızın SMS ve rant konusunda yazdıkları oldukça doğru ama aklı fazla karışık. SMS'leri kimin gönderdiğini rantı kimin yediğini dahi hiç bilmeyecek kadar...

17 Mayıs 2008, 21:41Yazan: icmimar_ibobence odalar hakimiyeti korumalı bu konudaki fikrim bu benim...

14 Nisan 2008, 01:04Yazan: luminaİlerlemeci bir zaman kavrayışına ters hocam öyle zaman-mekan bükülmeleri filan :)

14 Nisan 2008, 00:55Yazan: Omer YilmazÖnce Lost'u anlatmak lazım bizimkilere :D

14 Nisan 2008, 00:41Yazan: Murat Artu"LOST" Dizisi gibi.... Acaba ne olacak ? Ben ne yapmalıyım ? Babanıza yaptığınız gibi yapmayı deneyin, Kendiniz olun .

Bütün yorumları forumda okuyun!
ARTISTA
Takvim
<<Kasım 2008>>
Pzt Sal Çar Per Cum Cmt Paz
          1 2
3 4 5 6 7 8 9
10 11 12 13 14 15 16
17 18 19 20 21 22 23
24 25 26 27 28 29 30
Haber Bölümleri
Haber Kategorileri
Yayınlanan haberlere günlük olarak yukarıdaki takvimden, haberlerin kategorilerine ise aşağıdaki listeden ulaşabilirsiniz.

Ürün Tanıtımı

ALTYAPI INISIYATIFLERI