''Ankara'nın yaşadığı tahribat ve özensiz değişim karşısında, artık özel bir 'başkent yasası' yla imar edilmesi gerektiği; başkenti yönetmenin sadece kent halkına değil, ülkeye karşı da 'ulusal sorumluluk' olduğu anımsatılmaktadır...''
Bu vurgulama, Mimarlar Odası'nın temmuzda ev sahibi olacağı İstanbul-Dünya Mimarlık Kongresi'ne ulusal hazırlık olarak düzenlenen Türkiye Kongreleri'nin 28 Mayıs 2005 tarihindeki Ankara toplantısına ait 'sonuç bildirgesi' nde yer aldı. Bir 'başkent' teki tüm yükümlülüklerin, tek başına yerel demokratik süreçlerle değil, aynı zamanda 'ulusal kararlar' la yerine getirilebileceğinin altı çizildi.
Katılımcı yükümlülük
Bu nedenle, diğer dünya başkentlerindeki gibi, Ankara'nın da kendi 'yasa' sına kavuşması gerektiği belirtilen bildirgede, vatandaşların 'ortak başkentleri' üzerindeki haklarını gözetecek bir hukuksal düzenlemenin 'ivedi' olduğu dile getirildi.
Buna dayalı değerlendirmelerde ise Ankara'nın hem tarihsel merkezlerini hem de Cumhuriyet dönemi mimari ve kentsel değerlerini geleceğe de yaşatarak aktarmayı sağlayacak bir başkent yasasının temel ilkeleri de şöyle özetlendi:
''Tüm kentin bir bütün olarak ve özellikle imar kararlarında bilim ve meslek kurumlarının da sorumluluk üstlenmelerini sağlayacak, yerel ve merkezi yönetimlerin ortak yükümlülüklerine dayalı bir düzenlenme gerekmektedir...''
Modern, 'belleksiz' olamaz...
Uluslararası Mimarlar Birliği'nin (UIA) İsta nbul'da gerçekleştireceği 'Kentler ve Mimarlık' tartışmasını eski Türkocağı binasında 'Modernleşme Sürecinde Ankara ve Cumhuriyet Kentleri' temasıyla ele alan mimarlar, son yarım yüzyılın rantçı popülizmini de 'Cumhuriyet modernitesi' sayanlara 'tarihsel yanılgı' larını şöyle anımsattılar:
''Türkiye'de Cumhuriyet dönemiyle başlayan, 'planlı kentleşme' ve 'çağdaş ulusal mimarlık' çabaları ile 1950 sonrasındaki arsa spekülasyonuna dayalı 'apartmanlaşma' ya ayrımsız ve bir bütün olarak 'modernleşme' denilmesi yanıltıcıdır...''
Bu yanılgının gözden ırak tuttuğu 'gerçek' ise Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu 'nun da katıldıkları kongrede özetle şöyle dile getirildi: ''İlk birkaç on yılda hemen tüm kentlerde imar planlarının yapılması, Cumhuriyetin çağdaş şehircilik ve mimarlık ilişkisine verdiği önemi göstermektedir. Nitekim son 50 yılın tahribatları da 'planlamayı ve mimarlığı dışlama' politikalarının sonucudur...''
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çankaya ve Altındağ belediyelerinin destekleri ve MAVİ-KALE'nin sponsorluk katkılarıyla yapılan kongrenin Karabük ve Zonguldak kentlerine ait değerlendirmeleri de içeren sonuç bildirgesindeki diğer vurgulamalar ise özetle şöyle:
Cumhuriyet 'kimlik'tir
İlk kent planlarımızın 'mimari kimlik' le de bütünleşmesi için klasik Osmanlı sanatından esinlenilerek, başta başkent olmak üzere birçok kent 'erken Cumhuriyet dönemi ulusal mimarisi' akımının özgün örnekleriyle bezenmişlerdir.
Bu nedenle 'devrim yılları' nın en önemli kazanımı 'planlama' ve 'mimari özen' dir. 1950'lerden sonra, siyasette kent kültüründen uzaklaşmayla birlikte 'özgürleşen' kuralsız ve yasadışı yapılaşma ile 'tarihi yadsıyan kimliksiz kentleşme' sürecinin temel nedeni ise kalkınma politikalarında sanayileşmenin terk edilerek 'rant ve tüketim ekonomisi' nin yeğlenmesidir.
Başbakan 'Altındağ'a...
Nitekim Ankara'nın tarihsel merkezi Altındağ ilçesindeki yüzde 80'lere varan kaçak yapılaşma ve kültürel mirasın 'sahipsiz' liği de aynı politikanın başkent imarına yansımasıdır.
Buna karşın, yeni ve duyarlı bir politikanın 'simgesel davranışı' olarak, örneğin başta 'Başbakan' ve 'Kültür Bakanı' olmak üzere tüm bakanların, milletvekillerinin ve ülkeyi yöneten üst düzey bürokratların Altındağ'daki tarihi 'Ankara evleri' nde yaşamaları çok anlamlı ve etkili olacaktır.
Benzer tutumların Ereğli ve Zonguldak gibi 'cumhuriyetin yarattığı kentler' deki karşılığı ise şöyle özetlenmektedir:
'Cumhuriyet sit'i kentler...
Her iki kentimiz de ulusal kalkınmanın 'sanayi yerleşmeleri' kimliğiyle 'planlanarak' kurulmuş ve 'mimari özen' le gelişmişlerdir.
Ereğli'de demir-çelik fabrikalarında çalışanlara modern ve çağdaş bir yaşam ortamı sunmayı sağlayan 'Yenişehir' Mahallesi'nin 1996 yılında 'Cumhuriyet dönemi şehircilik kültürü mirası' olarak sit kararıyla korumaya alınması, bu gerçeğin de 'unutulmaması' nı sağlamaktadır.
Zonguldak'ta da yine Cumhuriyet döneminin simgeleri olan ve Atatürk 'ün mimarı olarak ün yapmış Seyfi Arkan 'ın tasarladığı binaların kültür varlığı olarak belirlenmesi gerekmektedir.
Bu değerlerin yitirilmesinde ise önce 'yerel demokrasi' adına devreye giren 'denetimsiz imar özgürlüğü' nün ve ardından 'özelleştirme' lerle birlikte 'kamusal yarar' kavramından uzaklaşılmasının temel nedenler olduğunu da vurgulayan bildirge, kısaca şunu söylüyor:
''Demokrasiyi kent talanı sayan politikalar ile modernleşmeyi kimliksizleşme sayan düşünceler, cumhuriyeti de reddediyor demektir...''










