Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin 27 Ocak Pazar günü gerçekleşecek seçimlerine katılacağını açıklayan “Mimarlık İçin Mimarlar” grubu, aday listesini ve programını açıkladı. Türkiye’nin önde gelen 84 mimarının “Mimarlığa yol açın!” başlıklı bir deklarasyonla desteğini verdiği hareket kısa süre içinde büyük bir ilgi gördü, özellikle web ortamında oluşan destek gruplarının üye sayısı birkaç bine ulaştı.
Grubun açıkladığı aday liste, Prof.Dr. Atilla Yücel’in önderliğinde, serbest çalışan ve akademisyen mimarlardan oluşuyor. Uzun süre görev yaptığı İTÜ dışında çeşitli Türk ve yabancı üniversitelerde konuk öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Atilla Yücel, MO, UIA, UNESCO, CIB, AKAA, UNDP, UNCHS, CEAA, AIA gibi ulusal ve uluslararası bir dizi mesleki ve bilimsel kuruluşa üye. Bilgi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Prof. Dr. Atilla Yücel'in mimarlık kuramı, konut ve kent mekanı ile ilgili pek çok ulusal ve uluslararası araştırma ve yayını bulunuyor.
Prof.Dr. Atilla Yücel’in önderliğindeki listenin en önemli özelliği ise genç mimarların çoğunluk oluşturması: Aday yönetim kurulunun yaş ortalaması 43.
Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyor:
Candan Çınar, Can Çinici, Tülin Hadi, Arda İnceoğlu, Hüseyin Kahvecioğlu, Saitali Köknar, H. Sinan Omacan, Simla Sunay Özdemir, Zühre Sözeri, Asuman Yeşilırmak, Atilla Yücel.
“Mimarlık İçin Mimarlar” grubunun açıkladığı programda açıklık, şeffaf yönetim, katılımcı yönetim için yeniden yapılanma, demokratik olma ve kent demokrasisi oluşturma gibi başlıklar öne çıkıyor.
Mimarlık İçin Mimarlar Ekibi Program İlkeleri
“Mimarın işi, mekanı yeniden üretmektir. Bu onun asli eylem, sorumluluk ve yetki alanıdır. Verilerini geçmişten ve bugünden alır, eyleminin etkisi bugünden yarına uzanır, sorumlulukları ise gelecekle ilgilidir. Mekanı yeniden üretmenin aktörleri olan mimarlar, tasarımcı – yönetici – eğitimci – denetleyici – planlayıcı rollerini üslenen tüm mimarlardır. Bunlar, metropolden taşraya tüm mekanın farklı ölçeklerde yeniden üretiminde rol alırlar. Mekanın geleceği, dolayısıyla yaşamın geleceği, bu aktörlerin yani mimarların birikim, verim, toplumsal konum ve mesleki yetkinlikleriyle ilgilidir. Onların yetki, donanım ve özgürlük düzeyleri, geleceğin mekanının kalite, yaşamsallık ve sürdürülebilirliğini doğrudan etkiler. Bu ilişki, düşünsel ve kültürel boyutlarının yanı sıra politik boyutları olan bir ilişkidir.
Mekanın politikası ve poetikası, düşünsel ve sanatsal boyutları birbirinden bu varoluşsal gerçeklik nedeniyle ayrılamaz.
Mimarların birleştirici mesleki örgütü olan Mimarlar Odası’nın varlık nedeni ile işlevi bu politikayla ve aynı zamanda bu düşünselliğin parametreleriyle belirlenebilir ve onu meşru kılar. Mimarlar Odası, bu konumu içinde tüm mimarların mekan üretim süreci içindeki farklı konum, rol ve ilişkilerinin düzenleyicisi, katılımcı ortamı, izleyicisi, güvencesi ve birleştirici platformudur. Saydamdır, geleceğe dönüktür, evrensel bilgi, kültür ve değerler sistemine açıktır ve çağdaştır, kaçınılmaz olarak her eyleminde özgürlükçü ve demokratiktir. Üyelerinin, kategori ve ideoloji gözetmeksizin, geleceğin daha etkin, daha yetkin ve daha özgür mekan üreticisi bireyler olmasını kollar ve kolaylaştırır. Toplumsal ve tarihsel sorumluluğunu mesleğin asli özünden alır ve onu üyelerinin güncel sorunlarıyla buluşturur. Daha yetkin bir yarına taşımayı hedefler.
MİMARLIK İÇİN MİMARLAR ekibi, yukarıdaki Felsefi Yaklaşım ve aşağıda özetlenen Program İlkeleri çerçevesinde Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetimi’ne taliptir:”
Açıklık, Şeffaf Yönetim
Mimarlar Odası’nın tüm süreçleri, tartışmaları ve paylaşımları son aşamasına kadar şeffaf bir yönetim sağlamak amacıyla “açıklık” içinde olmalıdır. Açık yönetim ortamı ve önceden ilan edilen gündemler Mimarlar Odası’nda katılım hukukunun oluşturulmasını sağlar. Uzman çalışma grupları ve bu grupların ürettikleri politika, doküman ve belgelerin Oda süreçlerinde açıklıkla tartışılmasından sonra, ilgili, yetkili, yetkin ve sorumlu kamu temsilcileri, merkezi ve yerel yönetim birimleri ve STK’lar ile paylaşım için temas ve müzakereler yürütmek; bunları desteklemek ve iletişim sürekliliğini sağlamak Mimarlar Odası’nın yükümlülüğüdür. Mimarlar Odası bu yükümlülüğünü en iyi şekilde yerine getirmek için gerektiğinde uzmanlardan profesyonel hizmet alımını gerçekleştirebilir.
Mimarlar Odası Yönetimi, mali şeffaflığı sağlamak için bilançolarını sanal ortam üzerinden, çalışma sürecinin gerektirdiği sıklıkta açık bir biçimde üyeleri ile paylaşacaktır. Mali denetimin güncel ve evrensel normlarda yapılması için gerekli girişimleri başlatacaktır.
Katılımcı bir Yönetim için Yeniden Yapılanma
Mimarlar Odası kuruluş döneminde, 100-200 kişilik oldukça homojen bir grubu temsil ediyordu. Günümüzde, çeşitlenen sektörel bir yapının yanı sıra, kalabalık ve özellikle gençlerden oluşan heterojen bir mimarlar topluluğu söz konusudur. Bu durumda, Mimarlar Odası yönetiminin kurgusunun yeniden yapılandırılması gereklidir. Uluslararası modellerden alıntılanarak oluşturulmuş, ancak dönem içinde pek az görev üstlenen Soruşturma ve Uzlaştırma Kurulu ile Denetleme Kurulu gibi birimler etik ilkelerden ödün vermeyecek hatta bu ilkeleri daha da etkin olarak uygulamaya koyabilecek hale getirilmelidir. Bununla birlikte, adı konmuş, görevleri belirlenmiş, örneğin ayda bir toplanacak güçlü, sürekli ve farklı alanları temsilen seçilmiş bir Danışma Kurulu oluşturulmalıdır. Danışma Kurulu Yönetimde yer almayan kesimlerden oluşmalıdır. Danışma Kurulu, deneyimli mimarlar, yönetim deneyim sürekliliğini sağlamak üzere eski dönem yöneticileri ve diğer sektör temsilcileri; üniversiteler, enstitüler, öğrenciler, kamuda çalışan mimarlar, malzeme üretim sektöründe çalışan mimarlar, müteahhit bürolarında çalışan mimarlar, sektör yayıncıları, mimarlığa ve kente yönelik çalışmalar yapan sivil toplum temsilcileri ve benzeri aktörlerden oluşmalıdır. Danışma Kurulunun yönetime etkin katılımı ile kentin ve mesleğin gelişen gündemi yakından izlenirken tüm kesimler de yönetim sürecinde demokratik olarak temsil edilmiş olacaktır.
Demokratik Olmak
Mimarlık meslek alanının gelişmesinde, meslek politikalarının tanımlanmasında farklılıkları yok etmek ve bölmek anlayışı yerine birlikte olma kültürü yaygınlastırılmalıdır.
Meslek odasından, söylemlerinde, meslek prestijini gözetmesini ve uygulama alanı ile barışık ilişkiler kurması istenir. Günümüzde, mimarlar arasında, ayrımcılık ileri düzeye ulaşmış, “piyasa mimarı” “oda mimarı” gibi katılmadığımız ayırımlar duyulur olmuştur. Mimarlar Odası, mimarları; “rant üreticilerin, yağmacıların kirli araçları” olarak sunmaktan kaçınmalı veya mimarlığı ve yapı faaliyetlerini bu anlama gelecek üsluptaki tanımlamalarından vazgeçmelidir. Red, kirlilik, yağma söylemini içeriği belirsiz "kutsal sloganlar" düzeyinde kullanma alışkanlığını sona erdirmek, kamuoyu karşısında mimarlığı yeniden prestijli konuma çekebilmek için artık çağdaş “halkla ilişkiler” yöntemlerini kullanmak gerekmektedir. Demokratik ve birleştirici bir sistem kurabilmek için, Mimarlar Odası, öncelikle üyelerinin konumları, durumları ile ilgili araştırmalar, anketler yapmak, yeni oluşmuş dinamik üye profilini tanımak, onlarla ve onların talep, görüş açısı ve söylemleriyle ilişki ve empati kurmak zorundadır.
Kent Demokrasisi Oluşturmak
Mimarlar Odası kentlerin gelişiminde ve daha yaşanabilir kılınmasında toplumsal katılım modelleri geliştirmeli, kentsel projelere mimarlık birikiminin en yüksek düzeyde aktarılmasını sağlamalı ve bunun takibini yerine getirmeli; kentlerin yenilenmesi ve kalkınmasında mimarlığı devreye sokmalıdır. Mimarlar Odası bu ortamın oluşmasında her türlü mesleki formasyon ve uzmanlar ile yetkili, sorumlu kişi ve birimlerin bir arada olmasına katkıda bulunmalıdır.
Mimarlar Odası’nın “Sürekli karşı çıkan- alternatif üretmeyen”, “ yapıcı değil- yıkıcı” imajını silebilmek için kent ve kamu yararına “alternatif” projeler üretilerek meslek ortamında kamuoyunda tartışmaya açılmalıdır. Bunun için, her geçen gün artan, genç ve nitelikli mimar potansiyeli, küçük bütçeli bir seri fikir projesi yarışmaları ile yönlendirilebilir.
Benzer nedenler ile Mimarlar Odası, benzer konulardaki dernek, vakıf ve başka platformlarla rakip olmayan ilişkiler kurmalıdır. Odanın açık bıraktığı boşluğu doldurma çabasında olan bazı kuruluşların, rol kapma yarışına girmesine izin verilmeden işbirliği yolları aranabilir. Ülkemizde gelişmekte olan Sivil İnisiyatifler ile doğrudan kurulması gereken katılımcı ilişkiler kent demokrasisinin olmazsa olmaz koşuludur.
Herkesin Odası
Mimarlar Odası herkesin odasıdır. Toplumun mimarlık hizmetinden en yüksek düzeyde yararlanabilmesi için gerektiğinde toplumu kendi üyelerinin yanlış uygulamalarından da koruyabilmelidir. Mimarlar Odası küreselleşen dünyada Türk mimarların durumunu güçlendirmek için çalışır. Mimarlığın toplumda benimsenmesi ve saygınlığının artması için çaba gösterir. Mimarlar Odası bir “Açık Platform”dur. Mimarlar Odası’nın yönetim birimleri ve kadroları yarım yüzyıldır savunduğu “Mimarlar Odası Toplum Hizmetindedir” ilkesini en güçlü ve yapıcı biçimde savunur ve uygular. Bu ilkeyi mesleğin etik kuralları, yetki ve sorumlulukları çerçevesi içinde sahiplenir ve gerçekleştirir.
Kamuoyuna, mimarlara, özellikle de yaşama umutla bakan genç mimarlara; “Türkiye’de de nitelikli, insan ve toplum yararına çözümler üretebilen, çevre duyarlığı olan çağdaş mimarlık” (da) yapılabildiğini göstermek de Mimarlar Odası’nın asal görevlerinden biridir.
Mimarlar Odası, günümüzde mimarlığın bir “Kültürel Üretim Alanı” olduğu bilinci ile Kuram-Tasarım-Proje-Yapı gibi ayrıştırmalar yapmaksızın; insan, toplum, kent, çevre yararına her türden mimari etkinliğin yanında olmalı, araç ve olanaklarını zorlayarak bu üretimleri desteklemeli, sergi, yayın, toplantı gibi araçlar ile ulusal ve uluslararası düzeyde mimarlığımızın birikim ve üretimini tüm toplum ve insanlık kültürü ile paylaşmalıdır. Bu anlamda kültürel birikimin yanı sıra, çağdaş mimarlık üretimini de üyeleri ve toplum ile paylaşabilmek amaçlı iletişim platformlarını oluşturmalıdır.
Yaptığı yayınlarda da bu ilkeyi gözeterek üyeleri ve toplum ile sinerjik bir iletişim kurmanın yollarını aramalıdır.
Etkin Katılım
Mimarlar Odası gerek Türkiye genelinde gerekse Avrupa Kültür Başkenti olma sürecindeki İstanbul’da kentsel gelişim ve doğal çevreye yönelik çalışmalara, politika üretim süreçlerine, planlara ve projelere baştan veya bittikten sonra reddederek değil, süreç içinde etkin olarak, izleyerek ve kamu yararının gerçeklesmesi adına katkı sağlayarak faaliyet göstermelidir. Çalışmaların, politikaların ve projelerin değişimine ya da gelişimine olan katkılarını meslek camiası ve kamuoyu ile paylaşmalıdır. Mimarla Odası, olumsuz bulduğu konularda ya da gerekli değişimlerin sağlanamadığı durumlarda yargıya başvurur. Yargıya başvurduğu zaman da güçlü ve donanımlı olmayı gözetir. Böylece olur olmaz kavgalarla adını yıpratmaz, gücünü eksiltmez, kamuoyunda ve adalet süreçlerinde onurlu ve saygın biçimde yer alır.
Mimarlar Odası, birincil hedeflerinden biri olarak tanımladığı “korumacılık” kavramını, “çağdaş yapı faaliyeti düşmanlığı” anlamına çekilmeyecek biçimde doğru içerikli bir kültürel ve politik çerçeveye oturtmalıdır. Mimarlar Odası bünyesinde, deprem sonrasında bile kurulamayan “herkese açık bir danışma masası” (veya danışma hattı, veya “network”ü) artık hem mimarlara, hem toplumun mimarlık hizmetinden yararlanamayan kesimlerine, hem de işverenlere, barışık ve güleryüzlü bir hizmet vermek üzere kurulmalıdır. Bu hattın, yerel yönetimlerle de ilişki kurularak, bazı ülkelerde gelişmiş örneklerine benzer şekilde daha örgütleşmiş teknik hizmet ortamlarına dönüşmesi beklenir.
Uluslararası mesleki ilişkileri yayarak, merkez ülkeler liginde de söz sahibi olma, en azından varolma, sesini duyurma çabası gösterilmelidir. Bu tür ilişkilerde örnek olarak sunulabilecek düzeyde, özgün mimari ürünlerimiz yeterince vardır. Önemli olan, nerede nasıl ilişki kurulabileceğini bilmektir. Mimarlar Odası, uluslararası ilişkilerde mimarlığımızı dünya kültür platformlarına taşıayabilmek için çağdaş tanıtım yöntemlerinin de artan biçimde kullanılması gerekliğini göz önüne almalı ve bu tür girişimlere destek sağlamalıdır.
Eğitim ve Öğrenciler
Mimarlar Odası, mimarlık eğitiminin gelişmesine, eğitim kurumlarının mimarlık değerlerini ve becerilerini öğrenciler ve akademisyenlere en iyi şekilde aktarılmasına katkıda bulunmalıdır. Konsept- Kurmaca- Sunum üçgenine sıkışmış meslek eğitiminin çağdaşlaşması için eğitim kurumlarına öneriler götürülmelidir. Yeni mezun olmuş gençlerin mesleklerini uygulama haklarını kendi öznel kriterleriyle değerlendirip ellerinden alamayacağı gibi, sorgulayıp sınırlayamaz; ancak destekler ve yüceltir. Meslek adamlarının mesleki formasyonlarını güçlendirmelerini kendilerinin talep etmesi durumunda desteklemeli ve sürekli eğitim bilincinin oluşması için faaliyet göstermelidir. Meslek içi eğitimin tüm ülkede ve mimarlığın her alanında nitelikli bir biçimde yaygınlaşmasını sağlamak için meslek içi eğitim veren girişimlere destek olmalıdır. Bu eğitimin kendi hegemonyası altında ve üyelerine baskı uygulamak için kullanmayı düşünmemeli, uygulanmakta olan mesleki gelişim programlarını ve koşullarını bu perspektiften yaklaşarak, üyelerinin taleplerine göre yeniden kurgulamalıdır.
Mimarlar Odası, mimarlık öğrencilerine geniş destek sağlamalı, öğrencilerin faydalanabileceği çalışma mekanları ve imkanları, staj için danışmanlık, yurt vb. olanaklar, burslar ve bursların yönlendirilmesi konularında yardımcı olup, öğrenci yarışmaları, yaz çalısmaları, workshoplar, atölyeler açmalı, yaptıkları projelerin yayınlanması, eğitimin kalitesinin yükseltilmesi için çalısmalar yürütmelidir. Geniş katılım tabanı ve saygınlığı, bu konularda mali destek ve sponsorluklar bulunmasına yardımcı olacaktır. Mesleki eğitimin en önemli bölümlerinden biri olan staj çerçevesi ve olanakları tartışılıp, gerçek stajların yapılabileceği yeni alanlar (örneğin, özel bürolara baskı yapmak yerine kamu kuruluşlarında kontenjan edinmek) açılmalıdır. Staj zorunlukları, hele yeni yasalar ile çok ciddi bir sorun olarak gençlerin önündedir. Önerilen “mimar profili” araştırmasından da yararlanarak, mimarlık okullarının sürekli diplomalı işsiz üreten aşırı şişkin kontenjanlarına müdahale yolları aranmalı, bunun da ötesinde mimarlık mesleğinin ve mimarlık eğitiminin yarınını ve gelişimini sorgulayan ve hem meslek örgütleşmesini, hem de eğitim kurumlarının ve Oda’nın geleceğini tartışan açık vizyon platformlarına önderlik etmelidir.
Genç Mimarlar
Toplumun mimarlık hizmetinden en iyi ve en yüksek düzeyde yararlanması için kamu sektörünün öncelikle “iyi mimarlığı” talep etmesi; proje ediniminde yürürlükteki Kamu İhale ve Sözlesmeler Sistemi’nin ise genç mimarları teşvik etmesi ve olanaklar tanımlaması mimarlığın gelişmesine doğrudan katkı verir. Bu nedenle Mimarlar Odası, kamu ihale ve sözleşmeleri ile ilgili yasal düzenlemelerde ve yönetsel yapılarda genç mimarların proje üretimine engel teşkil eden düzenlemelerin değiştirilmesi için çalışmalıdır. Yarışma takviminin zenginleştirilebilmesi için birçok ülkede var olan belirli büyüklüğün üzerindeki tüm projelerin hem kamu hem de özel sektörde yarışma yöntemiyle edinilmesi amaçlanmalıdır.
Yaşam kavgasına yeni atılan gençleri aydınlatabilmek için, büro kuruluşunun yasal ve mali çerçevesinden, proje üretim ve çizim standartlarına, işveren karşısında temsile, iş sözleşmelerinden bürokratik yapı karşısındaki süreçlere kadar gençlerin yanında durmak, aydınlatıcı ve kolaylaştırıcı yayınlar yapmak Mimarlar Odasının mesleğe yeni başlayanlar için vermesi gereken temel hizmetlerden biri olmalıdır.
Kamu İhaleleri ile Mimarlık Yarışmaları Barıştırılmalı, Buluşturulmalıdır
Kamunun, olanaksız koşullar içeren (adeta mimarlık ile alay eden) ihale şartnameleri gözden geçirilerek eleştirilmeli, belirli nitelikteki ihalelerin müteahhit olmayan projeci mimarlık bürolarına da şans tanıyacak bir yönteme çekilmesi sağlanmalıdır. Avans ödemeden teminat alan ve tasarımı onayladıktan sonra bile kesintili ödeme yapan şartnameler, hava fotoğrafını bile mimardan isteyen, bitmez tükenmez araştırmalara seksen gün, tasarıma on gün ayıran şartnameler mimarlığın önünü kesmektedir. Değişen ihale yasası içinde, “bilgi üretimi-telif üretimi”ne farklı yaklaşılması sağlanmalıdır. Büyük ihalelerde uygulanmaya başlanan ve “kötü projeyi, ucuza” elde etmekten başka işe yaramayan “design- build” benzeri yöntemler tartışmaya açılmalıdır. Yarışmalar yönetmeliği gözden geçirilerek, giderek yalnızca bu konuda uzmanlaşan büroların ilgi alanına giren yarışmaların tüm mimarlık topluluğuna yaygınlaştırılabilmesi, daha geniş katılıma açılması sağlanmalıdır. Ulusal, uluslararası, özellikle ülkemiz koşulları içinde bölgesel ve yerel yarışma kategorileri oluşturulmalı, Kamuyu ilgilendiren önemli konularda, tek ve iki kademeli yarışma kavramları getirilerek; toplumun iki kademe arasında, sonuçların değerlendirilmesine ve açık tartışmalara katılımı sağlanmalıdır. Tüm kamu yapıları ile tahsis araziler üzerinde gerçekleştirilecek yapıların projelerinin ve koruma – restorasyon gibi özel boyutlar içeren konuların da, uygun tanımlar çerçevesinde Mimari Yarışmalar ile elde edilmesi için çalışılmalıdır. Yalnızca genç mimarların katılabileceği yarışma formatları oluşturulmalıdır.
Özlük hakları, Güvenceler, Telif Hakları
Mimarlar Odası, mimarların özlük hakları ve ekonomik güvenceleri için, kamu ya da özel, her sektörde mevcut yaşamsal ekonomik riskleri en aza indirmek için açılımlar oluşturur. Mimarlar için İşsizlik Sigortası kurulmasını sağlar. Dünya’da ve Türkiye’de tüm meslek odaları, üyelerinin sosyal hakları, ekonomik hakları ve ekonomik durumlarıyla ilgilidir. Mimarların, iş alanlarıyla, bu alanın genişletilmesi, zenginleştirilmesiyle ilgili mücadele vermek de Mimarlar Odası’nın görevleri arasındadır.
Yedi güzel sanattan biri olan ve bir düşünsel eylemi içeren mimarlığın telif hakları güvencesi, tüm Dünya’da ve Avrupa Birliği’nde yeniden şekillendirilirken ve kapsamlı düzenlemlere konu olurken, Türkiye’de bu kavram hem belirsizleşmekte hem de zayıflatılmaktadır. Mimarlar Odası telif haklarının maddi ve manevi savunucusu ve koruyucusu olmalıdır. Kamu ve özel sektörde üretilen projelerde proje müellifinin yanı sıra projede etkin görev alan mimarların da proje ekibi kapsamında belirtilmesini sağlanmalıdır. Böylece ekip çalışmaları da desteklenmiş olacaktır.
Asgari ücret tarifesindeki “asgari ücret”in, asgari olduğunu, mimarlara ve işverenlere hatırlatmaya çalışmak, tanımları anlaşılır hale getirmek, hesaplama yöntemlerini anlaşılır kılmak ve denetleme/güvence mekanizmaları kurmak gerekir. Asgari ücret tarifesi ve içerdiği hizmet tanımlarını günümüzün değişen koşulları karşısında güncelleştirmek ve çağdaşlaştırmak gerekmektedir.
Telif hakları konusunda da uzmanlaşmış bir hukuk bürosunun Mimarlar Odası bünyesinde üyelere sürekli olarak danışma hizmeti vermesi sağlanmalıdır. Bu konuda hukuk mücadelesine gücü yetmeyen üyeler için bu hizmet gerekirse karşılıksız olarak sağlanmalıdır.
Ekonomik Destek: Kredi Olanakları, Teminatlar, Aktif Meslek Yaşamı Sonrası
Mimarlar Odası özellikle serbest mimarlık hizmetine yeni başlayan genç meslektaşların mimarlık üretimine katılmalarını kolaylaştırmak ve ekonomik destek sağlamak için özel sektörde geri ödeme koşullarında esneklikler taşıyan kredi süreçlerinin yapılanması için modellerin üretilmesinde etkin rol almalıdır.
Üretimleri büyük bir çoğunlukla düşünce ürünü olan mimarların mimarlık hizmeti verebilmesi için talep edilen “Teminat Mektupları” sistemi yerine Mesleki Sorumluluk Sigortası düzeninin yaygınlaşması ve yerleşmesini sağlamak; üyelerinin ise bu sigortayı kolayca edinmelerinde önderlik etmek, mimarlık hizmetini etkinleştirmenin yanı sıra toplumun da hatalı ve eksik mimarlık üretiminden kaynaklanan zararlardan korunmasını sağlayacaktır.
Mimarlar Odası, meslekteki aktif çalışma dönemi sonrası yaşlılık ve malullük gibi değişik nedenlerle ekonomik olarak kısıtlanan meslektaşların sosyal ve ekonomik güvence sistemlerinden yararlanabilmesi için anılan özlük hakları, güvenceler ve telif hakları ile ilgili yapılanmalarda etkin düzenlemelerin yer alması için çalışmalıdır.
Eşitlik, Temsiliyet
Kamu çalışanı, serbest mimarlık hizmeti üreten, ücretli çalışan, akademik etkinlikte bulunan, aktif işgücü kapsamında olan ya da işsiz: Tüm mimarlar, Mimarlar Odası’nda kendilerini ifade edebilecekleri ortamı ayrımcısız olarak bulmalı, eğer bu demokratik ortam henüz sağlanmamışsa etkin katılım yöntemleri ile elde etme haklarını savunabilmelidir. Mimarlar Odası, mimarlık alanında faaliyet gösteren tüm kuruluşlarla yakın ve dayanışma ilişkileri içinde olmalıdır. Mimarlar Odası mimarların mesleki formasyonlarında ve profillerindeki çeşitliliğe yakın durarak, meslek gruplarının sorunlarının çözümüne etkin ve samimi bir şekilde odaklanmalı ve mimarlık mesleğinin geliştirilmesi için çalışmalıdır.
Mimarlar Odası örgütlenmesi mimarlığın özgül değerleri ile toplumun yararı kavramlarını her mimarın benliğinde özümsemesi için, açıklığı, iyi niyetli olmayı, samimiyeti ve en iyi gayreti gösterme anlayışını öne çıkarmalı ve özendirmelidir. Mimarlar Odası mimarlar arasında dayanışma duygusu ve güven bilincinin gelişmesini sağladığı müddetçe içeride ve dışarıda sahip bulunduğu temsil düzeyi etkinleşerek artacaktır.
Mimarlar Odası, ücret ve konumlar arasındaki cinsel ayırımcılığa son verilmesi için çaba göstermelidir. Bu amaçla Ülkemizde sayıları giderek artan kadın mimarların gücünün de her platformda etkin olarak temsiliyeti sağlanmalıdır.
Meslek Sorunları
Mimarlar Odası mimarlık mesleğinin yasal olarak hak, yetki ve sorumluluklarını kollamak, gözetmek ve iyileştirmek için kamunun yasama, yürütme ve yargı organlarına doğru ve eksiksiz tanımlar iletmekle, görüş ve itirazlarını zamanında ve en iyi şekilde yansıtmakla sorumludur. Mimarlar Odası, mimarlık mesleğinin aşınmasına, değersizleşmesine neden olan her türlü bölünmeye ve etkinsizleştirmeye engel olmak için çalışmalıdır. Her mimar yaptığı eserin sorumluluğunu taşımakla mükelleftir. Mimarın mal sahibine, yükleniciye, kullanıcıya ve kamuya karşı sorumlulularının yerine getirilmesi için mesleki sorumluluk konusuna samimi, etik, yenilikçi ve çağdaş açılımların getirilmesi, mimarın tasarımcı olarak sahip olması gereken bireysel ve düşünsel özgürlük alanının genişletilmesi, Mimarlar Odası’nın topluma ve toplumsal kültüre karşı yadsıyamayacağı ve erteleyemeyeceği bir kurumsal sorumluluk olarak ele alınmalıdır.
Mimarlar Odası, kendine biçtiği birincil misyonlardaki başarı düzeyini ve karşılaştığı engelleri, bir özeleştiri ile tartışmalıdır: Yasama süreçlerine daha başarılı yöntemler ile katılabilmenin yöntemleri araştırılmalıdır.
Mesleği ilgilendiren yürürlükteki Yasalar ve Yönetmelikler, mesleği ilgilendiren telif yasaları ve içtihatları, kapsamlı bir yayın dizisi ile yeniden üyelere ulaştırılmalıdır. Mimarlar Odası’nın bu çerçevede gerçekleştirmeye çalıştığı değişiklikler bu yayınlara gerekçeleri ile net olarak eklenmelidir. Mimarlar Odası’nın önerdiği ve gerçekte neredeyse hiç uygulanamayan “tip sözleşme”, toplumun ve çeşitlenen işveren profili de gözetilerek yenilenmeli, çeşitlendirilmelidir.
Mimarlığı Yapılabilir Kılmak
Mimarlığın uluslararası ortamda ulaştığı düzeyden, ilerlemelerden ülkemizdeki mimarların dışlanmalarına ve yoksun kalmalarına neden olabilecek her türlü sürece karşı etkin faaliyet göstermek Mimarlar Odası’nın görevi olmalıdır. Türkiye mimarlarının uluslararası mimarlık birikimine katkı koyabilecek örnekleri giderek artan sayı ve düzeyde üretmesi ve çoğaltması için çalışmak; mimarlığı yapılabilir ve mimarı yapabilir kılmak Mimarlar Odası yönetim ve çalışma birimlerinin ana faaliyet konusu olarak ele alınmalıdır. Meslek içi eğitim ve sürekli mesleki gelişme çalışmaları bu bağlamda özellik ve derinlik kazanması gereken konulardır.
Toplumun Mimarlıktan Beklentisini Arttırmak
Ülkemizde kamu yararı kavramının, düştüğü dar alandan çıkmasına doğrudan ve etkin katkı verebilecek, özellikle olası afetlerin neden olabileceği hasar ve zararlara karşı risk planlaması ve sakınım tedbirlerinin alınmasına hizmet edebilecek açılımları sağlamak, mimarlık mesleğinin topluma karşı öteleyemeyeceği bir sorumluluktur. Mimarlar Odası bu bağlamda, yerleşme ve konut politikalarından belediye yatırımlarına ve tasarım ölçeğindeki sorunlar ile diğer ihtisas gruplarıyla olan ilişkilere kadar meslek ve kamuoyunun bilinçlendirilmesini, kamusal denetimin ise bilgiye dayalı olarak artırılmasını sağlamak için olanaklarını en üst düzeyde kullanmalıdır.
Eleştiri
Mimarlar Odası, mimarlığı ve mimarın değerlerini ve onurunu en üst düzeyde korur, kollar, savunur ve gözetir. Onaylamadığı durumlarda üyelerini suçlamamalı, uyarmalıdır. Gerekirse yönetmeliklere göre kendi iç mekanizmalarıyla olayları çözmeli ve üyelerini yargısız infaz veya polemikle kamuoyu önüne atmamalıdır. Etik, eleştiri ve denetim gereklerinin ve toplumsal değerlerin yanı sıra bireye ve bireysel onur ve özgürlüğe saygı ve bu konudaki üslupsal özen , Oda’nın üyeleri ve toplum katındaki saygınlığının önemli bileşeni olarak görülmelidir.
Toplumla İşbirliği
Mimarlık Mesleği’nin gelişmesi ve mimarlığın toplumsallaşması sadece mimarların ve Mimarlar Odası’nın tek başına başarabileceği konular değildir. Mimarlığın en iyi şekilde talep edilmesi ve yerine getirilmesi başta kamu yönetiminin merkezi ve yerel birimlerinde, yapı üretimi ile ilgili özel sektörün her kademesinde, kentsel planlama alanında faaliyet gösteren uzman kişi ve yapılanmalar arasında mimarlık değerlerinin gelişmesi ile sağlanabilir. Mimarlar Odası, buradan hareketle mühendislik, planlama, tasarım, yönetim ve diğer mesleki formasyonundaki kişiler ve yapılanmalarla olan ilişkilerini salt bir alan paylaşımı gibi dar bir anlayışa hapsetmenin ötesine geçerek, toplumun mimarlıkla beraber diğer uzmanlık ve becerilerden de en iyi şekilde yararlanması için her düzeyde işbirliğine açık, samimi ve kapsayıcı olmalıdır.
Son bir Not
Evrensel değerler, özgürlükler, demokrasi ve insan haklarından yana olmak, Mimarlar Odası’nda zaten var olan ve bunun da ötesinde insan olmanın olmazsa olmaz değerleridir, ilkeleridir ve elbette tüm yönetimler tarafından onur ve duyarlılıkla sürdürülecektir.
Mimarlık İçin Mimarlar Ekibi Yönetim Kurulu
Candan Çınar
1967 yılında doğdu. 1988’de İTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde lisans eğitimini, 1999’da YTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde doktora eğitimimi tamamladı.
Halen YTÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Yapı Üretimi Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir.
Can Çinici
1962 yılında Ankara'da doğdu. 1984 yılında ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. 1989 -1991 yılları arasında Londra-Architectural Association School of Architecture'dan AA Grad. Dipl. Derecesi aldı. 1990 - 1995 yılları arası ODTÜ Endüstri Tasarımı Bölümü'nde "stüdyo kritiği" olarak görev yaptı. 1992 yılından beri Çinici Mimarlık Ltd. bünyesinde proje, uygulama ve yarışma faaliyetlerini yürütmektedir.
Tülin Hadi
1969 yılında İstanbul'da doğdu. Orta eğitimini 1987 yılında Saint Michel Fransız Lisesi'nde tamamladı. İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdikten sonra bir süre Londra'da Bernard Blauel'in ofisinde çalıştı. Daha sonra bir süre Turgut Cansever ile çalıştı.
1994 yılından itibaren Cem İlhan ile ortak çalışmaya başladı. Birlikte katıldıkları ulusal ve uluslararası yarışmalarda çeşitli ödüller aldılar. Yarışma etkinliği dışında iç mekan ve endüstri ürünleri tasarımı çalışmalarını da sürdürmektedir.
Arda İnceoğlu
1965 yılında İstanbul'da doğdu. İTÜ'de lisans, NCSU'da yüksek lisans eğitimi aldı. Ulusal ve uluslararası proje yarışlmalarına katıldı, jüri üyeliklerinde bulundu.
Eğitim ve mimari uygulama çalışmalarını başta İpek Yürekli ve Deniz Aslan olmak üzere ekip çalışlmaları ile sürdürmekte, İTÜ Mimarlık Fakültesi'nde Doçent olarak Mimari Proje ve Mimarlık Kuramı dersleri vermektedir.
Hüseyin Kahvecioğlu
1964 yılında İstanbul’da doğdu. 1986 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. 1988 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesinde akademik göreve başladı. 1992-93 yıllarında Mimarlar Odası'nda Denetleme Kurulu üyeliğinde bulundu. 1998-1999 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri, “University of Cincinnati – DAAP”da misafir araştırmacı olarak görev yaptı.
1990 yılından itibaren katıldığı mimari ve kentsel tasarım proje yarışmalarında çeşitli ödül ve mansiyonlar kazandı, çeşitli projeleri uygulandı. Halen İTÜ Mimarlık Fakültesinde öğretim üyesi olarak görevini sürdürmekte.
Saitali Köknar
1973 yılında İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra 1992-1996 yılları arasında İstanbul Teknik Üniversitesi'nde mimarlık eğitimini tamamladı. Öğrenciliği sırasında sonradan Ulusal Mimarlık Sergisi Mesleğe Katkı Ödülü alan Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşmaları’nda aktif görev aldı. 2001 yılında İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Mimarlık Programı Yapı Bilgisi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans eğitimini tamamladı. 1996-2001 yılları arasında çeşitli mimarlık ofislerinde çalıştı, ikisi ödülle sonuçlanan çok sayıda yarışmalara katıldı. 2001-2006 yılları arasında Ahmet Önder ve Hayriye Sözen ile birlikte “Mono Mimari Tasarımlar” da kurucu ortak olarak çalıştı. 2001 yılında araştırma görevlisi olarak girdiği İTÜ Mimarlık Fakültesi Bina Bilgisi Programı’nda doktora çalışmalarını sürdürmektedir.
H. Sinan Omacan
1972 yılında İstanbul’da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'ni 1990 yılında tamamlayarak İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde mimarlık eğitimine başladı. 1996 yılında tamamladığı mimarlık lisans eğitimi boyunca “Beyaz Duvar” dergisi ve “Türkiye Mimarlık Öğrencileri Buluşmaları”nda görev aldı. 2001 yılında İTÜ Mimarlık Tarihi Anabilimdalı’nda yüksek lisans eğitimini Zaman-Mekan Deneyimi: Canlılarda Yaşamalanı Belirleme başlıklı tezi ile tamamladı. 2004-2007 yılları arasında Eskişehir Osmangazi ve İstanbul Kültür Üniversiteleri'nde misafir öğretim görevlisi olarak proje stüdyo yürütücülüğü yaptı. 1998 yılından beri Atölye Mimarlık’ta çalışmaktadır.
Simla Sunay Özdemir
1976 yılında İstanbul’da doğdu. 1998 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden dördüncülükle mezun oldu. 2001 yılında, Yıldız Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimari Tasarım Anabilim Dalı, Bina Araştırma ve Planlama Programında Yüksek Lisans eğitimini, “20.Yüzyıl Mimarlık Mirası; Ankara Opera Binası ve 1923-1950 Yılları Arası Türk Mimarlığında Yüksek Mimar Şevki Balmumcu’nun Yeri” adlı teziyle tamamladı. Mimar Nevzat Sayın’ın yanında büro ve şantiye stajı yaptı. Mezun olmadan Haydar Karabey’in yanında çalışmaya başladı. Mimar Cana Dölay ile City Farm Mağazaları tasarım ve uygulamalarında yer aldı. 2001’den bu yana eşi mimar Alpay Özdemir ve mimar Ali İşeri ile birlikte A-Mimarlık’ta serbest mimarlığa geçti.
M. Zühre Sözeri
1972 yılında İstanbul’da doğdu. 1993 yılında MSÜ Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’nde lisans, YTÜ Mimarlık Fakültesi Mimari Tasarım Programı’nda 1995 yılında yüksek lisans, 2004 yılında doktora eğitimini tamamladı. 1996-1998 yılları arasında YTÜ’de araştırma görevlisi, 1995-2001 yılları arasında kurucularından olduğu Proje Dizayn mimarlık ofisinde mimar-tasarım yönetmeni olarak çalıştı, 2004-2006 LabPlace İstanbul’da kurucu, proje yürütücüsü olarak yer aldı. 2005-2006 öğretim döneminde YTÜ Mimarlık Fakültesi’nde, 2007-2008 öğretim yılında İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde proje yürütücüsü ve davetli öğretim görevlisi olarak bulundu. Halen kurucularından olduğu Avrasya Sanat Kolektifi’nde çalışmalarına aktif olarak devam etmektedir.
Asuman Yeşilırmak
1953 yılında doğdu. 1976 yılında İDGS Akademisi Mimarlık Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1977 yılında Büyük İstanbul Nazım Plan Bürosu'nda başlayan kent planlaması alanındaki çalışmalarını 1990-2007 arasında İBB Şehir Planlama Müdürlüğünde sürdürmüş olup, halen İBB Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü'nde devam etmektedir.
2000-2001 döneminde Mimarlar Odası İstanbul Şubesinde Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev almıştır. Mimdap yayın kurulu üyesidir.
Atilla Yücel
1942 yılında İstanbul'da doğdu. 1965 yılında İTÜ Mimarlık Fakültesi'nden yüksek mimar mühendis olarak mezun oldu. İTÜ dışında çeşitli Türk ve yabancı üniversitelerde ve programlarda konuk öğretim üyeliği dışında birçok konferansa katıldı ve jüri üyeliği yaptı. MO, UIA, UNESCO, CIB, AKAA, UNDP, UNCHS, CEAA, AIA gibi ulusal ve uluslararası bir dizi mesleki ve bilimsel kuruluş üyelikleri ve etkinliklerine katılan Atilla Yücel'in mimarlık kuramı, konut ve kent mekanı ile ilgili pek çok ulusal ve uluslararası araştırma ve yayını bulunmaktadır. 1983'den beri önemli kesimi yayınlanmış konut, kamu yapıları, turizm, restorasyon, koruma proje ve uygulamalarını kurucusu ve ortağı olduğu MArS-Mimarlar’da devam ettirmektedir.
- Arkiv'de Can Çinici
- Arkiv'de Tülin Hadi
- Arkiv'de Arda İnceoğlu
- Arkiv'de Hüseyin Kahvecioğlu
- Arkiv'de Sinan Omacan
- Arkiv'de Atilla Yücel
26 Ağustos 2008, 15:38Yazan: Aslı Özbay"... Hem ülkemiz mimarlığı, hem de mimarlık mesleği açısından çeşitli sorunlar yaşatacağından kaygı duyduğumuz bu proje elde etme yöntemine ilişkin sakıncaları ortaya koyarak ilgilileri uyarıyor; bu uyarılara yönelik gelişmeleri izleyeceğimizi ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacağımızı bildiriyoruz...." | Mimarlar Odası Genel Merkezi | Mimarlar Odası genel merkez yönetimi, Frank Gehry'nin Tepebeşı'na tasarladığı kültür merkezi ile ilgili olarak yayımladığı basın duyurusunu bu ifadelerle bitirmiş. Gehry'i, mimarisini beğenmeyebilirsiniz. Tarzını nerdeyse "tipleştirmiş" olmasını eleştirebilirsiniz. Bir Gehry yapısının yerinin İstanbul olup olmadığını da tartışabilirsiniz (Uğur Tanyeli, Arredamento önsözlerinden birinde bu konuda güzel bir yazı yazmıştı). Bunların hepsi "mimarca" tartışmalar içine girer. Ama Gehry gibi bir mimari kişilikten yola çıkarak, oda yönetiminin dile getirdiği düşünceler için ne denir ki... hadi en hafifinden "traji-komik" diyelim de sorumlu bürokrat kadroyu fazla üzmeyelim :A Sevgili Kadri Atabaş, bu basın duyurusu üzerine bir yazı gönderdi. Bu yaz sıcaklarında biraz yüzümüzü güldürsün diye, iznini alarak aşağıya alıntılıyorum: "... Eğer yazıyı okursanız, Mimarlar Odası'nın aslında sanıldığı ve iddia edldiği kadar abuk bürokrat bir kadro tarafından yönetilmediğini göreceksiniz. Mizah yeteneği gerçek-üstü ögelerle bezenmiş, ancak imge yeteneği sahibi kişilerin çözebileceği bir birikim düzeyine gereksinim duyan bu metin sizleri de gururlandıracaktır. Ben bile o kadar etkilendim ki, yazı biçimim değişti. Sizleri tanıdığım için, şöyle gereksiz ve absürt soruların aklınıza geleceğini düşünüyorum: - Ağa Han ödülü alan lise mezunu Nail Çakırhan'ı yere göğe sığdıramayan, tüm mimarlara örnek gösteren efsanevi başkanı, Oda şimdi red ediyor. Ben sevindim ama kurumsal olarak durum garip değil mi? - Yani sizce Frank amca yanında çalışan muhtemelen yüzlerce mimara projede imza açsa ve kendisi "abi" olarak kalsa, bizim gerçek-üstücüler ne yapar? (tabii bunu, Frank abi'nin diplomasının denkliği peşine düşen mizahcılar için söyledim.) - Bence asıl gerçek-üstü öge, mimarisini global dünyanın eleştirisine açmış, o globalizmin simgelerinden birisinden istenen belgeler, uyulması gereken yönetmelik listeleri... Sanırım bizimkiler o kadar gerçeküstü bir düzeydeler ki, bu global bürolardaki iş bölümlerini, oluşan yapıları bilmiyormuş gibi yaparak mizah yapıyorlar. Onları da bizim yönetmelik mantığında "mimar dediğin tek kişilik ordudur, şirket bir anomalidir" kapsamında tabiidir ki düşünmezler. Aman tanrım, yoksa öyle mi düşünüyorlar? - Hatırıma geldi: Acaba Frank abi 60 yaşın altında olsa idi, onu da meslek içi eğitime tabi tutarlar mıydı? - Sahi şu ana kadar başta İstanbul olmak üzere bir yığın yerde yabancı mimarlara hazırlatılan projelerde ne yapıyorlardı? Şu meşhur AB hizmet birliğinde kapılar açılırken,1995'de ne yapıyorlardı? Nerede idiler? - Acaba aslında Mars'ta yaşarken, dünyada yaşarmış gibi davranmak nasıl bir duygudur?..." Kalemine sağlık Kadri :D Bu durumları 'ti'ye almayıp da ne yapacaksın ki... Birkaç ay önce ulusal sergi'ye yaptıklarını (http://forum.arkitera.com/yarismalar-oduller/17664-11-ulusal-mimarlik-odulleri-3.html), şimdi de bunları okuyunca, seçim sürecinde seçtiğimiz sloganın ne kadar anlamlı olduğunu bir kez daha kavradım. Yine hatırlatmakta yarar var = Mimarlığa Yol Açın!!
18 Haziran 2008, 09:40Yazan: yilmazGerçek neden başka yerde. Geçen seçimlerde Mimarlar Odası yönetimi geçmişte görülmeyen Mimarlar Odası gelenekleri ile bağdaşmayan şiddette bir kampanya yürüttü. Bundan daha önceki, dönemlerde seçime katılan rakip gruplara son derece saygılı davranılır, delege listelerinde karşı gruptakilere de yer verilir, seçim sisteminin çarpıklığından kaynaklanan ve temsiliyeti düşüren, mimarların büyük bölümünü oda çalışmalarından uzaklaştıran durum böylelikle kısmen de olsa giderilirdi. Bunun dışında da yeni aday olanlara "taze kan" gözüyle bakılır ve yeni katılımlar teşvik edilirdi. Aynı listeyi tekrar tekrar çıkartmamaya özen gösterilirdi. Bu seçimlerde MİM grubu geniş bir yelpazeden bir liste oluşturdu. Bu listede yaptıkları mimari proje çalışmalarıyla tanınanlar, akademisyen olarak yıllarca öğrenci yetiştirenler ve saygın çalışmalar yapanlar, demokrasiden, insan haklarından yana sol yelpazede yer alan sivil toplum örgütlerinde faal görevlerde bulunanlar, yerel yönetimlerde görev yapıp bugünkü Akparti yönetimini eleştirdikleri için görev yerleri değiştirilenler, mimarlık alanında gençlere yönelik yaptıkları çalışmalarla yıllardır tanınanlar, mimarlık alanında yaptıkları saygın yayınlarla, kitaplarla tanınanlar.... ve buna benzer konumlarda çok sayıda kişi Mimarlık İçin Mimarlar grubu listesinde yer alıyordu. Bu gün seçimi kazandığı düşünülen yönetim (bunu şüpheye düşüren beş farklı neden var) tüm bunlara karşı tek maddelik bir saldırı düzenledi. ONLAR AKPARTİLİ, AKPARTİ TARAFINDAN DESTEKLENİYORLAR! Bunun nasıl büyük bir yalan olduğu ortada. Neden bu yola başvuruldu? Neden bu yalan kampanyası devam ediyor? Çünkü sebebi başka yerde. Mimarlar odası geçmişteki maaşları bile zorlukla ödeyen meslek odası değil, artık çok büyük bütçelerle yönetiliyor. İcra tehditleri, büro tescil belgesi vermeme tehditleri...özellikle Akpartili yerel yönetimlerle yapılan "habersiz imzalı" protokoller büyük bütçelerle sonuçlandı. Mimarlar Odası Yönetimi geçenlerde onbirbuçuk trilyona Karaköy'de bir bina satın aldı. Sadece satın alma işi değil, satın aldıktan sonra da bu durum uzun süre gizlendi, saklandı. Meslek odaları Kamu Kurumu Statüsünde Meslek Kuruluşlarıdır. Ancak, kamu kuruluşu niteliğinde olmalarına rağmen bir farkları vardır: devlet ihale yasasından muaftırlar. Yani hem kamu kuruluşu niteliğindedirler hem de kamu kuruluşlarının tabi olmakla yükümlü oldukları devlet ihale yasasından muaftırlar. Yani, yasanın getirdiği "şeffaflık" bir zorunluluk değildir. Kendi iç hukukları kapsamında harcamalarını yaparlar. Denetim mekanizmasını oluşturan Denetleme Kurulları Yönetim Kurulları ile aynı listelerden seçilirler. Yani denetleyici ile yönetici aynı listedendir. Rejim bu duruma özellikle göz yummuştur. Ayrıca artık gelenekler de bir kenara bırakılmış, katılımı ve şeffaflığı arttırmanın bir yolu olan rakip gruptakileri delege listesine koymaktan da vazgeçilmiştir. Genel kurul yapılalı henüz bir kaç ay olmuştur. Genel kurulda bu konu görüşülmemiştir. Halbuki bu konu gündeme getirilebilir. "Arkadaşlar şu kadar paramız var. Bir bina elde etmek istiyoruz ne diyorsunuz?" denilebilir, farklı görüşler değerlendirilir ve bina elde etmek için geniş katılımlı bir komisyon kurulabilirdi. Tüm bunlar yapılmadı. Satın alma sürecinde şeffaflık sağlanabilirdi bu da yapılmadı. Satın aldıktan hemen sonra üyelere bu durum duyurulabilirdi bu da yapılmadı. Satın almak yerine bir yarışma düzenlenebilir, gereksinimelere göre oluşturulmuş bir program kapsamında mimarlara yakışan bir bina elde edilebilirdi bu da yapılmadı. Satın almak yerine geçmişte olduğu gibi tahsis yoluyla bedel ödemeksizin bir tarihi yapı alınabilir, elimizdeki parayla bu binanın restorasyonu ve topluma tekrar kazandırılması sağlanabilirdi bu da yapılmadı. (Dış Karakol tahsistir, geçmişte İbrahim Paşa Medresesi Mimarlık Vakfına tahsis edilmiş ancak parasızlıktan onarımı gerçekleştirilememiş ve iade edilmişti.) Lütfen Mimarlara Mektup'da çıkan ve MİM grubuna saldırmaya devam eden yazıyı yukarıdaki yazının süzgecinden geçirerek okuyun. Sorun Akparti filan değil başka yerde.
17 Haziran 2008, 20:51Yazan: Omer YilmazHasan Cevad Özdil'in MO İstanbul Şubesi'nin propaganda aracı Mimarlara Mektup'un bu sayısında "Taşkışla'da Mimarlar Odası" başlıklı yazısını okumanızı öneririm. Hala kendilerini sorgulayacaklarına "hıı bunlar da MİM'ci, vurun kahpeye" yapıyorlar. Mimarlar Odası'nın yerin dibine geçmesine sebep olan bunlardır; söyleyince "aman Oda'ya laf etmeyelim, mevcut yönetim diyelim!" deniyor. Yahu bu şahsiyetler ile Oda artık tek vücut. Ve bu Oda mimarların odası değil, odacıların odası. Hadi artık mimarlık ortamı silkelen ve bunu gör.
28 Mayıs 2008, 10:01Yazan: yilmazÖncelikle star mimar kelimesini yanlış bulduğumu söylemek isterim. Çünkü ortada bir konulan durum yok bir çalışma vardır. Star diye adlandırılan meslektaşlarımız, istisnalar dışında –ki sayıları fazla değil- çoğu kez kendi çabalarıyla mimarlık alanında varlık göstermeye çalışmış ve bu alanda da başarılı olmuş kişiler. Yani projelerine baktığıımız zaman iki dakikada eskinin çekmece yeninin copy/paste/strech komutları yöntemi ile yapılmadığı anlaşılan projeler. Arkalarında ciddi çalışmalar araştırmalar var ve bunlarda mesleğimizi onurlandırıyor. Dolaysıyla da mesleğin büyük çoğunluğunun tasarımdan ziyade yukarıda özetlediğim metotlarla projeler yaptığı ve çoğu kez de kentin canına okuduğu bir ortamda farklı bir varlık göstermeye çalışıyorlar. Ünlü boyalı kuşun hikayesini bilirsiniz romanda yazar farklı olana saldırılmasının hikayesini anlatır. Sırf farklı bir renge boyandı diye linç edilen kuşları anlatır. Sizin yazınızda da o farklı olanı linç etme var. Faşizm’in temelinde de tüm diktatörlere boyun eğmede de… Bir proje yapmanın çeşitli yolları vardır ama böyle zorlu bir yola saparsanız emin olun yanınızda çalışandan çok daha fazla siz ağlarsınız ve ağlamanızı da gösteremezsiniz. Proje eğer iddia taşıyorsa, ülkemizde normal koşullarda çok zor para kazanır. Çünkü onun süresi, emeği, maliyeti çekmece/strech projeleri ile karşılaştırılamayacak boyutlardadır. Sonucu da kesin olmadığı gibi belediyeler de yüksek ücretler ödemezler. Yüksek ücret görülen durumlarda da ülkemizde başka hesaplar vardır. Sonuçta bu alanda çok deneyimli bir meslektaşımızın deyimi ile çok az örnek dışında proje işi Türkiye’de sıkca maliyetine çokca da zararına yapılan bir iştir. Eğer iştahınız hala daha kabarıyorsa bu projelerden birisinin ücretini ve karşılığında yapılan masrafı (emeği bile demiyorum) öğrenin, iştahınız kaybolacaktır. Şimdiye kadar hep öyle oldu. Yanlarında çalışan mimarların önleri diğerlerine göre daha açıktır, eğer buna inanmıyorsanız son yıllarda yapılan yarışmalarda alınan sonuçlara bakın, çoğunda bir “star” mimarın yanında önceden/şimdi çalışanını görürsünüz. Çünkü mimarlık sevgisi bulaşıcıdır. Her sevgi gibi de ağır bedelleri vardır, bunların içinde gözyaşları vardır, acılar vardır. Sevgi acımazsızdır. Önce kendinize sonra da yaptığınız için yani sevdiğiniz için onunla ilgili herkese karşı. Ustalar çıraklar bu terimlerin artık kullanılmadığını düşünüyordum. Ama kullanmışsınız o zaman cevap vereyim. Son derece özürlü bir eğimden gelen binlerce meslektaşımız var. –ki diplomalarının geçerliliği bile uluslar arası düzeyde sorunlu- Ama yine de ustalaşıyorlar ve ustalarını geçiyorlar. Bunu görmemek mümkün değil. Ancak süreç beklenen kadar ne kolay ne çabuk. Eğer bir ayda edinilecek tecrübe varsa söyleyin otuz yıl sonra bile onu almak için bir ayımı vermeye razıyım. Eğer mimarlar odasında bir şey üretmek diye o abuk “MSG” programını söylüyorsanız üretmemiş olmaları çok daha iyi. Ayrıca sandığınızın aksine star diye bilinen mimarlar bu gün mimarlar odasının ana çalışma akslarını oluşturan kazanımları sağladılar –mimarlar odasında oldukları sürece- Size bir örnek muhtemelen Ulusal Mimarlık Ödüllerinin sizin o demir atmış tayfanın işi olduğunu zannediyorsunuzdur. Hayir bu ödüller odaya ve mesleğimize Hasan Özbayların grubunun yönetimde olduğu dönemde kazandırıldı. Bu örnekleri çoğaltabilirim ve sonuçta da “odayı bugünkü haline star mimarlar getirdi” gibi bir sonuca bile ulaşabiliriz. Her ne kadar bu saptama genel kanıya bir tokat olsa da… Gazetelere verilen reklamların paraları çok zor şartlarda toplandı. Ve emin olun bu sadece mimarlığa olan sevginin küçük bir bedeli… bundan çok daha fazlası her gün bürolarda ödeniyor. MİM Grubu çabalamıyor, sadece sizi kurtarmaya çalışıyor. Herşeyi gizli saklı yürüten, baskıcı, mesleğimize ve yaratıcılığa karşı terör uygulayan bir yapıya karşı toplumsal muhalefet çizgisi oluşturuyor. Baskı olduğu sürece yada varlık nedeni olduğu sürece MİM grubu da yada başka gruplar da olacaktır. Rant hesabı diyorsunuz bu muhalefet çizgisinde yer alan arkadaşlarımızın hiçbirisinin böyle bir şeye ihtiyacı yok ki. Onlar zaten sizin deyiminizle “star”. Sermaye filan koyan da yok. Konuya bu açıdan bakan da. Siz cahilliğinizi ortaya dökmüşsünüz... Sadece daha demokratik, daha katılımcı, daha geniş kesimleri temsil eden ve mimarlığı savunabilen bir yönetim kurabilmek amaç, yoksa sizin şimdi yaptığınız gibi “tekkeyi ve tekkedekileri mimarlığı yok etmek pahasına savunmak değil.” -hemde geçen seçimlerde olduğu gibi tekkenin parasıyla ve personeliyle- (Bu tekke kelimesi de nefret ettiğim bir kelimedir. Bir yapıyı değil o yapının içinde oluşan klikleri anlatır.) Özellikle de yapılan işlere bakınca tek bir şey söyleyebiliyorum: MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN.
27 Mayıs 2008, 23:19Yazan: ex Cathedra...Bu genç nesil ile iş oldukça zor...
Merhaba,
Uzun zamandır düşündüğüm bir konuyu çok etkili olarak ifade ettiniz.
Teşekkürler.
27 Mayıs 2008, 22:26Yazan: Omer YilmazEkşi Sözlük'teki son mesaj şöyle: mimarliga yol acin akp'li belediyelerin istah kabartan projelerinden en cok nasiplenecek olan star mimar imajli kisilerin bosa cikan ve secim sirasinda gercek yuzlerini gostermis harekati. adama sormazlar mi madem mimarliga yol acin diye bir sloganla ortaya cikiyorsun da; sen kendi buronda calisan comez mimarlardan kac tanesinin onunu aciyorsun? o kadar yarisma kazanip belediyeden dunya para tutarindaki projeleri kapiyorsun da o comez mimarlara kac para oduyorsun? buronda calisan o comez mimarlardan kac tanesi hungur hungur aglamadan bir hafta geciriyor? kac tanesine gercek anlamda bir meslek egitimi veriyorsun?bildiklerini tam anlami ile ogretiyorsun? benim bildigim mimarliga yol acmanin en birinci yolu olan, "cirak ustayi gecmezse meslek yok olur" felsefesini ne kadar benimsiyorsun?o ciraklarin ilerde bana rakip olur dusuncesi ile, aslinda bir ayda edinebilecekleri mesleki tecrubeyi kendilerini sirf teknik ressam olarak kullandigin icin bes yilda edinmelerinin sebebi de sen degil misin? sen once kendi isyerinde mimarliga yol ac da biraz inandirici olsun degil mi? bahsi gecen star mimarlarin kac tanesi acaba mimarlar odasinin bugune kadar yaptigi calismalara katilip bir seyler uretti? oda yonetimin cok eski mi olmasi onemli olan yaptigi isler mi? sanki bu eski oda yonetimi babadan ogula gecen bir sistemle orada duruyormus ve her donem kendilerini secimle secen insanlar gene mimarlar degillermis gibi carpitici beyanlarla ortaya cikmis bu harekat, elbetteki onumuzdeki donemlerde de cabalamaya devam edecek, ancak basarili olur olmaz mi orasi bilinmez. ayrica gazetelere ilanlar, delegelere gonderilen smsler tipki milletvekili secimleri gibi amacin sadece hizmet degil, buyuk bir rant hesabi oldugunu da ortaya koymuyor mu? eger isin ucunda para goruyorsan, belli bir miktar para harcayarak boyle faaliyetler yaparsin.simdilik koydugun sermayeyi alacak basariyi saglayamadin uzgunum senin adina. Bu genç nesil ile iş oldukça zor. Hala Oda'nın bir değeri olduğunu düşünenlere :) ... Genç arkadaşımızın SMS ve rant konusunda yazdıkları oldukça doğru ama aklı fazla karışık. SMS'leri kimin gönderdiğini rantı kimin yediğini dahi hiç bilmeyecek kadar...
17 Mayıs 2008, 21:41Yazan: icmimar_ibobence odalar hakimiyeti korumalı bu konudaki fikrim bu benim...
14 Nisan 2008, 01:04Yazan: luminaİlerlemeci bir zaman kavrayışına ters hocam öyle zaman-mekan bükülmeleri filan :)
14 Nisan 2008, 00:55Yazan: Omer YilmazÖnce Lost'u anlatmak lazım bizimkilere :D
14 Nisan 2008, 00:41Yazan: Murat Artu"LOST" Dizisi gibi.... Acaba ne olacak ? Ben ne yapmalıyım ? Babanıza yaptığınız gibi yapmayı deneyin, Kendiniz olun .
Bütün yorumları forumda okuyun!_20081014.jpg)










