
İstanbul’un, Tarihi Yarımada’da gerçekleştirilen hatalı uygulamalar sonucu UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) Dünya Mirası Listesi’nden çıkarılma uyarısı alması nedeniyle, Sulukule Platformu tarafından 15 Ocak 2008 Salı günü, “Sulukule'de UNESCO Kriterleri” konulu bir toplantı düzenlendi. Sulukule, Süleymaniye, Tarlabaşı, Fener-Balat, Ayvansaray gibi bölgelerde, yenileme projesi adı altında sürdürülen ve Four Seasons Oteli ek inşaatı gibi geri dönülmez tahribata yol açan uygulamaların konuşulduğu toplantıda, yerel yöneticilerin ve ilgili tarafların, 1 Şubat 2008'de UNESCO'ya sunacakları, Tarihi Yarımada'da, korumanın, kentsel yaşamla birlikte nasıl ele alınacağını gösteren Alan Yonetimi Planı ve bu planın ele alınacağı UNESCO Dünya Miras Komitesi'nin, Temmuz 2008'de Quebec'te yapacağı toplantı verilebilecek kararlar irdelendi.
Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi (ICOMOS) Türkiye kurucusu Prof. Doğan Kuban, Uluslararası Kültürel Varlıkların Restorasyonu ve Korunması Çalışmaları Merkezi (ICCROM) Eski Genel Direktörü ve UNESCO İzleme Komitesi üyesi Prof.Dr. Cevat Erder, ICOMOS Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Prof.Dr. Nur Akın, UNESCO İstanbul İzleme Komitesi üyesi Doç.Dr. Deniz İncedayı, Sulukule Platformu üyesi ve İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı Korhan Gümüş ve Sulukule Platformu üyesi Aslı Kıyak İngin’in konuşmacı olarak yer aldığı toplantı; sanat tarihçisi ve Sulukule Platformu üyesi Derya Nüket Özer’in açılış konuşmasıyla başladı. İstanbul’un 2004 yılında listeden çıkarılmasını gündeme geldiğini, ancak bunun 2006 yılında bir takım sözler verilerek engellendiğini ve UNESCO’nun bu iki yıl içerisinde yerine getirilmesi gereken bazı şartlar öne sürdüğünü anlatan Özer, bugün gelinen noktada şartlardan hiçbirinin yerine getirilemediğini belirtti ve “1 Şubat 2008’de UNESCO heyetine sunulacak Alan Yönetim Planı her şeyi çözebilirdi” dedi.
Yurt dışında uzun süre koruma örgütleriyle çalışan, İstanbul için UNESCO heyetiyle yapılan toplantılarda da İstanbul’u temsilen ve savunmak üzere bulunan Prof. Cevat Erder ise, belli başlı bazı örgütlere katılabilmek için ciddi paralar harcayan Türkiye’nin 134 ülkeye ait 788 varlık bulunan UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne ancak dokuz varlıkla girebildiğini hatırlattı. Buna dayalı bir karşılaştırma yapan Erder; yüzölçümü olarak Türkiye’den çok daha küçük olan Yunanistan’ın 16, İtalya’nın ise 34 yerle listede yer aldığını anlattı. Türkiye’deki listeye girebilmiş dokuz bölgeden beşinin (Truva, Hattuşaş, Nemrut, Xanthos ve Pamukkale) ise yabancıların elinde olmasını eleştiren Cevat Erder, böyle bir uygulamanın dünyanın hiçbir yerinde görülemediğine dikkat çekti.
Daha sonra sözü alan ICOMOS Türkiye kurucusu Doğan Kuban, ilk zamanlar ICOMOS’un aldığı koruma kurallarının bilinçsizlik ve kontrol eksikliği yüzünden gerçekleştirilemediğini anlattı. “İstanbul listeye konsa da konmasa da dünyanın en büyük kültür şehridir. 1970’te sokak sokak araştırarak, belgeleyerek koyduğumuz koruma kuralları ve hazırladığımız rapor, hiçbir şekilde uygulanmadı. İstanbul’un tarihi dokusu yok edildi. Unutmayın, toplum ne kadar cahilse belediye de o kadar cahil ve kayıtsızdır” diyen Kuban, UNESCO’ya söz vermiş olmamızın İstanbul’un tarihi dokusunun korunması için yeterli olmadığını, toplum bilinci olmadığı sürece, belediyenin iki ay içinde İstanbul için hiçbir şey yapamayacağını vurguladı. Suriçi’ni İstanbul’un merkezi, Boğaziçi ve Haliç’i de merkeze bağlı kaburgalar olarak tanımlayan Kuban şunları söyledi: “Suriçi, Boğaziçi ve Haliç korunması gereken en önemli alanlar. Bu alanlar İstanbul’un %1’i eder; kalan %99’unun soysunlar ama en azından bu %1’i bıraksınlar, koruyalım.”
Four Seasons Oteli’nin arkeolojik kalıntılar üzerinde sürdürdüğü inşaatı eleştiren Nur Akın da sürekli inşaat paravanları arkasında kalan bugüne kadar göremediğimiz, kentin tam tarihi merkezinde yer alan 3000 yıllık kalıntıların üzerine yapılan bu yapının ne kadar masum olabileceği sorusunu sordu. O kadar büyük bir yapının arkeolojik eserlere zarar vermeden yükselmesinin mümkün olmayacağını belirten Akın ekledi; “En basiti Four Seasons, Roma’da böyle bir işe kalkışabilir miydi?”
Deniz İncedayı; kültürler arası diyalog için Türkiye’nin en önemli uygulama alanı olduğunu söyledi. Bu ortamı yaşamamız ve yaşatabilmemiz için de kültür bilincinin artırılması, doğru koruma kararlarının alınıp uygulanması, ayrıca bu kültür ve korumanın yaratıcılıkla birleştirilerek çağdaş tasarıma aktarılması gerektiğini ifade ederek, UNESCO’nun kurumlar arasındaki ilişkiyi geliştirmek için önemli bir araç ve fırsat olduğuna değindi.
Kentsel dönüşüm projelerinin çok ciddi bir mimarlık ve şehircilik problematiği içerdiğini belirten Korhan Gümüş ise şunları söyledi: “ İstanbul, Efes veya Bergama gibi terkedilmiş bir kent değil, hala üzerinde yaşanıyor, bunun farkında olmak ve ona göre hareket etmek lazım. Yönetim planı hazırlamak demek diğer aktörleri de bu plana katmak demektir. Yönetim planının en önemli farkı sorgulayıcı bir yöntemle şehircilik anlayışımızı çağdaşlaştırmasıdır. ‘Ben Osmanlı mahallesi yapıyorum’ demek ise kamu fikrini gaspetmektir. Bir de surlara uyumlu yapı yapmaktan bahsediyorlar, bunu da çok anlamsız buluyorum. Hangi yapı surlara uyumludur, hangileri değildir? Ayrıca yatırımcının karar verici organ içinde yer alması da doğrudan suçtur. Bize Osmanlı mahallesi diye yutturulmaya çalışılan şey ise bir takım karanlık ilişkilerin sürdürülmesidir.”
Belediyelerin, şehir sihirli bir değnekle iyileştirilecekmiş gibi hareket etmesinin, insanların dışlanması ve elimizdeki zenginliklerin kaybedilmesiyle sonuçlandığını söyleyen Korhan Gümüş, modern dünyayla kurduğumuz bir köprü olan UNESCO’yu kaybettiğimiz takdirde İstanbul’un da çok şey kaybedeceğini vurguladı.
Toplantıda konuşmasını Sulukule hakkında bir sunumla destekleyen Aslı Kıyak İngin, Sulukule Platformu olarak yeni uygulamalara ilişkin mağduriyetleri, Sivil Toplum Kuruluşları’yla birlikte kamuoyuyla buluşarak, ortak bir diyalog ortamı içerisinde şeffaflaştırmaya çalıştıklarını dile getirdi. Büyük alanların müteahhit eliyle, yenilenme adı altında yağmaya açılmasını eleştiren İngin, yetkililerin bu tür uygulamalar için 2010’u bir bahane olarak kullandıklarını söyledi. 2005 yılında yenileme alanı ilan edilen Sulukule için 2006’da sadece deprem ve savaş durumunda alınan acil kamulaştırma kararı alındığını hatırlattı. Bölgedeki 85 yapının koruma altına alınması için bir rapor hazırladıklarıdan bahseden İngin, bu yapıların raporu teslim etmelerinin hemen ertesi gününde yıkılmaya başladıklarını ifade etti.
Aslı Kıyak İngin’in Sulukule hakkındaki açıklamalarından sonra tekrar söz alan Cevat Erder, dokunulabilen (tangible) ve dokunulamayan (intangible) değerler olduğunu ve bu kategorilerdeki eserlerin korunması için yasalarımız olduğunu belirtti. Romanların ve Roman kültürünün dokunulamayan (intangible) değerlerden olduğuna ve yasaya rağmen korunmadığına dikkat çekti.
Daha sonra soru - cevap bölümüne geçilen toplantıda, 1 Şubat 2008 tarihinde gelecek olan UNESCO’nun bizden ne beklediği ve bizim neler yapabileceğimiz sorusu üzerine Deniz İncedayı şunları söyledi: “UNESCO rafa kaldırmak için bir rapor istemiyor. Onların bizden beklediği bir yöntem geliştirebilmemiz. Geliştirdiğimiz yöntemi uygulamak için zaman ihtiyacımız olduğunu söylesek bile kabul ederler çünkü bir adım atabilmek.”
TakipYorumlarYorum Sayısı: 9424 Eylül 2008, 10:58Yazan: Gökçe ArasMimar, şehir planlamacıları ve sosyologların aralarında bulunduğu bir grup, Fatih'te ''Sulukule'' olarak bilinen bölgede Fatih Belediyesi'nce yürütülen yenileme projesine alternatif bir proje hazırladı. Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz.
22 Temmuz 2008, 11:00Yazan: Emine MerdimSulukule Guardian'da. Video: Oldest Roma settlement in Istanbul under threat | World news | guardian.co.uk
14 Mart 2008, 14:08Yazan: RedRapsodyeee!! mezbelelik devam etsin o zaman :) Etmesin elbette, eğer konuyu yakından izliyorsanız Roman mahallesindeki alternatif çalışmalardan haberiniz vardır. Bir yerin rehabilitasyonu oranın tamamen yıkılıp, rant elde edip yeniden imarıyla sağlanamaz. Bu denenmiş, araştırılmış ,ortaya konmuş. Daha titiz,yavaş ve bilimsel bir rehabilitasyon süreci izlenmeliydi. Belediyeler heryeri güzelleştirmek adına çok hızlı yıkım-yapım yolunu izliyorlar. Kendilerince haklı nedenleri olabilir, fakat bu şekilde toplumun büyük çoğunluğunu psikolojik ve kültürel çöküntüye ittiklerini ileride anlayacaklar. Bu toplumu arındırma, temiz toplum yaratma kaygısı geri dönüşsüz bir şuursuzluk ve çöküntü yaratacak. Mutlu hissetmediğiniz şehir asla güzel olamaz. Plazadan gördüğünüz değil, sokakta yürürken yaşadığınız kenttir. Bunun yaşamayı sevmeyen, plaza-otomobil-ev üçgeni dışında bir yaşamı olmayanlar için bir anlam ifade etmesini beklemiyorum.
14 Mart 2008, 11:53Yazan: mimar mahmuteee!! mezbelelik devam etsin o zaman :)
14 Mart 2008, 11:06Yazan: RedRapsodyo bölgede şantiyesi olmuş birisi olarak yıkım kararını çok olumlu karşılıyorum .arabayla giderken biraz yavaşlayın bakalım başınıza neler geliyor?Ancak bu insanlara çok daha iyi koşullarda yaşama imkanı sağlanarak şehre uyumları sağlanmalı Bu görüşlerinizin 60 yıllık olduğunu söylesem ve 60 yıl sonunda bu felsefenin çöktüğünü, bu felsefeyi başlatanlar vazgeçmişken şimdi sizin savunucusu olduğunuzu? 60 derken insaflı davranmak istedim aslında 160 yıllık. UNESCO kültür mirasına dahil 'Romanlar' ve Roman yaşam tarzını öldürerek kente katmak , dahiyane! Gözlerimin dolmasına neden olan bir görüntü: 'Fotogrametrik rölöve almak için yapının üzerine yerleştirilmiş pointer fişlerini koluna takmış müziğini sürdürerek sessizce tepki gösteren Roman.' Kim düşündüyse son yıllarda gördüğüm en güçlü eylemdir bu. ' Benim de Rölövemi al diyor adam'. Bak benim kültürüm bu, yaşam tarzım bu, ben böyle varım, apartmanda yaşayamam, klarinet çalamam apartmanda diye haykırıyor sessiz kalarak. Daha önce okumadıysanız Korhan GÜMÜŞ'ün yazısı' Kentten Geriye Ne Kalacak' Açık Radyo
14 Mart 2008, 10:44Yazan: mimar mahmuto bölgede şantiyesi olmuş birisi olarak yıkım kararını çok olumlu karşılıyorum .arabayla giderken biraz yavaşlayın bakalım başınıza neler geliyor?Ancak bu insanlara çok daha iyi koşullarda yaşama imkanı sağlanarak şehre uyumları sağlanmalı
13 Mart 2008, 16:35Yazan: Emine MerdimElimize bugün ulaşan basın bülteni ve fotoğraflar... [CENTER][CENTER]BASIN AÇIKLAMASI[/CENTER][/CENTER] [CENTER][CENTER] [/CENTER][/CENTER] DOZER DIKKAT BURADA INSAN YASIYOR! Biz Sulukule’nin en yoksulları, kiracılarız. Sulukule’nin ne Fatih Belediyesi’nin “Kentsel Yenileme Projesi”nde, ne de Taşoluk ev listelerinde görebileceğiniz yüzüyüz. Bizi “kentsel yenileme projesi”nde göremezsiniz, çünkü insan yerine koyulup, hesaba katılmadık. Bizi Taşoluk ev listesinde de göremezsiniz, çünkü bu listeye yazılmaya teşebbüs dahi edemeyecek kadar yoksuluz. Bugün burada yok sayılmaktan kurtulmak, görünür olmak için sizlerin karşısına çıkıyoruz. Biz Sulukule’li yoksul kiracılar: Sevtap, Sabriye, Türkan, Necla, Cemal, Bilen, Güllü, Hayriye, Gökçe, Cevriye, Sami, Erdoğan ve daha onlarcası: Yoksuluz, yoksunuz, ama bugün yine de iyi kötü başımızı sokabileceğimiz bir damımız var; yarın ise sokaktayız… Fatih Belediyesi onlarca yıldır yaşadığımız mahalleden bizi atmak istiyor, evlerimizi başımıza yıkıyor. Son olarak 7 Mart günü Belediye evlerimizin kapısına “yıkılacak” anlamına gelen “X, Y” işaretleri koymaya başladı. Belediye farkında mı, bilmiyoruz: Kırmızı çarpı işareti koyduğu, koyacağı evlerde biz yaşıyoruz; o evlerde yatıp o evlerde kalkıyoruz; o evlerde çocuklarımızı yetiştiriyoruz. Yıkılırsa sokakta kalacağız. Belediye diyor ki, “Sulukule için dünyanın en sosyal projesini yaptım”. Sokağa atılmanın neresi sosyal? Proje mimarları diyor ki, “Sulukule projesi romantik ve insani bir projedir”. Sokağa atılmanın nasıl bir “romantik ve insani” tarafı var? Bu proje “sosyal” ve insani” ise, neden içinde biz yokuz? Neden biz yoksul kiracıların fikri hiç sorulmadı? Bize hiç danışılmadı? Belediye diyor ki: “Projeden ev edinmek için anlaşan ev sahipleri ‘evimi yıkın’ diye dilekçe verdi. Vatandaşın dilekçesini işleme koymak zorundayız.” Mülk sahibi vatandaşa hizmet aşkı içinde dozer gönderen Belediye’yi tebrik ediyoruz. Ne kadar, ne kadar hızlı ve güzel çalışan bir belediye! Oysa aynı Belediye öte yandan ev sahiplerine şöyle tebligat gönderiyor ve diyor ki “Evini kiracısıyla birlikte 31 Mart’a kadar boşalt. Elektrik ve suyu kapat, anahtarı bana getir. Getirmezsen, projeden ev alma hakkını kaybedersin.” Yani ev sahipleri üzerinde baskı kurarak elektriğimizi, suyumuzu kestiriyor, evlerde yaşama imkanını ortadan kaldırıyor. Mahallede her gün ev sahipleri ile kiracılar arasında kavga çıkmasına neden oluyor. Belediye böylece ellerini kirletmediğini mi zannediyor? Bizim gözümüzde masum kaldığını mı sanıyor? Bu ülkede kiracı hakları diye bir şey yok mu? Taşoluk’a niye gitmediniz mi diyeceksiniz? Taşoluk’a ev için müracaat eden kiracılar Taşoluk ev listesine yazılmaktan başka çare bulamayan kiracılar 15 gün önce sözleşme imzalamak üzere Ziraat Bankası’na çağrıldı. Burada “sosyal proje”nin bir sürprizi daha yaşandı. Banka, damga pulu vergisi için 1000 YTL isteyince, gerisin geriye mahalleye döndüler. Damga pulu vergisini veremeyen, 15 sene her ay o taksitleri nasıl verecek? Bizler gelir durumuzu bilecek kadar gerçekçiyiz. O yüzden TOKI Taşoluk evlerine müracaat etmeye teşebbüs bile etmedik. Bizler buradan evlerimizi, yuvamızı, hayatımızı, geleceğimizi başımıza yıkmadan Fatih Belediye başkanı Mustafa Demir'e sesleniyoruz Başkan, medya önünde "dünyanın en sosyal projesi" diyorsun. Sorduk soruşturduk: Sosyal proje ne demek? "İNSAN YARARINA YAPILAN PROJE" demekmiş. Başkan, biz de sana medya önünde soruyoruz: Üzerimize koyduğun çarpı işareti ne kadar sosyal? İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, “kentsel iyileştirme” yapılacak diye, hayatı daha da kötüleştirilen, evleri yıkılan, yıkım sonrası çadır ve barakalarda yaşayan çok sayıda aile var. Buralarda aileler elektriksiz, susuz, sağlık hizmetleri olmaksızın ve tuvalet dahil hiçbir temel ihtiyaçları karşılayamadan yaşıyorlar, çocuklar da okullarından olmuş. Evlerimiz yıkılırsa bizler de bu mahallelerdeki gibi sokakta kalacağız. Son kez sesleniyoruz; Bizler ne TOKİ'nin Taşoluk konutlarının bedellerini, ne de Sulukule dışındaki yerlerin daha yüksek olan kiralarını ödeyecek durumdayız. Bizler alternatif barınma imkanları sağlanmadan evlerimizden çıkmayacağız. UNUTMAYIN İŞARETLİ EVLERDE HALA TENCERE KAYNIYOR. Sulukuleli Kiracılar[COLOR=black][/COLOR]
11 Mart 2008, 11:57Yazan: Burcu Oztaskin[SIZE=2]Sulukule’de yıkımların başlayacağının habercisi.[/SIZE] [SIZE=2]Belediye görevlileri gelip evleri işaretlemiş. Ali Baba ve 40 Haramiler’de vardi böyle bir sey...[/SIZE] [SIZE=2]Bir grup da bu olayi protesto ediyor.[/SIZE] [SIZE=2]Ellerine boyalari alip binalara çiçekler böcekler çizeceklermiş bu hafta icinde[/SIZE]
2 Mart 2008, 15:32Yazan: yilmazMetin beyin yazısında Venedik için niye kentsel yenileme yapılmıyor diye sorduğunu gördüm. Venediğe defalarca gittim ve kaldığım hiçbir yerde (Roma'nın aksine) rutubet yoktu. Çünkü daha önce defalarca kentsel dönüşüm/yenileme çalışmaları yapılmıştı. Son olarak Ocak 2007 tarihinde yayınlanan bir çalışma da Venedikte Arsenal bölgesi için bir kentsel yenileme önerisi getiriyor. Burada ilginç olan İstanbul Deklerasyonu 1996 kapsamında bir urban regeneration önermesi. İsteyenler belgeye http://www.bepress.com/cgi/viewcontent.cgi?article=1038&context=feem adresinden ulaşabilirler. Biraz geç oldu ama kabahat benim geç gördüm. Bu konu pek öyle kalıplarla yaklaşılabilecek bir konu olmadığı gibi her durum için farklı öneriler geliştirilmesi şart. Ama öneri geliştirmek yerine kavrama global saldırı düzenlenirse, en korkunç kentsel dönüşümle de kader gibi yüz yüze kalacağız demektir. -17 Ağustosta olduğu gibi-... Selamlar Yılmaz
28 Şubat 2008, 18:11Yazan: Gül KeskinUrban Land Institute (ULI) tarafından 27 Şubat 2008 tarihinde İstanbul Swissotel’de “Kentsel Dönüşümün Başarılı Örnekleri” başlığıyla gerçekleştirilen toplantıda Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir Sulukule projesiyle ilgili bilgi verdi ve burada yenilenen alanları, ekonomik ömrünü tamamlamış, hala iç göçe maruz, deprem riski altında ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan tarihi eserlere sahip bölgeler olarak tanımladı. Pınar Özden'in (Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi 2. Başkanı), Fatih Belediyesi Başkanı’nın “Evrensel ve tarihsel değerleri olan eserleri projede koruyoruz.” sözlerine ithafen geçtiğimiz günlerde tescilli bir yapının yıkıldığını hatırlatması üzerine ise Başkan’ın eleştiriye yanıtı “Yanlışlıkla olabilir” oldu. ULI Tarafından Düzenlenen Toplantıda "Kentsel Dönüşüm Projeleri" Masaya Yatırıldı
Bütün yorumları forumda okuyun!










