
Kaynak: www.flickr.com
Çalık Holding, 16 Mart 2007’de ihaleye çıkan Tarlabaşı Kentsel Dönüşüm projesi kapsamında projenin birinci ayağı olan 278 tarihi binayı rehabilite edecek. Bina sahiplerine %42 ile en iyi teklifi veren firma olan Çalık Holding’in inşaat işlerini yürüten GAP İnşaat tarafından, projenin dönüşüm değil bir “yenileme” projesi olduğunun altı çiziliyor.
Kent merkezinde bulunan bu tür alanlara özel çıkarılan 5366 sayılı kanun kapsamında Bakanlar Kurulu tarafından belediyelere özel yetkiler veriliyor. Tarlabaşı bölgesi için de geçerli olan yenileme alanı ile ilgili kanun belediyelere vatandaş adına karar verip, bu tür bölgelere toptan proje yapma ve eğer vatandaşın yeterli maddi gücü yoksa, buraya yatırımcı davet etme ve bu yatırımcı ile oradaki maliyetleri bir masaya oturtup anlaştırma yetkisi veriyor. Aynı kanun, anlaşamayanların yerlerini de hızlı şekilde kamulaştırıp, mallarını belediyenin almasına imkan tanıyor.
GAP İnşaat Tarlabaşı’nın ardından 20 Nisan 2007 tarihinde ise Fatih Belediyesi'nin açtığı Fener - Ayvansaray Sahil Kesimi Yenileme Alanı ihalesini de aldı. 30 ay sürmesi öngörülen proje, yenilenecek alan Ayvansaray'dan başlayarak Fener iskelesine kadar olan sahil bölgesini kapsıyor.
GAP İnşaat yetkilileri proje aşamasında danışmanlarını belirledikten sonra projeyi kentin sorunlarını çok iyi bilen, bu sorunlardan nasiplerini almış ve bunları çözmek için yıllardır emek veren Türk mimarlar tarafından yapılmasını ve tasarlanmasını istediklerini belirtiyorlar. Bu alanlarda çalışma yapan mimarların birarada olduğu ve danışma kurullarının birebir iştirak ettiği bir toplantılar silsilesinden sonra projeyi oluşturduklarını belirten yetkililer ilk 1 – 2 ay kimsenin eline kağıt – kalem almadığını vurguluyor.
İstanbul'a özel bu alanlarda deneme yöntemiyle yeni bir “yenileme” formülü üretilmeye çalışılırken, 40 – 50 kişiden oluşan atölye çalışmalarında, projelerin şekillendirilip üst ölçekli kararların alındığı, daha sonra mimari grupların kendi mimari çözümlerini üretmeye başladıkları belirtiliyor.Bölgede restorasyonu yapılacak binalar için belirlenen restorasyon yöntemi ise şöyle tanımlanıyor; önce sağlıklı bir bina envanteri, ardından binaların statik durum raporu ve binalarda varolan olumsuz koşullar belirleniyor, sonrasında ise alandaki mevcut morfolojiyi, dokuyu, gabarileri muhafaza etmek koşuluyla yeni bir formül üretiliyor.
Tarlabaşı ve Fener – Balat bölgelerinde parsel bazında farklı mimari gruplarla çalışılıyor. GAP İnşaat, üslup çeşitliliklerini olumlu bir etkiye dönüştürmek için ise atölye çalışmaları esnasında mimari ekiplerin birbirlerinin projelerine sundukları katkılar yoluyla sağlandığını belirtti.
Projeler için bir diğer tartışılan konu olan bölgedeki yapıların işlevlerinin ne olacağı sorusuna verilen yanıt ise şu; “Yeni bir işlev önermiyoruz, sadece proje alanı içerisinde bütün işlevleri doğru bir şekilde harmanlamaya çalışıyoruz. Bölgede yine konut olacak, yine insanlar burada yaşayacak, cadde üzerinde kimi noktalarda konaklama birimleri ve ticaret alanları olacak. Yani Nazım Plan Kararları’nın öngördüğü kararlar aynı şekilde devam ediyor.“
Bölgenin ulaşım şeması tekrar ele alınırken İBB tarafından kabul edilmiş Ulaşım Master Planı’na sadık kalan yetkililer proje üretirken bütün Master Planı tekrar sorgulamak yerine ona nasıl entegre olabiliriz diye kafa yorduklarını belirttiler. Hazırlanan projede bölgenin insanlarının ulaşabileceği bir mekân olmasını hedefleyen yetkililer, yaya ve araç ulaşımını yeniden kurgulayarak danışman hocaların da katkılarıyla proje alanının çevresiyle kurduğu ilişkiler anlamında doğru bir ulaşım şemasına kavuştuğunu düşünüyor.
Yenileme alanlarına çok inandıkları için bu ihalelere katıldıklarını söyleyen yetkililer bölgede oluşacak olan dinamiğin etrafını da etkileyeceğini düşündüklerini ve mal sahipleri ve yatırımcıların zamanla kentin bu terkedilmiş alanlarına dönmeleri gerektiğinin de altını çiziyorlar.
Tarlabaşı Projesi’nde Görev Alan Mimari Gruplar ve Danışmanlar
Projelere başlarken öncelikle Danışma Kurulu’nu oluşturan GAP İnşaat çalıştığı mimari grupları seçerken dikkate aldığı özellikleri ise şöyle sıralıyor; restorasyon ve renovasyon deneyimleri olması, yeni bina deneyimleri olması ve modern mimariyi çok iyi uygulayabilir olmaları.
Danışmanlar
Beykent Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölüm Başkanı Prof.Dr. Sercan Özgencil Yıldırım, Dr. Sinan Genim, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehircilik Bölüm Başkanı Prof.Dr. Güzin Konuk, Prof.Dr. Haluk Gerçek ve Orhan Demir.
Mimari Gruplar
Tülin Hadi – Cem İlhan (TE – CE Mimarlık), Mehmet Alper (TURES Mimarlık), Hasan Çalışlar – Kerem Erginoğlu (Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık), Yavuz Selim Sepin (Sepin Mimarlık), Han Tümertekin (Mimarlar Tasarım), Hasan Kıvırcık (MTM Mimarlık) ve Nuran Karakaş (Duru Mimarlık).

Fener – Balat Projesi
Binlerce yıldır yaşamın devam ettiği alanlardan olan Fener – Balat bölgesi ele alınırken dikkat edilmesi gereken hususların farkında olduklarını belirten yetkililer bu bölgede yeraltındaki katmanlara zarar vermeden ve surlarla ilişki kurarak yeni bir formül üretmeleri gerektiğini söylediler. Bölgedeki bir diğer sorun ise Haliç’e arkasını dönmüş olan yaşamı Haliç’e döndürerek kıyıdaki yeşil alanla ilişkiyi en doğru şekilde sağlamak.
Fener – Balat Projesi’nde Görev Alan Mimari Gruplar ve Danışmanlar
Danışmanlar
Yrd.Doç.Dr. Zeynep Kuban, Dr. Sinan Genim, Prof.Dr. Güzin Konuk, Prof.Dr. Sercan Özgencil Yıldırım, Prof.Dr. Murat Güvenç , Prof.Dr. Hülya Turgut, Arife Deniz Oktaç.
Mimari Gruplar
Sevim Aslan, Deniz Aslan, Arda İnceoğlu, İpek Yürekli (Trafo Mimarlık) , Yılmaz Kuyumcu (Net Mimarlık), Can Çinici (Çinici Mimarlık), Yakup Hazan (Hazan Mimarlık), Yavuz Selim Sepin (Sepin Mimarlık), Mehmet Kütükçüoğlu - Ertuğ Uçar (Teğet Mimarlık), HF Mimarlık ve Serhan Sarıpınar (Ütopya Mimarlık).
GAP İnşaat yetkilerinin verdiği bilgilere göre; Tarlabaşı Projesi şu anda Yenileme Kurulu’nun onayını bekliyor ve onay alındıktan sonra mülkiyet görüşmeleri başlayacak, ardından da uygulama projeleri çizilmeye başlanacak. Fener – Balat Projesi’nin ise 1,5 – 2 ay sonra kurula sunulması bekleniyor.Konuyla İlgili Linkler
- Arkiv'de Dr. Sinan Genim
- Arkiv'de Tülin Hadi - Cem İlhan Mimarlık
- Arkiv'de Kerem Erginoğlu
- Arkiv'de Hasan Çalışlar
- Arkiv'de Yavuz Selim Sepin
- Arkiv'de Han Tümertekin
- Arkiv'de Deniz Aslan
- Arkiv'de Sevim Aslan
- Arkiv'de Arda İnceoğlu
- Arkiv'de İpek Yürekli
- Arkiv'de Can Çinici
- Arkiv'de Yakup Hazan
- Arkiv'de Mehmet Kütükçüoğlu
- Arkiv'de Ertuğ Açar
TakipYorumlarYorum Sayısı: 1918 Temmuz 2008, 12:11Yazan: crudeliaProje sergisini gezdim. Bazılarını daha başarılı bulmakla beraber genelde ciddi bir eksiklik var: Yükseltilen doku dar sokakları boğmuş ve sonuçta alt katları karanlık, monoton, yeşilsiz, ruhsuz kaba bloklara dönüştürmüş alanı. Bu muydu yani? Şimdiki Tarlabaşı'ndan daha mı iyi olmuş? 'Alaçatı'da şurada burada birkaç rum evini birleştirip orta avlusunu açıp beş yıldızlı otel yaptık' zihniyetinden ne farkı var? Her zamanki gibi bir kısmı alışveriş merkezi olacak, bir kısmı manzara görür süper rezidans haline getirilecek ve buna da dönüştürme projesi denecek? Neyin dönüştürüldüğü açık değil mi?
9 Temmuz 2008, 03:48Yazan: plug-inaçıkçası gentrification, dönüşüm yada ne derseniz; bu kavramları hem açıklamak hem de bu kavramlar üzerinden tasarlamak çok zor. Ama bana kalırsa Tarlabaşına ilişkin yapılan çalışmaların sergisini gezdiğimde edindiğim izlenim: bu projelerin hakikaten gerekliliği. Bu arada en çok, Erginoğlu-Çalışların projesini beğendiğimi belirtmek isterim. Bu alanın kuzeyinde yani yolun karşı tarafında yapmış olduğum fakat yasal belirsizliklerden(parsellerin satın alınması) ötürü, sonucu halen belirsiz olan projemi birkaç güne kadar burada yayınlamayı düşünüyorum..
7 Temmuz 2008, 19:10Yazan: didemHaberi hazirlayanlar herhalde asagidaki linke guvenmisler: Tarlabaşı Yenileniyor guvenmeyip ne yapmali bilmiyorum tabii :) Bu arada, Erginoglu-Calislar'in SDB Mimarlik olarak yer almasi, gecmiste Sibel Dalokay Bozer ile olan ortakliklarindan kalma eski bir bilgi olmali. Ya da belki ortak calisiyorlardir bu projede?
7 Temmuz 2008, 16:12Yazan: Emine MerdimHürriyet gazetesinde Tarlabaşı Dönüşüm Projesi ile ilgili Tarlabaşı 9 ünlü mimara emanet başlıklı bir haber vardı. Haberde bazı istatisiki veriler ile birlikte mimarları da tanıtmışlar. Gazeteleri anlamak oldukça güç, mimarlık gibi bilmedikleri bir konu söz konusu olduğu zaman fena halde hatalı haberler üretebiliyorlar. 3 yerde mimarlık ofislerini karıştırıp ve hatalı yazmışlar. SDB Mimarlık diye bir ofis var fakat başka birine ait, bu Rahmi Koç yazıp yanına Sabancı Holding yazmak gibi... Gerçi bu tür durumlara oldukça alıştık, biraz da normal karşılar olduk. Han Tümertekin (Mimarlık Yapı Tasarım) İTÜ Mimarlık mezunu. İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. 1986’da Mimarlar Tasarım ve Danışmanlık Hizmetleri AŞ’yi kurdu. 1992’den beri çeşitli üniversitelerde ders veriyor. 2004’te Assos’ta yaptığı B2 Evi ile Ağa Han Mimarlık Ödülü’nü kazandı. Kerem Erginoğlu (SDB Mimarlık) Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni birincilikle bitirdi, yüksek lisans yaptı. Eğitimine ABD’de devam etti. Mesleki çalışmalarını Hasan Çalışlar ile sürdürüyor. Projeleri arasında Tuncel Ev, Harp Akademileri Kapalı Yüzme Havuzu, Suzuki Genel Müdürlüğü, Anadyr Kültür Merkezi var. Hasan Çalışlar (SDB Mimarlık) Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık mezunu. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptı. Tuncel Evi ile Ulusal Mimarlık Sergisi Yapı Koruma Sanatı Ödülü’ne, Harp Akademileri Kapalı Yüzme Havuzu ile Ağa Han ve Mies van der Rohe Vakfı mimarlık ödüllerinde Türkiye adayı oldu. Kerem Erginoğlu ile birlikte 2004’te AMV Genç Mimar Ödülünü aldı.
27 Haziran 2008, 13:09Yazan: Zeynep GüneyTMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, 26 Haziran 2008 Perşembe günü İstanbul Teknik Üniversitesi’nde, Tarlabaşı'ndaki yenileme ve dönüşüm projesini konu alan bir panel düzenledi. 23 konuşmacının yer aldığı toplantıda Tarlabaşı Kentsel Yenileme ve Dönüşüm Projesi’yle birlikte, bu tür dönüşüm projelerinin önünü açan 5366 Sayılı, Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun, Tarlabaşı’nda bu projenin uygulanmasıyla karşılaşılabilecek sorunlar ve geliştirilebilecek çözümler tartışıldı.
Haberin devamına ulaşmak için: 5366 Sayılı Yasa’nın Tarlabaşı’na Getirdiği Kentsel Çözüm
26 Mayıs 2008, 20:56Yazan: yilmazÜlkemizde henüz çok yeni bu projeler. Batıda ise ikinci dünya savaşı sonrasında başlamış halen daha devam ediyor. Gerek Arkitera’da gerek Mimdap’ta yayınlanan projelerin önemli bir kısmı “kentsel dönüşüm”ler kapsamında hazırlanmış projelerdir. Ancak bizim çok sağlıklı olmayan meslek ortamımızın tavrı biraz farklı; sözgelimi meslek odası daha projeler ortaya çıkmadan dava açtı. Hem de tüm toplantılara katılmış olmasına rağmen “dava dilekçesine” haberi olduğu tarih diye garip bir madde koyarak. Neden? Çünkü bu günkü yönetime oy veren kesimin bir bölümü bunu kenti koruma zannediyor. Halbuki bu alanın bir depremde çok ciddi hasarlara açık olduğunu görmüyorlar. Ayrıca onun dışında bu alanın batı ülkelerinde mimarlara iş sağlayan çok önemli bir alan olduğunu bile henüz görmüyorlar. (Geçen yıl Fransa da uygulaması yapılmakta olan iki tane proje üzerinde çalıştık: birisi bir fabrikanın dönüşümüydü. Diğeri yine bir fabrikanın artık mevcut olmayan gabarisinin kullanımı üzerineydi ve kentsel dönüşüm adı altında yapılıyordu) Bizde karşı çıkıyorlar neden? çünkü kimileri “bunu ancak ben yaparım başkası yaparsa engel olmalıyım” düşüncesinde. Kimileri ise “bu işin böyle yapılabileceği ortaya çıkarsa benim yıllardır savunduğum tezlerin yanlış olduğu anlaşılır” endişesinde. Bölgede oturanlar kat adedinin arttırılarak kendilerine daha fazla alan verilmesinin peşinde (hatta bunun için odanın desteğini bile talep etmişler)Yerel yönetimler başarılı olmanın peşinde ve tüm bu aktörler çok ince dengelerde bir araya geliyorlar. Eğer ortam müsaitse yaptığınız çalışmaları daha çalışmanın bitiminde ilgili sokakta sergilersiniz. Tıpkı geçmişte İzmit’te, Muğla’da, Amasya’da…… daha birçok yerde yaptığımız gibi. İnsanlar geldiklerinde bir menfaat söz konusu olmadığını gördükleri zaman içleri rahat ayrılırlar. Ama her yerde bu mümkün olmaz. Ayrıca ortada sağlam bir finansman olmadan da bu tür projeleri hayata geçiremezsiniz. Bunlar gerçekten kolay projeler değiller. Normal olarak bir mimari büroya bir parsel projesi siparişi verildiği zaman süre de bellidir ve çoğu durumda en fazla onbeş gündür. O da eğer tasarımı yeniden yapacaksa, yoksa eskinin çekmece şimdinin copy/paste/strech projelerini proje yerine koyarsak bir kaç saat.... onun da çoğu ozalitciye gitme gelme süresi. Burada bunların hiç birisi söz konusu değildir. Her detayı ince ince düşünmek zorundasınız. Öyle ki avan proje safhası bile uygulama projesinden detaylı olmak zorundadır. Han bürolarında yapılan ve damga pulu işlevi gören projeler çoğu kez toplum tarafından masum sayılırlar, göz yumulurlar ve sorun edilmezler. Mimarlar odası onlara karşı en ufak bir girişimi yoktur. Nitelik arayışları, iddiaları… yoktur. Halbuki İstanbul'un neredeyse tamamı bu projelerle katledilmiştir. İddiasız proje bir kentte bir kent cinayetidir. Dünyada kentsel dönüşüm projelerine bakılınca durum farklıdır. Çünkü tek bir parsel söz konusu değildir. (bu arada dünya parsel boyutunu aşalı yıllar oluyor) en azından bir ada hatta daha büyük alanlar sözkonusudur. Projenin sosyal yönü vardır (en zor tarafı da budur çünkü insanların imkanlarını geliştirmeniz gerekir.) (Halbuki parsel bazında yapılan çalışmalarda bu yoktur), Ekonomik boyutu vardır (yani finansmanını çok karmaşık sistemler içinden bulmanız gerekir), Altyapı boyutu vardır. Çünkü ortaya çıkacak sorunları da önceden düşünüp çözmeniz gerekir. Estetik boyutu vardır çünkü mevcut bir dokuya çağdaş mimari açısından bakmanız gerekir. Sürekli geri dönüşler vardır çünkü bu tür projeler doğaları gereği tartışılırlar. Ve bizim gibi hukuki altyapısını oluşturamamış sonucuna bakmadan olura olmaza dava açan meslek odalarının olduğu bir yerde bu tartışmalar mesleki boyutta değil politik boyutta geçer. Projeler ise politika ortamında kimsenin umurunda değildir. Ayrıca eleştirileri de sloganlaşmış kalıplarladır –"bu bir yağma projesidir" derler, "bu rant projesidir" derler- proje ne olursa olsun aynı kalıplar kullanılır. İnsanların evlerinden kovulduğu söylenir ama yapıların yarısının boş olduğu gizlenir. Deprem kelimesi mimari sorumluluğu da hatırlattığı için unutulur. Çöküntü kelimesi anlamsızlaşır. Dil sınırlanmıştır. Kelime haznesi de daralmıştır artık. Davranışlar da garipleşir: 95 planlarında olduğu gibi dava açarlar plan iptal olur sonra iptal olan planın yasını tutarlar. (3 emsaldi 10 emsale çıktı derler) Hani timsahlar da ağlarmış… Bu arada ortaya çıkan boşlukta gerçek anlamda "yağma" "talan" alır başını gider mimarlık ise neredeyse yapılamaz hale gelir. Kimin umurunda? Bu tür projelerde özellikle Türkiye’de sonucun başarılı olması ise çok fazla etkene bağlıdır çünkü toplumumuz batılı anlamda örgütlenememiştir. Modelleri eksiktir. Örneğin Kocaeli nde yapılan bir çalışmada (bu tür projeler için organize sanayi bölgelerinin örgütlenme modelinin kuran) sanayi odası sekreteri “organize kültür bölgesi” gibi bir tanım önermişti. Çünkü hukuki statü bulamıyorduk. Bir deprem Valisi “benim evimin banyosu akıyor onu da yapın” demişti. Halka gelince evinin çatısını yaptığımız (çünkü çatı yoktu ve yağmur kar evin içine yağıyordu) bir adam kirası arttı diye bizi şikayet etmişti. Bu uzun yıllar bir kötülük işareti olarak anlatıldı. Kimsenin evin içen yağan kara yağmura baktığı yoktu. Yine Avrupa Topluluğu’nun Türkiye’de bir örnek gösterme girişiminin amacı da yeni toplumsal örgütlenme modellerinin tanıtımını yapmaktı. (İlk Fener Balat projesinin amacı) Ama olmadı o tarihte Toki kredilerinin bile on yılı aşan yapılarda kullanılmasını kabul ettiremedik. Türkiye katkı koyamadı. (Avukatımız Derviş Parlak’ı bir kez daha anmak isterim) En sonunda “madem öyle alın bu parayı ne yapabiliyorsanız yapın” diyerek işin içinden çıkmışlardı. Onun için şeffaflık evet gayet tabi. Tartışma kesinlikle. Yarışma ile proje elde etme. En büyük temennim, hayalim.(çünkü gelişmişlik işaretidir bu, tıpkı tüm kamu yapılarının hatta özel yapıların da yarışmalarla elde edilmesi gibi) Ama burası Türkiye. Sınırlar var ve sınırlar sanılandan çok daha dar. Sınırları genişletmek zorundayız; zaten MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN sloganının kastettiği de bu değil mi? Yukarıda koşulları özetlemeye çalıştım ama umarım bunları sorunsuz, rahat, her aşaması şeffaf ortamlarda gerçekleştirebilmek için günün birinde yeteri kadar gelişmiş oluruz. Yılmaz Kuyumcu
26 Mayıs 2008, 14:04Yazan: martin hayda gelşu ana kadar gözümüzün önünde hiçbir veri olmadan getirilebilecek en olası yorum sürecin şeffaflığına dairdi ve bu şeffaflık talebi doğrultusunda artık yapılabilecek birşey yok. demek istediğim şu andan itibaren önümüze birtakım bilgiler gelmeye başlasa bile şeffaflık eleştirisi bağlamında artık çok geç. öte yandan özenle ve ısrarla bahsedilen "yenileme" kavramı başlı başına bir dönüşümün tetikleyicisi değilse nedir. sonuçta bölgenin rant bağlamında değeri değişecekse bu dönüşümü getirir. kullanıcı profili değişecek, bölgenin hali hazırda orada bulunan kullanıcıları burada tutunamayacaktır. renderlardan birkaçında gözüme çarpan elinde bond çantası ve üstünde takım elbisesiyle tarlabaşı sokaklarında salınan iş adamı profili de bence bunun bir göstergesidir. mimari anlamda nitelikli yorum yapabilmek için hala yeterli veriye sahip olmadığımız görüşündeyim. yeni bir kimlikle sarmalanan varolan yapılar(üstüne kat çıkılmış cumbalı yapılardan bahsediyorum) daha nitelikli görünmekle beraber bana beyoğlu tünel'deki richmond oteli anımsattı.
26 Mayıs 2008, 13:12Yazan: Burcu KarabasTarlabaşı Yenileme Projesi, Anıtlar Kurulu’ndan alınan onay sonrası halkın ve uzmanların görüşüne sunuldu. Aralarında proje alanında yaşayanlar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler ve özel sektörden uzmanların bulunduğu bir çevrenin katkılarıyla, deneyimli danışmanlar ve mimari gruplar tarafından hazırlanan ve şu anda avan proje aşamasında olan proje, son halini almadan önce halkın ve uzmanların öneri getirebilmesini sağlamak amacıyla “Tarlabaşı Geleceğini Paylaşıyor” adıyla sergilenmeye başlandı.
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/news/2008/05/26/tarlabasi_cad_.jpg)
23 Mayıs 2008 Cuma günü Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’ın ve Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın konuşmalarıyla açılan sergide Yenileme Projesi konuşuldu.
Habere ulaşmak için tıklayın.
26 Mayıs 2008, 00:56Yazan: badgeTarlabaşı için yapılan çalışmaların belirli bir şeffaflık anlayışı içinde halka sunulması gerçekten olumlu bir yaklaşım. Proje büyük bir emek ve belli ki özverili bir çalışma sonucu ortaya çıkmış.
Bölge tarihi sosyolojik açıdan incelenmiş, planlama, inşaat ve sonraki aşamalarda burada yaşayan insanların selameti için bir takım çözümler önerilmiş.
Ancak şık grafik tasarımlı sunumlarda vaat edilen, çamaşır iplerinden ve meyve kasalarından arındırılmış, steril ve güneşli sokakların bana düşündürdüklerini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle halka eğitim vermek, gençleri okutmak, fakir ya da sorunlu insanları topluma kazandırmak romantik ama özünde iyi niyetli planlar olarak gözükmekle birlikte, bunun büyük çapta inşai faaliyetleri gerektirdiği savunulabilir mi? Böylesi bir toplumsal iyileştirme çabası, mimarlık ve şehircilik disiplinleri ile doğrudan ilişkili olsa bile, özünde sosyal bir müdahaledir. İmkanları kısıtlı olanların buradan uzaklaştırılmasının, TOKİ bloklarına yerleştirilmesinin, başka yerlerdeki okullara gönderilmesinin onlara nasıl bir fayda getireceği ise belli değil. Bu eğer sadece naif bir niyet değilse, inşaatı meşrulaştırmaya yönelik bir söylemmiş gibi algılanıyor.
Proje tanıtımında, bölgenin planlanmasında “bütünleşik” bir yaklaşımın kaçınılmaz olduğu öne sürülüyor. Bu ifade kavramsal olarak alındığında, sürdürülebilirlik açısından çok olumludur, hatta bu bütünleşme Tarlabaşı’nın tarihsel ve fiziksel ilişki içerisinde bulunduğu daha geniş bir çevreyi kapsamalıdır. Ne var ki ortaya çıkan çalışmalarda göze çarpan “bütünleşik” yaklaşım bölgenin belirli parsel gruplarına bölünerek bu gruplarda dev yapılaşmalara gidilmesi yönünde şekilci bir anlam kazanmış.
Yeşil alanların arttırılması, ışık ve hava imkanının iyileştirilmesi, otopark sıkıntısının çözülmesi gibi dayanağı tartışılmayacak program verileri, sergilenen projelerdeki halihazır yapı yoğunluğunun ve yüksekliğinin arttırılma eğilimi ile çelişir gözüküyor.
Eldeki yapılar iç sirkülasyon, altyapı ve statik özellikleri bakımından farklılıklar taşımaktadır, bu durumda bu binaların üzerlerine kat ekleyerek yükseltilmesi işi de (mutlaka gerekiyorsa) parsellere özgü olmalıdır. Burada getirilen “bütünleşik” çözüm ancak eski binaların cephelerinin yeni dev blokların “cephe dekoru” olarak hizmet vermesine yol açabilir ki zaten projenin açıklamasında bazı yapıların içlerinin boşaltılarak cephelerinin “korunacağı”ndan da söz edilmekte.
Planlanan bu -tabirimi affedin- “Frankensteinvari” binaların cephe çözümleri sırasında 19.yy eklektisist yapıların yüzleri “korumaya değer” bulunmuş, 50’li yılların pragmatik anlayışla yapılmış iddiasız binaları ise ortadan kaldırılarak bunların yeri geniş cam yüzeyler ve güneş kırıcı lamellerle donatılmış. Bu şekilde “mimari bir hava” verilmiş karizmatik cephelerin bir kısmı da kuzeye bakmakta!.
Halihazırdaki yapıların doluluk boşluk oranları sadece eski teknolojik imkanların sınırlılığı ile açıklanamaz. Dış dünyayı iç mekan ile ilişkilendiren bu “arayüz”lerin morfolojisi mekanların havalandırması, ısıtılması, soğutulması, camların temizlenebilmesi, mahremiyetin sağlanması gibi asırlarca tecrübe edilmiş pragmatik verilere dayanır.
Hepimiz çok iyi biliyoruz ki İstanbul “boş bir masa” değildir. Burada sokaklar tarihsel bir sürekliliği, zengin bir kültürel patchwork ‘ü yansıtır, farklı dönemlerin kendine özgü sosyolojik yapısına göre şekillenir. Buna 19.yüzyılın eklektisist yapıları kadar modern döneme ait betonarme bloklar da dahildir.
Yapılar yenilenir, yeniden programlanır, modifiye edilir. Ekonomik ömrünü tamamlayanlar, güvenli olmayanlar, kentsel gelişime engel olanlar yıkılabilir. Boşluklar doldurulur, boşluklar korunur. Ara mekanlara geçici işlevler verilebilir, yeni geçitler, bağlantılar kurgulanabilir. Ancak bunları yaparken binaların ölçeklerini, oranlarını, toplumsal ve çevresel özelliklerini, tarihi bağlamlarını objektif bir gözle değerlendirebilmek gerekir.
“Korumaya değer” yapı ve giderek burada “yaşatmaya değer” insan gibi kavramlar, belki de belirli kişi ve gruplar tarafından sınırlı sürede verilebilecek kararlara bağlı olmamalıdır. Tohumlar atılır, yeşermesi için gereken yapılır. Noktasal müdahaleler zamanla çevresini şekillendirir.
Tarlabaşı’nı da, benzer diğer sorunlu yerleşimler gibi “bütünleşik” bir anlayışla, ama mutlaka “bireysel” ve sınırlı inşai müdahalelerle ele almak, çok daha ekonomik, sürdürülebilir ve her şeyden önce “insani” sonuçlar verecektir.
Y. Mimar Can Taşkent,
MSGSÜ, AKBILD
11 Şubat 2008, 13:05Yazan: pirinçKentsel Dönüşüm - adıyla nitelendirilen projelerde kentin sadece yol, sokak, bina , ev bileşenlerinden ibaret olmayıp insan, komşuluk, gelenek , gelecek ögelerinin de sorgulanmasını umalım.
Bütün yorumları forumda okuyun!










