Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Tanyeli, Mimar Sinan konusunda bir mitoloji oluşturulduğunu söylerek yeni bir tartışma başlattı. Tanyeli, geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Mimarlığın Aktörleri” adlı kitabı nedeniyle yaptığımız röportajda Mimar Sinan’a değinerek, hep tek aktörlü tek Tanrılı bir tarih tahayyül ettiğimize dikkat çekip “Hakkında hiçbir veri olmaksızın bir Sinan inşa etmek istedik” dedi. 2005’te Garanti Galeri’de “Mimarlığın Aktörleri” adlı sergiyi de hazırlayan Tanyeli’nin kitabı, 1900’lerden 2000’lere kadar olan süreçte Türk mimarisinin aktörlerini anlatıyor. Kitabın, mimarları ve mimar biyografilerini eksen aldığı halde, bir 20. yüzyıl Türkiye mimarları ansiklopedisi olmadığını söyleyen Tanyeli, kitabındaki mimarların her birinin Türk mimarisinin en önemli adları arasında yer almadığını da özellikle vurguluyor.
'Tek ünlüsü olan mimarlık’
Kitap nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?
“Mimarlığın Aktörleri”, Türkiye’de mimar aktörlerle ilgili yaklaşımları eleştirmeye yönelik bir kitap. Daha çok bu konudaki inançlarımızı sorgulamaya yönelik. İnançlarımızın temelinde de Mimar Sinan konusunda oluşturduğumuz mitoloji yatıyor. Sadece tek ünlüsü olan bir mimarlık tarihi geleneği yazdık. Bu durum, bir tarih yazımı anomalisi olarak nitelendirilmeli. Bir dönemde yaratıcı vardı, sonra bütün bu yaratıcılık Osmanlı mimarlığından silinip gitti, geriye bir ürünler toplamı kaldı diyemeyiz. O zaman şunu sorgulamalıyız:
Mimar Sinan’ı doğru dürüst anlıyor muyuz? Sinan gerçekten bugün anladığımız anlamda birey miydi, yaratıcı özne miydi? Yoksa yaratıcılık diye nitelendirdiğimiz şey o dönemin Osmanlısının amaçları arasında mevcut değildi de, biz onu ille de Sinan adında birine mal etmek için mi uğraşıyoruz?
Anlamlı bir mimarlık tarihi yazmak istiyorsak ünlü ünsüz herkesin içinde yer aldığı bir geçmiş tahayyül etmeliyiz. Kitap, kimsenin adını bile hatırlamadığı insanların da önemli özneler olarak bu hikayenin içinde rol oynadığını ortaya koymaya çalışıyor.
'Tüm bilgi üç sayfa’
Başrolün Sinan’a verilmesi süreci nasıl gelişti?
Biz hep tek aktörlü, tek Tanrılı bir tarih tahayyül ediyoruz. Erken 20. yüzyılla birlikte Türk mimarlık ve sanat tarihini, Türk ulusunu var etme çabaları çerçevesinde yazdık. Bunu yaparken de bizden önce bu yoldan geçenlerin metodolojilerini kullandık.
Bu metodolojileri yapanlar Rönesans’tan başlayarak dahi sanatçı mitolojisi üzerinden kurmuşlardı öyküyü. Biz de aynısını yapmak istedik. Ama elinizdeki malzeme buna uygun değil. Böyle olunca da Sinan’ı 1890’lardan başlayarak muhayyel bir kimlikle inşa ettik.
Oysa öznelliği hakkında tüm bildiklerimiz üç daktilo sayfasını geçmez. Tek malzeme Sinan’ın yapı listeleri. O listelerde de neredeyse onun mimarbaşılık döneminde bürokratlar ve hanedan tarafından yaptırılmış yapıların tümü var. Yani 400’den fazla yapıdan söz ediyoruz.
O günün olanaklarıyla bu kadar yapıyı bir mimarın bireysel tasarım iradesiyle gerçekleştirmesi mümkün değil.
'Büyük isim boşluğu’
Sinan’a ait olan ya da olmayanlar gibi bir ayrım yapılamaz mı?
Yapılamaz. 16. yüzyılda Osmanlı mimarı binanın ayrıntılı projesini yollayamaz. Üst tarafını, yollanan o planı alan adam nasıl beceriyorsa öyle tamamlar. O zaman yapının mimarı Mimar Sinan mıdır, yoksa onu tamamlayan adam mı?
Kitabınızı neden 20. yy ile başlatıyorsunuz?
Türkiye’de mimar aktörün 16. Yüzyıl’da ortaya çıktığını söyleyerek mimarlığı anlatmaya başlayamayız. Çünkü 20. yüzyıla kadarki süreçte büyük isimler boşluğu var. Mimar aktörler 20. yüzyılın içinde yavaş yavaş, çileli çabalarla çıkıyor.
Yıllardır toplanan belgeler
Kitapta yer alan mimarları nasıl saptadınız?
Birbirinden farklı mimari roller var oynadığımız. Farklı toplumsal roller oynayanları ayrıştırmaya çalıştım. Hocalar, profesyoneller, memurlar, amatörler, öğrenciler, kadınlar, ötekiler, yabancılar başlıkları altında toplanıyorlar. Bir de o toplumsal rolü anlamamızı sağlayacak en ilginç kişilikler kimlerdir diye sordum. Daha da önemlisi kimlerin hayatını yazmak mümkündür diye baktım.
Belge konusunda epey sıkıntı çekmiş olmalısınız...
Türkiye’deki mimarlar kendilerini birey olarak önemsemedikleri için malzemelerini toplamıyordu. Zaten belgelerin tamamına yakını da yıllardır topladığım için vardı.
muhayyel: hayal gücüyle yaratılanKonuyla İlgili LinklerYorumlarYorum Sayısı: 38
18 Haziran 2008, 14:14Yazan: luminaTarih olgusunu kalın yazmış olduğunuz şekilde algılamak zaten bu sonuçlara yol açıyor...Anlamaya, anlamlandırmaya çalışmak yerine tartışmasızlaştırarak kapatmak...
18 Haziran 2008, 13:55Yazan: AZMİ AÇIKDİLNedir bu kuru inat,bu ayak direnme. Gerçeği,dahi kabul etmeme. Masallar, Uyutulmak için çocukluk da kalmış olsa gerek. Avunmak, Bu yaştan sonra boş lafa negerek. Söylenceler, Dedikodu, geyik muhabbetinden ibaret. Tarih mi...... İnkar edilse de,müsellem, ve dahi müsbet. ___________________________________________________ Sansasyon böyle oluşuyor. Prof Hoca! bir yıl sonra sahneler de. İyi seyirler. Ben bu oyunu seyretmştim.
17 Haziran 2008, 19:28Yazan: Omer Yilmaz:) :) :)
17 Haziran 2008, 17:56Yazan: luminaSayın Lumina, bu kelimeleri açmanın faydalı olacağını düşünüyorum... Bir üstünüzdeki mesaj iyi bir örnek...
17 Haziran 2008, 17:54Yazan: ssss efsaneler, masallar, söylenceler Sayın Lumina, bu kelimeleri açmanın faydalı olacağını düşünüyorum...
16 Haziran 2008, 08:52Yazan: AZMİ AÇIKDİLEfsaneler,efsanevi kahramanlar tarafından yaratılır. O da tarih olur. 3-2 buna; Senin nasıl kandırıldığını yalnız kaldığımız da söylerim. Kedinin kuyruğuna teneke gibi takılıp çıkan boş sesten, zeka ve bilgisi olmayanlar korkar. Soner Yalçın'a benden selam söyle. Forum ahlakın tartışılacağı yer değil.
15 Haziran 2008, 18:13Yazan: RedRapsodyAnlamak istemeyince bilgi sahibi olmak ta mümkün olamıyor. Bizi efsaneler, masallar, söylenceler daha çok besliyor anlaşılan... buna; Doğruyu bulmak zeka ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunudur. diyor Soner Yalçın... 'siz kimi kandırıyorsunuz' isimli kitabının arka kapağında.
15 Haziran 2008, 14:17Yazan: luminaAnlamak istemeyince bilgi sahibi olmak ta mümkün olamıyor. Bizi efsaneler, masallar, söylenceler daha çok besliyor anlaşılan...
15 Haziran 2008, 11:59Yazan: AZMİ AÇIKDİLUzatmanın anlamı yok zaten üzerinden bir yıl da geçmiş. Daha önce de bu yazıları okumuştum. Ancak, "Mimar Sinan Muhayyel biri" yazısından sonra tekzip niteliğinde yazdığı veya cevapladığı ikinci yazısında "Sinan hakkında saçma sapan" başlıklı yazısı onun adına saçma sapan bir yazı olmuş. Sinan'ın hayatını sorguluyor. Bilmişlik edası ile, "kimmiş,niye hayatı hakında bilgi yok" falan gibi. Osmanlı hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz ki? Osmanlı Tarihin'de adı geçen büyüklerimizin; sanatçı olsun, yönetici olsun, tarihçi,denizci olsun isimlerini sıralasak sayfalar alır. Sadece isimlerini ve kahramanlıklarını bildiğimiz, ancak hayatlarını bilemediğimiz, 600 yıllık bir imparatorluğu ayakta tutmayı başarmış şahsiyetler,atalarımız için,giderek imparatorluk için, "muhayyel" diyebilirmiyiz. Sinan için de "Muşahhas,mümtaz,muazzam,macid,muazzez..."demek de. Yerinde ve saygılı bir duruş olurdu.
14 Haziran 2008, 10:40Yazan: ssssİşte buna katılıyorum:)
Bütün yorumları forumda okuyun!










