Zorlu Holding'in Özelleştirme İdaresi'nden ihale ile aldığı Zincirlikuyu'daki Karayolları arazisinde yapacağı iş merkezi için 14 mimarlık bürosu yarışacakmış. Zorlu Holding'in, Karayolları arazisinde inşa edeceği 'Zorlu Center' için projelendirme süreci başlamış. Zincirlikuyu'daki toplam 96 bin 505 metrekarelik arazide gerçekleşecek proje için mimarlar yarışacakmış... Doğru dürüst proje yapılacak, binalar bir müteahhitin bürosunda şekillenmeyecek diye sevinebiliriz. Peki bu davet edilen mimarlar ne yapmayı amaçlayacaklar? Söyleyelim: İşverenlerine para kazandırmaya çalışacaklar. Bu arazide sözgelimi bir mimar "çocuklar için teknoloji parkı öngörüyorum" diyebilir mi? Hiç kuşkusuz hayır. Bir özel kuruluşun yaptığı yatırımın karşılığını almak istemesi onun en doğal hakkı. Arazi değerli. Mimarlardan bu arazinin spekülasyona açılmasını desteklemeleri bekleniyor. Demek ki bir kamu arazisinin dönüşümünde mimarlara tanınan rol, sermayeye bağımlı olmak. Bu durumda geriye ne kalıyor? Bu kamusal alanın bir an önce özel bir kuruluşa satılması ve ondan sonra mimari açıdan değerlendirilmesi. Peki bunun Şişli'de kalan yegâne kamusal alana, İETT Otobüs Garajı'nın yerine yapılan Cevahir Alışveriş Merkezi'nden ne farkı olacak? Daha nitelikli bir mimari projeye sahip olmak mı? Bir kente mimarların ve mimarlığın katabilecekleri bu kadarı ile sınırlı olabilir mi? Yoksa kamudan ve mimarlardan kent için daha yaratıcı, kentin yararına olacak başka şeyler de beklemeli miyiz?
"Adam hiç olmazsa Gökkafes'i yapan Süzer gibi araziyi bedavaya alıp sonradan bir kule dikmedi" diyebilirsiniz. Zorlu Holding'in hakkını yemeyelim. Burada en azından adam kayırma, yolsuzluk, rüşvet yok. Ama bir kent için bir holdingin, bir yatırımcının perspektifini tartışmak yerine bu kent için mimarlığı da tartışabilmeliyiz. Mimarlar, şehir plancıları, bir kent parçası için kendilerinden bir hizmet istenince, o sınırlar içinde düşünmeye başlayan saf yaratıklar mıdır? Mimarların düşünce geliştirmeleri ufukta para gözükünce mi başlar? Mimarları da tıpkı müteahhitler, bankacılar, parakende mağazacılar, fabrikatörler, tüccarlar gibi çıkar amaçlı kişiler, işadamları olarak mı görmeliyiz? Mimarlar kâr amaçlı kişiler mi olmalıdır? Yoksa mimari profesyonellik bir kente bağımsız bir perspektiften yaklaşmayı mı gerektirir? Mimarların yaptıklarının yalnızca müşterilerini değil, kenti ve kentlileri ilgilendirmesi onların mesleğinin bir kamusal boyutu olduğunu mu gösterir? Kamu fikrinin oluşumunda bağımsız ve göreli bir mesleki pozisyonu mu gündeme getirir? Bu sorulara bu gidişle galiba kolay cevap veremeyeceğiz. Siyasetçinin ne yapmak istediğini anlıyorum. Yatırımcıyı anlıyorum. Müteahhitleri de anlıyorum. Onların ne yaptığını, neyi amaçladıklarını daha iyi biliyorum, en azından tahmin edebiliyorum. Ama İstanbul'un kamusal alanları yıllardır metruk vaziyette beklerken, değişimi yalnızca sermaye mantığından algılayan mimarları ve mimarlığı anlamakta zorlanıyorum. Küresel platformlarda, Venedik Bienali, Rotterdam Bienali gibi mimarlıkla ilgili önemli buluşmalarda, profesyonelliğin kamusal boyutu ve kamu fikrinin entelektüel bir sorgulamayla ele alınması giderek daha büyük bir ilgiyle gündeme gelirken, İstanbul'un böylesine dar bir perspektifle sınırlandırılmasını bu kent için bir talihsizlik olarak görüyorum. Kamusal boyuta olan bu ilgi kaybının mesleki açıdan ve kent için çok önemli bir sorun olduğuna inanıyorum. Mimarlar eğer kendilerine tanınan sınırlı alanda yeni formlar peşinde koşan kişiler ise, kamusal alanları, kenti kim düşünecek? Kenti, kentlileri siyasetçilerin, çıkar amaçlı kuruluşların basmakalıp uygulamalarından, tahakkümünden kim kurtaracak? Eğer mimarlar yalnızca sermayeye hizmet edeceklerse, kentlileri kim düşünecek?
Örneğin burası İstanbul'da çok ihtiyaç duyulan bir doğa ve teknoloji parkı olabilir.
Hatta yanındaki başka kamu arazileri ile birleştirilip, Paris'teki La Villette gibi kente can veren bir merkeze dönüşebilir. Bu yarışmaya katılan mimarlar böyle bir öneri getirebilecekler mi? Şüphesiz hayır. O zaman nerede mimarlık? Nerede mimarlığın kamusal boyutu? Ben bir İstanbullu olarak önce Zorlu Holding'e parasının iade edilmesini ve bu arazinin mimari fikir yarışmasına açılmasını istiyorum. İstanbullular olarak bunu istemek hakkımız değil mi? Neden İstanbullular olarak ufkumuzu sermayenin perspektifi ile sınırlandıralım? Bu kentte bilginin sermaye ve iktidar patronajı dışında kullanılabileceği bir profesyonelliğe ihtiyaç yok mu?
TakipYorumlarYorum Sayısı: 11819 Eylül 2008, 18:29Yazan: Gül KeskinZorlu Center Yarışması'nda ön elemeyi geçen büroların projeleri Arkitera Yarışma Projeleri bölümünde yayınlandı. Yarışmaya davet edilen tüm ekiplere, projelerinin yayınlanması için çağrıda bulunuldu, ancak bazı müelliflerden Zorlu Yapı Yatırım AŞ ile gerçekleştirilen "gizlilik sözleşmesi" kapsamında projelerini yayınlatamayacakları yönünde yanıt alındı.
Projeleri incelemek için tıklayın.
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/competitionproject/zorlucenter/caferbozkurt.jpg)
[SIZE=1]Cafer Bozkurt Mimarlık ve asp Architekten Konsorsiyumu[/SIZE]
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/competitionproject/zorlucenter/mariobotta.jpg)
[SIZE=1]Mario Botta Architetto[/SIZE]
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/competitionproject/zorlucenter/urasdilekci.jpg)
[SIZE=1]Coop Himmelb(l)au ve uras+dilekci architects Konsorsiyumu
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/competitionproject/zorlucenter/era.jpg)
ERA Şehircilik Mimarlık
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/competitionproject/zorlucenter/gregoretti.jpg)
![[image]](http://www.arkitera.com/UserFiles/Image/competitionproject/zorlucenter/gregotti.jpg)
Gregotti Associati International spa ve ARUP Konsorsiyumu[/SIZE]
3 Eylül 2008, 10:50Yazan: AZMİ AÇIKDİL50 yıl söz ettirecek anıtsal yapı ,
İş veren olarak, çok güzel bir temenni ve bekleyiş.
İstanbul’un düğüm noktalarının birinde 50 değil daha uzun yıllar değer ve görüntüsünü kaybetmeyecek bir proje. Bu projeyi yaparken insanın elleri titrer veya titremeli, kaç mimara nasip olur böyle bir proje ? İşveren bir gruba değil iki önem verdiği gruba bunu vermiş. Bekleyişi lafta değil.
Forumda ki görsellere baktım buna göz ucu ile bakma denilebilir. Heyecan duysaydım araştırır daha derinlemesine incelerdim.
Geniş balkonlar, yeşillik sarılmış balkon korkulukları, imza Arolat. Demek ki çok katlı blokları da Tabanlıoğlu projelendirecek. İş kopmuş. Anıtın bir parçası orada diğer parçası burada birleştirilecek. Anıt olur mu ? şüpheli. Logo belki.
Haddim değil bu eleştiriyi yapmak .
Ancak bu ikilinin burada başka imaj sergilemeleri gerekir. Yaptıklarından eklemeler doğru bir yaklaşım değil. Belki onlar için bir dönüm noktası olmalı. Picasso’da, Dali’de klasik resimden sürrealizme gelmişler.
Yani çalışmaları uğraş vermeleri gerekir. Bu, uzun soluklu bir maraton demektir. Bekleyelim.
Birinci gelen yorgun maratoncunun stada girişinde; seyirciler pür dikkat koca olimpik stat sessiz bir bekleyiş içinde, maratoncunun ayak sesleri duyulacak. Hiç kimse nefes dahi almıyor. Maratoncunun yorgun kalp atışlarına seyircilerin heyecan kalp atışlarının karıştığı bir anda maratoncu giriyor. Stat ayakta, eller havada, sessizlik coşku olmuş. Maratoncu son turunu atıyor, kimse oturmuyor yerine, çıldırmış koca bir stat, stat mı çıldırmış maratoncu da çıldırmış baksanıza nasıl koşuyor.
Her proje yeni bir başlangıçdır.
3 Eylül 2008, 00:51Yazan: lennyzorlu grubunu tebrik etmek lazım.mimari anlamda bir nebze bilinçliler.en azından zorlu grubunun danışmanlarını.mimari bir yapı için yarışma açmak güzel. ancak bu kısımdan sonrası mimarinin anlamının ve elde etmenin, buna giden yolun yanlış anlaşılmış olması. zorlu grubu için çok büyük bir fırsat bu proje.büyümek,dünyada daha fazla söz sahibi olmak isteyen bir kurum için. kağıt kadar ince lcd yada katlanan plazma televizyon yapmaya eşdeğer bir tanıtım bir güç gösterisine dönüşebilcek bir fırsat. ama bu fırsat tepiliyor galiba. belki o televizyonlar yapılamayacak güney koreden ithal edilcek burda kaplanacak. o zaman bina da güney koreden gelsin.tamam ordan gelmesin.en azından onu orda yapan adamdan gelsin. tamam gözümüzde büyütmeyelim. tabanlıoğlunun maslaktaki 37. yada 56. projesi bilmiorm. aslında bir bakıma kurumun stratejisinin,hedeflerinin mekansal yansıması olmalı.yeni açılımlar kazandırmak beyaz eşyada,ürünlerde,diğer sektörlerde yeni ufuklar aramak.eğer firma bunları istiyorsa iyi düşünmeli. bunu yansıtmalı. görünen bunu gösyermiyor.binayı elde etmeye giden yolda inşa etmek veya sonrasını düşünmek kadar önemli. uluslararsı serbest katılımlı ama iki kademeli bir yarışmada olabilirdi.bu mimarlığımızı öldürmek diil. burda arayış içinde, samimi,yeni kavramlara,insan algılarını değiştirmeye yöenlik bir proje uygulanması. bir herzog de meuron,mecanoo yada rem koolhaas ın bir binası.bu hayranlık değil.bu büronun samimiyetine,arayışlarına inanmak.böyle bir binayı gezmek bile 4 yıl dan çok daha fazlasını katar bir ögrenciye.ve topluma.
1 Eylül 2008, 22:08Yazan: idiotectArkadaşlar projeleri görmeden, planlarını incelemeden ve alt metinlerini okumadan yorum yapıyorsunuz. Bu git gide arkitera forum da hastalık haline geliyor söyleyeyim. Ben bu yarışmanın başından sonuna kadar sürece şahit olmuş ve katılan bütün projeleri planlarına kadar incelemiş birisi olarak seçilen projenin oldukça kaliteli bir proje olduğunu söyleyebilirim. Zorlu grubunun işe biraz karıştığı doğrudur fakat bu konuda da sizi daha gerçekçi olmaya davet ediyorum. Araziye 800.000.000 milyon avro ödeyeceksin, belki o kadar olmasada büyük bir meblağ ilk yapım maliyetiyle karşı karşıyasınız, bu durumda siz hiç bişeye karışmaz da bütün işi mimaramı teslim ederdiniz? Bence bunu bir düşünmekte fayda var. Ayrıca bu yarışmada seçilebilecek en iyi projenin seçildiğine inanıyorum. Açıkçası ben bu eleştirileri bana yönelttiğinizi düşünmemiştim. Projeleri görmediğimi nereden çıkardınız ? Bizzat yarışma sürecinin her bölümünde bulundum. Hem yarışmaya katılan bir grupla beraber çalışma hem de diğer projeleri inceleme fırsatım oldu. Sizin tahmininiz aksine projelerden bihaber bir şekilde sadece eleştiri olsun diye yazmadım ilk mesajımı. Yani eylül ayından beri sıkı bir şekilde tüm gelişmeleri takip ediyorum. Demek istediğim bu yarışmaya katılan projelerin sadece mimari anlamda rekabet etmediğidir. Zorlu grubunun bu süreçteki keyfi tutumlarıda ortadadır. Böyle bir yarışmanın sonucunu mimari olarak eleştirmek beğenmek beğenmemek herkesin hakkı ancak bence asıl eleştirilmesi gereken yarışma sürecinde Zorlu grubunun duruşu ve Anıtlar Kurulunun (bence göstermelik bir şekilde) seçici bir kurula dönüşmesidir. Bu yarışmanın sonucunu politik bir başarı olarak yorumlamamı olumsuz bir eleştiri olarak görmemeniz gerek, bu bence meslek hayatının ciddi bir parçası ve bunda üzülecek yada sinirlenecek birşey yok. Bu eleştiri kazanan projeye kesinlikle bir itham niteliğinde de değil. Durumu özetlersek başta finalist sayısı 4+1 idi. Daha sonra Zorlu grubu Emre Arolat ve Murat Tabanlıoğlu'ndan ortak bir proje talep etti ve onlarda kabul ettiler! Daha sonra finalist sayısı 4'e düştü ve yeni bir final ortamı yaratıldı. Bu sürece bakıldığında sizce zaten kazanan başta belli değilmiydi? Son virajda böyle suni bir ortama ne gerek vardı ? Ortak proje talep edildikten sonra yarışma mantığı zaten terkedilmişti.
1 Eylül 2008, 18:15Yazan: Simla Sunay Ozdemirİstanbul’a kazandırmak istediğimiz 'kendisinden 50 yıl söz ettirecek anıtsal yapı' Mimarlık tarihini değiştirecek bir proje gibi durmuyor. Katların arasına tıkıştırılmış o yeşillikler ise binayı affettirmiyor. O bodur ağaçlara fena takıldım ben ya, pek ayrık duruyor binadan. Bitkiler daha bina yapılmadan proje üstünde işkence çekmeye başlamış gibi görünüyor. Türkiye o bahsi geçen elli yılda daha önemli şeyler konuşacak merak etmeyin. Hayat zengin için de fakir için de o perspektiflerde çizilenlerden öyle farklı ki... Estetik anlamını değiştirdi. Bilmiyorum, uzaya yapılsın bu binlar ya, daha iyi olmaz mı? İstanbul'da, hiçbir toplumsal düşünce içermeyen(pardon alışveriş en büyük toplumsal eylem unuttum), mimarı ünlü eden, sahibini zengin eden, halkı da madara eden binalardan bunalmış durumdayım. Affedin. Aptal olmadığımız için de ikinci kere affedin. Anıtsal yapı nedir biz biliyoruz.
1 Eylül 2008, 15:37Yazan: cvr_architectProjelerin kendisi ile ilgili olmadığı açık. Hiç katılmasam da bunları söylemek için projeleri bilmek, görmek gerekmez. Buda sizin bakış açınız. Saygı duyuyorum.
1 Eylül 2008, 15:34Yazan: cvr_architectKesinlikle gerekir.
1 Eylül 2008, 14:40Yazan: Omer YilmazProjelerin kendisi ile ilgili olmadığı açık. Hiç katılmasam da bunları söylemek için projeleri bilmek, görmek gerekmez.
1 Eylül 2008, 14:34Yazan: cvr_architectTüm olup bitenlerden sonra gerçekten çok şaşırtıcı bir sonuç! Zorlu'nun özel olarak görevlendirdiği iki yarışmacı grubun hazırlamış olduğu ortak projenin onaylanacağını hiç kimse tahmin edemezdi herhalde... Buna rağmen diğer yarışmacılara ayıp olmasın diye sürecin bu şekilde sonlandırılması ise ayrı bir komedi. Yarışmaya katılan, finale kalan ve kazanan tüm projelerde emek veren herkesi tebrik ederim ancak bu projenin birinci olması bence mimari değil politik bir başarıdır. Bu cümleler ne anlama geliyor? Bana anladığınızı söyleyebilir misiniz? Bu tespitler sizin projenize yapılsa ne düşünürdünüz? (Bu arada ne EAA ne de Tabanlıoğlu Mimarlık' la herhangi bir ilişkim yoktur.)
1 Eylül 2008, 14:17Yazan: Omer YilmazArkadaşlar projeleri görmeden, planlarını incelemeden ve alt metinlerini okumadan yorum yapıyorsunuz. Bu git gide arkitera forum da hastalık haline geliyor söyleyeyim. Ben bu yarışmanın başından sonuna kadar sürece şahit olmuş ve katılan bütün projeleri planlarına kadar incelemiş birisi olarak seçilen projenin oldukça kaliteli bir proje olduğunu söyleyebilirim. Zorlu grubunun işe biraz karıştığı doğrudur fakat bu konuda da sizi daha gerçekçi olmaya davet ediyorum. Araziye 800.000.000 milyon avro ödeyeceksin, belki o kadar olmasada büyük bir meblağ ilk yapım maliyetiyle karşı karşıyasınız, bu durumda siz hiç bişeye karışmaz da bütün işi mimaramı teslim ederdiniz? Bence bunu bir düşünmekte fayda var. Ayrıca bu yarışmada seçilebilecek en iyi projenin seçildiğine inanıyorum. Yukarıdaki son tartışmada söz söylemek için projeleri görmek mi gerekliydi? Projeler üzerine bir söz mü söylendi de araya bu şekilde girdiniz gerçekten anlamadım.
Bütün yorumları forumda okuyun!










