
Fotoğraf: The New York Times için Cemal Emden
Murat ve Sedef Öztürk 2002 yılında Ege Denizi’nden 450 m yüksekteki, Aristo’nun İÖ 4. yy’da bir süre yaşadığı bu antik köydeki küçük arsayı ilk ziyaret ettiklerinde manzaradan çok etkilendiler. Arsanın sınırındaki taş duvarın yanında durup uçsuz bucaksız denize, Midilli Adası’nın silüetine ve çam, zeytin, selvi ağaçlarıyla nokta nokta örtülü tepelik, kayalık araziye baktılar.
Aşağıda, aba ve şalvarlı çobanlar koyun ve keçi sürüleriyle sarp yolları tırmanıyordu. Hava, köy evlerinin taş ocaklarında yanan zeytin ağacı odunundan kokuyordu. Sessizlikteki tek ara müezzinin okuduğu ezandı.
Bulutlu bir gün olmasına rağmen “güneş ışınları doğrudan geliyordu”, diyor Sedef Öztürk (43). “Bütün gerginliklerim gidiverdi.”
Dört saat sonra arsayı satın almışlardı.
Eşiyle beraber İstanbul’da bir tekstil firmasının sahibi olan Murat Öztürk (46) ise “Birbirimize baktık ve ‘inşaatımızı yapacağımız yer burası’ dedik” diye hatırlıyor o günü.
O hafta sonu Öztürk çiftini arkadaşları Selman Bilal, yakınlardaki evinde ağırladı. Çağdaş, iki katlı, geniş pencerelerinden rüzgarın esip geçtiği taş ve cam binanın havadarlığından çok etkilenmişlerdi.
Öztürk çifti Selman Bilal’in B2 Evi olarak bilinen evini tasarlayan ve bu tasarımıyla 2004 yılında Ağa Han Ödülü’nü alan İstanbul’lu mimar Han Tümertekin’le anlaştı. Tümertekin’den onlar için manzarayı azami derecede gören ve bakım onarımı kolay olan, Bilal’inkine benzer bir taş ve cam ev inşa etmesini istediler.
Sedef Öztürk “Evin dikdörtgen şekli yerel zeytinyağı fabrikalarının ambara benzer tasarımlarından geliyor” diyor. “Murat ve ben eski fabrikaları çok severiz. Hatta bir tanesinin rölevesini alıp Han’a ölçülerini, derinliğini ve yüksekliğini verdik.” (Komşu evlerin manzaralarını engellememek adına oranlar uyarlandı ve ölçeği düşürüldü.)
Bir süre önce eşinden boşanmış olan ve evini sessiz bir sığınak gibi kullanan Bilal’in aksine Öztürk’ler kendileri, iki küçük oğulları ve arkadaşları için bir kasaba evi istiyorlardı. Uzun, gür, kıvırcık saçlarının pekiştirdiği sıcak ve içten karakteriyle Sedef Öztürk “Burada komün halindeyiz” diyor. “Her zaman arkadaşlarımızla birlikteyiz burada.”

Fotoğraf: The New York Times için Cemal Emden
Açık mutfak-yaşama alanı evin yazılı ve duygusal merkezini oluşturuyor. Bu alanın her iki yanında kayar cam panelleri bulunan, aile ve misafirlerin alçak hasır sepetlere iliştiği veya turuncu Ikea halısına kıvrıldığı merkezi bir şöminesi var. Basit kat planı bir yerde çiftin kargaşadan uzak bir hayat isteğini yansıtıyor. Çocuk ve misafir odaları evin doğusunda, bir kenarı tamamıyla deniz manzarasına açık avlu odası ve ebeveyn suiti ise evin batısında konumlanıyor.
Misafir banyosu dışında bütün odalar denize bakıyor. Sedef Öztürk “yazın kapılar açık uyuyoruz ve ön tarafa şezlonglar atıyoruz” diyor.
Açık burada işleyen kelime. Han Tümertekin evsahiplerinin başharflerini alarak SM ismini verdiği evi çelik iskeletli, önde, arkada ve her iki bitiminde yerden tavana pencereli olarak tasarladı. Her iki kanatlı pencere bir Fransız kapısı gibi açılıyor. Pencerelerin açılmasıyla esinti eve doluyor ve ev neredeyse tamamen şeffafmış gibi bir illüzyon oluşuyor çünkü bütün destekler ince çelik kolonlar ve dar taş duvarlarla sağlanıyor.
Assos’ta geleneksel evler taş ve ahşaptan yapılıyor ve küçük pencereleri oluyor. Tümertekin, SM Evi için taşın oranını cama çevirdi ve taşı az ama öz kullandı.
Avlu odasının çatısının üzerinden başka hiçbir yer bu kadar açıklıkta değil. Çelik hasır iskelete dağınık yayılmış taşların arasındaki boşluklardan güneş ışınları girip zemini benek benek aydınlatıyor. Burası herkesin en sevdiği oda; sıcaklığın 10°’lere düştüğü kış günlerinde bile Murat Öztürk sabahları avluda oturup gazete okuyor.
Daha sonra, evin uzunluğunda baştan başa devam eden terastayken Murat Öztürk evin yapımında kullanılan taşın tamamının Assos’ta çıkarıldığını belirtiyor. “Her iki-üç köy kendi taş ocağına sahip ve taşı bir köyden alıp diğerinde satamıyorlar.” diyor Murat Öztürk. (Evin inşası için yerel bir müteahhitle anlaşıldı, taş işlerini yerel zanaatkarlar yaptı, ev 300.000 Dolar’a, arazi 60.000 Dolar’a maloldu.)
Dekorasyon için Sedef Öztürk yerel objeleri, modern Avrupa tasarımlarını, Ikea’dan pahalı olmayan parçaları ve 19. yy meşe çalışma masası gibi antikaları birarada kullanarak şaşırtıcı derecede sıcak, kırsal ve kentseli biraraya getiren bir iç mekan yarattı.
![]() |
![]() |
Ocağın solunda ceviz bir vitrin bulunuyor. Yemek masası olarak da kullanılan mutfak tezgahında zeytin ağacından bir çanağın içinde bir buket macenta rengi sıklamen var. Tezgah beton döküm ancak, uzunluğunun yarısı bir tabaka iroko (bir Afrika ahşabı) ile kaplandı. Genellikle kirişler için kullanılan üzerinde çentikler bulunan aşındırılmış yüzeyli ahşap, tezgaha pürüzlü, dokulu bir his veriyor.
Öztürkler Assos’ta anın getirdiği biçimde yaşıyor. Kitap okuyor, kart veya tavla oynuyorlar. Yazın öğleden sonraları yüzüyor ve Cuma günleri köy pazarına gidiyorlar. Hem ezan okuyan hem de bir çeşit kasaba tellalı olan müezzini dinliyorlar.
“Eğer veteriner gelirse müezzin hayvanlarınızı aşıya getirmeniz gerektiğini veya birisinin ölümünü ve cenaze töreninin ne zaman olacağını duyurur.” diyor Murat Öztürk.
Geçenlerde bir haftasonu çift küçük oğulları Mehmet (11) ve iki arkadaşlarıyla beraberdiler. Öğle yemeğinde, aile ve misafirleri yoğurt, taze gevrek yufka ekmeği içine serpiştirilen kıyılmış pırasa, maydonoz, dereotu ve ufalanmış keçi peyniri yediler. Murat Öztürk denize, burada ilk gün gördüğü manzaraya baktı.
“Bugünün planını yaptık,”dedi, “rüzgara veya bizim ruh halimize göre.”
Konuyla İlgili LinklerYorumlarYorum Sayısı: 45
6 Şubat 2007, 15:01Yazan: luminaSM evi "şıklık"ın baştan amaçlandığı bir kurgu gibi görünüyor. merkez de "şıklık" durunca çevre, yer, gelenek vs gibi durumlar tasarımın problematik alanından çıkıyor ve malzeme de aslında dıştaki algısından çok içeride yaratacağı dramatik etkilere tabi kılınıyor.
bu anlamda tektoniğe, bağlama ait bir araştırma (örneğin herzog&de meuron un taş evi ya da dominus şarap deposu) olmaktan çıkıp bir tür vitrin efektine kendini kaptırmış gibi.
B2 evinde ise "şıklık" en azından daha arka plana atılmış duruyordu ve kanımca daha mimarlık alanına yakın duruyordu (ağa han ödülü'nü aldığını da düşünürsek).
takip edebildiğim kadarıyla ahmet iğdirligil zihinsel bağını gelenekle doğrudan kuruyor yani herhangi bir yorum ya da modern bir yeniden üretim onun gündemini oluşturmuyor; geleneğin ürettiği zihinsellik üzerine kurulu bir tekrar modeli.
iğdirliğil yapılarında "şıklık" bir sonuç; malzemelerin biraraya gelişleri ve işçilik incelmeleri üzerinden beliren "temiz" bir sonuç.
6 Şubat 2007, 13:47Yazan: tech-inn sonuc olarak koy evinin siirselliginin ve modern tasarimin durustlugunun birlestigi nokta, mimari olarak bizim icin cok buyuk bir kazanc diye dusunuyorum. Ahmet Igdirligil bu konu uzerine calisan bir baska mimar ve kendisinin tasarimlari da bu anlayisa yogun katkida bulunmakta.
şantiye stajımı ahmet bey'in bürosunda yapmıştım. ahmet iğdirligil'in yapılarında malzeme seçimi bu yapıya göre daha geleneksele yakın diye düşünüyorum. bu sayede yakaladığı formlar ön plana çıkıyor. yani yenilikçi bir yapı tasarlarken illaki çağdaş yapı malzemeleri kullanılmayabilir. bu sayede çevre ile daha uyumlu yapılar ortaya çıkıyor.
6 Şubat 2007, 12:28Yazan: idiotectson derece basarili. han tumertekin turk mimarisine yon vermeye devam ediyor.
Han Tümertekin'e Türk Mimarisine yön verme görevini yüklemek bana biraz isabetsiz bir tanım gibi gözüktü. Bugün böyle bir "Türk Mimarisi" derdi yada böyle yön verilmesi gereken bir Ulusal Mimarlık düşüncesi hala varmıdır tartışılır. B2 yada SM evini bu bağlamla anlamaya çalışırsak gerçek eleştiriden istemeden uzaklaşabiliriz diye düşünüyorum.
6 Şubat 2007, 04:48Yazan: searchAyrıca olay sadece doğaya uyum olmamalı.Tüm çevre yapılar kiremit çatı örtüsünü benimsemiş,siz sırf şekil olsun diye çatıyı duvarla aynı malzemeyle kaplıyorsunuz ve güya farklılaşıyorsunuz.r.
mimarlikta bazen iyi komsu, bazen de kotu komsu olma sansiniz ve hakkiniz vardir diye dusunuyorum. eger dogru adimlar atilirsa, uyumsuz bir yapi cevresini degistirme de etkin bir rol oynayabilir..bence bu yapiya biraz daha fazla sans vermelisiniz. yorel mimarliga uyumluluk sorunu ile ilgili kayginizi anliyorum, ancak bu yapi cevresindeki "digerleri" inkar edercesine kendisini soyutlamiyor. aksine cevresini dinliyor, anliyor fakat cevresiyle yetinmiyor. uzerine bir seyler soyleme istegi duyuyor... komsulara uyum saglamak elbette onemli, ancak bu yapinin cevresini olumlu yonde degistirdigini dusunuyorum.
6 Şubat 2007, 04:10Yazan: searchson derece basarili. han tumertekin turk mimarisine yon vermeye devam ediyor. detaylar hakkinda konusup, tartisabilinilir ve bu tartismalar yapiya daha da deger katicaktir diye dusunuyorum. sonuc olarak koy evinin siirselliginin ve modern tasarimin durustlugunun birlestigi nokta, mimari olarak bizim icin cok buyuk bir kazanc diye dusunuyorum. Ahmet Igdirligil bu konu uzerine calisan bir baska mimar ve kendisinin tasarimlari da bu anlayisa yogun katkida bulunmakta. umarim ileride bu anlayisi yansitan yapilar bi kitapta veya sergide bir araya getirilirler. sanirim, ozel ev sorununa yoneltilen bu cozumler , kamusal alan tasarimlari icinde bir ornek soz teskil edebilirler. malzeme ve malzemenin dogasini kullanarak yapilan deneyler, yeri geldiginde yorel yontemlere, yeri geldiginde de modern, deneysel metodlarla birlestirilirse, ortaya guclu bir yon cikacaktir diye dusunuyorum. ....bu yapi ve b2 evi bence turk mimarligi adina cok onemli. agaclara takilip kalmaktansa, biraz da ormani gormeyi deniyelim.
31 Ocak 2007, 13:47Yazan: cbekleyenBundan önceki arkadaşlar dan biri manzara cephesin de taş dokunun düşeyde yeterince yansıltılmaması eleştirisine katılıyorum, İç hacim'e baktığınız da, biçimsel olarak da sanki bir tavuk kümesinin yeniden düzenlenmiş hissini veriyor,
Kullanılan malzeme Çelik kontrüksiyon ve taş'ın uyumu güzel görünüyor, yalnız şunun gözlenmesi gerekir, acaba ufak deprem sarsıntıların da billassa tavan da çatlamalar oluşmaktamı dır?, bitiş tarihi bir yılı geçti ise bu yönde tekrar yakın plandan fotoğraflanması bize bu yönde bilgi verebilir,
Bir de o banyo teknesine cepheli camlar füme tarzı dışardan bakılınca içerisi görünmeyen cam mı?
Şimdi The New York Times'daki haberin çevirisininde de, bahsediliyor kentli ile kırsal (Köy) ekonomik yapısı çok farklı olduğundan, kentlinin bir hafta sonu yapısı anlamında kullanacağı yapının, Köy'e ve Köylüye günlük ve gelecek yaşamını ne derece etkiliyecek ve birbirlerini kucaklayacaklar bende sosyolajik açısından irdelenmesi gereken gerçek gibi geliyor.
Kentli ve Kırsal Kültürün gelişmesi dileği ile....
31 Ocak 2007, 13:20Yazan: alper_istBen sadece sade ve hoş görünüyor dedim gün,fonksiyonundan bağımsız konuşuyorum,iç mekan perspektifinin hoşluğundan sözediyorum.Belki katalog çekimi için böyle bir tek koltuk koymuştur,sonra 2 tane çekyat eklemiştir kullanıcı bilemeyiz...:)
Ayrıca bu uzun koltukta yanyana oturma düzeninini de anlayamamışımdır,hadi baş taraftakiler rahat,kolçak var da ortadakiler süklüm püklüm kalıyor.Bu yüzden 3'lü koltuklar da kaldırılmalıdır bence piyasadan.
31 Ocak 2007, 13:04Yazan: günBelli birisi için yapıldığı aşikâr olduğu için bir şey diyemedim ama beş kişilik tek bir koltuğun durduğu, arkada 2 metrelik hiç bir işe yaramayan bir boşluğun olduğu bir evin iç mekânı için ben güzel demezdim. Bu böyle kitaplarda gördüğümüz büyük mimarların çizimlerine benziyor biraz. Hani vardır ya, koca bir mekân ve ortasında iki koltuk ve bir sehpa...
Hayal etsenize, beş kişi oturup dışarı bakıyorsunuz, sonra TV'de birşey başlıyor ve kafanızı sola çevirip TV izliyorsunuz...
31 Ocak 2007, 12:55Yazan: alper_istİç mekan sade ve hoş olmuş ama dış görünüm pek güzel olmamış.
Yukarıda da söylendiği gibi diğer yapılar daha hoş ve uyumlu duruyor.
Ayrıca kullanılan taş dokusunun da çevredeki dokuya uygunluğu tartışılır.Yani Mardin evlerinin dokuya uyumu gibi bir örnek değil bu.
Ayrıca olay sadece doğaya uyum olmamalı.Tüm çevre yapılar kiremit çatı örtüsünü benimsemiş,siz sırf şekil olsun diye çatıyı duvarla aynı malzemeyle kaplıyorsunuz ve güya farklılaşıyorsunuz.Eminim imar şartlarında çatı kaplaması belirtilmiştir ve gene eminim ki Han Tümertekin olduğu için sözkonusu mimar,göz yumulmuştur.
Sonuç olarak,iç mekan güzel,cephe-çatı değişik belki ama iyi değil.İsterse Time'a kapak olsun,görüşüm budur.
31 Ocak 2007, 09:49Yazan: Aslı CanbalThe New York Times'daki haberin çevirisini Arkitera.com'da okuyabilirsiniz:
http://www.arkitera.com/news.php?action=displayNewsItem&ID=14112
Bütün yorumları forumda okuyun!












