Arkitera Mimarlık Merkezi - Görüş http://www.arkitera.com/gorus 2000 yılından beri İstanbul'da faaliyet gösteren Arkitera Mimarlık Merkezi, mimarlık kültürünün gelişmesi için ulusal ve uluslararası alanda çalışan Türkiye'nin ilk bağımsız mimarlık merkezidir. Sözün de, Bilimin de Bittiği Yer: Güzelcehisar http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/sozun-de-bilimin-de-bittigi-yer--guzelcehisar/1127 Ahmet Öztürk <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/guzelcehisar/G.hisar panaroma3.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Homeros, Truva savaşını anlattığı &uuml;nl&uuml; destanı İlyada'da Paphlagonialılardan da s&ouml;z ederken, "Erkek y&uuml;rekli Pylaimenes komuta eder Paphlagonialılara, / Gelmişler yaban katırlarıyla &uuml;nl&uuml; Enetlerin yurdundan, / Kytoros'ta (Gideros K&ouml;y&uuml;), Sesamos'ta (Amasra) otururlar, / Parthenios Irmağı (Bartın Irmağı) &ccedil;evresinde kurmuşlardır &uuml;nl&uuml; saraylarını, / Kentleri Kromna (Kurucaşile), Aigialos (Cide), y&uuml;ksek Erythinoi'dur (&Ccedil;akraz)" der. Kadim kaynaklarda sık&ccedil;a s&ouml;z&uuml; edilen Parthenios, Karadeniz'in bug&uuml;nk&uuml; g&uuml;zel ili Bartın'a verilen addır. Helencede "saf, gen&ccedil; kız gibi" anlamına gelen Parthenios aynı zamanda &ccedil;elenk yapmak i&ccedil;in kullanılan bir &ccedil;i&ccedil;eğe ve beyaz mersin ağacına da verilen bir isimdir. Antik &ccedil;ağların &uuml;nl&uuml; tarih&ccedil;isi Strabon'a g&ouml;re, ırmak, bol &ccedil;i&ccedil;ekli vadilerden ge&ccedil;tiği i&ccedil;in almıştır bu ismi. Anadolu'nun b&uuml;y&uuml;k şairi Homeros, Parthenios'un taşıtsız aşılamayacak kadar ulu bir ırmak olduğundan s&ouml;z eder. Rodoslu Apollonios, Artemis'in yıkanmayı sevdiği ırmakların başında Parhenios'un geldiğini bildirir. Quintus Smyrnaeus "Psthomerica" adlı eserinde şiirsel s&ouml;zlerle tanımlar ırmağı: "Sessiz akıntısıyla, yeşil topraklarda yağ gibi hafif hafif akıp, suları parıltılı Karadeniz'e d&ouml;k&uuml;len ırmak."</p> <p>Şimdi bin bir &ccedil;i&ccedil;eğin yerinde birbirinden sevimsiz yapılar, &ccedil;irkin at&ouml;lyeler, &ccedil;imento gibi kirli teknoloji &uuml;r&uuml;n&uuml; fabrikalar bulunan vadilerden ge&ccedil;en Bartın Irmağı, &ouml;zensizce d&ouml;k&uuml;lm&uuml;ş molozlar, kıyılarında ne ama&ccedil;la yapıldığı belli olmayan kazılardan rengini, kokusunu alarak d&ouml;k&uuml;l&uuml;yor Karadeniz'e. Milyonlarca yıldır &uuml;stlendiği g&ouml;revi, hi&ccedil; yılmadan aynı &ccedil;ağıltıyla yerine getiriyor yine de... Engin suları mesken tutmuş t&uuml;m varlıklara, eskisi gibi o &ccedil;i&ccedil;eklerin kokusunu, tadını olmasa bile g&ouml;zelendiği dağların can suyunu, ışıltısını taşıyor. T&uuml;m zamanlarda olduğu gibi şimdilerde de, kimi zaman kızara bozara, delire coşa, kimi zaman uysal bir &ccedil;ocuk gibi sessizce akarak ulaşıyor menziline. İnsanların, g&ouml;z&uuml; d&ouml;nm&uuml;ş bir vandallıkla yaptığı yok etme girişimlerine karşın kadim tarihin izlerini kıskan&ccedil;lıkla saklıyor... G&ouml;n&uuml;l &ccedil;elen g&uuml;zellikle uzanan doğa, kendine reva g&ouml;r&uuml;len vahşete, akıl almaz saldırılara karşı, d&uuml;nyanın bin bir rengiyle pusat kuşanıp bir onur anıtı gibi direniyor. Parthenios, bu b&uuml;y&uuml;k direniş sayesinde, doğayla baş başa kalmak isteyenlerin &ouml;n&uuml;nde, h&acirc;l&acirc; bir se&ccedil;enek olarak duruyor.</p> <p>B&ouml;yle bir niyetle yola &ccedil;ıkıp Bartın'a geldiğinizde ara&ccedil;ların kimi zaman konvoylar halinde aktığı Amasra'ya değil de, İnkumu, G&uuml;zelcehisar, Mugada koylarının bulunduğu alternatif rotaya y&ouml;n&uuml;n&uuml;z&uuml; &ccedil;evirirseniz, emin olun, olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k s&uuml;rprizler bekliyor sizi... Irmağın denizle buluştuğu noktaya &ccedil;ok az kala, dik yama&ccedil;lara tırmanan dar bir yol sizi ger&ccedil;ekten şaşırtıcı bir yolculuğa &ccedil;ıkarıyor. Ulaştığınız tepelerde ilerlerken ağa&ccedil;ların arasından g&ouml;z&uuml;n&uuml;ze &ccedil;arpan "suları parıltılı Karadeniz", tıpkı kadim zamanlardaki gibi g&uuml;neşin aynasında g&uuml;m&uuml;şlenirken i&ccedil;iniz bir başka huzur doluyor. İnkumu'nu saran tatilci evlerine g&ouml;z&uuml;n&uuml;z&uuml; yumup, civarda bakir kalmayı başarmış ender koylardan biri olan G&uuml;zelcehisar'a y&ouml;neldiğinizdeyse, mavi ile yeşili başka t&uuml;rl&uuml; kucaklaştıran doğa kadar tarih, tarih kadar bakmaya doğamayacağınız jeolojik oluşumlar insanın aklını başından alıyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/guzelcehisar/G.hisar%20panaroma5.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><strong>Volkanik oluşumların en g&uuml;zel &ouml;rneklerini g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;n</strong></p> <p>G&uuml;neşte yaldızlanan kumların her bastığınızda bir başka melodiye b&uuml;r&uuml;nen seslerini dinleye dinleye koyun batı ucuna ulaştığınızda, doğanın g&uuml;c&uuml; ve yaratıcığı karşısında insanın ne kadar fani olduğunu anımsatan 80 milyon yıllık bazalt s&uuml;tunlar karşılıyor sizi. Magmanın milyonlarca yıl &ouml;nce p&uuml;sk&uuml;rtt&uuml;ğ&uuml; lavların soğuyup kristalleşirken oluşturduğu eşkenar formların d&uuml;zg&uuml;nl&uuml;ğ&uuml;, insanı ger&ccedil;ekten hayrete d&uuml;ş&uuml;r&uuml;yor. Cetvelle &ccedil;izilip, bı&ccedil;akla kesilmiş gibi uzanan bazalt kaya&ccedil;ların ortaya &ccedil;ıkardığı formlar g&uuml;zellik duygusu ile bir kez daha y&uuml;zleşmenizi sağlıyor. D&uuml;şey kaya&ccedil;lardan yanal formlara; onların bileşkesinde oluşan lav g&uuml;llerinden, ancak denizden ulaşılabilen gizemli mağaralara; neşeyle kanat &ccedil;arpan deniz kuşlarından kayalarda yetişen bitki t&uuml;rlerine kadar pek &ccedil;ok oluşumun yan yana sıralanması eşine az rastlanır bir ekosistemi ortaya &ccedil;ıkarıyor. Ayrıca zengin bir biyo&ccedil;eşitliliğe sahip bu s&uuml;tunların bulunduğu 143 dekarlık alanda kestane, ıhlamur, ak&ccedil;aağa&ccedil;, defne, g&uuml;rgen, mersin gibi ağa&ccedil;ların yanı sıra kum zambağı, eğrelti otu gibi y&uuml;zlerce orman altı bitkisi de yer buluyor kendine. Doygun g&ouml;zlerle baktık&ccedil;a, bu varsıllığı, burnunuzun dibindeki coğrafyada oluşturan doğaya ş&uuml;kran borcunuz artıyor bir kez daha.</p> <p><strong>Koruma kullanma dengesini hi&ccedil; &ouml;ğrenemeyecek miyiz?</strong></p> <p>Yapılan eziyetlere bir yenisi eklendi şimdilerde. Saymaya &ccedil;alıştığım nitelikleri nedeniyle, &Ccedil;evre ve Şehircilik Bakanlığınca, T&uuml;rkiye'nin 112. tabiat alanı ilan edilen G&uuml;zelcehisar'da endemik bitki t&uuml;rlerinin olduğu da s&ouml;yleniyor. S&ouml;z&uuml;n&uuml; ettiğimiz varsıllıkları kitle turizmine a&ccedil;arak insanlığın hizmetine sunmak isteyen Bartın Valiliği, 2016 yılında, bir proje başlattı. Bartın İl K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; ile İl &Ouml;zel İdaresince birlikte planlanan ve Batı Karadeniz Kalkınma Ajansı (BAKKA)'nın 2016 Yılı K&uuml;&ccedil;&uuml;k &Ouml;l&ccedil;ekli Altyapı Mali Destek Programı kapsamına aldığı, "G&uuml;zelcehisar Lav S&uuml;tunları ve Sahilinin Turizm ve Rekreasyon Ama&ccedil;lı Peyzaj Uygulama Projesi" ge&ccedil;tiğimiz aylarda başladı. Başlayan proje, ne yazık ki, peyzajdan daha &ccedil;ok, i&ccedil;inde, doğayı geri d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lemez şekilde tahrip etme potansiyeli barındıran bir zihni sinir projesi olarak s&uuml;r&uuml;yor şimdilerde. Mimarlar Odası, en başında beri sorunlar taşıyan projenin detaylarına, &ouml;l&ccedil;eklerine ilişkin doyurucu bilgi verilmemesi gibi pek &ccedil;ok nedenle &ccedil;izim ve sunum tekniklerine aykırı olduğunu iddia ediyor. &Ccedil;ıplak g&ouml;zle bakan biri bile, y&uuml;zde 35'i tamamlanan projenin planlandığı şekliyle bitirildiği takdirde, deniz, kıyı, sahil ve jeolojik formasyonun yarattığı coğrafik b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; par&ccedil;alama, sahilin siluetini bozma tehlikesi de taşıdığını g&ouml;rebiliyor. Ger&ccedil;ekten akıllara zarar bir durum var ortada. Demir boruların &uuml;zerine oturtulan ve kimi yerlerde 6 metreye kadar y&uuml;kselip kimi yerlerde 60 santimetreye d&uuml;şen y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş platformu, yeşil-kumul alan ilişkisini tam ortadan b&ouml;lerken, kumsala insanların erişimini de neredeyse olanaksız kılıyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/guzelcehisar/G.hisar%20proje1.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Bartın &Uuml;niversitesi Peyzaj B&ouml;l&uuml;m&uuml;nden iki &ouml;ğretim &uuml;yesinin yaptığı s&ouml;ylenmesine karşın, bir &ouml;ğrenci &ccedil;alışmasını andıran peyzaj projesinde, oluşabilecek ekolojik sorunların iyi hesap edilmemiş olması insanı son derece d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;yor. 200'l&uuml;k borulardan yapılan y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş platformunu destekleyici ayakların 6 metre derinliğe &ccedil;akılmasının kumul alandaki biyolojik hayata nasıl bir etki yapacağı bilinmediği gibi, koruma ama&ccedil;lı imar planı, tabiat alanı y&ouml;netim planı gibi diğer planlama s&uuml;re&ccedil;lerinden bağımsız olarak yapılmış olması, planlama ilkeleriyle en başından beri &ccedil;elişiyor. Yaklaşık maliyeti 2,3 milyon lira olarak a&ccedil;ıklanan proje oluşumlara daha şimdiden fiziki zararlar veriyor. Deniz i&ccedil;inde k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir ada oluşturan bazalt kaya&ccedil;lar sondaj makineleriyle delindikten sonra, 60 milimetre &ccedil;apındaki demir &ccedil;ubuklar &ccedil;akılıyor. Dahası, makinelere y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yolu yapılması i&ccedil;in turizme a&ccedil;ılması planlanan volkanik oluşumlar par&ccedil;alanarak dolgu malzemesi olarak kullanılıyor alanda. Şaka gibi ama ger&ccedil;ek, kendisi başlı başına g&ouml;r&uuml;lmeye değer bir oluşum olan adacığın &uuml;zeri seyir terası olarak kullanılması planlanan platform ile &ouml;rt&uuml;lerek t&uuml;mden g&ouml;r&uuml;lmez hale getiriliyor. Yerel gazetelerde yer alan haberlere g&ouml;re, inşaat i&ccedil;in kullanılan kimyasalların t&uuml;pleri, gelişig&uuml;zel ortalığa sa&ccedil;ılarak, bir de k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;aplı kimyasal kirlilik yaratılıyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/guzelcehisar/G.hisar%20imalat4.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/guzelcehisar/G.hisar%20imalat2.jpeg.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Deniz hidrolojisi uzmanı değilim ama Karadeniz'i bilirim epeyce. Bilmek i&ccedil;in de k&acirc;hin olmaya gerek yok ayrıca, kuzeyli r&uuml;zg&acirc;rların oluşturduğu dev dalgalar, hep yaptığı gibi, b&uuml;y&uuml;k miktarlarda kum taşıyacak sahile. Y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş yolunu taşıyıcı ayakları nedeniyle bunu geriye &ccedil;ekemeyeceği i&ccedil;in, ayakların arası, &ccedil;ok kısa s&uuml;rede dolacak. İnsanların ayakları kuma değmesin diye yapılan y&uuml;r&uuml;me platformu, &ouml;zellikle al&ccedil;ak kısımlarda, &ccedil;ok kısa s&uuml;rede kum altında kalacak yani. Bir de burası T&uuml;rkiye, kitle turizmi nedeniyle platform altının atıklarla dolması, &uuml;zerinin mangal partilerine sahne olması da ka&ccedil;ınılmaz olacak. T&uuml;m bunlar g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alınarak bir d&uuml;nya mirası olan G&uuml;zelcehisar'ı geri d&ouml;nd&uuml;r&uuml;lemez şekilde tahrip edecek bu dehşet verici projenin derhal durdurulması gerekiyor. Ne yapılması gerektiğini bencileyin meslekten olmayan birisinin s&ouml;ylemesi doğru olmaz, ama yapılmaması gerekenin bu proje olduğunu s&ouml;ylemek i&ccedil;in uzman olmaya da gerek yok kesinlikle.</p> <p><strong>Bu garabet proje hemen durdurulmalı</strong></p> <p>Lafın ucu uzmanlığa geldi madem, son s&ouml;z de Mimarlar Odası Ankara Şubesinin konuyla ilgili yaptığı a&ccedil;ıklamadan olsun: "Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kent İzleme Merkezi &uuml;yeleri projeyi yerinde incelemiştir. Danışma kurulu &uuml;yesi akademisyenlerimiz de değerlendirmiştir. İhalenin uygulamasını, ihale dosyasını da inceleyerek ve kıyı-deniz jeolojik mirasımıza ve varlık değerlerimize s&ouml;zde turizm ama&ccedil;lı proje ile yapılanların dehşet verici olduğunu g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermiştir. M&uuml;hendislik ve mimarlık bilimine aykırı bir proje s&ouml;z konusudur. Yery&uuml;z&uuml; harikası bir kıyı b&ouml;lgemiz ve nadide bir koyun olduğu G&uuml;zelcehisar sahili kamu israfı bir yatırım ve akıl almaz bir proje ile karşı karşıya. Bartın Valiliği'nin bu proje i&ccedil;in 2.3 milyon liraya varan bir yatırım yaptığını g&ouml;r&uuml;yoruz. &Ouml;l&ccedil;eksiz, detaysız, ne yapılacağı belli olmayan; b&ouml;yle bir proje ekosisteme ve kıyılarımıza telafisi m&uuml;mk&uuml;n olmayan zararlar verecektir. Bartın Valiliği, derhal bu garabet bir yapı olarak karşımıza &ccedil;ıkan demir boru yığını projesinden vazge&ccedil;meli, 1.derece doğal sit alan olan G&uuml;zelcehisar kıyılarından elini &ccedil;ekmelidir."</p> Wed, 13 Dec 2017 15:21:00 +03 Süpermen – Süper Kapitalizm ve Süper Kentler; Balıkesir Örneği... http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/supermen-%E2%80%93-super-kapitalizm-ve-super-kentler/1126 Murat Cetin <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/murat-cetin/sekil01.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Anadolu'da kentsel arabesk; taşra kenti kimliğinden büyükkent imgesine yolculuk macerasında "Süper-kent Balıkesir" temalı kentleşme politikalarına dair...<br><br><p><span class="fotograf-yazi">Şekil 1. S&uuml;permen-S&uuml;per Kapitalizm &ndash; S&uuml;per Kentleşme</span></p> <p>"S&uuml;per kahraman" kavramı ve modernite (Reynolds, 1992) arasındaki ilişkiye dair ilgin&ccedil; ve kapsamlı bir literat&uuml;r mevcut. Bu bağlamda, 1930&rsquo;ların başında (esasen "şeytani telepatlar" olarak) yaratılan bu kahramanlar (&ouml;zellikle de S&uuml;permen) &ccedil;ok kısa zamanda yaygınlaştırılması amacıyla iyi kahraman fig&uuml;r&uuml;ne d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lerek piyasaya s&uuml;r&uuml;ld&uuml;, 2. D&uuml;nya Savaşı sırasında konjonkt&uuml;rel olarak y&uuml;kseltildi ve &ouml;zellikle savaş sonrası ortamında ise olabildiğince pompalandı. Bir s&uuml;per kurtarıcı fig&uuml;r&uuml;n&uuml;n k&ouml;kenleri mitolojiye ve dini fig&uuml;rlere kadar uzandırılabilir kuşkusuz. Ancak s&uuml;per kahraman fikrinin kapitalizm ile tomurcuklanacağı bir zemin bulduğunu s&ouml;ylemek de yanlış olmaz &ccedil;&uuml;nk&uuml; s&uuml;per kahramanları doğuran tek şey adaletsizlik duygusudur. D&uuml;nya siyaseti ve ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak da &ouml;zellikle 80'lerin sonlarından itibaren "s&uuml;per" kelimesi her kavramla ilişkilendirildi ve y&uuml;celtilmek (ve daha y&uuml;ksek bedellerle pazarlanmak istenen her varlık i&ccedil;in adapte edildi). Kentler de bundan payını alacaktı kuşkusuz. Sınıfsal ayrışmanın ve &ccedil;atışmanın temel temalarından olan kentli-taşralı &ccedil;elişkisi de bu k&ouml;r&uuml;klemenin r&uuml;zgarında giderek b&uuml;y&uuml;d&uuml;. Bu anlamda "s&uuml;per-kentler" dosyaları serisinin adındaki bu <i>s&uuml;per-kent</i> terimi, kentleşmemizdeki (bir anlamda da modernleşmemizdeki) problemin &ouml;z&uuml;n&uuml; ortaya koymak a&ccedil;ısından olduk&ccedil;a anlamlı ve bir o kadar da hassasiyetle ve eleştirel olarak kullanılması gerekli bir terim.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil02.jpg.jpeg" />&nbsp;<img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil03.jpg.jpeg" />&nbsp;<img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil04.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Şekil 2. S&uuml;permen&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Şekil 3. S&uuml;permen t&uuml;keticiliği&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Şekil 4. &Ccedil;ocukların Fantezi D&uuml;nyası ve S&uuml;permencilik</span></p> <p>S&uuml;per-men ve benzeri s&uuml;per g&uuml;&ccedil;lere sahip kahramanlar &ouml;ncelikle &ccedil;ocuklara gen&ccedil;lere y&ouml;nelik <i>comic-book</i> niteliğinde işler olarak ortaya &ccedil;ıktı (Şekil 2). Bilindiği &uuml;zere hemen her &ccedil;ocuk kimlik oluşturma d&ouml;neminde bir s&uuml;per kahramanla kendini &ouml;zdeşleştirir (Bender, 1944) ve bu eğilimin eğitimde olumlu şekilde kullanılabileceği g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml; savunan pedagojik ekoller mevcut (Rubin, 2007). Sıradan insan gibi g&ouml;r&uuml;nen ancak olağan &ouml;tesi g&uuml;&ccedil;lerini kullanarak insanlığı k&ouml;t&uuml;lerden kurtaran kahraman fig&uuml;r&uuml;n&uuml;n benlik inşasında sıkıca tutunulan bir model haline gelmesi hi&ccedil; de şaşırtıcı değil. Ancak, bu &ccedil;ocuksu tutku, kapitalizmin iştahını &ouml;ylesine kabartır ki bu ilgiyi s&ouml;m&uuml;rerek ekonomik bir değere &ccedil;evirmekle kalmayıp onu idolleştirerek s&uuml;rekliliğini sağlamak i&ccedil;in t&uuml;ketim ara&ccedil;larını t&uuml;m g&uuml;c&uuml;yle seferber ve arz eder. Bu doğrultuda,&nbsp;tiş&ouml;rtten&nbsp;şapkaya, pelerinden full-kost&uuml;me, oyuncağından yatak &ouml;rt&uuml;s&uuml;ne, filminden ve bilgisayar oyununa, pek &ccedil;ok satın alınabilir ara&ccedil;la &ccedil;ocukların s&uuml;per kahraman olma arzusunu tahrik eder (Şekil 3).</p> <p>&Ccedil;ocuklarının hevesiyle orantılı olarak, bu &uuml;r&uuml;nlerden &ccedil;ok sayıda satın alacağını ve bunların b&uuml;y&uuml;k kısmının atılıp yenisinin alınacağını bilen ebeveynler &ccedil;eşitli y&ouml;ntemler geliştirir ama &ccedil;ocuklarını bu s&uuml;per-kahraman bombardımanından mahrum etmemeye &ccedil;alışırlar. Ve o hayalleri ile mutlu &ccedil;ocuklar kıyafetlerini giyip, monit&ouml;rlerinin başına ge&ccedil;ip, hatta bazen misafir odası sehpasının &uuml;zerine uzanıp kendini u&ccedil;uyorken ve d&uuml;nyaları kurtarırken bulabilirler kendilerini (Şekil 4). Bu hayaller ve oyunlar (evin veya bah&ccedil;enin kontroll&uuml; ortamının dışında denenmediği s&uuml;rece) &ouml;yle zararsız ve kabul edilebilirlerdir ki ebeveynler i&ccedil;in&hellip;</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil05a.jpg.jpeg" border="0" />&nbsp;<img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil05b.jpg.jpeg" border="0" />&nbsp;<img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil05c.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span style="font-size: 12px;" class="fotograf-yazi">Şekil 5. S&uuml;permen ve S&uuml;per Altyapı Hizmetleri</span></p> <p>Bu kapitalist arz mekanizmaları, &ccedil;ocukla ilgili sekt&ouml;rlerde geliştirdiği enstr&uuml;manların benzerini "s&uuml;per" etiketini yapıştırdığı t&uuml;m &uuml;r&uuml;n ve kavramlarda da uygulamaktadır kuşkusuz&hellip; Bir &ccedil;ocuk kendini s&uuml;per bir kahraman gibi hissedebilmek i&ccedil;in nasıl ebeveynlerine bu &uuml;r&uuml;nlerden satın almaları y&ouml;n&uuml;nde dayanılmaz baskılar uyguluyorsa, kent y&ouml;neticileri de kentlerini "s&uuml;per" yapmak i&ccedil;in (Şekil 5) se&ccedil;menlerine ve hatta se&ccedil;meni dahi olmayan halka (yollar, binalar, AVMler &uuml;st ve alt ge&ccedil;itler, bat-&ccedil;ık ge&ccedil;itler, kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mler ve TOKİler vs. gibi) t&uuml;m kentsel oyuncakları gerekli-gereksiz dayatmak i&ccedil;in her y&ouml;ntemi kullanmaktadırlar. Kentliler olarak bizler de kent y&ouml;neticilerimizin bu heveslerini (aynı yukarıda ebeveynlerin durumunu ifade ettiğim gibi) kırma gibi demokratik bir şansımız olmadığından kendimizi bu istekleri karşılarken buluruz. Ancak bu kez bir &ccedil;ocuğun hayaller dolu zihninden ve evimizin kontroll&uuml; sınırlarının dışındayızdır, kamusal alandayızdır, artık durum o kadar zararsız ve kabullenilir nitelikte değildir aslında; ama biz t&uuml;m kontrol&uuml;, kaynaklarımızı ve yaptırım g&uuml;c&uuml;n&uuml; bu kez bu hayalleri kuran kişiye bırakmışızdır. Tam da bu noktada s&uuml;per-kent ve s&uuml;per-belediyecilik ilişkisine bakmak anlamlı olacaktır (Şekil 6).</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil06.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span style="font-size: 12px;">Şekil 6. S&uuml;per Belediyecilik</span></p> <p><b>S&uuml;per-Kent ve S&uuml;per Belediyecilik</b></p> <p>Y&ouml;neticilik, kamu y&ouml;netimi ve s&uuml;per-kahraman ilişkisi &uuml;zerine yazılmış (Dubose, 2007; Delemarle, 2004) literat&uuml;r, kenti k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kurtarıcı rol&uuml; &uuml;stlenen kahraman lider, kahraman belediye başkanı fenomenini a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne serer. T&uuml;m d&uuml;nyada ve hemen hemen t&uuml;m zamanlarda ama &ouml;zellikle de end&uuml;stri devrimi sonrasında &ouml;rnekleri g&ouml;r&uuml;len bu olgu, oryantalist bir perspektiften bakıldığında az gelişmiş toplumların kamu y&ouml;neticilerinin gelişmiş &uuml;lke g&ouml;zlemleri (ki bunlar &ccedil;oğunlukla bug&uuml;n&uuml;n turistik seyahatlerine karşılık gelebilecek y&uuml;zeyselliktedirler) sonrasında kendi iktidar alanında kamusal alanı ve kentsel &ccedil;evreyi bi&ccedil;imlendirmeye y&ouml;nelik kararlarında da yansımalarını bulur. "28 &Ccedil;elebi Mehmet Sendromu" olarak tanımlayabileceğimiz bu t&uuml;r bir hayranlık, &ouml;zenti ve bir şekilde "kent eliti" olmanın kendinden menkul buyurganlığıyla gelen "bana ne ben de isterimcilik" (veya "benim tebaam da b&ouml;yle yaşamalı" &uuml;stten bakmacılığı), kenti k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden kurtarmaya heves eden ve kendine bir s&uuml;per-kahraman karakteri yaratan bir &ccedil;ocuğun fantezi d&uuml;nyasıyla benzer nitelikler g&ouml;sterir. Bu naiflik d&uuml;zeyindeki hayranlık ve &ouml;yk&uuml;nmenin (gerek Ge&ccedil;-Osmanlı gerekse Erken-Cumhuriyet d&ouml;neminde - &ouml;zellikle de modernite s&uuml;re&ccedil;leriyle ilişkilendirdiğimizde - g&ouml;zlemlediğimiz) idari g&uuml;&ccedil; ile birleşmiş hali, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, sermaye/rant grupları - emlak spek&uuml;lat&ouml;rleri - &ccedil;imento kartelleri - otomotiv/duble-otoyol lobisi sarmalındaki siyasi-ekonomik hırs ile birleşerek, olduk&ccedil;a endişe verici bir boyuta evrilmiş durumdadır ve ne yazık ki Anadolu kentlerini kemirmektedir; hatta kemirmiş ve neredeyse bitirmiştir.</p> <p>Kentleşmeyi modernitenin bir &uuml;r&uuml;n&uuml; olarak varsayarak konuya bakacak olursak, modernite ve s&uuml;per kahraman ilişkisi (Reynolds, 1992) de bu bağlamın ayrılmaz bir par&ccedil;ası haline gelir. S&uuml;per kahraman kuşkusuz bir modernite unsurudur. Modernite projesini kentsel mek&acirc;n &uuml;zerinde y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe koyan akt&ouml;rler olarak kent y&ouml;neticileri ile s&uuml;per-kahraman egosu arasında bir ilişki kurmak ka&ccedil;ınılmaz hale gelir. Kendi egolarını daha yeni yeni kurmakta olan &ccedil;ocuklar i&ccedil;in medya tarafından bir kahramana &ouml;yk&uuml;nme toleransla karşılanabilse de (Bender, 1944) yetişkin belediye başkanları i&ccedil;in bu heves endişe verici olabilmektedir. Tarih bunu pek &ccedil;ok &ouml;rneği ile doludur. B&uuml;y&uuml;k yıkımlar, kolektif kentsel bellek yitimleri de &ccedil;oğunlukla bu t&uuml;r s&uuml;per-egolu akt&ouml;rlerin kentsel iktidar d&ouml;nemleriyle &ouml;rt&uuml;ş&uuml;r.</p> <p>S&uuml;permen literat&uuml;r&uuml;, kahramanın doğa &uuml;st&uuml; g&uuml;&ccedil;lerinin yanı sıra &ccedil;ift-kişilikliliği, bu kahramanın g&uuml;ndelik hayattaki karakterinin gizli oluşu gibi nitelikleri vurgular. Ancak en &ouml;nemli vurgulardan birisi kuşkusuz s&uuml;permen&rsquo;in kanunlar-&uuml;st&uuml; bir fig&uuml;r oluşudur (Ginott, 1959), ki belediye başkanlarını asıl cezbeden de bu olsa gerektir. Kamu kaynaklarının kendi gerekli g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; şekilde kullanılması, kendi &ouml;ng&ouml;r&uuml;leri doğrultusunda kamunun bor&ccedil;landırılması b&ouml;ylesi bir s&uuml;per kahramana doğal olarak bahşedilmiştir.&nbsp; &Ouml;yle ya, (her ne kadar kendi itiraf etmese de ve dillendirmese de) modern d&ouml;nemin kamu y&ouml;neticisi kenti ve kentliyi kendi (veya kendini var eden modernitenin) tanımladığı k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden (ki genellikle alt-sınıfa ait, onun g&uuml;ndelik yaşamına, imkanlarına ve bu imkansızlıkların g&uuml;ndelik hayata ve kamusal alana yansımalarına dair hemen herşey demektir bu&hellip;) kurtaracak bir kahraman olduğuna g&ouml;re kuşkusuz bu yetkilere sorgusuz sualsiz sahip olmalıdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kent elitinin bu &ldquo;k&ouml;t&uuml;l&uuml;klerden&rdquo;, onun &ccedil;irkinliklerinden rahatsız olmamasını, huzursuzluk hissetmeden kamusal mekanda kendi tanımladıkları gibi yaşayabilmeleri i&ccedil;in, b&uuml;y&uuml;k yatırım yaparak se&ccedil;ti(rdik)kleri kahramanın bu kanun-&ouml;tesi pozisyona ihtiyacı olmalıdır. Pek &ccedil;ok kentin ama en &ccedil;ok Anadolu kentinin "mak&ucirc;s talihi" bu varsayım &uuml;zerinden belirlenegelmiştir ki Balıkesir&rsquo;in son d&ouml;nem kentleşmesi de bu şekilde okunabilir.</p> <p><b>S&uuml;per Balıkesir</b></p> <p>Modernite-kent-s&uuml;per kahraman &uuml;&ccedil;geninde kurgulanarak Balıkesir vakasına kadar taşınan arg&uuml;manın ışığında, başlıkta yer alan "arabesk" terimine tam da burada değineceğiz. Klasik literat&uuml;rde sınıfsal s&ouml;m&uuml;r&uuml; olgusuna dayalı kent-kır &ccedil;elişkisi, bizim coğrafyamızda daha &ccedil;ok (ve de &ouml;zellikle pop&uuml;ler bağlamda) fakir-zengin ayrımı ve bu toplumsal problemin bireysel hayatlardaki etkisi, "arabesk" k&uuml;lt&uuml;r (<i>yazın eserlerinden, m&uuml;zik ve film &uuml;retimine uzanan geniş yelpazede</i>) olarak karşılığını bulmuştur ve bu nedenle de &ccedil;ok &ouml;nemlidir. &Uuml;st sınıflarca hor g&ouml;r&uuml;len, g&ouml;r&uuml;lmese de kendini horlanmış hisseden alt sınıfların ger&ccedil;ek hikayelerini barındırır arabesk k&uuml;lt&uuml;r. "O fakir ama gururlu" kent veya kasaba vaktiyle kendisini ezik hissettiren o <i>B&uuml;y&uuml;kşehir</i>&rsquo;e benzeyecek ve O&rsquo;ndan intikamını alacaktır.&nbsp; T&uuml;m Anadolu kentlerinin şehirleşmeye dair kaderi de sanki bu arabesk temanın birer yansıması gibidir (&Ccedil;&uuml;nk&uuml; aslen kentteki &uuml;st sınıfların ajandalarını ger&ccedil;ekleştirmek &uuml;zere "s&ouml;zde"&nbsp;<i>se&ccedil;ilmiş kahraman</i>, operasyonunu y&uuml;r&uuml;tebilmek i&ccedil;in kentin alt sınıflarına "arabesk" aracılığıyla hitap edebilmelidir&hellip; Yoksa maazallah kentin ger&ccedil;ek halkı k&ouml;t&uuml;l&uuml;k diye tanımlanan şeyin tam da kendileri olduğunu anlamaya başlarsa işler karışabilir&hellip;). Aynı bu filmleri izlerken olduğu gibi, bu garip kentsel metamorfozdan da yine garip bir haz duyulur. Bu nedenledir ki, kentte yitip gidenler, kaybolan kaynaklar, altına girilen kamusal bor&ccedil;lar ve bunun sosyal ve bireysel maliyetleri g&ouml;r&uuml;lmez ve filmin gariban karakterinin bir kahraman oluşuna, doğrusu esasen sınıf atlayışına, i&ccedil;iten i&ccedil;e hayran oluruz. Ne metropoldeki kentli ne de aniden kentlileşmiş taşralı kendi durumlarını sorgulamazlar; eşit, kolektif, dengeli, doğal, kolay, huzurlu bir hayatı arzulamaz ve geri istemezler. Bu "arabesk" s&uuml;re&ccedil; de giderek norm haline gelir. Hatta kent planlama normlarına d&ouml;n&uuml;şerek fizyonomimizin, biyolojimizin, psikolojimizin ve sosyolojimizin hi&ccedil; de uygun olmadığı yapay bir hayata zorlayarak tek tipleştirip robotlaştırır bizi. &nbsp;</p> <p>Bursa ve İzmir b&uuml;y&uuml;kşehirleri arasında konumlanmış (<i>Ege b&ouml;lgesi ve İzmir hinterlandının art-alan kentlerinden biri olarak addedilen</i>) (&Ccedil;etin, 2009), yakın zamana kadar m&uuml;tevazi bir transit kent kimliğine sahip, ve sakin, insan &ouml;l&ccedil;ekli bir hayatı s&uuml;rd&uuml;regelen Balıkesir kenti (&Ccedil;etin, 2003), yaklaşık son 10-15 yıllık d&ouml;nemde, bu insani i&ccedil;eriği barındıran kalıbının kabuğunu değiştirmeyi kafasına koymuştu (&Ccedil;etin, 2004; &Ccedil;etin, 2012). Fakat yery&uuml;z&uuml;ndeki t&uuml;m diğer organizmalarda da g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere, bu t&uuml;r bir deri veya kabuk değişimi, ancak uygun zamanı geldiğinde ve organizmanın belli koşulları doğal olarak sağlamasıyla m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Dolayısıyla, kendini yapay yollarla kabuk değiştirecek hale gelmeye zorlayan bir canlıya rastlamak zordur. Balıkesir ve benzeri s&uuml;re&ccedil;ler yaşayan s&uuml;per kentler ise neo-liberal kent politikaları doğrultusundaki planlama disiplinin ara&ccedil;larını kullanarak kendilerini yapay olarak kabuk değiştirmeye zorlayagelmektedirler.</p> <p>1940&rsquo;larda Egli&rsquo;nin m&uuml;tevazı planı ile başlayan ve bu plandaki 1963 revizyonunun ardından, 1970 ve 1986 İmar planlarıyla gelişen Balıkesir kent planlaması da son d&ouml;nemde, &ouml;zellikle "TR22 G&uuml;ney Marmara B&ouml;lgesi 2014-23 B&ouml;lge Planı" kapsamına alınarak metropoller ağı i&ccedil;erisinde &ouml;nemli bir g&ouml;rev &uuml;stlenmeye aday g&ouml;sterilmişse de kent i&ccedil;i dinamiklerin bu &ouml;ng&ouml;r&uuml; ile &ouml;rt&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; s&ouml;ylenemez ve dolayısıyla Balıkesir organizması da hen&uuml;z hazır olmadığı bir kabuk değişimine zorlanmış g&ouml;r&uuml;n&uuml;r (Şekil 7).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil07.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Şekil 7. Balıkesir &Uuml;st &Ouml;l&ccedil;ek Planlama İlkeleri (Bilgi&ccedil;, 2017)</span></p> <p>Bu &uuml;st &ouml;l&ccedil;ekli planlama d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml;n kentin g&uuml;ndelik hayatına doğrudan etki eden (ve yaşamın b&ouml;ğr&uuml;ne saplanan) unsurlarından ikisi &uuml;zerinde durmak bu yazının arg&uuml;manını net bi&ccedil;imde somutlaştıracaktır.&nbsp; Birincisi, inşaatı boyunca kente girişi, kulağını diğer yandan g&ouml;sterircesine uzatan Kuvayı Milliye Alt Ge&ccedil;idi (Şekil 8), inşaatı tamamlandıktan sonra da "attığı taşın &uuml;rk&uuml;tt&uuml;ğ&uuml; kuşa" değip değmediği sorgulanır bir trafik akrobasisi getirmenin &ouml;tesinde katkı sağlamadığı gibi, etraftaki yaya hayatını tamamen bitirmiş ve aslında orada daha &ouml;nce inşa edilen AVM&rsquo;nin de idam h&uuml;km&uuml;n&uuml; vererek kalan &ouml;mr&uuml;n&uuml;n geri sayımını başlatmıştır. İkincisi ise, Vasıf &Ccedil;ınar Caddesinin Bursa y&ouml;n&uuml; şeridindeki şehir dışına y&ouml;nelen trafikten, Yeni Hastane Caddesine gidecek trafiği ayırmak (gibi yoğunluğu &ccedil;ok da fazla olmayan bir trafik d&uuml;zenlemesi) i&ccedil;in neredeyse tek şeritlik ama o &ouml;l&ccedil;ek i&ccedil;in olduk&ccedil;a abartılı bir viyad&uuml;k d&uuml;zenlemesi haline gelip, diğer y&ouml;ndeki kente giriş trafiğini ise bir sonraki d&ouml;ner kavşakla ilişkisinin yanlışlığından &ouml;t&uuml;r&uuml; olduğundan fazla yoğunlaştıran 15 Temmuz Şehitleri &Uuml;st Ge&ccedil;ididir (Şekil 9). Diğer alt ge&ccedil;idin ardından t&uuml;m işe yaramazlığı ile bu &uuml;st ge&ccedil;it, yazı boyunca anlattığım, kentini viyad&uuml;klerle dolu bir metropolm&uuml;ş gibi g&ouml;rmek ve g&ouml;stermek isteyen bir s&uuml;per kahramanın fantezi d&uuml;nyasının halkın kamu kaynaklarıyla (ve &uuml;st&uuml;ne bor&ccedil;landırılarak) hayata ge&ccedil;mesinin ikonlaşmış objeleridir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil08-09.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Şekil 8. Balıkesir Kuvay-ı Milliye Alt Ge&ccedil;idi&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;Şekil 9. Balıkesir 15 Temmuz Şehitleri &Uuml;st Ge&ccedil;idi</span></p> <p>Yakın zamana kadar trafiği g&ouml;rece sakin bir kentten ve İstanbul&rsquo;a geldiğinde trafik yoğunluğuna şok i&ccedil;inde bakan kentli profilinden, bug&uuml;n, şehre kuzeyden girerken &ouml;nce kent girişindeki AVM&rsquo;nin &ouml;n&uuml;nde yer altına dalan daha sonra ise şehir girişinde kendilerini karşılayan b&uuml;y&uuml;k otelin &ouml;n&uuml;nde &ccedil;eşitli kotlarda sıkışan trafiği olağanlaştıran bir kent ve kentli profiline kaydırılmıştır Balıkesir. Artık ara&ccedil; odaklı bir kent olarak tescillenmiş sayılabilecek kentler arasına katılan Balıkesir&rsquo;de kentli sessizce "Trafik de &ccedil;ok yoğunlaştı canım&hellip;" diye sızlanmanın &ouml;tesine ge&ccedil;meyerek, atladığı bir &uuml;st sınıfın bedellerini usulca (ve usluca) &ouml;demektedir.</p> <p>Sadece trafik değil kentsel &ccedil;evredeki yozlaşma ve kentsel mek&acirc;n t&uuml;ketimi de kentliyi rahatsız etmeyecek derecede olağanlaşmıştır. Ne de olsa ya boş duran ya da tarımla ve toprakla ilgisini (ancak bir yandan da "yer"ile bağını) kaybetmiş yeni neslinin &acirc;tıl bıraktığı arsa ve arazileri nakde d&ouml;n&uuml;şerek, inşaat sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n yeni malzemelerinin yavaş yavaş enjekte olduğu yepyeni (ama kutu kadar sıkışık) m&uuml;teahhit apartmanlarında konforla televizyonlarını seyredebilmekte, alt katına da otomobillerini park edebilmektedirler.&nbsp; Kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m furyası ile neden d&ouml;n&uuml;ş&uuml;verdiği, neyden neye (<i>aslında &ccedil;oğunlukla tarım arazisi ve boş arsalardan her yerde g&ouml;r&uuml;lebilen bu "m&uuml;teahhit apartmanı" tarlalarına</i>) d&ouml;n&uuml;ş&uuml;verdiği pek de anlaşılmayan, her yerde (A.G&uuml;zer&rsquo;in deyimiyle) "patlamış mısır" gibi patlayıveren standart apartmanlardan oluşan, bu (t&uuml;m&uuml; birbirine benzeyen) adalar arasındaki ızgara sisteminde kolayca yolunuzu kaybettiğiniz bir kentten şikayet etmek artık yersiz gelmektedir pek &ccedil;ok Anadolu kentlisi gibi Balıkesir kentlisine de&hellip; Hele TOKİ&rsquo;nin, şehrin girişinde Değirmenboğazı ormanlarından hemen sonra gelen &ccedil;orak tepede yıllar &ouml;nce inşa ettiği &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml; toplu konutların g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;ne tedrici dozlarla alıştırılan kentli, sadece kent merkezinde değil sahil il&ccedil;elerindeki hızla yayılan (ve ilgin&ccedil;tir ki gururla sunulan) TOKİ &uuml;r&uuml;nlerinden de şikayet&ccedil;i g&ouml;r&uuml;nmez. Hemen belirtilmelidir ki burada kentliye su&ccedil; bulmak neredeyse olanaksızdır, &ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar s&uuml;per kahramancılık oynayan kent y&ouml;neticilerinin g&ouml;nl&uuml;n&uuml; hoş tutmak durumunda bırakılan ebeveynlerin rol&uuml;n&uuml; &uuml;stlenmişlerdir. Kabahat kent y&ouml;neticilerine S&uuml;permen olma olanağı tanıyan sistemin ta kendisidir aslında&hellip;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/murat-cetin/sekil10.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Şekil 10. S&uuml;permen Belediye Başkanı Fig&uuml;r&uuml;n&uuml;n iflası</span></p> <p><b>Sons&ouml;z Yerine</b></p> <p>Yukarıdaki bu iki ulaşım enstr&uuml;manı g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; (ve bunların Balıkesir&rsquo;deki g&uuml;ndelik hayata yansımaları) metnin başından buraya kadar geliştirilen arg&uuml;manı somutlaştıran sembolik imgelerdir. Balıkesir gibi bir kent, 10-15 yıl ara ile yaşandığında ve deneyimlendiğinde s&ouml;z&uuml; edilen u&ccedil;urum olduk&ccedil;a &ccedil;arpıcıdır ve kaynayan suyun i&ccedil;inde giderek ama yavaş&ccedil;a ısınan kentlinin suskunluğu ise ziyadesiyle d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml;d&uuml;r. İstanbul ve Ankara B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Başkanlarının ardından, Balıkesir başta olmak &uuml;zere bazı diğer belediye başkanlarının makamlarına mal olan, bat-&ccedil;ık alt ge&ccedil;itler ve viyad&uuml;kl&uuml; &uuml;st ge&ccedil;itler, giderek boşalan ve artık kiraları &ouml;denemeyen AVMler, "S&uuml;permen Belediyecilik" d&ouml;neminin iflas ettiğini ilan ederler (Şekil 10). Ankara B&uuml;y&uuml;kşehir vakasında g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere, halefin ilk iş olarak selefinin fantezi sembolleri olan dinazor ve robot heykellerini s&ouml;kt&uuml;rmesi bu anlamda &ouml;nemli bir g&ouml;stergedir. Se&ccedil;ilmiş kent y&ouml;neticilerinin s&uuml;per kahraman fantezileri ve bu y&uuml;ksek ak&ccedil;eli oyunların siyasi sonu&ccedil;ları g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ndeyken, mevcut durumda mecburen-atanmış kent y&ouml;neticilerinin daha iyi bir tablo &ccedil;izeceklerini ummak da en az s&uuml;per-kahramancılık oynayan &ccedil;ocukların hayalleri kadar &uuml;st d&uuml;zey bir naiflik olacaktır. Asıl mesele bu sınıfsal ve beraberinde getirdiği mek&acirc;nsal ayrışma mekanizmasını (ki tekrar hatırlatalım; s&uuml;per-kahramanları bu adaletsizlik algısı doğurmaktadır) her ge&ccedil;en g&uuml;n daha acımasızca d&ouml;nd&uuml;ren sistemin kendisi hakkında radikal sorgulamaları ve gerekli girişimleri yapabilmektir. Yoksa "kentleri &ouml;yle mi planlayalım b&ouml;yle mi tasarlayalım" kıskacındaki salt mesleki d&uuml;zlemdeki kısır tartışmalarla mevcut durumun daha iyiye gitmeyeceği g&uuml;n gibi aşikardır.</p> <p><b>Referanslar</b></p> <p>Bender, L.,1944, The Psychology of Children's Reading and the Comics, <i>The Journal of Educational Sociology </i>Vol. 18, No. 4, The Comics as an Educational Medium (Dec., 1944), s. 223-231.</p> <p>Bilgi&ccedil;, B., 2017, S&uuml;per Kent Balıkesir; Kasım-Aralık aylarında yayında olacak S&uuml;per Kent Balıkesir i&ccedil;in kısa bir giriş yazısı..., Arkitera, (http://www.arkitera.com/haber/29494/super-kent-balikesir)</p> <p>&Ccedil;etin, M., 2012, &ldquo;Impacts of &ldquo;Negative Patterns&rdquo; on Urban-Architectural Education; The Case of Balikesir&rdquo;, <i>International Journal of Arab Culture, Management &amp; Sustainable Development</i>, V.2 N.2/3; pp.235-254.</p> <p>&Ccedil;etin, M., 2009, &ldquo;Gel-git Hatti Icinde Hipnotik bir Yap-boz Oyunu; Balikesir Kenti &Ccedil;agdas Mimarligina Elestirel Bir Bakis&rdquo;, <b><i>Izmir&rsquo;in Artalanındaki Kentlerde Mimarlık</i></b> (ed.E.Kayın) [ISBN 978-9944-89-867-0], Izmir Mimarlar Odasi Yayinlari:Izmir, pp.61-75.</p> <p>&Ccedil;etin, M., 2004&nbsp; &ldquo;Tarihsel Kimliği Yeniden &Uuml;retmek; Balıkesir Tarihi Dokusunda Yeni Yapılaşma &Ouml;rnekleri (Re-Creation of Historical Identity; Examples of New Buildings in The Historical Fabric of Balikesir)&rdquo;,<i> Mimarist</i>, N. 11, pp.20-23.</p> <p>&Ccedil;etin, M., 2003, &ldquo;Balıkesir Tarihi Kent Dokusu ve Sivil Mimari &Ouml;zellikleri&rdquo;, <b><i>Bitek Kent; Balıkesir</i></b>, (ed.F.&Ouml;zdem) [ISBN 978-975-0806728] Yapı Kredi Yayınları, Istanbul, pp. 185-191.</p> <p>Delemarle, A., 2004, &nbsp;Beyond the &ldquo;myth of the&nbsp;super hero&rdquo;: Genesis of the institutional entrepreneur's discourse,</p> <p>(https://www.researchgate.net/profile/Aurelie_Delemarle/publication/241411949_</p> <p>Beyond_the_myth_of_the_super_hero_Genesis_of_the_institutional_entrepreneur_'s_</p> <p>discourse/links/53fdf0ac0cf2364ccc0931fc.pdf)</p> <p>Dubose, M.S., 2007, <b>&nbsp;</b>Holding Out for a Hero: Reaganism, Comic Book Vigilantes, and Captain America,<b> </b><i>Journal of Popular Culture</i>, V.40, N.6, s. 915-935.</p> <p>Egli, E., 1945, Balıkesir Mastır Plan &Uuml;zerine Araştırma Raporu, Balıkesir Belediye Arşivi.</p> <p>Ginott, H. G. (1959). The theory and practice of "therapeutic intervention" in child treatment.&nbsp;<i>Journal of Consulting Psychology, 23</i>(2), s.160-166.</p> <p>Reynolds, R., 1992, <b>&nbsp;Super Heroes: A Modern Mythology</b>, B.T. Batsford Ltd., Londra.</p> <p>Rubin, L.C., 2007, Using&nbsp;superheroes&nbsp;in counseling and play therapy , Springer, New York.</p> <p><b>G&ouml;rsel Kaynak&ccedil;a</b></p> <p>Şekil 1: http://assets.nydailynews.com</p> <p>/polopoly_fs/1.1148169.1346358758!/img/httpImage/image.jpg_</p> <p>gen/derivatives/article_750/special31tvf-1-web.jpg</p> <p>Şekil 2: http://thepopbreak.com/wp-content/uploads/2017/04/AC_Cv977_ds.jpg</p> <p>Şekil 3: https://i.pinimg.com/736x/58/2d/7b/582d7bd4ecf8cb4b9ea42b5e76f296c1--toddler-boy-halloween-costumes-baby-costumes.jpg</p> <p>Şekil 4: https://onlylittleonce.files.wordpress.com/2013/05/img_0093.jpg</p> <p>Şekil 5: A) http://4.bp.blogspot.com/-XE6V79gFj-w/UE4HbR246kI/AAAAAAAARrM/OElQ_0aD0xQ/s1600/supermanIII9.jpg</p> <p>B) http://3.bp.blogspot.com/-c6pUcnQTfdo/V9E3BdziLLI/AAAAAAAAA8o/</p> <p>bAF3MpPpue83cQhkdal9gpotXZ6iAsWkACK4B/s1600/Superman.jpg</p> <p>C) https://images.moviepilot.com/image/upload/</p> <p>c_fill,h_470,q_auto:good,w_620/xkv8aburilxt1cm9akbs.jpg</p> <p>Şekil 6: https://www.neh.gov/files/events/superman_reeve.jpg</p> <p>Şekil 7: http://www.arkitera.com/haber/29494/super-kent-balikesir</p> <p>Şekil 8: http://www.aksiyonhaber.com/d/other/2016/04/04/kuvayi-milliye-kavsagi-acildi-002.jpg</p> <p>Şekil 9: http://www.balikesir.bel.tr/documents/file/bb_News/KAVSAK%20(1)-67669693-812e-488c-842b-4895f6b4d28f.jpg</p> <p>Şekil 10: http://www.kulturmafyasi.com/wp-content/uploads/2016/01/superman.jpg</p> Tue, 12 Dec 2017 10:53:00 +03 Haydi Kadınlar! Haydi Gençler! http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/haydi-kadinlar-haydi-gencler/1125 Haydar Karabey <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/kanada_turkiye_secimler.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Yerel yönetim seçimlerine bir yıl kala...<br><br><p><span class="fotograf-yazi">Pinterest imajı, 1930'larda Kanada'da yayımlanmış bir karikat&uuml;r. Kanada'nın Qu&eacute;bec b&ouml;lgesindeki bir kasabada yaşayan bir kadın duvar ilanını inceler. T&uuml;rk kadınlarının artık se&ccedil;me ve se&ccedil;ilme haklarına sahip olduklarını &ouml;ğrenir.</span></p> <p>&Ccedil;evremizi, kentlerimizi &ccedil;ok yakından ilgilendiren yerel se&ccedil;imler, 2018'de yapılacak. Olası adaylar hakkında konuşmalar, tartışmalar başladı. Bu s&uuml;re&ccedil;te artık bir değerlendirme yapmanın ve kimi &ouml;neriler geliştirmenin zamanıdır.</p> <p>Bir ger&ccedil;eği vurgulayarak başlayalım: &Uuml;lkemizde "Devlet Baba"nın, merkezi iktidarın geleneksel, g&uuml;&ccedil;l&uuml;, pederşahi durumu malumdur.</p> <p>Yani merkezde erkek egemen bir meclisimiz var. Yerelde de durum farklı değil.</p> <p>Yaşlı ve erkek egemen bir meclis yıllardır s&uuml;regelen ve artık &ccedil;ağdaş olmayan bir alışkanlığımız olarak s&uuml;regeliyor, bizi y&ouml;netiyor.</p> <p>Bu duruma (karşı değil) doğal bir denge oluşturabilecek elimizdeki tek ara&ccedil; yerel-yerinden y&ouml;netimde ortaya &ccedil;ıkabilecek gen&ccedil; ve kadın; olabilirse &ccedil;ok daha iyisi gen&ccedil; kadın adayların &ouml;nerilmesi ve desteklenmesidir.</p> <p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml; gen&ccedil; n&uuml;fusumuz merkezde doğrudan temsil edilemiyor.</p> <p>&Ccedil;&uuml;nk&uuml;, toplumumuzun yarısı, kadınlar da doğrudan merkezde temsil edilemiyor.</p> <p>&Uuml;lkemizde kadınlara se&ccedil;me hakkı tanınalı 84 yıl olmuş, tam da 5 Aralık'ta .</p> <p>Artık 18 yaşını dolduran gen&ccedil;lerimiz de se&ccedil;menlik hakkı aldılar.</p> <p>Bu iki kesim neden kendilerine daha yakın bulacakları, kendilerinden olan adayları desteklemesinler?</p> <p>Burada, 2014 yılında, 30 Mart'ta yapılan yerel se&ccedil;imlerde, T&uuml;rkiye n&uuml;fusunun y&uuml;zde 50'sini oluşturan kadınların aldıkları sonucu değerlendirmek &ccedil;ok &ouml;nemlidir:&nbsp;<br /> 30 b&uuml;y&uuml;kşehirde se&ccedil;im yapıldı, sadece 3 kadın b&uuml;y&uuml;kşehir belediye başkanı se&ccedil;ildi. <br /> 51 ilde belediye başkanı se&ccedil;imi yapıldı, sadece 1 ilde kadın belediye başkanı se&ccedil;ildi.<br /> 919 il&ccedil;ede belediye başkanı se&ccedil;ildi. Kadınlar, sadece 33 il&ccedil;e belediye başkanı oldu.</p> <p>Yani 2014 se&ccedil;imleri sonucunda toplam 37 kadın başkanımız olmuş.</p> <p>Şimdi bir de toplam belediye sayımıza bir bakalım:</p> <p>B&uuml;y&uuml;kşehir belediyesi: 30, il belediyesi: 51, b&uuml;y&uuml;kşehir il&ccedil;e belediyesi: 519, il&ccedil;e belediyesi: 400, belde (kasaba) belediyesi: 397 olarak toplam: 1397.</p> <p>Yani 2014 yerel y&ouml;netim se&ccedil;imleri sonucunda 1397 belediyede yalnızca 37 kadın başkanımız olmuş.</p> <p>Oran % 0, 25 yani yalnızca binde yirmibeş.</p> <p>2014 de se&ccedil;ilen belediye başkanlarımızın yaşları konusunda ise elimizde &ccedil;ok tanımlı bir analiz olmamasına karşın, T&Uuml;İK ş&ouml;yle bir bilgi veriyor:</p> <p>2014 se&ccedil;imi sonrası belediye başkanlarımızın yaş ortalaması 50 +- 8 yaş. Yani ortalama yaş 50 ve genelde başkanlar 42-58 yaş aralığında konumlanıyor. Ge&ccedil;en s&uuml;re i&ccedil;inde (en az) d&ouml;rder yaş daha aldıkları kaydedilmeli. Pek gen&ccedil; sayılmazlar yani.</p> <p>Gen&ccedil; olmakla &ouml;v&uuml;nen ve doğallıkla yarısı da kadın olan bir topluma bu bulgular perspektifinden bakılınca temsilci kararlarımızın, adaylarımızın ve sonu&ccedil;ta se&ccedil;imlerimizin doğruluğunu bir kez daha sorgulamak gerekmiyor mu?</p> <p>Belki genetik, ancak kesinlikle tarihsel, sosyolojik, k&uuml;lt&uuml;rel, duygusal a&ccedil;ılardan erkek egemenliğin nedenlerini ve &ouml;zellikle de siyasetteki sonu&ccedil;larını g&ouml;zden ge&ccedil;irmek gerekmiyor mu artık?</p> <p>Babalar yanı sıra, ailenin diğer iki ferdinin, yani ana ve &ccedil;ocuğun da ailemiz i&ccedil;in alınan kararlarda etkin rol almalarının zamanı gelmedi mi?</p> <p>Kadınların ve gen&ccedil;lerin yerel y&ouml;netimlerimize ve genelde siyasetimize &ccedil;ok &ouml;zel bir enerji katacaklarına, belki siyasette &ccedil;ok &ouml;zlediğimiz "barış" ortamını ve uzlaşma k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; sağlayabileceklerine; b&ouml;ylece geleceğimiz i&ccedil;in tertemiz bir "beyaz sayfa" a&ccedil;acaklarına inanmamız ve merkezi siyasete de artık bu hatırlatmayı yapmamız, hatta ısrarla talep etmemiz gerekiyor.</p> <p>Sivil topluma ve t&uuml;m siyasi partilere &ouml;nerimizdir; bu talebi bir kampanyaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;relim.</p> Tue, 05 Dec 2017 15:54:29 +03 Vahşi Batı veya LED Sonrası Aydınlatma Endüstrisi http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/vahsi-bati-veya-led-sonrasi-aydinlatma-endustrisi/1124 Emre Güneş <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/kanada_turkiye_secimler.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Artık neredeyse sadece "LED endüstrisi" olarak tanımlayabileceğimiz aydınlatma sektörü için de "Vahşi Batı" mükemmel bir tanımlama. Kural yok, nizam yok, standart yok, denetleyen yok. Yok yok yok.<br><br><p>Vahşi batı, Amerika'da &ouml;zellikle 19. yılın ikinci yarısında kızılderili saldırılarının durdurulamaması ve g&uuml;venlik g&uuml;&ccedil;lerinin yetersizliğinden kaynaklanan su&ccedil; artışı nedeniyle seyrek yerleşimli "uzak batı" b&ouml;lgelerini tanımlamakta kullanılan bir terim. Devlet otoritesinin hakim olmadığı, herkesin "kafasına" g&ouml;re kanun ve nizam oturtabildiği veya herhangi bir standart olmadan iş yapabildiği bu d&ouml;nem sonrasında, "vahşi batı" bu tip kontrols&uuml;z ve tehlikeli yerleri / d&ouml;nemleri tarif etmek i&ccedil;in kullanılan bir sıfata d&ouml;nm&uuml;ş durumda.</p> <p>Artık neredeyse sadece "LED end&uuml;strisi" olarak tanımlayabileceğimiz aydınlatma sekt&ouml;r&uuml; i&ccedil;in de "vahşi batı" m&uuml;kemmel bir tanımlama. Kural yok, nizam yok, standart yok, denetleyen yok. Yok yok yok.</p> <p>LED'in bug&uuml;n &ouml;zellikle internet bazlı teknolojiler i&ccedil;in kullanılan "distruptive" &ndash; yıkıcı sıfatını hak ettiği &ccedil;ok a&ccedil;ık. Konvansiyonel ışık kaynaklarına g&ouml;re pazar payını her ge&ccedil;en g&uuml;n arttıran LED teknolojisi, o kadar hızlı ve kontrols&uuml;z bir şekilde gelişti ve gelişiyor ki şimdiden aydınlatma sekt&ouml;r&uuml;ndeki t&uuml;m taşları yerinden oynatmış durumda.</p> <p>K&uuml;resel anlamda piyasa, bir yandan &ouml;zellikle inovatif yaklaşıma sahip yeni komponent tedarik&ccedil;ilerini ortaya &ccedil;ıkarırken, diğer yandan LED ile ortaya &ccedil;ıkıp kısa bir s&uuml;rede uluslararası &ccedil;apta markalara d&ouml;n&uuml;şen aydınlatma &uuml;reticilerine sahne oldu. Neredeyse tekel olan b&uuml;y&uuml;k aydınlatma firmalarından bazılarının bu hız karşısında sekt&ouml;rden birer birer &ccedil;ekildiğini veya en azından &ccedil;ekilmeye hazırlandığını g&ouml;r&uuml;yoruz. Bazısı ise bu yeni firmaları satın alarak inovasyon hızına yetişiyor.</p> <p>T&uuml;rkiye'de ise bu değişime ayak uyduramayan k&ouml;kl&uuml; aydınlatma &uuml;reticilerinin kepenk kapattığı, sekt&ouml;r ile hi&ccedil; alakası olmayan (market sahibi, tekstilci vb) sermayedarların aydınlatma &uuml;reticisi olduğu ya da komponent tedarik&ccedil;isinin armat&uuml;r &uuml;reticisine, reklamcı &ndash; tabelacının yine armat&uuml;r &uuml;reticisine, dergicinin komponent tedarik&ccedil;isine (burada &ccedil;uvaldızı kendimize batırıyorum &ndash; merak etmeyin) d&ouml;n&uuml;şerek kimlik değiştirdiği bir d&ouml;neme girdik.</p> <p>Kartlar yeniden dağıtılıyor, normal bir durum diyebilirsiniz. Ancak sorun sadece peynir ekmek gibi &uuml;reyen oyuncu sayısı, d&uuml;şen kar marjları, belirsizlik gibi etmenler değil. Problem LED'e d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n ger&ccedil;ekleşme hızı ile standartların oluşumu arasındaki dengesizlik sebebiyle ortalığın toz duman olması. Ortalık &ouml;yle bir toz duman ki insan bir an sakinleşip d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;nde bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m, fayda mı getiriyor yoksa zarar mı emin olamıyor.</p> <p>Ne demek standartların oluşması? Koskoca sekt&ouml;rde standart olmaz mı demeyin. Yok. A&ccedil;ıklamam i&ccedil;in &ouml;ncelikle LED ile beraber hayatımızda ne değişti, ona bakalım.</p> <p>Eski, konvansiyonel teknolojilerde, Halojen, Metal Halide, Sodyum Buharlı, Fl&uuml;oresan ve CFL vb, lamba tiplerine bağlı olarak belli bir standartta, D&uuml;nya'nın dev tekelleri tarafından &uuml;retiliyordu. Bir elin parmaklarını ge&ccedil;meyecek adetteki markalar tarafından &uuml;retilen bu &uuml;r&uuml;nler arasında da, duy, boyut, elektriksel &ouml;zellikler vb anlamında belli bir standart vardı. Eskiden 50W ve 25 derece bir halojen lamba aldığınızda (&ccedil;ok ufak farklar m&uuml;mk&uuml;n olsa da) ne alacağınızı biliyordunuz. (Bu arada bu firmaların 1920'lerde bir araya gelerek D&uuml;nya'daki ilk tekeli oluşturdukları bilgisini de burada verelim, ama hikayesini başka bir yazıya saklayalım.)</p> <p>Bug&uuml;n ise LED ışık kaynakları i&ccedil;in bunu s&ouml;ylemek imkansız. Eğer konuya uzak biri iseniz "nasıl yani?" dediğinizi duyar gibiyim.</p> <p>UYARI: Bu noktadan sonra bol bol 3 veya 4 harf ve rakam ile ifade edilen teknik terim ve kavramlardan bahsedeceğim. Amacım kafanızı karıştırmak asla değil, aksine konunun ne kadar karmaşıklaştığını g&ouml;stermek. Ayrıca bilinmesi gereken bu kavramlar ile ilgili ayrı ayrı yazılar hazırlama niyetindeyim. Neyse devam edelim.</p> <p>Ş&ouml;yle ki: LED ışık kaynağına sahip 2 tane Rayspot tipi aydınlatma &uuml;r&uuml;n&uuml; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n.</p> <p>Kataloglarında 3000K (Kelvin &ndash; renk sıcaklığı), 80 CRI (Renksel Geriverim), 10W (Watt) ve 25 derece yazdığını var sayalım. 2 &uuml;r&uuml;n&uuml;n performansının yaklaşık olmasını beklersiniz değil mi? Maalesef değil.</p> <p><img height="500" width="730" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/emre-gunes/led/emregunes03.jpg" /></p> <p>Yukarıda tasarımcının isyan ettiği gibi aynı renk sıcaklığı ve derece ama sonu&ccedil; &ccedil;ok farklı.</p> <h3>Şimdi tek tek &ouml;zelliklere bakalım:</h3> <h3><br />Renk sıcaklığı:</h3> <p>3000K demek esasında, 3000K etrafında belli bir aralıkta değer demek. Yani &uuml;reticiye bağlı olarak 2600K ile 3400K arasında bir değerde olabilir &uuml;r&uuml;n. O aralık hakkındaki fikre ise ancak MacAdam Ellipse değeri (beyaz renk duyarlılığı) ile ulaşabilirsiniz (SDCM olarak da ifade edilir. Bu kavramı a&ccedil;ıklayabilmek i&ccedil;in daha uzun bir yazıya ihtiya&ccedil; var. Ancak bug&uuml;n&uuml;n konusu değil. Hap bilgi isteyenler i&ccedil;in en fazla 3 MacAdam Ellipse olması beklenir / istenir. 150K gibi bir aralığa denk d&uuml;şer ki bu da bir &ccedil;ok uygulama i&ccedil;in g&ouml;z&uuml;m&uuml;z&uuml;n farkı anlayamayacağı bir değer).</p> <h3>Renksel geriverim:</h3> <p>80 CRI (Renksel geriverim indeksi) demek, en basit ifade ile suni ışık kaynağının renkleri geri oluşturabilme becerisinin 100 &uuml;zerinden değerlendirilmiş hali. Yani &ouml;zde bu &uuml;r&uuml;n %80 oranında doğru bir şekilde renkleri g&ouml;steriyor. Burada doğrudan kasıt ise &uuml;r&uuml;n&uuml;n referans ışık kaynağına g&ouml;re renkleri ortaya &ccedil;ıkarabilme başarısıdır (Referans ışık kaynağı: 2700K ve 3000K i&ccedil;in Akkor Flamanlı ve Halojen lambalar, 5000K i&ccedil;in ise g&uuml;n ışığı).</p> <p>Ancak CRI hesabı da en basit tabiri ile LED i&ccedil;in anlamsız (Sinirlenmeyin ama başka bir yazı ile daha ayrıntılı anlatacağım). Eski standart teknolojilerde yine de bir şey ifade ederken LED ile anlamını yitirdi. Şu an i&ccedil;in 8 pastel renk &uuml;zerinden hesaplanıyor ve Ra diye ifade ediliyor. Sonradan eklenen &ouml;nemli 7 renk (&ouml;zellikle R9 denen derin kırmızı değeri, her renkteki parıltıyı sağlayan &ouml;nemli bir dalga boyu) ile ilgili bilgiyi ancak belli &uuml;reticilerden &ouml;ğrenebiliyorsunuz. O zaman da Re olarak ifade ediliyor ve 15 rengin ortalaması oluyor. Ge&ccedil;en sene Amerika'daki IES Derneği (Illuminating Engineering Society of North America &ndash; bazen IESNA olarak da kısaltılıyor) tarafından ortaya &ccedil;ıkarılan TM-30-15 standardı ise yaygınlaşmadı. CRI ile ilgili yazıda bunu da a&ccedil;ıklamaya &ccedil;alışacağım. AyrıcaTM-30-15 &ouml;ncesi CQS (Color Quality System), GAI (Gamut Area Index) gibi CRI'e yardımcı ara&ccedil;lar ortaya &ccedil;ıktı ama hi&ccedil; biri yaygınlaşmadı.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/emre-gunes/led/emregunes01.gif" border="0" /></p> <h3>Işık g&uuml;c&uuml;:</h3> <p>10W yazması LED ile beraber sadece ve sadece harcadığı elektriği ifade ediyor. L&uuml;men olarak ifade edilmesi daha doğru. Ama yeterli değil. Diyelim ki iki &uuml;r&uuml;nde de 1000 lm (ışık akısı &ndash; ışık g&uuml;c&uuml;) yazıyor. Bunun i&ccedil;in ise ilk sorulması gereken bu değer ışık kaynağına mı, yoksa armat&uuml;re mi ait sorusu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; uzun s&uuml;re t&uuml;m sekt&ouml;r, kataloglarında ışık kaynağının l&uuml;men değerini belirtti (Halen bir &ccedil;oğu b&ouml;yle devam ediyor). Halbuki ışık kaynağı armat&uuml;r i&ccedil;erisine girdiğinde reflekt&ouml;r, lens ve driver ile yani toplam sistem kaybı ile azalarak &ccedil;ıkıyor. Bilin&ccedil;lenen bazı tasarımcı ve son t&uuml;keticiler bu değer i&ccedil;in "armat&uuml;r &ccedil;ıkışı değil mi?" diye sormaya başladı. Kaldı ki eğer y&ouml;nlendirilmiş bir ışıktan bahsediyorsak l&uuml;men değil, candela değerlerine bakmalıyız ama burada daha fazla yine detaya girmeyeceğim. Sonu&ccedil;ta ne kadar t&uuml;ketici veya tasarımcı konuya hakim bu soru işareti. Hatta bu sebeple b&uuml;y&uuml;k 2 Alman firması davalık bile oldu (Bakınız: <a target="_blank" href="http://www.aydinlatma.gen.tr/katalogda-belirtilen-isik-akisi-dava-konusu-oldu.html">http://www.aydinlatma.gen.tr/katalogda-belirtilen-isik-akisi-dava-konusu-oldu.html</a>).</p> <h3>Işık a&ccedil;ısı:</h3> <p>25 derece armat&uuml;r&uuml;n dar ile orta a&ccedil;ı arası bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m olduğunu g&ouml;steriyor. Teknik olarak ışık akısının %50'sinin d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; bir alan tanımı denebilir. Ancak oluşacak harenin ne kadar d&uuml;zg&uuml;n olduğu ile ilgili bilgi vermiyor. Hare tam bir yuvarlak şeklinde olmayabilir. Kelebek kanatları gibi &ccedil;&ouml;z&uuml;mler ile karşılaşabilirsiniz. Ya da hem ışık yoğunluğu hem de renk sıcaklığı olarak homojen olmayabilir. Yani ortasında 4000K bir &uuml;r&uuml;n kenarlara doğru sıcak beyaza 3000K kayabilir ya da tamamen sarılaşabilir. Ya da maksimum %10 oranında taşması beklenen ve "Spil Light" denen kısım olması gerekenden &ccedil;ok daha fazla alan kaplayabilir.</p> <p>Bu bahsi ge&ccedil;en kavramlar &uuml;r&uuml;n&uuml;n ışık kalitesine ait veriler.</p> <h3>Armat&uuml;r &Ouml;mr&uuml;:</h3> <p>Peki &uuml;zerine bir de &ouml;m&uuml;r olarak L70 &gt; 50.000 saat yazdığını d&uuml;ş&uuml;nelim. &Ouml;ncelikle bu kavramdan konuşmak i&ccedil;in ne olduğuna bakmalıyız (Evet, doğru bildiniz başka bir yazı konusu). Temelde yine IES Derneği tarafından oluşturulan bir standarda dayanıyor. IES diyorki: LED &Ccedil;ip &uuml;reticisi LM-80 diye bir rapor yayınlar. LM-80 raporu 25 derece ortam sıcaklığı yani laboratuvar ortamında &ccedil;iplerin 3 farklı (lehim noktası sıcaklığı &ndash; &ccedil;ip'in PCB'ye entegre olduğu nokta) sıcaklıktaki performansını g&ouml;sterir. LM-80 raporu 6.000 ile 10.000 saat arasındaki değerleri verir. Sonra bu değer TM-21 denen başka bir standard ile geleceğe projekte edilir. L70 ifadesi LED &Ccedil;ip'in ışık akısının (l&uuml;men) %70 seviyesine ineceği saati tahmin eder. Ger&ccedil;ekten &ouml;l&ccedil;&uuml;len saat ile tahmin edilen saat arası ise 6 katı ge&ccedil;emez. Yani 10.000 saat &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml; yapılırsa 60.000 saat &ouml;m&uuml;r tahmin edilebilir. Aynı zamanda ne kadar renk kayması olabileceğini da belirtir (Bu arada LM-80 2008 yılında, TM-21 ise 2011 yılında hayatımıza girdi).</p> <p>Farkındaysanız ortada armat&uuml;r yok. Sadece ışık kaynağına ait bir veri bu. Armat&uuml;r &uuml;reticisi bu &ccedil;ipi kendi armat&uuml;r tasarımına koyduğunda lehim noktası sıcaklığı ne olacağını tahmin ediyor ya da &ouml;l&ccedil;&uuml;yor. Ancak t&uuml;m komponentlerin bir araya geldiği (driver dahil) bir testten bahsetmiyoruz. Yine IES bu konuda 2014 yılında LM-84 ve TM-28 standartlarını &ccedil;ıkardı. Aynı &ccedil;ip gibi t&uuml;m sistem &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n&uuml; i&ccedil;in de 1.000'er saatlik test sonu&ccedil;ları &uuml;zerinden veri elde edilebiliyor. Hatta standard 6.000 saat yerine, &ouml;ncelikle 3.000 saatlik sistem testi yapıp kalan 3000 saati LM-80 ve TM-21 kullanarak bir hesaplamaya izin veriyor. Armat&uuml;r &uuml;reticileri ise &ccedil;ok sık değişen ve gelişen &ccedil;ip ve driver &uuml;r&uuml;nleri sebebiyle bu testlere &ccedil;ok fazla yanaşmıyor.</p> <p>Evet, ger&ccedil;ekten olması gerekenden &ccedil;ok daha fazla kavramın i&ccedil; i&ccedil;e girdiği bir yazı oldu. Ama şu okuduklarınız bile size esasında buz dağının g&ouml;r&uuml;nmeyen kısmı i&ccedil;in bir fikir vermiyor mu? Derdim LED'i k&ouml;t&uuml;lemek değil. Sonsuz bir &ouml;zg&uuml;rl&uuml;kte, &ccedil;ok farklı ışık uygulaması ve &ccedil;&ouml;z&uuml;mlerine imkan verdiği tartışılmaz. Ancak bize "U&ccedil;ar, ka&ccedil;ar, keser, zıplar o bir s&uuml;permen" diye tanıtılan LED'in de ancak ve ancak doğru ellerde ve doğru bir uygulama ile anlamlı bir teknoloji olduğunu anlatmaya &ccedil;alışıyorum. Doğru eller ise işinde yetkin bir aydınlatma tasarımcısı ve g&uuml;venilir bir aydınlatma &uuml;reticisidir.</p> <p>Eğer siz de "Aman canım hepsi LED ne olacak, en ucuzunu alırım." ve/veya "Ne aydınlatma tasarımcısına ne de iyi bir &uuml;reticiye ihtiyacım yok. Bizim amcaoğlu bu işe girmiş, ondan alırım." diyorsanız, elinizde tuttuğunuzun bir el bombası olduğunu hatırlatmak isterim. "Vahşi batı" şartları i&ccedil;erisinde herhangi bir kontrol mekanizması da olmadığına g&ouml;re patladığı zaman sizden &ouml;nceki binlerce t&uuml;ketici gibi su&ccedil;u LED'de aramayın, aynaya bakın.</p> <p>NOT: Altta Planlux Aydınlatma Tasarımı firmasının 2017 başındaki kontrol tabloları var. Farkındaysanız daha az &ouml;neme sahip bir madde yok. Her biri &ouml;nemli. Ancak anlamak i&ccedil;in bile ileri seviye bilgi sahibi olmalısınız. Daha sıkıntı olan konu ise bu standartlar g&uuml;ncelleniyor. 6 ay ge&ccedil;ti, belki de şimdiden g&uuml;ncelliğini kontrol etmeliler.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/emre-gunes/led/emregunes_planlux.jpg.jpeg" /></p> <p>Yazı daha &ouml;nce&nbsp;<a href="https://agustos.com/vahsi-bati-veya-led-sonrasi-aydinlatma-endustrisi/">https://agustos.com/vahsi-bati-veya-led-sonrasi-aydinlatma-endustrisi/</a> adresinde yayınlanmıştır.</p> Wed, 29 Nov 2017 14:30:00 +03 Design Week Turkey, Milan Design Week Olur mu? http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/design-week-turkey-milan-design-week-olur-mu_/1121 Cemal Çobanoğlu <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RESİM 01.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><span class="fotograf-yazi">RESİM 01- Design Week Turkey girişi <i>(Fotoğraf: Emre Tunçel)</i></span><b> </b></p> <p><b>-Biz mimarlar, içmimarlar, tasarımcılar, sanatçılar bu etkinliği küçümsediğimiz, bu etkinliğe katılmadığımız sürece olmaz! </b>Muhtemelen bir çoğunuz “Aaa Design Week mi yapılmış?” benzeri sorular soruyor olacaksınız bu yazıyı gördüğünüzde kendinize. Eğer mimar, iç mimar, tasarımcı veya sanatçıysanız ya da benzer mesleklerden biri ile ilişkili iseniz, bu etkinlikten haberiniz olmadıysa ya da olmasına rağmen “Amaaan boşver kim gidecek şimdi.” dediyseniz, işe kendinizi eleştirerek başlamakta fayda var; eğer güçlü bir tasarım sektörümüzün olması gibi bir derdiniz varsa…</p> <p>Design Week Turkey, ya da eski ismi ile İstanbul Design Week, Haliç’teki Eski Galata Köprüsü’nde düzenlendiği ilk senelerde yakaladığı olumlu imajdan bir hayli uzakta. Köprüden sonra sırasıyla Küçükçiftlik Park, Tepebaşı’ndaki TRT Binası’nın yanındaki otopark, Sütlüce’deki Eski Şapka Fabrikası, son olarak da Lütfi Kırdar ve Taksim Meydanı oldu etkinlik mekanları, her geçen sene de ciddi kan kaybetti ve artık düzeltilmesi zor bir imaja sahip. Etkinlik öncesinde konuştuğum birçok kişi geçtiğimiz senelerde etkinlikten soğumuş, “Çok kötü oluyor artık, gelmeyiz galiba bu sene.”, “Hmm, ne zaman ki?”, “Yok abi ya, geçen sene felaketti.”, “Pek bir şey olmuyor.” gibi umutsuzluk ve küçümseme içerikli cevaplar verdiler, “Geliyor musunuz Design Week’e?” diye sorduğumda. En başta da belirttiğim gibi, her ne kadar bizi yeterince tatmin etmese de Design Week hala tasarım ile ilgili olarak ülkemizde yapılan en önemli etkinlik ve ben olmadan, sen olmadan, siz olmadan hiçbir zaman tatmin edici bir hal alamaz ve daha iyiye gidemez. Siz gittiğiniz sürece etkinliği organize edenlerin motivasyonu artar (her anlamda), seneye daha iyi şeyler yapmaya çalışırlar. Kabul edelim, suç sadece organizatörlerde değil.</p> <p><b><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2002.jpg.jpeg" /><br /></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 02-Design Week Turkey kapsamında düzenlenen sergiler (Fotoğraf: Emre Tunçel) </span></p> <p><b><i> </i></b><b>-Bu isimle olmaz. </b>Öncesinde adı İstanbul Design Week olan etkinlik, geçen sene hem İstanbul Design Week hem de Design Week Turkey adı ile düzenlendi. Lütfi Kırdar’da Design Week Turkey, Taksim Meydanı’nda İstanbul Design Week. Etkinliği daha önce düzenleyen firma eski adı ile Taksim’de, yeni firma ise TİM’i (Türkiye İhracatçılar Meclisi) ve Ekonomi Bakanlığı’nı da arkasına alarak Lütfi Kırdar’da yer aldı. Kafaları oldukça karıştıran bu durum, bu sene tek isimle devam edilmesine karar verilerek son buldu. Fakat, bence yanlış ata oynandı.</p> <p>Dünya’nın hemen hemen hiçbir yerinde (Çin ve Hollanda hariç) ülke ismi ile düzenlenmiyor tasarım etkinlikleri. Çünkü eğer Hollanda, Finlandiya, İsveç benzeri bir ülke değilseniz, ülkece tasarım ile anılmanız çok zor ki o ülkeler bile -Hollanda hariç- ülke ismi ile değil, tasarım ile anılmasını düşündükleri, zaten marka olan şehirlerinin isimleri (Helsinki, Stockholm…) ile düzenliyorlar bu tür etkinlikleri.</p> <p>Şunu kabul etmek gerekiyor -Hollanda neyse de- kimsenin aklına Turkey dendiğinde tasarım gelmiyor, İstanbul denildiğinde gelmesi ise daha olası. Ülkemizi küçümsediğim için de söylemiyorum bunu, Türkiye birçok açıdan çok farklı bir ülke Hollanda’ya göre, Türkiye denilince akla tek bir şey getirmeniz zaten çok zor. Kayısı ile ilgili bir etkinlik olacaksa da, Türkiye Kayısı Festivali değil, Malatya Kayısı Festivali adıyla yapmak daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.</p> <p>İtalya da mesela Design Week Italy yapmıyor etkinliğin ismini, ki İtalya denildiğinde akla tasarım geliyor. New York ya da Paris moda haftası yapılıyor, bu şehirler moda tasarımı ile anılıyor, bütün Fransa ya da Amerika değil. Her ülke, tasarım ile anılmasını planladığı bir şehrini bu konuda parlatıyor, Roma Milan’a, Manchester Londra’ya küsmüyor onlar tercih edildi diye. “Eee her şey de İstanbul’da yapılıp, İstanbul ile mi anılacak.” diyenler de olacaktır elbet, eğer uzun vadede bir planlama yapılırsa İzmir ya da başka bir şehir de olabilir tasarım ile anılacak şehrimiz. Bir zamanlar Altın Portakal sayesinde Antalya’nın sinema ile anılması gibi…</p> <p><b> <img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2003.jpg.jpeg" /><br /></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 03-Etkinliğin hemen girişinde yer alan Mudo stantı (Fotoğraf: Emre Tunçel)</span><b> </b></p> <p><b>-Özgün içerik ve orijinal tasarım sunmadığı sürece olmaz. </b>Tasarım etkinliklerinin gücünü, etkinliğe katılan, orijinal ve özgün tasarımlar üreten firmalar, tasarımcılar belirler. Milan Design Week, Maison et Objet, London Design Festival, Dutch Design Week, Design Miami gibi akla ilk gelen tasarım etkinliklerinin hiçbirinin girişinde sizi Uzak Doğu’dan getirdiği çalıntı ya da anonim tasarımlı mobilyalar satan bir firmanın standı karşılamaz. Ya da bu etkinliklerin hiç birindeki standlarda, alalade bir etkinlikte hosteslerin oturduğu “çakma” taburelere oturmaz stand görevlileri. Bu tür şeyler detay gibi gözükse de bütüne bakıldığında büyük bir etki yaratır ve etkinliğin saygınlığını azaltmaya başlar. Bu konuda organizasyonu yapan ekibin ciddi bir desteğe ihtiyacı var, tasarım sektörüne gerçekten hakim kişilerce verilecek bir desteğe. Ve bu konuda ne yazık ki acımasız ve cesur olmak, “Bu marka bu etkinlikte yer alamaz” demek gerekiyor, tıpkı yurt dışındaki etkinliklerin organizatörlerin yaptığı gibi.</p> <p><b><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2004.jpg.jpeg" border="0" /><br /></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 04-Stantlarda yer alan “çakma” Stefano Giovannoni tasarımı Bombo tabureler (Dünya’da en çok taklidi yapılan mobilyalardan biri ve Design Week’de başrolde) (Fotoğraf: Emre Tunçel)</span></p> <p><b>-Bu stant tasarımları ile olmaz. </b>Milan Design Week, izleyicileri sadece ürünlerle değil, firmaların stant tasarımları ile de kendine hayran bırakır. Hatta bu ve benzeri etkinliklere, sadece fuar standı fotoğrafı çekmeye giden ciddi sayıda insan olur. Bu durum, etkinliğe hem organizatörler açısından hem de katılımcılar açısından ne kadar özen gösterildiğini, saygı duyulduğunu gösterir öncelikle. Sonrasında da, etkinliğin bütününe baktığınızda, mekânsal ve tasarımsal bir değer oluşturur bütünde; etkinlik alanına ilk adım attığınızda bile.</p> <p>İlk yapıldığı yıllarda da, İstanbul Design Week’de çok fazla stant tasarımı görmüyorduk, ama en azından düzenlenen mekanların sunduğu mimari değerler bu durumu örtbas edebiliyordu. Fakat artık tasarımsız stantların yarattığı bu alan, zaten her anlamda bu tür bir etkinlik için yeterince sevimsiz olan Lütfi Kırdar’da ortaya çıkıyor ve Lütfi Kırdar bu durumu örtbas etmek yerine, granit döşemeleri, alüminyum detayları ile daha da kötüye götürüyor. Evet işin içinde bütçe var ve Türk firmaları fuar stantlarına eskisi gibi para harcamak istemiyorlar. Ama harcamak zorundalar, bu şekilde, lütfederek katıldıkları etkinliklerin de değerini düşürüyorlar kendi markalarının değeriyle birlikte.</p> <p><b><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2005.jpg.jpeg" border="0" /><br /></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 05-Tasarımsız, görünce insanın gözünü korkutan, içeriğini anlayamadığınız stantlardan biri ve bizleri granite doyuran Lütfi Kırdar’ın yapı elemanları (Fotoğraf: Emre Tunçel)</span></p> <p><b><i> </i></b><b>-Etkinlik mekanı Lütfi Kırdar ile sınırlı kaldığı sürece olmaz. </b>İlk aşamada Design Week Turkey’in adı İstanbul Design Week’e dönmeli, sonrasında da etkinlik mekanı ya da mekanları izleyiciye İstanbul’dan bir şeyler sunmalı. Etklinlik illa tek bir mekanda da olmak zorunda değil; yine ulaşımı kolay olacak şekilde, bienallerde de yapıldığı gibi, Galata Rum Okulu, Perşembe Pazarı, Pera Müzesi, İstanbul Modern gibi İstanbul ruhunu farklı şekillerde yaşatan mekanlar tercih edilmeli. Bu bir tasarım etkinliği ise, düzenlendiği mekan da ya tasarım açısından bize bir şey sunmalı, ya da kendini hiç belli etmeyecek kadar rafine olmalı. Gelen 3 kişiden 1’i Contemporary’de de olduğu gibi döşemelerle dalga geçmemeli. Bienal’e sırf Galata Rum Okulu’nu ya da Abdülmecid Efendi Köşkü’nü görmek için gidenler var, hem de sayıları azımsanamayacak kadar çok, gitmişken sanatla da haşır neşir oluyorlar, bir sonraki sene mekan için değil, etkinliğin içeriği için gitmeye başlıyorlar. Lütfi Kırdar’ın ise böyle bir cazibesi bulunmuyor.</p> <p><b> </b><b>-Büyük markaları katılımcı olmaya ikna edemediği sürece olmaz. </b>Eğer Design Week Turkey adından söz ettirecekse, VitrA, Nurus, Ersa, Kale, Derin, Koleksiyon, Paşabahçe, Arçelik, Vestel gibi markalarla yapmak zorunda bunu. Bu markalar tasarlanmış, etkileyici stantları ile yer almadığı sürece, yurt dışındaki markalar da bu etkinliğe katılmayacaktır. Bu firmalar da bu etkinliğe destek vermek konusunda, her ne kadar şu sıralar kendilerine yakıştıramasalar da çekince yaşamamalılar. Derin, geçtiğimiz senelerde yer alıyordu, onlar da 2 senedir yoklar, muhtemelen enerjisi ve prestiji git gide düşen, ticari anlamda da bir katkı sunmayan bu etkinliğe, daha fazla dayanamadılar. Umarım her şeye rağmen seneye onları tekrar görürüz, gerçekten fuar standlarına gösterdikleri özen ile de etkinliğe büyük katkı sağlıyorlardı.</p> <p>Bu sene büyüklerden (bağımsız stantları olan) Şişecam, orta ve küçük ölçeklilerden Çilek, Arzum, Artstone, Selam gibi firmalar vardı. Bu katılımcıların adlarını her alanda zikretmek lazım, çünkü büyük iş yapıyorlar şu an bu etkinliğe katılımcı olarak destek sunarak. İleride umarım etkinlik tekrar prestij kazanınca, firmalar katılımcı olabilmek için ciddi ücretler ödemek zorunda kalırlar; ve o zaman bu senelerde katılımcı olanlara ciddi indirimler yapılır, alan seçmede öncelik tanınır.</p> <p>Katılmayanlar da umarım seneye katılırlar ve Türkiye’deki tasarım sektörüne en azından bu şekilde bir destek vermiş olurlar.</p> <p><b><i> <img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2006.jpg.jpeg" /><br /></i></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 06-Etkinliğe katılan markalardan Selam’ın stantı</span></p> <p><b> </b><b>-Basını ve sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanmazsa olmaz. </b>Artık samimiyetsiz bir şekilde yazılan basın bültenlerinin ana akım medyaya dağıtıldığı ve etki beklendiği yılları geride bıraktık. Bunun en güzel örneği de Contemporary İstanbul. Her geçen sene artan bir izleyici kitlesi var ve bunun en büyük sebebi de sosyal medyada insanların yaptığı paylaşımlar. Instagram’a sırasıyla #designweekturkey ve #contemporaryistanbul yazın lütfen ve aradaki ciddi farka bakın.</p> <p>Design Week organizasyonunun da bir an önce, ilk başlarda suni de olsa, sosyal medya desteği alması şart. Zaten yukarıda yazılan diğer başlıklar da sağlanmaya başlandığında, kitle kendiliğinden instagram’da fotoğraf paylaşmaya başlayacak. Ama şu an bu etkinlik yeterince iyi fotoğraf vermiyor ne yazık ki ve insanlar etkinliğe gelseler bile fotoğraf çekip paylaşmıyorlar. Sırf instagram’a koyulacak fotoğraf çıkar diye etkinliğe gelen insanları dahi çekmesi lazım bir tasarım etkinliğinin; Bienal’de ve Contemporary’de olduğu gibi.</p> <p>Etkinliğin etkisiz kaldığını, sonrasında doğru düzgün hiçbir yazının yazılmadığından da anlıyoruz. Gördüğüm az sayıdaki yazıdan birini Arkitera’dan Hakan Ilıkoba yazmış*, onun da yazısını sadece 152 kişi okumuş, çünkü artık bu etkinliği kimse takmıyor. Başlık “Türkiye Tasarım Haftası’nın Ardından” değil de, “İstanbul Bienali’nin Ardından” olsa, emin olun, bunun en az 10 katı insan direkt tıklardı yazıya.</p> <p><b> </b><b>-Etkinliği düzenleyenler profesyonel isimlerle çalışmadığı sürece olmaz.</b> Etkinliği düzenleyenlerin iyi niyeti ve heyecanları bu sene biraz daha fazla belli oluyordu. Bununla birlikte, etkinlikte yer alan markalar ya da konuşmacılara baktığımızda, ekipte biraz daha tasarım sektörüne hakim insanlar olsaydı keşke diyorum. Muhtemelen sonraki sene ekip daha da sağlamlaşacaktır ve daha iyi bir içerik sunulacaktır. Örneğin, bir tasarım etkinliğinde yapılan konuşmada, Balçiçek İlter’in moderatör olması, gerçekten göze fazla batıyor ve ne alaka dedirtiyor. Moderatör koltuğuna oturtulacak çok iyi isimler var, bilmek ve özen göstermek lazım.</p> <p><b> </b><b>-Birkaç aylık çalışma ile olmaz. </b>İstanbul Tasarım Bienali bir sene önceden açıklanıyor, bu bir sene boyunca etkinlik hakkında konuşulacak demek, bir de bunun daha öncesinde yapılan hazırlıklar var. Design Week’ten ise en fazla 1 ay öncesinde haberimiz oluyor, o da en fazla hangi tarihlerde düzenleneceği ile ilgili olarak. Bu konu çok önemli. Bana Milan Design Week ile ilgili olarak, 9-10 ay öncesinden mailler gelmeye başlıyor çeşitli konularda. Seneye düzenlenecek Design Week için de şimdiden çalışmaya, ismini bir yerlerde geçirmeye başlamak gerekiyor.</p> <p><b> </b><b>-Akılda kalanlar arttırılmazsa olmaz. </b>Bu sene etkinlik sonrası aklımda kalanlar, geçen senekine göre çok daha fazlaydı. Bu da etkinliğe bir hareketlilik geldiğini gösteriyor ve bana sonraki sene için umut veriyor. Giriş kattaki Türk Tasarımının Genetik Kodları adlı sergi, Urban Atölye, Selam, Şişecam ve Adorno’nun stantları, Mimar Sinan ve Bilgi Üniversitesi’nin belirli bir konsept dahilinde oluşturdukları sergiler, Yılmaz Zenger, Faruk Malhan ve Koray Ariş’in tasarımlarının sergilendiği alanlar,  alt katta Dezinti’nin yarattığı, bizim de tasarımlarımızın yer aldığı Trend Alanı, özgün tasarımları ile dikkat çeken Daedalus, Uniqka, Kitbox, Katman, Marbleous gibi genç firmaların stantları ilk olarak aklıma gelenler. Geçen sene bu kadar fazla şey kalmamıştı aklımda etkinlik sonrasında. Seneye daha da fazla olması gerekiyor aklımda, aklımızda kalanların.</p> <p><b><i> <b><i><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2007.jpg.jpeg" border="0" /><br /></i></b></i></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 07-Akılda kalanlardan; sırasıyla Faruk Malhan, Türk Tasarımının Genetik Kodları Sergisi, Trend Alanı, Urban Atölye (Fotoğraf: Emre Tunçel)</span></p> <p><b><i> </i></b><b>-Okul tanıtım günü olmadığını anlamadan olmaz. </b>Design Week bir okul tanıtım etkinliği değil. Okullar ancak, belirli bir konsept bularak katılmalılar bu etkinliğe. Mimar Sinan Üniversitesi’nin “Seçilmiş İşler” sergisinde ya da Bilgi Üniversitesi’nin “Tasarımda Çırak Olmak: Kapalıçarşı” sergisinde olduğu gibi. Üst katı ve alt katın büyük bir kısmını işgal eden üniversite stantları ise gerçekten çöp. Lütfi Kırdar’da yapılan yurt dışı eğitim fuarlarına çevirmiş etkinlik alanını. Önümüzdeki sene bu durumdan bence kesinlikle vazgeçilmeli. Hatta şimdiden üniversitelere sergi içeriği oluşturmaları için açık çağrı da yapılabilir ve Mimar Sinan ile Bilgi’nin yaptıkları sergiler örnek olarak gösterilebilir.</p> <p><b><i> <b><i><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2008.jpg.jpeg" border="0" /><br /></i></b></i></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 08-Okulların etkinliği eğitim fuarına çevirdikleri stantları (Fotoğraf: Emre Tunçel)</span></p> <p><b>-Uluslararası katılımcıların sayısı artmadığı sürece olmaz.</b> Bu şimdilik sağlanması en zor madde. Bu sene yanlış hatırlamıyorsam sadece Adorno vardı Türkiye dışından ve davetli ülkenin Finlandiya olması sebebiyle de, arada derede kalmış bir Finlandiya alanı vardı. Yurt dışından gelen konuşmacı sayısı galiba bu sene artmıştı ve aralarında oldukça ilginç isimler de vardı. Seneye bir şekilde, yurt dışı markalarının, ya da en azından yurt dışından genç tasarımcıların katılımı teşvik edilmeli.</p> <p><b> <b><i><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RES%C4%B0M%2009.jpg.jpeg" border="0" /><br /></i></b></b><span class="fotograf-yazi">RESİM 09-Davetli ülke olan Finlandiya’ya ayrılan alanlardan biri. Finlandiya muhtemelen bu yaratıcı panoyu katıldığı her etkinlikte kullanacaktır (Fotoğraf: Emre Tunçel)</span><b><b><i><br /></i></b></b></p> <p><b> </b>Her ne kadar olumsuz şeyleri sıraladığım için karamsar bir tablo çizmiş gibi olsam da bu seneki etkinlik bende tekrar bir umut doğmasını sağladı.  Zaten yazıdaki amacım organizasyonu yapan firmayı yermek, küçültmek de değil kesinlikle. Aksine bu sene devraldıkları işe kattıkları enerji için kutlamak bile gerekiyor kendilerini.</p> <p>Design Week Turkey’nin Milan Design Week olamamasında öncelikle etkinliğe yeterince değer vermeyen bizler (tasarımcılar, markalar, öğrenciler…) suçluyuz. Sonra da Türkiye gibi zor bir ülkede her şeye rağmen bu etkinliği yapmaya çalışan organizatörler. Umarım, seneye hep birlikte, çok daha güzel bir Design Week düzenleriz…</p> Wed, 22 Nov 2017 17:33:58 +03 Mimari Açıdan PISA http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/mimari-acidan-pisa/1120 Ahmet Turan Köksal <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/cemalcobanoglu_designweek/RESİM 01.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>"Pisa" ve "mimari" deyince, aklımıza İtalya'da Pisa'da Piazza dei Miracoli Meydanı'ndaki Pisa Kulesi gelir ama konu ne yazık bu değil. Keşke yamukluğu &uuml;n&uuml;ne &uuml;n katmış olan kuleyi d&uuml;zeltirmiş gibi yapıp fotoğraf &ccedil;ektirme &ccedil;ılgınlığındaki turistlerin d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml; komik durumu anlatsaydık.</p> <p>Şu anda PISA kelimesi başka bir sebeple g&uuml;ndemimizde, &ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kısaltma Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) tarafından hazırlanan Uluslararası &Ouml;ğrenci Değerlendirme Programı (PISA) (Programme for International Student Assessment) sınavını betimliyor. &Uuml;lkece olduk&ccedil;a d&uuml;ş&uuml;k bir puan aldık ve sınavın direkt&ouml;r&uuml; moral bozucu olduğu kadar da ger&ccedil;ekleri yansıtan yorumlarda bulundu.</p> <p>Sınav 2 yılda bir yapılıyor ve ne yazık fena &ccedil;akmış durumdayız. Eğitim sistemi &uuml;zerinde siyasi kararlar y&uuml;z&uuml;nden b&uuml;y&uuml;k değişikliklerin her yeni gelen bakanla y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konmasının etkisi b&uuml;y&uuml;k. Milli Eğitim Bakanı her ne kadar "Sadece fen lisesindeki &ouml;ğrencilerimiz girmiş olsaydı, aldığımız derece d&uuml;nyanın ilk 3'&uuml; arasında olacaktı." demesi de durumun vahametini gizleyemedi. Bu &ouml;zel bir sınav değil, genelin katıldığı bir sınav. Yani bir milli takım belirlenmiyor, ortalama &ouml;ğrenciler &ouml;l&ccedil;mek isteniyor.</p> <p>Bilindiği &uuml;zere bu sınava Fen Lisesi'nden giren de var, d&uuml;z liseden de meslek lisesinden de... &Ouml;ğrencilerin y&uuml;zde 14'&uuml; Anadolu imam hatip lisesinden alınmış, &ccedil;&uuml;nk&uuml; &uuml;lkede liselerin dağılımına bakılıyor. Muhtemelen İmam hatip lisesi sayısı artarsa sonraki sınavlarda bu liselerden &ouml;ğrenci katılım oranı daha da y&uuml;kselecektir. Sayın bakana, "Fen Liselerimiz iyi" diyorsanız, neden eğitim kalitesi daha y&uuml;ksek fen lisesi a&ccedil;mıyorsunuz, diye bir soruyu sormaya korkuyoruz. Zira ertesi g&uuml;n t&uuml;m liselerin ismi "Fen Lisesi" olur. Konu isim değil, ekmeğin gramajını d&uuml;ş&uuml;r&uuml;p zam gelmedi demek de değil, mesele eğitim kalitesini korumak ve hatta ileriye taşımak. Bunu sayın bakan da &ccedil;ok iyi biliyor, bilmese bakan mı olurdu hem.</p> <p>PISA Direkt&ouml;r&uuml; Andreas Schleicher'in "T&uuml;rkiye'nin Eğitim sistemi d&uuml;nyaya uyum sağlayamadı." şeklindeki beyanı, treni ka&ccedil;ırdığımızı d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;yor. İlk ve orta eğitimdeki bu gerileme, ka&ccedil;ınılmaz olarak lisans eğitimine yani meslek eğitimine yansıyor. Arkitera edit&ouml;rleriyle konuşuyorken, PISA sorularının bu yansımayı ortaya koyup koymadığını mimarlık eğitimi a&ccedil;ısından incelemek gereğini d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;k.</p> <p>Devlet ve vakıf &uuml;niversiteleri Mimarlık, İ&ccedil; Mimarlık b&ouml;l&uuml;mlerindeki birinci sınıftakilere PISA testi yapılmıyor. Yine de merak ettik, mimarlıkla ilgili olduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bazı soruların ş&ouml;yle bir &uuml;zerinden ge&ccedil;elim dedik. Milli Eğitim Bakanlığı'nın yayınladığı PISA &ouml;rneklemesi 2012 esas sorularından se&ccedil;im yaptık. Siz hepsini incelemek isterseniz:&nbsp;<a href="http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2015/02/pisa-ornek-sorular-matematik.pdf" target="_blank">http://pisa.meb.gov.tr/wp-content/uploads/2015/02/pisa-ornek-sorular-matematik.pdf</a></p> <p>G&ouml;z&uuml;m&uuml;ze takılan ilk soru "Apartman Dairesi Alımı" oldu. Keza fak&uuml;lteyi ne b&uuml;y&uuml;k hayallerle bitirmiş olursanız olun, sizi bekleyen şey stajda ya da yeni mezun olarak b&ouml;yle apartman ruhsat projesi &ccedil;izen bir b&uuml;roda &ccedil;alışmak olacak.</p> <p>Soru:</p> <p>APARTMAN DAİRESİ ALIMI</p> <p>Coşkun'un ailesinin bir emlak&ccedil;ıdan satın almak istediği apartman dairesinin planı aşağıda verilmiştir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-apartman-soru.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Apartman dairesinin toplam taban alanını (teras ve duvarlar dahil) yaklaşık olarak hesaplamak i&ccedil;in her bir odanın boyutlarını &ouml;l&ccedil;erek alanını hesaplayabilir ve bu alanları toplayabilirsiniz.</p> <p>Oysa ki sadece 4 uzunluğu &ouml;l&ccedil;erek toplam taban alanını bulabileceğiniz daha pratik bir y&ouml;ntem vardır. Yukarıdaki planın &uuml;zerinde apartman dairesinin toplam taban alanını yaklaşık olarak bulmaya yarayacak bu d&ouml;rt uzunluğu işaretleyiniz.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-apatman-cevap.jpg.jpeg" /></p> <p>Mimarlık &ouml;ğrencilerin bu soruyu kolaylıkla cevaplayacaklarına eminim. Fakat tabii eğer ki eğer belediyeye ruhsat projesi &ccedil;izen bir b&uuml;roda staj yapmışlarsa, terasın emsal hesabına gireceğini de bildiklerinden hemen terası da i&ccedil;eri alırlar ya da kış bah&ccedil;esi diye y&uuml;zdeden d&uuml;şmeyi akıl ederlerdi.</p> <p>Biz &ouml;ğretim g&ouml;revlileri ise mimarlık &ouml;ğrencilerinin bu sorunun cevabını ileri g&ouml;t&uuml;rmesini isteriz. D&ouml;rt &ouml;l&ccedil;&uuml; fazla sadece &uuml;&ccedil; &ouml;l&ccedil;&uuml; alarak alanı hesaplamaları m&uuml;mk&uuml;n.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-apatman-cevap-alternatif.jpg.jpeg" /></p> <p>Birinci veri, D uzunluğu. İkinci veri G uzunluğu ve &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; veriyse &ccedil;ıkma. D&ouml;rd&uuml;nc&uuml; &ouml;l&ccedil;&uuml;ye gerek yok. &Ccedil;ıkmayı ikiye b&ouml;l ve G uzunluğundan &ccedil;ıkar G1 &ouml;l&ccedil;&uuml;s&uuml; &ccedil;ıkar. DxG1=Alan</p> <p>Unutmadan, bir de AutoCAD fakt&ouml;r&uuml; var. D&ouml;rt &ouml;l&ccedil;&uuml; yerine &uuml;&ccedil; &ouml;l&ccedil;&uuml; almaya gitmeyi bırak daha da kolaycılığa "Area" komutunu tercih eden &ouml;ğrenciler olacaktır. AutoCAD &ouml;ğrendikten sonra her şeyi ama her şeyi AutoCAD ile yapmayı zorluyorlar. Bu y&uuml;zden eğitimlerinin ilk &uuml;&ccedil; yılında AutoCAD'i ve tabii bilgisayar kullanmayı yasaklayan Mimarlık b&ouml;l&uuml;mleri var. Yasak &ccedil;&ouml;z&uuml;m getirmez, yasak konulmadan biraz pratik d&uuml;ş&uuml;nmeyi, AutoCAD'e muhta&ccedil; olmamayı &ouml;ğrenmeleri lazım.<br />Yine de bu sorudaki plana dikkatli &ouml;ğrenciler takılacaklardı. Banyoda el yıkayacak lavabo yok ya da bide şeklinde &ccedil;izilmiş. Oturma odasına langadank giren bir daire kapısı ve garip i&ccedil; sirk&uuml;lasyon alanına takılacaklardır. Bir ilk&ouml;ğretim &ouml;ğrencisi i&ccedil;in uygun bir soru ama mimarlık &ouml;ğrencileri i&ccedil;in kabus gibi gelebilir.</p> <p>GARAJ</p> <p>Bir garaj &uuml;reticisinin &uuml;retimini yaptığı "basit" garaj &ccedil;eşidi, sadece bir penceresi ve bir kapısı olan modelleri i&ccedil;ermektedir.</p> <p>G&ouml;khan, "basit" garaj &ccedil;eşitlerinden aşağıdaki modeli se&ccedil;miştir. Pencerenin ve kapının yeri aşağıda g&ouml;sterilmektedir.</p> <p>Soru ş&ouml;yle. Cevabı olduk&ccedil;a basit.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-garaj-soru.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Bu soruyu her mimarlık, i&ccedil; mimarlık b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde okuyan ve teknik resim dersine d&uuml;zg&uuml;n devam etmiş ve sonunda ge&ccedil;er not almış &ouml;ğrenci kolaylıkla &ccedil;&ouml;zecektir. En yenisinden en k&ouml;kl&uuml;s&uuml;ne, mimarlık ve i&ccedil; mimarlık b&ouml;l&uuml;mlerde muhakkak doğru bir teknik resim eğitimi veriliyor &ccedil;&uuml;nk&uuml; &ouml;ğretim g&ouml;revlisi kadrosu zamanında sıkı bir Teknik Resim eğitimi almış oluyor. Bu soruyu mimarlık &ouml;ğrencilerinin b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğunun kolaylıkla yapacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yoruz.</p> <p>Diğer bir soruysa aynı garajın &ccedil;atısını oluşturan alan.</p> <p>&nbsp;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/alan.jpg.jpeg" /></p> <p>&Ouml;SYM sınavını kazanan bir &ouml;ğrenci bu soruyu kolaylıkla &ccedil;&ouml;zecektir. &Ccedil;atının eğimi %25. &Ccedil;atının bir kenarı zaten 6 metre. Diğer kenar i&ccedil;in sadece hipoten&uuml;s&uuml; bulacaklar. Sonra da &ccedil;atının alanını bulacaklar. Mimarlık &ouml;ğrencileri &ccedil;ok zorlanmayacaklardır.</p> <p>Marmara B&ouml;lgesi'nde &ccedil;atı eğimi %33't&uuml;r. Keşif metraj yapmayı &ouml;ğrenmiş bir mimar, planda g&ouml;r&uuml;nen &ccedil;atı izini, kolay bir hesapla bulur. Bakın aşağıda %33 ve %25 i&ccedil;in kolay katsayıları da verdik. G&ouml;n&uuml;l rahatlığıyla plandaki değerleri &ccedil;arpıp alanı bulunuz sonra eğime g&ouml;re katsayıyı &ccedil;arpmak ne kolayı.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/aci.jpg.jpeg" /></p> <p>Sonraki soruysa bir d&uuml;kk&acirc;n tefrişi i&ccedil;eriyor.</p> <p>DONDURMA D&Uuml;KK&Acirc;NI</p> <p>Aşağıda Mine'ye ait dondurma d&uuml;kk&acirc;nının yerleşim planı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Mine d&uuml;kk&acirc;nına tadilat yaptırmaktadır.</p> <p>Servis alanı bir servis tezg&acirc;hıyla &ccedil;evrelenmektedir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-dondurma-soru.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Biz o elamana mimaride "Kenarlık" demeyiz, s&uuml;p&uuml;rgelik, ya da profil deriz ama 15 yaşındaki &ccedil;ocuklar i&ccedil;in doğru bir tabir. Basit bir metretul hesabı gerekiyor. Kenarları 4 adet seramik ve 3 adet seramik olan bir dik &uuml;&ccedil;genin hipoten&uuml;s&uuml;n&uuml; soruyor. Hipoten&uuml;s hesabı ve sonra d&uuml;z seramikleri eklemek lazım.</p> <p>Bunu bir mimarlık &ouml;ğrencisi hemen bilmesi gerekir. Tartışmasız.</p> <p>İkinci soruda seramik metrekaresi soruluyor. Tabii mimarlar i&ccedil;in uygun bir soru değil. Keza en az %5-10 kesim ve zayiat i&ccedil;in pay bırakmazsak olmaz. Yine aynı planı g&ouml;steren aşağıdaki soru par&ccedil;ası var.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-dondurma-2.soru.jpg.jpeg" /></p> <p>Mine d&uuml;kk&acirc;nına yukarıdaki gibi d&ouml;rt sandalyesi olan masa takımlarından almak istemektedir.</p> <p>Yukarıdaki daire, her bir masa takımı i&ccedil;in gerekli olan boş alanı g&ouml;stermektedir.</p> <p>M&uuml;şteriler oturduklarında yeterince boş alanın olabilmesi i&ccedil;in her bir masa takımı (daire ile g&ouml;sterilen) aşağıda verilen koşullara g&ouml;re yerleştirilmelidir:</p> <p>Her bir masa takımı duvarlardan en az 0,5 metre uzaklığa yerleştirilmelidir.</p> <p>Her bir masa takımı diğer takımlardan en az 0,5 metre uzaklığa yerleştirilmelidir.</p> <p>Mine'nin d&uuml;kk&acirc;nındaki boyalı oturma alanına yerleştirebileceği takım sayısı en fazla ka&ccedil;tır?</p> <p>Efendim, seramikleri saya saya ne kadar masa geleceği bulunur. Bulunur da işte burada mimarlık, i&ccedil; mimarlık &ouml;ğrencileri farklı d&uuml;ş&uuml;nebilirler. Keza b&ouml;yle bir mek&acirc;nda s&ouml;z konusu masa 45 derece &ccedil;evirilince daha &ccedil;ok masa kullanılır. Sonra duvara bağlı yumuşak s&uuml;ngerli sabit koltuklar konulabilir, belki yine duvara bar taburesi ile y&uuml;ksek tezg&acirc;h konulabilir, burası bir dondurmacı ya &ccedil;eşitlemek gerekecektir.</p> <p>M&uuml;şteri dondurmayı belki de biraz rahatsız sandalyelerde t&uuml;ketecek, b&ouml;ylece mek&acirc;nda uzun s&uuml;re değil daha az s&uuml;re kalınacak. (Bu &ouml;nemli bir tasarım kararıdır) Sonra susayacak, su i&ccedil;ip ağzını sileceği pe&ccedil;eteliğin olacağı bir tezg&acirc;h olacak. Falan filan. Burada &ouml;ğrencilere d&ouml;rt değil daha fazla masa nasıl sığdırılır ya da bu dondurmacının duvarlarında ses yankılanması nasıl giderilir veyahut aydınlatma nasıl olmalıdır. Nasıl akılda kalıcı bir mekan yaratılır diye biz &ouml;ğrencileri zorladığımızdan, bu sorunun cevabına sadece şu kadar masa sandalye takımı sığar yazıp bırakmak istemeyeceklerdir. Doğru d&uuml;r&uuml;st tasarlamak isteyeceklerdir.</p> <p>Sonraki soru kule meselesi.</p> <p>KULEYİ G&Ouml;RMEK</p> <p>Aşağıdaki, Şekil 1 ve 2'de, aynı kuleye ilişkin iki &ccedil;izim g&ouml;rmektesiniz. Şekil 1'de kulenin &ccedil;atısının &uuml;&ccedil; y&uuml;zeyini, Şekil 2'de ise d&ouml;rt y&uuml;zeyini g&ouml;rmektesiniz.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mimari-acidan-pisa/PISA-kule-soru.jpg.jpeg" /></p> <p>İşte bu olduk&ccedil;a tanımlı ALES ya da TEOG sorusu. Birinci sınıfta objelerin cephelerini &ccedil;ıkarmayı ve tabii ki &ccedil;izmeyi bilen &ouml;ğrenen mimarlık &ouml;ğrencisi i&ccedil;in olduk&ccedil;a basit. Tabii ona bunu g&ouml;steren hocanın da pratik anlatabilmesine bağlı.</p> <p>Eldeki verilere g&ouml;re s&ouml;z konusu sorulardan neler &ccedil;ıkartabiliriz.</p> <p>1- PISA'da genelde g&ouml;rsel &ouml;ğelere dayalı, akıl y&uuml;r&uuml;tme ile cevaplanacak sorular soruluyor. Se&ccedil;tiğimiz sorularda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z gibi ezbere ya da genel bilgi i&ccedil;eren değil, verimlilik hesabı da i&ccedil;eren bir test.</p> <p>2- Mimarlık ve i&ccedil; mimarlık &ouml;ğrencilerinde tam olarak bulunması istenen yetenekler sorgulanıyor. Fakat tabii &uuml;niversite &ouml;ncesi seviye bu, &uuml;niversitede mesleğinde iyi olmak isteyenler daha pratik olmalılar.</p> <p>3- Bu soruları hızlıca &ccedil;&ouml;zmekte zorlanan &ouml;ğrenciler olabilir. Bu &ouml;ğrenciler merkezi sınav sisteminde olduk&ccedil;a d&uuml;ş&uuml;k not almış olabilirler ve yine gereğinden fazla d&uuml;ş&uuml;k taban puanla &ouml;ğrenci alan &uuml;niversitelere girmiş olabilirler. Ne yazık iyi olan &ouml;ğrenci ve eğitim kurumları olduğu gibi k&ouml;t&uuml; olanlar daha fazla g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde. Cinsiyet, b&ouml;lge fark etmiyor, bu soruları İstanbul'da da Anadolu'da da &ccedil;&ouml;zemeyecek mimarlık, i&ccedil;mimarlık &ouml;ğrencileriyle karşılaştığımız olmuştur.</p> <p>4- Ge&ccedil;en sene g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; &uuml;zere &ccedil;ok da d&uuml;ş&uuml;k eğitim &uuml;cretleri olmayan vakıf &uuml;niversiteleri &ouml;ğrenci bulmakta zorlandı. &Uuml;niversitelerin verdiği reklamları g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e şaşırdık. %30-40 burs almak olay değil, %75 burslar bile havada u&ccedil;uşuyor. Tabii ki &ouml;ğrenciler &ccedil;ok para vermeden okusunlar, istenen budur ama mimarlık, i&ccedil;mimarlık eğitiminin bu kadar kolay alınabilir olması şaşırtıcı. PISA'daki nispeten temiz ve anlaşılır geometrik ifadeler i&ccedil;eren soruları dahi yapabilirler mi diye ş&uuml;phe etmememiz gerekir ama ediyoruz.</p> <p>5- Eğitim sistemimiz hele hele orta&ouml;ğretimde PISA sorularında &ouml;l&ccedil;e değerlendirme sisteminin &ouml;ng&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n neredeyse tam tersine değer verir halde.</p> <p>6- Bu sebeple &uuml;niversiteye kadar gelmiş &ouml;ğrenci, yukarıdaki soruları &ccedil;&ouml;zemezse &ccedil;ok &uuml;z&uuml;l&uuml;yoruz ama artık şaşırmıyoruz. Lisedeki a&ccedil;ıklarını &uuml;niversitede kapatması gereken &ouml;ğrencilerle karşılaşıyoruz. Sonra bir de mesleki teknik bilgiler verilecek ve tasarım yetenekleri beslenecek. Bu şekilde bir eğitim sistemiyle işimiz &ccedil;ok zor. Hem bizim hem &ouml;ğrencinin hem de &uuml;lkenin.</p> <p>7- Bu vehim durumu yokmuş gibi g&ouml;rmenin de sorunu b&uuml;y&uuml;tmekten &ouml;te bir yararı yok.</p> <p>8- Son olarak &ouml;ğrenciyseniz, mezunsanız ya da &ouml;ğretim g&ouml;revlisiyseniz, orta &ouml;ğretimde okuyan etrafınızdakilere pratik ve verimli d&uuml;ş&uuml;nmeyi &ouml;ğretecek bu ve bunun benzeri alıştırmaları sunmalısınız. Bu eğitim sisteminde siyasi manevralar i&ccedil;in, İmam Hatip liseleri tercih edilmiyor diye TEOG'un kaldırılması dahil (b&ouml;yle bir iddia ortaya atılmıştır) &ccedil;ok k&ouml;kl&uuml; ama zararlı değişiklikler yapılmaya devam edecektir. Bari siz &ccedil;evrenizi olumlu olarak besleyiniz.</p> Tue, 21 Nov 2017 10:28:05 +03 İstanbul Kent Tarihi Müzesi Etüdleri http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri1/1119 Özgür Savaş Özer <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/bas_ist.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><i>&ldquo;Tarihin başı ve sonu yoktur. Ancak tarih kitapları bir yerden başlar ve biter, ama onların anlattıkları olayların da başı ve sonu yoktur.&rdquo;</i></p> <p align="right"><i>R.G.Collingwood<br /></i><i>&nbsp;An Autobiography, 1939</i></p> <p style="text-align: left;" align="right"><i></i><b>5 - Bir İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi nasıl kurulur?</b></p> <p>Bu yazı, bu sorunun g&uuml;ndemime girmesiyle başlayan ve 2010 yılında Mimar Sinan &Uuml;niversitesi Bina Bilgisi Y&uuml;ksek Lisans Programı&rsquo;ndaki &ouml;ğrenciliğimde, Mimari Proje At&ouml;lyesi kapsamında İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi Projesi hazırlamamla sonlanan s&uuml;re&ccedil;te yaşadıklarımın, yaptıklarımın ve d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;klerimin bir &ouml;zetini sunacaktır. Arkitera.com i&ccedil;in kısaltmış olduğum bu raporun geniş versiyonuna <a href="https://ozgursavasozer.blogspot.com.tr/2017/10/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri.html" target="_blank">buradan</a> erişebilirsiniz.</p> <p>Bu projeyi yaptığım d&ouml;nemde &ccedil;alışma alanım bug&uuml;nk&uuml;nden biraz farklıydı. Bug&uuml;n orada yer alan kuleler hen&uuml;z inşa edilmemiş, inşa edildikten sonra imar planları ve ruhsatları iptal edilmemiş, haklarında mahkemece yıkım kararı &ccedil;ıkarılmamış, belediye yıkım kararının &ouml;n&uuml;nde kalkan olmamıştı.</p> <p>O zaman, &uuml;zerinde &ldquo;Bir İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi nasıl kurulur?&rdquo; sorusunun cevabını arayacağım zemini orada bulmuştum.</p> <p>O zemin şimdi var olmasa da soru her zaman vardır ve başka bir zeminde mutlaka tekrar cevabını arayacaktır.</p> <p>İki s&ouml;mestre yayılacak şekilde programladığımız &ccedil;alışmanın ilk aşamasının ge&ccedil;ildiği 1. s&ouml;mestrdeki danışmanım Prof.Dr.Nevzat Oğuz &Ouml;zer&rsquo;e ve son noktasının koyulduğu 2. s&ouml;mestrdeki danışmanım Do&ccedil;.Dr.G&uuml;lşen G&uuml;lmez&rsquo;e değerli katkılarından dolayı teşekk&uuml;r ediyorum.</p> <p align="center">*<i>&nbsp;</i></p> <p>Sorulardan oluşan bandı, her bir sorunun &ouml;z&uuml;ne inerek başa doğru sararsak&hellip;</p> <p><b>4</b> - Bir kent tarihi m&uuml;zesi nasıl kurulur?</p> <p><b>3</b> - Bir kent tarihi nasıl mekanlaştırılır?</p> <p><b>2</b> - Bir tarih anlatımı somut ara&ccedil;larla nasıl ger&ccedil;ekleştirilir?</p> <p><b>1</b> - Soyut bir kavram somut nesnelerle nasıl ifade edilebilir?</p> <p>dizgesiyle karşılaşırız.</p> <p>Beni bu projeyi yapmaya g&ouml;t&uuml;ren yolun başında bu ilk d&ouml;rt soru ve onlara aranan cevaplar bulunduğu i&ccedil;in, bu yazıya da o sorular &ccedil;er&ccedil;evesinde &uuml;rettiğim d&uuml;ş&uuml;nceler ve yaptığım &ccedil;alışmalar ile başlamakta fayda var.</p> <p><b>1 - Soyut bir kavram somut nesnelerle nasıl ifade edilebilir?</b></p> <p>Soyut-Somut, Kavram-Nesne arasında hem teorik hem pratik d&uuml;zlemlerde ge&ccedil;iş yapabilmek, bu konuda antrenman yapmayı gerektirir. Her mimarlık &ouml;ğrencisine tavsiyem, okullarında verilse de verilmese de kendilerini kağıt &uuml;zerinde kalem kullanarak soyut-somut ge&ccedil;işlerini yapma konusunda eğitmeleridir. B&ouml;ylece mimari proje &uuml;retme s&uuml;reci i&ccedil;inde d&uuml;ş&uuml;ncelerini verimli bir şekilde kağıda aktarma ve minimum kayıpla &uuml;st &uuml;ste koyma becerileri gelişecek ve giderek beyinleriyle elleri arasındaki bağlantının akışkanlığı artacaktır. Bu &ldquo;etkin eskiz yapma becerisi&rdquo; demektir ve bu beceri de mimari problemlere doğru &ccedil;&ouml;z&uuml;mleri bulmak i&ccedil;in gereklidir. Eğer programlarında bir Mimari Temel Tasarım eğitimi varsa onu &ouml;nemsemeleri ve orada verilenlerin de &ouml;tesini araştırmaları, kendilerine faydalı olacaktır.<i>&nbsp;</i></p> <p><i>&ldquo;Mimari, genel olarak donmuş m&uuml;ziktir.&rdquo;</i>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p> <p align="right">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; <i>Friedrich Wilhelm Joseph von Schelling<br /></i><i>1775-1854</i></p> <p><b>2 ve 3 - Bir tarih anlatımı somut ara&ccedil;larla nasıl ger&ccedil;ekleştirilir? / Bir kent tarihi nasıl mekanlaştırılır?</b></p> <p>Bu konuda yapmış olduğum denemeler, kişisel yolculuğumda soyut-somut ge&ccedil;işinin mimari proje d&uuml;zleminde ele alınışı alanında ilk adımları oluşturuyordu.</p> <p>Burada benim g&ouml;r&uuml;ş&uuml;me g&ouml;re sonu&ccedil; &uuml;r&uuml;nden, yani oluşacak binadan beklenen, anlattığı hikayeyle b&uuml;t&uuml;nleşmesi, kendi kurgusunu anlattığı hikayenin kurgusunun &uuml;zerine tam olarak oturtabilmesidir.</p> <p>Bu yolda kendimi sınama motivasyonuyla, Mimar Sinan &Uuml;niversitesi Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml; Lisans Programında diploma projesinden bir &ouml;nceki adım olan Mimari Proje 3 at&ouml;lyesinde, İstanbul tarihinin, yalnızca modernleşme sancılarının yarattığı fiziksel baskılarla &ouml;r&uuml;l&uuml; son 200 yılının hikayesini anlatacak bir m&uuml;ze projesi yapmak istemiştim.</p> <p>Burada fikri geliştirmek i&ccedil;in se&ccedil;tiğim y&ouml;ntem, anlatılacak tarih hikayesini okurken bir yandan eskiz yapmak; ama&ccedil; da bu eskizler &uuml;zerinden bir anlatım kurgusuna ve ona bağlı bir mekansal kurguya ulaşmak idi. Başka bir deyişle, bir tarih anlatımını damıtıp beyindeki elektrik atımlarına indirgeyecek, sonra bunları kağıt &uuml;zerindeki eskizlere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recek, yani tarihin eskizini yapacak, devamında da bu eskizlerden bir bina kurgusuna ulaşacaktım. Bu yolda yapmış olduğum eskizlerden birini bu &ouml;zet raporda paylaşıyorum. Y&ouml;ntemin kağıt d&uuml;zleminden kurtularak &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; boyutu da kazanması, maketler ve bilgisayar sim&uuml;lasyonlarıyla birleşerek geliştirilmesi gerektiği kanaatindeyim.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/06.jpg.jpeg" /></p> <p><b>4 - Bir kent tarihi m&uuml;zesi nasıl kurulur?</b></p> <p>&ldquo;Olgular, nesneler ve mekanlar b&uuml;t&uuml;n&uuml; halinde hikayeleştirilmiş ve bundan yola &ccedil;ıkılarak g&ouml;rselleştirilmiş bir kent tarihi&rdquo; ile bir kent tarihi m&uuml;zesi, daha geniş anlamıyla bir &ldquo;kent m&uuml;zesi&rdquo; arasında bazı farklar var.</p> <p>İkincisini ger&ccedil;ekleştirebilmek i&ccedil;in elbette ki birinciyle ilgili &ccedil;alışmayı belli bir olgunluğa getirmiş olmak gerekiyor, fakat aradaki farkı yaratan &ldquo;bina programı&rdquo;yla ilgili unsurları da iyi et&uuml;t etmek, b&ouml;yle bir projeyi ger&ccedil;ekleştirme s&uuml;recinde hayati &ouml;nem arz ediyor. Buna yer se&ccedil;imiyle ilgili soruları ve t&uuml;m bunları bir şemsiye gibi kaplayan, İstanbul&rsquo;un &ouml;zel ve biricik durumuyla ilgili dikkat edilmesi gerekenleri de eklediğiniz zaman tablo tamamlanmış oluyor.</p> <p align="center">*<i>&nbsp;</i></p> <p><b>5 - Bir İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi nasıl kurulur?</b></p> <p>Bu yazı &ccedil;er&ccedil;evesinde bu sorunun mutlak doğru yanıtını bulma iddiasında bulunmak yerine, Mimar Sinan &Uuml;niversitesi Bina Bilgisi Y&uuml;ksek Lisans Programı&rsquo;nın mimari proje at&ouml;lyesinde konuyu nasıl ele aldık, onu anlatmaya &ccedil;alışacağım.</p> <p align="center">*</p> <p>&Ouml;yle zannediyorum ki, b&ouml;yle bir sorunun iki boyutu var:</p> <p>İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi nasıl kurulur?</p> <p>İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi nerede kurulur?</p> <p>&ldquo;Nerede kurulur?&rdquo; sorusunu da yine iki boyutta inceleyebiliriz: Ruh Boyutu ve Bağlam Boyutu.</p> <p>Bu &ccedil;er&ccedil;eveyi &ccedil;izdikten sonra, &ldquo;Nerede?&rdquo; sorusunu, kendisine sonra eğilmek &uuml;zere kenara bırakıyor ve &ldquo;Nasıl?&rdquo; sorusuyla beraber, &ccedil;alışmaya başlıyoruz.</p> <p>&ldquo;Nasıl?&rdquo; sorusu ile ilgili, Mayıs 1993&rsquo;te Tarih Vakfı tarafından d&uuml;zenlenen Toplumsal Tarih M&uuml;zesi Kuruluş Sorunları Sempozyumu kapsamında Nezih Eldem ve Doğan Kuban&rsquo;ın sunduğu bildirilere başvurmanın, problemin ortaya konuluşu a&ccedil;ısından iyi bir başlangı&ccedil; noktası olduğuna inanıyorum.</p> <p>Bildirilerin tam metinleri Tarih Vakfı tarafından yayınlanan 2001 tarihli &ldquo;Kent, Toplum, M&uuml;ze, Deneyimler-Katkılar&rdquo; adlı kitapta bulunabilir (Mekansal Kurgu ve M&uuml;zenin Mesajı-Nezih Eldem, s.124; İstanbul Tarihi Bir M&uuml;zeye Nasıl Yansıtılabilir? - Doğan Kuban, s.218)</p> <p>İlgili b&ouml;l&uuml;mlerin tam alıntıları <a href="https://ozgursavasozer.blogspot.com.tr/2017/10/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri.html" target="_blank">burada</a>&nbsp;yer almaktadır.</p> <p>Eldem ve Kuban&rsquo;ın g&ouml;r&uuml;şleri &ldquo;Nasıl?&rdquo; sorusuyla ilgili yol g&ouml;stericiler olarak &ccedil;alışma masamızdaki yerlerini aldılar. &ldquo;Nasıl?&rdquo; sorusuna ileride bina programıyla ilgili maddelerin de ekleneceğini şimdiden hatırlatarak Kuban&rsquo;ın bildirisinin bize d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;rd&uuml;kleri ve yaptırdıkları ile devam edelim.</p> <p>&Ouml;ncelikle, t&uuml;m bu araştırma ve &ccedil;alışmaların, o tarih itibarıyla zihnimde oluşturduğu İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi resmini a&ccedil;ıklamak isterim.</p> <p>B&ouml;yle bir m&uuml;zenin oluşuyla ilgili kafamda &ouml;ncelikle iki adet prensip vardı.</p> <p>1 - Yapının tek hacimli olması</p> <p>Bunun tarih denilen olgunun yapısından kaynaklanan gerek&ccedil;eleri vardı ve bina bu gerek&ccedil;eleri bir psikolojik etkiye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rerek ziyaret&ccedil;i &uuml;zerinde kullanacaktı. Bir tarih anlatımı s&ouml;z konusu olduğu zaman, ister istemez akla kronolojik bir dizi, bir olaylar zinciri geliyor. Fakat, her ne kadar olaylar zamanın yadsınamaz varlığı &ccedil;er&ccedil;evesinde, bir zincir halinde gelişiyormuş gibi g&ouml;r&uuml;nse de ger&ccedil;ekte sayılamayacak kadar &ccedil;ok vekt&ouml;r ile birbirlerine bağlanarak, &ccedil;ok sayıda farklı boyut ve d&uuml;zlemde birbirlerini etkileyerek, (belki) insan algısının boyutlarını aşan bir ilişkiler ağı i&ccedil;inde var oluyorlar. &ldquo;Kronoloji&rdquo; denilen, sadece insanoğlunun tarihi anlaşılabilir ve anlatılabilir kılmak i&ccedil;in kullandığı bir ara&ccedil;, zamanın kapsayıcı g&uuml;c&uuml;n&uuml;n arkasına sığınmış bir ill&uuml;zyon. Dolayısıyla, bu m&uuml;zenin her ziyaret&ccedil;isinin, kentin tarihinin başladığı g&uuml;nden bug&uuml;ne bir b&uuml;t&uuml;n olduğu, o tarihi yaratan t&uuml;m olay, nesne ve kişilerin tek bir b&uuml;t&uuml;n&uuml;n birbirinden ayrılamaz par&ccedil;aları olduğu algısını kazanması gerektiği d&uuml;ş&uuml;ncesindeydim. Tabi ki bu şekilde bir teoriyi s&ouml;zle s&ouml;ylemek, ardından bu teoriye dayanan bir tasarım prensibini koymak kolay, fakat o prensibin &ouml;ng&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; tek hacmin i&ccedil;indeki tarih anlatımını şekillendirmek zordu. Yine de Doğan Kuban&rsquo;ın tarif ettiği &ldquo;tarayıcı&rdquo;yı belli bir noktaya kadar dahi olsa ger&ccedil;ekleştirebilirsek bir yerlere varabilir, en azından anlamlı bir deneme yapmış olabilirdik.</p> <p>2 - Anlatılan şeyin net olması</p> <p>Herhangi bir kent veya toplumsal tarih m&uuml;zesinde pek &ccedil;ok şey sergileyebilir, pek &ccedil;ok bilgi verebilir, pek &ccedil;ok hikaye anlatabilirsiniz. Fakat &ouml;nemli olan, insanların o m&uuml;zeden &ccedil;ıktıktan sonra en &ouml;zl&uuml; haliyle akıllarında ne kaldığıdır. Yine Kuban&rsquo;ın bildirisinde tespit ettiği gibi, İstanbul gibi bir şehirde her yan bilgi ve belgelerle dolu ve aslında, o sıklıkla kullanılan &ldquo;İstanbul bir a&ccedil;ık hava m&uuml;zesi.&rdquo; s&ouml;z&uuml; klişeleşmiş gibi g&ouml;r&uuml;nse de doğru. Dolayısıyla evet, bu m&uuml;zede insanlara verilecek şeyin, kentin kendisinde g&ouml;remedikleri şey olması gerektiği gibi; net, anlaşılır ve doğru noktaya parmak basan bir şey olması da gerekiyordu. Bir ziyaret&ccedil;i bu m&uuml;zeden &ccedil;ıktıktan sonra &ldquo;&Ccedil;ok şey g&ouml;rd&uuml;m ama hi&ccedil;bir şey anlamadım.&rdquo; diyecekse, biz başarısız olmuş olacaktık. Gerekirse sergilenecek nesneleri, g&ouml;sterilecek belgeleri minimuma &ccedil;ekecek, m&uuml;ze binasını da kenti ve diğer m&uuml;zeleri gezmeden &ouml;nce gelinecek bir başlangı&ccedil; noktasına indirgeyecek, ama bu netliği sağlayacaktık.</p> <p>S&uuml;recin devamında ise, bir &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; prensibin daha ortaya &ccedil;ıkmasıyla resmin ilk &ccedil;izgileri ortaya &ccedil;ıkmış oluyordu.</p> <p>3 - Esnek kullanım</p> <p>Binanın bizi bir noktadan girip b&uuml;t&uuml;n hikayeyi baştan sona, kesintisiz dinleyip başka bir noktadan &ccedil;ıkmaya zorlamaması gerekiyordu. Kısa yollar ve kestirmelerle, gerekirse tamamen serbest mekana sahip bir giriş katıyla, m&uuml;zenin &ccedil;evresiyle m&uuml;mk&uuml;n olduğunca esnek bir ilişki kurmasını sağlamakta fayda vardı.</p> <p>Bu prensipleri ortaya koyduktan sonra, Doğan Kuban&rsquo;ın bildirisinde anlattıklarını tekrar masaya yatırdık.</p> <p><i>&ldquo;&hellip;Yani b&ouml;yle bir m&uuml;zeye bir kişi gittiği zaman, hayalinin g&uuml;c&uuml; oranında ge&ccedil;mişe doğru uzanan bir mekansal &ccedil;izgi g&ouml;rebilmeli, kentin yapısını anlayabilmeli ya da hayal edebilmelidir. G&ouml;zlemciye her adımında imge olarak canlandırabileceği ge&ccedil;miş d&ouml;nemlerin kesitleri sunulmalıdır. M&uuml;ze bir &lsquo;tarayıcı&rsquo; gibi yine derin zamanlı diyakronik bir tarih kesiti i&ccedil;inde senkronik etkilendirmeler, canlandırmalar yapmalıdır.&rdquo;</i><i>&nbsp;</i></p> <p>Burada s&ouml;yledikleriyle, &ldquo;İstanbul Bir Kent Tarihi&rdquo; adlı kitabının giriş b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde s&ouml;yledikleri, birbiriyle ilişkilendirilebilirdi (İstanbul Bir Kent Tarihi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2004):</p> <p><i>&ldquo;&hellip;Kentin tarihsel &ouml;vg&uuml;s&uuml; imgelerle &ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bu imgeler hem fiziksel varlığı hem de kurgusal olanı i&ccedil;erir. Ancak tarihsel bir kenti anlatacak imgeleri ayıklamak zor bir uğraştır. Bu kitapta bunun başarılmış olup olmadığına okuyucu karar verecektir.&rdquo;</i></p> <p>Bu ikisini birleştirerek, sadece İstanbul Bir Kent Tarihi adlı kitabın i&ccedil;indeki konu başlıklarını not etmek bile bizi bir yere vardırabilirdi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kenti anlatacak imgeler oradaydı.</p> <p>En basit d&uuml;ş&uuml;n&uuml;şle konu başlıklarını u&ccedil; uca ekleyip bir zincir oluşturabilir, ideale yakın durumda ise her bir başlığı, dolayısıyla her bir imgeyi kendisiyle ilişkili olan diğerlerine bağlayan vekt&ouml;rleri bulup, İstanbul tarihi i&ccedil;indeki t&uuml;m ilişkiler ağını &ccedil;&ouml;zerek bunu bir bilgisayar modeli haline getirebilirdiniz.</p> <p>Fakat her iki durumda da, basit veya karmaşık, İstanbul Kent Tarihi&rsquo;nin heykelini yapmış olurdunuz.</p> <p>Kitaba g&ouml;re İstanbul Tarihi&rsquo;nin ana başlıkları:</p> <p>BİZANTİON VE KONSTANTİNOPOLİS</p> <p>&nbsp;&nbsp; Topografyanın &Ccedil;ağrısı</p> <p>&nbsp;&nbsp; Roma İmparatorluk Başkenti</p> <p>&nbsp;&nbsp; Doğu Roma Başkenti</p> <p>&nbsp;&nbsp; Orta &Ccedil;ağ Bizans Başkenti</p> <p>İSTANBUL</p> <p>&nbsp;&nbsp; Osmanlı Başkentinin Kuruluşu</p> <p>&nbsp;&nbsp; Batılılaşma S&uuml;reci</p> <p>&nbsp;&nbsp; Cumhuriyet D&ouml;nemi</p> <p>B&ouml;ylece &ldquo;netlik&rdquo;le ilgili olan hedef de belirlenmişti. Bu m&uuml;zeye gelen bir insan, bu kentin tarihinin 8000 yıllık bir perspektife dayandığını, 7 ana b&ouml;l&uuml;mden oluştuğunu ve bu b&ouml;l&uuml;mlerin başlıklarının da yukarıda sayılanlar olduğunu &ouml;ğrenerek &ccedil;ıkmak zorundaydı. En azından bunu sağlamalıydık. Daha fazla detay ge&ccedil;ici sergiler, seminerler, yayınlar, kent gezileri, diğer m&uuml;zelere y&ouml;nlendirmeler ve benzeri ile &ccedil;&ouml;z&uuml;lebilirdi.</p> <p>Bunlar tespit edildiğine g&ouml;re, &ldquo;Nerede?&rdquo; sorusuna artık ge&ccedil;ebilirdik&hellip;</p> <p align="center">*</p> <p><i>&ldquo;Bin yıllık bir tarih, Bizantion&rsquo;u başkent olarak se&ccedil;en Constantinus&rsquo;un zekasını onaylamıştır.&rdquo;</i></p> <p align="right"><i>J.B.Bury</i><i>&nbsp;</i></p> <p>&ldquo;İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi nerede kurulur?&rdquo; sorusunun iki boyutu olduğunu daha &ouml;nce s&ouml;ylemiştim: Ruh Boyutu ve Bağlam Boyutu.</p> <p>&ldquo;Ruh&rdquo; dendiği zaman akla hemen Tarihi Yarımada geliyor.</p> <p>&ldquo;Bağlam&rdquo; ile kastettiğim ise, m&uuml;zenin kolay ulaşılabilen, rahat bir işleyişe imkan veren bir mevkide yer alması, uluslararası ulaşım ağları ile ilişkisinin kuvvetli olması, m&uuml;zeyi destekleyecek yan işlevlerin de yerleştirilmesine izin verecek konum ve boyutta bir arsa &uuml;zerine kurulmuş olması ve kentin mevcut k&uuml;lt&uuml;r-sanat ağına kolay eklemlenebilir bir noktada bulunması idi.</p> <p>Bu &ccedil;er&ccedil;eve i&ccedil;inde değerlendirince, Yedikule-Kazlı&ccedil;eşme Mevkisi hem ruh hem bağlam y&ouml;n&uuml;nden yapılan değerlendirmede en y&uuml;ksek seviyede dengeyi tutturmuş se&ccedil;enek olarak &ouml;ne &ccedil;ıktı.</p> <p>Bu değerlendirmeyi a&ccedil;arsak&hellip;</p> <p>&Ouml;ncelikle s&ouml;ylenmesi gereken şudur: Altın Kapı (Porta Aurea)&rsquo;nın da i&ccedil;inde bulunduğu Yedikule-Kazlı&ccedil;eşme b&ouml;lgesi, II.Teodosius Surları&rsquo;nın ortaya &ccedil;ıkmaya başladığı 400&rsquo;l&uuml; yılların ilk yarısından bug&uuml;ne kadar, yani yaklaşık 1600 yıldır kentin en &ouml;nemli giriş kapısıdır.</p> <p>Konstantinopolis&rsquo;in &ccedil;ekirdeğini Roma ile bağlayan Via Egnatia, kente Altın Kapı&rsquo;dan giriş yapıyordu. Altın Kapı, imparatorların zafer girişleri i&ccedil;in kullanılan, kentin ana askeri kapısıydı. Bu, halkın giriş-&ccedil;ıkış i&ccedil;in kullandığı Pege Kapısı (Silivrikapı) ve Harisius Kapısı (Edirnekapı) ile birlikte kentin &uuml;&ccedil; ana girişini oluşturuyor, bu &uuml;&ccedil; girişten başlayıp sur i&ccedil;ine doğru devam eden yollar birleşerek kent ulaşım sisteminin ana omurgasını meydana getiriyordu. Via Egnatia, Adriyatik kıyısından başlayıp Boğazi&ccedil;i&rsquo;nin girişindeki B&uuml;y&uuml;k Saray&rsquo;da biten, Roma ile Konstantinopolis&rsquo;i bağlayan bir b&uuml;y&uuml;k imparatorluk yolu &ouml;zelliğindeydi.</p> <p>Peki onu bug&uuml;n&uuml;n İstanbul&rsquo;unda hala kullandığımız ana yaklaşım aksı, Yedikule-Kazlı&ccedil;eşme&rsquo;yi de 1600 yıllık giriş kapısı yapan nedir? Veya bu yorumumuz doğru mudur?</p> <p>Evet, 5.YY&rsquo;dan bug&uuml;ne kadar, Altın Kapı ve onu &ccedil;evreleyen b&ouml;lge, İstanbul&rsquo;un giriş kapısı veya giriş kapılarından biri olmuştur.</p> <p>4.YY&rsquo;da İmparator I. Constantinus Hıristiyanlığı se&ccedil;erek Roma İmparatorluğu&rsquo;ndan ayrılıp, başkenti imparatorluğun doğu vilayetlerinin merkezi olan Bizantion&rsquo;a taşıdığı ve burayı Konstantinopolis adı altında yeniden imar etmeye başladığı zaman, Roma&rsquo;dan bu yeni başkente uzanan Via Egnatia&rsquo;nın yeni inşa ettiği kent surlarını kestiği noktada ilk Altın Kapı&rsquo;yı a&ccedil;mıştı (Constantinus Surları ve 1. Altın Kapı. Bu surların ve kapının g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşmadığını belirtelim).</p> <p>Ondan 100 yıl sonra II. Teodosius, kendi Altın Kapı&rsquo;sını yine Via Egnatia&rsquo;nın kendi surları ile kesiştiği noktada a&ccedil;ıyordu (Teodosius Surları ve 2. Altın Kapı, bug&uuml;n bildiğimiz İstanbul Kara Surları ve Altın Kapı).</p> <p>Fatih Sultan Mehmet 1453&rsquo;te Konstantinopolis&rsquo;i fethettikten hemen sonra Altın Kapı&rsquo;yı kente bakan tarafından surlarla &ccedil;evirerek bug&uuml;n bildiğimiz Yedikule Hisarı&rsquo;nı ortaya &ccedil;ıkarıyor ve burayı imparatorluk hazinesinin saklandığı bir i&ccedil; kaleye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;yor, kapının &ouml;nemi azalsa da yeni Yedikule Hisarı&rsquo;nı kentin merkezine bağlayan omurga par&ccedil;ası &ouml;nemini kaybetmiyor, teknolojinin gelişimiyle birlikte yaşayacağı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;mlere hazırlanmak &uuml;zere dinlenmeye &ccedil;ekiliyordu.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/07.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Konstantinopolis planı (450-1453), Doğan Kuban, İstanbul Bir Kent Tarihi, 2004, sayfa 71&rsquo;deki plandan yararlanılmıştır.</span></p> <p>19. YY&rsquo;da Sanayi Devrimi&rsquo;nin İstanbul&rsquo;a getirdiği demiryolu kente surları delerek yine buradan, Altın Kapı&rsquo;nın hemen yanından giriş yapıyor ve kıyıyı takip eden, tarihi omurgaya paralel bir g&uuml;zergah izleyerek yarımadanın ucundaki Sirkeci&rsquo;ye varıyordu.</p> <p>20. YY d&uuml;nyaya hava ulaşımını armağan ettiğinde de, T&uuml;rkiye&rsquo;nin ilk havaalanı yine İstanbul&rsquo;un Via Egnatia&rsquo;sı &uuml;zerine kuruluyor, oradan kalkan otomobiller surları Altın Kapı&rsquo;nın d&ouml;rt y&uuml;z metre g&uuml;neyinden ikinci defa delerek kente yine aynı noktadan giriş yapıyorlardı.</p> <p>Biz de, b&ouml;yle bir noktada bulunma bilincinin yaratacağı heyecanın İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi&rsquo;ne &ccedil;ok şey katabileceği d&uuml;ş&uuml;ncesiyle, projeyi burada yapmaya karar verdik.</p> <p>Tabi, bu bilinci ziyaret&ccedil;iye hakkıyla verebilmek kaydıyla.</p> <p align="center">*</p> <p align="right"><i>Aurea Saecla Gerit Qui Portam Construit Auro<br /></i><i>Kapıyı Altın Olarak Yaptıran, Altın Bir Devir Yarattı</i><i>&nbsp;</i></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/08.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Via Egnatia&rsquo;nın &uuml;zerinde, İstanbul&rsquo;un 1600 yıllık giriş kapısının &ouml;n&uuml;nde duruyoruz. Altın Kapı hemen karşıda. &Uuml;zerinde durduğumuz yol, ona giden doğrultuyu hi&ccedil;bir şey yapmasak bile bize g&ouml;steriyor. Aşağıdan akan sahil yolu, kente doğru son s&uuml;rat ilerleyip surlarda a&ccedil;tığı gediğin i&ccedil;inde kayboluyor. Arka planda parlayan Ayasofya ve Sultanahmet&rsquo;in kubbeleri bize yolun nereye vardığını anlatıyor. Hemen solunda başını g&ouml;ğe uzatmaya &ccedil;alışan oyuncak g&ouml;kdelenler, binlerce yıllık bir s&uuml;rekliliğin ne demek olduğunu bize hatırlatıyor. Sağda hi&ccedil; eksik olmayan gemi peyzajı, İstanbul Boğazı&rsquo;nı g&ouml;rmesek de varlığını daha kapının &ouml;n&uuml;nde hissetmemizi sağlıyor, aynı kapı, onun da kapısı ne de olsa.</p> <p>Oraya tekrar gitmeden &ouml;nce &ccedil;izim masasına oturuyorum. B&ouml;lgeyi 1/10000 ve 1/5000&rsquo;den başlayarak masaya yatırıyorum. &Ouml;zg&uuml;rce arazi &uuml;zerinde kalem oynatmanın mutlaka faydası olacaktır.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/09.jpg.jpeg" /></p> <p align="center">*<em>&nbsp;</em></p> <p><em>"Eksen, belki de insanın kendini ilk kez ortaya koyuşudur; o, insana ilişkin t&uuml;m eylemlerin aracıdır. Yeni y&uuml;r&uuml;meye başlayan &ccedil;ocuk bir eksen tutturur, yaşam kavgasında savaşımını s&uuml;rd&uuml;ren kişinin &ccedil;izdiği bir eksen vardır. Eksen mimarlığın d&uuml;zene koyucusudur. D&uuml;zen kurmak demek, bir yapıta başlamak demektir. Mimarlık eksenler &uuml;zerinde y&uuml;kselir.</em><i>&nbsp;<br /></i><em>...</em><i>&nbsp;<br /></i><em>Eksen, bir hedefe doğru giden y&ouml;nlendirici &ccedil;izgidir. Mimarlıkta eksenin bir ama&ccedil; doğrultusunda olması gerekir.</em><i>&nbsp;<br /></i><em>...</em><i>&nbsp;<br /></i><em>D&uuml;zen, eksenlerin sırad&uuml;zeni, yani ama&ccedil;ların sırad&uuml;zeni, isteklerin sınıflandırılmasıdır.&nbsp;</em></p> <p><em>Demek ki mimar ama&ccedil;larını eksenleriyle belirtir. Bu ama&ccedil;lar, duvarlar (doluluklar, duyumsal izlenim) veya ışık ve mekandır (duyumsal izlenim).</em><i>&nbsp;</i></p> <p><em>Ger&ccedil;ekte eksenler, kağıt &uuml;zerine &ccedil;izilmiş planda olduğu gibi kuşbakışı algılanmazlar; onlar yerden, ayakta durup ileriye bakan kişinin konumundan algılanırlar. G&ouml;z uzağı g&ouml;r&uuml;r, şaşmaz bir a&ccedil;ıyla, hatta ama&ccedil;lananın ve istenenin de &ouml;tesinde her şeyi g&ouml;r&uuml;r.</em><i>&rdquo;<em>&nbsp;</em></i></p> <p align="right"><em>Le Corbusier<br /></em><em>Bir Mimarlığa Doğru, 1923</em></p> <p>Mevcut durumu yetersiz bularak alana yeniden gidiyorum, ama bu sefer alt kottaki sahil yolu &uuml;zerinden. Sahil yolu ile Via Egnatia arasında bir kotta duruyorum ve d&ouml;n&uuml;p İstanbul&rsquo;a bakıyorum.&nbsp;&nbsp;</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/13.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>İşte 1600 yıllık giriş kapısı orada! Her şeyden yalıtılmış, tek başına, karşımda!&nbsp;</p> <p>Ona &ouml;yle kusursuz bir noktadan bakıyorum ki, ne bir şey eklememe gerek var, ne de &ccedil;ıkarmama.</p> <p>4. y&uuml;zyıl, 5. y&uuml;zyıl, 19. y&uuml;zyıl, 20. y&uuml;zyıl, başından beri &ouml;ğrendiğim hikaye, yer ve g&ouml;kten yapılmış bir &ccedil;er&ccedil;evenin i&ccedil;inde, orada.&nbsp;</p> <p>Artık yapmam gereken tek şey, eksenleri doğru yerlere koyarak o hikayeyi binamın i&ccedil;ine sokmak.</p> <p align="center"><em>*</em><em>&nbsp;</em></p> <p>Bundan sonraki &ccedil;izimlerin tek bir tanesinden bile başlangı&ccedil; noktası, hedef nokta ve bu ikisini bağlayan eksenler eksik olmayacak. D&uuml;ş&uuml;ncelerim yerlerine oturdu. Geriye eksenleri masanın &uuml;st&uuml;ne d&ouml;k&uuml;p hangilerinin işime yarayacağını bulmak kaldı.&nbsp;</p> <p>&Ccedil;alışmanın ilk aşaması tamamlandığında elimde, bir d&uuml;ş&uuml;nce havuzunun i&ccedil;inden ayıklayarak &ccedil;ıkardığım ve beni anlamlı bir noktaya g&ouml;t&uuml;receğine inandığım iki adet eksen var. S&uuml;recin devamında, binayı oluşturacak d&uuml;ş&uuml;ncelerin bu iki eksen etrafında şekillenmesini bekliyorum. &Ouml;ncelikli ama&ccedil;, ziyaret&ccedil;ileri eski yolun yeni yol ile birleştiği kavşak noktasında alıp m&uuml;zenin girişine y&ouml;nlendirmek, m&uuml;zenin girişindeki sıfır noktasında Altın Kapı&rsquo;yı ve onu &ccedil;evreleyen Yedikule&rsquo;yi bir &ccedil;er&ccedil;evenin i&ccedil;ine alarak ziyaret&ccedil;iye g&ouml;stermek ve o anda nerede durduğu ve nereye baktığı bilgisini vererek, onu gezisine bu bilincin vereceği heyecanla başlatmak, devamında da binanın t&uuml;m kurgusunu bu eksenlerin &uuml;zerine oturtarak, hem fiziksel hem ruhsal olarak binanın &ldquo;giriş kapısı&rdquo; ile tek par&ccedil;a olmasını sağlamak.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/15.jpg.jpeg" /></p> <p align="center">*<em>&nbsp;</em></p> <p>İkinci aşama, bina programının oluşturulması ile başlıyor.</p> <p>B&ouml;yle bir m&uuml;zenin programı i&ccedil;in &ldquo;sergileme, eğitim, idari b&ouml;l&uuml;m, restorasyon laboratuvarı, depolama&rdquo; şeklinde bir genel &ccedil;er&ccedil;eve &ccedil;izebiliyoruz.&nbsp;</p> <p>Devamında, elimdeki eksenlerin belirleyeceği form ve str&uuml;kt&uuml;r&uuml;n hedefteki fonksiyon ile ilişkisinin &ccedil;&ouml;z&uuml;lmesi yolundaki araştırmalara başlıyorum.</p> <p>Binanın girişinde yaratmaya &ccedil;alıştığım &ldquo;sıfır noktası&rdquo;nı Yedikule&rsquo;ye bağlayan eksenlerin mimari karşılığı ne olacak? Bunlar binayı iki yana iterek aralarında bir a&ccedil;ık alan mı tanımlayacaklar, İstanbul kent tarihi anlatımının yapıldığı hacmi aralarına alarak diğer t&uuml;m destek birimlerini dışarı mı atacaklar, Altın Kapı perspektifinden hi&ccedil; kopmamak i&ccedil;in bu eksenleri neye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeliyim?&nbsp;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/18.jpg.jpeg" /></p> <p>Sonunda projeyi 3 ana &ouml;ğeye indirgemeyi başarıyorum: &nbsp;</p> <p>T&uuml;m kalabalığı toplayarak binayı kullanan herkesi Altın Kapı perspektifiyle buluşturan a&ccedil;ık alan ve bu a&ccedil;ık alan ile birlikte &ccedil;alışan ve onu sınırlayan, birinde tarih anlatımının ve sergilemelerin yapılacağı, diğerinde de at&ouml;lyeler, konferans ve toplantı salonlarının bulunacağı iki kanat.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/20.jpg.jpeg" border="0" /><b>&nbsp;</b><b><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/21.jpg.jpeg" /></b></p> <p><b><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/22.jpg.jpeg" /><br /></b></p> <p><b>Sonu&ccedil; ve değerlendirme</b></p> <p>Proje, arazi &uuml;zerinde hassas bir incelemeyle belirlenmiş bir &ldquo;sıfır noktası&rdquo;ndan başlayarak Altın Kapı ve onu &ccedil;evreleyen Yedikule&rsquo;ye doğru giden iki eksen etrafında şekillenmiştir.</p> <p>Arazide bu eksenleri takip edecek bir yarık a&ccedil;ılmış, binaya giriş, bu yarığın başladığı &ldquo;sıfır noktası&rdquo;nda yaratılan giriş sa&ccedil;ağı ile sağlanmıştır.</p> <p>İki eksenin yarattığı g&ouml;rsel bağlantı sayesinde Altın Kapı, giriş noktasında binanın i&ccedil;ine alınmış, İstanbul kent tarihi anlatımı da aynı noktadan başlatılarak, &ldquo;İstanbul&rsquo;un giriş kapısının &ouml;n&uuml;nde olma algısı&rdquo; ile &ldquo;İstanbul&rsquo;un hikayesinin başlangıcı&rdquo; binanın girişinde &uuml;st &uuml;ste getirilmiş, bunun yaratması beklenen heyecanın gezi boyunca ziyaret&ccedil;iyle birlikte olması hedeflenmiştir.</p> <p>Altın Kapı ile g&ouml;rsel bağlantıyı sağlayan eksenlerin tanımladığı &uuml;&ccedil; genel b&ouml;lge bir a&ccedil;ık alan olarak bırakılmış, bina iki yanda bu &uuml;&ccedil;genin kenarları boyunca uzanacak şekilde d&uuml;zenlenmiş ve t&uuml;m mekanların bu a&ccedil;ık alan &uuml;zerinden de &ccedil;alışabilmesi sağlanmıştır.</p> <p>Bu &uuml;&ccedil; genel a&ccedil;ık alan, yol tarafında sergi salonları, konferans salonları ve onların fuayelerini, eğim tarafında da İstanbul kent tarihini anlatan hacimleri barındıran iki kanat ile sınırlandırılmıştır. Giriş seviyesinin altına da <em>sahil yolu ile doğrudan</em>, giriş ile de d&uuml;şey sirk&uuml;lasyon elemanları aracılığıyla bağlantılı olacak şekilde, depo ve restorasyon laboratuvarı yerleştirilmiştir.</p> <p><b><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/istanbul-kent-tarihi-muzesi-etudleri/26.jpg.jpeg" border="0" /></b></p> <p>İstanbul kent tarihini mekanlaştıran hacim, tarihteki kritik noktalara karşılık gelen her aşamada farklı bir şekilde b&uuml;k&uuml;lm&uuml;ş fakat bunu yaparken s&uuml;rekliliğini de kaybetmemiş, her b&uuml;k&uuml;lme sonucu oluşan farklı hacim par&ccedil;asına tarihteki belli bir d&ouml;nemin anlatımına zemin hazırlama g&ouml;revi verilmiş, bir mekansal s&uuml;reklilik dahilinde ziyaret&ccedil;iyi her aşamada farklı bir kılıf ile sararak, İstanbul kent tarihini bir deneyime d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek ama&ccedil;lanmıştır. Bu hacim &uuml;&ccedil;genel a&ccedil;ık alan ile sınırsız ve dolaysız bir ilişki kuracak, ziyaret&ccedil;iye tarih anlatımının her noktasından yapıya girip &ccedil;ıkma imkanı tanıyacaktır. Ziyaret&ccedil;i bu hacme her girişte, girdiği noktayla ilgili sunum ile karşılaşacak, her &ccedil;ıkışta Altın Kapı ile buluşacaktır. 7 ana &ldquo;boğum&rdquo;la şekillenen bu hacim &ldquo;Fetih&rdquo; noktasında kırılarak ikiye ayrılacak, ziyaret&ccedil;iyi dışarı &ccedil;ıkarıp tekrar i&ccedil;eri alacak, fetih olayının &ouml;neminin de mekan aracılığıyla deneyimlenmesini sağlayacaktır.</p> <p>Projenin gelmiş olduğu son noktayı başlangı&ccedil;ta hedeflenenler &ccedil;er&ccedil;evesinde değerlendirirsek, mekanın s&uuml;rekliliğinin sağlanması aracılığıyla ziyaret&ccedil;ide tarihin b&uuml;t&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; olduğu algısının kuvvetlendirilmesi y&ouml;n&uuml;nden belli bir noktaya kadar başarı sağlanmış olduğunu ve İstanbul kent tarihinin ge&ccedil;tiği yedi adet aşamanın dolaysız bir şekilde mekanın ve ona bağlı olan anlatımın kurgusuna yansıtılmış olmasıyla, verilen mesajın net olması y&ouml;n&uuml;nden olumlu bir noktada bulunulduğunu s&ouml;yleyebilirim. Fakat bir kent tarihi m&uuml;zesinin bir tarih kitabından farklılaştırılması, İstanbul mikroevrenini temsil eden bir tek hacmin, İstanbul uzayzaman plazması ile doldurulması ve bunun i&ccedil;indeki k&uuml;tle&ccedil;ekim ilişkilerinin &ccedil;&ouml;z&uuml;lerek mekanlaştırılması konularında daha &ccedil;ok &ccedil;alışmaya ihtiya&ccedil; olduğunu da eklemeliyim.</p> <p>Şahsım adına, bir İstanbul Kent Tarihi M&uuml;zesi oluşturma yolunda elde edilecek başarının, &ouml;m&uuml;r boyu peşinden koşmaya değecek bir hedef olduğunu ifade etmek isterim.</p> <p>Teşekk&uuml;rler.</p> Wed, 15 Nov 2017 16:40:06 +03 İçimizdeki İnsanı Yeniden İnşa Etme http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/icimizdeki-insani-yeniden-insa-etme/1116 Mohamed Abdellatif <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/al-azhar-park-liveh_res.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><span class="fotograf-yazi">Mısır'daki al-azhar parkın hava fotoğrafı</span></p> <p>Mimarlık, insanoğlunun yery&uuml;z&uuml;ne ilk bastığı adımla birlikte varlığını g&ouml;steren bir sanatın adıdır. S&ouml;z konusu sanat, i&ccedil;ten gelerek insan hayatını tasvir etmeyi hedef edinmiş bir insanın eline yansıyan fakt&ouml;rlere bağlıdır. Churchill diyor ki "Biz binalarımızı şekillendiririz, sonra da onlar bizi şekillendirir (bize şekil verirler)". Bunda ne yazık ki &ccedil;oğumuzun &ndash; mimarlık sevdalısı olarak &ndash; dikkat etmediği &ouml;nemli bir boyut var: insani boyut. Bu amaca uygun olarak her mimarlık &ouml;ğrencisi, mimarlıkla uğraşan ya da uygulayanın i&ccedil;indeki insanı yeniden inşa etmesi gerektiği &uuml;zerine birka&ccedil; s&ouml;z yazmak istiyorum. &Ccedil;ağdaş hayatımızın yoğun ve dolu olması, bu yoğunluk sırasında zaman zaman peşine d&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z y&ouml;n ve hedefleri kaybetmemize neden olabilir. Bunun &uuml;zerine, dinleme yetimiz kaybolur, doğayı dinlememiz, başkalarının isteyip de ayırt edemediklerini dinlememiz, ve en &ouml;nemlisi kendimizi dinlememiz de kayba uğrar.</p> <p>İnsani boyutu olan bir mimar olmak, herkesi ve her şeyi d&uuml;ş&uuml;nmeyi gerektirir. Bir mimar olarak belki de birka&ccedil; kişiyle birlikte g&uuml;neşin ulaşamadığı k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve karanlık bir odada yaşaman gerekebilir, ya da birka&ccedil; g&uuml;n i&ccedil;in havanın giremediği bir &ccedil;adırda kalman. Ve kendine birka&ccedil; soru sorman gerekebilir. Mesela, "D&uuml;nyadaki t&uuml;m gecekondularda barınan n&uuml;fus sayısı ne kadar?" ya da "Senin ulaşabildiğin eğitim seviyesine ulaşamayan d&uuml;nyada ka&ccedil; tane &ccedil;ocuk var?","Neden tahsil g&ouml;remiyorlar?" gibi sorulara yanıt araman da gerekebilir. &Ccedil;ıplak ayaklarla gezerken altlarındaki kumdan gelen sıcaklığı hissetmen, y&uuml;z&uuml;ne vuran g&uuml;neşin sıcaklığını alman da gerekecek. Bir &ccedil;ubuğun kırıldığı noktayı, boş bir caminin avlusunda sesinin yankısının ne kadar alan kapladığını, uzaktayken seni &ccedil;ağıran babanın ıslığının sesini duyabilmeyi, zor olsa da taş &uuml;zerine yazmayı &ouml;ğrenmeyi, senin &uuml;lkende ve diğer d&uuml;nya &uuml;lkelerinde kişi başına ne kadar metrekare yeşil alan sağlandığını &ouml;ğreneceksin.</p> <p>&Ccedil;i&ccedil;eklere her baktığında ayrı bir g&uuml;zellik aramayı, renkleri ve mis gibi kokularını unutmamayı, dikenlerine yakalanıp katlanmayı &ouml;ğreneceksin. Soğuk bir g&uuml;nde pencerenin kenarına yaklaşıp parmakla dokunmayı, pencereden birini farkettirmeden g&ouml;zlemlemeyi, iş&ccedil;ilerle birlikte &ccedil;alışıp kendi ellerinle taş taşıyarak &ouml;nceden tasarladığın &ccedil;izgilerin sadece kafanda bir d&uuml;ş olmaktan &ccedil;ıktığını, g&uuml;nbeg&uuml;n kendini g&ouml;stererek ger&ccedil;ek olma yolunda ilerlediğini g&ouml;receksin. Kendini deniz manzarasına bırakarak &uuml;st y&uuml;zeyindeki saflığıyla alttan g&ouml;r&uuml;nen karanlığı arasındaki &ccedil;elişkinin farkına varacaksın, kez&acirc; sakinliğiyle hareketliliği, durgunluğuyla tedirginliği arasındaki &ccedil;elişkinin de... Yerinde olmayan (&ccedil;izilmeyen) &ccedil;izdiğin her &ccedil;izgi, sana bu d&uuml;nyadaki yoksulları hatırlatacak. Şuraya bir taş koydun ya, oradan biri mahrum kaldı ondan, zira ihtiyacı vardı. Tekerlekli sandelyede gezerek bir g&uuml;n&uuml;n ge&ccedil;sin bakalım, yapmışken de kolay olmasını sağlayacaksın. &Ccedil;ocuklarla bolca zamanını ge&ccedil;ireceksin, onlar gibi davranırsan iyi olur. Tenha bir yerde kalarak, tavana doğru yukarı bakacak bir vaziyette bağdaş kurup oturmayı deneyeceksin, o anda ne hissediyorsun? Bunları yazıya d&ouml;keceksin. Bu sefer bir bah&ccedil;ede bir ağacın dalına yaslanarak yine aynı vaziyette kalacaksın, renklerle dost olacaksın, nerede ve ne zaman kullanılır, bunu &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışacaksın. Bu esrarengiz d&uuml;nyanın gizemlerini &ccedil;&ouml;zmeye kafa yoracaksın. Hi&ccedil;bir zaman soru sormayı, tefekk&uuml;r etmeyi bırakmayacaksın. Y&uuml;zyıllar &ouml;nce toprakla kaynaşıp &uuml;zerine bina kurmanın zorluklarını &ccedil;eken eski atalarının geliştirdikleri metot ve &ccedil;&ouml;z&uuml;m yollarını bırakarak, ithal d&uuml;ş&uuml;nce &uuml;r&uuml;n&uuml; olan kısır ve yararsız uygulamalara yer vermeyeceksin. Bir kadının halı dokurkenki h&acirc;li, duygusu ve &ccedil;alışan el hareketlerini inceleyip numuneler &uuml;zerinde &ccedil;izdiği resim ve şekillere bakacaksın. İnsan dolu bir nehir kenarına &ccedil;ekilip orada kalabalığın suya karşı olan etkileşimi dikkate alacaksın. Her bilim dalında okumaya &ccedil;alışacaksın, hani derler ya, "her bah&ccedil;eden bir &ccedil;i&ccedil;ek senin olsun". Bu d&uuml;nyada gez bakalım, senden başka nice insanlar var, değil mi? Niceleri... Ayakta duran şu binalara bak! Nasıl da bu h&acirc;le geldi, bunu &ouml;ğreneceksin. &Ouml;yle devam edecek mi, yoksa var mı değişme ihtimali? Birden fazla yabancı dil &ouml;ğreneceksin, sana sağlayacağı katkı, burada uzun uzadıya anlatılmasından bir hayli fazladır. Pruitt&ndash;Igoe'da yaşananların asıl musebbi nedir diye merak edeceksin, &ouml;yle de &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışacaksın. Acaba eskiden daha mutlu muydu insanlar? Neden? Bunu da aklından ge&ccedil;ireceksin, yanıt ararken de kendini kaybedeceksin. Kalabalık caddelerde bisiklet s&uuml;rmek zor mu? Hadi dene bakalım, nasıl oluryor.</p> <p>Komşularını tanıyacaksın, sima ve y&uuml;zlerini uzaktan idrak edebilmen i&ccedil;in ne uzaklıkta durman gerektiğini &ouml;ğreneceksin. İnsanlara y&uuml;ksek katlı bir binadan aşağı bakmayı dene, o anda neler hissedeceksin? Neler yapıyorlar diye uzaktan bak onlara, b&ouml;ylelikle uzaklıkla yakınlık kavramı iyi oturacak kafanda. Nesnelerin ne zaman g&ouml;ze &ccedil;ok yakın, ne zaman uzak g&ouml;r&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; &ouml;ğrenmeye &ccedil;alışacaksın. Kez&acirc; sessizliğe g&ouml;m&uuml;lerek kendini yıldızları m&uuml;şahede etmeye kaptıracaksın. Sıcak bir g&uuml;nde bir ağacın altında yatacaksın, şiir ve roman okuyacaksın, m&uuml;zik ve sanattan anlayacaksın. Bu d&uuml;nyada bizimle hayat paylaşan diğer canlılarla tanış olacaksın, onlara karşı duyarlı olup merhamet etmek gerektiğinin farkına varacaksın. İnsan hayatının değerli olduğunu, rahat yaşamasının da gerekli olduğunu bizzat kendin hissedeceksin!</p> <p>Birinin rahat yatması i&ccedil;in ne lazımsa onu yapacaksın, bileceksin ki &ccedil;izdiğin tasarım binayı kullanacak her birinin &uuml;zerine &ouml;nemli bir etki bırakacak. Yan binalardakiler de bu etkiye maruz kalacak. &Ccedil;evre ve t&uuml;m d&uuml;nya i&ccedil;in aynı durum s&ouml;z konusu. Gerektiğinde de "evet" ya da "hayır" demeyi &ouml;ğreneceksin, karşına baştan &ccedil;ıkartıcı bir durum &ccedil;ıksa da. Felsefe ve psikoloji kitaplarını okuyacaksın. Duvar, eşik, kapı ve pencere gibi nesneleri derinlemesine kavrayacaksın. Onları, birbirinden apayrı iki d&uuml;nya arasında bir ge&ccedil;iş olarak algılayacaksın. Yağmurdan sonraki ıslak yer kokusu burnunu okşayacak. İşte o anda anlarsın belki yery&uuml;z&uuml; ahşapla kucaklaşırken neden beton yapılara karşı aynı tepki vermiyor? Korkuyla huzuru yaşayacaksın. Dağa tırmanacaksın, g&ouml;kteki bulutun birikmesine, denizdeki dalgaların haretlenmesine bakarak doğa unsurlarının ne kadar birbiriyle uyumlu ve b&uuml;t&uuml;nleşik olduğunu idrak edeceksin. Sanki tek bir varlıkmış gibi, her biri diğerini ahenkle takip ediyor. Olsa olsa bu da tek olan yaradanını g&ouml;steriyor.</p> <p>Bu d&uuml;nyada ne kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k (&ouml;nemsiz) olduğumuzu hatırlayacaksın, senden sonra kalacak bir iz bırakmaya &ccedil;alışacaksın. &Ccedil;&ouml;l sana ne demeye &ccedil;alışıyor; bir ormana rast geldin, sana ne dedi; bunları sezerek anlayacaksın. Bebekli anne g&ouml;rd&uuml;n m&uuml;, anne &ccedil;ocuk o anda neler hissediyor? D&uuml;ş&uuml;n bakalım. Adını duymadığın, hakkında bilgin olmadığı bir &uuml;lkede okuyacaksın. K&uuml;lt&uuml;r&uuml;, g&ouml;renek gelenekleri, siyasi durumları, ekonomisi ve her şeyini araştıracaksın. Herkesten &ouml;nce kendinle barışık olmayı &ouml;ğreneceksin. Zaman zaman deli olmayı deneyeceksin. T&uuml;m teknoloji ara&ccedil;larından uzak kalarak tenha bir k&ouml;yde zaman ge&ccedil;ireceksin. Tanımadığın insanlarla konuşacaksın, herhangi bir konuda. Yazacaksın. Kendi kendine konuşacaksın, yine konuşacaksın, gereği gibi sevmeyi &ouml;ğreneceksin ve bunca şeyi...</p> Tue, 14 Nov 2017 10:30:00 +03 Türkiye’de Yazlık İkinci Konutların Yarattığı Sorunlar Bağlamında Balıkesir İli Ege Kıyılarındaki Yazlık İkinci Konutlara Genel Bir Bakış http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/turkiye-de-yazlik-ikinci-konutlarin-yarattigi-sorunlar-baglaminda-balikesir-ili-ege-kiyilarindaki-yazlik-ikinci-konutlara-genel-bir-bakis/1117 Gaye Birol Özerk <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/manset_balikesir_yazlık_konutlar.jpg.jpeg" width="615" /><br/><br><br><br><br><br><p style="text-align: left;">&Uuml;lkemizin Ege ve Akdeniz kıyılarındaki yerleşmelerde deniz ve g&uuml;neş turizmine y&ouml;nelik olarak yapılan mimari d&uuml;zenlemeler 1960&rsquo;lardan bu yana g&uuml;ndeme gelmeye başlamış ve &ouml;zellikle 1980&rsquo;lerden bu yana hız kazanmıştır. S&ouml;z konusu d&uuml;zenlemelerin bir ayağını otel, motel ve tatil k&ouml;y&uuml; gibi doğrudan doğruya bir end&uuml;stri olarak turizmin gelişimini desteklemek &uuml;zere g&uuml;ndeme getirilmiş olan yapı tiplerine yoğunlaşan mimari uygulamalar (Resim 1), diğer ayağını ise bu b&ouml;lgelerde giderek yoğunlaşan ikinci konutlar (Resim 2) oluşturmaktadır. Bu b&ouml;lgelerde ayrıca mevcut geleneksel konutların fiziksel yenileme sonrasında pansiyon ya da butik otel haline getirilerek konaklama işlevini yerine getiren birer yapıya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmeleri de sıklıkla ger&ccedil;ekleştirilen bir uygulama olarak dikkati &ccedil;ekmektedir (Resim 3). Turizmin bir b&ouml;lge ya da &uuml;lkenin ekonomik ve sosyal y&ouml;nden gelişimini sağlayan en &ouml;nemli dinamiklerden biri olduğu yadsınmamakla birlikte, yukarıda kısaca anılan t&uuml;rden mimari d&uuml;zenlemelerin bulundukları yerleşmelerde mimari, kentsel, sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel ve &ccedil;evresel a&ccedil;ılardan &ccedil;eşitli olumsuzluklara yol a&ccedil;tıkları da tartışılamaz bir ger&ccedil;ektir.</p> <p style="text-align: left;">T&uuml;rkiye&rsquo;de 1960&rsquo;lı yıllardan bu yana g&ouml;r&uuml;lmeye başlanmakla birlikte &ouml;zellikle 1980 sonrasında hızla gelişen turizm olgusu ile bağlantılı olarak ortaya &ccedil;ıkan ve deniz kıyıları boyunca uzanan yeni turizm yerleşmelerine ilişkin sorunlar &ccedil;eşitlilik g&ouml;stermektedir. Bu &ccedil;alışmada ele alınan sorun alanıyla ilişkili olarak, &ouml;zellikle ikinci konutların yoğunlaştığı yerleşmelerdeki temel sorun, kıyı alanlarındaki yoğun, plansız ve &ouml;zensiz yapılaşma yoluyla kıyıların betonlaş-tırıl-ması bi&ccedil;iminde &ouml;n plana &ccedil;ıkmaktadır. Bu &ccedil;alışmada Balıkesir ilinin Ege denizine kıyısı bulunan yerleşmelerinde i&ccedil; turizme y&ouml;nelik geliştirilmiş olan yapı tiplerinden biri olan ikinci konutların mimari, kentsel, sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel ve &ccedil;evresel a&ccedil;ılardan yarattığı tahribata odaklanılmıştır.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/1.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 1 - &Ccedil;eşme Sheraton Oteli. Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk</span></p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/2.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 2 - Port Ala&ccedil;atı. Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk </span></p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/3.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 3 - Ala&ccedil;atı geleneksel konut dokusu. Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk </span></p> <h3 style="text-align: left;">T&uuml;rkiye&rsquo;de İkinci Konutlar</h3> <p style="text-align: left;">İkinci konutlar, yılın belirli d&ouml;nemlerinde genellikle tatil amacıyla kullanılmak &uuml;zere &uuml;retilen, kullanıcısının kent yaşantısının artan sorunlarından uzaklaşmak, dinlenmek, yenilenmek gibi ama&ccedil;larla g&ouml;rece kısa s&uuml;reli olarak kullanmakta olduğu bir yapı tipidir. Manisa ve G&ouml;rg&uuml;l&uuml; (2008), ikinci konutları &ldquo;Başka bir yerde ikamet edip &ccedil;alışmaları koşuluyla kullanıcıları tarafından satın alma veya kiralama yoluyla yılın belli d&ouml;nemlerinde rekreatif ama&ccedil;lı olarak kullanılan, fiziksel &ccedil;ekiciliği y&uuml;ksek b&ouml;lgelerde (akarsu, g&ouml;l, kaplıca, deniz kıyısı, vb.) inşa edilmiş, turizm sekt&ouml;r&uuml; ile b&uuml;t&uuml;nleşmiş bir emlak yatırımı &ouml;zelliği g&ouml;steren sabit m&uuml;lk&rdquo; olarak tanımlamaktadır. İkinci konutların yer se&ccedil;imlerine ya da kullanım &ouml;zelliklerine bağlı olarak tatil evi, hafta sonu evi, sayfiye evi, dağ evi ya da kır evi olarak sınıflandırıldığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bununla birlikte, T&uuml;rkiye&rsquo;de 1970&rsquo;li yılların ikinci yarısından bu yana &uuml;retilen ikinci konutların &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; kıyı yapılaşmasının vazge&ccedil;ilmez bir par&ccedil;ası haline gelerek denize yakın b&ouml;lgelerde yoğunlaşmakta ve yerleşme deseni olarak deniz kıyıları boyunca &ccedil;izgisel bir bi&ccedil;imde gelişmektedir. Bu durum, &uuml;lkemizde tatil denildiğinde yılın yaz aylarındaki sınırlı bir zamanının deniz kıyısında bir b&ouml;lgede ge&ccedil;irilmesinin anlaşılmasından (deniz, kum, g&uuml;neş turizmi) ve bu nedenle deniz ve g&uuml;neş olanakları y&ouml;n&uuml;nden zengin olan &uuml;lkemizde ikinci konutlar i&ccedil;in genellikle deniz kıyısındaki b&ouml;lgelerin se&ccedil;ilmesinden kaynaklanmaktadır. Bu konutlar, daim&icirc; olarak i&ccedil;inde yaşanılan ve kullanımda &ouml;nceliği bulunan konutlardan farklı bir bi&ccedil;imde ge&ccedil;ici bir s&uuml;re i&ccedil;in kullanılan ve yılın b&uuml;y&uuml;k bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; kullanılmayan konutlar oldukları i&ccedil;in<sup><sup>[1]</sup></sup> &ldquo;ikinci konutlar&rdquo; olarak adlandırılmaktadırlar. Yapılan araştırmalara g&ouml;re, T&uuml;rkiye&rsquo;de bulunan ve tatil konutu ya da yazlık konut olarak nitelendirilebilecek ikinci konut sayısı yaklaşık 480.000 civarındadır. Bu konutlar yılda ortalama 1,5 ay gibi kısa bir zaman diliminde kullanılmakta, bu nedenle verimli kullanılamayan &acirc;tıl bir yapı stoğu olarak tanımlanmaktadır (Manisa, G&uuml;l, 2009; Manisa, G&ouml;rg&uuml;l&uuml;, 2008).</p> <p style="text-align: left;">&Uuml;lkemizde yazlık ikinci konutların sayılarındaki hızlı artış &ouml;ncelikle son 20 yıldır tatil yapmanın toplumun genelinde yaygınlaşmakta olan bir mek&acirc;nsal pratik haline gelmesi ile ilişkilidir. Ulaşım, iletişim ve eğitim alanlarındaki gelişmeler, toplumda genel refah d&uuml;zeyinin ve tatil i&ccedil;in ayrılabilecek boş zamanın artışı, &ldquo;tatil yapma&rdquo; alışkanlığının oluşmasına ve yerleşmesine neden olmuştur. Tatil yapmak amacıyla yazlık ikinci konut edinme isteğinin temelinde ise tatil d&ouml;neminde de yerleşik bir mek&acirc;nsal ve sosyal &ccedil;evre i&ccedil;erisinde bulunma, tatil ile eş zamanlı olarak bah&ccedil;e tarımı vb. işlerle ilgilenme, tatil d&ouml;neminde dinlenmenin yanı sıra aile b&uuml;y&uuml;kleri ve &ccedil;ocukları ile aynı konut i&ccedil;erisinde bir araya gelerek yılın bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; t&uuml;m ailenin bir arada bulunduğu bir zaman dilimi olarak değerlendirme, tatili daha az maddi harcama yaparak ger&ccedil;ekleştirme isteği ve bir yazlık ikinci konut sahibi olarak toplum i&ccedil;erisinde prestij elde edilebileceği d&uuml;ş&uuml;ncesi yatmaktadır. Diğer yandan, yazlık ikinci konutların aynı zamanda verimliliği y&uuml;ksek birer emlak yatırımı olarak g&ouml;r&uuml;lmesi de bu konutların sayılarındaki ani artışın &ouml;nemli nedenlerinden biridir. Bir ya da birden fazla yazlık ikinci konut sahibi olan m&uuml;lk sahipleri kullanmadıkları konutları sezonluk kiralayarak ya da pansiyon turizmi i&ccedil;in değerlendirerek bu konutlardan gelir elde etmekte ya da genellikle konut kooperatifleri aracılığıyla ve olduk&ccedil;a d&uuml;ş&uuml;k maliyetlerle &uuml;retilmiş konutlarını bir s&uuml;re sonra &ccedil;ok daha y&uuml;ksek fiyatlar karşılığında satarak rant elde etmektedirler. Bu durumda yazlık ikinci konut, istenildiğinde tatil yapmak i&ccedil;in kullanılan, istenildiğinde de vergilendirilmemiş y&uuml;ksek fiyatlar karşılığında kolayca kiralanabilen ya da satılabilen birer m&uuml;lk, dolayısıyla değerli bir yatırım aracı olarak g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p> <p style="text-align: left;">T&uuml;rkiye&rsquo;deki yazlık ikinci konutların bulundukları yerleşmelerde yarattığı sorunların başında bu yapıların ortaya &ccedil;ıkarttığı mimari kalite noksanlığı gelmektedir (Resim 4). Bu durum hem tasarım hem de &uuml;retim s&uuml;re&ccedil;lerinde etkili olmaktadır. S&ouml;z konusu konutlar genellikle kooperatifler ya da m&uuml;teahhitler eliyle ve y&uuml;ksek rant beklentisi nedeniyle en d&uuml;ş&uuml;k maliyetle &uuml;retilmek istenmekte, hem mimari tasarım hem de yapı &uuml;retimi i&ccedil;in ayrılan b&uuml;t&ccedil;e minimumda tutulmaktadır. Yapının bulunduğu b&ouml;lgedeki &ccedil;evresel koşullar, yerel mimari değerler ve yine yere &ouml;zg&uuml; malzeme kullanımı gibi temel unsurlar g&ouml;z ardı edilmekte, sonu&ccedil; olarak yazlık ikinci konutlar T&uuml;rkiye&rsquo;nin hemen her yerinde tasarlanabilecek t&uuml;rden standart i&ccedil; mek&acirc;n &ccedil;&ouml;z&uuml;mleri ve standart cephe d&uuml;zenine sahip sıkıcı ve monoton, bazen de apartman tipinde inşa edilmiş yapılar olarak ortaya &ccedil;ıkmaktadır. G&uuml;zer&rsquo;in de belirttiği gibi (2010), &ldquo;T&uuml;rkiye kıyılarında turizm potansiyelinin keşfedilmesinden sonra kıyı yerleşkelerinin &ccedil;oğu hazırlıklı olmadıkları bir yapılaşma yoğunluğu ile karşı karşıya kalmış, &ouml;zg&uuml;n ve tarihi dokuları kıyı kenarlarından başlamak &uuml;zere d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me uğramıştır. Bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n getirdiği niteliksiz ve &ccedil;evreye duyarsız yapı stoğu kıyı yapılaşması konusunu T&uuml;rkiye mimarlık ortamı i&ccedil;in &ouml;zel bir sorun alanı olarak &ouml;ne &ccedil;ıkarmaktadır.&rdquo;</p> <p align="center" style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/4.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 4 - Bodrum&rsquo;da konut yerleşmeleri</span><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: sol: <span style="text-decoration: underline;">http://wowturkey.com/t.php?p=/tr314/Yusuf_Esengul_IMG_2704.jpg</span>; sağ: <span style="text-decoration: underline;">http://www.yalcinguran.com/2010/08/bodrumun-yapilasma-yuzunden-hal-i-purmelali/</span></span></p> <p style="text-align: left;">Yazlık ikincil konutlar, bulundukları yerleşmelerde &ccedil;eşitli kentsel sorunların ortaya &ccedil;ıkmasına da neden olmaktadırlar. S&ouml;z&uuml; edilen konutların bulundukları kıyı yerleşmelerinde planlamanın kısmi plan notları ile &ccedil;&ouml;z&uuml;mlenmesi, b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l ve &uuml;st &ouml;l&ccedil;ekli planlama yapılmaması, bu yerleşmelerin sağlıklı bir kentsel d&uuml;zene kavuşturulmasının &ouml;n&uuml;nde &ouml;nemli bir engel oluşturmaktadır. Arsa fiyatlarının y&uuml;ksekliği nedeniyle yatırımcının minimum alandan maksimum fayda sağlamayı ama&ccedil;lıyor oluşu ve bu b&ouml;lgelerdeki yerel y&ouml;netimlerin ekonomik &ccedil;ıkar &ccedil;evreleri tarafından uygulanan baskılara direnememesi (Manisa ve Yerliyurt, 2010) sonucunda yoğunluklar artmakta, yeşil alanlar azalmakta, plansız kentleşmenin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ilememektedir (Resim 5). Bu t&uuml;r konutların edinilmesindeki temel ama&ccedil; kent yaşamının g&uuml;r&uuml;lt&uuml; ve karmaşasından uzaklaşmak iken yazlık ikinci konutların yoğunlaştığı b&ouml;lgelerdeki kentsel yapı, i&ccedil;erdiği sorunlar a&ccedil;ısından b&uuml;y&uuml;k kent merkezlerindeki kentsel sorunlarla yarışır hale gelmektedir. Kapalı yerleşmeler bi&ccedil;iminde tasarlanan konut siteleri i&ccedil;lerine kendilerini hapsettikleri duvar, &ccedil;it, vb. bariyerleri nedeniyle devletin malı olan ve halkın kullanımına a&ccedil;ık olan kıyı alanlarının belirli kullanıcılar i&ccedil;in &ouml;zelleşmesine neden olmakta, b&uuml;y&uuml;k kentlerdeki kapalı konut sitelerine benzer kentsel ve sosyal sorunlar ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Diğer yandan, yazlık ikinci konutlar, kıyı alanlarında yaz aylarında yaşayan ancak yılın b&uuml;y&uuml;k b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde &ouml;l&uuml; yeni kentlerin doğmasına neden olmaktadır. Yazın n&uuml;fusları birdenbire artan, kışın ise azalan yerleşmelerde yaz aylarında temiz su sağlama ve &ccedil;&ouml;p toplama gibi hizmetlerin g&ouml;t&uuml;r&uuml;lmesinde sıkıntılar yaşanmakta; yol, su, elektrik, kanalizasyon gibi altyapı hizmetlerinin yetersizliği bu yerleşmelerin başlıca sorunları arasında &ouml;ne &ccedil;ıkmaktadır.</p> <p align="center" style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/5.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 5 - Bodrum (solda) ve Kuşadası&rsquo;nda (sağda) kıyıların betonlaşması.</span><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: sol: <span style="text-decoration: underline;">http://wowturkey.com/t.php?p=/tr34/Sarp_tessst.jpg;</span> sağ: <span style="text-decoration: underline;"><a href="http://www.resimler.tv/resim3395.htm">http://www.resimler.tv/resim3395.htm</a></span></span></p> <p style="text-align: left;">T&uuml;rkiye&rsquo;de yazlık ikinci konutların bulunduğu yerleşmelerde ortaya &ccedil;ıkan sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel sorunların başında yere &ouml;zg&uuml; k&uuml;lt&uuml;rel değerlerin yozlaşması, kaybı ya da Urry&rsquo;nin (1995) de belirttiği gibi, s&ouml;z konusu k&uuml;lt&uuml;rel değerlerin t&uuml;ketilmeye a&ccedil;ık metalara d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi gelmektedir. S&ouml;z konusu yerleşmelerde toplumun kendine &ouml;zg&uuml; adetleri, yaşama bi&ccedil;imi ve alışkanlıkları, gelenek, g&ouml;renek ve rit&uuml;elleri bir yandan yerleşmedeki ticari hareketliliği artırmak amacıyla karikat&uuml;rize edilmiş şekilde &ccedil;eşitli hediyelik eşya vb. &uuml;r&uuml;nlerde kullanılarak t&uuml;ketilmekte (Resim 6), diğer yandan da her yılın yaz aylarında ge&ccedil;ici bir s&uuml;re i&ccedil;in de olsa kozmopolitleşen toplumsal yaşantı i&ccedil;erisinde yavaş yavaş &ouml;z&uuml;n&uuml; kaybederek eriyip gitmektedir. Ayrıca, bir kıyı yerleşmesinde yazlık ikinci konut sayısının ve dolayısıyla yaz aylarında b&ouml;lgede bulunan n&uuml;fusun artması, yerel halk tarafından kısa vadede &ccedil;evredeki arsa fiyatlarının ve ekonomik hareketliliğin artmasını sağlaması bakımından olumlu karşılanırken, orta ve uzun vadede &ccedil;evreyi kullanma hakkının sonradan gelenler tarafından yerel halkın elinden alınmasına ve &ccedil;eşitli &ccedil;evresel sorunların yaşanmasına neden olmakta, ortaya &ccedil;ıkan sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel uyumsuzluklar nedeniyle memnuniyetsizlik yaratmaktadır (Dal ve Baysan, 2007). S&ouml;z konusu yerleşmelerdeki &ouml;zg&uuml;n yapılaşma k&uuml;lt&uuml;r&uuml;, yerel mimari değerler ve malzeme kullanımı gibi niteliklerin yazlık ikinci konut &uuml;retiminde ya t&uuml;m&uuml;yle g&ouml;z ardı edilmesi ya da <i>kitsch</i> bir anlayış i&ccedil;inde karikat&uuml;rize edilerek, basitleştirilerek, değersizleştirilerek ve i&ccedil;i boşaltılarak yinelenmesi (Resim 7) de bu yerleşmelerde ortaya &ccedil;ıkan k&uuml;lt&uuml;rel sorunlardan biri olarak &ouml;n plana &ccedil;ıkmakta, bu t&uuml;r bir anlayış yerel halkın da estetik se&ccedil;imleri ve beğenileri a&ccedil;ısından olumsuz y&ouml;nde d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; bir rol &uuml;stlenmektedir.</p> <p style="text-align: left;">&Ccedil;evresel sorunlar, yazlık ikinci konutların bulundukları yerleşmelerde ortaya &ccedil;ıkmasına neden oldukları &ouml;nemli sorunlardan biridir. T&uuml;rkiye&rsquo;de merkezi ve yerel y&ouml;netimlerin kıyı yerleşmelerine t&uuml;m&uuml;yle birer kalkınma ve ekonomik gelişme aracı olarak yaklaşmaları, kıyılardaki yapılaşmanın hızla artmasına neden olmakta, bunun sonucunda ise kıyı kaynakları hızla tahrip edilmektedir. Yazlık ikinci konutların artışı, tarım ve orman alanlarının, &ccedil;eşitli bitki ve hayvan t&uuml;rlerinin yok olmasına, kaynakların aşırı kullanımına ve &ccedil;evre kirliliğine yol a&ccedil;maktadır.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/6.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 6 - T&uuml;rkiye&rsquo;nin farklı turistik yerleşmelerinde hediyelik eşya olarak satılan biblolar. </span></p> <p align="center" style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/7.jpg.jpeg" /><br /> <span class="fotograf-yazi">Resim 7 - Port Ala&ccedil;atı Evleri (solda) ve &ouml;zg&uuml;n bir Ala&ccedil;atı evi (sağda)</span><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf: sol: <span style="text-decoration: underline;">http://www.htemlak.com/galeri/406710-port-alacati/2;</span>&nbsp;sağ: Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk</span></p> <h3 style="text-align: left;">Balıkesir İlinin Ege Denizine Kıyısı Bulunan Yerleşmelerinde İkinci Konutlar</h3> <p style="text-align: left;">Balıkesir, Anadolu&rsquo;nun kuzey batısında bulunan bir ildir. G&uuml;neyinde Manisa ve İzmir, batısında Ege Denizi ve &Ccedil;anakkale, doğusunda K&uuml;tahya ve Bursa, kuzeyinde Marmara Denizi bulunmaktadır (Resim 8). Coğrafi konumu nedeniyle farklı mikroklima &ouml;zellikleri g&ouml;steren Balıkesir, farklı turizm t&uuml;rlerine (yaz turizmi, kış turizmi, sağlık turizmi, dağ turizmi, doğa turizmi, gen&ccedil;lik turizmi, av turizmi, k&uuml;lt&uuml;r turizmi, vb.) uygun bir yerleşme karakteri taşımaktadır. Bu a&ccedil;ıdan bakıldığında, il genelinin farklı turizm t&uuml;rlerine ilişkin yatırımlar i&ccedil;in olduk&ccedil;a zengin bir potansiyel barındırmakta olduğu g&ouml;r&uuml;lmektedir. Son yıllarda sağlık turizmi (kaplıca turizmi ya da kış turizmi olarak ta tanımlanabilir) konusunda yapılmış ve yapılmakta olan b&uuml;y&uuml;k yatırımlar g&uuml;ndeme gelmiş olmakla birlikte, bu t&uuml;r &ccedil;alışmalar hen&uuml;z başlangı&ccedil; d&uuml;zeyindedir. İlin kuzeyde Marmara Denizi&rsquo;ne, batıda Ege Denizi&rsquo;ne kıyısının bulunması, b&ouml;lgeyi &ouml;ncelikli olarak yaz turizmi i&ccedil;in elverişli hale getirmekte ve turizm konusundaki yatırımlar daha &ccedil;ok yaz turizmine y&ouml;nelik olarak yapılmaktadır. B&ouml;lgede yaz turizmi i&ccedil;in yapılan yatırımlar ise k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli ve ağırlıklı olarak i&ccedil; turizme y&ouml;neliktir. Kısa bir s&uuml;re &ouml;nce a&ccedil;ılmış olan Edremit K&ouml;rfez Havaalanının yakın d&ouml;nem i&ccedil;erisinde uluslararası havaalanına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi hedeflenmekle birlikte bu hedefin kısa s&uuml;re i&ccedil;erisinde ger&ccedil;ekleştirilmesi olası g&ouml;r&uuml;nmemekte, bu durum da b&ouml;lgede yapılacak dış turizm yatırımlarının &ouml;n&uuml;nde engel oluşturmaktadır. Bununla birlikte, havaalanından Ankara ve İstanbul&rsquo;a yapılan u&ccedil;ak seferleri &ouml;zellikle yaz aylarında yoğunlaşmakta ve b&ouml;lge başka illerden daha kolay ulaşılabilen bir turistik b&ouml;lge haline gelmektedir. &Uuml;lkenin g&uuml;neyinden kuzeyine doğru gidildik&ccedil;e yaz sezonu kısaldığından Balıkesir ili &ccedil;evresindeki yerleşmelerde yapılacak yatırımların karlılık oranının azalacağı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmekte, bu nedenle il genelindeki yaz turizmi yatırımları yazlık ikinci konut &uuml;retimi konusunda yoğunlaşmaktadır.</p> <p style="text-align: left;">Bu noktada, b&ouml;lgedeki ikinci konut stoğuna yoğunlaşan turistik yatırımların b&ouml;lge &ndash;ve &uuml;lke ekonomisinin gelişimine olan katkısının da d&uuml;ş&uuml;k d&uuml;zeyde kaldığını belirtmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. S&ouml;z konusu konutlar, sahiplerinin kullanmadıkları zamanlarda genellikle i&ccedil; turizme y&ouml;nelik pansiyon olarak kiralanmakta, bu yolla vergilendirilmemiş bir maddi kazan&ccedil; elde edilmektedir.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/8.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 8 - Balıkesir İl haritası. </span></p> <p style="text-align: left;">Balıkesir ilinde i&ccedil; turizme y&ouml;nelik yapılan girişimlerin ge&ccedil;mişi 1960&rsquo;lı yıllara kadar uzanmaktadır. Bu yıllarda Balıkesir iline bağlı Erdek il&ccedil;esi T&uuml;rkiye&rsquo;deki turizm hareketlerinin &ouml;nc&uuml;l&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yapmış ve 12 km uzunluğundaki sahil şeridinde başta otel ve moteller olmak &uuml;zere turizme y&ouml;nelik bir&ccedil;ok yapı inşa edilmiştir. 1990&rsquo;lı yıllara gelindiğinde, Erdek ve &ccedil;evresindeki tatil yerleşmelerinin ge&ccedil;mişteki cazibesini yitirmeye başladığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Turizm yatırımlarının yanı sıra sanayi yatırımlarının da Marmara Denizi &ccedil;evresinde odaklanması ve yarattıkları &ccedil;evresel tahribat, Marmara Denizi &ccedil;evresinde konumlanmış diğer turistik yerleşmeler olan Yalova, Gemlik ve Silivri&rsquo;de de yaşanan s&ouml;z konusu cazibe kaybının &ouml;nemli nedenlerinden biri olarak g&ouml;r&uuml;lebilir. Bununla birlikte, b&ouml;lgede &ouml;zellikle yazlık ikinci konut sayısındaki artışın beraberinde getirdiği yoğun ve plansız yapılaşma, b&ouml;lgenin belirli bir doygunluğa ulaşmasının ve daha az tercih edilen bir tatil y&ouml;resi haline gelmesinin &ouml;n&uuml;n&uuml; a&ccedil;mıştır. T&uuml;rkiye&rsquo;deki neredeyse t&uuml;m tatil b&ouml;lgelerinde olduğu gibi, Balıkesir ilinin yaz turizmi i&ccedil;in ilk tercih edilen b&ouml;lgesi olan Erdek ve &ccedil;evresinde de yerel halk yaz turizminin getireceği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len ekonomik gelişmeden kendi payını almak isteyerek y&uuml;ksek rant beklentisiyle daha fazla yapılaşma talep etmiş, ancak bu s&uuml;recin sonunda artan &ccedil;evresel sorunlar b&ouml;lgenin tercih edilebilirliğini belirli bir s&uuml;re sonra minimize etmiş, s&ouml;z konusu b&ouml;lge &acirc;tıl bir ikinci konut stoğu ile baş başa kalmıştır.</p> <p style="text-align: left;">G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ise Balıkesir ili &ccedil;evresindeki yazlık ikinci konutların Ege denizi sahil şeridi boyunca g&uuml;neyden kuzeye doğru Ayvalık, Burhaniye, Ak&ccedil;ay, G&uuml;re ve Altınoluk &ccedil;evresinde yoğunlaşmakta olduğu g&ouml;r&uuml;lmektedir. S&ouml;z konusu b&ouml;lgede 1980&rsquo;li yıllarda başlayan yazlık ikinci konut inşası 80&rsquo;lerin ikinci yarısından sonra hızla artmış, g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ise doruk noktasına ulaşmıştır. &Ouml;zellikle Ak&ccedil;ay-Altınoluk kıyı bandı boyunca ikinci konut inşa edilebilecek alanların neredeyse t&uuml;m&uuml;yle azalmış olması, b&ouml;lgedeki yazlık ikinci konutların giderek Kaz Dağları eteklerine doğru yayılma eğilimi g&ouml;stermesine yol a&ccedil;maktadır (Resim 9, Resim 10).</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/9-10.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 9 - Altınoluk kıyı şeridinde konut yoğunluğu.</span><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 10 - Kaz Dağları eteklerine doğru yayılma eğilimi g&ouml;steren yazlık ikinci konutlar. </span><span class="fotograf-yazi">(Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk)</span></p> <p style="text-align: left;">B&ouml;lgede 1980&rsquo;li yıllardan bu yana inşa edilen yazlık ikinci konutların &ccedil;oğu konut kooperatifleri aracılığıyla ve ortalama on yıla yayılan uzun bir inşaat s&uuml;recinin sonunda tamamlanabilmiştir. Konutları d&uuml;ş&uuml;k maliyetle &uuml;retme isteği hem tasarım hem de &uuml;retim y&ouml;n&uuml;nden belirgin bir mimari kalite yoksunluğuna yol a&ccedil;mıştır. S&ouml;z konusu yapıların hem mimari tasarım hem de &uuml;retim a&ccedil;ısından dikkate değer sorunlar i&ccedil;erdiği g&ouml;r&uuml;lebilmektedir (Resim 11, Resim 12, Resim 13). Bina tasarımında y&ouml;nlendirici olduğu mimarlık okullarında &ouml;ğretilen ve dolayısıyla t&uuml;m mimarlar tarafından bilindiği varsayılan iklim, topoğrafya, yerel malzeme kullanımı, mevcut tarihi, k&uuml;lt&uuml;rel ve sosyal doku karakteristikleri, &ccedil;evredeki doğal ve inşa edilmiş &ccedil;evre olanakları ve kısıtlılıkları gibi t&uuml;m &ccedil;evresel değerler, b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l bir planlama anlayışının yerleşmemiş olması ve yukarıda sıralanmış t&uuml;m etkenlerin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;miş bulunan rant elde etme arzusu uğruna g&ouml;z ardı edilmektedir. Antik &ccedil;ağlardan bu yana pek &ccedil;ok k&uuml;lt&uuml;re ev sahipliği yapmış ve son derece zengin bir yapılaşma ve yaşam k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne sahip olan kuzey Ege kıyıları, giderek artan yazlık ikinci konut edinme arzusu, bu arzuya kolayca yanıt vermek &uuml;zere d&uuml;zenlenmiş imar ve planlama mevzuatı ve kalitesiz mimari tasarım ve &uuml;retim anlayışı nedeniyle s&ouml;z konusu &ccedil;evrenin &ouml;zg&uuml;n değerlerinin kaybına yol a&ccedil;maktadır. Plan &ouml;zellikleri a&ccedil;ısından, bah&ccedil;eli ve m&uuml;stakil konutların t&uuml;m&uuml;n&uuml;n zemin katta salon, a&ccedil;ık mutfak ve WC, &uuml;st katlarında yatak odaları ve banyolar, apartman tipi konutlarda iki oda bir salon, mutfak ve banyo bulunduğu g&ouml;r&uuml;lmektedir. İlgin&ccedil; olan ise bu plan şemalarının neredeyse t&uuml;m konutlarda adeta bir şablonmuş&ccedil;asına kullanılması ve &uuml;lke genelinde etkin hale gelmiş bulunan kalıplaşmış konut tasarım anlayışının bu son derece &ouml;zel coğrafyada bile tavizsiz uygulanıyor olmasıdır. Cephe tasarımı a&ccedil;ısından ise yine sıradan ve herhangi bir iklim, doğal &ccedil;evre ya da sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel coğrafyada uygulanabilecek bir tasarım dilinin egemen olduğu g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/11-12.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 11 - Altınoluk-G&uuml;re arasındaki b&ouml;lgede yazlık sitelerden &ouml;rnekler.</span><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 12 - 1991 yılında Bursa K&uuml;lt&uuml;r ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından &ldquo;Kentsel Sit&rdquo; ilan edilen Altınoluk k&ouml;y&uuml;nde inşa edilmiş yeni bir konut yapısı.</span><span class="fotograf-yazi"> (Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk) </span></p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/13.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 13 - Cunda Adası kıyılarında yeni yapılaşma. (Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk)</span></p> <p style="text-align: left;">T&uuml;rkiye&rsquo;nin neredeyse t&uuml;m alanlarında olduğu gibi Balıkesir&rsquo;in Ege denizine kıyısı bulunan yerleşmelerinde de artan kentsel baskılar bu alanlarda &ccedil;eşitli kentsel sorunların ortaya &ccedil;ıkmasına yol a&ccedil;mıştır. S&ouml;z konusu yerleşmelerde bir yazlık konut edinmek isteyen kullanıcı sayısı her ge&ccedil;en g&uuml;n artmakta, artan talebe yanıt verebilmek &uuml;zere her ge&ccedil;en g&uuml;n yeni konut alanları oluşmaktadır. Konut yoğunluğunun alabildiğine arttığı, yeşil alanların ve &ouml;zellikle b&ouml;lgenin karakteristiği olan zeytinliklerin binalarla dolmaya başladığı g&ouml;zlenmektedir (Resim 14). Yaz aylarında artan kullanıcı sayısı, bu yerleşmelerin ara&ccedil; trafiği yoğun, kaldırımlarında &ndash;eğer varsa- y&uuml;r&uuml;nemeyen, &ccedil;&ouml;pleri sağlıklı toplanamayan, yol-su-elektrik-kanalizasyon gibi altyapı hizmetleri sağlıklı bi&ccedil;imde sağlanamayan yerlere d&ouml;n&uuml;şmesine yol a&ccedil;maktadır. T&uuml;m bu nedenlerle, s&ouml;z konusu yerleşmelerin yaşattıkları sorunlar a&ccedil;ısından b&uuml;y&uuml;k kentlerin kentlilere yaşattığı sorunları aratmadığı g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p> <p style="text-align: left;">Kuzey Ege kıyılarındaki yerleşmelerde sayıları hızla artan yazlık ikinci konutlar bu alanlarda sosyok&uuml;lt&uuml;rel a&ccedil;ıdan da &ccedil;eşitli sorunların ortaya &ccedil;ıkmasına doğrudan ve dolaylı yollardan katkıda bulunmaktadırlar. B&ouml;lgedeki yere &ouml;zg&uuml; değerler bir yandan bu yerleşmelerin birer &ccedil;ekim noktası olmasını sağlamak ve pazar payını artırmak &uuml;zere &ouml;n plana &ccedil;ıkartılırken, diğer yandan da hızla t&uuml;ketilmekte; bir&ccedil;oğunun belirli b&ouml;l&uuml;mleri sit alanı olarak koruma altına alınmış olan bu yerleşmelerin t&uuml;m&uuml;n&uuml; pop&uuml;lerleştirmek amacıyla doğa, tarih, y&ouml;reye has bitki &ouml;rt&uuml;s&uuml;, temiz deniz ve temiz hava sloganlaştırılarak kullanılmakta, t&uuml;m bu &ouml;zg&uuml;n değerler yaz aylarında artan n&uuml;fusun t&uuml;ketimine a&ccedil;ık hale getirilmektedir. S&ouml;z konusu yerleşmelerde yerel halk ile yazlık ikinci konut sahipleri ticari aktiviteler dışında kaynaşmamakta, olası sosyal kaynaşma yerel halk tarafından tehlikeli g&ouml;r&uuml;lmekte ve bir sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel ayrışma yaşanmakta (biz/onlar, yerliler/tatilciler, ev sahipleri/pansiyonerler, vb.), en &ouml;nemlisi de g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde t&uuml;m d&uuml;nyada yaygınlaşmış olan t&uuml;ketim k&uuml;lt&uuml;r&uuml; yerleşik k&uuml;lt&uuml;r&uuml; d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmekte ve b&ouml;ylece egemenlik alanını genişlemektedir. Mimari a&ccedil;ıdan ise &ccedil;evredeki geleneksel yapı malzemesi ağırlıklı olarak doğal taş olmasına karşın yeni oluşan mimarlık k&uuml;lt&uuml;r&uuml; inatla betonarmeyi dikte etmekte, taş g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; malzemeler ile kaplanan betonarme yapı cepheleri yere &ouml;zg&uuml; yapılaşma k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n deformasyonuna yol a&ccedil;makta, bu yolla yerel halkın da estetik tercih ve beğenileri olumsuz y&ouml;nde değişmektedir. Bu yerleşmelerin neredeyse t&uuml;m&uuml;nde var olan geleneksel konut yapıları ve k&uuml;&ccedil;&uuml;k-orta &ouml;l&ccedil;ekli zeytinyağı &uuml;retiminde kullanılmış olan ve 19. y&uuml;zyıl sonları- 20. y&uuml;zyıl başlarına tarihlenen &ouml;zellikli sanayi yapılarının g&ouml;r&uuml;n&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; de yazlık ikinci konutlar ve artan n&uuml;fusun gereksinimlerini karşılamak &uuml;zere inşa edilen ticari yapılar (Resim 15) yoğunluğu i&ccedil;erisinde ortadan kalkmaktadır.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/14-15.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 14 - Yazlık ikinci konut yoğunluğuna G&uuml;re &ccedil;evresinden bir &ouml;rnek. (Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk)</span><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 15 - Alışveriş merkezinin k&uuml;resel mekan diline kuzey Ege kıyılarından bir &ouml;rnek. (Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk) </span></p> <p style="text-align: left;">Yazlık ikinci konut &uuml;retimindeki artış, kuzey Ege kıyısındaki yerleşmelerde &ccedil;eşitli &ccedil;evresel sorunların da ortaya &ccedil;ıkmasına yol a&ccedil;maktadır. S&ouml;z konusu yerleşmeleri tatil i&ccedil;in cazip hale getiren doğal g&uuml;zellikler, temiz hava ve deniz ile y&ouml;reye has bitki &ouml;rt&uuml;s&uuml;, yaz aylarında kalabalıklaşan n&uuml;fus nedeniyle hızla tahrip olmaktadır. Doğal kaynak suları artan ihtiyacı karşılayamaz hale gelirken, zeytini ve zeytinyağı ile tanınan bu b&ouml;lgede zeytinlikler daha fazla rant i&ccedil;in yazlık konut alanlarına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmektedir. Diğer yandan, yazlık konutların &ccedil;oğunun tasarım, malzeme ve &uuml;retim kalitesizliğine ek olarak &ccedil;atılarındaki uydu antenleri, su depoları, g&uuml;neş enerjisi tesisatları, cephelerindeki klimalar gibi yapılara sonradan ilave edilmiş ekipmanlar &ccedil;evrede bir g&ouml;rsel kirlilik oluşturmaktadır (Resim 16).</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/16.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 16 - yapı yoğunluğu ve oluşturduğu g&ouml;rsel kirlilik. (Fotoğraf: Gaye Birol &Ouml;zerk)</span></p> <h3 style="text-align: left;">Sonu&ccedil; yerine</h3> <p style="text-align: left;">G&uuml;zer&rsquo;in de belirttiği gibi, &ldquo;su, ayrıcalıklı bir yaşam &ccedil;evresinin başlangıcını oluşturan zengin bir tasarım girdisidir&rdquo;. Ge&ccedil;mişte ve bug&uuml;n, deniz, akarsu ya da g&ouml;l &ccedil;evresinde kurulmuş olan kentsel yerleşmelerin her birinin kendine &ouml;zg&uuml;l&uuml;ğ&uuml;, &ccedil;evresinde bulunduğu su elemanı ile kurduğu ilişkide belirginleşmektedir. Yine G&uuml;zer&rsquo;in s&ouml;zleriyle, Venedik gibi tarihi yerleşkeler &ouml;zg&uuml;n &ccedil;evresel anlam ve kentsel kimliklerini su &uuml;zerinden kurarken, Dubai gibi yeni ve sıfır noktasından oluşturulan yerleşim alanlarında su ve yapılı &ccedil;evre ilişkileri baskın bir tasarım &ccedil;er&ccedil;evesi olarak kullanılmaktadır (G&uuml;zer, 2010). Bu yazıda incelediğimiz Balıkesir&rsquo;in Ege denizine kıyısı bulunan yerleşmelerindeki yapılaşmaya yukarıda s&ouml;z&uuml; edilen bakış a&ccedil;ısıyla yaklaşıldığında, denizin ne yerleşme yerinin kimliğinin inşasında ne de s&ouml;z konusu yerleşmenin tasarım girdilerinden biri olarak ele alınmış olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Bu yerleşmelerde &ldquo;deniz&rdquo;, sadece varlığıyla tek başına bir &ccedil;ekim unsuru olmaktan &ouml;teye ge&ccedil;ememekte, konutların piyasa ederi &ldquo;denize ne kadar yakın konumlandığıyla&rdquo; &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;rken, genel kentsel kurgu adeta deniz ve barındırdığı zengin tasarım olanakları yokmuş&ccedil;asına gelişmektedir.</p> <p style="text-align: left;">S&ouml;z konusu yerleşmelerin tamamında deniz, g&uuml;neş, doğa, sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel &ccedil;evre ve &ouml;zg&uuml;n mimari değerler, y&ouml;renin ekonomik y&ouml;nden gelişmesi amacıyla turizmin gelişimini ve ele aldığımız b&ouml;lge &ouml;zelinde yazlık ikinci konut artışını teşvik etmek &uuml;zere kullanılmakta olan ara&ccedil;lara d&ouml;n&uuml;ş&uuml;rler. Bu durumda mek&acirc;n, t&uuml;ketilebilir bir &uuml;r&uuml;ne d&ouml;n&uuml;şmekte ve metalaşmaktadır (Urry, 1995). &Ouml;te yandan, ironik bir bi&ccedil;imde, kent yaşamının yoğunluğundan sınırlı bir s&uuml;re i&ccedil;in uzaklaşma olanağı elde etmek amacıyla artan yazlık ikinci konut sahibi olma arzusu, bu konutların &ccedil;oğalması sonucunda konutun bulunduğu yerleşmeyi de &ldquo;yılın &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde yaşanmakta olunan kentin yakınlarında bir yerlerde denize de girilebilen bir versiyonuna&rdquo; d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmektedir. Ger&ccedil;ekten de artık yazlık sitelerdeki ikincil konutlar dahi &ldquo;bah&ccedil;eli, g&uuml;venlikli, havuzlu, otoparklı ve sosyal tesisli&rdquo; oldukları vurgulanarak pazarlanmakta, kentte arzu edilen konut ile tatil yapılan konut arasındaki fark ortadan kalkmaktadır.</p> <p style="text-align: left;">Sonu&ccedil; olarak, yazlık ikinci konutların bulunduğu yerleşmelerin bu &ccedil;alışmada s&ouml;z&uuml; edilen pek &ccedil;ok soruna yol a&ccedil;tığı g&ouml;z ardı edilemeyecek bir ger&ccedil;ektir. Gelinmiş olan noktada, halihazırda oluşmuş yerleşmelerin iyileştirilmesi y&ouml;n&uuml;nde atılacak bir adım kalmamış gibi g&ouml;r&uuml;nmektedir. &Ouml;nemli olan bu yerleşmelerin sorunlarının farkında olunması ve gelecekteki girişimlerin yeni sorunları yaratacak değil ortadan kaldıracak bir karaktere sahip olmasıdır. Bu doğrultuda, kıyılardaki ikinci konut talebini başka alanlara kaydırarak kıyılar boyunca kamusal donatılarla zenginleştirilmiş bir mek&acirc;nsal d&uuml;zenleme &ouml;nermek s&ouml;z konusu olabilir. Ayrıca, kıyılardaki gelişmenin planlanması, bu planlama sırasında yapılaşmanın altyapı olanaklarıyla birlikte ele alınması ve yerel zenginlikler vurgulanarak değerlendirilirken yere &ouml;zg&uuml; sınırlamaların farkında olunması &ouml;nerilebilir. Doğal ve sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel &ccedil;evre ile sağlıklı bir b&uuml;t&uuml;nleşme sağlayabilecek yapılaşma koşullarının ve mimari ilkelerin geliştirilmesi ise bug&uuml;n sloganlaştırılmış &ldquo;kıyı yağması&rdquo; ve &ldquo;kıyı betonlaşması&rdquo;nın giderilebilmesi i&ccedil;in atılması gereken en &ouml;nemli adım olarak g&ouml;r&uuml;lmektedir. D&uuml;nyada jet sosyetenin yazlık mek&acirc;nı olmuş, arsa ve konut fiyatlarının inanılmaz boyutlara ulaştığı Sait Tropez gibi yerlerde (Resim 17) kıyılar betonlaştırılmayabildiğine g&ouml;re, &uuml;lkemizde kıyı yerleşmeleri i&ccedil;in hen&uuml;z olanakların t&uuml;kenmediğini varsaymak aşırı iyimser bir tutum olarak değerlendirilmemelidir.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/gaye-birol-ozerk/balikesir-kiyilarinda-ikinci-konut/17.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Resim 17 </span></p> <h3 style="text-align: left;">Kaynaklar</h3> <p>Dal, N., Baysan, S. (2007). &ldquo;Kuşadası&rsquo;nda Kıyı Kullanımı ve Turizmin Mekansal Etkileri Konusunda Yerel Halkın Tutumları&rdquo;, Ege Coğrafya Dergisi, 16 (2007), 69-85, İzmir.<br />G&uuml;zer, C. A., (2010). &ldquo;Ka&ccedil;an Bir Fırsat: Port Ala&ccedil;atı&rdquo;, Ege Mimarlık Ocak 2010, s. 29-31.<br />Manisa, K., G&ouml;rg&uuml;l&uuml;, T. (2008). &ldquo;İkincil Konutların Turizm Sekt&ouml;r&uuml;nde Yeniden Kullanılabilmesine İlişkin Bir Model&rdquo; Megaron, YT&Uuml; Mimarlık Fak&uuml;ltesi E-Dergisi, Cilt:3 Sayı:1, s. 68-78.<br />Manisa, K., G&uuml;l, H. (2009).&ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;deki Mevcut İkinci Konutların Turizm Sekt&ouml;r&uuml;nde Değerlendirilmesin İlişkin Bir Model &Ccedil;alışması&rdquo;, Mehmet Kemal Dedeman Araştırma ve Geliştirme Proje Yarışması Turizm Sekt&ouml;r&uuml; Birincilik &Ouml;d&uuml;l&uuml;.<br />Manisa, K., Yerliyurt, B. (2010). &ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;deki İkinci Konut Stokunun Turizm Sekt&ouml;r&uuml;ne Entegrasyonu ve Turistik Mekanların &Ccedil;evre ve Fizik Mekan Kalitesine Katkılarının İrdelenmesi&rdquo;, Uluslararası III. Turizm ve Mimarlık Sempozyumu: &ldquo;Kent K&uuml;lt&uuml;r&uuml;nde Turizm ve Mimarlık&rdquo;25-26-27 Kasım 2010, Antalya, Bildiriler Kitabı, s. 57-64, Mart 2011.<br />Urry, J. (1995). Consuming Places, London and New York: Routledge.</p> <div data-wd-pending=""> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <div data-wd-pending=""> <p class="footnotedescription" style="text-align: left;">[1] Son yıllarda T&uuml;rkiye&rsquo;deki ikinci konutların turizm sekt&ouml;r&uuml;nde değerlendirilmesi konusunda &ccedil;alışmalar yapılmaktadır. S&ouml;z konusu &ccedil;alışmalar i&ccedil;in:</p> <p class="footnotedescription" style="text-align: left;">Manisa, K., G&ouml;rg&uuml;l&uuml;, T. &ldquo;İkincil Konutların Turizm Sekt&ouml;r&uuml;nde Yeniden Kullanılabilmesine İlişkin Bir Model&rdquo; Megaron, YT&Uuml; Mimarlık Fak&uuml;ltesi E-Dergisi, Cilt: 3 Sayı:1, 2008, s. 68-78.<br />Manisa, K., G&uuml;l, H. &ldquo;T&uuml;rkiye&rsquo;deki Mevcut İkinci Konutların Turizm Sekt&ouml;r&uuml;nde Değerlendirilmesin İlişkin Bir Model &Ccedil;alışması&rdquo;, Mehmet Kemal Dedeman Araştırma ve Geliştirme Proje Yarışması Turizm Sekt&ouml;r&uuml; Birincilik &Ouml;d&uuml;l&uuml;, 2009</p> <p class="footnotedescription" style="text-align: left;"><span class="fotograf-yazi">Yrd.Do&ccedil;.Dr. Gaye Birol &Ouml;zerk tarafından kaleme alınan yukardaki yazı, Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi'nin Megaron Balıkesir Dergisi, Temmuz 2012 sayısında yayınlanmıştır.</span></p> </div> </div> Mon, 13 Nov 2017 13:42:00 +03 [Postmetro(polar)is]: Blade Runner Üzerinden Kavramsal Bir Deneme http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/postmetropolaris--blade-runner-uzerinden-kavramsal-bir-deneme/1113 Saim Can Beritan <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/Untitled-2.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><blockquote> <p>Lord Baelish:&nbsp;"Kaos bir &ccedil;ukur değil, kaos bir merdivendir. Y&uuml;kselmeye &ccedil;alışanların &ccedil;oğu d&uuml;şm&uuml;ş tekrar deneyememiştir. D&uuml;ş&uuml;ş cesaretlerini kırmıştır. Bazılarına ise y&uuml;kselme fırsatı verilmiştir. Ama geri &ccedil;evirmişlerdir.Onlar da krallığa, tanrıya veya aşka tutunmuştur. Hayallere kapılmışlardır. Ger&ccedil;ek olan sadece merdiven. Tek &ccedil;are ise y&uuml;kselmek!"</p> </blockquote> <p style="text-align: right;"><span class="fotograf-yazi">George R. R. Martin - "The Climb''</span></p> <p><strong>Spoiler uyarısı! </strong>Blade Runner 2049 g&ouml;sterimden kalkmış olsa da filmin uluslararası dağıtımcısı SONY tarafından filmdeki bazı sahnelerin kesildiği iddiasıyla filmi sinemada değil de DVD'de izleyecekler i&ccedil;in bu yazı spoiler i&ccedil;erebilir!</p> <p>&nbsp;</p> <p>Ridley Scott, 1982'de Blade Runner'ı beyaz perdeye taşıdığında yine aynı yıl Steven Spielberg'in E.T.'si vizyona girmişti. 10 milyon dolarlık b&uuml;t&ccedil;esine karşın gişeden 790 milyon dolar hasılat elde eden E.T. ile mukayese edildiğinde 28 milyon dolarlık Blade Runner, 33 milyon dolar gişesiyle tam bir hayal kırıklığı olarak nitelendirilebilir.<sup>[1][2]</sup> Peki nasıl oluyor da gişe rekorları kıran, 4 dalda Oscar alan E.T., IMDb'nin en iyi filmler sıralamasında yer almazken Blade Runner, bu listede istisnai bir konum elde edebiliyor!<sup>[3][4]</sup> Sinemada beklenen ilgiyi uyandıramayan ve finansal g&ouml;stergeler y&ouml;n&uuml;nden başarısız bir film olarak değerlendirilen Blade Runner'ın 1982'den sonra 1992 ve 2007 yıllarında yeniden g&ouml;sterime girmesi, ge&ccedil;tiğimiz ay "Blade Runner 2049" adıyla 185 milyon dolar gibi son derece iddialı bir b&uuml;t&ccedil;eyle seyirciyle bir kez daha buluşması, kapital d&uuml;nya sistemi i&ccedil;erisinde &ccedil;ok da anlaşılabilir bir durum olmasa da onu &ouml;zel kılan sebep/ler var elbette...<sup>[5]</sup></p> <p>Blade Runner &ouml;rneğinde olduğu gibi bu tip paradoksal durumlar postmodern &ccedil;ağda sık&ccedil;a rastlanan bir hadise esasında. Apple ve Samsung'un k&uuml;resel rekabeti yukarıda dikkat &ccedil;ekilen E.T. ile Blade Runner karşılaştırmasını daha anlamlı kılan bir &ouml;rnek olarak g&ouml;sterilebilir bu noktada. Gartner'ın paylaştığı verilere g&ouml;re Samsung d&uuml;nya akıllı telefon pazarının lideri konumunda. Pazarın y&uuml;zde 23'&uuml;ne hakim olan Samsung'u y&uuml;zde 12'lik pazar payı ile Apple izliyor.<sup>[6]</sup> Yaklaşık olarak 100 milyon akıllı telefona tekab&uuml;l eden muazzam bir fark bu! 2012'den beri pazar lideri olan, &ouml;ncesinde de Nokia'nın ardından gelen bir marka nasıl oluyor da kendinden milyonlarca daha az satan bir markanın piyasa değeri a&ccedil;ısından gerisinde kalabiliyor!<sup>[7][8]</sup></p> <p>Blade Runner ve Apple &ouml;rneklerinden hareketle sorulan sorulara y&ouml;nelik pek &ccedil;ok gerek&ccedil;e sunulabilir. Lakin bu yazıda daha &ccedil;ok postmodernitenin d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;c&uuml; ve yapılandırıcı etkisi bağlamında yanıtlar aranmaya &ccedil;alışılacaktır.</p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ansi-language: TR; mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;" lang="TR"><span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*<span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*<span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*</span></span></span></span></p> <p><span>Blade Runner'ın muadillerine g&ouml;re (bilimkurgu / sci-fi) &uuml;topik değil de distopik bir kurguyla yorumlanmış olması yazının hemen başında m&uuml;lahaza edilen dikotomik sorunsalın anlaşılması bakımından dikkate değer bir referans noktası olarak g&ouml;r&uuml;lebilir. Filmin 35 yıldır &ouml;ng&ouml;r&uuml;lebilir sınırlar i&ccedil;erisinde belirsizlik vadeden distopik anlatımı yeni d&uuml;nyaya dair izler taşıyor kuşkusuz. Bu noktada Blade Runner'dan hareketle; mek&acirc;nsal, zihinsel, sosyolojik, politik g&ouml;stergeler &uuml;zerinden postmodern g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; anlamlandırırken klasik fizik kurallarının &ccedil;alışmayacağı &ouml;n kabul&uuml; ile başlamakta yarar var.&nbsp;</span><span>&nbsp;</span><span>&nbsp;</span><span>&nbsp;</span></p> <p>Kuantum fiziğinin temel referanslarından olan belirsizlik prensibi ş&uuml;phesiz postmodern s&ouml;ylemin de arka planını oluşturan anahtar bir kavramsaldır. Blade Runner'ın ana hikayesi de s&ouml;z&uuml; edilen arka plan &uuml;zerine inşa edilmiştir aslında. <em>Kaotik ortamın yerini kusursuz bir d&uuml;zene yani mutlak bir belirlenmişlik haline bırakması.</em></p> <p class="MsoNormal">Yasak elmanın yenmesiyle başlayan kaos insanlık tarihi boyunca en temel ihtilaf alanı olarak insanı &ccedil;evrelemiştir.<sup>[*]</sup> Tam da bu noktada ilk olarak Tyrell, sonrasında da Wallece Corps. adlarıyla Blade Runner'da kurgulanan şirketler s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir sistem i&ccedil;in tehdit olarak g&ouml;rd&uuml;kleri bu ihtilaf alanını bertaraf etmek i&ccedil;in replikant olarak anılan insansı robotlar &uuml;retmektedir. David Harvey, "Postmodernliğin Durumu"unda replikantları "sim&uuml;lakr"<sup>[**] </sup>olarak tanımlamaktadır. Harvey'e g&ouml;re replikantlar yani sim&uuml;lakrlar, suni bir varlıktan &ouml;te b&uuml;t&uuml;n&uuml;yle birer otantik reprod&uuml;ksiyon olarak betimlenmektedir.<sup>[9] </sup>Ancak replikantlar da kaosun birer par&ccedil;ası haline geliyorlar filmin akışı i&ccedil;erisinde. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar filmin ilk serisindeki bir sahnede Tyrell şirketler topluluğunun kurucusu Dr. Eldon Tyrell tarafından "insandan daha insan" (more human than human) olarak tarif ediliyordu.</p> <p class="MsoNormal"><img style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/5d659328c91aa23187a1e112da7faa4a--film-poster-poster-art.jpg.jpeg" /></p> <p>Peki ama maksat stat&uuml;konun s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesi ise basit yapay zekalar &uuml;retmek yerine filmde neden karmaşık ve hatta kendisini yeniden &uuml;retebilen insansı varlıklar konusu işleniyor olabilir? Bu soruya <strong>postmodernitenin &ccedil;ıkmazı</strong> şeklinde bir yorum getirilebilir. Filmin ikinci serisi olan 2049'da bu nokta &ccedil;ok &ccedil;arpıcı bir diyalog ile anlatılıyor. G&ouml;revi d&uuml;zen i&ccedil;in tehdit oluşturan diğer replikantları bulup yok etmek olan ve kendisi de bir replikant olan K'nın holografik sevgilisi Joi bir sahnede: "4 sembolden yapılmış bir adam: A, T, G ve C. Oysa ben yalnızca iki: 1 ve 0" s&ouml;zleriyle kurulmak istenen kusursuz d&uuml;zenin kendi i&ccedil;inde aslında ne kadar kaotik bir hal aldığını hatırlatıyor seyirciye! Postmodernitenin &ccedil;ıkmazı olarak değerlendirilen <strong>kaotik d&uuml;zenin</strong> zorunlu bir birliktelik paradoksu olarak g&ouml;sterildiği başka enstantanede; K'nın amiri olan polis şefi Lt. Joshi'nin: "Burada işlerin bir d&uuml;zeni var. Bizler d&uuml;zeni korumakla g&ouml;revliyiz" ifadesinden hareketle akıllara; &ouml;yleyse d&uuml;zeni korumak i&ccedil;in neden 1 ve 0 gibi kapalı kodlardan m&uuml;teşekkil robotlar yerine &ccedil;ok daha karmaşık bir zek&acirc;ya sahip insansı robotlar kullanılıyor sorusu geliyor. Bu bağlamda; Blade Runner, postmodernist d&uuml;nya sisteminin devamlılığı a&ccedil;ısından kırılgan bir d&uuml;zen inşası kurgusu olarak tasvir edilebilir... <sup>[***]</sup></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/Blade%2BRunner%2B2049-1.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Replikant K ve hologram sevgilisi Joi</span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ansi-language: TR; mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;" lang="TR" class="fotograf-yazi"><span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*<span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*<span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*</span></span></span></span></p> <p class="MsoNormal">Edward Soja, "Postmetropolis &Uuml;zerine Altı S&ouml;ylem" adlı kitabında salt k&uuml;reselleşme olgusuna odaklanılarak yeni d&uuml;nyanın doğru analiz edilemeyeceğinden hareketle &ccedil;ok daha kapsayıcı bir ger&ccedil;eklik olarak postmodernitenin etki g&uuml;c&uuml;ne (impact factor) vurgu yapmaktadır. <sup>[10]</sup> Bu nedenle kentleri tanımlarken <strong>k&uuml;resel kent</strong> yerine "<strong>postmetropolis</strong>" tabirini kullanmayı tercih eder. Soja, postmetropolisi yoğun dışlanma ve kutuplaşmanın (polarizasyon) yaşandığı mek&acirc;nsal izd&uuml;ş&uuml;m olarak nitelendirir.<sup>[11]</sup> Edward Soja'nın betimlendirdiği postmetropolis, Blade Runner'da hem simgesel hem de s&ouml;zel olarak kuvvetli bir bi&ccedil;imde izleyiciye aktarılıyor. D&uuml;zeni sağlamakla g&ouml;revli Los Angeles Polis Departmanı şefi Lt. Joshi'nin aynı departmanda polis memuru olan K'ya hitaben: "<strong>D&uuml;nya sınıfları ayıran bir d&uuml;zen &uuml;zerine kurulu. Taraflardan birine duvarın olmadığını s&ouml;ylersen orada kaos &ccedil;ıkar.</strong>" şeklindeki retorik s&ouml;ylemi, hi&ccedil; kuşkusuz salt mek&acirc;nsal bir ayrışmayı değil aynı zamanda zihinsel, sosyolojik ve politik polarizasyon referansını da i&ccedil;ermektedir. Filmde bir metafor olarak kullanılan duvar, Saskia Sassen'in k&uuml;resel kent tanımlamasında analitik sınır alanları (analytic borderlands) olarak kavramsallaştırılmaktadır.<sup>[12]</sup> Sassen, Blade Runner'da yansıtılmaya &ccedil;alışılan bu alanları postmodern d&uuml;nyanın gerginlik alanları olarak ifade etmektedir.<sup>[13][****]</sup></p> <p>Ayrışma olgusuna filmde bir boyut daha eklenerek, ayrışmanın sadece insanlar arasında değil mamafih insan ve yapay zek&acirc; arasında da &ndash; d&uuml;ş&uuml;nsel ve mek&acirc;nsal y&ouml;nden &ndash; yaşanacağı &ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.<sup>[*****]</sup></p> <p class="MsoNormal">Benzer bir polarizasyon Blade Runner'ın izleyici kitlesinde de g&ouml;zlenmektedir. Filmin yapımcısı Warner Bros.'un yaptırdığı gişe sonrası araştırmasına g&ouml;re Blade Runner 2049'u sinemada izleyenlerin y&uuml;zde 86'sı 25 yaş ve &uuml;st&uuml; y&uuml;zde 63'&uuml; ise 35 yaş ve &uuml;st&uuml; bir profilden oluşuyor.<sup>[14]</sup> Depresif konusu, karanlık ve aksiyonu d&uuml;ş&uuml;k sahnelerinin yanı sıra 2 sa. 44 dk. s&uuml;resiyle filme ilgi g&ouml;steren yaş grubunun y&uuml;zdesel dağılımı Harvey'in zaman-mekan sıkışması kavramsallaştırmasıyla a&ccedil;ıklanabilir. Ayrıca Blade Runner 2049'un devam filmi olması da bu tablonun &ouml;nemli bir belirleyicisi elbette. Lakin seyircilerin y&uuml;zde 71'nin erkeklerden teşekk&uuml;l etmesi kent &ccedil;alışmalarından &ccedil;ok feminizm &ccedil;alışmaları &ccedil;er&ccedil;evesinde bakılması gereken bir sonu&ccedil; gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor.<sup>[14]&nbsp; &nbsp;&nbsp;</sup></p> <p class="MsoNormal"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/13103506_10154122121777731_2210934763123415723_n.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Harvey'in zaman-mekan sıkışmasını sembolize eden bir &ouml;rnek: Asans&ouml;r panelindeki aşınmış kapama d&uuml;ğmesi.</span></p> <p class="MsoNormal">Blade Runner 2049'da, izleyenlere&nbsp;1982 menşeili ilk seride yer almayan&nbsp;yeni bir durum g&ouml;steriliyor. Replikantların organik yollarla kendilerini yeniden &uuml;retebileceği yeni bir form: Doğum (replicant-born). Bu hadise filmde bir mucize olarak ifadelendiriliyor. Dr. Ana Stelline ismiyle &ndash; Hollywood sinemasının yaygın tabiri ile &ndash; se&ccedil;ilmiş (chosen one) olan bu karakter olduk&ccedil;a dikkat &ccedil;ekici sahnelerle izleyiciyle buluşturuluyor. Hayatını cam bir fanus i&ccedil;inde kamusallıktan kopuk holografik bir ortamda s&uuml;rd&uuml;ren Dr. Stelline t&uuml;m g&uuml;n&uuml;n&uuml; insan eliyle &uuml;retilmiş ve bu nedenle ge&ccedil;mişleri olmayan replikantlar i&ccedil;in <strong>hayali yaşanmışlıklar</strong> (memory designer) tasarlayarak ge&ccedil;iriyor. Filmdeki bu kareler seyirciye o kadar yoğun bir kontrastla aktarılıyor ki, o an zihinlerde "Aslında ger&ccedil;ek olan hangisi?" sorusu dolaşmaya başlıyor. Sıradan bir replikantın hayatı mı, yoksa Dr. Stelline'nınki mi?</p> <p class="MsoNormal">K ve Dr. Stelline karakterleri &uuml;zerinden tam da bu bağlamda Soja'nın kamusal ve &ouml;zel alanların değişen yapılarını anlamlandırmaya &ccedil;alıştığı ger&ccedil;ek ve ger&ccedil;ek&uuml;st&uuml; (hyperreality) kavramları etrafında mek&acirc;nsal bir izd&uuml;ş&uuml;m olarak postmodernite olgusu yeniden yorumlanabilir.<sup>[15] </sup>Elbette; Hannah Arendt'in "İnsalık Durumu", J&uuml;rgen Habermas'ın "Kamusallığın Yapısal D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;" ve Richard Sennett'in "Kamusal İnsanın &Ccedil;&ouml;k&uuml;ş&uuml;"n&uuml; unutmadan!</p> <p class="MsoNormal"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/Memory-Creator-in-Blade-Runner-2049.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Dr. Ana Stelline</span></p> <p align="center" style="text-align: center;" class="MsoNormal"><span class="fotograf-yazi" style="font-family: Symbol; mso-ascii-font-family: Calibri; mso-ascii-theme-font: minor-latin; mso-hansi-font-family: Calibri; mso-hansi-theme-font: minor-latin; mso-ansi-language: TR; mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;" lang="TR"><span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*<span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*<span style="mso-char-type: symbol; mso-symbol-font-family: Symbol;">*</span></span></span></span></p> <p class="MsoNormal"><strong>Son olarak</strong>; başta Stephen Hawking olmak &uuml;zere yapay zek&acirc;nın insanlık medeniyetinin sonunu getirebileceği &uuml;zerine tartışmalar s&uuml;redursun; Blade Runner'ın ilk filmindeki y&uuml;ksek y&uuml;zdeli &ouml;ng&ouml;r&uuml; başarısından referansla yapay zek&acirc;nın bir tercih yapması gerektiği durumda tercihini insanlıktan yana kullanacağını haber veren serinin ikinci filminin y&uuml;reklere su serptiği s&ouml;ylenebilir.</p> <p style="text-align: left;" class="MsoNormal"><span style="mso-ansi-language: TR;" lang="TR">&nbsp;<img src="data:image/png;base64,iVBORw0KGgoAAAANSUhEUgAAANQAAAABCAIAAAApTxfTAAAAFUlEQVQokWNwcHBgGAWjgO7AwcEBAOBMAYEL7fweAAAAAElFTkSuQmCCAA==" /></span></p> <p><strong>Not 1:</strong>&nbsp;Bu yazı esasında bir Blade Runner incelemesinden &ccedil;ok film &uuml;zerinden postmodernitenin; mek&acirc;nsal, zihinsel, sosyolojik ve politik g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n&uuml;n m&uuml;lahaza edilmeye &ccedil;alışıldığı bir denemedir. Bu nedenle metin i&ccedil;inde filmden alıntılanan bazı sahne ve/veya diyaloglar arasında kopuklukların olması muhtemeldir.</p> <p class="MsoNormal"><strong>Not 2:</strong> Ondokuz Mayıs &Uuml;niversitesi Mimarlık Fak&uuml;ltesi m&uuml;fredatında yer alan "Kent, K&uuml;lt&uuml;r ve Toplum" dersi kapsamında Blade Runner 2049'u, dersi alan &ouml;ğrencilerle birlikte izledik. Filmden sonraki derslerde Blade Runner'dan ilhamla "Postmodern &Ccedil;ağda Kent" konusu bağlamında m&uuml;talaalar y&uuml;r&uuml;tt&uuml;k. Sevgili &ouml;ğrencilerimin yazı &uuml;zerindeki değerli katkıları yadsınamaz. Bu nedenle her birine ayrı ayrı teşekk&uuml;r etmek isterim.</p> <p class="MsoNormal"><span class="fotograf-yazi">[*] Filmin ikinci serisinin &ouml;nemli karakterlerinden Wallece Corp.'un kurucusu Niander Wallece, ilk filmdeki emsal karakteri olan Dr. Tyrell'den farklı olarak replikantları birer melek olarak tanımlamaktadır. Buradan hareketle; anlatıda yasak elma metaforu kullanılarak Wallece'a g&ouml;nderme yapılmaktadır.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[**] İlk defa Jean Baudrillard tarafından kaleme alınan "Simulakrlar ve Sim&uuml;lasyon" adlı &ccedil;alışmada ge&ccedil;en sim&uuml;lakr ifadesi ; bir ger&ccedil;eklik olarak algılanmak istenen g&ouml;r&uuml;n&uuml;m anlamına gelmektedir.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[***] Blade Runner'ın ilk iki serisinde de film i&ccedil;inde sekans değişiminin yaşandığı s&ouml;ylenebilir. Bu nedenle izleyiciye ilk başta aktarılmaya &ccedil;alışılan ilk </span><strong style="font-size: 12px;">kusursuz d&uuml;zen</strong><span style="font-size: 12px;"> mesajının filmin akışı i&ccedil;inde </span><strong style="font-size: 12px;">kırılgan bir d&uuml;zene</strong><span style="font-size: 12px;"> doğru evrildiği ifade edilebilir.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[****] &Ccedil;ağlar Keyder de aynı minvalde </span><strong style="font-size: 12px;">İstanbul</strong><span style="font-size: 12px;"> i&ccedil;in </span><strong style="font-size: 12px;">b&ouml;l&uuml;nm&uuml;ş kent</strong><span style="font-size: 12px;"> (divided city) ifadesini &ouml;nermektedir. Bkz; &Ccedil;ağlar Keyder, "Arka Plan", &Ccedil;ağlar Keyder (hzl.), </span><strong style="font-size: 12px;">İstanbul: K&uuml;resel ile Yerel Arasında</strong><span style="font-size: 12px;"> i&ccedil;inde (9-40), İstanbul: Metis Yayınları, 2006, s. 36.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[*****]Aslında replikantlar tam olarak yapay zeka olarak adlandırılamazlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; replikantlar daha &ouml;nce vurgulandığı &uuml;zere kendilerini yeniden &uuml;retebilmektedirler. Replikant, i&ccedil;inde bulunulan zaman d&acirc;hilinde halen f&uuml;t&uuml;ristik bir kavramdır. Bu nedenle bağlamsallığın daha yalın bir bi&ccedil;imde kurulabilmesine y&ouml;nelik olarak yapay zek&acirc; ifadesi burada tercih edilmiştir.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[1] http://www.the-numbers.com/movie/ET-The-Extra-Terrestrial#tab=summary<br /></span><span style="font-size: 12px;">[2] http://www.the-numbers.com/movie/Blade-Runner#tab=summary<br /></span><span style="font-size: 12px;">[3] http://www.imdb.com/chart/top<br /></span><span style="font-size: 12px;">[4] http://www.imdb.com/search/title?year=1982&amp;title_type=feature&amp;<br /></span><span style="font-size: 12px;">[5] http://www.the-numbers.com/movie/Blade-Runner-2049#tab=summary<br /></span><span style="font-size: 12px;">[6] https://www.gartner.com/newsroom/id/3788963<br /></span><span style="font-size: 12px;">[7] https://www.forbes.com/companies/apple/<br /></span><span style="font-size: 12px;">[8] https://www.forbes.com/companies/samsung-electronics/<br /></span><span style="font-size: 12px;">[9] David Harvey, Postmodernliğin Durumu, Sungur Savran (&ccedil;ev.), 4. Basım, İstanbul: Metis Yayınları, 2006, s. 343.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[10] Edward W. Soja, "Six Discourses on the Postmetropolis", Sallie Williams ve John Williams (ed.), Imagining Cities: Scripts, signs, memories i&ccedil;inde (19-29), 1st Publ., London: Routledge, 1997, s. 19-20.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[11] Soja, Six Discourses on the Postmetropolis, s. 22-23.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[12] Saskia Sassen, Globalization and its Discontents, New York: The New Press, 1998, s.102.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[13] Saskia Sassen, "The Urban Complex in a World Economy", International Social Science Journal, Vol.46, No.139, February 1994, s. 56-57.<br /></span><span style="font-size: 12px;">[14] https://www.thewrap.com/blade-runner-2049-crashes-box-office-31-5-million/<br /></span><span style="font-size: 12px;">[15] Edward W. Soja, Postmetropolis: Critical Studies of Cities and Regions, 1st Publ., Oxford: Blackwell, 2000, s. 299.</span></p> Thu, 09 Nov 2017 13:40:00 +03 Doğa Sanatıyla Doğadan esinlenerek tasarlamak: Global Nomadic Art Project, Türkiye http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/doga-sanatiyla-dogadan-esinlenerek-tasarlamak--global-nomadic-art-project-turkiye/1114 Ebru Bingöl <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/ebru_bingol_res (8).jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Mimarlık ve doğa ilişkisi hayli tartışmalı bir ilişki olagelmiştir. Tarih boyunca, mimarların doğayı farklı şekillerde tanımlayarak onu bi&ccedil;imsel, işlevsel, kompozisyonel anlamda tasarımlarına girdi ya da ilham olarak kullandıkları s&ouml;ylenebilir. Ya da bir&ccedil;ok mimarın, kendi mimari d&uuml;ş&uuml;ncelerini yapılandırmak adına doğayı ara&ccedil; olarak kullandıkları iddia edilebilir. Her ne kadar doğa ve mimarlık ilişkisi yeterince tartışmalı bir konu da olsa dahi, bu yazının konusu bu değil. Bu yazıda doğa ile kurduğu ilişki a&ccedil;ısından mimari tasarıma farklı bir boyut kazandırabileceğine inandığım bir sanat dalından, doğa sanatından, bahsedeceğim.</p> <p>Bu yazıyı yazmamın sebebi, &ccedil;alışmaların bir kısmına katıldığım Global Nomadic Art Project&rsquo;in &ldquo;Doğanın İzinde&rdquo; teması ile PORTIZMIR4 &ndash; 4. Uluslararası İzmir G&uuml;ncel Sanat Trienali kapsamında, 4 Ekim-23 Ekim tarihleri arasında İzmir&rsquo;de ger&ccedil;ekleştirdiği doğa sanatı &ccedil;alışmaları oldu. Global Nomadic Art Project (GNAP), farklı &uuml;lkelerden doğa sanat&ccedil;ılarının farklı coğrafyalarda toplanarak o yer&rsquo;de ve o an&rsquo;da, doğanın, coğrafyanın, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n ve tarihin &ouml;zelliklerinden ilham alarak doğal malzemelerle, doğaya armağan ettikleri sanat eserleriyle, tıpkı <i>nomad</i>lar (g&ouml;&ccedil;ebeler) gibi iz bırakmadan yoluna devam ettikleri bir proje. İlk defa 2014 yılında toplanan grup, o yıldan beri Hindistan, G&uuml;ney Afrika, İran&rsquo;ı gezdikten sonra, 2017 yılında Bulgaristan, Romanya, Macaristan, Almanya, Fransa ve Litvanya&rsquo;da ger&ccedil;ekleştirdi. 2017 Avrupa&rsquo;nın son ayağını İzmir&rsquo;de, g&ouml;&ccedil;ebeliğin <i>(nomadlığın)</i> hakkını vererek İnciraltı, Bah&ccedil;elerarası,&nbsp; Bergama, Bornova, Kemalpaşa, Seferihisar, Tire&nbsp;ve Kapadokya&rsquo;da doğal, k&uuml;lt&uuml;rel etkileşimlerle anlık &uuml;retimler yaptı ve 23 Ekim 2017&rsquo;de &ccedil;alışma s&uuml;recinin fotoğraf, video ve objelerinin yer aldığı bir&nbsp; sergiyle sonlandırdı.</p> <p>Benim de doğanın i&ccedil;indeyken onunla keyifle oynadığım oyunlar &ccedil;eşitlendik&ccedil;e,&nbsp; &ccedil;eşitli yurt i&ccedil;i ve yurt dışı at&ouml;lyeleriyle deneyimledik&ccedil;e, mimarlık doktoram boyunca yer ve arazi &uuml;zerine yazıp &ccedil;izdik&ccedil;e GNAP, bir s&uuml;redir takip ettiğim gruplardan birisi oluvermişti. GNAP T&uuml;rkiye Toplaşmasıyla doğa sanatının mimari tasarıma olası katkıları &uuml;zerine tekrar d&uuml;ş&uuml;nme fırsatı buldum.</p> <p>Doğa sanatının doğayla kurduğu ilişki, mimarlığın doğa ile kurduğu ilişkiyle hem benzerlikler hem farklılıklar i&ccedil;eriyor. Doğa sanatı, ilhamını tamamıyle doğadan, bulunduğu araziden alan bir sanat dalı. YATOOinternational koordinat&ouml;r&uuml; Jeon Won-gil bu ilişki ile ilgili harika bir tanımlama getiriyor: &ldquo;Doğa sanatında, Sanat&ccedil;ı, doğaya sade bedeniyle gidip, duyarlı g&ouml;zler ve kulaklarla, doğa ile konuşur ve doğa, kendi i&ccedil;-doğasını a&ccedil;ığa &ccedil;ıkarıncaya kadar bekler... doğa ve sanat, a&ccedil;ık koşullarda var olur ve insanın sanat yapma arzusunun doğa tarafından itilip &ccedil;ekildiği bir denge noktasında doğa sanatı ge&ccedil;ici olarak var olur&ldquo;<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn1">[1]</a>.&nbsp; Sanat&ccedil;ı, araziye gelmeden &ouml;nce zihninde uyanmış bazı fikirleri uygulamak ya da kendi sanat tarzını o araziye uydurma &ccedil;abasından ziyade, arazi ve barındırdığı potansiyelleri keşfederek &uuml;retir. Bu noktada, doğa sanatının kendine has &ouml;zelliklerinde biri &ouml;n plana &ccedil;ıkıyor: araziye &ouml;zg&uuml; (<i>site- specific</i>) bir sanat bi&ccedil;imi olması. Bu noktada sanat objesinin yer&rsquo;le kurduğu ilişkiye kısaca bir g&ouml;z atmak faydalı olabilir. Sanat kuramcısı Robert Irwin<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn2">[2]</a>, sanat objesinin arazi ile ilişki kurma bi&ccedil;imlerini&nbsp; d&ouml;rt farklı şekilde sınıflandırmakta: (1) <i>araziye baskın</i> (<i>Site dominant) </i>sanat objesi kendi i&ccedil;eriğine odaklanır; (2)<i> araziye uyarlanmış (Site adjusted), </i>sanat objesi yapılır ve araziye uyarlanır; (3)<i> Araziye &ouml;zg&uuml; (Site specific) </i>obje bir ya da birka&ccedil; &ouml;zelliğiyle araziye entegre olur; (4)<i> Araziyi koşullandıran (Site&nbsp; conditioned/determined), </i>arazinin &ccedil;eşitli y&ouml;nleri sistemik a&ccedil;ıdan, objelerle ilişkiler a&ccedil;ısından okunur<i>.</i>&nbsp; Doğa sanatı, bu ilişki bi&ccedil;imlerinden araziye entegre olma yolunu tercih eder. Bunun sebebi de doğa sanatının ve arazi sanatının ortaya &ccedil;ıkışı ile ilişkili. Sanat objesinin bulunduğu alan ile kurduğu ilişkisini sorgulayan, arazi sanatı (<i>land art</i>), 1970&rsquo;lerde yer&rsquo;in birbirinden farklılaşmasını g&ouml;z ardı eden modern sanata tepki olarak&nbsp;&nbsp; doğmuştur. Bu akımın sanat&ccedil;ıları, &ldquo;&ouml;l&ccedil;ek, topoğrafya, toprağın durumu, rengin ve ışığın ge&ccedil;iciliği gibi arazinin bir ya da birka&ccedil; spesifik &ouml;zelliğine odaklanarak&rdquo;<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn3">[3]</a>, sanat objesinin arazi ile nasıl ilişki kurabileceğini araştırmaktaydılar. Doğa Sanatı ise, 1981 yılında Kore Doğa Sanat&ccedil;ıları Derneği (YATOO)&rsquo;nin kurulmasıyla kurumsallaşmış, daha &ccedil;ok doğaya y&ouml;nelmiş, her yer&rsquo;in kendine &ouml;zg&uuml; doğasını keşfetmeye ve doğayla &uuml;retmeye odaklanmıştır. Mimarlıkta ilk akla gelen &ouml;rneklerden biri olarak Frank Lloyd Wright&rsquo;in Şelale Evi (<i>Fallingwater</i>) de i&ccedil;inde bulunduğu arazideki kayalar ve onların formlarından etkilenerek tasarladığına g&ouml;re araziye &ouml;zg&uuml; bir yapı olduğu s&ouml;ylenebilir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%286%29.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Lloyd Wright, Şelale Evi (<i>Fallingwater). </i>Fotoğraf: <a target="_blank" href="http://flightsandfrustration.com/visting-the-frank-lloyd-wright-falling-water-house/">http://flightsandfrustration.com/visting-the-frank-lloyd-wright-falling-water-house/</a></span></p> <p>Doğa sanatının mimari tasarıma ilham olabilecek y&ouml;nlerinden biri de araziyle ilişkili keşif ve spontanlık. Her arazi, her doğa farklı bir karakter, farklı bir malzeme sunuyorsa,&nbsp; doğa sanatında nasıl bir sanat objesi yapacağınızı &ouml;nceden tasarlayamazsınız. GNAP koordinat&ouml;r&uuml; Eung-Woo Ri&rsquo;nin s&ouml;ylediği gibi, &ldquo;bu, spontan bir deneyimdir. Her an eşsiz ve ne yaratacağınızı bilmediğiniz s&uuml;rprizler&nbsp; &ccedil;ıkarır karşınıza&rdquo;. &Ouml;nceden kurgu ya da plan yapılamaz. Bu noktada, yine doğal ve yerel malzemlerle tasarım yapan ekolojik mimarlık yada vernek&uuml;ler mimarlık &ouml;rnekleriyle arasında ciddi bir fark var. Ekolojik mimarlıkta yapıyı yapacağınız coğrafyaya g&ouml;re malzemenizi &ouml;nceden belirlersiniz, planlarınızı &ccedil;izer, ne kadar hangi malzemeden kullanacağınıza, yapının sonu&ccedil;ta neye benzeyeceğine, inşaatın ka&ccedil; g&uuml;nde tamamlanacağına &nbsp;dair programınızı yaparsınız. Ya da bir sanat eserini oluşturmaya başladığınızda aklınızda ya bir fikir, ya bir form ya da &ccedil;alışacağınız malzemeye dair bir fikriniz olabilir. Ancak doğa sanatında s&uuml;re&ccedil; araziyle, doğayla ilk y&uuml;zleşme ile başlar. Araziye gidildiği andan itibaren deneyimsel bir araştırma başlar. arazide bulunan malzemeler araştırılır, malzemenin &ouml;zellikleri keşfedilir ve bu &ouml;zelliklerin ortaya &ccedil;ıkarabileceği tasarım potansiyelleri araştırılır. Dolayısıyla, tasarım fikri de spontandır. &Ouml;nceden belirlenen fikirler adapte edilemez. Doğada g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z bir obje, bir bi&ccedil;im, bir canlı bir anda ilhamınız olur ve onunla birlikte bir tasarım ortaya &ccedil;ıkar. Bir re&ccedil;ine g&ouml;r&uuml;rs&uuml;n&uuml;z ve bir anda etrafınızda g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z yaprakları re&ccedil;ineyle birbirlerine yapıştırarak bir form elde ederken buluverirsiniz kendinizi. &nbsp;GNAP T&uuml;rkiye&rsquo;ye katılan sanat&ccedil;ılar da, İzmir Bah&ccedil;elerarası&rsquo;nda eserlerini &uuml;retirken arazideki mandalinalar, narlar, ağa&ccedil; dalları, kuru yapraklar, kargılar bir anda farklı bir dile b&uuml;r&uuml;nm&uuml;şlerdi. Arazi, mandalina bah&ccedil;eleri, nar ağa&ccedil;ları, y&uuml;ksek kargı k&uuml;meleri, &ccedil;eşit &ccedil;eşit ağa&ccedil;ları ve hayvanları ile hayli &ccedil;eşitli malzeme olanağı sunmaktaydı.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/02/bahceler_aras%C4%B1_sanat00.jpg.jpeg" border="0" />&nbsp;&nbsp;<img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bahceler_arasi_3_res.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/02/bahceler_aras%C4%B1_sanat1.jpg.jpeg" />&nbsp;&nbsp;<img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/02/bahceler_aras%C4%B1_sanat2.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Bah&ccedil;elerarası&rsquo;ndaki sanat&ccedil;ı &uuml;retimlerinden. 2. Fotoğraf: Ahunur &Ouml;zkarahan.</span></p> <p>Doğa sanatının, doğayla kurduğu ilişkide en temel farklılıklarından bir diğeri ise, s&uuml;rece odaklanması ve tasarım objesinin doğadaki herşey gibi ge&ccedil;ici olduğunu kabul etmesi. Doğa sanatı, eseri sabit g&ouml;rmez. &ldquo;Eser, kendi kendine tamamlanmış olsa da bir tohum gibi b&uuml;y&uuml;meye, evrilmeye, ve d&ouml;n&uuml;şmeye a&ccedil;ıktır&rdquo; <a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn4">[4]</a>. Hatta &uuml;retildikten sonra bile doğa sanatıyla &uuml;retilen obje doğadan koparılmaz, yeniden doğaya d&ouml;ner. Bu konuda en sevdiğim benzetme şu: &ldquo;Doğa sanatı hareket eden bir trenin spesifik bir noktasını işaretlemek gibidir. Treni durdurmadan noktayı işaretlemek i&ccedil;in trenle birlikte hareket etmelisiniz&rdquo;<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn5">[5]</a>. Trenle birlikte hareket etme eylemini GNAP sanat&ccedil;ılarının bir&ccedil;oğunda g&ouml;zlemledim. Yerde, yerinde &uuml;retilen objeler her an r&uuml;zgarla u&ccedil;abilecek yapraklar, her an bir hayvan tarafından yenilebilecek otlar (keza Sevgi Avcı&rsquo;nın bir eserinin başına gelmişti), &ccedil;&uuml;r&uuml;yecek meyveler ya da dikkatsiz bir insan tarafından yıkılabilecek yapılardı. Birka&ccedil; g&uuml;n sonra bu eserleri fotoğraflama şansım olsaydı ilk g&uuml;nlerinkinden &ccedil;ok daha farklı g&ouml;z&uuml;kecekleri kesindi. Sanat&ccedil;ılardan Onur Fındık&lsquo;ın kerpi&ccedil;ten yaptığı eserlerde &ouml;zellikle g&ouml;zlemlenen bir tavırdır bu. Onur daha &ouml;nce &ccedil;alıştığı ve eğitim aldığı 9 Eyl&uuml;l &Uuml;niversitesi&rsquo;nin bah&ccedil;esinde kil ve samanı karıştırak ede ettiği kerpi&ccedil;ten eserler yapmış, ancak bir kısmı zamanla daha &ccedil;ok sağlamlaşırken bir kısmı da zaman i&ccedil;inde yıkılmışlar. Fakat yıkılan eserin kerpi&ccedil; tuğlaları başka bir eserin yapımında kullanılmış, yaşamaya devam etmiş. Mimarlık alanında, s&uuml;rekli olarak durağanlık ve statik o kadar &ouml;nemli ki bunun alternatifi d&uuml;ş&uuml;nmek bile &ccedil;er&ccedil;eve dışı. Mimarlığın objesi kalmak i&ccedil;in yapılır, durağan olmak &uuml;zere inşa edilir. Oysa ki doğanın yapıya etkilerini ge&ccedil;tim, &uuml;lkemizde kentsel tasarım diye bir yıkma-yapma eylemi var; onu bile g&ouml;rmezden geliyoruz. Tasarımda sonu&ccedil; odaklı yaklaşımlar yerine, doğa sanatındaki gibi s&uuml;recin kendisinin tasarımın kendisi olduğu bir kurgu, yeni tasarım anlayışlarına kataliz&ouml;r olabilecek gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%2811%29.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%2810%29.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Sevgi Avcı&rsquo;nın ertesi g&uuml;n bir kısmı yenilen eseri (ilk resim). 2. Fotoğraf: Patika Art Group</span></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%287%29.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/onur_f%C4%B1nd%C4%B1k2.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Onur fındık&rsquo;ın Kuşcenneti&rsquo;nde arazideki kilden yaptığı eser. Fotoğraflar: Rıdvan İnce</span></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%285%29.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Eung-Woo Ri&rsquo;nin Kapadokya&rsquo;daki performatif &ccedil;alışması. Fotoğraf: Patika Art Group</span></p> <p>Sanat&ccedil;ıyı doğanın arkasına koyan doğa sanatı m&uuml;tevazi bir tavır da takınmakta. Doğa sanatıyla ilgilli olarak G&uuml;ney Afrika&rsquo;daki GNAP buluşmasının &ccedil;ağrı metninde &nbsp;doğa sanatının &ldquo;gelişim adına geliştirilmiş şiddet ara&ccedil;ları yerine, sanat&ccedil;ıları, doğayla kurulabilecek şiddetsiz iletişim y&ouml;ntemlerini, doğa ve insanlık arasında barış dolu bir ilişkinin nasıl yeniden kurulabileceğini araştırmaya y&ouml;nlendirdiğini&rdquo;<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn6">[6]</a> iddia etmekte.&nbsp; &Ouml;zellikle GNAP T&uuml;rkiye sanat&ccedil;ılarından <a href="https://www.facebook.com/pauldonkerduyvis">Paul Donker Duyvis</a>&lsquo;in &ldquo;Generation Generous&rdquo; isimli performansları bu konuya vurgu yapıyordu<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn7">[7]</a>.&nbsp; GNAP T&uuml;rkiye&rsquo;de &ccedil;oğu sanat&ccedil;ı kendi bedenini eserle entegre etmekteydi. Bunun arkasında yatan d&uuml;ş&uuml;nce, insan ve doğa arasında bir ayrım yapmamaktı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, sanat&ccedil;ı, egosunu arka plana atıp &ldquo;doğayı ortaya koyacak minimal aktiviteleri ger&ccedil;ekleştirmekteydi&rdquo;<a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftn8">[8]</a>. Ancak, doğa sanatında da doğaya bir m&uuml;dahalede bulunmakta. Belki de bu noktada m&uuml;daheleyi kabul edip, doğanın kendi dinamiklerini anlamak, tasarım ve doğa arasındaki &ccedil;izginin farkına varmak ve tasarımın doğayı ne &ouml;l&ccedil;&uuml;de ara&ccedil;sallaştırdığını anlamak yeterli. T&uuml;m bu deneyimler bana mimarlık adına şunları sorduruyor: acaba mimarlık disiplinin, yapma-inşa etme konusundaki mesleki vizyonu ve mimarlık objesinin sabit kalma-durağanlık&nbsp; gereklilliğini aşması m&uuml;mk&uuml;n olabilir mi? &nbsp;Kısaca mimarlık kendini yıkıp yeniden &uuml;retebilir mi?</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%288%29.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ebru_bingol/01/ebru_bingol_res%20%289%29.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Karen Macher Nesta ve <a href="https://www.facebook.com/pauldonkerduyvis">Paul Donker Duyvis</a>&lsquo;in beden-doğa performansları. 1. Fotoğraf: Patika Art Group, 2. Fotoğraf: Ahunur &Ouml;zkarahan<b>&nbsp;</b></span></p> <div data-wd-pending=""> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref1">[1]</a> Jeon Won-gil, &ldquo;Between Nature and Art&rdquo;, International Nature Art Seminar 2015, <a target="_blank" href="http://yatooi.com/57789">http://yatooi.com/57789</a>.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref2">[2]</a> Robert Irwin, 1985. &ldquo;Being and Circumstance: Notes Towards Confidential Art&rdquo;, i&ccedil;inde <i>Kristine Stiles ve Peter Selz (ed), Theories and Documents of Contemporaray Art: a sourcebook of artists writings, </i>(Berkeley: University of California Press).</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref3">[3]</a> Anita Berrizbeitia, ''Re-placing Process,'' in <i>Large Parks</i>, ed. Julia Czerniak and George Hargreaves, (New York: Princeton Architectural Press, 2007): 175-197.&nbsp;</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref4">[4]</a> Jeon Won-gil, &ldquo;Between Nature and Art&rdquo;, International Nature Art Seminar 2015, <a target="_blank" href="http://yatooi.com/57789">http://yatooi.com/57789</a>.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref5">[5]</a> Jeon Won-gil, &ldquo;Between Nature and Art&rdquo;, International Nature Art Seminar 2015, <a target="_blank" href="http://yatooi.com/57789">http://yatooi.com/57789</a>.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref6">[6]</a> <a target="_blank" href="https://www.facebook.com/events/1056691374384215/">https://www.facebook.com/events/1056691374384215/</a></p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref7">[7]</a> Paul Donker Duyvis&rsquo;in Generation Generous isimli Kapadokya&rsquo;daki performansı i&ccedil;in bakınız. <a target="_blank" href="https://www.youtube.com/watch?v=h3ZUJoheYyA&amp;feature=youtu.be">https://www.youtube.com/watch?v=h3ZUJoheYyA&amp;feature=youtu.be</a></p> </div> <div data-wd-pending=""> <p><a href="file:///C:/Users/burcubilgic/Downloads/g%C3%B6r%C3%BC%C5%9F/ebru_bing%C3%B6l/Do%C4%9Fa%20Sanat%C4%B1yla%20Do%C4%9Fadan%20esinlenerek%20tasarlamak_2.docx#_ftnref8">[8]</a> Jeon Won-gil, &ldquo;Between Nature and Art&rdquo;, International Nature Art Seminar 2015, <a target="_blank" href="http://yatooi.com/57789">http://yatooi.com/57789</a></p> </div> </div> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""></div> </div> Wed, 08 Nov 2017 12:20:00 +03 Son Dönem Konya Camilerinde Biçimsel Arayışın Analizi http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/1115 Süheyla Büyükşahin Sıramkaya <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/kapak_sondopnemcami.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p align="center" style="text-align: left;"><strong><em>Prof. Dr. Dicle Aydın ve Yrd. Do&ccedil;. Dr. S&uuml;heyla B&uuml;y&uuml;kşahin Sıramkaya tarafından kaleme alınan aşağıdaki &ccedil;alışma 18-20 Kasım 2016 tarihlerinde Giresun &Uuml;niversitesi tarafından d&uuml;zenlenen Cami Mimarisinde Yeni Arayışlar Uluslararası Sempozyumunda, &ldquo;Cami Mimarisinde Yeni Arayışlar, Son D&ouml;nem Konya Camilerinin Analizi&rdquo; başlığıyla sunulmuştur. &Ccedil;alışma, genişletilmiş i&ccedil;erik ile yeniden hazırlanmış ve T&uuml;rk-İslam Medeniyeti Akademik Araştırmalar Dergisi&rsquo;nde 2017 yılında 12'inci cildinin, 24'&uuml;nc&uuml; sayısında basılmıştır.</em></strong></p> <ol> </ol> <p>İslam d&uuml;nyasının ibadet mek&acirc;nlarından olan camiler, M&uuml;sl&uuml;manların cemaat olarak bir araya geldikleri, namaz ibadetini ger&ccedil;ekleştirdikleri bina tiplerinden biridir. Cami kelimesi &ldquo;bir araya getirme, yığma, toplama&rdquo;, &ldquo;topluluk, kalabalık, yığın&rdquo; anlamına gelen &ldquo;cem&rdquo; kelimesinden t&uuml;remiştir. Arap&ccedil;a&rsquo;da &ldquo;secde edilen yer&rdquo; anlamına gelen &ldquo;mescit&rdquo; kelimesi namaz ibadetinin yapıldığı mek&acirc;nı tanımlamaktadır. Mescit, s&uuml;cud (secde) k&ouml;k&uuml;nden t&uuml;retilmiş olarak ibadetin bireyselliğine vurgu yapmakta ve mek&acirc;nsızlaşmayı &ouml;ne &ccedil;ıkarmaktadır. Cami ise saf tutma ve toplu olarak namaz kılma eylemine dayalı olarak bir mek&acirc;nı var etmektedir. Bireysel bir ibadetin cemaatle yapılması ile değerinin artması, insanın manevi yolculuğunda mek&acirc;nın aracı olması, camileri mek&acirc;n olarak farklı kılmaktadır. Uhrevi olma, huşu ve feyiz gibi kavramlar bireylerin i&ccedil; d&uuml;nyasında olan soyut i&ccedil;erikler olsa da mek&acirc;nın bu duyguları g&uuml;&ccedil;lendiren etkisi de bir&ccedil;ok camide deneyimlenebilmektedir. Camilerin/mescitlerin mimari anlamda namaz kılınan alana ek olarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki bilindik bileşenleri; şadırvan, minare ve minber, mek&acirc;na ve gereksinime dayalı olarak, zamanla oluşmuş unsurlardır.</p> <p>Mimari &uuml;r&uuml;n&uuml;n oluşmasında farklı toplumların k&uuml;lt&uuml;rel, coğrafi, ekonomik, siyasi vb. unsurları etkili olmuş, her yerleşimde toplumların kendi karakterini yansıtan ve kimlik oluşturan mimari bi&ccedil;imler ortaya &ccedil;ıkmıştır. Dini mimaride de gereksinimlerin ve inanış k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n sonucunda farklı tipolojiler ve simgesel &ouml;geler, d&ouml;nemin inşa şartları ve ekonomik yapısı ile şekillenerek farklılık g&ouml;stermiştir. &Ouml;nceleri gereksinim &uuml;zerine ortaya &ccedil;ıkan unsurlar (minber, minare gibi) zamanla ibadet mek&acirc;nının simgesel unsuruna d&ouml;n&uuml;şm&uuml;ş, farklı coğrafyalarda yapı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n ve k&uuml;lt&uuml;rleşmenin de etkisiyle farklı bi&ccedil;imsel nitelikler kazanmıştır. Cami mimarisinin T&uuml;rkiye&rsquo;deki gelişimi incelendiğinde ise Mimar Sinan&rsquo;ın 16'ıncı y&uuml;zyılda da en y&uuml;ksek seviyeye ulaştırdığı tek ve yarım kubbeli kare planlı cami &ouml;rneklerinin bir tipoloji oluşturduğu, tekrarlarının/benzerlerinin &ouml;yk&uuml;n&uuml;lerek yaygın bir şekilde yapılageldiği g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bu durum mimarlık alanında son yıllarda tartışmalara neden olmuştur.</p> <p>Bu &ccedil;alışmada, &ouml;yk&uuml;n&uuml;lerek tekrar edilen uygulamalardan farklı olarak, mimari a&ccedil;ıdan bir arayışı olan cami &ouml;rnekleri Konya kent merkezinden &ouml;rneklenmiş, iyi-k&ouml;t&uuml;/olumlu-olumsuz değerlendirilmesine girilmeden mek&acirc;nsal ve bi&ccedil;imsel okumaları yapılmıştır. Se&ccedil;ilen camiler plan, cephe, mek&acirc;n organizasyonu, mimari unsurların niteliği başlıklarında teknik &ccedil;izimler ve g&ouml;rsellerle desteklenerek analiz edilmiştir. Plan kurgusundaki farklılıklar, bina kabuğunun bi&ccedil;imlenmesi, i&ccedil;/dış mek&acirc;nsal etki, cephedeki arayışlar, doluluk ve boşluklar, i&ccedil; mek&acirc;nda detaylar (mihrap, minber), minarenin bi&ccedil;imlenmesi, şadırvan/cami ilişkisi, dış mek&acirc;n d&uuml;zenlemesi gibi mimari unsurların &ouml;zellikleri tanımlanmaya &ccedil;alışılmıştır. &Ccedil;alışma, Konya kent merkezinde cami mimarisine farklı yorum getiren mimari &ouml;rneklerin paylaşılması ve sonraki uygulamalar i&ccedil;in fikir vermesi amacıyla ger&ccedil;ekleştirilmiştir.</p> <h3>M&uuml;sl&uuml;manlıkta İbadet Mek&acirc;nlarının Gelişimi</h3> <ol> </ol> <p>Modern bağlamda daha anlamlı bir cami mimarisini geliştirebilmek i&ccedil;in caminin birincil kavramlarının ve ebedi amacının tanımlanması gerekmektedir. Bu tanımlamayı İslam dininin temel kaynaklarını tekrar yorumlayarak yapmak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. İki &ouml;rneği Kur&rsquo;an ve hadis olan bu kaynaklar yalnızca caminin doğuşuyla ilgili tarihi bilgi i&ccedil;ermekle kalmaz ayrıca M&uuml;sl&uuml;manların bireysel ve toplumsal yaşamlarının cami ile ilişkili olan y&ouml;nlerinin ve rit&uuml;ellerinin derin anlamlarını da ortaya koyar (Rasdi, 2014). Cami mimarisinin ortaya &ccedil;ıkışında &ouml;nemli olan namaz ibadetinin İslam dinindeki yeri ve değeri, zihinsel ve inanca y&ouml;nelik olarak &ouml;nemlidir. İslam dininde Allah&rsquo;a yaklaşmanın en &ouml;nemli yolu, ona y&uuml;kselmenin basamağı ve bu bakımdan en &ouml;nemli ibadet, &ldquo;<i>Beni hatırlamak/anmak i&ccedil;in namaz kıl</i>&rdquo; (Taha 20/14) ayetinde belirtildiği gibi namazdır. Bu &ouml;zelliğinden dolayı namaz İslam&rsquo;da diğer b&uuml;t&uuml;n ibadetlerin &ouml;z&uuml; ve &ouml;zeti sayılmıştır. Nitekim Hz. Muhammed<sup>(SAV)</sup> de bir hadisinde &ldquo;<i>Namaz dinin direğidir</i>&rdquo; buyurmuş, secdeyi de kulun Allah'a en yakın olduğu hal olarak nitelendirmiştir (Karaman ve ark. 1998). &ldquo;<i>Sana vahiy edilen kitabı oku ve namaz kıl; &ccedil;&uuml;nk&uuml; namaz &ccedil;irkin ve k&ouml;t&uuml; islerden alıkoyar</i>&rdquo; (Ankebut 29/45) ayetinde ve bir&ccedil;ok hadiste de &ouml;neminden bahsedilen namaz ibadeti i&ccedil;in gerekli bedensel hazırlıklar sonrasında temiz bir yer, y&ouml;nlenme ve niyet &ouml;nemli ve gerekli olsa da ibadetin ger&ccedil;ekleştirildiği mek&acirc;n, ibadetin manevi havasını, i&ccedil;sel yolculuğu, feyzi derinleştiren uhrevi ortamı oluşturmada aracı bir rol &uuml;stlenebilmektedir. Bununla birlikte Kuran-ı Kerim&rsquo;de ya da hadislerde camilere ilişkin belirli bir tipolojiden ve bi&ccedil;imlenmeden bahsedilmemiştir. İslam&rsquo;ın temel prensip ve d&uuml;sturları arasında ibadet yeri ile ilgili &ouml;zel bi&ccedil;imsel emir, talimat, hatta ima bulunmadığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bu y&uuml;zden, bug&uuml;n cami ile adeta &ouml;zdeşleştirilmiş bulunan bi&ccedil;imsel ve tektonik &ouml;zellikler dini değil k&uuml;lt&uuml;rel &uuml;r&uuml;nlerdir (Cebeci, 2012; &Ccedil;elik, 2013).</p> <p>Namaz kılmak i&ccedil;in yapılan ilk mescit Medine yakınlarındaki Kuba&rsquo;da inşa edilmiştir. Efendimiz&rsquo;in <sup>(SAV)</sup> Hz. Ebubekir <sup>(RA)</sup> ile birlikte ger&ccedil;ekleştirdiği hicret yolunda Medine&rsquo;ye varmadan &ouml;nce son durağı Kuba olmuştur (Uğurluel, 2015). Hicret sırasında Peygamber Efendimiz Kuba mescidi i&ccedil;in ilk d&uuml;zenlemeleri yaptıktan ve tamamlama işini Kuba halkına bıraktıktan sonra Medine&rsquo;ye ge&ccedil;miştir. Medine&rsquo;de mescit olmadığından beş vakit namaz nerede bulunulursa orada kılınmış, koyun ağıllarında bile namaz eda edilmiştir. Tahir&rsquo;&uuml;l Mevlevi&rsquo;nin (Olgun) &ldquo;M&uuml;sl&uuml;manlıkta İbadet Tarihi&rdquo; (1963) adlı eserinde Medine&rsquo;de inşa edilen ilk mescit yani Mescid-i Nebevi hakkında bilgilere ulaşılırken, cami mimarisinin bug&uuml;nk&uuml; bileşenlerinin de gereksinimler doğrultusunda nasıl ortaya &ccedil;ıktığı sorusunun cevapları da bulunmuş olmaktadır. Efendimiz&rsquo;in evinin yakınında bulunan ve hurma kurutulan bir alanın satın alınarak cemaatle namaz kılınacak bir mescide d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesi, zemini toprak olan bu alanın yağmur sonrası &ccedil;amur olması sebebiyle Hz. &Ouml;mer tarafından zemine hasır serilmesi, hava karardığında hurma yaprakları ve dalları yakılarak ya da ay ve yıldızların ışığıyla aydınlatılan mescidin sonradan Şam&rsquo;dan getirilen kandillerle aydınlatılması, ilk mescidin nasıl kullanıldığına ve zamanla nasıl değiştiğine dair bilgileri sunmaktadır (Olgun, 1963).</p> <p>M&uuml;sl&uuml;manların sayısının artması Peygamber Efendimizin<sup>(SAV)</sup> cemaat tarafından g&ouml;r&uuml;lmesinde zorluklar oluşturması sebebiyle Mescidi Nebevi de &uuml;&ccedil; basamaklı bir d&uuml;zenek (minberin) oluşturularak &ccedil;&ouml;z&uuml;m &uuml;retilmiştir. Namaz vakitlerinin M&uuml;sl&uuml;manlara duyurulması, Abdullah B. Zeyd-il Ensari&rsquo;nin g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; r&uuml;ya &uuml;zere y&uuml;ksek bir yerden ezanın okunmasıyla başlamıştır&nbsp;<sup>[1]</sup>. Ezanların mahalli tilaveti olan minare ilk defa hicri 58 (miladi 678) tarihinde ve Muaviye tarafından Mısır Valisi bulunan Mesleme B. Muhalled-il Ensari zamanında Amr B. el As Camiine ilaveten inşa edilmiştir (Tahir&rsquo;&uuml;l Mevlevi Olgun, 1963). Mescid-i Nebevi&rsquo;de y&ouml;nlenmeyi g&ouml;stermek &uuml;zere konulan taş ve bu taşa paralel olarak hurma ağa&ccedil;larından namaz sırasında, İslam ibadetine uygun olarak saf d&uuml;zenine g&ouml;re enine dikd&ouml;rtgen bir g&ouml;lgelik inşa edilmiştir&nbsp;<sup>[2]</sup>. Y&ouml;nelmeyi destekleyen bu bi&ccedil;imsel tutum Emeviler&rsquo;in inşa ettiği ilk anıtsal camide mihrap nişine d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r (Salimi, 2013).</p> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;z cami mimarisinin vazge&ccedil;ilmez unsurlarından olan minber ve y&uuml;ksek bir yerden ezan okunması, M&uuml;sl&uuml;man sayısının artması ile oluşan gereksinimler sonucunda ortaya &ccedil;ıkmıştır. &Ccedil;am (1996), mezhep anlayışlarının cami mimarisini etkilediğini Emevi ve Abbasi d&ouml;nemlerine tarihlendirerek belirtmiştir. X&rsquo;uncu y&uuml;zyıl ortalarına kadar bir şehirde yalnızca bir tek camide cuma namazının kılınabileceği hakkındaki Şafi fıkhı anlayışı sebebiyle camiler şehirdeki b&uuml;t&uuml;n cemaati alacak &ouml;l&ccedil;&uuml;de b&uuml;y&uuml;k yapılmıştır. Mesela Samarra Ulu Camii (&ouml;l&ccedil;&uuml;leri 156x240m) ve Kurtuba Ulu Camii (&ouml;l&ccedil;&uuml;leri 178x125 m) binlerce hatta on binlerce insanın Cuma namazlarını kıldığı b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli camilerdir. X&rsquo;uncu y&uuml;zyıl ortalarından itibaren Hanefiler&rsquo;in &ldquo;bir şehirde birden fazla camide Cuma namazı kılınabileceğine&rdquo; dair g&ouml;r&uuml;şlerinin yaygınlaşmasıyla camilerin sayısı artmaya ve bunun sonucu olarak da boyutları k&uuml;&ccedil;&uuml;lmeye başlamıştır. Hanefi mezhebi sayesinde yaygınlık kazanan bu anlayış cami mimarisinde &ccedil;eşitliliğe ve yeni arayışlara imk&acirc;n vermiştir (&Ccedil;am, 1996). D&uuml;z toprak dam olan b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli camilerin boyutlarının k&uuml;&ccedil;&uuml;lmesi &uuml;st &ouml;rt&uuml;deki arayışları da değiştirmiş,&nbsp; y&ouml;nelmenin anlamını g&uuml;&ccedil;lendiren kubbe daha farklı boyutlarda ve bi&ccedil;imlerde karşımıza &ccedil;ıkmıştır. &nbsp;Kubbe, &Ouml;zel&rsquo;e (2012) g&ouml;re mihrabın mimari anlamlarını kuvvetlendiren, zamanla da ondan bağımsızlaşarak mek&acirc;n kurucu elaman haline d&ouml;n&uuml;şen bir mimari &ouml;ğedir. Kubbe, Osmanlı İmparatorluğu d&ouml;neminde Mimar Sinan Camileri ile doruğa ulaşmıştır. Mimar Sinan &ouml;nemli bir &ouml;rt&uuml; elemanı olarak kubbeyi ele almış, alt mek&acirc;n ve kubbe &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml; geliştirerek, tek kubbe altında mek&acirc;n birliğini sağlamayı mimarlık idealinin finali olarak g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r (Saat&ccedil;i, 2012). Kuban (2012) kubbe ve minare elemanlarına vurgu yaparak, bu unsurların İslam mimarisine sonradan getirildiğini belirtmiştir. Bi&ccedil;ime dayalı abidevi olma kaygısı &uuml;zerinden Cansever&rsquo;in g&ouml;r&uuml;şlerini aktaran S&ouml;zeri (2012) Batı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n etkisiyle Osmanlı ve İslam eserlerini etkisine alan &ldquo;abidevilik&rdquo; fikrine İslam inancında farklı bir bakış a&ccedil;ısı yaratıldığını vurgulamıştır. İslami d&uuml;ş&uuml;nce, &uuml;r&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; değil hakikatin b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; &uuml;zerinden abideviliği tanımlamaktadır (S&ouml;zeri, 2012).</p> <p>K&uuml;lt&uuml;rel bir pratik olan mimarlık &uuml;zerinden g&uuml;n&uuml;m&uuml;z cami mimarisi kimlik ve nitelik a&ccedil;ısından değerlendirildiğinde farklı bi&ccedil;imsel yorumlar arandığı, &ouml;yk&uuml;n&uuml;lerek beğenilenin tekrarlarının yapıldığı ve bu tutumun bir zorunluluk olarak algılandığı s&ouml;ylenebilmektedir. Tasarım &uuml;r&uuml;n&uuml; olan bu &ouml;rnekler &uuml;zerine tartışmalar hemen her d&ouml;nemde mimarlık alanının konusu olmuş, tasarımların nitelikleri, zaman, mek&acirc;n, beğeni kavramlarıyla ele alınmıştır. &Ouml;kten (2012) mimarlık eylemini, medeniyet tasavvurunun mek&acirc;na yansıması, dış d&uuml;nyada bulunan malzeme ile &uuml;&ccedil; boyutlu hale getirilmesi olarak tanımlamıştır. Hiyerarşik bir yapıya sahip olan medeniyet tasavvuru ise toplumsal olarak uzlaşılmış genel değerleri kapsamaktadır. Değerler sistemi insan varlığının zihinsel ve inanca ait b&ouml;lgelerinde yer almaktadır. Dolayısıyla mimari &uuml;r&uuml;n&uuml;n bi&ccedil;imlendirilmesinin ardında &Ouml;kten&rsquo;e g&ouml;re bir değer veya değerler manzumesi bulunmaktadır. <i>&ldquo;Bir başka ifade tarzıyla mimari, medeniyet tasavvurunun mek&acirc;na yansıması, dış d&uuml;nyada bulunan malzeme ile &uuml;&ccedil; boyutlu hale getirilmesidir&rdquo;. </i>&Ouml;kten (2012) mimari uygulama a&ccedil;ısından tasarımcının benimsediği &uuml;slup kavramının, uygulanarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;r hale gelen ve diğer alanlarla birlikte toplumsal bir gelişimin i&ccedil;inden geldiğini vurgulamış, &uuml;slubun oluşmasında da yeni bir medeniyet tasavvuru ya da yorumu olduğunu belirtmiştir. B&ouml;yle bir durum s&ouml;z konusu değilse ortaya &ccedil;ıkan yeni gereksinimleri karşılamak i&ccedil;in; i. tekrar, ii. taklit yolu benimsenmiştir. Tekrarda medeniyet tasavvurundan ge&ccedil;miş d&ouml;neme ait &ouml;zg&uuml;n bir uygulama alınarak daha sonraki bir zaman diliminde ve farklı toplumsal şartlarda yeniden hayata ge&ccedil;irilmiştir. Taklitte ise yabancı ve farklı bir topumun &ouml;zg&uuml;n bir uygulaması alınarak başka bir toplum i&ccedil;inde hayata ge&ccedil;irilmektedir. Burada &uuml;r&uuml;n&uuml;n k&ouml;k&uuml; yabancı bir medeniyet tasavvuruna aittir (&Ouml;kten, 2012).</p> <p>Cami mimarisi uygulamalarına &uuml;slup penceresinden bakıldığında Anadolu&rsquo;nun bir&ccedil;ok kentindeki &ouml;rneklerin Osmanlı Cami mimarisi &uuml;sluplarının tekrarı olduğu ya da benzetme &ccedil;abasıyla tasarlandığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Bununla birlikte farklı bi&ccedil;imsel yorumların tasarımcılar tarafından arandığı uygulamaların varlığı da bilinmektedir.</p> <h3>Konya&rsquo;da Cami Mimarisi</h3> <ol> </ol> <p>Sel&ccedil;uklu başkenti Konya&rsquo;da &ouml;zellikle Sel&ccedil;uklu, Karamanoğulları ve Osmanlı d&ouml;nemlerinden bug&uuml;ne ulaşan ve halen kullanılan camiler bulunmaktadır. İl&ccedil;elerde bulunan tarihi camiler dışında Konya kent merkezinde bulunan en &ouml;nemli camiler; 1221 yılında ibadete a&ccedil;ılan Al&acirc;eddin Camii, Osmanlı d&ouml;nemi camilerinden Şerafettin Camii, 1201 yılında yaptırılan İplik&ccedil;i Camii, 16'ıncı y&uuml;zyılın ikinci yarısında inşa edilen Selimiye Camii, 17'inci y&uuml;zyıl Osmanlı d&ouml;nemine ait olan Kapu Camii ve 17'inci y&uuml;zyılın ikinci yarısında yaptırılan Aziziye Camii&rsquo;dir.</p> <p>Alaeddin Camii, Konya&rsquo;nın en b&uuml;y&uuml;k ve en eski camii olup, Anadolu Sel&ccedil;ukluları d&ouml;neminde Alaeddin Tepesi &uuml;zerinde inşa edilmiştir (Tapur, 2009). Doğu batı doğrultusunda uzanan dikd&ouml;rtgen bir plan şemasına sahip olan caminin kuzey cephesinde geniş bir avlusu bulunmaktadır. Camiye doğu y&ouml;n&uuml;ndeki c&uuml;mle kapısından girilmekte, caminin k&uuml;fe planlı olarak tanımlanan bu b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde Bizans ve daha &ouml;nceki klasik devirlere ait s&uuml;tunlar bulunmaktadır. Al&acirc;eddin Keykubat tarafından tamamlanan ikinci kısmın planı ise mihrap &ouml;n&uuml; kubbesi ve yanlarındaki sahınlarından oluşmuştur. Bug&uuml;n var olan minaresi Osmanlı d&ouml;nemine aittir ve tek şerefelidir (Anonim, 2010).</p> <p>Şerafettin Camii&rsquo;nin ne zaman yapıldığı konusunda kesin bir bilgi yoktur ancak vakfiyesi 1637 tarihlidir. Yapının plan şeması merkezi kubbesi tek y&ouml;nde yarım kubbe ile genişletilen grup i&ccedil;inde yer alır. Cami son cemaat yeri altı g&ouml;k mermer s&uuml;tun &uuml;zerinde yedi kubbeli revaklıdır. Mihrabı geniş bir yarım kubbeyle dışarıya taşırılan caminin minaresi tek şerefelidir (Anonim, 2010).</p> <p>Dikd&ouml;rtgen bir plan şemasına sahip olan İplik&ccedil;i Camii, 1201 yılında Tebrizli Eb&uuml;&rsquo;l-Fazl Abd&uuml;lcebbar tarafından yaptırılmış, 1332 yılında Somuncu Ebubekir tarafından genişletilmiş, bug&uuml;nk&uuml; plan şemasına Turgutoğlu Eb&uuml;&rsquo;l-Fazl Ahmet Bey tarafından yaptırılan yenilemeyle 1945&rsquo;te ulaşılmıştır (Karpuz, 1998). Enine dikd&ouml;rtgen plan şemasında mihrap duvarına paralel 3 sahın bulunmaktadır. Mihrap &ouml;n&uuml;ndeki sahın beşik tonozla, diğer sahınlar &ccedil;apraz tonozla &ouml;rt&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Yapının daha sonraki d&ouml;nemlerde yapılan onarım ve tamirlerde orijinal planının bozulduğu g&ouml;zlenmektedir. Caminin bug&uuml;nk&uuml; iki şerefeli minaresi ise yenidir (Anonim, 2010).</p> <p>Selimiye Camii 1558-1567 yılları arasında Sultan II. Selim&rsquo;in şehzadeliği zamanında tamamlanmıştır. Klasik Osmanlı d&ouml;neminin Konya&rsquo;daki en g&uuml;zel eserlerinden olan camii, merkezi kubbesi tek y&ouml;nden yarım kubbe ile genişletilmiş plan tipolojisine sahiptir. Ana kubbenin sağında ve solunda &uuml;&ccedil;er kubbe bulunmaktadır. Kuzeyinde altı s&uuml;tunla taşınan 7 kubbeli son cemaat mek&acirc;nı ve mermer kemerli c&uuml;mle kapısı yer almaktadır. Girişin sağında ve solunda birer şerefeli iki minare bulunmaktadır (Anonim, 2010).</p> <p>Kapu Camii, Osmanlı Camileri arasındaki en b&uuml;y&uuml;k camidir. Camii adını Konya kalesinin girişlerinden birinin yanında kurulmuş olmasından almıştır. 1650 yılından Mevlevi derg&acirc;hı postnişinlerinden Pir H&uuml;seyin &Ccedil;elebi tarafından yaptırılmıştır. K&acirc;gir, tuğla &ouml;rg&uuml;l&uuml; ve kubbesi olduğu sanılan bu ilk yapı bilinmeyen bir nedenle yıkılmıştır. Cami bug&uuml;nk&uuml; kare planlı bi&ccedil;imsel kurgusuna Postnişin Mahmut Sadrettin tarafından 1868 yılında inşa edildiğinde ulaşmıştır. Caminin kuzeyinde on basamaklı merdivenle &ccedil;ıkılan son cemaat yeri bulunur (Anonim, 2010). Kesme taşlardan inşa edilen camiinin &uuml;zeri dıştan &ccedil;atı i&ccedil;ten b&uuml;y&uuml;kl&uuml; k&uuml;&ccedil;&uuml;kl&uuml; 8 kubbe ile &ouml;rt&uuml;l&uuml;d&uuml;r. Caminin minaresi tek şerefelidir (Tapur, 2009).</p> <p>Osmanlı d&ouml;neminde 1671-1676 yılların arasında inşa edilen ve Şeyh Ahmet Tarafından yaptırılan Aziziye Camii bir yangın ge&ccedil;irmiş, 1867 yılından yeniden yapılmıştır. Son d&ouml;nem Osmanlı eserlerinden olan camii Avrupa barok mimarisinin izlerini taşımaktadır. Caminin kare planlı harimi sekizgen kasnak &uuml;zerine oturtulan tek kubbe ile &ouml;rt&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. &nbsp;&Uuml;&ccedil; k&uuml;&ccedil;&uuml;k kubbeli son cemaat yerine sahip olan caminin tek şerefeli iki minaresi bulunmakta ve d&ouml;nemin sanat akımına dayalı olarak Oryantalist etkiler taşımaktadır (Anonim, 2010). &nbsp;</p> <p>Sel&ccedil;uklu, Beylikler ve Osmanlı d&ouml;nemi camileri dışında 1911 yılında d&ouml;nemin Konya Valisi Arifi Paşa tarafından yaptırılan Amber Reis Camii dikd&ouml;rtgen planlı olarak inşa edilmiştir. Camide ahşap direkler, harimi &uuml;&ccedil; sahına b&ouml;lmektedir. Minaresi d&uuml;zg&uuml;n kesme taştan tek şerefeli olarak inşa edilmiştir (Anonim, 2010).</p> <p>Sel&ccedil;uklulardan Cumhuriyete kadar cami mimarisi d&ouml;neminin izlerini taşımıştır. Sonrasında mahalle &ouml;l&ccedil;eğinde dernekler aracılığıyla yaptırılan bir&ccedil;ok camide maddi olanaklara g&ouml;re &ccedil;atılı, &ouml;nceki uygulamaların tekrarı ya da benzeri niteliğinde kubbeli uygulamaların sayısı artmıştır. Son d&ouml;nemde yapılan Konya&rsquo;da ki b&uuml;y&uuml;k camilerden Sel&ccedil;uk &Uuml;niversitesi Alaaddin Keykubat Kamp&uuml;s&uuml; Camii, yeni Otogar Camii, Hacıveyiszade Camii, Osmanlı cami mimarisine &ouml;yk&uuml;nen kubbeli, iki ve &uuml;&ccedil; şerefeli iki ya da d&ouml;rt minareli camilerdir (Fot.1).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/fot1.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fot.1. Konya&rsquo;da Osmanlı Cami Mimarisine &ouml;yk&uuml;n&uuml;lerek yapılan b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli camiler <br />(Solda: <a href="http://www.panoramio.com/photo/26248693">S&Uuml; Alaeddin Keykubat Kamp&uuml;s&uuml; Camii</a>; ortada: <a href="http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=87263&amp;start=20">Yeni Otogar Camii</a>; sağda: <a href="http://www.panoramio.com/photo/9030747">Hacıveyiszade Camii</a>)</span></p> <h3>Konya&rsquo;da Cami Mimarisinde Yeni Arayışlar</h3> <ol> </ol> <p>Konya&rsquo;da son yıllarda inşa edilen camiler i&ccedil;inde ge&ccedil;mişten gelen camii &uuml;slubunun ilk bakışta tekrarı ya da benzeri olarak tanımlanmayan, modern ve yenilik&ccedil;i arayışların kısmen de olsa g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; sınırlı sayıdaki &ouml;rnek arasından bu &ccedil;alışmada ele alınacak olan camiler Sel&ccedil;uklu İl&ccedil;esinde bulunan B&uuml;y&uuml;k Hizmet Kent Camii, Alemdar Sultan Camii, TOKİ 2016 Başbakanlık Camii, 15 Temmuz Şehitler Camii, Meram İl&ccedil;esinde bulunan Sekine Hatun Camii ve Karatay İl&ccedil;esindeki S&uuml;leymaniye Camii ve &Ccedil;elebi Camiidir. &nbsp;</p> <h4>Sekine Hatun Camii:</h4> <p>Cami 2015 yılında yapılmıştır. T şeklinde bir geometriye sahip olan camii mihraba dik y&ouml;nde simetrik bir plan şemasına sahiptir. Dikd&ouml;rtgen ana mek&acirc;na eklemlenen kareye yakın mek&acirc;n giriş hol&uuml; son cemaat mahalli niteliğini taşımaktadır. Ana mek&acirc;nda yer alan iki merdiven hanımlar mahfiline erişimi sağlamaktadır. Ana binadan kopuk cami &ouml;n&uuml;nde ve batıda konumlanan, tek şerefeli minare, camii y&uuml;ksekliği ile orantılı bir şekilde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Minarenin simetrik olan diğer y&ouml;n&uuml;nde şadırvan bulunmaktadır. Camii Meram İl&ccedil;e Belediyesi binasının komşuluğunda olması sebebiyle bir meydana a&ccedil;ılmaktadır. Cephe y&ouml;n&uuml;nden analiz edildiğinde, &uuml;&ccedil; mod&uuml;lden oluşmuş gibi algılanmaktadır. Mod&uuml;ler etki şeffaflık, d&uuml;ş&uuml;k d&ouml;şeme ve y&uuml;zeyden geri &ccedil;ekilme ile sağlanmıştır. D&uuml;z olan &uuml;st &ouml;rt&uuml;de oluşturulan kare boşluklar ana mek&acirc;na ışık sağlamaktadır.&nbsp; Dikd&ouml;rtgen plan şeması camide y&ouml;nelmeyi kendiliğinden sağlamakta, uzun saf tutmayı desteklemektedir. Alaeddin ve İplik&ccedil;i Camii plan kurgusunun izlerini taşıyan camii modern bir &ccedil;izgiye sahiptir. Benimsenen &uuml;slup i&ccedil; mek&acirc;n unsurlarına da yansımış, yalın mihrap ve minber mihrap duvarında yerini almıştır. İ&ccedil; mek&acirc;nda y&uuml;zeyler yalın geometrik desenli malzemelerle kaplanmıştır (Tablo 1). &nbsp;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/4.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo.1. Sekine Hatun Camii analizler. </span></p> <h4>Hizmet Kent Camii:</h4> <p>2005 yılında projelendirilen camii bi&ccedil;imsel olarak sekizgen plan şemasına sahip olan ana ibadet mek&acirc;nına eklemlenen son cemaat mahallinden oluşmaktadır. Son cemaat mahalli ana mek&acirc;nın bi&ccedil;imsel olarak uzantısı olarak eklemlenmiştir. Camii mihraba dik y&ouml;nde simetrik bir plan şemasına sahiptir. Ana mek&acirc;nda yer alan dairesel merdiven hanımlar mahfiline erişimi sağlamaktadır.&nbsp; Son cemaat mahallinin doğu ve batı y&ouml;n&uuml;nde tek şerefeli iki minare yer almaktadır.&nbsp; Ana mek&acirc;nın str&uuml;kt&uuml;r&uuml;n&uuml; oluşturan &ccedil;ift sekiz kolon &uuml;st &ouml;rt&uuml;ye doğru eğimli bir şekilde y&uuml;kselmekte, merkezi bir noktada kasnak oluşturarak kubbesel etki oluşturan &uuml;st &ouml;rt&uuml; ile son bulmaktadır. Ana taşıyıcıların cephede fark edilir şekilde d&uuml;zenlenmesi cephede hareketi sağlamıştır. &Uuml;st &ouml;rt&uuml;ye kademeli ge&ccedil;iş ve &ccedil;okgen geniş y&uuml;zeylerde kemerli pencere y&uuml;zeyleri caminin her y&ouml;n&uuml;nde tekrar etmiştir. Mihrap nişi ve minber y&ouml;nelmeyi destekler bi&ccedil;imde yer almıştır. Tek bir ana mek&acirc;n ve ona eklemlenen son cemaat mahalli niteliği ile erken d&ouml;nem Osmanlı Camilerinin plan kurgusuna benzemektedir. Plan d&uuml;zlemindeki bu benzerlik &ccedil;okgen y&uuml;zeylerle farklılaştırılmış, cephe karakterinde ve &uuml;st &ouml;rt&uuml;de benimsenen anlayış &ccedil;ağdaş bir yorum olarak farklı bulunmuştur. &nbsp;Cami i&ccedil; mek&acirc;nında str&uuml;kt&uuml;r okunmaktadır. İ&ccedil; mek&acirc;nda y&uuml;zeylerdeki s&uuml;slemeler ve korkuluklardaki detaylar bina kurgusundaki modern anlayışı yansıtmamaktadır (Tablo 2).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/5.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo.2. Hizmet Kent Camii analizler.</span></p> <h4>Alemdar Sultan Camii:</h4> <p>2013 yılında projelendirilen kare planlı camide karenin k&ouml;şeleri de kare formunda genişletilmiş, &uuml;st &ouml;rt&uuml;de b&uuml;t&uuml;nleştirilerek kare form yeniden elde edilmiştir. Son cemaat mahallinin iki k&ouml;şesinde yer alan merdivenler vasıtasıyla hanımlar mahfiline ulaşılmaktadır. Caminin &uuml;&ccedil; şerefeli iki minaresi son cemaat mahallinin doğusunda ve batısında ana k&uuml;tleden bağımsız konumlandırılmıştır. K&uuml;tlesel olarak cami yapısının k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir modeli olan şadırvan caminin doğusundadır. Ana mek&acirc;n, d&ouml;rt L kolon &uuml;zerinde taşınan bir kubbe ile &ouml;rt&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. İ&ccedil; mek&acirc;nda kubbeye bağlanan kemerler cepheye ve k&uuml;tleye sivri kemer olarak yansıtılmıştır. Cami kuzey g&uuml;ney aksında simetrik planlanmıştır. Camiye ışık alan pencere y&uuml;zeyleri sivri kemer ve ana pencere boşluğunun bir kesiti bi&ccedil;iminde oluşturulmuştur. &Uuml;&ccedil; şerefeli minarede her şerefe da farklı bi&ccedil;im benimsenmiştir. En &uuml;stteki şerefe minare ana g&ouml;vdesi ile kısmen b&uuml;t&uuml;nleşmiştir. Mimari projesinde tek şerefeli, bi&ccedil;imsel ve y&uuml;kseklik olarak ana k&uuml;tle ile uyumlu olan minareler uygulamada farklılaştırılmıştır. &nbsp;Cami i&ccedil; mek&acirc;nında, minber, mihrap, duvar y&uuml;zeylerindeki s&uuml;slemeler ve hanımlar mahfili korkuluklarında klasik bir etki h&acirc;kim olmuştur (Tablo 3).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/6.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo.3. Alemdar Sultan Camii dış mek&acirc;ndan g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;. </span></p> <h4>TOKİ 2016 Başbakanlık Camii:</h4> <p>Projesi 2005 yılında hazırlanan camii dikd&ouml;rtgen plan şemasına sahip olan ana ibadet mek&acirc;nını &ccedil;evreleyen son cemaat mahallinden oluşmaktadır. Ana bina ile bitişik doğu ve batı y&ouml;n&uuml;nde konumlandırılan iki şerefeli iki minarenin arka tarafında sonradan inşa edilmiş yangın merdiveni niteliğinde olan merdivenler ile hanımlar mahfiline ulaşılmaktadır. Ana binanın &uuml;st &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml;n bi&ccedil;imsel oluşumuna uygun şekilde sekizgen bir plan şemasına sahip olan şadırvan, yapının batısında yer almaktadır. Ana ibadet mek&acirc;nı sekizgen bir kasnak &uuml;zerine yerleştirilen prizmatik k&uuml;lah şeklinde &ouml;rt&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. &nbsp;&Ouml;zellikle giriş ve mihrap duvar cephesindeki yaygın etkiyi azaltmak adına d&uuml;şey etkiyi arttırmak amacıyla silmeli pencereler dikey olarak kullanılmıştır. Caminin genel bi&ccedil;imlenmesinde Osmanlı kubbeli camileri kurgusu benimsenmiş, kubbe yerine k&uuml;lah formu se&ccedil;ilmiştir. &Uuml;st &ouml;rt&uuml;de se&ccedil;ilen bu bi&ccedil;im, i&ccedil; mek&acirc;ndan sadece ana mek&acirc;nda hissedilir. K&uuml;lah kullanılan &uuml;st &ouml;rt&uuml;de, ana mek&acirc;n dışında diğerlerinde i&ccedil; mek&acirc;ndan algılanan d&uuml;z d&ouml;şemedir. &Uuml;st &ouml;rt&uuml;de y&uuml;zey bitişlerinde silmeler kullanılmıştır. Sade ve s&uuml;slemesiz yalın bir i&ccedil; mek&acirc;na sahiptir (Tablo 4).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/7.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo. 4. Toki 2016 Başbakanlık Camii analizler. </span></p> <h4>15 Temmuz Şehitler Camii:</h4> <p>Mimari uygulama projesinin hazırlanmakta olduğu cami kareye yakın ana ibadet mek&acirc;nına sahiptir. Ana mek&acirc;na giriş hol&uuml; (ayakkabılık) ve son cemaat mek&acirc;nından ulaşılmaktadır. Bu &ouml;n mek&acirc;nların doğu ve batı y&ouml;n&uuml;nde kadın ve erkekler i&ccedil;in ıslak hacimler (lavabo, tuvalet ve abdest alma mek&acirc;nları) bulunmaktadır. Cami ile b&uuml;t&uuml;nleşik &ccedil;&ouml;z&uuml;mlenen ıslak hacimlerin komşuluğunda hanımlar mahfiline &ccedil;ıkan merdivenler yer almaktadır. Islak hacimlerin doğu ve batı y&ouml;nde cami k&uuml;tlesine bitişik olması boyutların b&uuml;y&uuml;mesine neden olmuştur. Son cemaat mahallinin k&ouml;şesinde yer alan tek şerefeli minare, kırma &ccedil;atı olan &uuml;st &ouml;rt&uuml;den y&uuml;kselmektedir. &nbsp;Kırma &ccedil;atı i&ccedil; mek&acirc;ndan hissedilmemekte, d&uuml;z d&ouml;şeme ile ana mek&acirc;n &ouml;rt&uuml;lmektedir. Cephe de ana giriş sivri kemerli y&uuml;zey i&ccedil;inde geometrik desenli kaplama ile zenginleştirilmiştir. D&uuml;şey pencerelerde lokmalı demir parmaklıklar &ouml;nerilmiştir. Cephede tarihsel bi&ccedil;imlenmelere g&ouml;nderme yapılırken i&ccedil; mek&acirc;nda daha yalın ve g&ouml;sterişsiz bir d&uuml;zenleme tercih edilmiştir (Tablo 5).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/8.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo. 5. 15 Temmuz Şehitler Camii analizler.<b>&nbsp;</b></span></p> <h4>B&uuml;san S&uuml;leymaniye Camii:</h4> <p>2013 yılında projelendirilen ve bi&ccedil;imsel olarak kare plan şemasına sahip olan cami mihraba dik y&ouml;nde simetrik bir plana sahiptir. Giriş hol&uuml;nde yer alan dairesel merdiven ile hanımlar mahfiline erişim sağlanmaktadır. Ana ibadet mek&acirc;nından cam bir y&uuml;zey ile ayrılan son cemaat mahallinin doğu ve batı y&ouml;n&uuml;nde tek şerefeli ince iki minare yer almaktadır. Şadırvan caminin batı y&ouml;n&uuml;nde konumlandırılmıştır. Projede sekizgen bir &uuml;st &ouml;rt&uuml; ve net geometri ile tasarlanan şadırvan, uygulamada caminin sahip olduğu net bi&ccedil;imsel &ccedil;izgiye aykırı bir geometri sergileyecek şekilde bi&ccedil;imlendirilmiştir. Ana mek&acirc;nın bir kubbe ile &ouml;rt&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;, mihrap b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n giriş aksında kıble y&ouml;n&uuml;nde dairesel bir formda &ccedil;ıkma şeklinde bi&ccedil;imlendiği ve y&ouml;nelmeyi bu şekilde desteklediği g&ouml;r&uuml;lmektedir. Plan şemasındaki net geometrik yaklaşım cephe d&uuml;zenlemesine de yansımış, pencere a&ccedil;ıklıklarında dikd&ouml;rtgen bi&ccedil;imlenme &ouml;n plana &ccedil;ıkarılmıştır. Modern bir &ccedil;izgiye sahip olan camide benimsenen &uuml;slubun izlerini i&ccedil; mek&acirc;nda da g&ouml;rmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Ahşap ve cam malzemenin &ccedil;ağdaş bir yorumla kullanıldığı i&ccedil; mek&acirc;nda, geniş cam y&uuml;zeyler ile doğal ışıktan faydalanılarak ferah ve m&uuml;tevazı bir &uuml;slup sergilenmiştir (Tablo 6).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/9.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo.6. B&uuml;san S&uuml;leymaniye Camii analizler. </span></p> <h4>&Ccedil;elebi Camii:</h4> <p>2016 yılında hizmete giren cami k&ouml;şelerden L şeklinde boşaltılmış kare planlıdır. Kare plana eklemlenen dikd&ouml;rtgen giriş hol&uuml;nden ayakkabılık mek&acirc;nına ge&ccedil;ilmektedir. Giriş hol&uuml;nden asans&ouml;r ve merdiven aracılığıyla hanımlar mahfiline erişilmektedir. Ayakkabılık mek&acirc;nından sonra basık kubbe ile &ouml;rt&uuml;l&uuml; cami ana mek&acirc;nına erişilmektedir. Camide son cemaat mahalli yer almamaktadır. Cami ana mek&acirc;n &uuml;st &ouml;rt&uuml; basık kubbesi, k&ouml;şe noktalarda yer alan kolonlar tarafından taşınmakta,&nbsp; kubbe kasnağa oturmakta, ana mek&acirc;nla b&uuml;t&uuml;nleşen yan mek&acirc;nlardan gelen kubbe &ouml;rt&uuml;s&uuml; kasnağı taşıyan basık kemere oturmaktadır. Caminin d&ouml;rt k&ouml;şesinde camiden bağımsız tek şerefeli minare yer almaktadır. Abdest alma mek&acirc;nları, lavabolar ve tuvaletler bodrum katta yer almıştır. Cephede yalın bi&ccedil;imlenme tercih edilmiş, geometrik desenler şeffaf y&uuml;zeylerde ve bah&ccedil;e duvarı ferforjelerinde d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. İ&ccedil; mek&acirc;nda geometrik desenler, kubbe ge&ccedil;işlerinde bezemeler ve hat yer almıştır. Minber ve mihrap silmeli, geometrik ve bitkisel motifli olarak mermerden yapılmıştır.&nbsp; Kubbe de yer alan şeffaf y&uuml;zey ışığın i&ccedil; mek&acirc;ndaki etkisini arttırmıştır (Tablo 7).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/10.jpg.jpeg" /><span class="fotograf-yazi"><br />Tablo.7. &Ccedil;elebi Camii analizler.</span></p> <h3>Değerlendirme ve Sonu&ccedil;</h3> <ol> </ol> <p>İslam dininde cami mimarisi i&ccedil;in bir tipoloji ve bi&ccedil;imlenme &ouml;ng&ouml;r&uuml;lmemiş olsa da toplumlara g&ouml;re farklılaşan mimari k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n &ccedil;eşitliliği ile birlikte cami mimarisinde minare, minber, mihrap gibi unsurlar y&uuml;zyıllardır var olmuştur. Bununla birlikte &ouml;nceleri mihrabı desteklemek ama&ccedil;lı &uuml;st &ouml;rt&uuml;de karşımıza &ccedil;ıkan kubbe, Sinan&rsquo;ın tek kubbe altında mek&acirc;n birliğini sağlama hedefine ulaşmasıyla adeta Osmanlı&rsquo;nın mirası olmuştur. Halen benzerlerinin ve tekrarlarının yapılma &ccedil;abası mimarlık alanının sorununu oluştursa da mimarların &ouml;zg&uuml;n olanı arama &ccedil;abası, yeterli olmasa da mevcuttur.</p> <p>Konya da cami mimarlığı bu anlamda değerlendirildiğinde cephe niteliği ve bi&ccedil;imlenme y&ouml;n&uuml;nden gelenekselden farklılık g&ouml;steren &ouml;rneklerin nicel olarak fazla olmadığı aşik&acirc;rdır. Genelde b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli yeni camilerin benzer ve tekrar ağırlıklı olduğu, ana kubbe, yan mek&acirc;nlarda kubbe ve minare(ler) unsurlarından vazge&ccedil;meyen ve i&ccedil; mek&acirc;nda da geleneksel olana &ouml;yk&uuml;nen uygulamaların ağırlıkta olduğu s&ouml;ylenebilmektedir. &nbsp;&nbsp;</p> <p>Bu &ccedil;alışmada sınırlı sayıda incelenen &ouml;rnekler değerlendirildiğinde ise plan d&uuml;zleminde farklılık g&ouml;steren bir mimari yorum bulunmadığı genel olarak s&ouml;ylenebilse de Sekine Sultan Camii&rsquo;nin dikd&ouml;rtgen plan şemasıyla farklılaştığı, kubbe kaygısı olmadan d&uuml;z bir &uuml;st &ouml;rt&uuml; ile yetinildiği, minarenin sembolik olarak genel bi&ccedil;imlenmeyle uyumlu bağımsız ve tek olarak yer aldığı, i&ccedil; mek&acirc;nda mihrap ve minberin yalın bir konseptle d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; ve i&ccedil; mek&acirc;n s&uuml;slemelerinde de sadeliğin benimsenerek esas amacın işlevsellik olduğu s&ouml;ylenebilmektedir. &Ccedil;elebi Camii&rsquo;nin &uuml;st &ouml;rt&uuml;s&uuml;nde kubbenin farklı bir yorumu karşımıza &ccedil;ıkmakta, merkezi plan şeması kasnak dışında kubbe y&uuml;zeyinde yer alan şeffaf y&uuml;zeylerle farklılık kazanmaktadır. &Ccedil;elebi Camii&rsquo;nin yalın cephe karakteri modern &ccedil;izgileri yansıtmaktadır. 15 Temmuz Şehitler Camii&rsquo;nin planı kompakt, yoğun bir anlayışla ele alınmış, yapının plan d&uuml;zleminde işlevsel y&uuml;klerinin (ıslak hacimler, merdivenler) b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; arttırması &ccedil;atı &uuml;st &ouml;rt&uuml;s&uuml;n&uuml;n de yoğunlaşmasını beraberinde getirmiştir. Şehitler Camii&rsquo;nde minare sembolik olarak vardır ama kendini de &ccedil;ok hissettirmez.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/son-donem-konya-camilerinde-bicimsel-arayisin-analizi/11.jpg.jpeg" /><span class="fotograf-yazi"><br />Tablo 8. İncelenen &ouml;rneklerin bi&ccedil;imsel analizi.</span></p> <p>Diğer camilerde ise plan kurgusunda ana mek&acirc;n i&ccedil;in daha &ccedil;ok kare ve t&uuml;revleri benimsenmiş, merkezilik esas alınmıştır. Toki Camii&rsquo;nde &uuml;st &ouml;rt&uuml;de k&uuml;lah benimsenmiş ancak bir araya gelişleri, yan mek&acirc;nlardaki k&uuml;lah sıralamaları &ouml;yk&uuml;n&uuml;lerek tasarlanan diğer camilerle benzerlikler g&ouml;stermektedir. TOKİ Camii&rsquo;nde tek fark kubbe yerine prizmatik k&uuml;lah bi&ccedil;iminin benimsenmiş olmasıdır. Minare Sekine Hatun Camii, 15 Temmuz Şehitler Camii dışındaki &ouml;rneklerde en az iki adet ve şerefeli olarak yapılmıştır. D&ouml;rt minare &Ccedil;elebi Camii&rsquo;nde bulunmaktadır. Minare ve cami ana k&uuml;tlenin plandaki ilişkisi ve cephedeki y&uuml;kseklikleri ise farklılıklar g&ouml;stermektedir. İ&ccedil; mek&acirc;nda mihrap ve minber her camide bulunmaktadır. Ancak mihrabın ve minberin bi&ccedil;imsel olarak Sekine Sultan Camii dışında S&uuml;leymaniye, Toki ve 15 Temmuz Şehitler Camii&rsquo;nde yalın yorumlandığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Diğer camilerde y&uuml;zey s&uuml;slemeleri ile birlikte mihrap ve minberin de detaylandırıldığı, klasik bir bi&ccedil;imlenme ile mek&acirc;n i&ccedil;inde var olduğu s&ouml;ylenebilmektedir (Tablo 8).</p> <p>Konya kentinde klasik kubbeli camilere doğrudan benzetilerek ya da &ouml;yk&uuml;n&uuml;lerek yapılan camiler dışındaki &ouml;rnekler elbette &ccedil;alışmada ele alınanla sınırlı değildir. Ancak farklı olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len az sayıdaki camilerde bile klasik unsurların yer aldığı, s&uuml;sleme ve bi&ccedil;imlenmelerin detayda var olduğu tespiti yapılırsa tasarımcıların bilemediğimiz, tanımlayamadığımız nedenlerden dolayı &ldquo;&ouml;zg&uuml;n olana ulaşma&rdquo; konusunda bir tutukluk yaşadıkları kanaatimizce s&ouml;ylenebilmektedir. Cami mimarisinde zihinlere asırlardır kodlanmış olanın dışında farklı bi&ccedil;imlenmelerin belki de reddi bunun asıl sebebidir. Her tasarım &uuml;r&uuml;n&uuml; emek yoğun bir s&uuml;recin sonucu olduğundan saygımız zorunluluktur. Fakat &ldquo;nasıl bir cami?&rdquo; sorusunun cevabı elbette ki tekrar ve taklit olmamalıdır. Detayda bile olsa &ouml;zg&uuml;n olanı aramak, farklı yorumlamak tasarımın niteliğine katkı sağlayacak bir değerdir. Değerler, değerlerin/niteliğin artmasını sağlayacaktır.</p> <hr align="left" size="1" width="33%" /> <div data-wd-pending=""> <p>[1] Tahir&rsquo;&uuml;l Mevlevi (Olgun)&rsquo;nin &ldquo;M&uuml;sl&uuml;manlıkta İbadet Tarihi&rdquo; (1963) adlı eserinde; &ldquo;<i>Mescid-i şerifin binası hitam bulmuş, namaz vakitleri M&uuml;sl&uuml;manlarca &ouml;ğrenilerek cemaatle muntazaman namaz kılınmaya başlanmış ise de eshabdan iş, g&uuml;&ccedil; sahibi olanların bazen erken gelip beklemesi ve işinden g&uuml;c&uuml;nden uzun m&uuml;ddet ayrılması yahud daha vakit var zannı ile gecikenlerin yetişememesi gibi mahsurlar izale edilmemişti&hellip;.Bunun i&ccedil;in bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m aranırken Hz. &Ouml;mer &ldquo;halkı namaza &ccedil;ağırmak i&ccedil;in neden bir adam g&ouml;ndermiyorsunuz deyince Peygamber Efendimiz<sup>(SAV)</sup> &ldquo;Ya Bilal kalk, namaz i&ccedil;in nida et&rdquo;&nbsp; emrini verdi. Namaz vakitleri olunca Hazreti Bilal &ldquo;es salat es salat&rdquo; yahut &ldquo;essalat-u cami a (cemaatle namaza)&rdquo; diye nida ederdi. Fakat bu da maksada k&acirc;fi gelmedi.&nbsp; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yapılan ilan şehir dahiline maksur kalıyor, hari&ccedil;ten işitilemiyordu&rdquo;</i> şeklide namaz vakitlerinin ilanına ilişkin s&uuml;re&ccedil; aktarılmıştır.&nbsp; R&uuml;ya bunlardan sonra ger&ccedil;ekleşmiştir. s: 60-61<i>&nbsp;</i></p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[2] İslamiyetin ilk yıllarında m&uuml;sl&uuml;manların namaz kılarken y&ouml;neldikleri ilk mek&acirc;n Kud&uuml;s y&acirc;ni Beyt&uuml;'l-Makdise idi. Peygamber Efendimiz tevhid ak&icirc;desinin &acirc;bidesi olan, yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n ilk m&acirc;bedi ve ceddi Hz. İbr&acirc;him'in kıblesi olan K&acirc;be'ye doğru y&ouml;nelerek namaz kılmayı kalben arzu ve temenni ediyordu. Yahudilerin de, "Muhammed ve Ashabı, biz g&ouml;sterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bile bilmiyorlardı." diyerek sinsice dedikoduda bulunmaları onları rahatsız ettiğinden, bu arzuları daha da kuvvetleniyordu. Bu sebeple, Res&ucirc;l-i Ekrem Efendimiz, tahvil-i kıble i&ccedil;in vahyin gelmesini bekliyor, Cebr&acirc;il'i (a.s.) g&ouml;zetliyor ve K&acirc;be'yi temenni ederek du&acirc; ediyordu. Medine'ye hicretin 17. ayında, kıblenin Mescid-i Haram'a doğru &ccedil;evrildiğini bildiren &acirc;yet-i kerime n&acirc;zil oldu. Bu vahiy geldiği sırada Res&ucirc;lullah Efendimiz, M&uuml;sl&uuml;manlara mescidde (Beni Seleme Mescidi- Mescid-i Kıbleteyn (İki Kıbleli Mescid)) &ouml;ğle namazını kıldırıyordu. Namazın ilk iki rek&acirc;tı kılınmış, sıra son iki rek&acirc;ta gelmişti. Peygamber Efendimiz, ağır ağır y&ouml;n&uuml;n&uuml; değiştirdi ve m&uuml;b&acirc;rek y&uuml;z&uuml;n&uuml; K&acirc;be'ye doğru &ccedil;evirdi. M&uuml;sl&uuml;manlar da Efendimizle birlikte o tarafa d&ouml;nd&uuml;ler (Kaynak: web iletisi 1: https://sorularlaislamiyet.com/kiblenin-mescid-i-aksadan-mescid-i-harama-cevrilmesi-nerede-ve-nasil-olmustur).</p> </div> <h3>Kaynaklar</h3> <p>ANONİM, 2010, &ldquo;<i>Konya İl Merkezi Taşınmaz K&uuml;lt&uuml;r ve Tabiat Varlıkları Envanteri</i>&rdquo;, Konya B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi, İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı, İmar Planlama Şube M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;.</p> <p>CEBECİ, N., 2012, &ldquo;<i>Din ve Mimarlık &Uuml;zerine S&ouml;ylesiler</i>&rdquo; Mimarizm Mimarlık ve Tasarım Yayın Platformu, <a href="http://www.mimarizm.com/kentintozu/Makale.aspx?id=392&amp;sid=387">http://www.mimarizm.com/kentintozu/Makale.aspx?id=392&amp;sid=387</a></p> <p>&Ccedil;AM, N., 1996, &ldquo;<i>Dini ve Siyasi D&uuml;ş&uuml;ncenin İslam Mimarisine Yansıması</i>&rdquo;, Sempozyum: İdeoloji Erk ve Mimarlık, Dokuz Eyl&uuml;l &Uuml;niversitesi, Mimarlık Fak&uuml;ltesi, Mimarlık B&ouml;l&uuml;m&uuml;, İzmir. 11-13Nisan 1996, s:58-66</p> <p>&Ccedil;ELİK, ŞAHİN, E., 2013, &ldquo;<i>&Ccedil;ağdaş Cami Tasarımlarına Y&ouml;nelik Kullanıcı Algısı</i>&rdquo;,, Gazi &Uuml;niversitesi Fen Bilimleri Enstit&uuml;s&uuml;, Y&uuml;ksek Lisans Tezi.</p> <p>KARAMAN, H., Bardakoğlu, A., Apaydın, Y., 1998, &ldquo;<i>İlmihal 1 İman ve İbadetler</i>&rdquo;, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 219-222.</p> <p>KARPUZ, H., 1998, &ldquo;<i>Konya&rsquo;nın Sel&ccedil;uklu Devri Yapıları</i>&rdquo;, G&ouml;n&uuml;llerin Başkenti Konya, Konya B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Yayını, s:26-41</p> <p>KUBAN, D., 2012, &ldquo;<i>Gelenekten Geleceğe Cami Mimarisinde &Ccedil;ağdaş Tasarım ve Teknolojiler&rdquo;</i>, 1. Ulusal Cami Mimarisi Sempozyumu, s:25-28. (Davetli konuşmacı)</p> <p>OLGUN, Tahir-&uuml;l Mevlevi, 1963, &ldquo;<i>M&uuml;sl&uuml;manlıkta İbadet Tarihi</i>&rdquo;, Bilmen Basımevi</p> <p>&Ouml;KTEN, S., 2012, &ldquo;<i>Cami &Uuml;zerine G&uuml;ncel D&uuml;ş&uuml;nceler</i>&rdquo;,&nbsp; Gelenekten Geleceğe Cami Mimarisinde &Ccedil;ağdaş Tasarım ve Teknolojiler, 1. Ulusal Cami Mimarisi Sempozyumu,&nbsp; s:143-148</p> <p>RASDİ, M. T. M., 2014, &ldquo;Rethinking The Mosque in The Modern Muslim Society&rdquo;, Institut Terjemahan&amp;Buku Malaysia Berhad, s:72-73</p> <p>SAAT&Ccedil;İ, S., 2012, &ldquo;<i>Camiler Her D&ouml;nemde &Ccedil;ağdaş Yapı Niteliğini Korumalıdır</i>&rdquo;, Gelenekten Geleceğe Cami Mimarisinde &Ccedil;ağdaş Tasarım ve Teknolojiler, 1. Ulusal Cami Mimarisi Sempozyumu, s:149-152.</p> <p>SALİMİ, A., 2013, &ldquo;<i>İslam &Uuml;lkelerinde &Ccedil;ağdaş Cami Mimarisi Sorunsalı</i>&rdquo;, Yakındoğu &Uuml;niversitesi Fen Bilimleri Enstit&uuml;s&uuml;, Mimarlık Ana Bilim Dalı, Y&uuml;ksek Lisans Tezi.</p> <p>S&Ouml;ZERİ, Z., 2012, &ldquo;<i>İbadet Mekanına Yolculuk ve Cennet Metaforunun Cami Tasarımına Etkisi</i>&rdquo;, Gelenekten Geleceğe Cami Mimarisinde &Ccedil;ağdaş Tasarım ve Teknolojiler, 1. Ulusal Cami Mimarisi Sempozyumu, s:195-202.</p> <p>TAPUR, T. 2009, &ldquo;<i>Konya İlinde K&uuml;lt&uuml;r ve İnan&ccedil; Turizmi</i>&rdquo;, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı:2 / 9, sf:473-492</p> <p>UĞURLUEL, T., 2015, &ldquo;<i>Mekanlar ve Olaylarıyla Hz. Muhammed&rsquo;in Hayatı</i>&rdquo;, Mekke &ndash; Medine, Timaş Yayınları</p> Tue, 07 Nov 2017 14:00:00 +03 Samsun Kentsel Tasarım Yarışması ve Düşündürdükleri http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/samsun-kentsel-tasarim-yarismasi-ve-dusundurdukleri/1105 Baran İdil <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/baran_idil_samsunproje.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>"Kellim Kellim La Yenfa"<br><br><p>Yazımın alt başlığına ait s&ouml;zc&uuml;kler, İller Bankası'nda &ccedil;alıştığım 1960'lı yıllardan kalma bir hatıra: Manası sanırım "s&ouml;yle s&ouml;yle havaya" ya da "ne s&ouml;ylesem boş" gibi bir şey... O yıllarda &ccedil;alıştığımız b&uuml;roda yaşlı ve ger&ccedil;ek bir beyefendi olan Kemal Abimizin, Yavuz Taş&ccedil;ı ve benim bel altı esprilerimize karşı yaptığı azarlamalardı.</p> <p>Hatırıma, nerden mi geldi? &Ouml;zetleyeyim:</p> <p>Su k&uuml;lt&uuml;r&uuml; ve a&ccedil;ılımına giren "kıyı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;, liman k&uuml;lt&uuml;r&uuml;, rıhtım k&uuml;lt&uuml;r&uuml;, kanal k&uuml;lt&uuml;r&uuml;" vb. konular 60 yılı aşkın s&uuml;ren plancılık ve tasarım hayatımın &ccedil;ok &ouml;nemli ilgi alanları idi. Bu nedenle, kişisel olarak edindiğim bilgilerimi sınayabileceğim, kıyı ile ilgili her &ccedil;eşit tasarım olayına katılıyordum. Bunların en &ccedil;ekici olanları ise yarışmalardı. Ancak o d&ouml;nemde de (aynı şimdiki gibi) eğitimimizde yeri olmayan su k&uuml;lt&uuml;r&uuml; konusunda, 1.000 yıllık ge&ccedil;mişimizden bize intikal eden bir birikimimiz yoktu. Buna rağmen, gen&ccedil;lik d&ouml;nemlerimin pek &ccedil;ok hocası ve onların yetiştirdiği "yıldız tasarımcılar" batı d&uuml;nyasındaki bu farklılıkları, en azından izliyor ve algılayabiliyorlardı. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mesleklerinde &ccedil;ok ciddi idiler.</p> <p>İşte bu nedenle, yarışma j&uuml;rilerinde, bir ka&ccedil; "bu nitelikte kişinin yer alması", yarışmayı bir fırsat alanına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmeğe yetiyordu.</p> <p>Bu nedenle Jorn Utzon'nun Sydney Operası'ndan, Von Branca'nın Hayfa Limanı projesine Kenzo Tange'nin Su Kentinden, Georges Candilis'in Languedoc tasarımlarına kadar, su ile ilgili her tasarım olayı, bizim tasarımlarımızın &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml;n bilgi ve ilgi alanları i&ccedil;inde idi.</p> <p>&Ouml;zetle; millet&ccedil;e su k&uuml;lt&uuml;rs&uuml;z&uuml; de olsak ve sayıları sınırlı da olsa bu tasarımcı ve hocalar, gelişmiş d&uuml;nyadaki bu olguları &ccedil;ok iyi g&ouml;zl&uuml;yorlardı. Ve onlar, yarışma j&uuml;rilerinde ger&ccedil;ekten &ccedil;ok &ouml;nemli bir misyon &uuml;stleniyorlardı.</p> <p>&Ouml;rneğin hemen hatırıma gelen, Doğan Tekeli, Maruf &Ouml;nal, Tuğrul Ak&ccedil;ura, Şevki Vanlı, Turgut Cansever, Cengiz Bektaş, Haluk Alatan, Nezih Eldem ve 5-10 kişi daha, bu t&uuml;r yarışmaların j&uuml;rilerine Mimarlar Odası'nca muhakkak &ouml;nerililerdi.</p> <p>Bu olgu, sanıyorum 1990'lı yılların sonlarına kadar s&uuml;rd&uuml;.</p> <p>2000'li yıllar ise yarışmalar konusunun "ihale yasaları kapsamında organize edildiği" ve &ouml;zellikle kentsel tasarım j&uuml;rilerinde şehir plancıları ve peyzajcıların egemen olduğu bir d&ouml;nem oldu. Ve bu durum, j&uuml;ri se&ccedil;iminde "akademisyenliğin baskın kriter olduğu" bir d&ouml;nem olarak halen s&uuml;r&uuml;yor.</p> <p>Buna diyeceğimiz bir şey olamayabilirdi, hatta ş&uuml;kredilebilirdi de... Ancak tasarımlara egemen olan g&ouml;rsellik oyunu (ill&uuml;strasyon) fakt&ouml;r&uuml; eklenince, işin suyu &ccedil;ıktı! Artık, bırakın kıyı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n &ouml;zelliklerini tartışmayı, kentsel tasarım sorunsalına ait hi&ccedil;bir boyut bile tartışılmaz oldu. Hatta j&uuml;rilerdeki plancı varlığına rağmen sorunsalın plancılıkla ilgili boyutları da tartışılmaz oldu. &Ouml;yle ki, artık bu t&uuml;r yarışmaların şartnamelerinde ama&ccedil; ve j&uuml;ri istekleri b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde belirtilen istekler - birka&ccedil; "koruma talebi" dışında - neredeyse t&uuml;m&uuml;yle peyzaj ile ilgili idi. Kimlik bağlamındaki istemler ise; kent mobilyası, simgesel &ouml;ğeler, havuzlu meydan vb konularda somutlaşıyordu ve bu &ouml;ğelerin yer aldığı g&ouml;rsellerle son buluyordu.</p> <p>Kadık&ouml;y-Haydarpaşa ile başlayıp, Kalamış, İzmit, Zonguldak ile devam eden "kıyı ve liman" mek&acirc;nlı yarışmalar, bu yıl Bandırma ve Samsun'la s&uuml;rd&uuml;. Hepsinin ortak yanı, kıyı ve liman kenti bilgi ve kavramlarından soyut olmaları.</p> <p>Bu yarışmaların pek &ccedil;oğuna, hem de &ccedil;ok ciddiye alarak katıldık. Sonu&ccedil;ta hepsi de başarısız oldu. Benim kıyı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne ait bilgim ve birikimim ki -ben onları sık sık modifiye ettiğimi sanıyordum- 2000'li yılların yeni nesil j&uuml;ri modellerine pek bir şey ifade etmiyordu. Bu konuda yazdığım onlarca makaleye ise tepki dahi alamaz oldum. Anlaşılan o ki, yeni nesil kent tasarımcıları ve j&uuml;riler bilgi ve birikimlerinden eminler!</p> <p>Ve galiba artık yoruldum. Başlıktaki alıntıyı da bu y&uuml;zden hatırladım!</p> <p>Bu yazıyı da, muhtemelen "son kez" ve Kapadokya'daki k&uuml;lt&uuml;r savaş&ccedil;ılığıyla gurur duyduğum kızım Aslı &Ouml;zbay'ın hatırına yazıyorum.</p> <p>Bu bağlamda, <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/yarisma/881/19-mayis-izlegi-kentsel-tasarim-yarismasi-ilan-edildi">Samsun Yarışması</a>'na değinmek gerekirse, &ouml;zetle şunlar s&ouml;ylenebilir;</p> <p>Yarışmaya konu olan Samsun, aynı diğer Karadeniz kentleri Trabzon ve Ordu gibi, tarihlerinde hi&ccedil;bir zaman bir kıyı kenti olamadan, 20. asrın ikinci yarısında "&ouml;nlerine eklemlenen liman &ouml;geleriyle", bir liman kentiymiş gibi anılmaya başladılar. Oysa hi&ccedil;biri, hala &ouml;yle değiller. Yani bana g&ouml;re s&uuml;recin kaba &ouml;zeti bu.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/samsunyarisma_1odul.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">1. &Ouml;d&uuml;l, 19 Mayıs İzleği Kentsel Tasarım Yarışması</span></p> <p>Oysa <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/proje/7751/1-odul-19-mayis-izlegi-kentsel-tasarim-yarismasi">birinci &ouml;d&uuml;l&uuml;n</a> &ccedil;ok beğenilen ve ger&ccedil;ekten de şiirsel bir anlatımla ifade edilen a&ccedil;ıklama raporundaki tarihsel s&uuml;re&ccedil; sunumu ilgin&ccedil;tir: Bu s&uuml;re&ccedil; anlatımının sonunda, "yapılan yanlış plan ve yanlış yer se&ccedil;imi uygulamalarının sonunda, Samsunlu'nun sahilin yosun kokusuna hasret kaldığı" vurgulanmaktadır. Sanki yaşanmış bir kıyı kenti k&uuml;lt&uuml;r&uuml; varmış da yok olmuş gibi... Oysa son 60 yılına &ccedil;ok sık şahit olduğum bu s&uuml;re&ccedil; keşke anlatıldığı gibi olsaydı.</p> <p>Peki, anlatıldığı gibi olsa ne değişebilirdi?</p> <p>&Ccedil;ok zayıf ihtimal de olsa, belki bir kısım insanlar, en &ouml;nemli sanat ve k&uuml;lt&uuml;r yapılarının, ana cadde boyunca "leblebi gibi" dizilenmesine itiraz edip, onlara da Yabancılar &Ccedil;arşısı gibi kıyıda yer verilmesini isteyebilirlerdi?!</p> <p>Aslında s&uuml;re&ccedil; sonundaki durumda a&ccedil;ık ve net yapılan şey şu: Samsun'a, kentin kentsel-b&ouml;lgesel-&uuml;lkesel ana işlevleriyle, sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel yaşam koşullarını etkileyen radikal ve makro &ouml;l&ccedil;ekte bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m ve değişim m&uuml;dahalesi... Ancak ne yazık ki kent plancılığımız ve tasarımcılığımız bu boyutta bir m&uuml;dahale aracını kullanacak nitelikte değildi! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sorunsalın i&ccedil;eriği ve kapsamı en yabancısı olduğu bir k&uuml;lt&uuml;re aitti.</p> <p>Yarışma şartnamesinde belki de tek ciddi ve doğru istek "kıyı ile kentin ve &ouml;zellikle kent merkezinin b&uuml;t&uuml;nleştirilmesi" şeklinde ifade ediliyordu. Ancak i&ccedil;i doldurulmuş değildi. Yani, bu yaşamsal b&uuml;t&uuml;nleşmenin ne t&uuml;r işlevleri i&ccedil;ereceği, nasıl bir ulaşım gerektireceği, bu hususların alanın ana rekreaktif kullanımı bağlamında nasıl dengeleneceği, gibi sorunların saptanması da, &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml; de yarışmacılardan bekleniyor gibi idi. Yarışmacıları yanlış y&ouml;nlendiren diğer ayrıntılı talep ve a&ccedil;ıklamalar olmasa, olabilirdi de.</p> <p>Bu yarışma Samsun i&ccedil;in tarihi bir d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m şansı idi. Ş&ouml;yle ki; d&uuml;nyada liman kenti olmanın nerdeyse ana koşulu, kentin kıyıya optimal &ouml;l&ccedil;&uuml;lerde yaslandığı bir odak (&ccedil;ekim merkezi) oluşturmakla başlıyordu. &Ouml;rneğin, liman kıyısında yer alan "Yabancılar &Ccedil;arşısı" b&ouml;yle yorumlanmalı idi. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; adına "Bavul Ticareti" denen bir uluslararası ekonomi politikasının doğal oluşumu idi (1990'lı yıllardaki ve halen y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olan, Karadeniz k&uuml;lt&uuml;rel iktisadi iş birliği anlaşması uzantısı olarak).</p> <p>Limanlar ge&ccedil;mişten bug&uuml;ne, dış d&uuml;nya ile en g&uuml;&ccedil;l&uuml; temas alanlarıdır. Yani kent merkezlerinin yeni ticari ve k&uuml;lt&uuml;rel boyutlar kazandığı mek&acirc;nlardır. Modern kentlerin en prestijli yapılarının o mek&acirc;nlarda yer alması da bundandır.</p> <p>Bu, sıradan bir kent plancısının bilmesi gereken bir olgudur.</p> <p>Uzunca yıllardır, b&uuml;y&uuml;k liman tesislerinin kentsel kullanıma d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m s&uuml;recini yaşamakta olan Avrupa Limanları (Londra, Hamburg, Amsterdam vb.) s&uuml;rekli olarak kentsel tasarım yarışmalarına konu olmaktadır. Bu yayınları izleyen, bu mek&acirc;nları gezip g&ouml;ren herkes, bu yeni s&uuml;re&ccedil;ten haberdar olmalı idi. &Ouml;zellikle de plancılar ve mimarlar...</p> <p>Genelde kıyı k&uuml;lt&uuml;rs&uuml;z&uuml; bir &uuml;lke olduğumuzu biliyoruz. Ancak bu durum ne eğitim kurumlarımızın ne de j&uuml;riliğe soyunan kişilerin eksik ve hatalarını hoş g&ouml;rmemizin nedeni olamaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu kurumlar ve akademiler zaten bu eksikliği gidermek i&ccedil;in vardırlar.</p> <p>Diyebilirsiniz ki; yarışma şartnamesinden j&uuml;rinin anlayış ve eğilimleri anlaşılmıyor muydu? Buna kesinlikle evet diyebilirim. Ancak, her zamanki gibi işin i&ccedil;ine derinlemesine girildiğinde bunun değişebileceğini umduk. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ge&ccedil;mişte de, benzer durumları birka&ccedil; kez yaşamıştık. &Ouml;rneğin "Antalya Kale Kapısı ve &Ccedil;evresi Yarışması"nda, j&uuml;rinin şartnamede verdiği d&uuml;zenleme alanı dışındaki alanlarda da yaptığımız değerlendirme ve &ouml;nerilerimizle kazanmış idik. O zamanki j&uuml;ri Haluk Alatan, İlhan Tekeli, Cengiz Bektaş, &Ouml;zcan Altaban, Coşkun Erkal gibi mesleklerinde duayen olan kişilerden oluşuyordu. Ve olabilecekleri sezmiş&ccedil;esine şartnameye "isteyen yarışmacı, yakın &ccedil;evrede kritik g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; alanlar i&ccedil;in &ouml;neri getirebilir" gibi bir not koymuşlardı. Bu ka&ccedil;ış kapısı işe de yaradı. Ana yarışmacıların hışmını elbette dindiremedi ancak, bizim &ouml;nerimizle birlikte, getirdikleri sınırların yanlışlığını kabullenmekte teredd&uuml;t g&ouml;stermediler. Aslında batı d&uuml;nyasındaki kentsel tasarım yarışmalarında &ccedil;ok sık karşılaşılan bir durumdu bu. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; genelde yarışmaya konu olan sorunlar yumağındaki &ouml;n g&ouml;r&uuml;lemeyen hususların deşifre edilmesi de; bir anlamda yarışmalardan beklenen bir şeydi. Bu durum &ouml;zellikle kent merkezlerindeki planlama ve tasarım sorunlarında nerdeyse ka&ccedil;ınılmaz idi. Ancak bu t&uuml;r sorunları aşmak da, "t&uuml;k&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml; yalama" komplekslerine kapılmayacak d&uuml;zey ve olgunlukta j&uuml;ri &uuml;yelerini gerektiriyordu.</p> <p>Bırakın kentsel tasarımı, tek yapı &ouml;l&ccedil;eğindeki yarışmalarda dahi benzer belirsizliklere sık rastlanabilir. Batılı i&ccedil;in yarışmalar, &ccedil;oğu kez sanatsallığın da işlevselliğin de en iyilerinin arandığı ve araştırıldığı bir ara&ccedil; olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;r. Ancak kentsel tasarım konularında ve &ouml;zellikle kent merkezleri ve koruma alanları gibi kritik alanlarda &ccedil;oğu kez işlevsellikle ilgili alanlar ağırlık kazanır. Samsun'da olduğu gibi...</p> <p>Kentleşmenin ve kente ait değişik anatomilerin farkında olmayan j&uuml;riler ve tasarımcılar i&ccedil;in b&ouml;yle durumların değerlendirilmesinde ill&uuml;strasyon tuzağına d&uuml;şmek ka&ccedil;ınılmazdır. &Ouml;rneğin, Samsun yarışma şartnamesindeki birka&ccedil; j&uuml;ri talebi bu durumu &ccedil;ok iyi yansıtmaktadır. Ş&ouml;yle ki; "Yarışmacılar abartılı ve yapısal &ouml;nermelerden ka&ccedil;ınmalıdırlar" derken, yapılaşmayla sonu&ccedil;lanacak işlevler &ouml;nermeyi ya da ulaşım eşiklerini aşacak k&ouml;pr&uuml;ler &ouml;nermemeyi işaret ediyorlardı aslında. Başka bir s&ouml;ylemle, motorlu taşıtla barış ve dostluk i&ccedil;inde yaşayan hem zemin bir yaya ulaşım d&uuml;zenini işaret ediyorlardı.</p> <p>Peki; kentin ve kent merkezindeki yaşamın kıyı ile b&uuml;t&uuml;nleştirilmesi nasıl sağlanacak idi? Rekreaktif ama&ccedil;lı bir g&ouml;steri meydanı ya da 3-5 balık restoranıyla mı? Ya da kalabalıkları g&uuml;zellik b&uuml;y&uuml;leriyle, alıp g&ouml;t&uuml;recek sihirli &ccedil;i&ccedil;ek bah&ccedil;eleriyle mi? Genişletilmiş tretuvarlarla mı? Ayrıca planlama alanının yaklaşık %90'ında, rıhtım şeridi dışında, zeminde y&uuml;r&uuml;yen insanın denizi g&ouml;rmesi olanaksızdı! Bu durumu saptamak ise &ccedil;ok kolaydı. Kıyı kenti Samsun'da bu durum ciddi bir kriter olmuyor mu? Ve eğer bu tespitim doğruysa, bunun ana yaya d&uuml;zenini etkileyen bir veri olacağını hissedebiliyor musunuz? Bunu "d&uuml;z ovada keklik avlamaya" y&ouml;nelik peyzaj d&uuml;zenleriyle nasıl sağlayacaksınız?</p> <p>Kaldı ki "kıyıya ulaşmak i&ccedil;in aşmak zorunda olduğumuz" karayolu ve demir yolu eşikleri, bu kriteri daha da g&uuml;&ccedil;lendirmiyor mu?</p> <p>Aslında sorunsalın, daha liman kenti kavramından başlayarak, kentin yaşamsal ve fiziki &ouml;zelliklerine ait boyutları b&ouml;ylesine net ve somut iken, yarışmacılardan istenen "izlek" gibi uyduruk konular bir yanda, hi&ccedil; de k&ouml;t&uuml; olmayan mevcut Cumhuriyet Meydanı'nın yıkılıp altındaki kapalı otoparkı genişleten mimari tasarımlar istemek, j&uuml;rinin yukarıda değindiğimiz sorunsalın kokusunu dahi almadığını g&ouml;steriyordu. Ama ben gene de &uuml;mitlenmiştim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ayrı kentlerde yaşayan iki ortağımla t&uuml;m et&uuml;tlerin bitiminde tartışmak i&ccedil;in bir araya geldiğimizde, &ccedil;oğu kez yaptığımız "g&uuml;r&uuml;lt&uuml;l&uuml;" tartışmaların aksine &ccedil;ok &ccedil;abuk uzlaştık. Yaptığım değerlendirmeyi dinledikten sonra, s&ouml;yledikleri şey şu idi: "...Baran bey, bu yaptığınız değerlendirmeyi ve &ouml;nerdiğiniz konsepti yarışmacıların &ccedil;oğu yapacaktır. Onların arasında &ouml;ne &ccedil;ıkmak i&ccedil;in, bundan sonra str&uuml;kt&uuml;r&uuml;n mimarisini yansıtacak ayrıntı ve g&ouml;rsellere ağırlık vermeliyiz..." Yani iki ortağım da yarışma şartnamesini &ccedil;ok iyi inceledikleri halde, b&ouml;yle bir konsepte herkes kolayca ulaşacaktır diyorlardı. Onları "keşke &ouml;yle olsa" diye cevapladım.</p> <p>Ve sonu&ccedil;ta, ila&ccedil; i&ccedil;in olsun, bir tek benzer konsept bile &ccedil;ıkmadı. İşin asıl acı olan ve &ouml;nemli yanı bu idi. Yani yarışmacıların hepsi J&uuml;rinin isteklerini anlamışlar ve bunun "ill&uuml;stratif bir peyzaj tasarımı" beklentisi olduğunda birleşmişlerdi. Oysa ortaklarım Hasan &Ouml;zbay ve Tamer Başbuğ son 15 yıldır girdiğimiz benzer tasarım yarışmalarında, "Baran Bey, trafiği bırak, grafiğe bak." diye sataşmaları adet haline getirmişlerdi. Ama gene de, "senin yaptığını babam da yapar" misali, yaptığınız yaklaşımın benzeri &ccedil;ok gelecektir gibi yanılsamalardan sıyrılamıyorlardı.</p> <p>Allah sıyırtmasın! Başka ne diyebilirim ki...</p> <p>Samsun Kentsel Tasarım Yarışması'ndan &ccedil;ıkarabileceğimiz sonuca dair son s&ouml;z&uuml;m: Ya k&uuml;lt&uuml;rel kavramlar, planlama mantığı, paradigmalar &ccedil;ok değişti ve şimdiki gen&ccedil; yarışmacılar &ccedil;ok zeki... Ya da gerisini siz d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n!</p> <p>Her ne kadar s&uuml;r&ccedil;&uuml; lisan ettiysek affola, herkese selam ola!</p> Mon, 06 Nov 2017 14:55:00 +03 Konya’nın Selçuklu Dönemi Mimari Mirası ve Günümüzdeki Durumu ile İlgili Notlar http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/konya-nin-selcuklu-donemi-mimari-mirasi-ve-gunumuzdeki-durumu-ile-ilgili-notlar/1109 Mustafa Önge <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/mustafa-onge/foto_1.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Konya kentinin Sel&ccedil;uklu hakimiyetine ge&ccedil;işi 1071 yılında Anadolu&rsquo;nun kapılarının T&uuml;rklere a&ccedil;ıldığı Malazgirt Muharebesi'nden birka&ccedil; yıl sonrasına ger&ccedil;ekleşmiştir <sup>[i]</sup>. 1079 yılında bug&uuml;n Anadolu Sel&ccedil;ukluları olarak bildiğimiz devletin başkenti olmuştur. Kentin ilk yerleşim b&ouml;lgesi g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Alaeddin Tepesi olarak bildiğimiz, kentin farklı d&ouml;nemlerine ait yerleşim izlerini barındıran bir h&ouml;y&uuml;k niteliğindeki y&uuml;kseltiyi &ccedil;evreleyen İ&ccedil; Kale b&ouml;lgesi olup Sel&ccedil;uklu d&ouml;neminde saray ve ulu cami (g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde Alaeddin Camisi) gibi &ouml;nemli yapıların inşa edilmiş olduğu yerdir ve kentin savunmasında Bizans d&ouml;neminden kalan kent surlarından sonra ikinci aşamayı oluşturmaktadır <sup>[ii]</sup>. İ&ccedil; kale haricindeki yerleşimin i&ccedil; kale &ccedil;evresinde ve i&ccedil; kalenin doğusuna doğru olan sur i&ccedil;i b&ouml;lgelerde oluştuğunu buralardaki anıtların yapılış tarihlerine dayanarak s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemi Konya&rsquo;sının bir diğer &ouml;nemli kentsel referansı ise kent surlarıdır. 1221 yılında Sultan Alaeddin Keykubad tarafından yaklaşan Moğol tehlikesine karşı Sivas ve Kayseri kentlerini &ccedil;evreleyen surlarla aynı d&ouml;nemde, muhtemelen Bizans d&ouml;nemi surlarının b&uuml;y&uuml;k bir kısmı da değerlendirilerek inşa ettirilen yapı, kentin &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; i&ccedil;ine almaktadır <sup>[iii]</sup>. Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemi Konya&rsquo;sının i&ccedil;kale ve kent surlarının kısmen dışında bir alana yayılmış olduğunu, yazılı kaynaklar ve g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşabilmiş bazı b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli yapılardan &ouml;ğrenmekteyiz <sup>[iv]</sup>. Bu yayılma alanı i&ccedil;erisinde farklı b&uuml;y&uuml;kl&uuml;klerde yapıların ve kentsel ticari mek&acirc;nların hem sur i&ccedil;i hem de sur dışında yer almış olduğu da bilinmektedir <sup>[v]</sup>. Yukarıda &ouml;zetle betimlemeye &ccedil;alıştığımız bu kentsel yapının Karamanoğlu d&ouml;neminde de korunmuş olduğu anlaşılmaktadır. Karamanoğlu Beyliği&rsquo;nin Osmanlı Devleti ile m&uuml;cadelesi s&uuml;recinde kuşatmalar ge&ccedil;iren ve hasar g&ouml;ren Konya&rsquo;da, 16.y&uuml;zyılda Osmanlı Devleti&rsquo;nin kente tamamen h&acirc;kim olmasıyla farklı bir d&ouml;nem başlamıştır <sup>[vi]</sup>.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_2.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">1950&rsquo;li yıllar itibariyle Alaeddin Tepesi ve yakın &ccedil;evresinin durumu. Tepenin eteğindeki yapı 1927&rsquo;de inşa edilmiş olan eski Ordu Evi binası, orta kısmındaki yapı ise Belediye Gazinosu&rsquo;dur. Tepe etrafında &ccedil;ok katlı yapılaşmanın başlamış olduğu a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;r&uuml;lmektedir.</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_3.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">1960&rsquo;lı yıllar itibariyle Alaeddin Tepesi ve yakın &ccedil;evresi. Kılı&ccedil;arslan K&ouml;şk&uuml; kalıntısını &ouml;rten betonarme koruyucu &uuml;st &ouml;rt&uuml; ve Alaeddin Camii.</span></p> <p>Konya, Sel&ccedil;uklu d&ouml;neminde gelişmiş ve b&uuml;y&uuml;m&uuml;ş olsa da kentin anıtları, Osmanlı d&ouml;neminde pek &ccedil;ok onarımlar ge&ccedil;irmiş, dağılma durumuna gelmiş vakıfları da ayağa kaldırılmıştır <sup>[vii]</sup>. Ş&uuml;phesiz ki bu durum pek &ccedil;ok Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemi yapısının değişimler ge&ccedil;irerek de olsa g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşmasında hayati rol oynamış olmalıdır. Osmanlı d&ouml;neminin kente katkıları Sel&ccedil;uklu yapılarının onarımlarıyla sınırlı değildir. Tarihsel s&uuml;re&ccedil;te kentin ikinci tarihi odağı olarak nitelendirilen Mevl&acirc;na T&uuml;rbesi&rsquo;nin Mevl&acirc;na Manzumesine, etrafında gelişmiş yerleşimin T&uuml;rbe Mahallesi&rsquo;ne d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; tamamen Osmanlı d&ouml;nemi politikalarının bir sonucudur <sup>[viii]</sup>. Kente Osmanlı d&ouml;nemi katkıları İmparatorluğun son y&uuml;zyılında bile devam etmiştir. 1896-1897 yıllarında demiryolunun kente bağlanmasıyla artan ticari hareketlilik ve g&ouml;&ccedil;lerle artan n&uuml;fus kentte yeni mahallelerin ve gelişim alanlarının oluşumuna yol a&ccedil;mıştır. Bu s&uuml;re&ccedil;te dahi kentte &ouml;nemli bazı yapıların inşa edilmiş olduğu ve hatta bu faaliyetin malzeme ihtiyacı doğrultusunda surların b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de ortadan kaldırılması pahasına yapıldığı bilinmektedir <sup>[ix]</sup>. İ&ccedil; kale surları ise kent surlarının yıkılmasından &ccedil;ok daha &ouml;ncesinde, yine Osmanlı d&ouml;neminde yapı malzemesi olarak değerlendirilmeye başlanmıştır[x]. Zira Osmanlı d&ouml;neminde 16. ve 17. y&uuml;zyıllarda kentin y&ouml;netim ve ticari işlevlerini barındıran &ouml;nemli yapılar İ&ccedil; Kale&rsquo;nin doğusunda inşa edilmiş, İ&ccedil; Kale ise harap olmaya terk edilmiştir <sup>[xi]</sup>.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_4.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">1970&rsquo;li yıllarda Alaeddin Tepesi ve yakın &ccedil;evresi.</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_5.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Alaeddin Tepesi &ccedil;evresinde tramway hattı d&ouml;şenmesi i&ccedil;in temel kazısı &ccedil;alışmalarından g&ouml;r&uuml;nt&uuml;.</span></p> <p>Cumhuriyet d&ouml;neminin başından beri s&uuml;rd&uuml;r&uuml;legelen imar faaliyetleri pek &ccedil;ok kentte olduğu gibi Konya&rsquo;nın da tarihi dokusunu olumsuz etkilemiştir. 1923 yılında yaptırılan ilk İmar Planı&rsquo;nın etkileri tam olarak bilinmemekle birlikte, 1946 yılında y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe giren ikinci İmar Planı ile &ouml;zellikle Alaeddin Tepesi ve yakın &ccedil;evresine d&uuml;zenlemeler &ouml;nerildiği g&ouml;r&uuml;lmektedir. 1920&rsquo;li yıllarda &uuml;zerindeki yapı kalıntıları d&ouml;nemin yerel y&ouml;netimlerince b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de yok edilerek yeşillendirilmeye &ccedil;alışılan tepenin &uuml;zerinde Alaeddin Camisi, Kılı&ccedil;arslan K&ouml;şk&uuml; kalıntısı, i&ccedil; kale surlarının ve Sel&ccedil;uklu sarayının kalıntıları haricinde Sel&ccedil;uklu D&ouml;nemi&rsquo;nden g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşabilmiş herhangi bir yapı kalmamıştır <sup>[xii]</sup>. Yine bu d&ouml;nem itibariyle, 1920&rsquo;li yılların sonunda, muhtemelen 1923 İmar planının &ouml;nerileri kapsamında tepenin g&uuml;neyinden yeni bir cadde a&ccedil;ılarak tepenin k&uuml;&ccedil;&uuml;lt&uuml;lm&uuml;ş olduğu g&ouml;r&uuml;lmektedir. Yine 1920&rsquo;lerin ikinci yarısı ve 30&rsquo;lu yıllarda İ&ccedil; Kale surlarından kalan son belirgin iz olan hendeklerin de doldurularak tepenin etrafındaki geniş caddenin oluşturulmuş olduğu g&ouml;r&uuml;l&uuml;r <sup>[xiii]</sup>. 1946 İmar Planı ise Alaeddin Tepesi&rsquo;nin bir peyzaj alanına d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml; onayıp yerleşime a&ccedil;mamakla birlikte, tepenin yakın &ccedil;evresinde b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;ekli kamu yapıları ile yoğunluğu arttırmayı &ouml;nermektedir. Zira 1941 yılında Alaeddin Tepesi&rsquo;nde T&uuml;rk Tarih Kurumu tarafından kazılar yapılmış ve tepenin arkeolojik potansiyeli ortaya &ccedil;ıkarılmıştır <sup>[xiv]</sup>. Kent b&uuml;t&uuml;n&uuml;nde pek &ccedil;ok kamulaştırma &ouml;neren 1946 İmar planı kısa &ouml;m&uuml;rl&uuml; olmuş, 1954 yılında yeni bir İmar Planı y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konmuştur. Bu planın Alaeddin Tepesi&rsquo;nin kuzeybatısında yeni caddeler a&ccedil;ılması ve tepenin etrafındaki mevcut bazı caddelerin genişletilmesi dışında, tarihi &ccedil;ekirdeğe y&ouml;nelik yeni &ouml;nerileri yoktur <sup>[xv]</sup>. Bununla birlikte, 1950&rsquo;li yıllarda Alaeddin Tepesi&rsquo;nin etrafında &ccedil;ok katlı yapıların inşa edilmeye başlandığı izlenmektedir ki bu b&ouml;lgenin g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n&uuml;n bu yıllarda oluşmaya başladığı s&ouml;ylenebilir <sup>[xvi]</sup>. 1968 tarihli imar planına kadar yapılmış olan t&uuml;m planlar ve uygulamaların kentin gelişimini eski doku ve eski ulaşım arterleri &uuml;zerinden kurgulamaya y&ouml;nelik &ouml;neriler getirmeleri &ouml;zellikle tarihi konut dokusunu olumsuz etkilemiş, kentin g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;n&uuml;n oluşmasında b&uuml;y&uuml;k &ouml;l&ccedil;&uuml;de etkili olmuştur. 1968 İmar Planı tarihi &ccedil;ekirdeğin &uuml;zerindeki yoğunluğu ortadan kaldırmaya y&ouml;nelik &ouml;neriler getirmişse de bunlar sınırlı bir bi&ccedil;imde uygulanabilmiş, d&ouml;nemin anıt odaklı koruma anlayışına koşut olarak tarihi &ccedil;ekirdeğin kuzey ve kuzeybatısındaki mahalleler bu plan kapsamında gelişen s&uuml;re&ccedil;lerde fuar alanı d&uuml;zenlemesi yapılarak ortadan kaldırılmıştır <sup>[xvii]</sup>. D&ouml;neminin koruma anlayışının &uuml;r&uuml;n&uuml; olan bu yaklaşım bi&ccedil;imi, bu b&ouml;lgede olması kuvvetle muhtemel olan Alaeddin Şifahanesi gibi bazı anıtların son kalıntılarının da ortadan kalkmasına yol a&ccedil;mıştır. 1982 yılında Alaeddin Tepesi sit alanı ilan edilmiştir <sup>[xviii]</sup>.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_6.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">2016 itibariyle Kılı&ccedil;arslan k&ouml;şk&uuml; kalıntısını &ouml;rten &uuml;st &ouml;rt&uuml;n&uuml;n kaldırılma &ccedil;alışmaları.</span></p> <p>1990&rsquo;lı yıllarda Alaeddin Tepesi&rsquo;nin &ccedil;evresine Konya Hafif Raylı Ulaşım sistemi kapsamında, B&ouml;lge Koruma Kurulu&rsquo;nun t&uuml;m itirazlarına rağmen hukuksuz bir bi&ccedil;imde, tramvay rayları d&ouml;şenmiş, inşaat esnasında arkeolojik kalıntılar &ccedil;ıkmasına rağmen s&uuml;re&ccedil; durdurulamamıştır <sup>[xix]</sup>. Koruma Kurulu&rsquo;nun a&ccedil;tığı dava ile takip eden yıllarda gelişen hukuki s&uuml;re&ccedil;te, yapılan yanlışlığın d&uuml;zeltilemediği g&ouml;r&uuml;lmektedir <sup>[xx]</sup>. 2000&rsquo;li yılların başlarında Al&acirc;eddin Tepesi ve kuzeybatısında yer alan Fuar alanını etkileyen m&uuml;dahalelerin yapılmaya başlandığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. Fuar alanının yeniden d&uuml;zenlemesi s&uuml;recinin başlatıldığı, B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi&rsquo;nin ısrarlarıyla, Alaeddin Tepesinin kuzey kısmında yer alan, Sel&ccedil;uklu sarayının kalıntısı ve i&ccedil; kale surlarının uzantısı olan Kılı&ccedil;arslan k&ouml;şk&uuml; kalıntısı ve &ccedil;evresinde arkeolojik kazılar yapılarak yapıyı &ouml;rten betonarme &uuml;st &ouml;rt&uuml;n&uuml;n kaldırılmaya &ccedil;alışıldığı izlenmektedir. Bu kapsamda yapılmak istenen, Kılı&ccedil;arslan k&ouml;şk&uuml;ne bir dış iskelet yardımıyla rekonstr&uuml;ksiyon uygulanmasıdır. 2000&rsquo;li yılların bir başka &ouml;nemli gelişmesi de Alaeddin Tepesi&rsquo;nden Mevl&acirc;na K&uuml;lliyesi&rsquo;ne doğru uzanan bir alanı kapsayan koruma imar planının bazı hukuki sorunlara rağmen y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konabilmiş olmasıdır.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_9.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi"> Konya Tarihi Kent Merkezi Koruma Ama&ccedil;lı İmar Planı (Konya B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi arşivinden).</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_7.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Kılı&ccedil;arslan k&ouml;şk&uuml; ve &ccedil;evresi i&ccedil;in &ouml;nerilen proje.</span></p> <p><b>Sel&ccedil;uklu D&ouml;nemi Mirasının G&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki Durumu</b></p> <p>Kentin bug&uuml;nk&uuml; manzarasına baktığımızda, Sel&ccedil;uklu D&ouml;nemine ait anıtlar ve bunların kalıntılarından ibaret olan Sel&ccedil;uklu mimari mirasının, ağırlıklı olarak kentin tarihi &ccedil;ekirdek olarak adlandırabileceğimiz kısmında, yani Alaeddin Tepesi &uuml;zerinde ve &ccedil;evresinde toplandığını g&ouml;rmekteyiz. Alaeddin Camii, Kılı&ccedil;arslan K&ouml;şk&uuml; kalıntısı, İ&ccedil; Kale Sur kalıntıları, Karatay ve İnceminare Medreseleri buradadır. Bunun haricinde Zevle Sultan Mescidi, Sır&ccedil;alı Medrese, Sahip Ata k&uuml;lliyesi gibi nispeten daha uzak konumlarda, farklı &ouml;l&ccedil;eklerde anıtlar da bulunmaktadır. Bu anıtlar, her ne kadar fiziksel bağlamları değişmiş de olsa bakımları yapılmakta ve korunmaktadır. Kentte Sel&ccedil;uklu hakimiyetinin başlangıcı ile birlikte ilk yerleşim alanının Alaeddin Tepesi&rsquo;ni kapsayan i&ccedil; kale olduğu, ilk idari ve dini yapıların bu alanda yapılmış olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki g&ouml;r&uuml;n&uuml;m, yukarıda bahsi ge&ccedil;en t&uuml;m tahribatlara rağmen Sel&ccedil;uklu Medeniyetinin izlerinin g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde de mevcudiyetini koruduğu bi&ccedil;iminde yorumlanabilir.</p> <p>Kentte tamamen Sel&ccedil;uklu yapısı olarak korunarak g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşabilmiş mimari miras bulunduğunu s&ouml;ylemek g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemi yapıları &ouml;ncelikle Osmanlı daha sonra Cumhuriyet d&ouml;neminde yapılan onarım ve ilavelerle g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşabilmiştir. En &ouml;nemli kayıp ise, yapısal olmanın &ouml;resinde kentsel referanslar olan i&ccedil; kale ve kent surlarıdır. Dolayısıyla Konya kentinin Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemindeki sur i&ccedil;i b&ouml;lgesi ve i&ccedil; kale mahallesi de g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde mevcut değildir. Kentin Sel&ccedil;uklu mimari mirasının barındıran b&ouml;lgelerinde &ccedil;ok katlı yapılaşmanın oluşmuş olması ve Alaeddin Tepesi&rsquo;nin yoğun bir peyzaj uygulanarak park alanına &ccedil;evrilmesi y&uuml;z&uuml;nden Sel&ccedil;uklu Mirası bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k i&ccedil;erisinde algılanamamaktadır. 1950&rsquo;li yıllarda başlayan ve s&uuml;ren &ccedil;ok katlı yapılaşmanın tarihi &ccedil;ekirdek etrafındaki varlığı Sel&ccedil;uklunun yanı sıra Osmanlı d&ouml;nemi mimari mirasının algısıyla ilgili de olumsuz bir etki oluşturmaktadır. Bu s&uuml;re&ccedil;te korunabilmiş belli başlı anıtlar bir b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k olarak g&uuml;&ccedil;l&uuml;kle algılanabilmektedir. Kentin s&uuml;rekli gelişen yayılım alanı, kent dışı konaklama yapıları olarak bilinen, Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemi kervansaray yapılarını da i&ccedil;ine almaya başlamıştır. Ankara yolu &uuml;zerinde bulunan ve &ccedil;evresindeki yapılaşma nedeniyle zorlukla algılanabilen Horozlu Han bunlardan biridir. Bir diğer yapı olan Zazadin Han (Sadeddin K&ouml;pek Hanı) ise organize sanayi b&ouml;lgesinin gelişim alanı i&ccedil;indedir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/mustafa-onge/foto_8.JPG.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Alaeddin Tepesi eteklerinin batı kısmında peyzajın arasında neredeyse kaybolmuş olan i&ccedil; kale sur duvarı kalıntıları.</span></p> <p>Koruma aygıtlarının kente uygulaması genel anlamda gecikmeli olarak ger&ccedil;ekleşebilmiştir. Bu bağlamda tek yapı tescillerinin 1980&rsquo;li yıllarda yoğunluk kazandığı, Alaeddin Tepesi&rsquo;nin ise 1982 yılında tescil edilebildiği bilinmektedir. Yukarıda kısaca bahsi ge&ccedil;en koruma imar planı ise &ccedil;ok gecikmiş bir &ouml;nlem olarak y&uuml;r&uuml;rl&uuml;ğe konulabilmiştir. Planın kapsama alanı kentin Sel&ccedil;uklu mirasının sadece bir kısmını i&ccedil;ine alabilmektedir.</p> <p>Konya&rsquo;nın sadece Sel&ccedil;uklu mirasının değil, Osmanlı ve Cumhuriyet d&ouml;nemi mimari mirasının da korunabilmesi i&ccedil;in, b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l yaklaşımlarla hazırlanıp uygulanacak projelere ihtiya&ccedil; duyulduğu anlaşılmaktadır. Zira her ne kadar &ccedil;oğunlukla yitirilmiş olsa dahi surların bulunduğu kesimler, Sel&ccedil;uklu d&ouml;nemi kentinin yayılım alanları, defin yapılan b&ouml;lgeler ve surlara bağlı bir yapı olan Zindankale, gibi &ouml;nemli yapıların konumları bilinmekte olup kentin tarihi &ccedil;ekirdek olarak isimlendirebileceğimiz b&ouml;lgesinde farklı d&ouml;nemlere ait katmanlı yapıda olan bir k&uuml;lt&uuml;r mirası yoğunluğu bulunmaktadır. Bug&uuml;nk&uuml;ne benzer bi&ccedil;imde Alaeddin Tepesi ve Kılı&ccedil;arslan k&ouml;şk&uuml;ne odaklı par&ccedil;acı yaklaşımlar ve se&ccedil;meci koruma anlayışları uzun vadede yarar yerine zarar getirecektir.</p> <p><span class="fotograf-yazi">* Kapak fotoğrafı: 19.y&uuml;zyıl sonu itibariyle Konya Alaeddin Tepesi&rsquo;nde Kılı&ccedil;arslan K&ouml;şk&uuml;, Sel&ccedil;uklu Sarayı kalıntısı ve Alaeddin Camii. Friedrich Sarre fotoğrafı, Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivinden alınmıştır.</span></p> <div data-wd-pending=""><br clear="all" /> <hr width="33%" size="1" align="left" /> <div data-wd-pending=""> <p>[i] Baykara, Tuncer,. (1985), T&uuml;rkiye Sel&ccedil;ukluları Devrinde Konya, T.C. K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı, Ankara, s.25.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[ii] Baykara, a.g.e. s.44-45, 48.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[iii] Baykara&rsquo;ya g&ouml;re 1221&rsquo;den &ouml;nce Konya kentini &ccedil;evreleyen surlar mevcut değildir. &Ouml;te yandan ha&ccedil;lı kaynaklarına g&ouml;re kentin muhtemelen Bizans d&ouml;neminde inşa edilmiş surları bulunmaktadır. Bkz. Eyice, Semavi, (1981), &ldquo;Friedrich Barbarossa&rsquo;nın III. Ha&ccedil;lı Seferi ve Konya Savaşı ile Sibilia ve Mavga Kaleleri&rdquo;, Sel&ccedil;uklu <i><span style="text-decoration: underline;">Araştırmaları Dergisi</span></i>, Cilt: V-VI, Ankara, s:151, 178.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[iv] Sel&ccedil;uklu D&ouml;nemi Konya&rsquo;sının g&uuml;neyinde sur dışında yer alan Sahip Ata k&uuml;lliyesi bu yapılardan biridir.&nbsp;</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[v] Baykara, Tuncer,. (1985), T&uuml;rkiye Sel&ccedil;ukluları Devrinde Konya, T.C. K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı, Ankara, s.66.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[vi] &Ouml;nder, Mehmet, (1971), <i><span style="text-decoration: underline;">Mevl&acirc;na Şehri Konya</span></i>, G&uuml;ven Matbaası, Ankara, s.37</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[vii] Zeki At&ccedil;eken&rsquo;in şer&rsquo;iyye sicillerine dayanan &ccedil;alışmasında bu konuda pek &ccedil;ok bilgi mevcuttur. Bkz. At&ccedil;eken, Zeki, (1998), <i>Konya&rsquo;daki Sel&ccedil;uklu Yapılarının Osmanlı Devrinde Bakımı ve Kullanılması</i>, TTK, Ankara.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[viii] Yavuz Sultan Selim&rsquo;in Mevlana T&uuml;rbesi&rsquo;ne temiz su hattı bağlatması ve Osmanlı h&uuml;k&uuml;mdarlarının Mevlevi derg&acirc;hı ile olan iyi ilişkilerinin bu gelişim s&uuml;recinde &ouml;nemli rol oynadığı hatırlanmalıdır. Bkz. &Ouml;nder, Mehmet, age.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[ix] Demiryolunun kente ulaşmasından birka&ccedil; yıl &ouml;ncesinde inşa edilen vilayet binasının yapımında surlardan s&ouml;k&uuml;len taşların kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[x] &Ouml;nge, Mustafa, (2011), <i><span style="text-decoration: underline;">Conservation of Cultural Heritage on Alaeddin Hill in Konya from the 19th Century to Present Day</span></i>, ODT&Uuml; Mimarlık Fak&uuml;ltesi Restorasyon Doktora Programı, yayınlanmamış Doktora tezi, Ankara, s.65.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xi] &Ouml;nge, Mustafa, age. s. 67.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xii] &Ouml;nge, Mustafa, age. s. 143.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xiii] &Ouml;nge, Mustafa, age.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xiv] Akok, Mahmut, (1975), &ldquo;Konya Şehri İ&ccedil;indeki Alaeddin Tepesi&rsquo;nde T&uuml;rk Tarih Kurumu Adına Yapılan Arkeolojik Kazıların Mimar&icirc; Buluntuları&rdquo;, <i><span style="text-decoration: underline;">Belleten</span></i>, Cilt: XXXIX, Sayı:154, T.T.K., Ankara.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xv] &Ouml;nge, Mustafa, age. s. 203.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xvi] Ayrıca Alaeddin tepesinin stabilitesini bozarak tepe ve barındırdığı miras i&ccedil;in &ouml;nemli sorunlar oluşturan, Belediye Gazinosu ve havuzu da 1950&rsquo;li yıllarda tepenin &uuml;zerine inşa edilmiştir. 1960&rsquo;lı yıllarda inşa edilmiş olan Ordu Evi binası da sorunlu bir m&uuml;dahaledir.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xvii] &Ouml;nge, Mustafa, age. s. 207.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xviii] Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Y&uuml;ksek Kurulu Kararı, A-3861, 13.11.1982. T.C. K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı, Anıtlar ve M&uuml;zeler Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Arşivi&rsquo;nden temin edilmiştir.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xix] Konya K&uuml;lt&uuml;r ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Kararı No:886, 09.11.1990. T.C. K&uuml;lt&uuml;r ve Turizm Bakanlığı, Anıtlar ve M&uuml;zeler Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Arşivi&rsquo;nden temin edilmiştir.</p> </div> <div data-wd-pending=""> <p>[xx] Tepenin arkeolojik potansiyeline vermiş olduğu zarar haricinde pek &ccedil;ok kazaya da neden olan raylı sistem halen Alaeddin Tepesi&rsquo;nin etrafında işletilmektedir.</p> </div> </div> Fri, 03 Nov 2017 14:13:20 +03 Anadolu Kent Kimliğinin Oluşumunda İstasyon Caddeleri: Konya Örneği http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/anadolu-kent-kimliginin-olusumunda-istasyon-caddeleri--konya-ornegi/1104 Süheyla Büyükşahin Sıramkaya <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/1.jpg-684235802.jpeg" width="549" /><br/><br><br><br><br><br><p><strong><em>Yrd. Do&ccedil;. Dr. Esra Yaldız, Yrd. Do&ccedil;. Dr. S&uuml;heyla B&uuml;y&uuml;kşahin Sıramkaya ve Prof. Dr. Dicle Aydın tarafından &uuml;retilen aşağıdaki &ccedil;alışma &ldquo;STATION STREETS IN FORMATION OF ANATOLIAN CITY IDENTITY; KONYA&rdquo; başlığındaki bildiri olarak 28-30 Eyl&uuml;l 2017 tarihinde Trabzon&rsquo;da d&uuml;zenlenen LIVENARCH V-2017: Rejecting/Reversing Architecture isimli konferansta s&ouml;zl&uuml; olarak sunulmuş ve kongre kitabında basılmıştır.</em></strong></p> <p>Kent, tarihin farklı d&ouml;nemlerine ait fiziksel, sosyal ve k&uuml;lt&uuml;rel oluşumların s&uuml;reklilik i&ccedil;inde ele alındığı mek&acirc;nsal bir kurgudur.&nbsp; Kenti oluşturan bu mek&acirc;nsal kurgu, toplumsal, ekonomik, teknolojik değişim ve d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m s&uuml;reci yaşamaktadır. Kentlerin kimlik oluşumları; fiziksel yapının yanı sıra, i&ccedil;inde bulundukları makro ortamdan, mikro ortama kadar fiziki, sosyal, siyasal, ekonomik, k&uuml;lt&uuml;rel ve bir&ccedil;ok diğer unsuru da i&ccedil;eren, helezonik bir yapı i&ccedil;erisinde meydana gelen, değişim / d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m s&uuml;re&ccedil;lerini de kapsamaktadır (Es, 2012). S&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde değişen kent kimliği kente ait fiziksel mek&acirc;nları bi&ccedil;imlendirmektedir (Littlefield, 2012).</p> <p>Kent kimliğini oluşturan, bir kenti diğerlerinden farklı kılan, kente &ouml;zg&uuml; niteliklerin oluşum ve gelişimini etkileyen birtakım belirleyiciler vardır. Her toplumun değer yargıları ve yaşam bi&ccedil;imleri, &ccedil;evreye bağlı olarak birbirinden farklı &ouml;zellikler g&ouml;stermektedir. Bu sebeple kimliği oluşturan &ouml;ğelerde farklılıklar g&ouml;sterebilmektedir.&nbsp; Bu bağlamda ele aldığımızda kent kimliği; sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel yapı, sosyo-ekonomik yapı, fiziki &ccedil;evre ve imaj &ouml;ğeleri ile (İlgar 2008), belirlenebilmektedir. Bir başka ifade ile kent kimliğinin belirleyicileri doğal, coğrafi, yapay &ccedil;evre elemanlarıdır (&Ccedil;&ouml;l, 1998). Bu belirleyiciler arasında yer alan ve yapay &ccedil;evre tanımlamasına giren; kentin fiziksel yapısı ve mek&acirc;nsal karakteristikleri mimari kimlik ile a&ccedil;ıklanabilmektedir. Kent kimliğine ait yapay fiziksel &ccedil;evreyi oluşturması bakımından en &ouml;nemli alt bileşen olan mimari kimlik, bina ve yakın &ccedil;evresi i&ccedil;in mimar veya kullanıcı tarafından oluşturulan ayırt edici &ouml;zellikler ile belirlenmektedir (Hacıhasanoğlu, 1996). Mimari kimlik, kent planlaması kararları, imar ve koruma planları ve uygulamaları ile mimari &uuml;sluplar, ge&ccedil;erli mimari dil, malzeme ve yapı teknolojisi kullanımı ile var olabilmektedir (Erton, 1995). Mimari niteliğin bir kimlik oluşturabilmesi i&ccedil;in toplum tarafından kabul edilmiş olması, kitlesel etki oluşturması, yerleşimde odak noktası &ouml;zelliği taşıması ve &ccedil;evre ile uyum i&ccedil;inde olması gibi unsurlar gerekmektedir (Binle ve Ertan, 1992).</p> <p>Kentlerin kimlikleri, kimliği oluşturan &ouml;ğelerin s&uuml;rekliliği ile var olmaktadır. Kente ait hafıza, toplumsal yoldan kurulan zihinsel bir s&uuml;reci ifade etmektedir. Bu s&uuml;re&ccedil;te kente ait bilgiler kolektif hafıza yoluyla anımsanmakta ve yerler/mek&acirc;nlar &uuml;zerinden geleceğe aktarılmaktadır (&Ouml;zaydın 2014). Kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;erisinde &ouml;ncelikle yollar/sokaklar, ardından buluşma noktaları olan meydan ve kavşaklar, daha sonra da yollar ve buluşma noktaları arasındaki sınırlar (demir yolları, yeşil alan vb) algılanmaktadır (Lynch 1960). Bu sebep ile kentin hafızada kalabilmesi ve kimliğin algılanabilmesi yollar, caddeler, meydanlar ve yapılar ile sağlanabilmektedir. &nbsp;Cadde ve sokaklar şehir morfolojisinin bileşenleri olarak bir&ccedil;ok fakt&ouml;r&uuml;n etkisiyle ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Bu fakt&ouml;rleri, eski mahalle sistemi (organik yapı), topografya, iklim (Ar&ucirc;, 1998), şehir eski &ccedil;ekirdeğine ulaşan yollar, demir yolu istasyonunun şehre g&ouml;re konumu ve planlamanın rol&uuml; şeklinde sıralamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r (Aliağaoğlu, 2003).</p> <p>Demiryolları Avrupa&rsquo;da 19. y&uuml;zyılın ilk &ccedil;eyreğinde ilk olarak İngiltere&rsquo;de ortaya &ccedil;ıkan ve kısa s&uuml;rede t&uuml;m d&uuml;nyayı etkisi altına alan ulaşım alanında modernizasyonu ve beraberinde bir&ccedil;ok sosyal, k&uuml;lt&uuml;rel, ekonomik ve kentsel yeniliği getirmiştir(Başar, Erdoğan 2009).&nbsp;Anadolu kentlerinde de İstasyon Caddesi kavramı kentin gelişme y&ouml;n&uuml;n&uuml; belirlemesi ve modernleşen kesimini temsil etmesi nedeniyle mek&acirc;nsal yapı oluşumunda s&uuml;rekliliğin bir par&ccedil;asını oluşturmaktadır (&Ccedil;etin, 2012). İstasyon caddeleri, değişimin ve gelişimin g&ouml;zlenebildiği, mimari kimlik &uuml;zerinden kentsel kimliğin okunabildiği kent i&ccedil;inde merkezi konumda olan fiziksel dokulardır.&nbsp; Arıtan (2008) istasyon caddelerini ve caddeye &ouml;zg&uuml; &ouml;r&uuml;nt&uuml;leri Bulvar-meydan-devlet yapıları dizgesi i&ccedil;inde yeni modern kent yaşamını rasyonalize eden, kentlilerin sosyalleşmek i&ccedil;in etkin kullandığı kolektif mek&acirc;nlar olarak tanımlar.</p> <p>Bu &ccedil;alışmada Konya kentinin gelişiminde &ouml;nemli olan İstasyon Caddesi ele alınmış, caddenin gelişimi ve değişimi, caddeyi var eden binalar ve kent dokuları &uuml;zerinden analiz edilmiştir. Alanına ilişkin h&acirc;lihazır haritalar, imar planı &ccedil;alışmaları, Google Maps g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri, arşiv fotoğrafları ve mevcut durum fotoğrafları ve yazılı kayıtlar &ccedil;alışmanın temel materyallerini oluşturmuştur. Değişim s&uuml;recinde yok olan yapılar, az katlı yapılanmadan &ccedil;ok katlı yapılanmaya ge&ccedil;iş, devlet binalarının varlığı, Atat&uuml;rk Anıtı&rsquo;nın istasyon aksı ile b&uuml;t&uuml;nleşmesi kentsel gelişim/değişim ve kimlik bağlamında değerlendirilmiştir.</p> <h3>1. Giriş</h3> <p>Kimlik herhangi bir nesnenin diğer nesnelerden ayırt edilmesi, bunun ayrı bir nesne olarak kabul edilmesi anlamına gelmektedir (Lynch, 1960). Genel olarak kimlik kavramı, canlılar ya da nesneler i&ccedil;in ayırt edici, farklılığı yaratan &ouml;zellikler olarak tanımlanmakta, mimari, sosyal, k&uuml;lt&uuml;rel, politik, psikolojik, duygusal, ekonomik vb. bir&ccedil;ok kavramı kapsamlı bir şekilde i&ccedil;inde barındırmaktadır (Littlefield, 2012).</p> <p>Başka bir tanımlama ile kimlik, bir bireyi veya toplumu diğerlerinden ayıran ya da ortak kılan nitelikler, &ouml;znel değerler ve ilişkiler b&uuml;t&uuml;n&uuml;; bir &ouml;zdeşlik ya da farklılık tanımlaması, bir aitlik problemidir (Asiliskender, 2006). Bu sebeple kimlik kavramı, benzerler arasında kıyaslamayı getirir ve benzerine g&ouml;re sahip olunan ayırt edici &ouml;zellikleri ortaya koymakta; toplumların gereksinimleri ve ait oldukları &ccedil;evrenin verileri doğrultusunda ortaya &ccedil;ıkmaktadır (B&uuml;l&uuml;&ccedil;, 2017).&nbsp; Kentler ve mimari &uuml;r&uuml;nler a&ccedil;ısından kimlik ve kentsel imge olgusu, &ouml;ncelikle g&ouml;rsel boyutuyla &ouml;n plana &ccedil;ıkan, ayrıca doğal, coğrafi, k&uuml;lt&uuml;rel &uuml;r&uuml;nler ve sosyal yaşam normlarını da kapsayan &ccedil;ok geniş bir tanımı i&ccedil;ermektedir (Ulu ve Karako&ccedil; 2004). Kentsel kimlik bir kenti diğerlerinden ayıran &ouml;zelliklerin b&uuml;t&uuml;n&uuml; olarak da ifade edilebilmektedir (Koyuncu 2013).</p> <p>Kentsel kimlik ve buna dair kentsel imgeler kent mek&acirc;nı i&ccedil;erisinde uzun bir s&uuml;re&ccedil;te ve bazen &ccedil;ok farklı bileşenlerden oluşmaktadır (Ulu ve Karako&ccedil; 2004). &Ccedil;&ouml;l 1998&rsquo;de kentsel kimliği &ldquo;<i>Kent imajını etkileyen, her kentte</i> <i>farklı &ouml;l&ccedil;ek ve yorumlarla kendine &ouml;zg&uuml; nitelikler</i> <i>taşıyan; fiziksel, k&uuml;lt&uuml;rel, sosyo-ekonomik, tarihsel</i> <i>ve bi&ccedil;imsel fakt&ouml;rlerle şekillenen, kentliler ve onların</i> <i>yaşam bi&ccedil;iminin oluşturduğu; s&uuml;rekli gelişen</i> <i>ve s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir kent kavramını yaşatan, ge&ccedil;mişten</i> <i>geleceğe uzanan b&uuml;y&uuml;k bir s&uuml;recin ortaya &ccedil;ıkarttığı</i> <i>anlam y&uuml;kl&uuml; b&uuml;t&uuml;nl&uuml;k&rdquo; </i>olarak tanımlar. Bu tanım kentsel kimliğin sadece mek&acirc;nsal bir olgu olmadığını, sosyal, k&uuml;lt&uuml;rel ekonomik vb. boyutlarının da bulunduğunu g&ouml;stermektedir (Yaldız ve Ark 2014).</p> <p>Kentlerin kimlikleri, kimliği oluşturan &ouml;ğelerin s&uuml;rekliliği ile var olmaktadır. Kente ait hafıza, toplumsal yoldan kurulan zihinsel bir s&uuml;reci ifade etmektedir. Bu s&uuml;re&ccedil;te kente ait bilgiler kolektif hafıza yoluyla anımsanmakta ve yerler/mek&acirc;nlar &uuml;zerinden geleceğe aktarılmaktadır (&Ouml;zaydın 2014). Kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;erisinde &ouml;ncelikle yollar/sokaklar, ardından buluşma noktaları olan meydan ve kavşaklar, daha sonra da yollar ve buluşma noktaları arasındaki sınırlar (demir yolları, yeşil alan vb) algılanmaktadır (Lynch 1960) . Bu sebep ile kentin hafızada kalabilmesi ve kimliğin algılanabilmesi yollar, caddeler, meydanlar ve yapılar ile sağlanabilmektedir.&nbsp; Cadde ve sokaklar şehir morfolojisinin bileşenleri olarak bir&ccedil;ok fakt&ouml;r&uuml;n etkisiyle ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Bu fakt&ouml;rleri, eski mahalle sistemi (organik yapı), topografya, iklim (Ar&ucirc;, 1998: 177), şehir eski &ccedil;ekirdeğine ulaşan yollar, demir yolu istasyonunun şehre g&ouml;re konumu ve planlamanın rol&uuml; şeklinde sıralamak m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r (Aliağaoğlu, 2003).</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de Cumhuriyet modernleşmesinin temel kriterlerini b&uuml;nyesinde barındıran, demiryolları ve onlara &ouml;zg&uuml; &ouml;r&uuml;nt&uuml;ler (istasyon caddeleri ve yapıları) de kentsel &ouml;l&ccedil;ekte kent kimliğinin algılanabilmesinde etken mek&acirc;nlardır (Arıtan 2008). Anadolu&rsquo;nun bir&ccedil;ok kentinin değişiminde ivme kazandıran s&ouml;z konusu yapılar, kentlerin fiziksel anlamda değişiminin de etken bir fakt&ouml;r&uuml; olmuştur. &Ccedil;alışmada konu olarak ele alınan Konya istasyon caddesi, &uuml;lkenin ekonomik değişimiyle de ilişkili olarak zaman i&ccedil;inde değişmiş, gereksinimler ve etkileşimler sonucu farklılaşsa da kentli tarafından her d&ouml;nemde bilinir ve yaşanır olmuştur. İstasyon caddesi boyunca kent imgesi ve nirengi noktası olabilecek yapıların da s&ouml;z konusu aksta var olması kentsel anlamda dinamik olmayı devamlı kılmıştır. &Ccedil;alışmanın temel materyallerini İstasyon Caddesinde ger&ccedil;ekleştirilen alan araştırmaları ve arşiv incelemeleri oluşturmaktadır. Bu &ccedil;er&ccedil;evede elde edilen bulgular, caddeyi var eden ve imge olan binaların zaman i&ccedil;inde oluşumu, yok oluşların etkileri, caddenin ve dolayısıyla kentin zaman i&ccedil;inde değişen kimliği a&ccedil;ısından yorumlanarak g&ouml;rsel materyallerle belgelenmiştir.&nbsp;</p> <h3>2. Kent Kimliği ve İstasyon Caddeleri</h3> <h3>2.1. Kent Kimliği Kavramı ve Mimari Bileşenler</h3> <p>Coğrafi konum, fiziksel yapı, sosyo-k&uuml;lt&uuml;rel yapı, dini unsurlar, iklim, topoğrafya, ticari yapılanma, ekonomik &ccedil;evre, tarih, k&uuml;lt&uuml;r, yollar, sokaklar ve mimari &uuml;r&uuml;nler gibi bileşenler, kentlerin &ouml;zg&uuml;n kimliklerinin oluşumuna katkıda bulunurlar. Bu bileşenlerden mimari &uuml;r&uuml;n ve yapılar kentin mimari kimliğinin oluşumunda rol oynamaktadırlar. B&uuml;l&uuml;&ccedil; (2017), kent kimliği bileşenlerini somut ve soyut bileşenler ana sınıflamasında detaylandırmıştır (Tablo 1). Kent kimliğinin oluşumunda bir girdi olan bu bileşenlerden soyut &ouml;ğeler (toplumsal &ouml;zellikler: sosyal, k&uuml;lt&uuml;rel ve ekonomik) aynı zamanda dinamik bir olgu olarak değişmekte, somut &ouml;ğelerden olan yapay &ccedil;evrenin de değişimine neden olmaktadır.&nbsp; Bu değişimlerin bir yansıtıcısı olan kentler &Ouml;zbay&rsquo;a g&ouml;re her d&ouml;nemin kedi d&uuml;ş&uuml;ncesi ve yaşantısını da yansıtırlar. Kentlerin oluşumunda etkili olan fakt&ouml;rler &ccedil;er&ccedil;evesinde kazandıkları kimlikleri vardır. Kazanılan bu kimlik yıllar i&ccedil;erisinde değişir, gelişir ve kendini yenileyerek dinamik bir s&uuml;reklilik oluşturmaktadır (B&uuml;l&uuml;&ccedil; 2017).</p> <p>Kentlerin g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki kentsel ve mimari yapıları, tarihsel s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde yer almış farklı d&ouml;nem ve k&uuml;lt&uuml;rlerin etkisi ile oluşmuştur. İnsanoğlunun yaşadığı kullandığı mek&acirc;nlar ile etkileşimi sonucunda oluşan fiziksel ve anlamsal bağlar, bu mek&acirc;nlara kimlik kazandırmaktadır. Dolayısı ile mek&acirc;nın ge&ccedil;irdiği d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m, &ccedil;evre ile olan bağlarının d&ouml;n&uuml;şmesine ve kimliğin değişimine sebep olmaktadır (Rapaport 2004). S&ouml;z konusu değişimleri somutlaştıran ise fiziksel &ccedil;evre yani kentsel doku ve mimarlık &uuml;r&uuml;nleri olmaktadır.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/tablo1.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Tablo-1. Kent Kimliği Bileşenleri (B&uuml;l&uuml;&ccedil; 2017)</span></p> <h3>2.2. Anadolu&rsquo;da Demiryolları ve İstasyon Caddeleri</h3> <p>Osmanlı&rsquo;da yaşamın her alanında k&ouml;kl&uuml; değişikliklerin ve &ouml;nemli gelişmelerin yaşandığı &ldquo;Batılılaşma/Modernleşme d&ouml;nemi&rdquo; olarak isimlendirilen 19. y&uuml;zyılın ikinci yarısı &ouml;zellikle demiryolu ulaşımının t&uuml;m d&uuml;nyada olduğu gibi Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda da &ouml;nem kazandığı d&ouml;nem olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu&rsquo;nda demiryolu ulaşımının tarihi 1851 yılında Kahire-İskenderiye demiryolu hattının imtiyazının verilmesiyle başlamıştır. Ancak g&uuml;n&uuml;m&uuml;zdeki milli sınırlar dikkate alındığında 1856 yılında İzmir-Aydın demiryolu hattının imtiyazının verilmesi bu topraklarda demiryolu ulaşımının ilk başlangı&ccedil; tarihi olarak kabul edilebilir. Avrupa kıtasında ise yine 1856 yılında ilk Osmanlı demiryolu Cernavoda- K&ouml;stence hattında İngiliz şirketleri tarafından a&ccedil;ılmıştır. Bu gelişmeler sonucunda Osmanlı demiryollarının 1865 yılında kurulan Nafia Nezareti ile Turuk ve Meabir Dairesi tarafından y&ouml;netilmesinin ardından 1872 tarihinde demiryolu yapım ve işletmesini ger&ccedil;ekleştirmek amacıyla Demiryolları İdaresi kurulmuştur (Kurmuş, 1971; Demirarslan, 2015)</p> <p>1860&rsquo;lı yıllarda başlayan demiryolu &ccedil;alışmaları 1871 yılında İstanbul- Bağdat hattının kurulma girişimi ile ivme kazanmıştır. Bu s&uuml;re&ccedil; i&ccedil;erisinde Konya- Afyon demir yolu hattı 1896 yılında inşa edilmeye başlanmıştır.</p> <p>Osmanlı D&ouml;nemindeki modernleşme hareketlerinden farklı olarak, Cumhuriyet D&ouml;nemi modernleşmesi, kentlinin kamusal ve &ouml;zel yaşamını s&uuml;rd&uuml;rebileceği mek&acirc;nlar oluşturma d&uuml;ş&uuml;ncesi ile şekillenmiştir. Bu sebeple kent mek&acirc;nlarının yapılanması i&ccedil;in kentlerin ulaşım ağı ile b&uuml;t&uuml;nleştirilmesi, kentlerin modern yaşamın &uuml;retildiği yerler haline getirilmesi d&uuml;ş&uuml;ncesi &ouml;n plana &ccedil;ıkmıştır (&Ouml;zten 2001)</p> <p>Demiryolları kentlerin, &uuml;lkelerin birbirinden sosyal ve k&uuml;lt&uuml;rel anlamda etkilenmesini, ticaretin nakliye imk&acirc;nı ile gelişerek ekonominin canlanmasını, erişimin modernleşerek kolaylaşmasını, kentlere g&ouml;&ccedil;&uuml;n artarak n&uuml;fusun artmasını sağlaması sebebiyle kentin ve kentlinin de her anlamda değişimini ve gelişimini tetiklemiştir.</p> <p>19. y&uuml;zyılın sonlarında demiryolunun ge&ccedil;tiği Anadolu kentlerinde, yerleşim b&ouml;lgesinin yakınından e&ccedil;en demiryolu &uuml;zerindeki İstasyonu kent merkezine bağlayan, kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; ile uyumu olmayan bir yol/cadde oluşumu g&ouml;r&uuml;lmektedir. Yapıldığı d&ouml;nemde demiryolunu d&uuml;z bir hat olarak kente bağlayan, yolcu ve malların istasyona ulaşımını sağlayan bu yol bir&ccedil;ok kentte İstasyon Caddesi olarak adlandırılmıştır (&Ouml;zten 2001).</p> <p>&Ccedil;etin&rsquo;e (2012) g&ouml;re Anadolu kentlerinde H&uuml;k&uuml;met meydanlarını İstasyona bağlayan İstasyon Caddesi aksı ve &uuml;zerindeki kamusal yapılar kentlerde modernliğin vazge&ccedil;ilmez unsurları durumundadır. İstasyon Caddesi kavramının ortaya &ccedil;ıkışı demiryolunun kentlere gelişine bağlı olarak Osmanlı ya da Cumhuriyet d&ouml;neminde olsun, her ikisinde de kentin gelişme y&ouml;n&uuml;n&uuml; belirlemiş ve modernleşen kesimi temsil etmiştir. Arıtan (2008) kentlerde demiryolu ve onlara &ouml;r&uuml;nt&uuml;leri (istasyon caddeleri ve yapıları) kentsel &ouml;l&ccedil;ekte kent kimliğinin algılanabilmesinde etken mek&acirc;nlar olarak nitelendirmiştir.</p> <h3>3.&nbsp;Alan &Ccedil;alışması - Konya İstasyon Caddesinin Kent Kimliğini Oluşturma S&uuml;reci</h3> <ol> </ol> <p>Konya Anadolu&rsquo;nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Al&acirc;eddin Tepesi ve kentin yakın &ccedil;evresinde yapılan kazılardan kent tarihinin M.&Ouml;.6000 li yıllara kadar indiği belirlenmiştir. Ge&ccedil;mişten g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze bir&ccedil;ok medeniyete ev sahipliği yapmış olan kent &ccedil;ok katmanlı bir yapı sergilemektedir.&nbsp; Roma ve Bizans D&ouml;nemlerinde yerleşim alanları Al&acirc;eddin tepesi ve &ccedil;evresinde yoğunlaşmıştır (Tanyeli 1987). Anadolu Sel&ccedil;ukluları D&ouml;neminde ise yerleşim alanları doğuya doğru bir gelişim g&ouml;stermiştir (&Ouml;nder 1971). Karamanoğulları D&ouml;neminde kent Al&acirc;eddin Tepesinin batısına doğru gelişmiş, Osmanlı D&ouml;neminde ise g&uuml;ney ve g&uuml;neydoğuya doğru yerleşim yerlerinde bir yayılım s&ouml;z konusu olmuştur (Konyalı 1964; Ergen&ccedil; 1995). Bu d&ouml;nemde Mevl&acirc;na Derg&acirc;hı&rsquo;nın kentin doğusunda yer alması sebebi ile kent merkezi buraya doğru kaymıştır (Alkan 1982). 1897 yılında kentin doğusunda oluşan yeni kent merkezindeki bedestende meydana gelen yangın sonucu kentte yeni imar faaliyetleri başlamıştır. Kent kimliğine &ouml;nemli katkıları olan Al&acirc;eddin Tepesi ve Mevl&acirc;na aksındaki cadde bu d&ouml;nemde a&ccedil;ılmış, H&uuml;k&uuml;met Konağı ve b&ouml;lgedeki bir&ccedil;ok 2-3 katlı yapı bu d&ouml;nemde inşa edilmiştir (Yenice 2011). 19.yy&rsquo;ın sonlarına doğru Bağdat Demiryolunun Konya&rsquo;ya ulaşması sonucu kentteki arazi kullanımı ve ulaşım ağı değişmiş, Al&acirc;eddin Tepesi ve Mevl&acirc;na civarından sonra &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir merkez tren garı civarında oluşmuştur (Yaldız ve ark. 2014). 1946 yılında Konya kenti i&ccedil;in ilk planlı imar faaliyeti başlamıştır. 1954, 1966, 1982 yıllarında bu faaliyetler gelişerek devam etmiştir (Yaldız ve ark. 2014).</p> <p>Konya kentinin mek&acirc;nsal gelişiminde İstasyon ve İstasyon Caddesi 1946 yılı itibari ile b&uuml;y&uuml;k rol oynamıştır (Şekil 1). İstasyon Caddesinin gelişimi iki d&ouml;neme ayrılarak incelenebilir. Bunlardan birincisi demiryolunun Konya&rsquo;ya gelmesi ve Caddenin ortaya &ccedil;ıkması ile başlayan Osmanlı İmparatorluğunun son d&ouml;nemi, ikincisi ise Cumhuriyet&rsquo;in ilanı ile birlikte Atat&uuml;rk Anıtının yapılmasından g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar olan d&ouml;nemdir. S&ouml;z konusu d&ouml;nemlerde <span style="text-decoration: underline;"></span>fiziksel olarak kentsel hafızada yer eden, mimarlık alanında &ouml;nemli olan ve imge niteliği taşıyan/taşımış olan binaların/mek&acirc;nların kent kimliğinin unsurları olarak tanımlaması yapılacaktır.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/Sekil%201.jpg.jpeg" /><span class="fotograf-yazi"><br />Şekil 1.1946 yılı imar planı (Konya B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Arşivi)</span></p> <h3>I.D&ouml;nem: Osmanlı İmparatorluğunun son d&ouml;neminde İstasyon Caddesi</h3> <p>İlk d&ouml;nem ele alındığında, Konya&rsquo;da, 19.yy sonralarında, n&uuml;fus yoğunluğunun dolayısıyla konut ve ticaret dokusunun fazla olduğu b&ouml;lgeler T&uuml;rbe &Ouml;n&uuml; ile Alaeddin tepesi yakın &ccedil;evresinde kalan alanlar olarak g&ouml;r&uuml;lmektedir (Fotograf 1). O d&ouml;nemde ulaşım yaya olarak sağlanıyor, başka bir ulaşım aracına ihtiya&ccedil; duyulmamıştır. Ancak Anadolu-Bağdat Demiryolu&rsquo;nun 1895&rsquo;te Konya&rsquo;ya ulaşması ve 1896&rsquo;da fiilen &ccedil;alışmaya başlamasıyla ve İstasyon ile şehir merkezinin arasındaki uzaklığın olduk&ccedil;a fazla olması nedeni ile bu mesafede ulaşım ara&ccedil;larına ihtiya&ccedil; duyulmuş, İstanbul, İzmir, Selanik&rsquo;te atlı tramvay yerine elektrikli tramvaylar sefere konulunca, atlı tramvaylar, daha &ouml;nce Konya&rsquo;da valilik yapmış olan Sadrazam Avlonyalı Ferit Paşa&rsquo;nın aracılığı ile 1906 yılında &ouml;zel bir şirket tarafından &ccedil;alıştırılmak &uuml;zere Konya&rsquo;ya nakledilmiştir (Fotoğraf 2). Atlı Tramvay T&uuml;rbe &Ouml;n&uuml; ile İstasyon arasında &ccedil;alışmış, ek olarak istasyondan kalkan ve Eski Buğday Pazarı&rsquo;na varan bir de y&uuml;k tramvayı hizmet vermiştir (Odabaşı, 1998; Ak&ccedil;akaya, 2010). Atlı tramvayın ge&ccedil;tiği g&uuml;zerg&acirc;h ayrı bir canlılık kazanmış, Mimar Muzaffer Caddesi ile İstasyon Caddesi&rsquo;nin yol boylarına da modern evler ve yeni d&uuml;kk&acirc;nlar inşa edilmeye başlanmıştı. Bununla birlikte istasyonun faaliyete ge&ccedil;mesi o d&ouml;nemde arabacılık mesleğinin de doğmasına neden olmuş, bu hizmeti daha &ccedil;ok muhacirler ya da g&ouml;&ccedil;menler vermiştir (Yılmaz, 2015) Demiryolunun Konya kentine gelmesi, istasyonun o d&ouml;nemde merkeze uzak olması istasyon &ccedil;evresinde otel sayıları artmış, lokantalar a&ccedil;ılmış, kentte gazinolar var olmuştur. Oteller gayrim&uuml;slimler tarafından işletilmiş, onların zevkine g&ouml;re d&ouml;şenmiş ve tanzim edilmiştir (Odabaşı, 1998; Yılmaz, 2015)</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/1-2.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 1. 20. yy ın ilk &ccedil;eyreğinde Konya Tarihi kent Merkezi (Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivi)</span><span class="fotograf-yazi"><br />Fotograf 2. Konya&rsquo;da 1910 lı yıllarda kullanılan atlı tramvay (Yaşar Barışık Arşivi)</span></p> <p>O d&ouml;nemde istasyon caddesini, iki yanında yer alan &ccedil;ınar ağa&ccedil;ları tanımlamakta, kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;erisinde farklı bir peyzaj sergilenmektedir (Fotoğraf 3). 1956 yılında caddenin genişletilmesi amacıyla, d&ouml;nemin Devlet Su işleri M&uuml;d&uuml;r&uuml; Osman Bibioğlu tarafından ağa&ccedil;lar kesilmiş, cadde genişletilmiştir.&nbsp; O yıllarda istasyonun bulunduğu alan şehrin teferr&uuml;ş" yani gezinti yeri olarak &ccedil;alışmalarda ge&ccedil;mekte, &ouml;zellikle tatil g&uuml;nlerinde posta treninin geldiği saatlerde, garda, i&ccedil; b&ouml;l&uuml;m&uuml; gen&ccedil; kızlar ve erkeklerle yolcu karşılayan ve yolcu uğurlayanlarla dolup taştığı zikredilmektedir (Web iletisi 1).</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/3-4.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 3. İstasyon caddesinin 1950&rsquo;li yıllarda her iki tarafını &ccedil;evreleyen &ccedil;ınar ağa&ccedil;ları. (Ahmet Bilgin arşivi) </span><br /><span class="fotograf-yazi"></span><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 4. Amber Reis Camı Ve Atat&uuml;rk Anıtı (Karpuz 1996)</span></p> <p>20. y&uuml;zyıl başlarında bug&uuml;nk&uuml; Atat&uuml;rk Anıtının kuzeyinde Amber Reis Camii 1911 yılında d&ouml;nemin Konya Valisi Arifi Paşa tarafından yaptırılmıştır (Fotoğraf 4). Cami, duvarlarındaki &ccedil;iniler nedeniyle halk arasında Yeşil Cami olarak bilinmektedir.</p> <h3>II. D&ouml;nem Cumhuriyetin İlanı ve sonrası:</h3> <p>Cumhuriyetin ilanı ile birlikte &ccedil;alışma kapsamında tanımladığımız ikinci d&ouml;nem Atat&uuml;rk Anıtı ile başlamaktadır. Anıtının kaidesi olan Ziraat Abidesi'nin yapım s&uuml;reci Cumhuriyetin ilanından &ouml;nce başlamış olsa da Atat&uuml;rk Anıtı olarak Konya&rsquo;da var oluşu, diğer Anadolu ketlerinde olduğu gibi Cumhuriyetin ilanından sonradır. Anıtın yer se&ccedil;imi i&ccedil;in kentin batısında yer ala ve d&ouml;nemin kent girişi niteliğine sahip istasyon ile kent merkezini bağlayan istasyon caddesi uygun bulunmuş; bu alan &uuml;zerinde yer alan Konya Ziraat Abidesi&rsquo;nin de kaide olarak kullanılmasına karar verilmiştir (D&uuml;lgerler ve Karadayı Yenice, 2008)</p> <p>Atat&uuml;rk heykeline kaide olarak kullanılmasına karar verilen, Konya Ziraat Abidesi, 1915-1917 yılları arasında, Konya Valisi Muammer Bey&rsquo;in girişimleri ile ziraat alanında b&uuml;y&uuml;k yararlılıkları g&ouml;r&uuml;len Konyalı kadınlar i&ccedil;in bir anıt olarak planlanmıştır (Osma, 1998). 1914 yılında Konya&rsquo;ya gelen Mimar Muzaffer tarafından tasarlanan Ziraat Abidesinin yapımı, Birinci D&uuml;nya Savaşı&rsquo;nın başlaması ile oluşan maddi-manevi sıkıntılardan dolayı yarım kalmış, 1920 yılında Vali Muammer Bey&rsquo;in &ouml;l&uuml;m&uuml; ile proje tamamlanamadan sona ermiştir (Gezer, 1984). 1924 yılında Konya Belediye Meclisi, yarım kalan abidenin tamamlanması kararını almış, Atat&uuml;rk Anıtı olarak 29 Ekim 1926&rsquo;da a&ccedil;ılışı yapılmıştır (D&uuml;lgerler ve Karadayı Yenice, 2008) (Fotoğraf 5-6).</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/5-6.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 5. Ziraat Abidesi ve Atat&uuml;rk Anıtı kaidesi olarak a&ccedil;ılıştaki fotoğrafı. (Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivi)<br />Fotoğraf 6. 1940&rsquo;lı yıllarda İstasyon Caddesi (Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivi)</span></p> <p>Atat&uuml;rk Anıtının kuzeyinde, istasyona uzanan cadde &uuml;zerinde 1940 lı yıllarda iki katlı, cumbalı geleneksel konutların olduğu, o d&ouml;neme ait fotoğraflarda g&ouml;r&uuml;lmektedir (Fotoğraf 7-8).</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/7-8.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 7. Atat&uuml;rk heykelinin g&uuml;neyinde yer alan bina Odabaşı (1998) tarafından Kurtuluş İlkokulu, Civelekoğlu (2017) tarafından ise bah&ccedil;esinde oynanan bir konut olarak tanımlanmıştır. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde bu alanda Devlet Su İşleri bulunmaktadır. (<a target="_blank" href="http://lcivelekoglu.blogspot.com.tr/2017/03/62-yl-sonra-bellegimde-kalanlarla-konya.html">Web iletisi</a>)<br />Fotoğraf 8. Civelekoğlu (2017) Atat&uuml;rk Anıtının hemen sağında g&ouml;r&uuml;len iki eski Konya evinden ilkinin Ş&uuml;kr&uuml; Doruk&rsquo;a ikincisinin ise Ahmet Haşhaş&rsquo;a ait olduğunu anılarını aktararak paylaşır. (<a target="_blank" href="http://lcivelekoglu.blogspot.com.tr/2017/03/62-yl-sonra-bellegimde-kalanlarla-konya.html">Web İletisi</a>)<br /></span></p> <p>İstasyon Caddesi ve yakın &ccedil;evresi Mill&icirc; M&uuml;cadele d&ouml;neminde Askeri b&ouml;lge olarak kullanıldığından dolayı 1930 &ndash; 40&rsquo;lı yıllarda fazla yapılaşma g&ouml;stermemiştir (&Ouml;zten 2001). 1946 yılı Konya Nazım İmar planından sonra &ouml;zellikle benzer nitelikli konut, ticaret ve kamu binalarının inşa edilmeye başlandığı g&ouml;r&uuml;lmektedir (Şekil 2).</p> <p>Atat&uuml;rk stadyumunun İstasyon Caddesi &uuml;zerinde var olma kararı ise 1941 yılında olmuştur. Yeni yapılacak bu sahada futbol ile koşu pisti olması da d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Gen&ccedil;lik Parkı olarak istiml&acirc;ki yapılan İstasyon civarındaki sahanın bir kısmında Beden Terbiyesi B&ouml;lgesi tarafından futbol alanı ile koşu pisti yapılmasına karar verilmiştir (Ak&ccedil;akaya, 2010).</p> <p>Atat&uuml;rk anıtının g&uuml;neyinde kalan ve &ouml;nceden konut ya da okul olan alanda Devlet Su İşlerinin varlığı ise 1954 yılında olmuştur. Alanda Devlet Su İşlerinin idari binası, lojman ve sosyal tesisleri bulunmaktadır (Fotoğraf 9-10).&nbsp;</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/9-10.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 9. 1970&rsquo;li Atat&uuml;rk Stadyumu ve &ccedil;evresi (Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivi)<br />Fotoğraf 10. 1960 yılı Devlet Su işleri İdare Binası ve İstasyon Caddesi (Kaynak: <a target="_blank" href="http://www2.dsi.gov.tr/english/region/4st.htm">dsi.gov.tr</a>)<br /></span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/Sekil%202.jpg.jpeg" /><br />Şekil 2. 1955 yılında istasyon caddesinin hava fotoğrafı g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;. (<a target="_blank" href="https://kentrehberi.konya.bel.tr/#/rehber/">Web iletisi</a>)</span></p> <p>1950&rsquo;li yıllar Konya i&ccedil;in gelişmelerin ve değişimlerin yaşanmaya başladığı d&ouml;nem olmuştur. Kırsal kesime trakt&ouml;r girmiş, verim artmış ve ekonomi canlanmıştır. Fabrikaların a&ccedil;ılması n&uuml;fusun artmasını tetiklemiş, 1950-60 yılları arasında n&uuml;fus artışı %87,5&rsquo;i bulmuştur. Konya i&ccedil;in 1954 yılında 912 ha alanı kapsayan yeni bir imar planı uygulamaya konulmuş bu planla konut alanları arttırılmıştır (Aydın, 2016). Konut alanlarının arttırılmasında benimsenen yollardan birisi de 1-2 katlı ve dar zeminde az yer işgal eden eski evlerin yıkılarak aynı sokak dokusunda 4-5-6 katlı apartmanların yapımına ge&ccedil;ilmesi olmuştur. Atat&uuml;rk Anıtı komşuluğunda olan ve Konya geleneksel konutuna &ouml;rnek teşkil edecek olan konutlar yıkılmaya başlamış (Fotoğraf 11) yerlerine apartmanlar yapılmaya başlanmıştır. Asans&ouml;rl&uuml;, kaloriferli, bitişik nizam 3 ayrı bloktan oluşan, zemin katın ticari mek&acirc;na ayrıldığı Horozluhan Sitesi (Fotoğraf 12-13), d&ouml;nemin konforlu apartmanlarından biri olarak 1966 yılında İstasyon Caddesinde yer almıştır.&nbsp; Mimari Projesi Hulusi G&uuml;ng&ouml;r tarafından yapılan sitenin ardından komşuluğunda apartman yapılarının artmaya başladığı fotoğraflarda da g&ouml;r&uuml;lmektedir.</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/11-12.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 11. 1990&rsquo;lı yıllar DSİ Horozluhan Sitesi ve Atat&uuml;rk Anıtı (Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivi)<br />Fotoğraf 12. İstasyon caddesinde 1966 yılında Mimar Vedat Dolakay tarafından tasarlanan ve inşa edilen Horozluhan Sitesi. (Yaşar Barışık Arşivi)</span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/13.jpg.jpeg" /></span><br />Fotoğraf 13. DSİ, Horozlu Sitesi (web iletisi: konya.com.tr)</span></p> <p>1990 lı yıllarda Amber Reis Cami komşuluğunda yer alan parsele de y&uuml;ksek katlı konut bloğu yapılması ile birlikte caddenin b&uuml;y&uuml;k &ccedil;oğunluğu zemin+6 kattan oluşan bir siluete b&uuml;r&uuml;nm&uuml;şt&uuml;r (Fotoğraf 14-15).</p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/14-15.jpg.jpeg" /><br />Fotoğraf 14.&nbsp; 1990&rsquo;lı yıllarda Amber Reis cami Anıt ve yakın &ccedil;evresi (Koyunoğlu M&uuml;zesi Arşivi).<br />Fotoğraf 15. 2013 yılı Amber Reis Cami Anıt ve yakın &ccedil;evresindeki yapılaşma</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">&nbsp;</span>Alanın tanımlamadığımız &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; d&ouml;neme ise Atat&uuml;rk Stadyumunun yıkılarak s&ouml;z konusu stat alanına B&uuml;y&uuml;kşehir Belediye Hizmet Binasının inşa s&uuml;recinden sonra ele almak gerekecektir (Şekil 3). D&uuml;ş&uuml;nce aşamasında olan yeni d&ouml;nemin başlaması esasında kent i&ccedil;in zamanında yaşanan başka kayıpları da getirebilecektir. Atat&uuml;rk Stadyumu kentlinin belleğinde yer eden, Milli Bayramlarda, şenliklerde anıların biriktirildiği, yaşanmışlıklara sahne olan bir kent belleğinin &uuml;r&uuml;n&uuml; bir mek&acirc;nıdır.&nbsp;&nbsp;</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/Sekil%203.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Şekil 3 (Kaynak: kentbilgisi.com)</span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/suyehla-buyuksahin-siramkaya/anadolu-kent-kimligi/16.jpg.jpeg" /></span><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 16. 2015 yılı İstasyon Caddesi/Feritpaşa Caddesi</span></p> <h3>4. Değerlendirme - Sonu&ccedil;</h3> <p>S&uuml;rekli değişen, yenilenen kentler zaman i&ccedil;inde okunabilirliklerini yitirirken, kentin algılanması ve kentlinin aidiyet duygusu zedelenmektedir. Bunun sonucu olarak da kente anlam kazandıran, değer katan, tarihsel k&uuml;lt&uuml;rel değerler, anıtsal yapılar, sivil mimarlık &ouml;rnekleri, yollar, sokaklar, meydanlar, binalar, yere &ouml;zg&uuml; nitelikler, k&uuml;lt&uuml;r ve kent kimliğinin korunması daha da g&uuml;&ccedil;leşmektedir. Oysaki kentlerde her d&ouml;nem oluşan mimari değerler ulusal kimliklerin d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ml&uuml; bir yansıması ve kent kimliğinin &ouml;nemli bir par&ccedil;asını oluşturmaktadır (Delanty at all, 2002).&nbsp; Kent b&uuml;t&uuml;n&uuml; i&ccedil;erisinde yer alan yollar, sokaklar, meydanlar, tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel değerler, anıtlar ve binalar kent kimliğinin algılanabilmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda &ccedil;alışma kapsamında incelediğimiz Konya İstasyon Caddesi ve caddede yaşanan değişim Konya kentinin ve kent kimliğinin de değişim s&uuml;recini i&ccedil;ermektedir.</p> <p>İstasyon caddesinin erken d&ouml;nemde yapılaşma g&ouml;sterememesi Mill&icirc; M&uuml;cadele d&ouml;neminde alanın Askeri b&ouml;lge konumunda olmasından kaynaklanmaktadır. İlerleyen d&ouml;nemlerde Konya kentinin mek&acirc;nsal gelişiminde İstasyon ve İstasyon Caddesi 1946 yılı imar planı d&uuml;zenlemesinde odak noktası olarak belirlenmiş kentin g&uuml;ney ve batıya doğru ilerlemesi hedeflenmiştir. Ancak, Konya&rsquo;da demiryolunun &ccedil;ekim noktası niteliğini yeterince ortaya koyamaması, kent merkezinin istasyonun aksi istikamette kalması sebebi ile istasyon caddesi kentin gelişiminde &ccedil;ok etken olamadığı g&ouml;r&uuml;lmektedir. &nbsp;Bununla birlikte İstasyon ve İstasyon Caddesi okul, otel, kamu binaları stadyum gibi yeni yapıların bu y&ouml;nde yapılmasına sebep olmuştur. Ayrıca kent merkezindeki yollardan farklı olarak gidiş-geliş istikametinde bir cadde olması, yakınında Agustos Oteli, Bağdat Oteli gibi o d&ouml;nem inşa edilmiş otel yapıları bulunması,&nbsp; Atat&uuml;rk Heykelinin yer aldığı anıt meydanı ile kent merkezine bağlantı sağlaması, 1940&rsquo;lı yıllarda stadyumun bu cadde &uuml;zerinde inşa edilmiş olması, I. Ulusal Mimarlık D&ouml;nemi eserlerinden olan Gazi Lisesi ile Anıt meydanının bağlantısı, yeşil peyzajı sebebi ile kent i&ccedil;erisindeki diğer caddelerden daha farklı bir nitelik kazandırmıştır. 1946 yılından sonra alanda yeni yapılaşma faaliyetleri hızlanmış ve yoğunluk artışı olmuştur.</p> <p>Kamusal anlamda 1940 yıllarda inşa edilen Devlet Su İşleri Binasının, Devlet Mahsulleri Ofis Binasının ve Atat&uuml;rk stadyumunun yapılması caddenin kullanım yoğunluğunu arttırmıştır. Atat&uuml;rk Stadyumu cadde &uuml;zerinde bir &ccedil;ekim unsuru oluşturmaktadır. &nbsp;Son D&ouml;nemlerde ise Meram Belediye binası ve KOP Binasının bu cadde &uuml;zerinde konumlanması bu caddenin &ccedil;ekimini ve yoğunluğunu artırmıştır.</p> <p>Ayrıca cadde &uuml;zerinde yer alan Horozluhan sitesi konut anlayışı değişiminin caddedeki ilk &ouml;rneğidir. Asans&ouml;rl&uuml; ve &ccedil;ok katlı ilk apartman &ouml;rneklerinin anıt &ccedil;evresinde oluşmaya başlaması, istasyon caddesi &uuml;zerinde konut ve ticaret kullanımının artmasına neden olmuştur. Yakın &ccedil;evrede benzer nitelikli yapıların oluşmasını tetiklemiştir.&nbsp; S&ouml;z konusu konutların mimarlarının Konya dışından olması (Vedat Dolakay-Hulusi G&uuml;ng&ouml;r) o d&ouml;nemde Konya Mimarlığına diğer kentlerin etkisini g&ouml;stermesi a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir.&nbsp; İstasyon caddesi etkilenmelere sahne olmuştur.</p> <p>Caddenin başlangıcında yer alan Atat&uuml;rk anıtı hem simgesel hem de anı değeri taşımakta ve landmark &ouml;zelliği ile anıt meydanının nirengi noktasını oluşturmaktadır.&nbsp; Bu bağlamda Atat&uuml;rk Anıtı Konya kentine kimlik kazandıran &ouml;nemli &ouml;gelerden bir olarak değerlendirilmektedir.</p> <p>İstasyon Caddesi Osmanlı İmparatorluğunun son d&ouml;nemlerinden g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar ge&ccedil;irdiği değişim s&uuml;reci i&ccedil;erisinde kent ve kentlinin belleğinde &ouml;nemli bir yer edinmiştir. Konya kent kimliğinin yapay &ccedil;evre bileşenlerinden (yollar, sokaklar, caddeler, meydan, anıt ve binalar) oluşmaktadır. Bu bileşenler zaman i&ccedil;erisinde birtakım değişiklikler g&ouml;stermekle birlikte T&uuml;rkiye Cumhuriyeti&rsquo;nin modernleşmesinin bir &uuml;r&uuml;n&uuml; niteliği taşımaktadır.</p> <h3>Kaynaklar</h3> <p>Ak&ccedil;akaya, M.S., 2010, <i>&ldquo;İkinci D&uuml;nya Savaşı Yıllarında Konya&rsquo;da G&uuml;nl&uuml;k Yaşam&rdquo;</i>, Sel&ccedil;uk &Uuml;niversitesi, Sosyal Bilimler Enstit&uuml;s&uuml;, Tarih Anabilim Dalı, Atat&uuml;rk İlkeler ve İnkılap Tarihi Bilim Dalı, Y&uuml;ksek Lisans Tezi.<br />Aliağaoğlu, A. (2003). Afyon&rsquo;da Şehir Morfolojisinin İki Unsuru: Cadde-Sokak Sistemi ve Konutlar.&nbsp;<i>Coğrafi Bilimler Dergisi</i>,&nbsp;<i>1</i>(2), 63-83.<br />Arıtan, &Ouml;. (2008). Modernleşme ve cumhuriyetin kamusal mekan modelleri.&nbsp;<i>ModernizationandPublic Space Models of theRepublic], Mimarlık [Architecture]</i>, (342), 49-55.<br />Ar&ucirc;, A.K. (1998) <i>T&uuml;rk Kenti, </i>YEM Yay., İstanbul.<br />Asiliskender, B. (2006). Kayseri Eski Kent Merkezi'nde Cumhuriyet'in İlanından G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze Mekan Ve Kimlik Deneyimi, <i>Erciyes &Uuml;niversitesi Fen Bilimleri Enstit&uuml;s&uuml; Dergisi </i>22(1-2) 203-212 (2006)<br />Aydın, D., 2016, &ldquo;Morphological Ontological Analysis of Urban Texture Changing with Dwelling Typologies&rdquo;, Open House International, Vol:41, No:4, p:6-14.<br />Binle, M., Ertan, M., 1992. &Ccedil;anakkale&rsquo;de Turizmin Geliştirilmesi ve Kent Kimliği ile İlişkilendirilmesi. MS&Uuml;, Y&uuml;ksek Lisans Tezi, İstanbul.<br />Birol, G., (2007), &ldquo;<a href="http://w3.balikesir.edu.tr/~birol/kervansaray.pdf">Bir Kentin Kimliği ve Kervansaray Oteli &Uuml;zerine Bir Değerlendirme</a>&rdquo;, Arkitekt Dergisi, Kasım-Aralık 2007, sayı: 514, s. 46-54 (Ulusal Hakemli Dergi).<br />B&uuml;l&uuml;&ccedil;, E., 2017, &ldquo;Infıll Uygulamalarla Yer ve Mekan Kimliğinin Değişimi&rdquo;, Necmettin Erbakan &Uuml;niversitesi, FBE, Yayımlanmamış Y&uuml;ksek Lisans Tezi, Konya.<br />&Ccedil;etin, S. 2012. <i>Ge&ccedil; Osmanlıdan Erken Cumhuriyete İ&ccedil; Batı Anadolu&rsquo;da Kentsel Yapının Değişimi: Manisa, Afyon, Burdur ve Isparta Kentleri &Uuml;zerine Karşılaştırmalı Bir İnceleme (1). </i>Middle East Technical University, Journal of theFaculty of Architecture-JFA. 2012/2 (29:2) 89-126.<br />&Ccedil;&ouml;l,Ş., (1998), &ldquo;Kent Kimliğini Oluşturan Fakt&ouml;rler ve G&uuml;n&uuml;m&uuml;z Kentlerini Kimlikli Kılmak İ&ccedil;in Bir Sistem &Ouml;nerisi&rdquo;, Mimar Sinan &Uuml;niversitesi, FBE, Yayınlanmamış Doktora Tezi.<br />Delanty, G., Jones, P., R.,(2002), European Identity and Architecture, European Journal of Social Theory 5(4): pp:453&ndash;466, London.&nbsp; <a href="http://est.sagepub.com/content/5/4/453.full.pdf+html">http://est.sagepub.com/content/5/4/453.full.pdf+html<br /></a>Demirarslan, D., 2015, "Batılılaşma/Modernleşme D&ouml;nemi Demiryolu Politikası Ve İstasyon Binası Mimarisi: İzmit Ve Hereke Tren İstasyonları." Uluslararası Gazi Ak&ccedil;akoca ve Kocaeli Tarihi Sempozyumu, Kocaeli<br />B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi, K&uuml;lt&uuml;r ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı, Yayın No 30, Edit&ouml;rler; H. Selvi, B. &Ccedil;elik, Kocaeli.<br />D&uuml;lgerler, O.N.; Karadayı Yenice, T., 2008, &ldquo;<i>T&uuml;rklerde&nbsp;Anıt&nbsp;Mimarisinin&nbsp;Bir&nbsp;&Ouml;rneği;&nbsp;Konya&nbsp;Atat&uuml;rk&nbsp;Anıtı&rdquo;, </i>S.&Uuml;.&nbsp;M&uuml;h.‐Mim.&nbsp;Fak.&nbsp;Derg.,&nbsp;c.23,&nbsp;s.1. <a href="http://sujest.selcuk.edu.tr/sumbtd/article/viewFile/134/257">http://sujest.selcuk.edu.tr/sumbtd/article/viewFile/134/257<br /></a>Erton, M., 1995. Kent Kimliği: İznik ve Mudurnu Yerleşmeleri &Ouml;rneği. İT&Uuml; Fen Bilimleri Enstit&uuml;s&uuml;, Y&uuml;ksek Lisans Tezi, 137s. İstanbul.<br />Es, M, (2012), Kentsel D&ouml;n&uuml;ş&uuml;m, B&uuml;y&uuml;te&ccedil;, Ankara Sanayi Odası Yayın Organı, sayfa;55-67, Temmuz/Ağustos 2012, Ankara.<br />Gezer, H., 1984, Cumhuriyet D&ouml;nemi T&uuml;rk Heykeli, Ankara, T&uuml;rkiye İş Bankası K&uuml;lt&uuml;r Yayınları.<br />Hacıhasanoğlu, O., 1996. Kimlik Sorunu, Mimarlığın Evrensel ve Yerel Boyutları. Uluslararası 8. International Yapı ve Yaşam&rsquo; 96 Buildingand Life, Kongre Kitabı, Mimarlık ve İletişim, Bursa.<br />İlgar, E., (2008), Kent Kimliği Ve Kentsel Değişimin Kent Kimliği Boyutu; Eskişehir &Ouml;rneği, Anadolu &Uuml;niversitesi, Fbe, Mimarlık Anabilim Dalı Y&uuml;ksek Lisans Tezi, Eskişehir.<br />Kurmuş, Orhan, &ldquo;British Dependence on ForeignFoodandSomeRailwayProjects in Balkans&rdquo;, <i>ODTU GelişmeDergisi, </i>2/1971, s. 282-283.<br />Littlefield, D.,&nbsp; (2012),&nbsp; (Re) generation: Place, Memory, Identity. <i>Architectural Design</i>, <i>82</i>(1), pp:8-13.<br />Lynch, K., (1960), The Image Of The City, <i>MıtPress</i>, Massachusetts.<br />Odabaşı, S., 1998, 20. Y&uuml;zyılın Başlarında Konya&rsquo;nın G&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;, TC. Konya Valiliği, İl K&uuml;lt&uuml;r M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; Yayını, Konya.<br />Osma,&nbsp;K.&nbsp;(1998).&nbsp;Cumhuriyet&nbsp;D&ouml;nemi&nbsp;Anıt&nbsp;Heykelleri&nbsp;(19231946).&nbsp; Doktora&nbsp;Tezi.&nbsp;Ankara:&nbsp;Hacettepe&nbsp; &Uuml;niversitesi&nbsp;Sosyal&nbsp;Bilimler&nbsp;Enstit&uuml;s&uuml;.&nbsp; <br />&Ouml;zaydın, G., 2014, &ldquo;İstasyon Binalarının Kentteki Anlamı &Uuml;zerine D&uuml;ş&uuml;nceler&rdquo;, Arkitera, <a href="http://www.arkitera.com/gorus/533/istasyon-binalarinin-kentteki-anlami-uzerine-dusunceler">http://www.arkitera.com/gorus/533/istasyon-binalarinin-kentteki-anlami-uzerine-dusunceler<br /></a>Ulu, Ali, and İlknur Karako&ccedil;. "Kentsel Değişimin Kent Kimliğine Etkisi."&nbsp;<i>Planlama Dergisi, TMMOB Şehir Plancıları Odası Yayını</i>&nbsp;29.3 (2004): 59-66.<br />Web İletisi 1?: <a href="http://www.memleket.com.tr/yirmici-yuzyil-baslarinda-konya-foto-76649h.htm">http://www.memleket.com.tr/yirmici-yuzyil-baslarinda-konya-foto-76649h.htm<br /></a>Yaldız, E., Aydın,D. and B&uuml;y&uuml;kşahin Sıramkaya, S.,&nbsp; "Loss of City Identities in theProcess of Change: The City of Konya-Turkey."&nbsp;<i>Procedia-Socialand Behavioral Sciences</i>&nbsp;140 (2014): 221-233. <a href="http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1877042814033394">http://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1877042814033394<br /></a>Yılmaz, E., 2015, &ldquo;<i>II. Abd&uuml;lhamit D&ouml;neminde Konya ve Kentin Yapısal Değişimi</i>&rdquo;, Y&uuml;ksek Lisans Tezi, Eskişehir Anadolu &Uuml;niversitesi Sosyal Bilimler Enstit&uuml;s&uuml;.</p> Thu, 02 Nov 2017 15:34:00 +03 Halife'nin Sanatı http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/halifenin-sanati/1103 Faruk Özgökçe <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/abdulmecit_kosku/abdulmecit_kosku.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Bir köşk, bir sergi, ve sergiye yapılan saldırı…<br><br><p><span class="fotograf-yazi">Abd&uuml;lmecid Efendi K&ouml;şk&uuml; (Fotoğraf: Taner Ceylan Twitter hesabından alınmıştır)</span></p> <p>Bu yazı sesli d&uuml;ş&uuml;nmek i&ccedil;in yazıldı. Kendi i&ccedil; tartışmasıydı yazıcının. Kendi i&ccedil; &ccedil;ıkarımı&hellip;</p> <p>Abd&uuml;lmecid K&ouml;şk&uuml;. Mısır Hidivi İsmail Paşa tarafından yaptırılan, Mimarının Vallaury olduğu tahmin edilen, şu zamana bir kısmı ayakta kalmış k&ouml;şk. II. Abd&uuml;lhamid alır Abd&uuml;lmecid Efendi i&ccedil;in. Padişah olmayan Abd&uuml;lmecid Efendi. Son Halife olan Abd&uuml;lmecid Efendi. Son Halife ama sanat d&uuml;şk&uuml;n&uuml;. Ressam. Yapı zaten sanat eseri gibi, Abd&uuml;lmecid Efendi gibi bir sanatkarın elinde bir sergi salonu gibi. Abd&uuml;lmecid Efendi&rsquo;nin yurt dışına gitme mecburiyetiyle bozulur sergi. K&ouml;şk sahibini arar zamanla. Elden ele ge&ccedil;er; devlete, Kalkavan Ailesine, Yapı Kredi Bankasına, Ko&ccedil; Ailesine&hellip; En son başka bir sanat d&uuml;şk&uuml;n&uuml; &Ouml;mer Ko&ccedil;&rsquo;un a&ccedil;tığı sergiyle eski değerine kavuşur yapı.</p> <p>Buraya kadar herşey &ccedil;ok g&uuml;zel gibidir. Ancak sekel bir durum vardır. Abd&uuml;lmecid&rsquo;in son halife olması ile sergilerin mahiyeti &ouml;rt&uuml;şmez. Abd&uuml;lmecid Efendi&rsquo;nin hayatına ve yaptıklarına baktığımızda a&ccedil;ılan bu sergiden hoşnut olacağı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;rken, &ldquo;Son Halifenin secde ettiği yerde &ccedil;ıplak heykeller konuluyor.&rdquo; diyerek ayaklananlar olur. Ve saldırı yapılır. Saldıranın secde ettiği yer dediği ocak i&ccedil;in yapılan niş&hellip; Eleştirdiği &ccedil;ıplak heykeller gibi &ccedil;ıplak resimler yapan Son Halife&hellip; Yapılan saldırı cahilce. Daha da k&ouml;t&uuml;s&uuml; hala da bunun savunanlar vardır. &Ccedil;oğunluk ile. Galeyan ile. Madımak&rsquo;ın faili olan aynı galeyan ile. Hatta daha da k&ouml;t&uuml;s&uuml; İslam adına bu saldırının yapılması. Ve utanma anı... Başkasının yerine utanma. İslam adına utanma. M&uuml;sl&uuml;manların i&ccedil;inde m&uuml;nafıkların varlığını bildiği halde kimseye bilgi vermeyen Peygamberin &ouml;rnek olduğu İslam adına&hellip;&nbsp;</p> <p>Konuyu sanat &ccedil;er&ccedil;evesine &ccedil;ekersek d&uuml;nya g&ouml;r&uuml;ş&uuml; ve sanat bağlamında, &ccedil;ıplaklığın sanat i&ccedil;inde yer almasını eleştiririm i&ccedil;imden. Sanatı nesnellik boyutuna &ccedil;ekerek &ccedil;ıplaklığı eleştirmek değil bu. Sanatı &ccedil;ıplaklık ile birlikte ele alanların kapıldığı nesnellik durumunu eleştirerek. Yani sanatın &ccedil;ıplaklık ekseninde sığlaştırarak nesnelleştirilmesini. Halbuki sanat &ccedil;er&ccedil;evesinde &ccedil;ıplaklık bebeğini emziren bir anne profili gibi olmalı. Konu &ccedil;ıplaklık değil, konu bebeğin ab-ı hayatı olan s&uuml;t&uuml; en saf, en temiz şekilde memeden emmesi. Yani hayat bulması. Hem de insan v&uuml;cudundan, yalnızca o bebek i&ccedil;in yaratılan s&uuml;t ile. S&uuml;t kadar naif, s&uuml;t kadar beyaz&hellip;</p> <p>Veya bir cesedin kana bulanmış v&uuml;cudundaki &ccedil;ıplaklık. Koyu kırmızı kan kadar &uuml;rk&uuml;t&uuml;c&uuml;... Vahşet, h&uuml;z&uuml;n, korku&hellip; Ve başka &ouml;rneklerle&hellip; Ama&ccedil; teşhir değil, ama&ccedil; duyguları aktarmak. D&uuml;ş&uuml;ncelere boğmak g&ouml;reni. Anlık g&ouml;rene uzun uzun baktırmak. Şehvetle değil fikirlerle baktırmak&hellip;&nbsp;</p> <p>Abd&uuml;lmecid Efendi&rsquo;nin n&uuml; tablosu &ldquo;Avluda Kadınlar&rdquo; da bir teşhir. Haremi teşhir. Osmanlı&rsquo;daki değişimi teşhir. Esasında &ccedil;ıplaklık &ouml;n planda değildir ama &ccedil;ıplaklık doğal da değildir. Nesnedir. O y&uuml;zden i&ccedil;ime sinmemiştir Abd&uuml;lmecid Efendi&rsquo;nin Halife olmadan &ouml;nceleri yaptığı bu tablo.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/abdulmecit_kosku/abdulmecit_atlar.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Atlar, Abd&uuml;lmecid Efendi</span></p> <p>Konuyu farklı bir &ccedil;er&ccedil;eveye taşıyarak sergide en dikkati &ccedil;eken esere, Daphne Wright&rsquo;ın &ldquo;Aygır&rdquo; heykeline odaklanalım. Bulunduğu ortam ve atmosferi a&ccedil;ısından da sergideki en uyumlu &ccedil;alışmalardan biri denebilir. Kendi &ouml;zelinde yıkılmış ve &ccedil;ırpınan g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir atı g&ouml;stermesi ile yıkılmayı, &ouml;l&uuml;m&uuml;, h&uuml;z&uuml;nl&uuml; sonları anlatsa da eser, Abd&uuml;lmecid Efendi K&ouml;şk&rsquo;&uuml;nde bulunması haysiyetiyle bambaşka bir manaya pencere a&ccedil;ıyor. &Ouml;zellikle Abd&uuml;lmecid Efendinin &ldquo;Atlar&rdquo; isimli tablosuyla birlikte bakıldığında. Bir yerde ayakta duran beyaz bir at ve yanında karanlık i&ccedil;inde &ouml;n kısmı g&ouml;r&uuml;len kahverengi bir tay. Karanlık, loş ortam, d&uuml;z zemin. &ldquo;Aygır&rdquo;ın bulunduğu odadaki kırmızı zemin &uuml;zerinde, yine loş ortamda, yine beyaz bir at. Tek ve ters d&ouml;nm&uuml;ş. Bazı şeyler ters d&ouml;nm&uuml;ş. &ldquo;Atlar&rdquo;daki zayıf beyaz at yalnız kalmış, d&uuml;şm&uuml;ş, ters d&ouml;nm&uuml;ş&hellip; Ama g&uuml;&ccedil;lenmiş, kalkmak i&ccedil;in &ccedil;ırpınan g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir at&hellip;</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/abdulmecit_kosku/aygir.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Aygır, Daphne Wright (Fotoğraf: &Ouml;zlem Avcıoğlu)</span></p> Wed, 01 Nov 2017 17:18:00 +03 Nereye İşeyecek Bu Millet? http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/nereye-iseyecek-bu-millet_/1100 Cemal Çobanoğlu <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/cemal_cobanoglu_nereye/Kapak Fotoğrafı_cc.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Ge&ccedil;en gece Teşvikiye&rsquo;den Karak&ouml;y Perşembe Pazarı&rsquo;ndaki ofisime gitmek &uuml;zere taksiye bindim, şof&ouml;r birka&ccedil; dakika sonra &ldquo;Abi &ccedil;ok tuvaletim geldi, hemen halletsem bir yerde olur mu?&rdquo; diye sordu, &ldquo;Tabi, tabi, hallet&rdquo; dedim. Benden olur cevabı alır almaz, işeyecek m&uuml;nasip bir yer aramaya başladı. Bir ara sokakta durduk, a&ccedil;tı kapısını, tam inecekti, sokağa yeni a&ccedil;ılmış kahveciden gelen ışıkları fark etti, vazge&ccedil;ti, &ldquo;Bu d&uuml;kkan ne zaman a&ccedil;ılmış ya&hellip;&rdquo; diye s&ouml;ylenip kapattı kapıyı.</p> <p>Kapıyı kapatır kapatmaz yeni bir yer d&uuml;ş&uuml;nmeye başladığı mimiklerinden ve mırıldanmalarından belli oluyordu. Cidden sıkışmıştı ve tamamen işeyeceği yeri bulmaya odaklanmıştı. Hatta benim Karak&ouml;y&rsquo;e gideceğimi hatırlıyor muydu emin değildim. Biraz daha ilerledikten sonra başka bir sokağın girişinde durduk, karanlık gibi g&ouml;z&uuml;k&uuml;yordu. Direksiyonu hızlı bir şekilde sola kırdı ve girdik sokağa, &ldquo;Abi hemen geliyorum&rdquo; dedi ve alelacele indi taksiden. Ama sokağa girerken g&ouml;rmediğimiz, k&ouml;şeye konulan ışıklı reklam panosu sokağı &ouml;yle bir aydınlatıyordu ki, &ccedil;antamdaki kitabı &ccedil;ıkarsam şof&ouml;r&uuml; beklerken okuyabilirdim. Adam sokakta bir o tarafa, bir diğer tarafa y&uuml;r&uuml;d&uuml;, reklam panosu ışığından ka&ccedil;ılacak gibi değildi. Bu sefer elinin kemerine gitmesi aşamasına kadar gelmişti ama yine olmamıştı. Koşar adım taksiye d&ouml;nd&uuml;, kapattı kapıyı, &ldquo;Abi kusura bakma, taksimetreyi başlatmadım zaten daha&rdquo; dedi, &ldquo;Yo yo problem değil, hepimizin başına geliyor.&rdquo; dedim teselli etmeye &ccedil;alışarak.</p> <p>Reklam panolu sokağı da geride bırakmış Beşiktaş&rsquo;ta karanlık sokak arıyorduk. Adam bazen yavaş yavaş giderek sokaklara bakıyor, bazen de &uuml;mitsizliğe kapılıyor, bulamayacağını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;p hızlanıyordu. Artık beti benzi atmıştı, her an altına yapmasını bekliyordum. A&ccedil;ık olan d&uuml;kkanlardan birine rica edebilirdi ama onların da &ouml;n&uuml;nde park edebileceği yer yoktu. Nerdeyse &ldquo;Abi sen gir şu kahveciye, arabayı ver bana bir tur atıp gelir alırım seni.&rdquo; diyecektim. Bir yandan g&uuml;lmemek i&ccedil;in kendimi zor tutarken, bir yandan da ben de ciddi ciddi dert edinmeye, adamın işeyebileceği sokakları d&uuml;ş&uuml;nmeye başlamıştım. Aklımdan karanlık sokakları ge&ccedil;iriyordum ve &ldquo;Hmm, otoparkın oradaki sokağa d&ouml;nsek şuradan, yok yok olmaz oraya da bar a&ccedil;tılar, aydınlıktır, bir s&uuml;r&uuml; de insan doludur şimdi, okulun oradan d&ouml;nsek, orada da otel var artık, orası da olmaz&hellip;&rdquo; şeklinde konuşmaya başlamıştım i&ccedil;imden.</p> <p>Adam bir yandan sokak başlarından s&uuml;zerek karanlık yer arıyor, ben de ona işeyecek yer d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorken Beşiktaş&rsquo;tan &ccedil;ıktık, Ma&ccedil;ka Parkı&rsquo;na doğru geldik. Eskiden olsa parka girip işeyebilirdi ama parka da onlarca gece kul&uuml;b&uuml; ve bar a&ccedil;ılmıştı, zaten valeler de arabayla burada durmasına izin vermeyecekti. Adam terlemeye ve titremeye başlamıştı. Sinirden mi, &ccedil;işini uzun s&uuml;redir yapamadığından mı bilmiyorum ama pek iyi g&ouml;z&uuml;km&uuml;yordu. Aklıma k&ouml;t&uuml; senaryolar gelmeye başladı. Adam &ccedil;işini daha fazla tutamayıp altına yapacak, daha sonra da utanıp panikleyecek ve direksiyon hakimiyetini kaybedip karşıdan gelen bir arabaya &ccedil;arpacaktı. Ya da uzun s&uuml;redir &ccedil;işini tuttuğu i&ccedil;in bayılacaktı, ben de el frenini &ccedil;ekecektim ve takla atacaktık. Aklıma bu t&uuml;r şeyler gelince, emniyet kemerimi bağlamadığımı fark ettim. Nedense ticari takside emniyet kemeri bağlama alışkanlığım &ccedil;oğu insanda olduğu gibi yoktu. Zaten bağlayınca da taksiciler alınganlık yapıyordu şof&ouml;rl&uuml;klerine laf etmişiz gibi. Ama bu adamın ne emniyet kemerimi bağladığımı g&ouml;recek, ne de alınganlık yapacak hali vardı. Bağladım.</p> <p>Kemeri de bağladıktan sonra, duruma el koyma zamanının geldiğine karar verdim. &ldquo;Abi sen hi&ccedil; yavaşlama, Perşembe Pazarı tenhadır bu saatte, orada işersin&rdquo; dedim, İn&ouml;n&uuml; Stadı&rsquo;nın &uuml;zerinden Kabataş&rsquo;a doğru yol alırken. Adamın aklına yatmıştı, başka bir &ccedil;aresi de yoktu. Stadın ma&ccedil; g&uuml;n&uuml; olmamasına rağmen yanan ışıkları b&uuml;t&uuml;n Dolmabah&ccedil;e&rsquo;yi işenemeyecek derecede aydınlatıyordu. Adam şehir i&ccedil;inde yapılabilecek maksimum hızla Kabataş tramvay durağına doğru ilerledi. Tam hızımızı almış giderken, tramvay durağı ışıklarında trafik başladı. Pek m&uuml;mk&uuml;n olmasa da, belki bir s&uuml;re işemesi gerektiğini unutur diye muhabbet a&ccedil;tım tekrar. Siyaset ve futbol konularını Beşiktaş&rsquo;ta karanlık sokak ararken t&uuml;ketmiştik. Geriye meslek serzenişleri kalmıştı. &ldquo;Abi bizim iş de yapılacak gibi değil, T&uuml;rkiye&rsquo;de olmuyor i&ccedil; mimarlık, tasarım falan, doğru d&uuml;zg&uuml;n m&uuml;şteri de yok, ger&ccedil;i sizin iş daha zor, sabaha kadar bin bir t&uuml;rl&uuml; adamla uğraşıyorsun, yok abi yok bizden adam olmaz, bu &uuml;lke d&uuml;zelmez artık, baksana dolar ka&ccedil; oldu&hellip;&rdquo; diye, ezberimdeki b&uuml;t&uuml;n c&uuml;mleleri kurmaya başladım. Adamcağızın (Adam bu noktada adamcağız denilecek duruma geldi) muhabbetime katılacak hali bile kalmamıştı.</p> <p>Gıcık bir taksici olsa &ccedil;oktan inecektim ama adam kendisiyle &ccedil;iş yapacağı yeri aramama neden olacak kadar d&uuml;zg&uuml;n ve kibar bir şof&ouml;rd&uuml;. Artık hedefe ulaşacağı yolda sonuna kadar beraberdik. Bu adam bu gece işeyecekti.</p> <p>Adamı i&ccedil; mimarlık, mimarlık, tasarım ile ilgili dertlerle boğduğum muhabbetimin sonunda Fındıklı, Salı Pazarı ve Tophane trafiğini atlatıp Galata K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;nden &ouml;nceki Perşembe Pazarı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;ne gelmiştik. Ambulans arkasında hastaya moral veren hasta yakını gibi, &ldquo;Az kaldı abi, şurayı d&ouml;nd&uuml;k m&uuml; tamamdır.&rdquo; dediğim anda Perşembe Pazarı girişindeki polis &ccedil;evirmesi nedeniyle trafik tekrar kilitlendi. Aslında ofisime artık y&uuml;r&uuml;me mesafesindeydim, ama adamcağızı yalnız bırakamazdım. İnmedim. Allahtan &ccedil;evirme noktalarında &ccedil;ok sa&ccedil;ma bir şekilde ticari taksileri durdurmuyorlardı ve &ccedil;evirme noktasındaki trafiği atlatıp a&ccedil;ılan trafikte hızla ilerledik. &ldquo;Abi tamam duralım burada, ben ofise ge&ccedil;erim şu aradan, sen de gir bir sokağa, buralarda rahat rahat işeyebilirsin.&rdquo; dedim. Kafamı taksimetreye &ccedil;evirdim, adam &ccedil;işinin derdinden a&ccedil;mamıştı taksimetreyi, baktığımı fark edip, bir an &ouml;nce inmemi istercesine &ldquo;10 lira versen yeter, &ccedil;ok sağol tekrar&rdquo; dedi. Vedalaştık, indim&hellip;</p> <p>Karanlık Perşembe Pazarı sokaklarından ofise doğru y&uuml;r&uuml;meye başladım. Birka&ccedil; sene sonra adamcağız buralarda da karanlık sokak bulamayacaktı. Perşembe Pazarı da hızla, bulundukları sokakları parıl parıl aydınlatan otellerle doluyordu. Aslında ne de g&uuml;zeldi gece karanlığında, sessiz, sakin Perşembe Pazarı sokakları, Bankalar Caddesi. Bu haliyle kalabalığı da uzaklaştırıyordu kendinden, g&uuml;nd&uuml;z halinin tam aksine. Sadece burası da değil, eskiden Beşiktaş da, Kadık&ouml;y de b&ouml;yleydi, sessiz, karanlık, sakin, huzurlu.</p> <p>İstanbul&rsquo;un karanlık halini ne kadar &ouml;zlediğimi fark ettim. Dilimizden d&uuml;ş&uuml;rmediğimiz &ldquo;Kent Dokusu&rdquo;nun vazge&ccedil;ilmez bir par&ccedil;ası değil miydi bu karanlık sokaklar. Bir bir aydınlanıyordu hepsi, akşam kepenklerini kapatıp sokağın karanlığına uyum sağlayan d&uuml;kkanların yerine a&ccedil;ılan kahvecilerle, barlarla, otellerle. Evet belki daha g&uuml;venli bir hal alıyordu bu ışıklar sayesinde ama g&uuml;venliği sağlaması gereken otel cephesi ya da kahveci tabelası ışığı mıydı? G&uuml;venliği sağlaması gereken o şehrin kendi insanlarıydı. Bir şehri, bir &uuml;lkeyi sokak lambaları ile, otel, restoran, g&ouml;kdelen ışıkları ile aydınlatamazdınız. Bir şehri ancak orada yaşayan, orayı seven, sahip &ccedil;ıkan insanlarla aydınlatabilirdiniz&hellip;</p> <p>Bunları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rken ofise geldim, kapıyı a&ccedil;ıp doğru tuvalete gittim. Bu kadar &ccedil;iş muhabbetinden sonra benim de işemem gerekiyordu. Ama aklıma d&uuml;şm&uuml;şt&uuml; bir kere; artık karanlık giderek azalıyordu İstanbul&rsquo;da. Yıldızları g&ouml;remiyorduk, Boğaz&rsquo;a ay ışığı d&uuml;şm&uuml;yordu, g&uuml;zelim mimari eserleri gece karanlığında g&ouml;remiyorduk. Bir par&ccedil;ası daha eksiliyordu bu g&uuml;zel şehrin. Elimi yıkarken aklıma taksici geldi tekrar, sahi nereye işeyecekti bu millet?</p> Tue, 24 Oct 2017 13:40:00 +03 Her Şeyin “Yeteri Kadar Olduğu” Sert Duruşlu Kent: Sofya http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/herseyin-yeteri-kadar-oldugu-sert-duruslu-kent--sofya/1099 Devrim YÜCEL BESİM <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-01.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 01. Sofya&rsquo;da yeşil g&ouml;ky&uuml;z&uuml; (Y&uuml;cel Besim, 2017)&nbsp;</span></p> <p>Sanki her şey beni Balkanlara doğru yapacağım kısa geziye hazırlıyordu. Tatil d&ouml;n&uuml;ş&uuml;nden beri piyanoda &ccedil;almaya &ccedil;alıştığım <em>Tuna Dalgaları</em> valsi, Girne konserinde dinlediğim Goran Bregovi&ccedil;'in ritmik ezgileri, en son olarak da Lefkoşa'da Tuluhan Uğurlu resitalinin Mustafa Kemal'i anlatan etkileyici par&ccedil;ası <em>"Sofya'da Dans"... </em>Yolculuk &ouml;ncesi kulağımdan girip y&uuml;reğime dokunanlar, zihnimde g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lere d&ouml;n&uuml;şmeye başlamıştı.</p> <p>İstanbul'dan sonra elli dakikacık bir u&ccedil;uşla gece yarısı indik Sofya'ya. Ercan'ın son g&uuml;nlerdeki yoğunluğundan ve de maymunlar cehennemi denebilecek İstanbul Havaalanı'nın karışıklığından sonra buradaki sakinlik bizi şaşırttı. Mimarlık &ouml;ğrenciliği yıllarımda otob&uuml;sle g&uuml;mr&uuml;k kapısından ge&ccedil;erken yaşadığımız gerginlikler &ccedil;oktan geride kalmış. Kolaylıkla ulaştığımız metroda alfabenin farklılığından dolayı istasyonumuzu anlayamadığımızda Bulgar bir bayana danışıyoruz. Okuduğu kalın kitaptan başını kaldırarak bize yardım edince &ccedil;abucak ulaşıyoruz postmodern g&ouml;r&uuml;nt&uuml;l&uuml; otelimize.</p> <p>Balkan Tıp Birliği'nin yirmi birinci oturumu sebebiyle eşimle birlikte geldiğim kentte sadece iki g&uuml;n&uuml;m var. O y&uuml;zden şansıma g&uuml;neşli başlayan yeni g&uuml;nde, otel penceresinden g&ouml;rebildiğim kadarıyla olduk&ccedil;a yeşil olan Sofya'yı erkenden biriktirmeye başlıyorum. İlk olarak karşı parkta s&ouml;ğ&uuml;t, &ccedil;ınar ve &ccedil;am ağa&ccedil;larının farklı duruş ve tonlarıyla g&uuml;z&uuml;n keyfini &ccedil;ıkaranlara katılıyorum. İlgin&ccedil; bir ge&ccedil;itten Ulusal K&uuml;lt&uuml;r Sarayı'na yaklaşırken aşağıda McDonalds reklamlı direklerin koca ıhlamurları bile ge&ccedil;tiğini g&ouml;r&uuml;yorum.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-02-a.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-02-b.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 02. Ulusal K&uuml;lt&uuml;r Sarayı, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)&nbsp;</span></p> <p>Saray'ın baktığı g&uuml;&ccedil;l&uuml; aksın bitiminde başlayan Vitosha Bulvarı, sabah mahmurluklarını &uuml;st&uuml;nden atmaya &ccedil;alışanlarla dolu. Kentin en canlı yeri olduğunu sandığım bu caddesinde mağazalar, hediyelik d&uuml;kkanlar yan yana. Vitrinleri en farklı g&ouml;r&uuml;nenler, Bulgaristan'ın meşhur g&uuml;llerinden yapılan bakım &uuml;r&uuml;nlerinin satıldığı pembe boyalılar. Gen&ccedil;liklerinin tadını &ccedil;ıkaranlarla dolu bol cafeli bu uzun caddede y&uuml;r&uuml;rken <em>"G&uuml;llerin i&ccedil;inden"</em> şarkısı dolanıyor dilime. Yayalaştırılmış yolun insaniyeti, St. Nedelya Kilisesi ile sonlanıyor ve trafik yoğunluğunun hissedildiği kentin kalabalığı i&ccedil;ine d&uuml;ş&uuml;veriyorum.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-03-a.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 03. Vitosha Bulvarı, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)&nbsp;</span></p> <p>&Ouml;ğleden sonraki resmi a&ccedil;ılış t&ouml;renine katılmak istediğimden yine uzunca y&uuml;r&uuml;yorum. Ulaştığım yer, kentin idari yapılarının ve bankalarının yoğun olduğu b&ouml;lgesi. Bu y&uuml;zden de buradaki geniş yol ve meydanlar polis arabalarıyla kaynıyor. Ama maalesef hi&ccedil;bir memur, toplantının ger&ccedil;ekleşeceği Bulgar Bilimler Akademisi'ni bilmiyor. Neyse ki yanındaki g&ouml;rme engelli gence eşlik eden bir Bulgar T&uuml;rk&uuml; yardımıma koşuyor. O bozuk kaldırımlarda ne de &ccedil;abuk ilerleyebildiklerine şaşarak gidiyorum peşlerinden ayağımdaki nadir topuklu ayakkabılarımla.</p> <p>Telaşlı ulaştığım a&ccedil;ılış sonrasındaki sohbette kentte sadece Sofya &Uuml;niversitesi'nin değil, 13'ten fazla y&uuml;ksek eğitim kurumunun olduğunu &ouml;ğreniyorum. Bu g&uuml;nlerde Kuzey Kıbrıs'ta plansız bir şekilde b&uuml;y&uuml;yen ve bunlar yetmezmiş gibi adaletsizce a&ccedil;ılmasına izin verilen yeni &uuml;niversiteleri d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rsek bu rakam 1,3 milyonluk bir başkent i&ccedil;in normal.</p> <p>Bu yılki teması "sağlıklı uzun yaşam" olan toplantının a&ccedil;ılış kokteyli ise Sofya Botanik Bah&ccedil;esi'nde ger&ccedil;ekleşiyor. Burası umduğumdan olduk&ccedil;a k&uuml;&ccedil;&uuml;k ama keyifli bir yer. Girişteki beyaz minyon heykel &uuml;zerine akşam g&uuml;neşi vurmuş, &ouml;n&uuml;ndeki havuzuyla birlikte parıldıyor. Bi&ccedil;im ve renkleri alışık olduğumuzdan daha &ccedil;eşitli olan yaban g&uuml;lleri, yaşı 140'tan b&uuml;y&uuml;k devasa İngiliz Meşesi'nin g&ouml;lgesinden yeni &ccedil;ıkmış. Bu bah&ccedil;enin samimi &ouml;l&ccedil;eği; Balkan Tıp Birliği'nin Yunan, Romen, Makedon ve beklediğimden daha sıcak bulduğum Bulgar temsilcileriyle biz Kıbrıslıları daha da yakınlaştırıyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-04-a.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-04-b.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 04. Sofya Botanik Bah&ccedil;esi (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>Ertesi g&uuml;n Sofya'daki zamanımı değerlendirmek, yoğun yağmur altında hi&ccedil; de kolay olmuyor. Ama yılmak yok! İlgi alanım olan sergileme mekanlarına ağırlık vererek etkin bir program yapabilirim. Daha &ouml;nce &ouml;n&uuml;nden ge&ccedil;tiğim Ulusal Yabancı Sanatlar M&uuml;zesi'nden başlıyorum. &Ouml;ndeki Neoklasik yapının yeni bir eklemeyle b&uuml;y&uuml;t&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;n&uuml; farkettiğim galeri, beklentilerimin &uuml;st&uuml;nde 50.000 par&ccedil;alık geniş bir koleksiyona sahip. Yelpazenin i&ccedil;inde Bulgar eserlerinin yanında Afrika, Hindistan ve Uzak Doğu'ya ait sanat &uuml;r&uuml;nleri de var.</p> <p>İlk katlar Orta &Ccedil;ağ yıllarına kadar giden yağlıboya tablolarla yoğun iken &uuml;st katlara &ccedil;ıktık&ccedil;a yakın tarihe doğru ilerliyorsunuz. Arkadaki yeni b&ouml;l&uuml;mde ise &ccedil;ağdaş eserler ve ge&ccedil;ici sergiler yer alıyor. Rodin, Renoir, Picasso, Miro ve Dali gibi tanıdığım isimlere ait par&ccedil;alar g&ouml;zlerimi ışıldatıyor. Yapının yaşlı ve gen&ccedil; b&ouml;l&uuml;mleri arasındaki şeffaf ge&ccedil;itten şiddetli yağmur altındaki avluyu ve b&uuml;y&uuml;k boy heykellerini izliyorum. Bu &uuml;lkenin sanatta hi&ccedil; de yabana atılmayacak bir ge&ccedil;mişi ve bu birikiminin yansımaları olduğu g&ouml;r&uuml;ş&uuml;yle ayrılıyorum zengin m&uuml;zeden.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-05-a.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-05-b.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 05. Ulusal Yabancı Sanatlar M&uuml;zesi, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>&Ccedil;ıkışta meydana h&uuml;kmeden, altın kaplı kubbeleriyle &ccedil;ok g&ouml;sterişli Aleksander Nevski Katedrali'ni geziyorum. Biraz kuruyabilmek i&ccedil;in oturuyorum altarın karşısındaki ahşap sıraya. İstavroz &ccedil;ıkararak resimleri &ouml;penleri, mum yakanları, diz &ccedil;&ouml;kenleri izliyorum. Yanımdaki gruba yaklaşarak rehberlerine kulak veriyorum. Rus bir mimar &ouml;nderliğinde 40'tan fazla tasarımcının &uuml;retimi olan Ortodoks katedral, 1912'de tamamlanmış ve Osmanlı-Rus Savaşı'nda &ouml;len Rus askerlerine adanmış. Rehber, merkezi kubbedeki tasvirlerin farklılığına vurgu yapıyor. Bu meslekte de bilginin yanına hayal g&uuml;c&uuml;n&uuml;n mutlaka eklendiğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Dışarıda hava koşullarına karşı tedbirli Japonları gezdiren renkli şemsiyeli bir başka rehberi &ouml;nder olarak se&ccedil;iyorum kendime. Onları camiden d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lm&uuml;ş Sofya Arkeoloji M&uuml;zesi'nde bırakıp devam ediyorum asıl hedefim olan yeraltı şehrine doğru.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-06-a.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-06-b.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 06 a-b. Meclis Meydanı ve Arkeoloji M&uuml;zesi, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>II. D&uuml;nya Savaşı'nda &ccedil;ok zarar g&ouml;rm&uuml;ş "Largo" denilen bu b&ouml;lge, 1950'li yıllarda yeniden yapılanmış. Sosyalist klasik stildeki g&ouml;sterişli yapılardan oluşan alanın sonunda cam y&uuml;zeyler g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor. Bunlar eski Roma kenti Serdica'nın &ouml;rt&uuml;leri olmalı. Bir kısmı a&ccedil;ık hava m&uuml;zesi gibi d&uuml;zenlemiş olan kazı alanı, yağmur sularıyla dolmuş. Yine de farklı seviyelerdeki platformlarda geziniyorum. Hemen arkada Mimar Sinan'a ait olduğunu &ouml;ğrendiğim yapı, Sofya'da g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m ikinci cami. Bu kentte Osmanlılardan fazla izin kalmadığı &ccedil;ok a&ccedil;ık.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-06-c.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-06-d.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 06 c-d. Largo ve &ccedil;evresi, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>D&ouml;n&uuml;ş yolunda &ouml;nceki g&uuml;n telaş i&ccedil;inde ge&ccedil;erken g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m soğan kubbeleri ve dantelalı &ccedil;atı bitişleriyle narin duruşlu kiliseye giriyorum. Mucizeler yarattığına inanılan St. Nicholas'ın mekanı, Bulgarlar i&ccedil;in bir &ccedil;eşit adak yeri. İ&ccedil;eride benim de bir iki k&uuml;&ccedil;&uuml;k dileğim oluyor Aziz'den.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-07.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 07. Serdica ve &ccedil;evresi, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>Bir yemeği hakettiğimi d&uuml;ş&uuml;nerek reklamlarına havaalanından beri g&ouml;z&uuml;m&uuml;n takıldığı "Happy" isimli restorantı kolaylıkla buluyorum. &Ouml;nceki akşam ambiyansıyla &uuml;nl&uuml; Shtastlivetsa'nın kapısından &ccedil;evrilince a&ccedil;lığıma yenik d&uuml;ş&uuml;p kızgınlaştığımı unutturan sıcaklığıyla karşılıyor beni şık mekan. Damağıma uyan yemeklerden birini se&ccedil;iyorum, yanında kaşar peyniri ve sarımsaklı ekmekle. Ger&ccedil;ekten Bulgarların &ouml;rdek, kaz, domuz; her t&uuml;rl&uuml; etleri lezzetli. Kalabalık ama bir o kadar da hızlı servisli yer, beni ger&ccedil;ekten "mutlu" ediyor. Arada garsonların sesli bir bi&ccedil;imde el &ccedil;ırpmaları dikkatimi &ccedil;ekiyor. Meğer bu bir gelenekmiş; bir şey kırıldığında hemen arkasından kuvvetlice alkışlanırmış ki negatif enerji uzaklaşsın. Ah keşke diyorum; hep birlikte biz de bir alkış tutsak; kurtulsak i&ccedil;imizdeki ve yanı başımızdaki g&uuml;r&uuml;lt&uuml;lerden, &ccedil;atışmalardan, savaşlardan...</p> <p>Hi&ccedil; kesilmeyen yağmur, beni yavaşlatsa da durdurmuyor Sofya sokaklarında. G&uuml;n&uuml;n sonuna Etnoğrafya M&uuml;zesi ile i&ccedil; i&ccedil;e olan Ulusal Sanat Galerisi'ni de ekliyorum. Yapıda sergilenenlerden &ccedil;ok, ortadaki toplantı salonunun g&ouml;rkemi zihnime yerleşiyor. Sabahki galeride parlaklığıyla aklımda kalan siyah kuyruklu piyano yanına, buradaki antikaları da ekliyorum. Klavsenin kayganlıklarını hala yitirmemiş fildişi tuşlarına dokunabilmek ise b&uuml;y&uuml;k keyif.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-08-a.jpg.jpeg" border="0" /><i>&nbsp;<img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-08-b.jpg.jpeg" border="0" /></i></p> <p style="text-align: left;"><i><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-08-c.jpg.jpeg" border="0" /></i></p> <p style="text-align: left;"><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 08. Farklı cepheler, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>Sofya'nın hoşluklarını sığdırdığım yoğun bir g&uuml;n&uuml;n ardından toplantının kapanışının ger&ccedil;ekleşeceği akşam yemeği i&ccedil;in bir oteldeyiz. Ortasındaki derin boşluktan yapının zeminindeki tarihi kentin amfi tiyatrosunun kalıntılarını seyrediyorum. Değişik bir korumacılık anlayışı i&ccedil;inde yeniyle kabuklanmış Serdica'yı bir kez daha tadıyorum.</p> <p>Sabah erken Sofya'dan ayrılmak &uuml;zere taksiye binerken &uuml;ş&uuml;yorum. Hala otuz derece olduğunu &ouml;ğrendiğim sıcak Kıbrıs'ımı &ouml;zlemiş bedenime "Balkanlar'dan gelen soğuk havanın" aslı &ccedil;arpıyor.</p> <p>Havaalanına giderken yeni yerleşim yerlerini g&ouml;r&uuml;yoruz. Kentin &ccedil;evresindeki kayak merkezleriyle &uuml;nl&uuml; dağlarına kar gelmiş bile. Kent i&ccedil;inde hi&ccedil; g&ouml;rmediğimiz b&uuml;y&uuml;k alışveriş merkezi, T&uuml;rk markalarının reklamlarıyla kaplı. Her yere ait al&uuml;minyum cepheli y&uuml;ksek ofis blokları ve sıkıcı toplu konutlar arasında ilerlerken Sofya ile ilgili bir değerlendirme yapıyorum, başta biraz haksızlık ettiğimi d&uuml;ş&uuml;nerek.</p> <p>Evet; Votasha Dağı'nın eteklerine kurulmuş şehir, &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k ve canlı değil. Kıyaslayacak olursam, Balkanlar'da g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m başkentlerden Belgrad'a g&ouml;re daha s&ouml;n&uuml;k. Yine de bir Avrupalı; temiz ve d&uuml;zenli. Her şeyi var, yeteri kadar! Kentin bu disiplinli ve tutumlu durumu, otel odasının dekorasyonundan yemek servisine; m&uuml;ze biletlerinden d&uuml;kkan vitrinlerine kadar hissedilebiliyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-09-a.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-09-b.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-09-c.jpg.jpeg" /></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-09-d.jpg.jpeg" /><br /><span style="font-size: 12px;">Fotoğraf 09. Sokaklardaki grafitiler, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span><span style="font-size: 12px;">&nbsp;</span></p> <p>Arka sokakları daha yalnız ve bakımsız olsa da, bu eskimişlik duygusunun i&ccedil;inde tatlı tavırlar yok değil. Hoşgeldin girişli lokantalar ve el emeği tasarımlar satan d&uuml;kkanlar aralara serpilmiş. Dış mekanda alkoll&uuml; i&ccedil;ki i&ccedil;mek yasak olmadığından, k&uuml;&ccedil;&uuml;k bira yapım yerleri ve kaldırımlara taşan birahaneler yorgun sokakların enerjileri. Bir de donukluğa nefes katan renkli grafitiler var. Duvarlara vurulmuş fır&ccedil;a darbeleri sanki bu kentlilerin isyanının hen&uuml;z bitmediğini s&ouml;yl&uuml;yor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-10.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 10. Sokaklardan bir detay, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)&nbsp;</span></p> <p>Kentin ge&ccedil;mişinde yaşadığı y&ouml;netim bi&ccedil;imlerinin izleri mimarisinde &ccedil;ok net okunuyor. Modern &ccedil;izgili yapıların arasında daha &ccedil;ağdaş cepheler nadir. Otoriter bir g&uuml;c&uuml;n direnci, kentin b&uuml;t&uuml;nleyicilerini yakalamış. Sert duruşuyla sanki erkek bir şehir. Oysa Lenin heykeli yerine yapılan yeni anıtta gri kolonu ta&ccedil;landıran, kente ismini vermiş olan Sofia!</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/devrimyucelbesim_sofya/Foto-11.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fotoğraf 11. Avrupa Birliği Binası, Sofya (Y&uuml;cel Besim, 2017)</span></p> <p>Belki de hem bilge hem ateşli bu kadının tatlı dokunuşlarından dolayı Sofya'nın keyiflerini yaşamam m&uuml;mk&uuml;n oldu. &Ouml;rneğin yaşlı bir beyefendinin akordiyonuyla y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml;m değişiverdi. &Ouml;n&uuml;me d&uuml;şen iri yemişlerle irkilip kestane ağa&ccedil;larının bolluğuna şaşırdım. Koyun koyuna yatmış vahşi g&ouml;r&uuml;n&uuml;ml&uuml; k&ouml;peklerinin umarsızlığına g&uuml;l&uuml;msedim. Atat&uuml;rk'&uuml;n severek izlediği eserlerden birine gidemediysem de, tarihi opera binasının &ouml;n&uuml;nden saygıyla ge&ccedil;ebildim. Sonra buralara farklı bir ama&ccedil;la gelmiş olan ve mısralarında "bir bahar g&uuml;n&uuml; gireceğim" diyen ustanın fikrine katıldım: <em>"...Sofya b&uuml;y&uuml;k bir şehir..!" </em>(N. Hikmet, 1957, Varna)</p> Mon, 23 Oct 2017 12:10:00 +03