Arkitera Mimarlık Merkezi - Görüş http://www.arkitera.com/gorus 2000 yılından beri İstanbul'da faaliyet gösteren Arkitera Mimarlık Merkezi, mimarlık kültürünün gelişmesi için ulusal ve uluslararası alanda çalışan Türkiye'nin ilk bağımsız mimarlık merkezidir. 90'larda Genç Bir 3D Tasarımcısı Olmak http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/90larda-genc-bir-3d-tasarimcisi-olmak/1251 Evren Arın <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/evren-arin/1992-MTV-video-postproduksiyon-Evren.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><span class="fotograf-yazi">MTV post-produksiyon st&uuml;dyosu, Evren Arın (1992)</span></p> <p>Pek &ccedil;oğumuzun ge&ccedil;mişinde meslek se&ccedil;imimizi dolayısıyla yaşamımızın akışını etkilemiş olan &ouml;zel bir an, bir deneyim vardır. Ben bu anı 1993 yılının bir sonbahar g&uuml;n&uuml;nde yaşadım. O sırada İT&Uuml;&rsquo;den elektronik ve haberleşme m&uuml;hendisi olarak yeni mezun olmuştum ve &ouml;ğrenciliğimden beri &ccedil;alıştığım aile şirketimizde tam zamanlı g&ouml;reve başlamıştım. T&uuml;rk belgesel sinemasının piri olarak bilinen rahmetli amcam Suha Arın&rsquo;ın kurduğu ve daha sonra babamın da ortak olduğu MTV Film Televizyon, o yıllarda &uuml;lkemizin &ouml;nde gelen yapım şirketlerinden biriydi. Ana işimiz olan belgesel film &uuml;retiminin yanı sıra, d&ouml;nemin &uuml;nl&uuml; TV programlarının canlı yayınlandığı bir b&uuml;y&uuml;k st&uuml;dyo ve post-prod&uuml;ksiyon sistemlerinin yer aldığı bir de k&uuml;&ccedil;&uuml;k st&uuml;dyo işletiyorduk. Dolayısıyla teknik ekipman satışı yapan firmalar kapımızdan hi&ccedil; eksik olmazdı.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/MTV-01.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">MTV post-prod&uuml;ksiyon st&uuml;dyosu. Soldan sağa: Evren Arın, Reha Arın, Şehnaz Arın, Suha Arın, Dr. Suphi Saat&ccedil;i, Nergis Eren (Mayıs 1996).</span></p> <p><span><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/MTV-03.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">MTV post-prod&uuml;ksiyon st&uuml;dyosu. Soldan sağa Suha Arın, Reha Arın, G&uuml;lnur Alptekin, Evren Arın (Mayıs 1996).</span><br /></span></p> <p>İşte o g&uuml;nlerde koltuğunun altında bir bilgisayar kasasıyla &ccedil;ıkagelen bir adam bize farklı bir şey g&ouml;stermek istediğini s&ouml;yleyerek bilgisayarını kurdu, bir program a&ccedil;tı, &ouml;nce ekrana MTV yazdı, sonra buna boyut verdi, mermer t&uuml;r&uuml; bir malzemeyle kapladı, ve son olarak iki ışık kaynağıyla bir kamera koyup ger&ccedil;ek gibi g&ouml;r&uuml;nen bir sahne ortaya &ccedil;ıkardı! G&ouml;zlerimize inanamıyorduk. Doğrusu o tarihte b&ouml;yle bir g&ouml;steriden herkes &ccedil;ok etkilenirdi ama eğer Sinema-TV sekt&ouml;r&uuml;ndeyseniz ve o hantal, pahalı kamera-ışık ekipmanıyla ger&ccedil;ek bir sahne kurmanın zorluklarını yaşamışsanız, o zaman bu yeni teknoloji sizin i&ccedil;in bambaşka şeyler ifade ediyordu. O sıralar şartlarımız da uygun olduğundan, MTV b&uuml;nyesinde bir 3D &ouml;zel efektler merkezi kurulması i&ccedil;in hemen harekete ge&ccedil;tik. Ve amcamın &ouml;nerisiyle, merkeze &ldquo;Dile Benden Ne Dilersen!&rdquo; sloganından hareketle &ldquo;DBND&rdquo; adını verdik.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/MTV-05.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">MTV DBND St&uuml;dyosu. Soldan sağa: Murat Eren, Evren Arın, Dr. Aras Neft&ccedil;i, Nergis Eren (Mayıs 1996).</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/MTV-06.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">MTV DBND St&uuml;dyosu. Murat Eren 3D modelleme yaparken (Mayıs 1996).</span></p> <p>İlk iki yılımız &ouml;ncelikle 3D Studio ve Photoshop&rsquo;a hakim olup &ccedil;eşitli reklam ve tanıtım filmleri i&ccedil;in g&ouml;rsel efektler oluşturmakla ge&ccedil;ti. &Ouml;te yandan işin i&ccedil;ine girdik&ccedil;e, video kayıt cihazları ile birlikte ciddi bir rakama malolan PC tabanlı sistemimizin &ouml;yle her dileği ger&ccedil;ekleştirmeye uygun olmadığını g&ouml;rmeye başlamıştık. 3D hesaplama işlemleri &ccedil;ok g&uuml;&ccedil;l&uuml; bilgisayarlar istiyordu. O d&ouml;nemde bu işin tam hakkını verebilmek i&ccedil;in 50 bin dolarlık bir Silicon Graphics iş istasyonu alıp, yazılımlar i&ccedil;in de en az bir o kadar daha harcamak gerekmekteydi. İki kişi aynı anda &ccedil;alışmak i&ccedil;in bu rakamları ikiyle &ccedil;arpmalıydınız!</p> <p>O sıralarda, 1996 yılında İstanbul&rsquo;da d&uuml;zenlenecek olan HABITAT II konferansı i&ccedil;in hazırlıklar başlamıştı ve konferans kapsamında yer alacak olan &ldquo;D&uuml;nya Kenti İstanbul&rdquo; sergisinin d&uuml;zenleme komitesi, i&ccedil;erik &uuml;retimi i&ccedil;in bizimle de temasa ge&ccedil;mişti. Ancak 1995&rsquo;in sonlarına doğru bu ekipten bir uzman MTV&rsquo;yi ziyaret ettiğinde PC tabanlı &ouml;zel efekt merkezimizden pek etkilenmiş gibi g&ouml;r&uuml;nmedi. Zaten uzun s&uuml;re ses soluk &ccedil;ıkmadı. Ancak daha sonra ne olduysa, 1996&rsquo;nın Nisan ayında bizimle tekrar temasa ge&ccedil;erek, D&uuml;nya Kenti İstanbul sergisi i&ccedil;in biri belgesel, diğeri 3D canlandırma olmak &uuml;zere iki ayrı film yapmamızı istediler. Serginin Genel Koordinat&ouml;r&uuml; Prof. Dr. Afife Batur, Suha Arın ve ekibine g&uuml;veniyor ve sergiye katkı sağlamamızı istiyordu. 14 Nisan Pazar akşamı kendi aramızda bir değerlendirme toplantısı yapıp her iki projeyi de almaya karar verdiğimizde HABITAT II konferansının başlamasına sadece altı hafta vardı!</p> <p>Bizden istenen projeye g&ouml;re, İstanbul&rsquo;un 5 bin yıllık tarihinin Bizans ve Osmanlı d&ouml;nemlerini canlandıran 5 dakikalık bir kısa film hazırlamamız gerekiyordu. Filmin &ouml;nemli bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; bilgisayarda &uuml;retilmiş 3D sahnelerden oluşmalıydı, ancak bu planlarla uyumlu olacak şekilde ger&ccedil;ek g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler de kullanılabilirdi.</p> <p>Bu filmde o d&ouml;nem i&ccedil;in deneysel sayılan 3D g&ouml;rselleştirme tekniği kullanılacak olsa da, &uuml;retilen g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler tarihi verilere uygun olmalıydı. Bu nedenle akademik danışmanlarla birlikte &ccedil;alışmamız gerekiyordu. Dr. Aras Neft&ccedil;i Osmanlı d&ouml;nemi, Dr. Engin Aky&uuml;rek ise Bizans d&ouml;nemi eserleri konusunda bize rehberlik edecekti. Ayrıca Afife Batur hocamızın da ara sıra bizi ziyaret edip &ccedil;alışmaları bizzat izlediğini ve &ouml;nerilerde bulunduğunu hatırlıyorum.</p> <p>Daha &ouml;nce bazı k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;aplı projelerde birlikte &ccedil;alıştığım sevgili dostlarım Nergis-Murat Eren ile birlikte, &uuml;&ccedil; kişilik bir ekip olarak hemen &ccedil;alışmaya başladık. &Ouml;ncelikle filmde yer alması gereken t&uuml;m anıt yapıların bir listesini &ccedil;ıkardık. Bir yapının modellemesi bittiğinde, st&uuml;dyonun beyaz tahtasındaki isminin &uuml;zerine bir &ccedil;izik atıyorduk. Nergis ve Murat o altı hafta i&ccedil;inde AutoCAD ve 3D Studio ile onlarca yapı modellediler ama bunların bazılarını filmde kullanamadık. &Ouml;rneğin b&uuml;t&uuml;n k&ouml;şkleri ile olduk&ccedil;a detaylı modellenen Topkapı Sarayı&rsquo;nı filmde ancak bir-iki saniye boyunca g&ouml;sterme fırsatımız oldu.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/AyaSul-image-01.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/AyaSul-image-07.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ayasofya'dan S&uuml;leymaniye'ye belgesel filminden kareler</span></p> <p>Bu kısıtlamaların nedeni o zamanki PC teknolojisinin istediğimiz sonu&ccedil; i&ccedil;in yetersiz kalışıydı. 32MB bellek ve i486 işlemciye sahip iki adet PC ile &ccedil;alışıyorduk. Bilgisayarların birinde yapıları modelliyor, diğerinde ise bu yapıları İstanbul&rsquo;un topoğrafik haritası &uuml;zerinde tarihi d&ouml;nemlere g&ouml;re biraraya getiriyorduk. Tek başına bu harita bile bilgisayardaki belleğin &ouml;nemli bir kısmını yutmaktaydı. Herhangi bir sahneden tek bir kare render g&ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml; almak dakikalar s&uuml;r&uuml;yordu.</p> <p>Bug&uuml;nk&uuml; imkanlara bakıldığında anlaşılması zor gelen bir başka dert ise, o zamanki PC&rsquo;lerin bir video dosyasını ger&ccedil;ek zamanlı olarak oynatamaması durumuydu. Render işlemi ile &uuml;rettiğimiz bir 3D g&ouml;rsel dizisini hareketli izleyebilmek i&ccedil;in diziyi bir Betacam profesyonel video kayıt cihazı ile banta kaydetmek gerekiyordu. Bunun i&ccedil;in bilgisayardaki dijital g&ouml;rselleri video sinyaline d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren TARGA, FAST gibi &ouml;zel kartlar vardı. Bizim kullandığımız FAST aynı zamanda Betacam kayıt&ccedil;ıyı da kontrol edebildiğinden g&ouml;rselleri kare-kare kayıt denilen y&ouml;ntemle kaydediyorduk. S&uuml;re&ccedil; kabaca ş&ouml;yle işliyordu: G&ouml;rsel dizisinden bir kare video kartın &ccedil;ıkışına verilir. Kayıt&ccedil;ı senkronize olabilmek i&ccedil;in bandı 8 saniye geriye sarar, bant okunmaya başlar ve 8 saniye sonra tam doğru nokta geldiğinde o tek kare banta kaydedilir. Kartın &ccedil;ıkışına bir sonraki kare verilir, bant geriye sarar ve otomatik d&ouml;ng&uuml; bu şekilde devam eder. Bu y&ouml;ntemle 25 kareden oluşan 1 saniyelik g&ouml;r&uuml;nt&uuml;n&uuml;n banta kaydedilmesi 6-7 dakikayı buluyordu. Bu arada manyetik bantlarda sık rastlanan ve &ldquo;drop&rdquo; denen tek karelik arızalı b&ouml;lgeye denk gelinirse, o kayıt &ccedil;&ouml;p olduğundan baştan başlamak gerekiyordu.</p> <p>G&uuml;nışığı almayan k&uuml;&ccedil;&uuml;k st&uuml;dyomuzda ekran başında aralıksız &ccedil;alıştığımız, ağır uykusuzlukla boğuştuğumuz ve giderek artan bir panik halinde zamana karşı yarıştığımız o d&ouml;nemde, g&uuml;nd&uuml;z-gece algımız da zayıflamıştı. Elbette bu proje yetiştiren herkesin, &ouml;zellikle de mimarların aşina olduğu bir deneyimdir. Ama t&uuml;m d&uuml;nyanın merakla beklediği bir konferansa iş yetiştirmek i&ccedil;in, tamamen bağımlı olduğumuz bilgisayarların sınırlarını zorlayarak bilinmeyen sularda seyrettiğimizi de hesaba katmak gerekiyor.</p> <p><iframe src="https://www.youtube.com/embed/I7sH8m5uVk8" width="560" height="315" frameborder="0"></iframe><br /><span class="fotograf-yazi">Ayasofya'dan S&uuml;leymaniye'ye belgesel filmi</span></p> <p>Her zamanki gibi en b&uuml;y&uuml;k destek&ccedil;imiz, akıl hocamız, moral kaynağımız sevgili amcam Suha Arın&rsquo;dı. Kendisi ekibiyle birlikte aynı sergi i&ccedil;in hazırladığı &ldquo;Altın Kent İstanbul&rdquo; belgeselini tamamlamış ve teslime kısa bir s&uuml;re kala dikkatini bize yoğunlaştırmıştı. Sona yakın sabahlamalardan birinde, bilgisayar başında &ouml;nemli ve uzun bir planın sanal kamera hareketlerini vermeye &ccedil;alışıyordum. Artık panik ve yorgunluktan &ccedil;&ouml;kmek &uuml;zere olduğumu g&ouml;ren amcam, yanımda oturup o her zamanki babacan tavrıyla bana sinemanın 5C kuralını anlatmaya başladı. Gecenin &uuml;&ccedil;&uuml;nde aynı zamanda bir hoca olan o b&uuml;y&uuml;k y&ouml;netmenden sinema dersi alıyordum! Daha etkili bir sahne i&ccedil;in 3D Studio&rsquo;nun sanal kamerasına izletmem gereken yolu, onun g&ouml;sterdiği sinema kurallarını bilgisayardaki sahneye uygulayarak &ccedil;&ouml;zd&uuml;k. Daha sonra ger&ccedil;ek g&ouml;r&uuml;nt&uuml;ler ile 3D canlandırmaları biraraya getirip, Nadir G&ouml;kt&uuml;rk&rsquo;&uuml;n &ldquo;Altın Kent&rdquo; İstanbul belgeseli i&ccedil;in hazırladığı &ouml;zg&uuml;n m&uuml;zikten de yararlanarak, &ldquo;Ayasofya&rsquo;dan S&uuml;leymaniye&rsquo;ye&rdquo; adını verdiğimiz filmimizi sergiye yetiştirmeyi başardık.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/Suha_Arin_1999_MTV_Masasi_basinda.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Suha Arin, 1999, MTV, Masası başında</span></p> <p>Altı haftanın sonunda hepimiz &ccedil;ok yorulmuş ve yıpranmıştık ama MTV b&uuml;nyesinde hazırlanan her iki filmin de sergide b&uuml;y&uuml;k beğeni g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; haberi yorgunluğumuzu unutturmuştu. Daha sonra &ldquo;D&uuml;nya Kenti İstanbul&rdquo; sergisi Genel Koordinat&ouml;r&uuml; Prof.Dr. Afife Batur&rsquo;un bize g&ouml;nderdiği teşekk&uuml;r yazısı, benim i&ccedil;in hala b&uuml;y&uuml;k bir anlam ve &ouml;neme sahiptir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/evren-arin/Afife-Batur-Tesekkur-Yazisi_500.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Prof.Dr. Afife Batur&rsquo;un g&ouml;nderdiği teşekk&uuml;r yazısı</span></p> <p>MTV&rsquo;deki DBND maceramız y&uuml;ksek lisans &ccedil;alışmalarımın yoğunlaşması nedeniyle sekteye uğrasa da, 2000 yılına kadar bazı &ouml;zel projelerle devam etti. YouTube&rsquo;a y&uuml;klediğim şu <a href="https://youtu.be/2dvr8R1vVpc">showreel</a> altı yıllık maceranın bir &ouml;zetini yansıtıyor. O tarihten sonra kendim doğrudan 3D tasarım yapmasam da kariyer yolum bu d&uuml;nya ile hep kesişti. Meslek hayatımın en başında beni derinden etkileyen Photoshop&rsquo;un yapımcısı Adobe Systems ve 3D Studio&rsquo;nun (3ds Max) yapımcısı Autodesk firmalarının her ikisinde uzun yıllar &ccedil;alışma fırsatım oldu. Nitekim Autodesk&rsquo;deki g&ouml;revim halen devam ediyor ve Orta Doğu Afrika b&ouml;lgesinden sorumlu Eğitim Y&ouml;neticisi olarak, gen&ccedil; kuşakların en yeni 3D tasarım ara&ccedil;larına erişimini sağlamak i&ccedil;in &ccedil;alışıyorum.</p> <p>&Ouml;te yandan 2004&rsquo;te kaybettiğimiz sevgili amcam Suha Arın&rsquo;ın adını ve eserlerini yaşatmak i&ccedil;in &ccedil;aba g&ouml;stermeye devam ediyoruz. &Uuml;retken meslek yaşamında meydana getirdiği 36 belgeselin şu ana kadar &uuml;&ccedil;te birini yeniden yayınlayarak yeni nesiller ile buluşturmayı başardık. Bu eserlerden HD formatında yayınlama imkanı bulduklarımızı YouTube <a href="https://www.youtube.com/mtvfilm">Suha Arın Belgeselleri</a> kanalında izleyebilirsiniz.</p> <p>&nbsp;</p> <div data-wd-pending=""> <hr size="2" width="100%" align="center" /> </div> <p><span class="fotograf-yazi">Evren Arın 1993 yılında İstanbul Teknik &Uuml;niversitesi&rsquo;nden Elektronik ve Haberleşme M&uuml;hendisliği dalında lisans, 1998 yılında Boğazi&ccedil;i &Uuml;niversitesi'nden aynı dalda y&uuml;ksek lisans derecelerini aldı.</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">İş hayatına sinema-televizyon sekt&ouml;r&uuml;nde başlayan Arın, dijital medya alanında 7 yıl boyunca tasarımcı, eğitimci ve y&ouml;netici olarak g&ouml;rev aldı. 2000-2006 yılları arasında ise Siemens&rsquo;in Bilgi ve Haberleşme Ağları b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde sistem m&uuml;hendisi ve teknik satış y&ouml;neticisi olarak &ccedil;alıştı. Ardından Adobe Systems firmasında altı yıl boyunca iş geliştirme ve kurumsal satış g&ouml;revleri &uuml;stlendi. Evren Arın 2013 yılından beri Autodesk firmasının T&uuml;rkiye Orta Doğu ve Afrika b&ouml;lgesinden sorumlu Eğitim Y&ouml;neticisi olarak &ccedil;alışmaktadır.</span></p> Mon, 22 Oct 2018 11:03:00 +03 Önerilen Bodrum Çevre Yolu Yarımada'ya Kötülüktür http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/haydar-karabey_-bodrum/1248 Haydar Karabey <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/004.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Önerilen yeni "Bodrum Çevre Yolu" bütün yarımadaya yapılacak en büyük kötülüktür.<br><br><p><span class="fotograf-yazi">Pedasa</span></p> <p><em>Karayolları 2. B&ouml;lge M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; tarafından Bodrum'da yapılması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len &ldquo;Yeni &Ccedil;evre Yolu&rdquo; ile ilgili olarak 7 Eyl&uuml;l Cuma G&uuml;n&uuml; BODTO Konferans Salonu'nda <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/haber/30749/bodrumun-yol-ayrimi">&ldquo;Bodrum&rsquo;un Yol Ayrımı&rdquo;</a> başlıklı bir etkinlik yapıldı. Bu etkinliğe benimle beraber, Prof. Dr. Ergun Gedizlioğlu (İT&Uuml; İnşaat Fak&uuml;ltesi Ulaştırma Ana Bilim Dalı), Prof. Dr. Adnan Diler (MSK&Uuml; Karya Araştırma ve Uygulama Merkezi Md-Pedasa Kazı Bşk.), Ersen G&uuml;rsel (Y&uuml;ksek Mimar), Erhan &Ouml;nc&uuml; (Şehir Y&uuml;ksek Plancısı-Muğla B&uuml;y&uuml;kşehir Bel. Ulaşım Ana Planı Danışmanı), Serdal Argen (Şehir Plancısı-Muğla B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi Ulaşım Planlama Şube Md.), Semra Kutluay (Şehir Y&uuml;ksek Plancısı-Bodrum 1/25.000 &Ccedil;evre D&uuml;zeni Plan M&uuml;ellifi) ve Levent Kalyon (Harita M&uuml;hendisi-TMMOB Bodrum İKK &uuml;yesi) katıldı.</em></p> <p><em><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/ic_bodrum_yol_ayr%C4%B1m%C4%B1_haydarkarabey.jpg.jpeg" border="0" /><br /></em></p> <p>G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde s&uuml;regiden &ccedil;evre tahribatı karşısında &ldquo;yapmayın, etmeyin&rdquo; diye protestolar d&uuml;zenlemek yerine d&uuml;ş&uuml;nmek, tartışmak, alternatifler aramak son derece &ccedil;ağdaş ve yapıcı bir davranış. Bu yaklaşım ile &ccedil;alışmalar yapan, raporlar hazırlayan Bodrumlu meslektaşlarımıza &ouml;ncelikle teşekk&uuml;r etmek gerekir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; konu, burada arkeolojik, doğal sitler de g&ouml;zetilerek MO-İMO ve başka STK&rsquo;lar tarafından derinlemesine irdelenmiş, tartışılmış. &Ouml;zellikle Pedasa Yerleşimleri konusunda bilgilenmemiz &ccedil;ok &ouml;nemliydi. Bizlere neredeyse s&ouml;yleyecek s&ouml;z kalmamış. Yine de bilindikleri tekrarlamak yerine bir iki yeni s&ouml;z s&ouml;ylemeye &ccedil;alışalım.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/003.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span style="font-size: 12px;">Pedasa sırtlarından</span></p> <p>Ama bilelim ki bizler ne yaparsak, ne edersek, ne &ouml;nerirsek kimilerine yaranamayız: Herdurumda bizlerle zaten &ldquo;Tree Hugger&rdquo; (ağa&ccedil; kucaklayıcı) diye dalga ge&ccedil;erler.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/001.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">&ldquo;Tree Hugger&rdquo;, Ağa&ccedil; Kucaklayıcılar!</span></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/002.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">&ldquo;Yola Devam&rdquo;</span></p> <p>Ben burada konuyu, kısa kısa Bodrum- Turizm- İnşaat&ccedil;ılık- &Ccedil;evre Yolu başlıklarında irdeleyip birka&ccedil; basit d&uuml;ş&uuml;nce sunacağım.</p> <p><strong>BODRUM</strong></p> <p>Aslında Bodrum yeni yol konusundaki tartışmayı a&ccedil;an yerel meslektaşların s&ouml;ylediği gibiger&ccedil;ekten bir b&uuml;t&uuml;n olarak &ldquo;yol ayrımında&rdquo;. Bodrum&rsquo;un gelişimi artık bı&ccedil;ak sırtında (niteliknicelika&ccedil;ısından) karar verelim: Gidişat hangi y&ouml;nde olacak?</p> <p>Ucuz sitelerle t&uuml;m&uuml; y&uuml;klenmiş bir yarımada, mahvolmuş bir &ccedil;evre mi?</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/005.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Binlerce boş kutu kutu, ne kadar h&uuml;z&uuml;nl&uuml; bir yaşam!</span></p> <p>Yoksa daha nitelikli -ve belki biraz daha pahalı, ama hak ederek pahalı- mutlu, dingin, d&uuml;zenlibir &ccedil;evre, sevilen ve mutlulukla deneyimlenen bir Ege destinasyonu mu?</p> <p>Konuya yaklaşımımız nostaljik olmamalı, elbette zamanla &ccedil;evremizde bir şeyler değişecek.Konumuz durmadan daha &ccedil;ok y&uuml;klenen Bodrum yarımadasının intihar edip etmediğinin ve nezaman t&uuml;keneceğinin tartışılması olmalı. Elbette, her yaz g&uuml;nlerce tam sayfa &ldquo;ikoncan&rdquo;yayınlayan, t&uuml;m &uuml;lkenin dedikodusunu buraya taşıyan ana akım medya bu konuyla ilgili değil.Dolayısıyla, yorulmadan, yılmadan konuyu g&uuml;ndemde tutmamız gerekiyor.</p> <p><strong>TURİZM VE İNŞAAT, KRİZLERDE EN KIRILGAN İKİ SEKT&Ouml;RD&Uuml;R:</strong></p> <p><strong>TURİZM</strong></p> <p>&ldquo;Turizm sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;, kendi yerel k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z&uuml;n, yaşamımızın &ouml;n&uuml;ne koşup, bunca tavizvermeyelim&rdquo; diye yıllardır anlatmaya &ccedil;alışıyoruz. Turist kimdir, turist denen şahıstan, buhassas sekt&ouml;rden kısa vadeli &ccedil;ıkarlar i&ccedil;in bunca medet ummak doğru mudur?</p> <p>D&uuml;nyanın bir&ccedil;ok &uuml;lkesi, kenti artık daha ger&ccedil;ek&ccedil;i yaklaşıyor turizm sekt&ouml;r&uuml;ne: Barselona kentte yeni turizm yatırımlarını yasaklıyor, Dubrovnik ve Venedik turistlerin kente girişlerinekota koyuyor, Monako kente yabancı ara&ccedil; sokmuyor&hellip;</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/006.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Turizmin &ccedil;evreye verdiği zarar artık t&uuml;m d&uuml;nyada tartışılıyor</span></p> <p>Turizm, bizde anlaşıldığı gibi daha &ccedil;ok insanı paralarını almak &uuml;zere bir yerlere yığmak,durmadan tesis yapmak ve dolayısıyla t&uuml;m &ccedil;evreyi, g&uuml;zellikleri inşaata boğmak değildir. D&uuml;nya&ccedil;apında turizm destinasyonları (Roma, Floransa, Paris, Cote d'Azure, Costa Brava, Santorini, Mykonos, Leningrad, Barcelona, Nil kıyıları, Dalma&ccedil;ya veya Kuzey Fiyordları...) rekabet etmek i&ccedil;in durmadan yeni tesisler inşa etmiyorlar.</p> <p>&Uuml;lkemizde de Bodrum gibi kimi &ouml;zellikli y&ouml;reler artık yapılaşmaya doymuştur. Buralarda yapılaşma ve doluluk oranları artarken, rantabilite yanı sıra &ccedil;evre ve hizmet niteliği de hızla d&uuml;şmektedir.</p> <p>Turizmi y&ouml;netemiyoruz: İspanya Benidorm &ouml;rneğine bakın, t&uuml;m İspanya kıyılarında ucuz turizm i&ccedil;in ayrılmış aşırı yapılaştırılmış neredeyse tek &ouml;rnek.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/007.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">İspanya, Benidorm&rsquo;da turizm? İngilizler &ldquo;burada &ccedil;ok İspanyol var&rdquo; diye şikayet ediyormuş</span></p> <p class="Default">Oradaki- buradaki gibi &ccedil;ok ağır yapılaşma baskısı altında olan y&ouml;relerde aşırı talebi y&ouml;nlendirmek i&ccedil;in her zaman kırılgan y&ouml;relerin dışında, daha geride, &ouml;tede g&uuml;&ccedil;l&uuml;-destek y&ouml;reler yoğunlaşma alanları oluşturulabilir, mevcutlar geliştirilebilir.&nbsp;</p> <p>Mazeret olarak &ouml;ne s&uuml;rebileceğimiz bir kaynak sorunumuz da olmamalı: Yaklaşık 6 milyon geceleme yapılıyor Bodrum&rsquo;da. Buradaki &ouml;demelerden ek olarak on lira katkı payı alınsa yıllık 60 milyonluk bir &ccedil;evre koruma fonu oluşturulabilir.</p> <p><strong>İNŞAAT</strong></p> <p class="Default">&ldquo;İnşaata dayalı gelişme olamaz&rdquo; diyoruz ama hala (bir&ccedil;ok nedenle ama &ouml;ncelikle sermayenin baskısı ile) akıl dışı bir arz var inşaatta. Biliyoruz Bodrum&rsquo;da da boş-satılık binlerce kutu kutu yapı var ve hala yenileri yapılıyor.&nbsp;</p> <p>Yol inşaatı konusuna gelelim: biliyor musunuz ki, &uuml;lke olarak d&uuml;nya &ccedil;apında lider &uuml;lkeyiz yol yapmakta. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bu en kolay inşaat y&ouml;ntemidir, teknolojik uzmanlık gerektirmeyen en kaba inşaat sekt&ouml;r&uuml;d&uuml;r. Makine girer, beton d&ouml;k&uuml;l&uuml;r, iş biter. T&uuml;m inşaat sekt&ouml;r&uuml;n&uuml;n de en az katma değer &uuml;reten bi&ccedil;imidir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/009.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Yeni &ouml;nerilen yolun spek&uuml;lasyona a&ccedil;acağı asgari alan ve yaratacağı değer artışı ağızsulandırıcı</span></p> <p>Yeni ve gereksiz yollar yalnızca &ldquo;ulaşamadığın yer senin değildir&rdquo; sloganı uyarınca spek&uuml;lasyon &uuml;retir. Bu anlamda spek&uuml;latif olarak Bodrum&rsquo;da yapımı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len &ldquo;yeni yol&rdquo; en az 60 milyon metrekarelik bir doğal alanı etkileyecek, buraları arsaya d&ouml;n&uuml;şt&uuml;recektir: erişilebilirlik ve değer artışı a&ccedil;ısından.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/010.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">D&uuml;nya &ldquo;yol yapma&rdquo; şampiyonluğu kimde? Bakımda sonuncu, yapımda ikincilik onuru bize ait</span></p> <p>Boşaltmadan doldurarak, yıkmadan yaparak doğayı, geleceğimizi ve aslında kendimizi cezalandırıyoruz. G&ouml;z&uuml;n&uuml;zde bir canlandırın: Yol yapımı sırasında doğal sitleri, arkeolojik sitleri (Bodrum arkeolojisini kale ve antik tiyatrodan ibaret sanmayıp biraz araştırmak gerekir), kırsal yaşamı (yine Bodrum doğasını plajlardan ve kekikten ibaret sanmayıp biraz dağ y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; &ouml;neririm)&hellip; Derken hayvanların, ağa&ccedil;ların, bitkilerin t&uuml;kenişini&hellip; makinaları, kamyonları, tozu, g&uuml;r&uuml;lt&uuml;y&uuml;&hellip; karbon salınımını.<strong><br /></strong></p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/011.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Geleceğimizin felaketi olacak karbon salınımını d&uuml;ş&uuml;nen yok</span></p> <p class="Default"><span>Bu yollar konusunda bir de kandırmaca vardır: &ldquo;Yolumuz dışarıya erişim vermeyen transit, ekspres bir yol olacak, merak etmeyin!&rdquo;. Bu iddia da &ccedil;alışmıyor; yolların &ccedil;evresinde yapılaşma yasağı vaatleri ge&ccedil;erli olamıyor. Bakın 1. Boğaz k&ouml;pr&uuml;s&uuml; ve artık s&ouml;zde kalan &ldquo;&ccedil;evre yolu&rdquo; bir kent i&ccedil;i otoyol oldu, ardından ikincisi de &ouml;yle. Hala &ccedil;ıkışlar, kavşaklar veriliyor bu yollara. Yalnızca bir gazetecinin oturduğu evden hareket ile, s&uuml;rekli baskısı ile 2. &Ccedil;evre yoluna bile son derece kritik ve zor bir konumdan yeni bir bağlantı verildi, Etiler&rsquo;den, bilen bilir.</span>&nbsp;</p> <p class="Default"><span>Topraklarımızda bu t&uuml;r mesnetsiz mega yatırımlardan -en azından bir s&uuml;re- sakınılması, korunması gereken Rezerv Alanlara ihtiyacımız var, daha doğrusu geleceğe aktarmamız gereken bir namus borcumuz var. &Uuml;lke d&uuml;zleminde doğal, tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel kesin koruma alanları (yeniden ve genişletilerek) kesin sınırları ile tanımlanmalıdır. Bu alanlar gelecekte rezerv olarak turizm yanı sıra hepimiz i&ccedil;in de gerekli olacaktır. Uzlaşılmış bu alanlara dokunulmazlık sağlanmalıdır. &Ouml;nerilen yolun Bodrum Yarımadasının el değmemiş b&ouml;lgelerinde de aşırı yapılaşmaya neden olacağını &ouml;ng&ouml;rmemek saflık olacaktır. Bence Bodrum da artık bir b&uuml;t&uuml;n olarak korunsun, zor erişilsin ve hak ederek de pahalı olmaya devam etsin.</span></p> <p class="Default"><span><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/012.jpg.jpeg" /><br /></span><span class="fotograf-yazi">Bir b&uuml;t&uuml;n olan Yarımada&rsquo;da saldırgan yapılaşma, yeni yol ve olası yapılaşma etkisi</span></p> <p><strong>&Ccedil;EVRE YOLU MU DEDİNİZ?</strong></p> <p class="Default"><span>&Ouml;nerilen bu yol nerden nereye gidiyor, anlayan var mı? &Ouml;nerilen yolun belirli bir hedefi yok, tanımlı, anlamlı iki konumu birbirine bağlamıyor, &ouml;neriye bakılırsa bu yol nerdeyse hızını alamayıp Yunan Adalarına sı&ccedil;rayacak gidecek! T.D. Kurumu s&ouml;zl&uuml;ğ&uuml;ne g&ouml;re yol <i>&ldquo;&hellip;bir yerden bir yere gitmek i&ccedil;in&hellip;&rdquo; </i>i&ccedil;in yapılır.</span>&nbsp;</p> <p class="Default"><span>Mevcut plan elbette eleştirilebilir ama burada bir &ccedil;evre d&uuml;zeni planı var. Ama plana (&Ccedil;evre D&uuml;zeni Planı bir b&ouml;lgenin yapılaşmasının Anayasası&rsquo;dır! Ne ilgin&ccedil; ki biz anayasaları da sevmiyoruz!) uyumun T&uuml;rkiye&rsquo;de &ouml;nemi yoktur.</span>&nbsp;</p> <p class="Default"><span>Şimdi bir bakalım: Bodrum yarımadasında (ve planda) bu sa&ccedil;ma yol yok ama tam bir &ccedil;evre yolu var aslında. Şimdi &ldquo;&ccedil;evre yolu&rdquo; adı altında keskin ve i&ccedil;eriden, tepelerden de yeni bir yol a&ccedil;mak tam da bize g&ouml;re bir &ldquo;oksimoron&rdquo; davranış (yani iki zıt kavramı bir araya getirip birilerine yutturmaya &ccedil;alışmak). Tekrarlıyorum, burada bir &ccedil;evre yolu var ve yarımadayı &ccedil;evreliyor, &ccedil;alışıyor&hellip;<o:p></o:p></span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/013.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">D&uuml;zenlenmesi pek akıllıca olacak olan Ger&ccedil;ek Bodrum &Ccedil;evre Yolu aslında var. &Uuml;zerinde bir ring sistem ile t&uuml;m yarımada yerleşimlerine erişiyor. Her birinin arası en &ccedil;ok on dakika. Turgutreis&rsquo;te liman desteği, Torba&rsquo;da otogar ve yan hizmetleri ger&ccedil;ekleştirilirse değerli kent i&ccedil;i b&ouml;lgeleri de rahatlıyor, merkezdeki gereksiz trafik de elbette azalıyor.</span></p> <p>Yaklaşık 50 kilometrelik bu yolu kullanarak t&uuml;m yarımadanın &ccedil;evresinin d&ouml;n&uuml;lmesi şimdilerde bir saat kadar s&uuml;rer. Bu yol &uuml;zerinden nerdeyse t&uuml;m mevcut yerleşim birimlerine erişebilirsiniz.Yol biraz d&uuml;zenlense t&uuml;m &ccedil;evreyi dolanmak 40 dakika kadar s&uuml;recektir. Yani en uzak erişim noktasına yirmi dakikada varabileceksiniz. Her iki y&ouml;nde &ccedil;alışacak bir kamu ulaşım sistemi sizi istediğiniz noktaya kolay, g&uuml;venli, ekonomik, &ccedil;evreci ve hızlı olarak taşıyabilecek.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/015.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ger&ccedil;ek &ccedil;evre yolunun m&uuml;kemmel &ccedil;alışması i&ccedil;in yalnızca 40 metre genişliğinde bir bantyeterlidir ve bu genişlik t&uuml;m yol boyunca mevcuttur.</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/016.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Yol gibi bir yol, kamu ulaşımı da var, yanlarda &ldquo;insanca&rdquo; erişim de var. Ticaret, tabela filan yok ama. Belki de ekonomisi &ccedil;ok zayıftır bu &uuml;lkenin?</span></p> <p class="Default">Hem de yazın daha sık, kışın daha seyrek &ccedil;alışacak kamu ulaşım ara&ccedil;ları ile son derece esnek bir sisteme sahip olacaksınız. Yalnızca 6 kilometrelik bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; (Yokuşbaşı-Konacık) yılda en &ccedil;ok iki ay ve bazı saatlerde tıkanan bir yolu &ouml;ne s&uuml;rerek transit otoyol cinayeti işlemek yerine bu daha akıllıca bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m değil mi?&nbsp;</p> <p class="Default"><b>KİMİ &Ouml;NERİLER</b>&nbsp;</p> <p class="Default">&Ouml;ncelikle belirteyim, elbette burada s&ouml;ylediklerim, yapılmalı-edilmeli olarak anlaşılmamalıdır. Bunlar ancak demokratik, katılımcı bir toplumda tartışılabilecek kimi alternatif d&uuml;ş&uuml;nce &ouml;nermeleridir.&nbsp;</p> <p class="Default">Apa&ccedil;ık bi&ccedil;imde orada duran &ccedil;evre yolunu doğru d&uuml;zg&uuml;n &ccedil;alışacak bi&ccedil;imde, akış şeritlerine bakarak, yan yollar ile, bilimsel kavşaklar ile, yavaş yavaş, k&uuml;&ccedil;&uuml;k dokunuşlar ile d&uuml;zenlersiniz. Bunu programlı bir bi&ccedil;imde uygularsınız. Kimi noktalara erişimler uzarmış. Uzasın zaten!</p> <p class="Default">Ayrıca yol diye &uuml;zerinden gittiğimiz asfaltın hi&ccedil;bir kamusal mek&acirc;n değeri yok. Belki g&ouml;z&uuml;m&uuml;z alıştı ama bir daha bakın bu yola: yollara taşan ticarethaneler dizisi, korkun&ccedil; iri &ccedil;ığırtkan tabelalar, inşaat artıkları, inşaat malzemecileri, hurdacılar&hellip; Servis yolları işgal altında, nereye park edileceği, nerede durak yapılabileceği belli değil. Bu yol da t&uuml;m Bodrum gibi bir yağma ve &ccedil;irkinlik mek&acirc;nı yani.&nbsp;</p> <p class="Default">Yol d&uuml;zenlemesine destek olarak, Kentler arası Terminali ve destek hizmetlerini Yarımada girişine &ccedil;ekersiniz; b&ouml;yle bir taşınma ile kent merkezinde -hem de arkeolojik- b&ouml;lgede 200.000 metrekare a&ccedil;ık alanımız olur.</p> <p class="Default"><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/014.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span style="font-size: 12px;">Otogarın ve kent i&ccedil;indeki oto sanayinin yarımada girişine taşınması ile merkezde 200.000 metrekare bir alan &ldquo;temizleniyor&rdquo; ve şahane bir arkeopark (belki de bir millet bah&ccedil;esi?) oluşuyor.</span></p> <p class="Default"><span>Kimi liman hizmetlerini de -kısmen- Turgutreis&rsquo;e alarak kent i&ccedil;indeki yığılmayı hafifletirsiniz.&nbsp;</span>Ring-&ccedil;evre sistemi olarak &ccedil;ift y&ouml;nl&uuml; &ccedil;alışan konforlu ve &ccedil;evre dostu bir kamu ulaşım sistemi kurarsınız. Ger&ccedil;ek &ccedil;evre yolunun tasarımına entegre edilecek bu kamu ulaşım sistemi tekerlekli ve ileride belki de raylı olacak bi&ccedil;imde tasarlanabilir. Bu yolu bisiklet, yaya dostu detaylar ile de desteklersiniz. Bu konuda tam da 60 kilometrelik, yani aynı uzunluktaki Bel&ccedil;ika kıyı d&uuml;zenlemesi ve kıyı tramvayı ilgin&ccedil; bir &ouml;rnektir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/017.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Bel&ccedil;ika kıyı tramvayı: 60 kilometrelik 60 duraklı t&uuml;m &uuml;lke kıyısını izleyen bir kamu hizmeti, hayal edebiliyor musunuz?</span></p> <p class="Default"><span>Yetmedi mi? &Ccedil;ok sıkışık zamanlarda (belki bayramlarda) Yarımadaya &ldquo;yabancı&rdquo; &ouml;zel oto girişini &uuml;cretli yaparsınız. Bu durumda en yoğun zamanlarda kente yığılan &ouml;zel taşıtların yarıdan fazlası belki dışarıda kalır. Londra&rsquo;da &ouml;zel ara&ccedil; kısıtlı b&ouml;lgeye giriş i&ccedil;in g&uuml;nl&uuml;k 11.5 pound (100 TL kadar!) &ouml;deniyor. İşte bizim koruma fonuna bir katkı daha!<o:p></o:p></span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/018.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Londra kent merkezine oto girişi: G&uuml;nl&uuml;k 100 TL &ouml;demek gerek. Belki?</span></p> <p>Acaba t&uuml;m yarımadada İstanbul suri&ccedil;inin &ldquo;40 rakımı&rdquo; gibi, yapılaşma kotu &uuml;st&uuml; sınır getirilebilir mi? Veya Yunan adalarında uygulandığı gibi 4.000 metrekare asgari ifraz şartı getirilebilir mi? B&ouml;ylece belki yolsuz, susuz tepelere tırmanan &ldquo;arsız&rdquo; ve yoğun yapılaşmanın da &ouml;n&uuml; alınabilir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/019.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Susuz, yolsuz tepelere tırmanan arsız yapılaşmayı durdurmanın bir yolu olmalı?</span></p> <p>PR&rsquo;ımız (Kamuoyu İlişkilerimiz) &ccedil;ok zayıf. &Ouml;rneğin Bodrum havalimanında, inenleri karşılayan onlarca satılık gayrimenkul broş&uuml;r&uuml;nden oluşan utan&ccedil; verici ilan duvarına karşın &ldquo;hassas bir doğal k&uuml;lt&uuml;rel alana hoş geldiniz, l&uuml;tfen elinizden geldiğince &ccedil;evre sorunlarına karşı duyarlı olun&rdquo; yazan en ufak bir ilan g&ouml;rebilseydik!</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/020.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Bodrum havalimanında gelenleri karşılayan &ldquo;utan&ccedil; duvarı&rdquo;, hayallerinizin spek&uuml;lasyontopraklarına hoş geldiniz mi diyor?</span></p> <p>Burada cennet gibi yerde konforlu bi&ccedil;imde konuşlanmış olan &uuml;niversitenin de Bodrum&rsquo;a borcunu &ouml;demesi, bu konuda araştırmalar yapıp, toplantılar d&uuml;zenleyerek kurumsal &ouml;l&ccedil;ekte bilimsel, sağlıklı g&ouml;r&uuml;şler &uuml;retmesi, bunları kamuoyu ile paylaşması gerekmez mi?</p> <p>Tekil olarak bilgi &uuml;retip bizlerle paylaşan akademisyen dostlara elbette &ouml;zel teşekk&uuml;rler!</p> <p>Sonu&ccedil;:T&uuml;m Bodrum i&ccedil;in &ldquo;Kent Hakkı&rdquo; evet ve biraz da &ldquo;Doğa Hakkı&rdquo;.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/haydarkarabey_bodrum/021.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Ağa&ccedil; Sevici değiliz, &ldquo;Kent Hakkı&rdquo;, &ldquo;Doğa Hakkı&rdquo; savunucusuyuz.</span></p> Thu, 11 Oct 2018 16:57:52 +03 Yol Ayrımı http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/ersen-gursel-_-bodrum-cevre-yolu/1247 Ersen Gürsel <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/ersen_gursel_bosrum_yol_ayrimi.jpg-1881879298.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Bodrum Yarımadası yararına olmadığı belli, arazi kullanım kararları ile ilgisiz, ormanları ve su havzalarını yok ederek, Bodrum'un geleceği için onarılmaz zararlar doğuracak bir rant projesi niteliğindeki yeni çevre yolu yapımı gündemden çıkarılmalıdır.<br><br><p>Karayolları Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;&rsquo;n&uuml;n Bodrum Yarımadası&rsquo;na girişinde Torba kavşağından Turgutreis&rsquo;e en kısa yol ve zamanda ulaşmak i&ccedil;in &ouml;nerdiği projenin Bodrum trafiği ile Turgutreis b&ouml;lgesinde yoğunlaşan turizm yerleşme b&ouml;lgelerine ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla &ouml;ng&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; anlaşılmaktadır.</p> <p>Karayollarının &ouml;nerdiği &ccedil;evre yolu projesinin, hayata ge&ccedil;mesi i&ccedil;in yarımadanın en iyi korunmuş doğal ve k&uuml;lt&uuml;rel kalıntıları barındıran alana 18 km uzunluğunda bir yol aksı boyunca yapılacak t&uuml;nel, k&ouml;pr&uuml; ve viyad&uuml;kler ile, bug&uuml;ne dek benzeri g&ouml;r&uuml;lmemiş şekilde fiziki bir m&uuml;dahale yapılacak, b&ouml;lgenin tarihi ve doğal peyzaj değerleri tamamen yok olmakla kalmayıp b&ouml;lgenin gelecekte k&uuml;lt&uuml;r ve doğa turizminde değerlendirilecek potansiyeli de ortadan kalkacaktır.</p> <p>Bodrum Yarımadası&rsquo;nda kentsel planlama kararlarından bağımsız olarak geliştirilmesi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len ulaşım projesinin, doğal sit ve arkeolojik alanlar &uuml;zerinde yapacağı telafisi m&uuml;mk&uuml;n olmayacak tahribatla birlikte, Turgutreis, Ortakent anayol g&uuml;zerg&acirc;hı &ccedil;evresinde araziler ekonomiye değer &uuml;retmek amacıyla yapılaşmaya a&ccedil;acaktır. Benzer gelişmeler arkeolojik b&ouml;lgenin Ege Denizi&rsquo;ne bakan G&uuml;ney- Kuzey yama&ccedil;larının kısa s&uuml;rede yatırım alanlarına d&ouml;n&uuml;şmesi s&uuml;rpriz olmayacaktır. Yol deyip ge&ccedil;memek gerekir. &Ccedil;ok boyutlu sosyal mekanlar olan ulaşım projelerini &ccedil;evre ve kentsel bağlamın dışında m&uuml;hendislik y&ouml;ntemleriyle &ccedil;&ouml;zmeyi d&uuml;ş&uuml;nmekle Bodrum Yarımadası&rsquo;nda nelerin kaybedileceğinin farkında mıyız?</p> <p>Bodrum Yarımadası&rsquo;nın ulaşım sorunu Torba- Turgutreis&rsquo;i bağlayan yeni bir yol projesi ile &ccedil;&ouml;z&uuml;lemez. Sorunun &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;n&uuml; yarımadanın t&uuml;m&uuml;n&uuml; kapsayan 1/25000 &ouml;l&ccedil;ekli &ccedil;evre d&uuml;zeni planı kapsamında, ulaşım planlamasını fiziksel planlamanın konusu olarak d&uuml;ş&uuml;nerek bulmak gerekir</p> <p>Ege coğrafyasında Bodrum Yarımadası, olağan&uuml;st&uuml; doğal &ouml;zellikleri, tarihi ve k&uuml;lt&uuml;rel varlıkları ile Bodrum&rsquo;un ve &ccedil;evresinin kimliğidir. Bu coğrafyanın değerlerinin s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesi gerekir. Kentin yol g&uuml;zerg&acirc;hlarına, cadde ve sokaklarına, yani b&ouml;lgede yaşayanlara ait mekanlara &ouml;nerilen projelerin kamuoyu ile paylaşılması gerekir.</p> <p>Muğla &Uuml;niversitesi Pedasa Antik Kenti Kazı Araştırma Başkanlığı <a href="https://we.tl/t-mVsjt6EO1o">raporunda</a>, TC Bakanlar Kurulu Onayı (17.09.1999) ile Arkeolojik Mirasın Korunmasına ilişkin Avrupa S&ouml;zleşmesi (16 Ocak 1992)&rsquo;ne g&ouml;re arkeolojik mirasın tanımı yapılmıştır. S&ouml;zleşmenin amacı Avrupa&rsquo;nın ortak anı kaynağı olduğu kadar, bilimsel ve tarihi araştırma gereği olarak da arkeolojik mirasın k&uuml;lt&uuml;r &ccedil;evresiyle birlikte korunması, s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesidir. Arkeolojik mirasının &uuml;lkelerin saygınlığı a&ccedil;ısından &ouml;nemli olduğu belirtilirken, kamu yararı a&ccedil;ısından da gerekli olduğu hususu &uuml;lkemizin de kabul ettiği uluslararası s&ouml;zleşme ve anlaşmalarla kayıt altına alındığı belirtilmektedir.</p> <p>TMMOB Bodrum il&ccedil;e Koordinasyon kurulunun Eyl&uuml;l 2018&rsquo;de Bodrum da d&uuml;zenlediği &ldquo;Yol Ayrımı&rdquo; panelinde &ouml;ne &ccedil;ıkan konular şunlardır:</p> <ul> <li>Bodrum TMMOB, &ouml;nerilen &ccedil;evre yolu projesinden, Karayolları Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;&rsquo;n&uuml;n Bodrum Belediyesi ile Muğla K&uuml;lt&uuml;r Varlıkları Koruma Kurulu&rsquo;dan g&ouml;r&uuml;ş istemesi ile haberdar olmuştur. &Ouml;nerilen Proje Aydın, Muğla, Denizli 1/100.000 &ouml;l&ccedil;ekli &Ccedil;evre D&uuml;zeni ile Muğla 1/25000 &ouml;l&ccedil;ekli Nazım İmar Planı&rsquo;nda yer almamaktadır.</li> <li>Projenin Nazım İmar Planı&rsquo;nın ilke ve stratejileri dışında hazırlanmış olduğu anlaşılmıştır.</li> <li>Ulaştırma yatırımları, geri d&ouml;n&uuml;lmesi imk&acirc;nsız yatırımlardır ve o nedenle &ccedil;ok iyi et&uuml;t edilmelidir. Kış ayı hareketine g&ouml;re yol yapılması yetersiz kapasite doğuracağı gibi, yaz ayı hareketine g&ouml;re yol yapılırsa kapasite fazlalığından dolayı pahalı bir yatırım yapılmış olur. Sonu&ccedil; olarak, b&uuml;y&uuml;k paralar harcanıp, yapılan yolun kapasitesini tam kullanılmaz ve yatırımından zarar edilir.</li> <li>Yapılacak yeni yeni yolun &ccedil;oğunluğu t&uuml;nel, kalanı da viyad&uuml;klerle ge&ccedil;ilecek olduğundan masraflı bir yatırım olacağı kesindir. Ş&ouml;yle ki yapım maliyeti yaklaşık kilometresi 30 milyon dolar olarak hesaplandığında, yaklaşık 540 milyon dolarlık bir yol yatırımın olduğu g&ouml;z&uuml;kmektedir. Yapılacak yeni yolun iki ucundan başka da kavşak g&ouml;r&uuml;nmemektedir.</li> <li>KGM&rsquo;nin temel aldığı g&uuml;nl&uuml;k, iki y&ouml;nden ge&ccedil;en ara&ccedil; ge&ccedil;işi 35.000 adettir (YOGT değeri). Bu değer, Bodrum merkez ile Ortakent arasındadır. </li> <li>Bodrum merkez ile Torba kavşağı arasında, iki y&ouml;nden ge&ccedil;en ara&ccedil; ge&ccedil;işi 19.000 adettir (KGM verilerinden). Yolun projelendirmesinde kullanılan, g&uuml;nde 35.000 adet ara&ccedil; ge&ccedil;işi verisi &ccedil;ok y&uuml;ksektir. Ayrıca, yapılması d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len yeni yol, merkezden olduk&ccedil;a uzakta olduğu i&ccedil;in bu sıkışan trafiğe bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m değildir.</li> <li>Muğla B&uuml;y&uuml;kşehir Belediyesi m&uuml;lkiyetinde olan Torba kavşağı-Yalıkavak hattının, Orman Bakanlığı m&uuml;lkiyet yetkisinde olan kısımlarındaki hukuki ve maddi sorunlar &ccedil;&ouml;z&uuml;l&uuml;p, mevcut yol g&uuml;zerg&acirc;hına d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len standart ve teknikte yeni bir proje &uuml;retilerek soruna &ccedil;&ouml;z&uuml;m bulabilirdi.</li> <li>Belirlenen g&uuml;zerg&acirc;hın oluşumundan sonra &ccedil;evrede yapılaşma baskısı ka&ccedil;ınılmazdır. Karayolları kamulaştırma maliyetine karşı &ouml;nerdiği yol g&uuml;zerg&acirc;hı arkeolojik ve doğal SİT alanıdır. </li> </ul> <p><br />Anlaşılan o ki Karayolları, Ege k&uuml;lt&uuml;r coğrafyasındaki Leleg- Karya- k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne ait Pedasa Antik Kenti&rsquo;nin ya farkında değil ya da &ouml;nemsememektedir.</p> <p>Bodrum Yarımadası yararına olmadığı a&ccedil;ık&ccedil;a belli olan, arazi kullanım kararları ile ilgisiz, ormanları ve su havzalarını yok ederek, Bodrum' un geleceği i&ccedil;in onarılmaz zararlar doğuracak bir rant projesi niteliğindeki yeni &ccedil;evre yolu yapımı g&uuml;ndemden kesinlikle &ccedil;ıkarılmalıdır.</p> <p>Bodrum Yarımadası&rsquo;na ait değerlerden yabancılaşan gelişmelerden, yarımadanın doğal ve kentsel peyzajından oluşan kimliğini olumsuz etkileyecek projelerden ka&ccedil;ınılmak gerekir. Kentlerin geleceğini etkileyecek ulaşım g&uuml;zerg&acirc;hlarının planlanması s&uuml;reci şeffaf ve katılımcı y&ouml;ntemlerle y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmelidir.&nbsp;</p> <p>Yeni Yol g&uuml;zerg&acirc;hı projesi ger&ccedil;ekleştiğinde, telafisi m&uuml;mk&uuml;n olmayan &ccedil;ok şey kaybedilecektir. Maddi kaynaklar zamanla yenilenebilir fakat&nbsp; topluma ait evrensel k&uuml;lt&uuml;r değerleri para ile &ouml;l&ccedil;&uuml;lemezler. Toprak gibi arkeolojik ve k&uuml;lt&uuml;rel değerler-varlıklar yeniden &uuml;retilemez.</p> Thu, 11 Oct 2018 16:52:59 +03 Arşive Dalmak... http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/arsive-dalmak/1245 pinar gokbayrak <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/ersen_gursel_bosrum_yol_ayrimi.jpg-1881879298.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Meslek hayatımızın en ilginç, en keyifli ve beklenmedik deneyimler ve tanışıklıklarla dolu dönemini Türkiye’nin ilk mimarlık veri tabanı olan ARKIV, o zamanki adıyla AMV yani Arkitera Mimarlık Veritabanı için çalışarak geçirdik diyebiliriz.<br><br><p>[Edit&ouml;r&uuml;n notu: aşağıdaki yazı <a href="http://arkiv.com.tr/" target="_blank">ARKIV</a>'in ilk edit&ouml;rlerinden, <a href="http://www.arkitera.com/gorus/admin-edit/id/arkiv.com.tr/mimar/pinar-gokbayrak/4297" target="_blank">Pınar G&ouml;kbayrak</a> ve <a href="http://www.arkitera.com/gorus/admin-edit/id/arkiv.com.tr/mimar/burcin-yildirim/4299" target="_blank">Bur&ccedil;in Yıldırım</a> tarafından ortak kaleme alınmıştır.]</p> <p>Hen&uuml;z mimarlık &ouml;ğrencisi iken, Taşkışla&rsquo;da yeni kurulmuş olan Arkitera&rsquo;yı &ouml;ğrencilere tanıtmaya gelen &Ouml;mer Kanıpak ve &Ouml;mer Yılmaz&rsquo;dan bir randevu almış; mimarlık bilgisinin &uuml;retimine dair alternatif bir s&ouml;z s&ouml;ylemeye niyetli bu gen&ccedil; ekibin bir par&ccedil;ası olmak arzusuyla bir hafta sonra ofislerinde soluğu almıştık bile. Bu tanışmanın ardından ise, 2002 yazında, yaz stajını Arkitera&rsquo;da yapmıştık. Staj sırasında ise, t&uuml;m ekibin b&uuml;y&uuml;k bir heyecanla &uuml;zerinde &ccedil;alıştığı dijital bir mimarlık arşivinin hazırlık aşamasına tanık olduk, katkı koyduk. Bu s&uuml;re&ccedil;te bizzat tanıştığımız d&ouml;nemin usta ve gen&ccedil; mimarlarının ve hen&uuml;z yeni kurulmuş olan Arkitera&rsquo;nın gen&ccedil; ve dinamik ortaklarının ileride kuracağımız kendi mimarlık ofisimize ilham ve model olabileceklerini asla tahmin edemezdik.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;de bir mimarlık arşivi kurmak, &uuml;stelik bu arşivi, hen&uuml;z sekt&ouml;rde dijitalleşmeye ge&ccedil;ilmemiş bir d&ouml;nemde, daha web siteleri bile olmayan ya da d&uuml;zenli bir arşivleme alışkanlığı bulunmayan mimarlarla oluşturmak ve herkesin ulaşabileceği dijital bir platforma d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rmek o d&ouml;nem i&ccedil;in ilk olmanın &ouml;tesinde aynı zamanda olduk&ccedil;a zorlu bir işti. Arkitera kurucularının m&uuml;thiş vizyonu ve dirayetiyle &uuml;lkemiz mimarlığının &ccedil;ok geniş ve kapsayıcı bir resmini &ccedil;ekmek m&uuml;mk&uuml;n oldu. Ciddi bir emek, teknik altyapı ve b&uuml;t&ccedil;e gerektiren bu işi 15 yıldır s&uuml;rd&uuml;rebilmek Arkitera&rsquo;nın mesleğimize yaptığı ş&uuml;phesiz en b&uuml;y&uuml;k katkılardan biri.</p> <p>Hazırlık aşamasında, konunun birden &ccedil;ok y&ouml;n&uuml; vardı. Arşivleme alışkanlıklarının fazla olmadığını -şaşkınlıkla- farkettiğimiz mimarlardan veri toplayabilmek, bir arşiv sistematiği kurmak, bunları daha &ouml;nce yapılmamış bir şekilde dijital bir altyapıya entegre edip herkes tarafından erişilebilir kılmak ve t&uuml;m bunların &ouml;tesinde hen&uuml;z yeni kurulmuş olan Arkitera&rsquo;yı tanımayan mimarlara &ouml;nce Arkitera&rsquo;yı tanıtıp, g&uuml;ven verip ardından bu proje i&ccedil;in kendi arşivlerini a&ccedil;malarına ikna etmek... Bu noktada Aydan Balamir, Aykut K&ouml;ksal, Belkıs Uluoğlu, İhsan Bilgin ve Uğur Tanyeli&rsquo;den oluşan danışma kurulunun katkıları kuşkusuz hepimizin &ouml;n&uuml;n&uuml; a&ccedil;mıştı. Arşivin adından, arşive dahil edilecek projenin niteliğine, projenin arşivde nasıl temsil edileceğinden, g&ouml;rsel kimliğine değin pek &ccedil;ok konuda olduk&ccedil;a titiz davranılmış, saatlerce s&uuml;ren toplantılarda arşivin kimliği tartışılmıştı. Bu toplantılara tanık olmak, projelerin nasıl değerlendirildiğini, arşiv sistematiğinin nasıl kurgulandığını g&ouml;rmek ise kuşkusuz bir mimarlık &ouml;ğrencisi i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;ğretici ve &ccedil;ok heyecan vericiydi.</p> <p>İ&ccedil;erik oluşturma kısmında, Arkiv projesini tanıtmak ve mimarlardan projelerine ait dok&uuml;manları toplayabilmek i&ccedil;in mimarlık ofislerinin ziyaret edilmesi g&ouml;revi iki hevesli mimar adayı olarak bize verilmişti. Hen&uuml;z 3. sınıfta eğitim g&ouml;ren iki mimarlık &ouml;ğrencisinin o d&ouml;nemde İstanbul&rsquo;da aktif olarak &ccedil;alışan ve nitelikli işleriyle bilinen neredeyse b&uuml;t&uuml;n mimarlık ofislerine bizzat girip &ccedil;ıkmasının m&uuml;thiş bir deneyim olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bir mimarlık &ouml;ğrencisi, &ouml;ğrencilik hayatı boyunca ancak birka&ccedil; mimarlık ofisinde staj yapıp o ofisi deneyimleme şansına erişmişken, biz bir staj d&ouml;neminde onlarca ofis ziyareti ile, farklı ofis d&uuml;zenlerine, farklı mimarlık yapma bi&ccedil;imlerine, farklı ilgi alanlarına ve farklı jenerasyonların farklı yaklaşımlarına tanık olmuş, kimi zaman da yakın ge&ccedil;mişimizin tozlu raflarında bekleyen hikayaleri ya da dedikoduları dinlemiştik.</p> <p>Her bir ofis ziyareti bizim i&ccedil;in ayrı bir heyecan, ayrı bir keşifti. Bir kısmı bug&uuml;n hayatta olmayan Atilla Y&uuml;cel, Abdurrahman Hancı, Hamdi Şensoy, Yılmaz Sanlı, Cengiz Bektaş, Tekeli-Sisa, Metin Hepg&uuml;ler gibi ustalar, Mutlu &Ccedil;ilingiroğlu, Adnan Kazmaoğlu, Reşit Soley, G&ouml;khan Avcıoğlu ve Haydar Karabey gibi d&ouml;nemin &uuml;retken mimarları, T&uuml;lin Hadi-Cem İlhan, Kerem Erginoğlu-Hasan &Ccedil;alışlar ve B&uuml;nyamin Derman gibi o zamanın gen&ccedil; ve başarılı mimarları... Bu tanışıklıklar sayesinde, Taşkışla&rsquo;da Beyazduvar dergisi i&ccedil;in bir dizi etkinlik yapmış ve o d&ouml;nemde sayıca fazla olmayan bir &ouml;ğrenci etkinliği ile mimar s&ouml;yleşileri serisi organize ederek tanıştığımız mimarların bir kısmını okula davet etmiştik. Bizim tanık olduğumuz heyecanlı d&uuml;nyayı Taşkışla&rsquo;ya taşımaktı derdimiz...</p> <p>Bu ofis ziyaretleri aynı zamanda hen&uuml;z Arkitera&rsquo;yı tanımayan ve interneti sık kullanmayan eski kuşaklara Arkitera&rsquo;yı da tanıttığımız ziyaretlere d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;. Hamdi Şensoy&rsquo;un &ldquo;Gen&ccedil;ler, bu bina milli &uuml;sluptadır,&rdquo; diyerek anlattığı Nişantaşı&rsquo;ndaki kendi tasarımı olan yapısındaki toplantımızda Arkitera&rsquo;yı isminden dolayı İtalyan bir firma sanması en ilgin&ccedil; anılarımızdan biridir. Mimarların en &ccedil;ok sorduğu sorulardan biri Arkiv&rsquo;de proje yayınlamanın &uuml;cretli olup olmadığıyken bir diğeriyse başvuran bu projeleri kimin hangi yetkiyle se&ccedil;ip eleyeceğiydi. Bir ilk olmasının getirdiği t&uuml;m teredd&uuml;tleri ve belirsizlikleri adım adım aşarak Arkiv&rsquo;i bug&uuml;n artık ilk akla gelen kaynak haline getirmek, ancak g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir ekip ve kararlılıkla m&uuml;mk&uuml;n olabilirdi.</p> <p>İ&ccedil;erik yavaş yavaş toplanmaya başladık&ccedil;a bu bilgilerin nasıl sistematize edileceği, nasıl dijitalleşeceği ve nasıl bir yazılıma adapte edileceği g&uuml;ndeme geldi. Etiketleme y&ouml;ntemi hen&uuml;z dijital i&ccedil;eriklerde yaygın değilken, arşiv, etiket sistemi &uuml;zerine kuruldu. Onlarca excel tablosuna girilen verileri, farklı kategorilere ayırıp kullanıcılar i&ccedil;in &ccedil;oklu bir taramayı m&uuml;mk&uuml;n kılacak bir altyapı sistemine oturtmak &ccedil;ok da kolay olmadı. Bilginin sistematize edilmesi ama kapsayıcılığını yitirmemesi i&ccedil;in ve &ouml;n&uuml;m&uuml;zde benzer bir &ouml;rnek olmaması sebebiyle de kimi zaman deneme-yanılma y&ouml;ntemiyle &ccedil;ok emek harcandı. İlk a&ccedil;ıldığı g&uuml;nden bu yana da Arkiv s&uuml;rekli kendisini i&ccedil;erik ve altyapı anlamında g&uuml;ncelleyerek bug&uuml;ne geldi.&nbsp;</p> <p>Arkiv sayesinde mimarlık ofislerinin &ccedil;oğunda ciddi bir tarama yapıldığı, kendi arşivlerinin d&uuml;zenlendiğini ve hatta dijitale ge&ccedil;irildiğini s&ouml;ylemek m&uuml;mk&uuml;n. Bug&uuml;n, &uuml;lkedeki arşivleme &ccedil;alışmalarının artması, farklı kurumlar tarafından benzer projelerle bu coğrafyadaki mimarlık &uuml;retiminin kayıt altına alınır olması olduk&ccedil;a sevindirici. Arkitera&rsquo;ya ise, dijitalleşmenin ilk d&ouml;nemlerinde koyduğu vizyonla ilk &ouml;rnek olması, kurduğu ekip ve danışma kuruluyla titiz ve prensipli tavrı, kararlılıkla projeye sahip &ccedil;ıkması ve bug&uuml;nlere getirmesi nedeniyle herhalde &ouml;ncelikle mimarlık &ouml;ğrencileri ve daha sonra t&uuml;m mimarlık camiası &ccedil;ok şey bor&ccedil;lu. Nice yıllara Arkiv!</p> Thu, 11 Oct 2018 12:25:00 +03 Benim Arkitera http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/benim-arkitera/1246 Ahmet Turan Köksal <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/benim-arkitera/18yas_resize.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Ne ara 18 yaşına geldi. Daha dün elimize doğmuş çocuktu vallahi.<br><br><p>Neden bunu diyorum; benim b&uuml;y&uuml;k kızım da Arkitera 1.5 yaşındayken doğdu. Şimdi o gen&ccedil; bir kız, Arkitera da &ouml;yle. Bazı k&uuml;lt&uuml;rlerde cinsiyetsiz varlıklara dişi, erkek takısı gelir. Benim i&ccedil;in Arkitera gen&ccedil; kız hem de başarılarıyla &ouml;v&uuml;n&uuml;lecek bir gen&ccedil; kız. Kızımla zaman eşleşmesi dışında ofise girdiğinizde &ccedil;alışan hanımların sayıca ezici &uuml;st&uuml;nl&uuml;ğ&uuml; de aklımda kalıyor sanırım.</p> <p>Madem yaş g&uuml;n&uuml;n&uuml; kutluyoruz ufak bir parti verilmiş gibi elimdeki cam bardağa &ccedil;atal ile &ccedil;ın &ccedil;ın vurup herkesin dikkatini &ccedil;ekiyorum&hellip;</p> <p>Arkitera, ilgin&ccedil; bir oluşum, mensupları olduk&ccedil;a eğitimli ayrıca &ccedil;alışkanlar&hellip; İsteseler de istemeseler de ve hatta bu aralar olumsuz bir sıfat gibi gelse de Avrupai bir havaları vardır. &Ccedil;ok da İskandinav değillerdir, Akdenizli ve Ortadoğululara has espriler havada u&ccedil;uşur, Karadenizli groteskliği sezilir, metaforlar, ilgin&ccedil; tanımlar, toplantılardaki beyin fırtınaları&hellip; Pek sık olmasa da Arkitera toplantılarına katıldığımda aynı masada oturduğum kişilerin beni teyakkuzda tutacak kadar &ldquo;keskin&rdquo; olmaları hoşuma gider. Boş konuşulmaz, zaman kaybedilmez. Zaman ge&ccedil;irilecekse onun da bir anı, ayarı ve d&uuml;zeni vardır.</p> <p>Bir s&uuml;r&uuml; kriz, bir s&uuml;r&uuml; zor g&uuml;n hepsini aynı dirayetle ge&ccedil;irilmiştir. &Uuml;lkede diğer kurumlar da g&ouml;r&uuml;lmeyecek şekilde ve hatta kimsenin tahmin edemeyeceği kadar idealistlerdir. Onlarca farklı projede &ccedil;ok keskin &ccedil;alışkanlığını, pratikliğini ve zekasını kullanmıştır ekip. Arkitera etkinliklerinin, projelerinin bir par&ccedil;ası olmak benim i&ccedil;in onur kaynağıdır. Herkese nasip olmaz.</p> <p>Sadece Arkiteracom&rsquo;un ana sayfasını a&ccedil;tığımda, orada ne varmış, d&uuml;nyada neler oluyormuş, yarışma var mıymış, kim ne yapmış gibi antenlerimizi a&ccedil;ıp g&uuml;ncel bilgiye doymak bizi hala heyecanlandırıyor.</p> <p>Bu da takip edene g&uuml;nceli yakalamak gibi bir gen&ccedil;lik hali katıyor değil mi? Vallahi &ouml;yle&hellip;</p> <p>Tabii mimarlıkta ego da var bazen tekleyen s&uuml;perego da var. Kavga g&uuml;r&uuml;lt&uuml; de var. Arkitera&rsquo;nın seveni de var, sevmeyeni de. Eleştirilerini haklı bulan da var, başka bir yere bağlayan da. Yazı yazanların her kelimesini dikkatlice okuyan da ukala bulanlar da&hellip;</p> <p>Kişisel olarak benim de &ccedil;ok hatam olmuştur, Arkitera 18 olduysa biz de hata yapa yapa yaşlandık.</p> <p>&ldquo;Arkitera gibi bir kurumdan beklemezdim.&rdquo; s&ouml;z &ouml;beği &ccedil;ok &ouml;nemlidir aslında.</p> <p>&ldquo;Sizi takdir ediyor(d)um ama şu eyleminizi-yazınızı-g&ouml;r&uuml;ş&uuml;n&uuml;z&uuml; beğenmedim. Sizi silip de atmıyorum ama uyarıyorum da&hellip;&rdquo; gibi bir s&uuml;r&uuml; alt a&ccedil;ıklamalar i&ccedil;eriyor bu beş kelimelik kısacık c&uuml;mle. Belki benim de bu serzenişe katkım olmuştur. (Bir ara &ccedil;ok sevilmediğim de doğrudur. Şimdiyi bilmem.) Olsun ne yapalım.</p> <p>Buna rağmen Arkitera hep işini yaptı. D&uuml;zg&uuml;n yaptı. Eleştirenler &ccedil;ok oldu, olacak ve tabii &uuml;lkenin hele hele tasarıma ve planlamaya değer verilmediği bu k&ouml;t&uuml; zamanlarında daha da zorlayacaklar. Olsun varsın.</p> <p>&Ouml;ncelikli olarak iki &Ouml;mer, tanıdığım arkadaş olduğum, samimiyet kurduğum iki kurucu&hellip; Az takdir, &ccedil;ok eleştiri aldıkları halde vaz ge&ccedil;mediler. K&uuml;smediler. Hala daha &ccedil;alışıyor &Ouml;merlerden biri.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;deki &ccedil;oğu medya kuruluşundan &ccedil;ok &ccedil;ok &ccedil;ok daha ciddi ve d&uuml;zg&uuml;n işini yapmakta olan Arkitera Edit&ouml;rleri, başta Emine ve diğer arkadaşlar benim yazı stilimin oturmasında rol oynadılar. Birbirimize yol g&ouml;sterdik. Ben T&uuml;rkiye&rsquo;nin en b&uuml;y&uuml;k ulusal gazetelerinde redaksiyona bile girmeyen son dakika k&ouml;şeleri yazdım. Gazetedekiler bile bana g&uuml;venirlerdi boş bırakırlardı k&ouml;şemi, g&ouml;nderir g&ouml;ndermez yerine koyar hooopp sayfa paketlenir, matbaaya ge&ccedil;erdi gazete&hellip; Yine de Arkitera&rsquo;da yazının yayınlanması gibi gururu az duydum.</p> <p>Nice 18 yaşlara diliyorum. Umarım biz yaşlandığımızda bu mecranın i&ccedil;inde bir kum tanesi olmanın verdiği gururla huzura ereriz.</p> <p>İyi ki varsın Arkitera.</p> Wed, 10 Oct 2018 14:43:49 +03 Mimarın Çekmecesi http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/mimarin-cekmecesi/1244 İdil Erkol <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/mimarin_masasi.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Henüz hayattayken zor ulaştığımız dokümanlar, mimarın vefatının ardından dağılan arşivleri nedeniyle ulaşılamaz hale geliyordu. Buna bir de inşa ettiği yapının yok oluşu da eklenince, arşivin ne kadar önemli bir mesele olduğu ortaya çıkıyor.<br><br><p>2003 yılında, hen&uuml;z mimarlık lisans b&ouml;l&uuml;m&uuml;nde &ouml;ğrenciyken, Arkitera&rsquo;nın yayınladığı bir iş ilanına rastladım. Kırk g&uuml;n sonra a&ccedil;ılması planlanan Arkitera Mimarlık Veritabanı AMV (ilerleyen s&uuml;re&ccedil;te arşivin adı Arkiv olarak değişti) i&ccedil;in &ccedil;alışacak bir &ouml;ğrenci arıyorlardı. Arşive bilgi girişi yapılacak, b&ouml;ylece yakında a&ccedil;ılacak dijital arşivin i&ccedil;eriğinin zenginleşmesine yardım edilecekti. İlanı g&ouml;r&uuml;r g&ouml;rmez başvurduğum proje i&ccedil;in tam &uuml;&ccedil; sene &ccedil;alıştım.</p> <p>T&uuml;rkiye&rsquo;nin mimarlık &uuml;retimine dair &ccedil;ok şey &ouml;ğrenmeme vesile olan bu &ccedil;alışma s&uuml;recinde, dijital arşivin nasıl oluşturulması gerektiği, bilgiyi toplama ve aktarma s&uuml;re&ccedil;lerinin nasıl ilerlemesi gerektiğine dair sorular sorduk, cevaplar aradık. İ&ccedil;eriğin zenginleşmesi i&ccedil;in temelde iki y&ouml;ntem izlendi. İlki, mimarlara veritabanını tanıtmak ve projelerini paylaşmaları i&ccedil;in davet etmekti. Bu kapsamda bir taraftan mimarlar, kendilerine iletilen mektuplarla, projelerinin veritabanında yer alması i&ccedil;in davet edilirken, diğer taraftan mimarlık ofisleri ziyaret edilerek, veritabanının &ouml;nemi aktarılıyordu. İkinci y&ouml;ntem ise, dergi arşivlerini tarayarak arşive proje girişi yapmak oldu. Bu y&ouml;ntem ile, &ouml;zellikle Erken Cumhuriyet D&ouml;nemi&rsquo;ndeki mimari &uuml;retim arşive dahil edildi. İ&ccedil;erik hazırlama s&uuml;reci, projenin yanına başladığı 6 Ekim 2003&rsquo;ten yaklaşık iki yıl &ouml;nce başlamıştı. Danışma kurulu &uuml;yeleri, Aydan Balamir, Aykut K&ouml;ksal, Belkıs Uluoğlu, İhsan Bilgin ve Uğur Tanyeli&rsquo;nin değerli katkılarıyla arşivin kurgusu ve işleyişi şekillendi. Uzun soluklu hazırlık s&uuml;recinin ardından yayına a&ccedil;ıldıktan sonra, arşivin kullanıcılarından gelen &ouml;neri ve eleştirilerle arşivin i&ccedil;eriği gelişmeye devam etti.</p> <p><img width="420" style="border: 0px none; display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/ie_2.jpg.jpeg" /></p> <p>Arkiv yayına a&ccedil;ıldıktan sonra, arşiv &ccedil;alışmalarının nasıl y&uuml;r&uuml;t&uuml;leceğinin, bilgi girişinin kimler tarafından, nasıl yapılacağının planlanması gerekti. Veri girişinin devam etmesi i&ccedil;in mimarlık &ouml;ğrencilerine a&ccedil;ık &ccedil;ağrı yapıldı. T&uuml;rkiye&rsquo;nin mimarlık arşivini oluşturma konusunda g&ouml;n&uuml;ll&uuml; &ouml;ğrencilerle birlikte, her hafta d&uuml;zenli olarak dergiler tarandı, mimarlardan gelen projeler, veritabanına uygun formata getirilerek veritabanına kaydedildi. Arkiv, a&ccedil;ıldığı g&uuml;nden bu yana, farklı &uuml;niversitelerde okuyan &ccedil;ok sayıda mimarlık &ouml;ğrencisinin katkısı ile zenginleşti.</p> <p><img width="420" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/ie_1.jpg.jpeg" style="border: 0px none; vertical-align: middle; display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /></p> <p>İ&ccedil;eriğin nasıl zenginleşeceğinin yanı sıra, arşivlenen verilerin ne şekilde aktarılacağı, veritabanındaki bilgilerin birbiriyle nasıl ilişkileneceği gibi sorular arşivin yapısının kurgulanması a&ccedil;ısından &ouml;nemliydi. Veritabanının tasarımı ve kodlanması, &uuml;zerine hayli mesai harcanan bir s&uuml;re&ccedil; oldu. Mevcut verinin sınıflandırılması i&ccedil;in proje tarihi, yeri ve işlevi gibi kriterler belirlendi. B&ouml;ylece, arşivlenen bilgiler farklı arama kriterleri &ccedil;er&ccedil;evesinde farklı gruplamalar halinde sunulabilecekti.</p> <p style="text-align: center;"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/idil_taksimeczanesi.jpg.jpeg" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto;" /><span class="fotograf-yazi">Taksim Eczanesi, Muammer Onat</span></p> <p>Hen&uuml;z yolun başındaki bir mimarlık &ouml;ğrencisi i&ccedil;in, halihazırda &uuml;retilenleri incelemek, &uuml;retenlerle sohbet etmek bulunmaz bir fırsattı. Arşiv &ccedil;alışmaları kapsamında ilk ziyaret ettiğim mimarlardan biri, 2009 yılında kaybettiğimiz Muammer Onat Hocamız oldu. T&uuml;rkiye&rsquo;nin mimarlık arşivini oluşturmaya &ccedil;alıştığımızı anlatınca, şaşkınlıkla g&ouml;zlerini a&ccedil;arak &ldquo;kolay gelsin&rdquo; demişti. Muhtemelen Muammer Hoca&rsquo;nın zihninden &ccedil;ekmecelerdeki projeleri ge&ccedil;miş, işin zorluğunu hatırlatıp moralimizi bozmamak i&ccedil;in, iyi dileklerini iletmekle yetinmişti. Peşi sıra yaptığımız ofis ziyaretlerinde g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;k ki, mimarlık ofisleri proje arşivlerini hayli ihmal etmişler. &Ouml;zellikle, bilgisayar ortamında hazırlanmayan projelerin dok&uuml;manlarına ulaşmak pek kolay g&ouml;z&uuml;km&uuml;yordu. Hen&uuml;z mimarı hayattayken kolay ulaşamadığımız dok&uuml;manlar, mimarın vefatının ardından dağılan arşivleri nedeniyle ulaşılamaz hale geliyordu. Mimarın arşivinin yok olup gidişi yeterince vahimken, buna bir de inşa ettiği yapının yok oluşu da eklenince, arşivin ne kadar &ouml;nemli bir mesele olduğu ortaya &ccedil;ıkıyor. Kapsamlı bir arşiv, &ouml;zellikle şimdinin yıkıcı ve hızlı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml; d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde, ge&ccedil;mişin mimari &uuml;retiminden elimizde kalan tek şey olabilir. Neyse ki, bu hızlı d&ouml;n&uuml;ş&uuml;me paralel olarak, &uuml;lkedeki arşiv &ccedil;alışmaları da hız kazandı. Belgelerin saklanması dahil olmak &uuml;zere arşiv &ccedil;alışmalarını y&uuml;r&uuml;ten saygın kurumların varlığı, mimarlık ofislerinin zaman i&ccedil;inde bu konuya &ouml;nem vermesi, yakın d&ouml;nemde sayısı hayli artan monografiler, vb. &ccedil;alışmalarla birlikte bug&uuml;n mimarlık arşivi konusunda, veritabanının kurulduğu d&ouml;neme g&ouml;re &ccedil;ok daha iyi bir durumda olduğumuz s&ouml;ylenebilir.</p> <p style="text-align: center;"><a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/proje/index/admin-edit/istanbul-karayollari-zincirlikuyu-tesisleri/1890"><img width="420" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/idili_B%C3%B6lge%20M%C3%BCd%C3%BCrl%C3%BCk%20Binas%C4%B1%20%282%29.jpg.jpeg" style="display: block; margin-left: auto; margin-right: auto; border: 0px none;" /></a><span class="fotograf-yazi">"T&uuml;rkiye'nin ilk g&ouml;kdeleni" olarak anılan Karayolları Genel M&uuml;d&uuml;rl&uuml;k Binası, yeniden yapılmak &uuml;zere 2012 yılında yıkıldı.</span></p> <p>Arkiv, bu &ccedil;alışmaların &ouml;nc&uuml;s&uuml; olması bakımından da &ouml;nemli bir yere sahiptir. Mimarlar i&ccedil;in projelerin arşivlendiği yer olmanın &ouml;tesinde Arkiv, kimi durumlarda, yapıların koruyucusu olma rol&uuml;n&uuml; de &uuml;stlenmiştir. Emin Onat&rsquo;ın G&ouml;ztepe&rsquo;deki Hazik Ziyal Villası&rsquo;nın bah&ccedil;esi i&ccedil;in tasarlanan projeyi işaret edip, mimarlık g&uuml;ndemine taşımıştı. Muammer Onat&rsquo;ın İstiklal Caddesi&rsquo;nde bulunan <a target="_blank" href="http://v3.arkitera.com/arsgratiaartis.php?action=displayNewsItem&amp;ID=46615">Taksim Eczanesi</a>&rsquo;nin, Mehmet Konuralp&rsquo;ın Zincirlikuyu&rsquo;daki <a href="http://www.arkiv.com.tr/proje/istanbul-karayollari-zincirlikuyu-tesisleri/1890" target="_blank">Karayolları Tesisleri</a>&rsquo;nin yıkım ihtimalini de g&uuml;ndeme taşımış, sonucu değiştirmeye g&uuml;c&uuml; yetmese de Arkiv, arşivinde barındırdığı mimari &uuml;retimin &ouml;nemini vurgulamaya, bu &uuml;retime sahip &ccedil;ıkmaya &ccedil;alışmıştır.</p> <p>Arşiv &ccedil;alışmasını y&uuml;r&uuml;tmenin temel noktalarından bir diğeri ise, projenin s&uuml;rekliliğinin sağlanması idi. Zaman i&ccedil;inde projenin adı değişti, kısa aralıklarla yayına ara verildi, ama projenin sahibi Arkitera Mimarlık Merkezi&rsquo;nin kararlılığı sayesinde Arkiv 15. yılını tamamladı. Bir zamanlar par&ccedil;ası olduğum i&ccedil;in mutlu olduğum bu projenin, genişleyerek s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;, arşiv &ccedil;alışmaları kapsamında d&uuml;zenlenen etkinliklerle birlikte dallanıp budaklandığını memnuniyetle g&ouml;zlemliyorum. Dilerim, mimarların &ccedil;ekmeceleri &ldquo;karıştırılmaya&rdquo; devam edilir ve Arkiv genişletilmeye devam eder.</p> Mon, 08 Oct 2018 15:20:54 +03 15 Yılın Ardından ARKIV’e Dair Bir Değerlendirme http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/15-yilin-ardindan-arkiv-e-dair-bir-degerlendirme/1243 Bilge K. <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/15_yil_kapak.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>2003 yılında açılan ARKIV, Türkiye’nin en kapsamlı dijital mimarlık arşivi ve Temmuz 2018 tarihi itibariyle siteye kayıtlı 4.430 proje, 722 mimar ve 433 mimarlık ofisi mevcut. <br><br><p>Ancak tabii ki, T&uuml;rkiye&rsquo;de <a href="http://www.arkiv.com.tr/" target="_blank">ARKIV</a> &uuml;zerinden ulaşamadığımız y&uuml;zlerce mimar veya mimari &uuml;retimi yapan profesyonel var. Benzer şekilde, binlerce mimari &uuml;retim de var. Bu bağlamda bakıldığında ARKIV&rsquo;in sunduğu veri setinin ne kadar kapsayıcı olduğu tartışılır. Nitekim, aşağıda okuyacak olduğunuz yazı o sınırlı kapsayıcılığa sahip veri seti &uuml;zerinden bir durum değerlendirmesidir. [Edit&ouml;r&uuml;n notu: Bu veri seti, 2003 yılında Arkitera Mimarlık Veritabanı ismiyle kurulan, 2007&rsquo;de ARKIV ismi ile devam eden ancak 2013 yılında terk edilen ve ARKIV&rsquo;in ilk 10 yılındaki faaliyetleri kapsayan eski veritabanında bulunan 10.524 (ayrıntılı: 4.999) proje, 13.507 (ayrıntılı: 330) mimar, 1.650 (ayrıntılı: 735) ofisi değil, 2013 yılından sonra kurulmuş ve şu an aktif olan yeni veritabanında yer alan verileri kapsamaktadır.]</p> <p>Bu aşamada ilk verilebilecek cevap, neyin arşivlenmesi gereken, arşivlenmeye değer g&ouml;r&uuml;len nitelikli &uuml;retim olduğu, hatta arşivlenen şeyin &ldquo;nitelikli veya değil&rdquo; şeklinde bir ayrıma tabi tutulup tutulmaması gerektiğine kadar uzanan kapsamlı tartışmaların, ARKIV&rsquo;in &ccedil;ok &ouml;ncesine ve &ouml;tesine uzandığı. Herkesin erişimine a&ccedil;ık dijital bir arşiv olan ARKIV, bu değerlendirmeyi mimara bırakarak, mimarların &ldquo;g&ouml;stermeye değer buldukları&rdquo; &uuml;retimlerini sergileyebilecekleri bir ortam yaratıyor aslında. Konuya bu y&ouml;n&uuml;nden bakarsak, oluşturulan platformun &ldquo;tartışmaya değer g&ouml;r&uuml;len, tartışılmak istenen mimari &uuml;retimler&rdquo; arşivi olduğunu varsayabiliriz. Bu varsayım, bir &uuml;lkenin g&uuml;ncel mimarlığına ayna tutmak i&ccedil;in fena bir başlangı&ccedil; sayılmaz.</p> <p>Doğru belgelemenin anlık &ouml;l&ccedil;ekte hayati &ouml;nem taşıdığı tıp d&uuml;nyası, bu durumu &ldquo;eğer belgelenmemişse yaşanmamıştır&rdquo; s&ouml;ylemi ile vurgular. Bu s&ouml;ylem, mimarlık bağlamında eşdeğer bir yaşamsal &ouml;nem taşımayabilir, ama metaforik bir paralellik kurmakta da sakınca olmayabilir.</p> <p>T&uuml;m bunlara ek olarak ise i&ccedil;inde bulunduğumuz d&ouml;nemin ve yakın geleceğimizin koşullarını g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde bulundurarak bunu s&ouml;ylemek &ccedil;ok aykırı olmayacaktır: Artık dijital ve &ccedil;evrimi&ccedil;i değilseniz varlığınız sorgulanabilir. &Ouml;n&uuml;m&uuml;zdeki on yıllar d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde varsayılabilir ki son derece somut nesneler olan mimari &uuml;retimlerin dahi online olarak ulaşılır olması veya olmaması yapının yaşayışını, işleyişini, kullanımını, algısını etkileyen temel değişkenlerden biri haline gelecektir.</p> <p><span class="fotograf-yazi"><a href="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/2000/01%20OfislerNeredeDunya-01.jpg?m=1538747459" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/bilge_arkiv%20%281%29.jpg.jpeg" /></a><br />ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve konum bilgileri olan mimarlık ofislerinin yerleri, d&uuml;nya &ouml;l&ccedil;eğinde</span></p> <p>Tahmin edileceği &uuml;zere, ARKIV&rsquo;de kayıtlı olan <a target="_blank" href="http://www.arkiv.com.tr/ofis">mimarlık ofisleri</a>nin b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;oğunluğu T&uuml;rkiye sınırları i&ccedil;inde. T&uuml;rkiye dışında faaliyet g&ouml;sterilen &uuml;lkeler ise ABD, İngiltere, Almanya, İtalya ve Fransa olarak g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor [Edit&ouml;r notu: ARKIV&rsquo;de yer almak i&ccedil;in T&uuml;rkiye&rsquo;de mimari faaliyet g&ouml;stermiş ve ofis kurmuş olmak yeterlidir. Bu bağlamda, T&uuml;rkiye veya yurtdışı menşeili bir dizi ofisin T&uuml;rkiye dışında &uuml;rettiği projeler ile birlikte yurtdışı ofisleri de ARKIV&rsquo;e kaydedilmiştir].</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/02.gif.gif" /><br /><span class="fotograf-yazi">ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve konum bilgileri olan mimarlık ofislerinin yerleri,T&uuml;rkiye &ouml;l&ccedil;eğinde.</span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><a href="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/2000/03%20OfislerNerede_Pie-01.jpg?m=1538747457" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/bilge_arkiv%20%282%29.jpg.jpeg" /></a></span><span class="fotograf-yazi"><br />ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve konum bilgileri olan mimarlık ofislerinin illere g&ouml;re dağılım.</span></p> <p>&Uuml;lke &ouml;l&ccedil;eğinde baktığımızda faaliyetin ağırlıklı olarak İstanbul&rsquo;da toplandığını g&ouml;rmek şaşırtıcı değil. ARKIV&rsquo;e kayıtlı ofislerin y&uuml;zde 65 gibi ağırlıklı bir b&ouml;l&uuml;m&uuml; İstanbul&rsquo;da yer alıyor. Kalan y&uuml;zde 35&rsquo;i illere g&ouml;re ayırdığımızda onların da kendi i&ccedil;inde homojen dağılmadığını, b&uuml;y&uuml;k bir kısmının Ankara ve İzmir&rsquo;de toplandığını g&ouml;rebiliyoruz. Toplamda ise yalnızca 16 ili kapsayan bir harita &ccedil;ıkıyor karşımıza.</p> <p>Bu harita, diğer 65 ilde nitelikli mimari &uuml;retim yapan pratiklerin olmadığı anlamına mı geliyor?</p> <p>Umarız &ouml;yle değildir.</p> <p><span class="fotograf-yazi"><a href="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/2000/04%20ProjelerNeredeDunya-01.jpg?m=1538747459" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/bilge_arkiv%20%283%29.jpg.jpeg" /></a></span><span class="fotograf-yazi"><br />ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve konum bilgileri olan projelerin yerleri, d&uuml;nya &ouml;l&ccedil;eğinde.</span></p> <p>Mimarlık ofislerinin yerleri gibi, <a target="_blank" href="http://www.arkiv.com.tr/proje?&amp;filtre[gorunum]=harita">&uuml;retimleri</a>n &ccedil;oğu da tabi ki &uuml;lke i&ccedil;inde. Fakat bu defa yurtdışı aktivitelerinin daha geniş bir coğrafyaya yayıldığı g&ouml;r&uuml;lebiliyor, Rusya, Afrika ve Ortadoğu &uuml;lkelerindeki &uuml;retimler ortaya &ccedil;ıkmaya başlıyor.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/05.gif.gif" /><br /><span class="fotograf-yazi">ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve konum bilgileri olan projelerin yerleri, T&uuml;rkiye &ouml;l&ccedil;eğinde. </span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><a href="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/2000/06%20ProjelerNerede_Pie-01.jpg?m=1538747458" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/bilge_arkiv%20%284%29.jpg.jpeg" /></a></span><span class="fotograf-yazi"><br />ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve konum bilgileri olan projelerin illere g&ouml;re dağılım. </span></p> <p>Tekrar T&uuml;rkiye &ouml;l&ccedil;eğine odaklandığımızda ise, projelerin bir &ouml;nceki haritaya g&ouml;re daha geniş bir dağılım g&ouml;sterdiği okunabiliyor. Yine de Ankara&rsquo;nın batısında kalan b&ouml;l&uuml;mdeki &uuml;retimin, &uuml;lkenin doğu tarafına kıyasla &ccedil;ok daha fazla olduğunu g&ouml;zlemlemek m&uuml;mk&uuml;n. İstanbul, projelerin y&uuml;zde 48&rsquo;ine ev sahipliği yaparak yine birinci sıraya yerleşiyor. İlleri proje sayısının &ccedil;okluğuna g&ouml;re sıraladığımızda ikinci sıradaki Ankara&rsquo;dan sonra Kayseri&rsquo;ye kadar t&uuml;m şehirlerin kıyı kenti olması dikkat &ccedil;ekici.</p> <p>Hi&ccedil;bir projenin ARKIV&rsquo;de yer almadığı 21 il var. Benzer şekilde, bir &ouml;nceki grafiklerde sorduğumuz soru yine ge&ccedil;erli. Bu illerde mimari &uuml;retim adına hi&ccedil;bir şey olmuyor mu?</p> <p>ARKIV, projeler ve ofislerin yanı sıra, <a target="_blank" href="http://www.arkiv.com.tr/mimar">mimarlar</a>ı da arşivleyen bir platform. Yaşları 26 ila 125* arasında değişen, 722 adet mimar profili kayıtlı. Bu mimarları yaş aralıklarına g&ouml;re sınıflandırdığımız zaman, en yoğun birikmenin 30-39 yaş grubunda, sonrakinin ise 40-49 yaş grubunda olduğunu g&ouml;rebiliriz. Bu durum aktif mimarların bu yaş gruplarına d&acirc;hil olduğunu veya &uuml;st yaş grubundaki mimarların &ldquo;dijital arşiv&rdquo; k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne adapte olamadığı i&ccedil;in bu grafiğin temsil ettiği oranın, olması gerektiğine g&ouml;re &ccedil;ok daha az olma ihtimalini d&uuml;ş&uuml;nebiliriz. Fakat yine de, yirmili yaşlarında olan mimarların eksikliği, mesleki koşullar d&uuml;ş&uuml;n&uuml;ld&uuml;ğ&uuml;nde şaşırtıcı olmasa da, yine de dikkat &ccedil;ekmekte.</p> <p><span class="fotograf-yazi"><a href="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/2000/07%20MimarSayi_Yas-01.jpg?m=1538747458" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/bilge_arkiv%20%285%29.jpg.jpeg" /></a></span><span class="fotograf-yazi"><br />ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve doğum tarihi bilgisi olan mimarların yaş aralıklarına g&ouml;re dağılım. </span></p> <p>Bu mimarların 188 adedi, yani y&uuml;zde 26&rsquo;sı kadın. Mimarlık mesleğinde cinsiyet eşitliği konusu bu başlık altında tartışılamayacak kadar kapsamlı ve &ccedil;etrefilli bir konu olmakla birlikte, verilerin işaret ettiği y&ouml;n&uuml; de a&ccedil;ık&ccedil;a g&ouml;rmek lazım. Cinsiyet dengesini yaş gruplarına g&ouml;re incelediğimizde ise en azından sevindirici bir tablo &ccedil;ıkıyor karşımıza: gen&ccedil;leştik&ccedil;e kadın oranı artıyor.</p> <p><span class="fotograf-yazi"><a href="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/2000/08%20MimarSayi_KadinYas-01.jpg?m=1538747461" target="_blank"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/bilge-arkiv/bilge_arkiv%20%286%29.jpg.jpeg" /></a></span><span class="fotograf-yazi"><br />ARKIV&rsquo;de kayıtlı ve doğum tarihi bilgisi olan mimarların yaş aralıklarına ve cinsiyetlerine g&ouml;re dağılımı. </span></p> <p><span class="fotograf-yazi">*Bu bir dijital arşiv olduğu i&ccedil;in, profil sahibi mimarın hala yaşıyor olup olmaması dikkate alınmamıştır.</span></p> Fri, 05 Oct 2018 15:56:54 +03 Korumanın Esrarını Kullanmak http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/korumanin-esrari-kullanmak/1241 Faruk Özgökçe <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/kapak görseli olarak kulanılabilir.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Bir Tarihi Eser kullanılmalı. Esas gaye bu olmalı. Ama kullanırken yapının kimliği bozulmamalı. Yapının ilk hali, yani restitüsyon halini çok değiştirmemeli. Dengesi iyi kurulmalı. Aslından metnin alt başlığı da bu: Koruma / Kullanma dengesi.<br><br><p class="MsoNormal">Konu Tarihi Eserler. Hani kamuoyunda bir&ccedil;ok restorasyonun, m&uuml;dahalenin bilin&ccedil; eksikliği ile birlikte m&uuml;thiş duyarlı şekilde yaklaşılıp eleştirildiği Tarihi Eserler. Sanki hi&ccedil;bir şey yapılmadan korunması en doğrusu imiş gibi yapılan her m&uuml;dahaleyi yanlış bulan, eserin aslı olsa dahi alay eden, mimarını k&uuml;&ccedil;&uuml;mseyen, hatta hakaret eden "duyarlılığı" kastediyorum.</p> <p>Ama ger&ccedil;ekler hi&ccedil; de b&ouml;yle değil ve &ouml;rnekler g&ouml;steriyor ki, Tarih Eserlerde korumanın yolu kullanmaktan ge&ccedil;er.</p> <p>Bir Tarihi Eser kullanılmalı. Esas gaye bu olmalı. Ama kullanırken yapının kimliği bozulmamalı. Yapının ilk hali, yani restit&uuml;syon halini &ccedil;ok değiştirmemeli. Koruma / Kullanma dengesi iyi kurulmalı. Aslından metnin alt başlığı da bu: Koruma / Kullanma dengesi.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/1.Fatih%20Camii.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fatih Camii (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span><br /><br />&Uuml;&ccedil; &ouml;rnek incelenecek konu ile ilgili, &uuml;&ccedil; benzer yapı, &uuml;&ccedil; farklı kullanım ve &uuml;&ccedil; farklı sonu&ccedil;. Bursa, Mudanya'da k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir kasaba, Tirilye... Eski bir belediyelik (Zeytinbağı)... Şimdi mahalle, ilk adı olan Tirilye... Kasabaya adını s&uuml;rg&uuml;ndeki &uuml;&ccedil; rahip verir. Kasabada, aynı mahallede, birbirine &ccedil;ok yakın olan ve farklı kullanımlarıyla dikkat &ccedil;eken &uuml;&ccedil; kilise: Panagia Pantobasilia (Kemerli Kilise), Hagios Ioannes (D&uuml;ndar Evi) , Hagios Stephanos (Fatih Camii).</p> <p>&Uuml;&ccedil;&uuml; de yakın d&ouml;nemlerde, 8. y&uuml;zyılda yapılan, &uuml;&ccedil;&uuml; de farklı kullanım şartlarına maruz kalan, &uuml;&ccedil;&uuml; de şu anda bambaşka şekillerde g&ouml;r&uuml;len, ebat ve konum olarak &ccedil;ok yakın olan k&uuml;&ccedil;&uuml;k-orta boyutlu &uuml;&ccedil; kilise.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/2.%20Kemerli%20Kilise.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Kemerli Kilise (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p>İlki, şu anki adıyla Kemerli Kilise. Kilise'den başka bir fonksiyon ile kullanılmamış olan yapı, yani m&uuml;badele sonrası boş kalan yapı, kullanılmamış olan yapı... Kullanılmaması zaman i&ccedil;erisinde her t&uuml;rl&uuml; doğal şartlar karşısında bakımsız kalmasını sağlamış ve zaman i&ccedil;inde yapı elemanlarını bir bir kaybetmek mecburiyetinde kalmış. 2004 yılında gittiğimde i&ccedil;ine girilebilen, tavanın belli kısmı ayakta, i&ccedil; resimleri hala net bir şekilde okunabilen yapıya şimdi giriş yasağı var. Bir takım g&uuml;&ccedil;lendirmeler yapılmış olsa dahi tavanın b&uuml;y&uuml;k kısmı yıkılmış ve duvarlar eskisi gibi değil. Artık bir yıkıntıyı andıran yapı kimliğini oluşturan &ouml;ğeleri b&uuml;nyesinde&nbsp;bir miktar&nbsp;g&ouml;sterse de artık ziyaret edilemeyecek kadar harap halde. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kullanılmıyor, gidilmiyor, bazı &ouml;nlemler alınsa bile her an oluşabilecek &ccedil;&ouml;kmelere a&ccedil;ık ve artık yıkılmayı bekliyor. Duvarlarından bir&ccedil;oğunu b&uuml;r&uuml;m&uuml;ş olan otlarla birlikte kullanılmayı bekliyor. (Bu yapıyı bu halde koruyup m&uuml;ze işleviyle kullanmak da yapıyı kurtaracak en &ouml;nemli etkenlerden olacak).</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/3.Kemerli%20Kilise.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Kemerli Kilise (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p>İkinci &ouml;rneğimiz, şu anki adıyla D&uuml;ndar Evi. D&uuml;ndar Evi, &ccedil;&uuml;nk&uuml; yapı 1940'lı yıllarda satılarak &ouml;zel m&uuml;lkiyete ge&ccedil;miş ve ev olarak kullanılmış. Hem de 3 katlı bir ev olarak. Yapının kendi girişinin yanında bir de yan taraftan kapı a&ccedil;ılmış, şimdi bah&ccedil;e gibi olan alana, 3 katlı bir ev de orada şekillenmiş. &Ccedil;atısı değişmiş, duvarlara nişler a&ccedil;ılmış, kilise motiflerinden iz kalmamış. Sadece dış cephesi kalmış, bir de giriş kapısı. Tarihi Eser olduğu g&ouml;z ardı edilerek, bambaşka bir fonksiyonla ve hatta &ccedil;ok dolu bir fonksiyonla kullanılmış. Yapının ne olduğu unutulmuşcasına, belki de &ouml;zellikle unutturulmuşcasına... &Ccedil;&uuml;nk&uuml; artık klise olamaz diye &ouml;zel m&uuml;lkiyete satılmış. Koruma / Kullanma dengesi a&ccedil;ısından en k&ouml;t&uuml; &ouml;rnek olarak kalmış Tirilye'de. Yapının Tarihi Eser olduğunu duvarlardan tahmin edebilirsiniz ama sormadan eski kilise olduğunu anlayamazsınız. Nitekim de gezenler ve bu kiliseyi arayanlar komşulara sorarak emin olabiliyorlar. Canlı olarak g&ouml;rd&uuml;m, m&uuml;şahede ettim. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; yapı artık kimliksiz. Konut olarak kullanılırken o kadar &ccedil;ok bozulmuş ki, bozmak i&ccedil;in harcanan &ccedil;aba ile yeni yapı yapılırmış. Kullanım şartı olan fonksiyonlar esas kabul edilmiş ve tam olarak kişisel ama&ccedil;lar yapının b&uuml;t&uuml;n tarihinin, ge&ccedil;mişinin &uuml;zerine serilmiş.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/4.Dundar_evi.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">D&uuml;ndar Evi (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p>Kullanmalı yapıları ama kullanırken de korumalı, &ccedil;ok yıkmamalı.</p> <p>Son &ouml;rnek kasabanın en iyi &ouml;rneği: Şu anki adıyla Fatih Camii. K&ouml;y fethedildiğinde kiliseden değiştirilmiş belli. Fethin simgesi olarak bir kilise cami yapılmış. O y&uuml;zden adı Fatih Camii olmuş. Diğerlerine dokunulmamış daha o zamanlar. Fatih Camii'ne de dokunmuşlar ama hassasiyetle dokunmuşlar. Dikkatlice. Kıble y&ouml;n&uuml;ne g&ouml;re i&ccedil; mekanda mobilyaları ve halıları yerleştirmişler. İ&ccedil; motifleri, resimleri sadece sıva ile kapatmışlar. &Ccedil;atısına, kubbelerine bakım yapmışlar. İ&ccedil;erideki ha&ccedil; sembollerini kaldırmışlar, ama dış cepheye bakanları kaldırmamışlar. (Şu anda yan bah&ccedil;eden g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; i&ccedil;in o cephe, pek dikkat &ccedil;ekmiyor ve o y&uuml;zden kimse şikayet etmiyor belki de).</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/5.Fatih%20Camii.jpg.jpeg" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fatih Camii (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p>Yapı i&ccedil;ine girdiğinizde restit&uuml;syon halini doğrudan g&ouml;r&uuml;yorsunuz ve eklerin dikkatli konduğunu fark edebiliyorsunuz. Koruma kullanma dengesi tutulmuş. Fonksiyonun temel şartları yerine getirilmesi i&ccedil;in m&uuml;mk&uuml;n mertebe kaldırılabilir (mobil) d&uuml;zenlemeler yapılmış ve yapının ilk haline bakımlar yapılmış. Sağ Apsidiyol (Apsisin sağ kısmı) yıkık hali yeniden yapılmamış. &Ccedil;atı formu korunan tek &ouml;rnek bu olmuş. Fonksiyonun ağır olmaması ve kişisel ama&ccedil;lar &ouml;n plana alınarak değişiklikler yapılmaması yapıyı kurtarmış tabiri yerindeyse. Her yeri hat yazıları ile de doldurulmamış. Sakin ve az sayıda kullanılmış. Duvarları, mermer direkleri, s&uuml;tun başlıkları aynı şekilde kalmış. Esası kilise olan yapıya saygı duyulmuş kısacası. Ve bu duruş Koruma/ Kullanma dengesine g&uuml;zel bir &ouml;rnek oluşturmuş.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/6.Fatih%20Camii.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fatih Camii (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/7.Fatih%20Camii.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fatih Camii (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/8.Fatih%20Camii.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Fatih Camii (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> <p>Tirilye demişken Taş Mekteb'e değinmeden olmaz tabi. Yakın zamana kadar okul fonksiyonunu s&uuml;rd&uuml;rm&uuml;ş yapı. Asıl fonksiyonunu yani. 2004'ten hatırlıyorum, yapı &ccedil;ok din&ccedil; ve sağlam g&ouml;r&uuml;n&uuml;yordu. Ama atıl olarak ge&ccedil;irilen 20 yıl yetti yapıya. Yapı elemanları zarar g&ouml;rd&uuml;, &ccedil;&uuml;r&uuml;d&uuml;, bozuldu. &Ccedil;atısı yenik d&uuml;şt&uuml; doğal şartlara. Her t&uuml;rl&uuml; zorlukta tek başına kaldı yapı. Her ziyaret ettiğimde daha fazla &ccedil;&ouml;km&uuml;ş g&ouml;rmek &ccedil;ok &uuml;z&uuml;yordu. Ve şu anda Restorasyonu yapılıyor. Tamamen erimeden kurtuldu yapı.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/ozgokce_korumanin_esrarini_kullanmak/9.%20Ta%C5%9F%20Mektep.jpg.jpeg" border="0" /><br /><span class="fotograf-yazi">Taş Mektep (Fotoğraf: Faruk &Ouml;zg&ouml;k&ccedil;e)</span></p> Tue, 02 Oct 2018 16:20:00 +03 Yatay Zekâ http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/yatay-zeka/1242 Ahmet Turan Köksal <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/yatay_zeka/deepmind-head.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>T&uuml;rkiye'deki mimarlık ve şehircilik kavramlarının, proje hizmeti verenler a&ccedil;ısından son zamanlardaki durumu olduk&ccedil;a vahim. Bildiğinizi bir de sizle paylaşarak can sıkacak değilim.</p> <p>Prof. Dr. Ayhan Usta, K&uuml;lt&uuml;r &Uuml;niversitesi'ndeki st&uuml;dyosunun ilk haftasındaki felsefi tartışmalarla s&uuml;ren beyin fırtınası seansına beni konuk etti. Konu olduk&ccedil;a ilgin&ccedil;: "Geleceğin konutu nasıl olmalı".</p> <p>S&ouml;z d&ouml;nd&uuml; dolaştı, yapay zekanın insanların kalesi olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len meslekleri ele ge&ccedil;irmesine kadar geldi.</p> <p>Fransa'da dokuma tezgahlarının delikli kart benzeri bir &ccedil;alışma şekliyle iş&ccedil;ilerin yerini almasından sonra gelişmeler dur durak bilmez hale geldi. Makineler &ouml;ncelikli olarak fiziki işleri g&ouml;r&uuml;rken bu sefer zihnen uzmanlık gerektiren konulara da el atmaya başladılar.</p> <p><span>"D&uuml;nya satran&ccedil; şampiyonunu yenen bilgisayar" tanımının haber değeri kalmadı. Artık bilgisayarlar insan oyuncuları rakip olarak g&ouml;rm&uuml;yor ve kendi aralarında ma&ccedil; yapıyorlar. D&uuml;nya satran&ccedil; şampiyonu olan Stockfish 8 isimli sistem saniyede 70 milyon hamleyi hesaplayabiliyor. Google'ın Alphazero ismiyle geliştirdiği sistem ise saniyede sadece 80 bin hamle hesap edebiliyor. &Ccedil;aylak Alphazero bundan &ouml;nce hi&ccedil; satran&ccedil; bilmezken (satran&ccedil; ile ilgili tek bir satır koda sahip değilken) sadece 4 saatlik &ouml;ğrenme s&uuml;reci sonunda, devasa g&uuml;c&uuml; olan Stockfish 8'le karşılaşıp, 100 oyunun 28'ini kazandı ve 72'sinde de berabere kaldı. Alphazero satran&ccedil; bilgisayarı değil, derin &ouml;ğrenmeyi becerebilen bir sistem. Hah şimdi biraz rahatsız oldunuz sanırım.</span></p> <p>&Ouml;nce basit işler, &ouml;rneğin şof&ouml;rler, tekstil iş&ccedil;ileri, veznedarlar ve bunlar gibi meslek sahipleri işsiz kalacak zannediliyor. San Fransisko'da daha &ccedil;ok Silikon Vadisi'nde, tavanında kocaman aparatlar olan ara&ccedil;lar cirit atıyorlar. İ&ccedil;indeki m&uuml;hendisler direksiyona dokunmuyorlar. Başvurular alınmaya başladı, listeye adınızı yazdırıyorsunuz ilerde yapılacak test s&uuml;r&uuml;ş&uuml;nde direksiyonda siz olacaksınız. Ben yazıldım vallahi, ay &ccedil;ok zevkli değil mi? Evet, evet sonunu d&uuml;ş&uuml;nmezseniz &ccedil;ok zevkli.</p> <p>&Ouml;ncelikle Uber gibi şirketler artık şof&ouml;r kullanmayacak. Sonra otob&uuml;sler şof&ouml;rs&uuml;z olacak. Zaten kasiyersiz marketler satışa başladı. Aynı şekilde davetiye ile 20 metre boyunda hamburger yapan bir makinenin ilk &uuml;r&uuml;nleri tattık. (Pek bir lezzetsizdi ama sonra d&uuml;ş&uuml;k gelirli aş&ccedil;ıların şehir merkezinde ikamet etmeleri artık imkansızken ileride hamburgerleri bu makineden yiyeceğimizi anladık.) Yakında kolluk kuvvetleri, basit kayıt alma mekanizmaları (okula &ccedil;evrimi&ccedil;i kayıt olduğunuz zaman sizin parmak izinizi alıp kimliğinizle eşleyecek sistemler), ufak tefek yargılama ve avukatlık hizmetleri, basit diş dolguları tabii minik ameliyatlar, hatta psikiyatrı servisleri... Bu &ouml;rneklerin &uuml;lkemizde yaygınlaşması ne kadar s&uuml;rer bilmiyoruz ama hemen uygulamaya konsa İstanbul'da Metrob&uuml;s ve hatta minib&uuml;s ve taksi şof&ouml;rleri yerine otonom ara&ccedil;lar olsa daha mutsuz olmayız herhalde. Ha bir de emlak&ccedil;ılar, onlar da olmasın.</p> <p>KORKU</p> <p>"&Ccedil;ok değil 20 yıl sonra işsiz kalır mıyım" diye korku sardı herkesi. Katma değer &uuml;reten biri değilseniz, işsiz kalmanız olası. Eh t&uuml;m insanlar işsiz kalırsa ekonomi nasıl d&ouml;necek? Dubai'yi bilenler bilir ya da Suudi Arabistan'ı... Bir avu&ccedil; şımarık vatandaş, (hayatı boyunca hi&ccedil; &ccedil;alışmamış ve &ccedil;alışmayacak aşiretten gelen &uuml;st&uuml;n ırk mensubu) daha &uuml;st sınıftan sayıldıklarından devlet onlara hayatları boyunca bakıyor, &uuml;lkeye gelen yabancılar onlara hizmet ediyorlar. Gelecek, makinelerin bize baktığı ve devletin bunu d&uuml;zenlediği bir sisteme mi gidiyor. Sizce bu s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lebilir mi?</p> <p>D&Uuml;NYAYI ELE GE&Ccedil;İRMEK</p> <p>&Ouml;nceden yapay zekaya sahip robotların silahlanacağı ve insanlığın "s&ouml;z&uuml;n&uuml; dinlemeyeceği", t&uuml;m insanlığı hunharca yok edeceği d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;r evhamlanılırdı. İyi de makineler insanları yok edince ne kazanacaklar. Zafer sarhoşu olduktan sonra ama&ccedil;ları ne olacak? Eğer birileri insan soyunu yok etmek istiyorsa ya da d&uuml;şmanlarını d&uuml;nyadan silmek istiyorsa n&uuml;kleer bomba kullanır, ne işi olur milyar dolarlık ar-ge ile.</p> <p>Sorun yapay zekanın insanın s&ouml;z&uuml;n&uuml; dinlememesi değil, S&Ouml;Z&Uuml;NDEN &Ccedil;IKMAMASIDIR.</p> <p>Yapay zek&acirc; sistemlerini bir g&uuml;ruh ya da d&uuml;nyayı y&ouml;neten şirketler daha fazla kar etmek i&ccedil;in &uuml;retti ve &ccedil;alıştırıyor. Sistem nasıl programladıysa ve amacı neyse ona g&ouml;re &ccedil;alışır. Eğer Alphazero'ya "trafiği &ccedil;&ouml;z" &ouml;devi verilirse, şof&ouml;r davranışları, toplu taşımacılık ve şehircilik konularda kafa yorar. T&uuml;m insanları &ouml;ld&uuml;reyim de b&ouml;ylece trafik sorunu k&ouml;k&uuml;nden &ccedil;&ouml;zm&uuml;ş olurum demez.</p> <p>Bu konu uzun ve tartışmalıdır. Isaac Asimov'un 1942'de yazdığı &uuml;&ccedil; robot kuralını tekrarlamak gerekir ki konuyu hızla kapatalım.</p> <p>&bull; Birinci Yasa: Bir robot, bir insana zarar veremez ya da zarar g&ouml;rmesine seyirci kalamaz.<br />&bull; İkinci Yasa: Bir robot, birinci kuralla &ccedil;elişmediği s&uuml;rece bir insanın emirlerine uymak zorundadır.<br />&bull; &Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Yasa: Bir robot, birinci ve ikinci kuralla &ccedil;elişmediği s&uuml;rece kendi varlığını korumakla m&uuml;kelleftir.</p> <p>Aynı kalın kemik g&ouml;zl&uuml;kl&uuml;, g&uuml;r favorili ve fularlı yazı makinesi amca (500 kitabı vardır) ayrıca şunu demiştir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/yatay_zeka/Isaac-Asimov-2.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>"D&uuml;ş&uuml;ncem iki y&ouml;nl&uuml;: İlk olarak robotları kendi yaratıcılarını yok edecek canavarlar olarak g&ouml;rm&uuml;yorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; robotları yapan insanların, kendi g&uuml;venliklerini sağlayacak vasıtaları da yine robotların i&ccedil;ine koyabilecek kadar bilgi ve yetenek sahibi olacaklarını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. İkinci olarak robotların ya da genel anlamda makinelerin, bizlerin yerine ge&ccedil;ebilecek kadar zek&acirc;ya sahip oldukları anda bunu yapmaları gerektiği fikrindeyim."</p> <p>MESLEĞİ ELE GE&Ccedil;İRMEK</p> <p>Gelişmemiş &uuml;lkelerde bu t&uuml;r olası sorunlar, halen b&uuml;y&uuml;k bir "sorun" olarak g&ouml;r&uuml;lm&uuml;yor olabilir. Bu hususa &uuml;lkemiz ve tabii mimarlık mesleği a&ccedil;ısından (i&ccedil; mimarlık, peyzaj mimarlığı, şehircilik, end&uuml;stri tasarımı ve hatta grafik sanat&ccedil;ıları gibi geniş tutarak) bakabiliriz.</p> <p>Bu ara&ccedil;lar ne zaman elimizden alacak mesleğimizi diye hayıflanacağız ama T&uuml;rkiye &ouml;zelinde d&uuml;ş&uuml;nerek...</p> <p>Şimdi, zaten yapı sekt&ouml;r&uuml;nde, koparabileceği en b&uuml;y&uuml;k faydayı sağlamak konusunda takıntılı olan işverenin diyelim ki ticari ya da konut projelendirilmesinde bir yapay zek&acirc; &uuml;r&uuml;n&uuml;n&uuml; seve seve tercih edeceğine hepimiz kaniyiz. Hatta bunun reklamını bile yaparlar. Kentsel d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m ayağına, daha l&uuml;ks bina yapalım mahalleyi biraz daha soylulaştıralım diye, yıkılan bir apartmanın metalden yapılmış bah&ccedil;e duvarının &uuml;zerine Picasso'nun "Her yaratıcı hareket, &ouml;ncesinde bir yıkımla başlar." s&ouml;z&uuml;n&uuml; yapıştırmaktan geri durmayan m&uuml;teahhitler i&ccedil;in b&uuml;y&uuml;k fırsattır.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/yatay_zeka/picasso.jpg.jpeg" /></p> <p>Hatta biri gitti Kara Şimşek (KITT) ve David Hasselhoff'u reklamlarında oynattı, Kara Şimşek'in yapay zek&acirc;sı tasarladı diye proje mi satmayacak. Aynı şekilde "Dubai esintisi" diye orada ne kadar garip form varsa "kopyasını" &ccedil;ıkartıp &ouml;nemli bir iş yaptığını sanan DAP Yapı'yı da unutmayalım. &Ccedil;ok seveceklerdir yapay zekanın tasarımlarını.</p> <p>Peki "Yatay mimari isterdik, t&uuml;h olmadı" diye &uuml;lkenin geldiği bu durumda başta nemalanan ve pay sahibi olanlara ne demeli. Onlar yapay zek&acirc; ile tasarım yaptırsalar "YATAY ZEK&Acirc;" mı olacak işin &ccedil;ıktısı? Olmaz efendim, olmaz.</p> <p>T&Uuml;RK MİMARLARI KORKSUN MU?</p> <p>Aslında korkmak i&ccedil;in pek erken bizim i&ccedil;in. Yurtdışındaki meslektaşlarından daha rahat olabilirler. Yapay zekanın T&uuml;rkiye'deki mimarların işini alması o kadar kolay olmayacaktır. İşte tahminler.</p> <p>1- Yapay zek&acirc; yasal olmayan işlere imza atmayabilir. Programlanma şekli ve derin &ouml;ğrenme y&ouml;ntemi her ne olursa olsun kar etme, her şekilde topluma saygı duymama, politikacıları yanına &ccedil;ekme ve hatta 2-3 hanımefendiyle "eşlerim" diye poz verip, kadınları satın alınabilecek bir mal gibi g&ouml;r&uuml;p, l&uuml;ks &ouml;tesi araba koleksiyonu yapabilme genişliğine karşı geleceklerdir. Program şemaları, o kadar k&ouml;r g&ouml;ze parmak sokamaz. Derin &ouml;ğrenmeye bu denli şımarık olmayı g&ouml;stermek kodun bazı alt fonksiyonlarını sıfıra b&ouml;lme hatası gibi &ccedil;&ouml;z&uuml;lmez ve &ouml;l&uuml;mc&uuml;l bir &ccedil;&ouml;k&uuml;şe dahi g&ouml;t&uuml;rebilir. Bu t&uuml;r her şeyin mubah olduğu bir sisteme ayak uydurmak b&uuml;y&uuml;k kaynak isteyecektir. Yani b&ouml;yle bir karar verme yapısı zavallı Alphazero'nun dahi &uuml;stesinden gelemeyeceği a&ccedil;mazlar yaratır. B&ouml;yle bir mimari tasarımı yapay zek&acirc; kavrayamaz.</p> <p>M&uuml;teahhitleri her dediğini yapan mimar kısmı i&ccedil;iniz rahat olsun, daha uzun s&uuml;re T&uuml;rkiye'de iş alabilirsiniz.</p> <p>2- Maliyet meselesi de var. İcabında kendi meslektaşından işi kapmak i&ccedil;in fiyat kırmaktan kırmaya, rekorlara koşan, Meslek odasının en az bedel hesabının %20'lerine kadar iş yapan veya "Bu işi almam lazım" diye bedava iş yapan mimarlar varken, yapay zek&acirc; geliştirme maliyeti karşılaştırıldığında &ccedil;ok fazla gelecektir.<br />Yapay zek&acirc; en azından geliştirme maliyeti, donanım maliyeti ve harcadığı elektrik y&uuml;z&uuml;nden bu tiplere rakip olamaz.</p> <p>3- Ayrıca &uuml;lkede, yapay zekanın dahi erişemeyeceği bir Kitch seviyesi mevcuttur. &Ouml;rneğin Marmara Ereğlisi Belediye Başkanı; Roma, Grek, Mısır, End&uuml;l&uuml;s, Sel&ccedil;uklu, Osmanlı, medeniyetinden izler taşısın diye emir verse, belediyenin emir kulu kadrolu mimarları, emir demiri keser diye b&ouml;yle bir şey &ccedil;ıkartırlar (&ccedil;ıkardıkları binayı hepiniz biliyorsunuz). B&ouml;yle bir emri yerine getirmeye şartlanan yapay zeka &ouml;yle bir zorlanacaktır ki, &ccedil;ıkacak dumanları, patırtı &ccedil;atırtıları hayal edebilirsiniz. Sistem &ccedil;&ouml;kebilir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/yatay_zeka/eregli.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Alphazero al sana meydan okuma.</p> <p>4- Mangalcılar i&ccedil;in Konya Karatay'daki Karaaslan Piknik alanını bir yapay zek&acirc; tasarımcı sistemi yapabilir ama daha iyisini zaten yaptık. IBM, Kasparov'u yenmiş olabilir ama bizi yapay zekanın yenmesi olası değil. Ge&ccedil; kaldılar bir kere.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/yatay_zeka/karaaslan.jpg.jpeg" /></p> <p>DURUM O KADAR VAHİM Mİ?</p> <p>Vahim.</p> <p>Uzatmaya gerek yok. &Uuml;lkemizdeki mimari hi&ccedil; olmadığı kadar k&ouml;t&uuml;. &Ouml;yle ki, yapay zek&acirc;, yatay zek&acirc; işleri &ccedil;ıkartamaz, işsiz kalır, &ccedil;&ouml;ker. Yani T&uuml;rk yapı sekt&ouml;r&uuml; b&ouml;yle bir yatırıma uzun s&uuml;re gerek duymayacaktır.<br />Aynen devam...</p> Mon, 01 Oct 2018 11:30:00 +03 "Deneyim Şehri" Venedik http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/deneyim-sehri-venedik/1239 Özlem Delikanlı <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/Venedik_Özlem Delikanlı 01.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>İzmir Serbest Mimarlar Derneği tarafından bu yıl 2.si d&uuml;zenlenen &ldquo;2018 Merhaba &Ouml;ğrenci Bitirme Projesi &Ouml;d&uuml;lleri&rdquo;nde, &ldquo;Zumbara&rdquo; isimli projem ile 3 Eşdeğer &Ouml;d&uuml;l&rsquo;den birine layık g&ouml;r&uuml;ld&uuml;m. Bu senenin &ouml;d&uuml;l&uuml; ise parayla satın alınamayacak bir deneyim sunan 16.Venedik Mimarlık Bienali gezisi idi. B&ouml;ylesi heyecan verici bir &ouml;d&uuml;le ek olarak, Prof. Dr. Deniz G&uuml;ner hocamızın bize yol arkadaşlığı edeceği bilgisini almak ise adeta 2. bir &ouml;d&uuml;l oldu bizlere.</p> <p>16 Ağustos sabahı havaalanında u&ccedil;ağımızı beklerken Deniz hocamızın rotalarımızdan, Venedik&rsquo;in coğrafi &ouml;zelliklerinden ve ge&ccedil;mişinden kısaca bahsetmesiyle k&uuml;lt&uuml;rel ve tarihi yolculuğa adım atmış olduk. Mimarlık ofisi One Works ve SAVE Engineering tarafından tasarlanan alışılmışın dışında kendi iskelesi olan (Alilaguna Feribot ve Su Taksileri Terminali) Marco Polo Havaalanı&rsquo;na inişimizle birlikte, &ldquo;yaşantının&rdquo;&nbsp; farklılaşmasıyla değişen mimariyi keşif s&uuml;recimiz de başlamış oldu.</p> <p><b>Sular &uuml;zerine kurulu kanallar diyarında</b>, bir turist olarak değişen yaşantıyı deneyimledim.&nbsp; 4 g&uuml;n boyunca etrafta bireysel taşıt olarak araba yerine &ldquo;gondol&rdquo;ları g&ouml;r&uuml;p, toplu taşıt olarak da otob&uuml;s yerine &ldquo;vaporetto&rdquo;yu kullanarak g&uuml;nl&uuml;k ulaşım alışkanlıklarımı değiştirirken, T&uuml;rkiye&rsquo;deki kahvaltı alışkanlığımı değiştirip bir Americano kahve ve kruvasan ile sabaha başlayıp, saat 5&rsquo;i g&ouml;sterdiğinde &ldquo;Aperitivo&rdquo; zamanı geldiğini anlayıp hayata kısa bir es vererek, Aperol Spritz&rsquo;in keyfini &ccedil;ıkarma alışkanlığına ortak oldum. Pizza, deniz mahsull&uuml; spagetti, panna cotta&rsquo;lı dondurma, tramisu, lazanya, m&uuml;rekkep balıklı spagetti gibi farklı k&uuml;lt&uuml;rel lezzetleri yerinde tattım.</p> <p><b>Romantizmin başkentinde</b>; &nbsp;vaporetto b&uuml;y&uuml;k kanal &uuml;zerinde ilerlerken bir romantik bir izleyici oldum.&nbsp; Bir zamanlar Vivaldi&rsquo;nin meşhur 4 mevsim kon&ccedil;ertosuna ilham veren şehri Fondaco Del Megio, San Simeone Piccolo Kilisesi, Doğa Tarihi M&uuml;zesi, San Stae Kilisesi, Santa Maria Della Salute Bazalikası gibi farklı d&ouml;nem yapılarının &ouml;n&uuml;nden hızlıca ge&ccedil;erken zamana meydan okuyan bir yavaşlıkta izledim; San Giorgio Maggiore &Ccedil;an Kulesi ise lag&uuml;ne kuş bakışı bakabilmemi, adaları b&uuml;t&uuml;nc&uuml;l olarak algılayıp, şehri total olarak hissetmemi sağladı.</p> <p><b>Bu yaşayan &ldquo;m&uuml;ze&rdquo;adalarda</b>, sokaklar arasında dolaşırken bir &ldquo;flan&ouml;z&rdquo; olarak kenti g&ouml;zlemlemeye &ccedil;alıştım. Yaya odaklı tasarlanmış, her seferinde farklı sokaklardan, farklı k&ouml;pr&uuml;lerden ge&ccedil;tiğimiz, insana bir &ldquo;labirent&rdquo; i&ccedil;inde olduğu hissini uyandıran bu sıkışık şehirde, dapdar sokaklar arasında y&uuml;r&uuml;rken birden nefes aldıran meydanlara &ccedil;ıkışımız &ccedil;ok heyecan vericiydi.</p> <p>Şehrin en b&uuml;y&uuml;k meydanı olan San Marco Meydanı ise, &ldquo;meydan&rdquo; kelimesinin tam karşılığını sundu: anlamı yaya hareketiyle, boyutu ve &ouml;l&ccedil;eği etrafındaki binalarla tariflenmiş boşluk. G&uuml;n&uuml;n farklı saatlerinde deneyimleme şansımızın olduğu bu &ldquo;karşılaşma alanında&rdquo; g&uuml;nd&uuml;zleri alışveriş yapan, fotoğraf &ccedil;eken/&ccedil;ekilen, bazen de ge&ccedil;ip gidilen, sadece &ldquo;seyirci&rdquo; insan kalabalığıyla &ldquo;hareketin kalbi&rdquo; iken geceleri kafelerdeki klasik m&uuml;zikle mest olan insanların &ldquo;izleyici&rdquo; olduğu bir toplanma noktasıydı burası.</p> <p><b>Bellini, Tiziano, Tintoretto, Caravaggio&rsquo;nun yaşadığı topraklara</b>, bir sanat&ccedil;ı g&ouml;z&uuml;yle bakıp Herk&uuml;l Heykelini, Bartelomeo Heykelini, Scarpa&rsquo;nın Kadın Direniş&ccedil;i Anıtını, Guggenheim M&uuml;zesi i&ccedil;indeki Picasso, Max Ernst gibi &uuml;nl&uuml; ressamlarım resim ve heykellerini inceleyip anlamaya &ccedil;alıştım.</p> <p><b>&ldquo;Hareketli tarihine şahitlik eden&rdquo; bu şehirde</b>, mimarlık tarihi dersine meraklı bir &ouml;ğrenci kesilip Gotik tarzdaki D&uuml;kler Sarayı&rsquo;nın renklerin zıt kullanımına hayran kalıp bitişiğindeki Venedik Hapishanesi ile arasındaki İ&ccedil; &Ccedil;ekme K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;ndeki mahk&ucirc;mların zamanına gittim.&nbsp; Spiral merdiveniyle dikkat &ccedil;eken ve Venedik R&ouml;nesansı &uuml;slubundaki pencereleri ile o zamanın zenginliğini sergileyen g&ouml;sterişli &ldquo;Palazzo&rdquo;lar arasından, ticaret amacıyla da kullanılan en eski k&ouml;pr&uuml;lerinden Rialto K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;nden ge&ccedil;ip, tarihte yolculuk yaparak eski zaman dilimi i&ccedil;indeki mimariyi daha iyi anlamlandırabildim. Her biri farklı bir mimari tarzda iki cepheye sahip Santa Maria Formasa Kilisesi beni 15.yy&rsquo;dan alıp Palladio&rsquo;nun 16.yy&rsquo;da R&ouml;nesans zamanlarında yaptığı San Giorgio Maggiore Kilisesi&rsquo;ne getirdi.</p> <p><b>Koruma olgusunun&nbsp; en g&uuml;zel &ouml;rneklerini sunan bu şehri</b>, restorat&ouml;r adayı bir &ouml;ğrenci olarak incelemeye &ccedil;alıştım. Scarpa&rsquo;nın Olivetti Mağazası ile Querini Stampalia Vakfı K&uuml;t&uuml;phane ve M&uuml;zesini, OMA&rsquo;nın yenileyerek alışveriş merkezi haline getirdiği Fondaco Dei Tedeschi&rsquo;yi, Roberto Sordina&rsquo;nın Cizvit manastırından d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; IUAV &Uuml;niversitesi yurt ve misafirhane binasını , Carlo Scarpa&rsquo;nın IUAV Mimarlık Fak&uuml;ltesi giriş kapısı tasarımındaki incelikleri ve binadaki detayları keşfetmeye &ccedil;alıştım. Bu yapılar &ccedil;ağdaş koruma yaklaşımları &uuml;zerine kafa yormamı sağlarken, Santa Croce B&ouml;lgesi&rsquo;ndeki Angelo Scattolin&rsquo;in tasarımı Palazzo Rio Novo (1957) ve C+S Architects&rsquo;in LCV-Hukuk Mahkemesi Ofisleri Binası (2012) bana &ldquo;tarihi doku i&ccedil;erisinde yeni yapı nasıl olur?&rdquo; sorusuna cevap olacak &ouml;rnekler oldu.</p> <p><b>Deniz &uuml;zerinde yapı yapma sanatının ustalıklarını sergileyen kenti</b>, sosyal, işlevsel ve bi&ccedil;imsel a&ccedil;ıdan analiz etmeye &ccedil;alışıp, bağlam &uuml;zerine kafa yoran, malzemeyi ve str&uuml;kt&uuml;r&uuml; d&uuml;ş&uuml;nen bir mimar olarak inceledim yapıları. Yapıların suyla etkileşimi, tarihi bir lokantanın ahşap makas &ccedil;atısı, MAP Studio&rsquo;nun Piazzale Roma meydanında tasarladıkları tek ayakla taşınan tramvay durağı str&uuml;kt&uuml;r&uuml; (2015), Santiago Calatrava&rsquo;nın B&uuml;y&uuml;k Kanalı ge&ccedil;en Costituzione K&ouml;pr&uuml;s&uuml;&rsquo;n&uuml;n (2008) formu ve uzun a&ccedil;ıklığı ge&ccedil;me bi&ccedil;imi, malzeme se&ccedil;imi ve str&uuml;kt&uuml;rel zorluklar &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;nmemi sağladı.</p> <p>Yeni mezun bir mimar olarak Venedik Mimarlık Bienal&rsquo;ini gezmek ise elbette Venedik gezimizin en &ouml;nemli par&ccedil;asıydı. Kimi &uuml;lke pavyonlarının yaratıcı &ccedil;&ouml;z&uuml;mler &uuml;zerine kurulu olduğunu, kimisinin tarihi, kimisinin politik bir durumla ilişkilendirdiği, kimisinin sosyal gerilimlere atıfta bunduğu, kimisinin alt metninde farkındalık oluşturmayı ama&ccedil;ladığı, kimisinin kavramsal bir olgu olarak yaklaştığını, kimisinin hareket kimisinin &ouml;l&ccedil;ek kimisinin bir mek&acirc;n, kimisinin str&uuml;kt&uuml;r olarak ele aldığını g&ouml;rmek, aynı konu &uuml;zerine &ccedil;ok farklı yaklaşım ve sunum bi&ccedil;imlerini keşfetmek, bienalde en keyif aldığım noktaydı sanırım.</p> <p>San Giorgio Maggiore adasındaki Vatikan Pavyonu i&ccedil;in &uuml;nl&uuml; 10 mimar tarafından tasarlanan 11 farklı şapel tasarımı beni en etkileyen sergiydi. Arsenal&rsquo;deki ana bienal binasındaki &ccedil;eşitli enstalasyonların katılımcıyı i&ccedil;ine dahil eden ve onunla anlam kazanması ya da şekillenmesi ise beni hem eğlendirdi hem de &ldquo;sergi alanı nasıl olur&rdquo; &uuml;zerine kafa yormamı sağladı. Giardini&rsquo;deki pavyon binalarının her biri, i&ccedil;indeki &uuml;r&uuml;nler kadar ilgi &ccedil;ekiciydi.&nbsp; Farklı &ccedil;izim, sunum ve maket teknikleri bir fikrin ifade edilişinde sınırının olmadığını g&ouml;sterdi. Pavyonların hepsi &ccedil;ok şey kattı bana fakat ben kendi Altın Aslan &Ouml;d&uuml;l&uuml;&rsquo;m&uuml; &ldquo;Serbest Mek&acirc;n&rdquo; temasını Berlin Duvarı &uuml;zerinden yorumlayışı, girer girmez karşılaşılan net yalın manzara, perspektifin ustaca kullanımı, ge&ccedil;irgenlik ve sonsuzluk hissi ile Almanya Pavyonu&rsquo;na verdim.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/Venedik_%C3%96zlem%20Delikanl%C4%B1%2002.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Duyuları harekete ge&ccedil;iren bir karşılaşma, buluşma ve deneyimleme yeri, bir yaratım, empati, keşif ve &ouml;zg&uuml;rl&uuml;k mekanı, bir paylaşım ve soyut /somut &uuml;retim platformu olarak Venedik Mimarlık Bienali&rsquo;nin mimarlığın uluslararasılığını g&ouml;rebilme, anlayabilme ve altını doldurabilme, kendi yerimizi arama, farkındalık oluşturma, ilişkiler kurma ve &uuml;zerine d&uuml;ş&uuml;nme adına kesinlikle bana bir&ccedil;ok artısı oldu. D&uuml;zenli olarak takip etmem gerektiğini de b&ouml;ylece anlamış oldum.</p> <p>Mimarlığın &ldquo;render&rdquo;cılıkla eşdeğer tutulduğu, bağlamsız ve birbirinin aynısı kutu binaların giderek attığı, kullanıcının &ouml;nemsenmediği izlenimine kapılan bir yeni mezun olarak Venedik Mimarlık Bienali&rsquo;nin &uuml;r&uuml;nleri ve bakış a&ccedil;ısı meslek aşkımı yeniden canlandırdı ve bana umut oldu diyebilirim.</p> <p><b>Venedik</b>, her meydanın ortasında mutlaka bir &ccedil;eşmenin veya heykelin, her k&ouml;şe başında binayı belirten bir izin, her duvarda bulunan yol tarifleyici tabelalarıyla aslında her yeri &nbsp;&ldquo;aynı&rdquo; ama dikkatli bir flan&ouml;z&uuml;n g&ouml;z&uuml;nden ka&ccedil;mayacak ayrıntılarla da her yeri &ldquo;ayrı&rdquo; bir şehir. Ayrıca her kanal manzarası &uuml;zerinde farklılaşan str&uuml;kt&uuml;r, doku, renk, malzeme ve korkuluklarıyla kendini bir obje gibi sergileyen k&ouml;pr&uuml;leriyle, şehrin &ccedil;ok y&uuml;kselmeyen gabarisinde kendini belli eden y&uuml;ksek &ccedil;an kuleleriyle &ccedil;ok fotojenik ve &ouml;zg&uuml;n bir şehir.&nbsp; Algımı a&ccedil;mamı ve duyularımın hepsini aktif bir şekilde kullanmamı sağlayan eşsiz bir şehir. &ldquo;D&uuml;n&uuml;n, bug&uuml;n&uuml;n ve yarının mimarlığı&rdquo; arasında k&ouml;pr&uuml;ler kuran şehir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/Venedik_%C3%96zlem%20Delikanl%C4%B1%2003.jpg.jpeg" /></p> <p>Mimarlık bug&uuml;n anladığımız anlamda artık sadece &ldquo;yapı yapma sanatı&rdquo; değil ne yazık ki. Alışkanlıklar, yaşantı, k&uuml;lt&uuml;r, temelinde &ldquo;insan&rdquo; olan, kullanıcı esaslı mimarlık &ldquo;yerine &ouml;zg&uuml;&rdquo; kavramıyla değer kazanıyor.&nbsp; Planlarıyla, yeşil alanlarıyla, kamusal-&ouml;zel yapılarıyla ve boşluklarıyla &ldquo;şehirler&rdquo; enformel eğitimin ta kendisi aslında.</p> <p>Biz mimarlık &ouml;ğrencilerinin, yeni mezunların ve mimarların, şehirleri daha iyi anlayan, d&uuml;ş&uuml;nen, tasarlayan ve &uuml;reten mimarlar olmamız i&ccedil;in daha fazla duyularımızı kullanmaya, yani gezmeye, g&ouml;rmeye, hissetmeye ihtiyacımız var. Şehirleri g&ouml;zlemlemeye, keşfetmeye gereksinimimiz var ki b&ouml;ylelikle ufkumuz a&ccedil;ılsın, perspektifimiz genişlesin. Farklı bağlamların yarattığı farklı mimarileri fark ederek yeni farklılıklar ortaya koyabilelim, yaratıcılığımızın sınırlarını aşabilelim.</p> <p>Bu bakımdan, &nbsp;Samet firmasının sporluğundaki İzmir SMD&rsquo;nin bu yılki, Venedik Mimarlık Bienali Excursion &Ouml;d&uuml;l&uuml; &ccedil;ok anlamlıydı. Meslek yaşamımıza attığımız ilk adımda farklı bir k&uuml;lt&uuml;r&uuml; tanımamıza fırsat verdikleri, d&uuml;nya mimarlığında neler oluyor g&ouml;rmek, kendi yerimizi sorgulamak ve buna g&ouml;re yolumuzu şekillendirmek adına bize unutulamayacak bir anı bıraktıkları i&ccedil;in İzmirSMD&rsquo;ye, anlatılarıyla yapıları dillendiren ve samimiyetiyle gezimizi keyifli kılan Deniz, D&uuml;rrin ve Metin hocalarıma, bu keşif s&uuml;recinde beni yalnız bırakmayan Mustafa ve İrem arkadaşlarıma &ccedil;ok teşekk&uuml;r ederim.</p> Tue, 25 Sep 2018 10:54:00 +03 Beyaz Fil http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/beyaz-fil_cengiz-bektas/1240 Cengiz Bektaş <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/beyazfil_cengizbektas.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>İki hafta &ouml;nce Manisa' daydım.</p> <p>Niobe Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml; verilecekti bana Manisalılarca.</p> <p>Daha &ouml;nceleri Salihli İkindileri Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml; veriliyordu, Salihlililerce. Bu &ouml;d&uuml;l&uuml;n mimarları, her zaman sevgili olmuş, yitirdiğimiz eski belediye başkanı Zafer ile sevgili Şadan G&ouml;kovalı idi. Manisalılar da en az iki otob&uuml;s dolusu geliyorlardı &ouml;d&uuml;l&uuml;n verilme t&ouml;renine. (Son &ouml;d&uuml;l de bana verilmişti.)</p> <p>Şunca yıldır verilen bu &ouml;d&uuml;l kaldırılınca Manisalılar dediler ki: "Salihlinin yaptığını biz neden yapmayalım?) Onlar da "NİOBE Şiir &Ouml;d&uuml;l&uuml;" vermeye başladılar. Bu &ouml;d&uuml;l&uuml;n de ilki ya da ilklerinden biri bana veriliyordu işte...</p> <p>Manisa' da &ouml;nemli sayıda şiirsever var. Bu hep g&ouml;nendirmiştir beni...</p> <p>Niobe'nin &ccedil;ok sayıda &ccedil;ocuğu olmasını kıskanan tanrı&ccedil;a Artemis, kardeşi Apollon ile birlikte onları bir bir &ouml;ld&uuml;r&uuml;r. Niobe &uuml;z&uuml;nt&uuml;den yaş kesilir. Taş kesilse bile &uuml;z&uuml;nt&uuml;den g&ouml;z yaşları dinmez. Şpil dağının eteğinde bu g&uuml;nde ağlar durur.</p> <p>&Ouml;d&uuml;l onun adına veriliyordu. &Ccedil;ocuklarına ağlayan bir &uuml;lkede bu &ccedil;ok anlamlıydı.</p> <p>Bu işlerin itici g&uuml;c&uuml; Bedriye Hanımdı elbette...</p> <p>Elbette sevindim şiir &ouml;d&uuml;l&uuml; verilmesine. Gittim aldım.</p> <p>Yine b&uuml;y&uuml;k bir oylumu şiir severler doldurmuştu.</p> <p>T&ouml;renden hemen sonra Manisalı mimarlar beni bir başka toplantıya g&ouml;t&uuml;rd&uuml;ler.</p> <p>Ege b&ouml;lgesinin Mimarlar Odalarının y&ouml;netim kurulu &uuml;yeleri toplanmıştı.</p> <p>Manisalıların, halk bilimi konusu olacak yolda "Beyaz Fil" diye ad koydukları bir yapı , para uğruna yıkılmak isteniyordu.</p> <p>Neden?</p> <p>&Ccedil;irkin miydi?</p> <p>&Ccedil;&uuml;r&uuml;k m&uuml;yd&uuml;?</p> <p>Yoo!</p> <p>Yalnızca, daha b&uuml;y&uuml;k bir yapı alanı olan, daha &ccedil;ok para getirecek olan bir yapı yapabilmek i&ccedil;in besbelli... Mimarlık ge&ccedil;mişimizde yeri olan, &ccedil;ağıyla &ccedil;ağdaş, sapa sağlam bir yapı neden yıkılmak istenir ki başka? Mimarı da, yalnız mimarların değil, sinemaseverlerin de oyuncu olarak tanıdıkları bir ağabeyimizdi. Yitirdiğimiz bu ağabeyimiz, yapısını da savunamazdı.</p> <p>1960 larda titizlikle yapılmış olan bu yapı bu g&uuml;n de beğeniliyordu. Oysa, yıkmak isteyenlerce bomboş bırakılmıştı...</p> <p>Mimarı Kadri Eroğan, Avusturya k&ouml;kenli Amerikalı, yery&uuml;z&uuml;nde tanınan, &uuml;nl&uuml; mimar Neutra' nın yanında &ccedil;alıştıktan sonra yurda d&ouml;nm&uuml;ş, eli ayağı d&uuml;zg&uuml;n yapılar ger&ccedil;ekleştirmişti. Mimarlık ge&ccedil;mişimizin, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z&uuml;n bir belgesi olan bu yapı yalnızca parag&ouml;zl&uuml;l&uuml;kle yıkılmak istenirse bu bizim k&uuml;lt&uuml;rs&uuml;zl&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z&uuml; g&ouml;stermez mi?</p> <p>Egeli mimarlara, mimarlara destek vermemiz gerekiyor, bu yıkıma karşı &ccedil;ıkmalarında.</p> <p>Mimarlardan başka yapı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z&uuml; savunan kalmadı gibi... Oysa okumuş yazmış b&uuml;t&uuml;n kişilerin, k&uuml;lt&uuml;r&uuml;m&uuml;z&uuml; bozuk para gibi harcayanları hemen &ouml;nlemeleri gerekiyor. Bunun i&ccedil;in b&uuml;t&uuml;n Manisalıları el birliği etmeye &ccedil;ağırıyorum.</p> <p><span class="fotograf-yazi">Edit&ouml;r&uuml;n notu: Bu metin ilk olarak 19 Mart 2018 tarihinde evrensel.net internet sitesinde yayınlanmıştır. Yazı Cengiz Bektaş'ın izniyle arkitera.com'da 18 Eyl&uuml;l 2018'de yayına a&ccedil;ılmıştır.</span></p> Tue, 18 Sep 2018 17:09:00 +03 Serbest Mekan Kurgusuyla Venedik http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/serbest-mekan-kurgusuyla-venedik/1237 İrem Kaleci <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/İK_01.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Venedik kenti, mimarlığın var olduğu &ccedil;evreyle doğrudan ilişkili olduğunun en g&uuml;zel &ouml;rneklerden biri olmakla beraber kent ve su arasındaki ilişkiyi direkt olarak denetimleme fırsatı sunan bir kent. Bu ilişkiyi gerek yapılarda gerekse Venedik halkının yaşam tarzında deneyimlemek m&uuml;mk&uuml;n.</p> <p>Aynı zamanda da kazıkların &uuml;zerine kurulu bir kent olması ile bir m&uuml;hendislik harikası. Dar sokaklarda y&uuml;r&uuml;rken etkileyici cephe ve organizasyon detaylarına sahip yapıların ardından malzemesi, str&uuml;kt&uuml;r&uuml;, g&ouml;rselliğiyle bakılan her manzaradan kendini sergileyen k&ouml;pr&uuml;lerle kanal manzarasını deneyimleyip bir diğer sokağa ge&ccedil;mek olduk&ccedil;a etkileyici. Dar sokaklardan sonra ulaşılan meydanlar ve meydanları tanımlayan yapıların &ouml;zeni, kentin sahip olduğu &ccedil;oklu zenginliğin bir g&ouml;stergesi. Her yapının her bir detayının son derece &ouml;zenli oluşuyla her bir k&ouml;şesinde tasarımcılara ilham ve niteliğinde detaylarla karşılaşmak, onları yorumlarken &ouml;ğrenirken ve g&ouml;zlemlerken tasarım bilgilerinin tazelenmesiyle gelen tatmin duygusu da bir tasarımcı i&ccedil;in adeta bir ders.</p> <p>Venedik gezimiz &ouml;yle g&uuml;zel ve detaylı planlanmış ki, bir noktadan bir diğerine giderken yolda pek &ccedil;ok ekstra yere uğrayarak rotamız zenginleştirilmişti. Ayrıca Venedik kenti y&uuml;r&uuml;yerek ve suyolculuğuyla deneyimlenebilen bir kent olmakla beraber rotamızın zenginliği sayesinde Scarpa, Palladio gibi duayenlerin eserleriyle tanışıp detayları kavrayıp &uuml;zerine tartışabileceğimiz yoğun ve kalıcı etkide bir kent.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/%C4%B0K_02.jpg.jpeg" /></p> <p>Bienal gezimiz ve oradaki "Free Space" teması &uuml;zerine konuşmalarımız, tartışmalarımız sonucunda "Bienal nedir?" denildiğinde d&uuml;z bir cevap vermek pek m&uuml;mk&uuml;n olmasa da bu soruyu kendime gezi sonunda y&ouml;nelttiğimde ş&ouml;yle bir cevap buldum, bienaller aynı veya benzer işlerle meşgul olan bir topluluğun ortak bir tema &ccedil;er&ccedil;evesinde fikirlerini g&ouml;zden ge&ccedil;irip sonu&ccedil; olarak bir fikir urunu sunduğu bir etkinliktir. &Ouml;zellikle farklı coğrafyalardan, farklı perspektiflerden aynı konunun farklı ara&ccedil;larla nasıl apayrı yorumlayabildiğini g&ouml;rmek, deneyimlemek ve o perspektifleri kendi birikimime ekleyebilmiş olmak son derece heyecan verici. Bu deneyim ufkumun sınırlarını genişletmemi sağladı demek &ccedil;ok doğru olur.</p> <p>&Ccedil;oğunluğu ana sergi mek&acirc;nı olan Giardini ve Arsenal'de bulunan ve kentin &ccedil;eşitli yerlerine yayılmış &uuml;r&uuml;nler de yer alıyor. Giardini ana pavyonunda yer alan sergi mek&acirc;nında, yalın bir rota yerine farklı noktalardan izlenen ge&ccedil;işlerle mek&acirc;nın kendisini bir labirente &ccedil;eviriyor ki bu da s&uuml;rekli farklı deneyimleri takip edebilmemizi sağlıyor. Mimarlıkla b&uuml;t&uuml;nleşmiş bir kavram olan ''mek&acirc;n'' kavramı &uuml;zerinde durulup tema ''Serbest Mek&acirc;n'' (Free Space) olarak tanımlanmış. Katılımcıyı &ouml;zg&uuml;r kılan "serbest mek&acirc;n" teması da işler arasında bir zenginlik ve &ccedil;eşitlilik sağlamış.</p> <p>Bir diğer etkileyici iş de San Giorgio Maggiore adasında ormanın i&ccedil;inde 10 farklı mimara 11 şapel yaptırılmasıydı. Bir an i&ccedil;in Venedik'ten kopup ormanda kısa bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;şten sonra sırayla şapelleri gezmenin yarattığı atmosfer olduk&ccedil;a etkileyiciydi.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/%C4%B0K_03.jpg.jpeg" /></p> <p>Mimarlık, tasarım, sunum teknikleri &uuml;zerine bu denli d&uuml;ş&uuml;n&uuml;l&uuml;p fikir &uuml;retilmesi biz yeni mimarlar i&ccedil;in son derece tevsik edici ve değerli. Bilgiye ulaşmanın kolaylığına kendimizi kaptırıp deneyimlemenin &ouml;nemini g&ouml;z ardı ettiğimizi fakat deneyimleyerek, tanışarak ve dinleyerek elde edebileceğimiz bilgileri b&ouml;ylece ka&ccedil;ırdığımızı fark ettim. Daha &ccedil;ok gezip daha &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;p daha &ccedil;ok bilgilerimizi tazeleyip birleştirmeliyiz. Bu aydınlanmamda bana &ouml;n ayak olan, fırsat veren İzmirSMD'ye ve gezimiz boyunca bize eslik ederek bildiği, g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml; her detayı bizimle paylaşan Prof. Dr. Deniz G&uuml;ner hocamıza tekrar teşekk&uuml;rlerimi sunuyorum.</p> Thu, 13 Sep 2018 12:27:00 +03 Suyun Esir Aldığı Tarih "Venedik"... http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/suyun-esir-aldigi-tarih-venedik/1238 Muhammet Mustafa Kabakcı <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/Venedik Izlenimleri_M Mustafa Kabakcı_Resimli-1.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>U&ccedil;ak al&ccedil;alırken suyla karanın birbiri i&ccedil;ine muhteşem ge&ccedil;işini izlerken, ilk yurtdışı deneyimi i&ccedil;in Venedik'in &ccedil;ok doğru bir yer olduğunu anladım. Havaalanında ki estetik, malzeme kullanımı, ışık ve g&ouml;lgenin uyumu g&ouml;steriyor ki bu şehir mimarlara ve mimarlık &ouml;ğrencilerine &ccedil;ok şey &ouml;ğretecek...</p> <p><em>Vaporetto</em> ile otelin olduğu adaya ge&ccedil;erken, bizleri ışıltısıyla karanlığı yırtan revaklı cepheler karşılıyor. Dar ve boş sokaklardan ge&ccedil;erken eski ile modernin entegre olduğu, eski ile yeni malzemenin birlikte ustalıkla kullanıldığı vitrinler kendilerine hayran bıraktırıyor. Korunmuş dokusu ve farklı d&ouml;nemlerden g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar doğru bir şekilde aktarılmış olan yapıları ile bu şehir bizlere "eskinin nasıl korunması gerektiğini" g&ouml;steriyor.</p> <p>Gezinin ilk g&uuml;n&uuml;ne başladığımız sokaklar, sanki d&uuml;n gece ge&ccedil;tiğimiz o boş sokaklar değil. Turistlerle dolu dar sokaklardan ge&ccedil;mek olduk&ccedil;a zor. Boşken algılanan dar ve y&uuml;ksek cepheli sokaklar yerini yoğun kullanımlı promenatlara bırakmış. Dar sokakları birbirine bağlayan k&ouml;pr&uuml;leri aşarken altımızdan akan gondollar selamlıyor bizleri. Dar sokaklar bizi bir an olsun duraksayıp etrafı g&ouml;zlemleyebileceğimiz "Fondazione Querini Stampalia"nin &ouml;n&uuml;ndeki Santa Maria Formosa meydanına &ccedil;ıkarıyor. "Fondazione Querini Stampalia" Carlo Scarpa tarafından restore edilmiş, şu an i&ccedil;erisinde m&uuml;ze ve k&uuml;t&uuml;phane bulunduran d&ouml;nemin saray yapısı. Yapının girişinde bulunan merdivenler Scarpa'nın zanaatk&acirc;rlığı ile tanışmanıza aracılık ediyor. Daha &ouml;nce dediğim gibi bu şehir size "eskiyi nasıl korumanız gerektiğini &ouml;ğretiyor". Scarpa bu merdivenlerde eskiyi tamamen &ouml;rtmek yerine hep ondan bir iz bırakmış. Kentin en &ouml;nemli &ouml;ğesi suyu m&uuml;zenin i&ccedil;erisine alarak kullanıcılara farklı deneyimler yaşatmayı ustalıkla başarmış.</p> <p>Venedik kenti, sokaklarıyla, binalarıyla ve suyla harmanlanan ilişkisiyle mimarlara ve mimarlık &ouml;ğrencilerine incelenmesi i&ccedil;in bırakılmış bir armağan gibi. Daha &ouml;ncesinde resimlerden aşina olunan ge&ccedil;mişin farklı d&ouml;nemlerinden yapıları g&ouml;rd&uuml;k&ccedil;e irkiliyorsunuz. Venedik sayesinde Scarpa'yı tanıyoruz. Scarpa'nın ilkelerini anlıyoruz. Malzemenin yalın g&uuml;zelliğiyle kendini sergilemesini &ouml;ğretiyor bizlere.</p> <p>Venedik Mimarlık Bienaliyle tanışmamız, Vatikan i&ccedil;in &uuml;nl&uuml; mimarlar tarafından tasarlanan şapellerle oluyor. Her şapelin deneyimi birbirinden &ccedil;ok farklı. Kurgusu, malzemesi ve str&uuml;kt&uuml;r&uuml;... Her biri &uuml;zerinde saatlerce kafa yormanıza sebep oluyor. Ama biri diğerlerinden ayrışıyor. Portekizli mimar Eduardo Souto de Moura'nın tasarımı... Doğal taş kullandığı tasarımında her detayı en ince ayrıntısına kadar kurgulamış. Lineer kurgudaki bu şapelde ışık ve g&ouml;lge arasındaki ilişki dengeli bir şekilde kurulmuş. Şapel kalın duvarları gereği sizi dış ortamdan izole ediyormuş gibi hissettirse de kafanızı kaldırıp baktığınızda doğa t&uuml;m yeşilliğiyle size g&ouml;z kırpıyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/Venedik%20Izlenimleri_M%20Mustafa%20Kabakc%C4%B1_Resimli-2.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Daha sonra bienalin iki ana b&ouml;l&uuml;m&uuml;nden biri olan Arsenal'e (eski tersane yapılarına) ge&ccedil;iyoruz. Venedik Mimarlık Bienali 2018'in konusu "Free Space"in farklı mimarlar tarafından ele alınışları, değişik ifade bi&ccedil;imleri bizleri etkiliyor. Bienal ile birlikte mimarlık d&uuml;nyasında neler yapıldığını g&ouml;zlemleyebiliyoruz. &Ccedil;oğu katılımcı tarafından yapılan maketlerden bir daha anlıyoruz maketin mimarlıktaki vazge&ccedil;ilmez yerini. Farklı mimari eğitim disiplinlerinden gelmiş &uuml;lkelerin pavyonları arasındaki ele alış farklılıkları dikkatimizi &ccedil;ekiyor. Bazıları maketle, bazıları video sunumla ve bazıları da &ccedil;izimlerle yorumluyorlar "Free Space"i . Arsenal'de en &ccedil;ok dikkatimi &ccedil;eken şey maketler oluyor ve bunların başında Meksika Pavyonu'ndaki beton &uuml;zerine yapılmış maketler geliyor.</p> <p>Venedik Mimarlık Bienali'nin bir diğer ana b&ouml;l&uuml;m&uuml; olan Giardini ile devam ediyoruz ertesi g&uuml;n gezimize. Burada, bah&ccedil;e i&ccedil;erisine dağılmış &uuml;lke pavyonları ile birlikte ana bir hacim i&ccedil;erisinde &uuml;nl&uuml; mimarlar tarafından yapılmış işler bulunuyor. Buradaki gezimize İsvi&ccedil;re Pavyonu'nun &ouml;l&ccedil;ek oyunu ile başlıyoruz. Farklı &ouml;l&ccedil;eklerde bir araya getirilmiş konutların i&ccedil; mek&acirc;nları ziyaret&ccedil;ilere farklı deneyimler sunmayı hedefliyor. Bir taraftan al&ccedil;ak tavanlı koridorlardan ge&ccedil;erken kafanızı vurmamak i&ccedil;in eğilmeye zorlarken, bir taraftan da kapı koluna yetişmek i&ccedil;in zıplamanıza zorluyor burası. Bu farklı deneyimlerden sonra, b&uuml;y&uuml;k usta Scarpa'nın tasarladığı Venezuela Pavyonu'na ge&ccedil;iyoruz. Burası i&ccedil;erisindeki işlerden &ccedil;ok pavyon yapısı ile dikkatleri &uuml;zerine &ccedil;ekiyor. "Fondazione Querini Stampalia" gibi burası da b&uuml;y&uuml;k ustalıkla ele alınmış. Japonya, Kore, İngiltere, Fransa, Mısır ve daha bir&ccedil;ok &uuml;lkenin pavyonunu ziyaret ettikten sonra aklımda kalan Norve&ccedil;, Finlandiya ve İsve&ccedil;'in ortak İskandinav Pavyonu oluyor. Gerek i&ccedil;erisinde ele aldığı geleceğe y&ouml;nelik tasarımı, gerekse pavyon yapısı kendine hayran bırakıyor. &Uuml;lke pavyonlarından sonra ana hacimdeki işlere geliyor sıra. Burada ise Altın Aslan &Ouml;d&uuml;l&uuml;, Peter Zumthor'un tasarımlarının maketlerine gidiyor.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/Venedik%20Izlenimleri_M%20Mustafa%20Kabakc%C4%B1_Resimli-3.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p>Venedik Mimarlık Bienali 2018'i &ouml;zetlemek gerekirse, "Freespace" kavramı &ccedil;ok farklı işlerle ele alınmış, farklı sunum teknikleri ve maket teknikleri a&ccedil;ısından bizlere &ccedil;ok faydalı olmuştur.</p> <p>İzmirSMD'nin &ouml;d&uuml;l olarak verdiği Venedik Gezisi mimarlık mesleğine yeni yeni adım attığımız bu d&ouml;nemde paha bi&ccedil;ilemez bir &ouml;d&uuml;l oldu. Bize değerli bilgileri ile eşlik eden Prof. Dr. Deniz G&uuml;ner sayesinde 4 g&uuml;nl&uuml;k bu gezi her saniyesi ile dopdolu ge&ccedil;ti. Bu gezinin d&uuml;zenlenmesini sağlayan İzmirSMD'ye ve Prof. Dr. Deniz G&uuml;ner'e, tecr&uuml;beleri ile bizlere eşlik eden İzmirSMD &uuml;yesi D&uuml;rrin S&uuml;er ve Metin Kılı&ccedil;'a ve gezinin daha keyifli ge&ccedil;mesini sağlayan arkadaşlarıma &ccedil;ok teşekk&uuml;r ederim.</p> Wed, 12 Sep 2018 14:10:00 +03 Tek Mekanda Geçen Filmlerin Anatomisi* http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/tek-mekanda-gecen-filmlerin-anatomisi%2A/1235 Hakan Yörük <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred_hitchcock.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><span class="fotograf-yazi">Lifeboat,&nbsp;Alfred Hitchcock</span></p> <p>Hikayesini pek &ccedil;ok mekana yayan, i&ccedil;inde farklı şehirleri ve &uuml;lkeleri, hatta kıtaları ve gezegenleri barındıran &ccedil;ok mekanlı filmlerin yanında bir başka t&uuml;r, "tek mekan filmleri" (İngilizce'de single-set productions) başlığı altında, t&uuml;m &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml; g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;lebilen sınırlar &ccedil;er&ccedil;evesinde belli limitlerin i&ccedil;ine sıkıştırır. Kısıtlanmanın getirdiklerini, t&uuml;m yapım ekibinin &uuml;st&uuml;n performansıyla başarıya &ccedil;evirebilen bu t&uuml;r&uuml;n bazı &ouml;rnekleri, &ccedil;ok mekanlı filmlere kıyasla &ccedil;etrefilli yapım s&uuml;re&ccedil;lerinden &ouml;t&uuml;r&uuml; kendileri hakkında a&ccedil;ılmış ayrı ve &ouml;zel bir parantezi sonuna kadar hak eder.</p> <p>İlk olarak, film yapımcılarının neden bu t&uuml;re bu kadar ilgi g&ouml;sterdiğini anlamak gerekir. Tek mekan filmlerinin &ccedil;oğu &ouml;rneğinin genel anlamda mali sorunlar temelli ortaya &ccedil;ıktığını s&ouml;ylemek pek yanlış olmaz. Dar mekan yelpazesi nedeniyle limitli bir ışık tasarımı ve sanat y&ouml;netimi gerektiren bu t&uuml;r yapımlar, minimuma indirilmiş &ccedil;alışan sayısı, &ccedil;ekim zamanı ve ulaşım giderleri sayesinde yapımcılarına ekonomik anlamda yadsınamaz bir rahatlık sağlar.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred_hitchcock_rope.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Rope, Alfred Hitchcock</span></p> <p>Diğer bir sebep ise &ndash;eğer film bir uyarlamaysa- senaryoya kaynaklık eden mecrayla ilişkilendirilebilir. Tek mekan filmlerinin ilk &ouml;rneklerine bakıldığında, durumun sinemayı besleyen &ouml;nc&uuml;l sanat dallarıyla, b&uuml;y&uuml;k oranda tek perde tiyatro oyunları ve kısa hikayelerle epey ilişkili olduğu fark edilebilir. Orijinalinde John Steinbeck hikayesi olan, y&ouml;netmenliğini Hitchcock'un &uuml;stlendiği 1944 yapımı Lifeboat, bu anlamda g&ouml;sterilebilecek ilk &ouml;rneklerden. Gerilim ustasının tamamı bir kurtarma botunda ge&ccedil;en bu filminden sonra y&ouml;nettiği diğer filmleri Rope (1948), Dial M for Murder (1954) ve Rear Window (1954) da yine Lifeboat gibi tek mekanda ge&ccedil;er ve sırasıyla ilk ikisi oyundan, sonuncusu ise kısa hikayeden uyarlanmıştır.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/12%20angry%20man.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Twelve Angry Man,&nbsp;Sidney Lumet</span></p> <p>Seyircinin filmin tamamının tek bir mekanda ge&ccedil;ip ge&ccedil;meyeceğini sorgulamaya başlaması pek uzun s&uuml;rmez. Hikayenin geleceğine dair ilk sorular izleyicinin kafasında belirmeye başladığında, film ana temasına kavuşmuştur: kapana kısılmışlık hissi. Uyarlama ya da d&uuml;ş&uuml;k b&uuml;t&ccedil;eli olmayan yapımların dahi tek mekanda film &ccedil;ekmesine neden olan bu durum, sonraki yıllardan g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar &ccedil;ekilmiş olan &ccedil;oğu gerilim filminde ve yakın zamandaki &ouml;rneklerinde de g&ouml;r&uuml;lebileceği &uuml;zere bilim kurgularda (Moon, The Man from Earth, Europa Report vb.) ve hatta komedilerde dahi (Carnage, Le Charme Discret de la Bourgeoisie, The Breakfast Club vb.) yararlanılan bir unsura d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r.</p> <p>Elbette ki t&uuml;m filmi bir mekana sıkıştırmak, hedeflenen atmosferi yakalamak a&ccedil;ısından hi&ccedil;bir zaman tek başına yeterli değildir. Sinema bir ekip işidir; ve bu olgu bilhassa bu tarz filmler i&ccedil;in son derece &ouml;nemlidir. Bu t&uuml;rde yazan film senaristlerinin hikayelerini, izleyicinin takip ederken odaklanıp sıkılmayacağı yeterlilikte, gerekli anlama ve eğlendiriciliğe sahip sinematik bir &uuml;slupta, d&ouml;rt duvarla somut bi&ccedil;imde kısıtlanmış bir mekan i&ccedil;ine oturtmaları; karakterleri ise tiyatral monologlarla yansıtılmaya &ccedil;alışılmış dışavurumlardan uzak, etkileşimlerle tanıtmaları gerekir. Oyuncular ise, -değişimin halihazırda mekan &uuml;zerinden yaratılamayacağı &ouml;ng&ouml;r&uuml;l&uuml;rse- filmin dinamizmine canlandırdıkları karakterler ve performansları &uuml;zerinden katkı yapmalıdırlar. Filmin kullandığı sinematografik dil de en az senaryo ve oyunculuklar kadar kritiktir ki; tekrarlanan a&ccedil;ılar ve &uuml;zerinde pek durulmyan ışık tasarımı, tek mekan filmlerinde diğerlerinin aksine &ccedil;ok daha fazla dikkat &ccedil;eker ve seyircide ilgi kaybına neden olacak fakt&ouml;rlerin en başında gelir.</p> <p>Sonu&ccedil; olarak, tek mekanda ge&ccedil;en filmlerin pek &ccedil;ok kısıtlamayı kendi avantajına &ccedil;evirerek ulaştığı nokta, başarılı &ouml;rneklerinin ışığında anlaşılıyor ki, pek de yabana atılacak t&uuml;rden değildir. &Uuml;st&uuml;nden filizlendiği ilk &ouml;rneklerinin tiyatro oyunu ya da kısa hikaye gibi edebi eserler oluşu, başarılı y&ouml;netmenlerin başarılı uyarlamaları ve &ouml;zellikle gerilim sinemasına yaptığı g&ouml;r&uuml;lebilir katkı, kendisini sadece ekonomik değil, sinematik sorunlara da &ccedil;&ouml;z&uuml;m getiren bir tarz konumuna getirmiştir. Sı&ccedil;radığı diğer t&uuml;rlerle yerini iyice sağlamlaştıran tek mekan filmleri, son on yıldaki farklı uygulamaları (farklı janralar, ger&ccedil;ek zamanlı filmler, tek mekanlı dizi b&ouml;l&uuml;mleri vs.) incelendiğinde, alışılmamışı arayan seyirci ve film yapımcılarının da dikkatini &ccedil;ekmeye başlayarak kendisini gelecekte daha da &ccedil;ok izleteceğinin haberini vermiştir.</p> <p><br />*Film Arası dergisinin Şubat 2015 sayısında yayımlanan "&Uuml;&ccedil; Soruda Tek Mekan" isimli makaleden sadeleştirilmiştir.</p> Tue, 11 Sep 2018 16:06:00 +03 Mitlerin, Arzuların ve Hafızanın Biçimlendirdiği Venedik'in Yitik Güzargâhları http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/mitlerin-arzularin-ve-hafizanin-bicimlendirdigi-venedikin-yitik-guzargahlari/1236 Deniz Güner <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/deniz_guner_venedik/denizguner_ricardo&eva.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p><span class="fotograf-yazi">Binlerce g&ouml;z&uuml;n Venedik'e son bakışı... / Fotoğraf: Deniz G&uuml;ner</span></p> <p>İzmir Serbest Mimarlar Derneği tarafından ilk kez ge&ccedil;en yıl d&uuml;zenlenen ve İzmir'deki mimarlık okullarından mezun olan gen&ccedil; meslektaşların meslek hayatına girmelerini &ouml;d&uuml;llendirmeyi hedefleyen "Merhaba - &Ouml;ğrenci Bitirme Projesi &Ouml;d&uuml;lleri"nin bu yılki &ouml;d&uuml;l&uuml;, Samet firmasının sponsorluğunda Venedik kentine yapılan <em>excursion</em> (mimari keşif gezisi) idi. Yarışmada eşdeğer &ouml;d&uuml;l&uuml; kazanan &Ouml;zlem Delikanlı (Dokuz Eyl&uuml;l &Uuml;niversitesi), M. Mustafa Kabak&ccedil;ı (İzmir Y&uuml;ksek Teknoloji Enstit&uuml;s&uuml;) ve İrem Kaleci (İzmir Ekonomi &Uuml;niversitesi) ile ger&ccedil;ekleştirdiğimiz <em>excursion'</em>ı, mimarlık ve sanat tarihinin Venedik'teki başyapıtlarını g&ouml;rmekle sınırlamayıp, 2018 Venedik Mimarlık Bienali vesilesiyle &ouml;ğrencilerin g&uuml;ncel mimarlık s&ouml;ylem ve pratiklerini de takip edilebilecekleri, mimarlığın ge&ccedil;mişi kadar, şimdisi ve geleceği hakkında da bilgi sahibi olabilecekleri, g&uuml;ndem ve gidişat hakkında fikir alabilecekleri bir gezi olarak kurguladım.</p> <p><strong>Bir &Ouml;ğrenme Bi&ccedil;imi Olarak <em>Excursion</em></strong></p> <p><em>Excursion'</em>ı diğer gezilerden farklı kılan şey, kenti belirli bir tema ve izlek doğrultusunda gezmeyi &ouml;nermesidir. Bunun yanı sıra bir başka &ouml;zelliği de, &ouml;ğrencilere daha &ouml;nce &ouml;ğrendikleri kitab&icirc; bilgiyi deneyim yoluyla g&ouml;rg&uuml;l bilgiye d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rebilme imk&acirc;nı vermesidir. Kişinin g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;, hissettiği, bedeni ve zihniyle idrak ettiği bu deneyim bi&ccedil;imi, bellek ve anılar yoluyla daha &ouml;nceden kaydettiği bilgi par&ccedil;alarını yere ait kılmakta ve bunları birbirleriyle ilişkilendirerek, anlamlandırmaktadır. Ama asıl &ouml;nemli katkısı, kişiye derin bir bağlamsallık fikrini aşılamasıdır. "Bağlam"a dair bu bilin&ccedil;lenme, yerin fiziksel &ouml;zelliklerinin &ouml;tesinde, yaşama ve g&uuml;ndelik hayata y&ouml;nelik yoğun ve baş d&ouml;nd&uuml;r&uuml;c&uuml; bir i&ccedil;eriğe, kitaplarda g&ouml;r&uuml;len binaları yakın &ccedil;evreleriyle, yani fotoğraf kadrajının dışında kalan ayıklanmış binalarla ve kentsel dokuyla birlikte keşfetmenin şaşırtıcılığına, &ouml;zenli bir coğrafyanın kendine &ouml;zg&uuml; zamansallığını ve mevsimlerin yarattığı ritim değişikliklerini derinden hissettirme becerisine, basılı ve sosyal medyadan hi&ccedil;bir zaman edinilemeyecek olan yaşama ve g&uuml;ndelik hayata temas etmenin o sarsıcı g&uuml;c&uuml;ne sahiptir. Bu nedenle <em>excursion</em>lar, aşina olunan bilindik mimari başyapıtları ve kentsel ortamları, i&ccedil;inde bulundukları coğrafyanın derin ve karmaşık bağlamsallığı i&ccedil;inde kavramayı m&uuml;mk&uuml;n kılarken, bu artefakları kendi tarihselliklerine, coğrafik ve k&uuml;lt&uuml;rel bağlamlarına "yeniden" oturturlar. &Ouml;zetle <em>excursion</em>lar, tarihselliğin deneyim yoluyla yeniden keşfedilmesine yardımcı olurlar.</p> <p>Bu derin kavrayışa temel oluşturması i&ccedil;in &ouml;ğrencilere yol boyunca, kentin k&uuml;lt&uuml;r ve imar tarihi i&ccedil; i&ccedil;e ge&ccedil;en, hatta birbiriyle kesişen tarihsel anlatılar olarak aktarıldı. Venedik'i var eden &ouml;zg&uuml;l ve kırılgan coğrafik konumdan başlayarak, kentin kuruluşundan itibaren arsa &uuml;retmek i&ccedil;in doğaya karşı verilmiş irade savaşından bu gayretin sonucunda Venedik lag&uuml;n&uuml; i&ccedil;erisinde ahşap kazıklar &uuml;zerinde y&uuml;zyıllar boyunca yetkinlik kazanmış incelikli yapı k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne dek uzanan, Venedik'i diğer kentlerden farklılaştıran karakteristikleri &uuml;zerine konuşuldu. Gemi yapım teknolojisindeki gelişmenin ve beraberinde denizcilik bilgisinin getirdiği m&uuml;thiş yoğunluktaki ticari faaliyetlerden, kentin zenginliğinin asıl kaynağı olan onlarca koloniden mal sevkiyatını sağlayan Venedikli tacir prototipinin y&uuml;zyıllar i&ccedil;inde nasıl oluştuğundan, kentin mal-insan akışını disipline eden ve sermaye birikimini reg&uuml;le eden yasal d&uuml;zenlemeler nedeniyle Avrupa'daki ilk pre-kapitalist b&uuml;rokratik yapılanmanın bu coğrafyada nasıl doğduğundan bahsedildi. Ticaret piyasasının yoğunluğu sayesinde antik d&ouml;nemden beri canlı kalmayı başaran Venedik'in yaya hareketleri ve t&uuml;ccar pratikliği ile bi&ccedil;imlenmiş kentsel dokusu hakkında yerinde saptamalar yapılırken, mal sevkiyatının ve işleyiş &ouml;r&uuml;nt&uuml;s&uuml;n&uuml;n belirlediği piyasa ekonomisi sayesinde kentin nasıl dinamik bir yaşam geliştirdiği &uuml;zerine konuşuldu. Gemi yapım bilgisinin y&uuml;z yıllar boyunca presizyon kazandığı tersaneler sayesinde gelen malların depolandığı ve dağıtıldığı alanları g&uuml;venli ve lojistik b&ouml;lgelerde yoğunlaştıran Venedik'in, <em>emtia</em>nın değerini ve piyasa koşullarını belirleyen borsa ve kent meclisi gibi y&ouml;netsel aygıtları erkenden &ouml;rg&uuml;tleyebilmiş Avrupa'daki &ouml;nc&uuml; kentlerden biri olduğu &uuml;zerine &ccedil;eşitli saptamalarda bulunuldu. Y&uuml;zyıllar boyunca asil kandan gelen aristokratlar ile dini ruhban sınıfı arasında s&uuml;regelen iktidar ve g&uuml;&ccedil; savaşını k&ouml;k&uuml;nden değiştirecek olan ve tarih sahnesine &uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; bir akt&ouml;r olarak giren zengin tacirlerin, yani kent soylularının (burjuvazinin) kentleri ve mimarlık k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml; nasıl radikal bir bi&ccedil;imde d&ouml;n&uuml;şt&uuml;rd&uuml;kleri, bu akt&ouml;rlerin yaptırdıkları yapılar deneyimlenirken yerinde konuşuldu. S&ouml;m&uuml;rgelerden gelen para, mal ve <em>emtia</em>lar sayesinde Venedikli tacirlerin de tıpkı diğer soylular gibi g&ouml;sterişli ve şaşalı kent i&ccedil;i saraylar (Palazzo) hanlar, villalar ve katedraller inşa ettirdikleri ve bunların i&ccedil;lerini s&uuml;sleyen sanat eserleri sayesinde s&ouml;m&uuml;rgecilikten gelen zenginliğin kentte nasıl cisimleşerek kristalize olduğundan ve yeni <em>emtia</em>lara d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;nden bahsedildi.</p> <p>Turist olmak yerine gezgin olmanın hedeflendiği bu <em>excursion</em> boyunca, &ouml;ğrencileri kentin derin tarihselliği ve kadim ge&ccedil;mişi ile daha sakin ortamlarda buluşturmak amacıyla, bilindik turistik rotaların dışına &ccedil;ıkılarak, yerlilerin tercih ettikleri mek&acirc;nlarda, onların rutin rit&uuml;elleri ve g&uuml;ndelik hayat pratikleri eşliğinde, yerel gastronomik duraklar, kentin saklı kalmış ve az bilinen gizemleri keşfedildi.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/deniz_guner_venedik/Venedik%20%C4%B0zlenimleri_DG-FB_Sayfa_5.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">Gece 3.00'de Venedik / Fotoğraf: Deniz G&uuml;ner</span></p> <p><strong>Venedik'in &Ouml;ğrettikleri</strong></p> <p>K&uuml;lt&uuml;r tarihi, sosyal tarih, kentin gizemleri, tarihi mitler, imar hareketleri, gastronomik incelikler, sanat tarihinin başyapıtları arasında salınarak gezinmek, kentsel katmanları ve tarihin izlerini s&uuml;rmek, g&uuml;ndelik hayatın ritim ve rit&uuml;ellerini g&ouml;zlemlemek, mimari antropolojiyi kamera viz&ouml;r&uuml;n&uuml;n arkasından yakalamak, Venedik kolonilerinden binlerce yıldır gelen s&ouml;m&uuml;r&uuml; zenginliğinin ihtişam ve g&ouml;sterişine ibretle bakmak... Kenti haritalar &uuml;zerinden &ccedil;&ouml;zmeyi imk&acirc;nsız kılan dolamba&ccedil;lı kanallar ve k&ouml;pr&uuml;ler sistemi nedeniyle ziyaret&ccedil;ilere her seferinde farklı bir g&uuml;zerg&acirc;h sunan, etkileyici tarihsel birikimiyle kişiye terbiye kazandıran Venedik kenti, y&uuml;zyıllardır herkes gibi mimarları da kendine &acirc;şık etmeyi başarıyor.</p> <p>Mitlerin, arzuların ve hafızanın bi&ccedil;imlendirdiği Venedik'e uğrayıp da derinden etkilenmeyen mimar neredeyse yok gibidir. Mimarlık tarihi de bu hayranlığın ilgin&ccedil; ve &ouml;zg&uuml;n kayıtlarıyla doludur. Kenti mimarların hac g&uuml;zerg&acirc;hına d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ren bu hayranlık dolu y&uuml;celtici mimarlık tarihi anlatıları dışında, Venedik'i mitler, arzular ve hayaller yoluyla her seferinde yeniden inşa edip &ccedil;&ouml;zen geniş bir topos'u, 17. ve 18. y&uuml;zyıldan itibaren <em>veduta</em> sayesinde pop&uuml;lerleşmiş bir imgeselliği, 13. y&uuml;zyıldan itibaren gezginlerin meselleri ve yazarların anlatıları ile bi&ccedil;imlenmiş derin bir metinselliği vardır.</p> <p><strong>Anlatı olarak Venedik</strong></p> <p>William Shakespeare'in Venedik Taciri (The Merchant of Venice, 1600) isimli Venedik Cumhuriyeti'ne (La Serenissima) &ouml;vg&uuml; olarak yazdığı R&ouml;nesans g&uuml;zellemesi ile başlayan kente y&ouml;nelik yazınsal ilgi, Venedik'teki politik &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml; y&uuml;celterek siyasal bir model olarak sunan Jean-Jacques Rousseau (1744), Montesquieu (1748), Carlo Goldoni (1750) ve Voltaire'in (1759) methiyeleri sayesinde giderek siyasal bir i&ccedil;erik kazanmıştır. Ancak kente y&ouml;nelik yazınsal ilgideki asıl artışı, seyyahların, gezginlerin ve yeni yeni doğmaya başlayan turist tipinin yazdıkları g&uuml;nl&uuml;kler, hatıratlar ve seyahatnameler ile olmuştur. Richard Pococke (1734), Charles de Brosses (1739-1740), Arthur Young (1787-1789), William Wordsworth (1802), Johann Wolfgang von Goethe (1816-1818), Lord Byron (1818), Percy Bysshe Shelley (1818), Washington Irving (1824), Alfred de Musset (1828), Giacomo Casanova (1829), Honor&eacute; de Balzac (1836), Edgar Allan Poe (1845), Charles Dickens (1846), Mark Twain (1869), Henry James (1888), Georg Simmel (1907), Ezra Pound (1908), Filippo Tommaso Marinetti (1909), Thomas Mann (1912), Franz Kafka (1913), Marcel Proust (1925), Jean-Paul Sartre, (1953), Italo Calvino (1972), W.G. Serbald (1990) vd.nin Fantastik'ten Romantik'e kadar uzanan farklı t&uuml;r edebi eserleri ve gezi anlatıları, Venedik'i metinsel anlatıların malzemesi kılarak, "Venedik Miti"nin yerleşmesine katkıda bulunacaktır.</p> <p>17. y&uuml;zyılın başından itibaren bireysel &ccedil;abalar ve sponsorlar ile başlayan The Grand Tour, 1840'larda demiryollarının yaygınlaşmasıyla kitlesel bir i&ccedil;erik kazanmış, bir yandan 21 yaşına basan &uuml;st sınıfa ait Avrupalı gen&ccedil; erkeklerin deneyim kazanmak &uuml;zere Torino, Pisa, Padova, Bologna, Venedik, Roma Napoli &uuml;zerinden Sicilya'ya doğru yaptıkları İtalya gezilerini tetiklemiş, diğer yandan bu k&uuml;lt&uuml;r odaklı turistik geziler yetişkinliğe ge&ccedil;işin g&ouml;stergesi olarak Avrupa elitleri arasında k&uuml;lt&uuml;rel bir norm oluşturmuştur. &Ouml;te taraftan, The Grand Tour'un &ouml;nemli bir durağı olan Venedik, Avrupa k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;n k&ouml;keni olarak g&ouml;r&uuml;len Y&uuml;ksek R&ouml;nesans'ın ve Neo-Klasisizm'in başyapıtlarına ev sahipliği yapması nedeniyle t&uuml;m mimar ve sanat&ccedil;ılar i&ccedil;in eğitim aldıkları kurum tarafından g&ouml;r&uuml;lmesi zorunlu tutulan g&uuml;zerg&acirc;hların başında gelmekteydi. Bu durumun oluşmasında, sanat tarihinin kurucularından Johann Joachim Winckelmann'ın (1767) ve yazar Johann Wolfgang von Goethe'nin 19. y&uuml;zyıl başında İtalya'ya yaptıkları gezilerin notları ve anıları etkili olmuş, mimarlar ve sanat&ccedil;ılar i&ccedil;in ilham kaynağına d&ouml;n&uuml;şen yazılarda bahsedilen mek&acirc;nlar, Venedik'i <em>excursion</em>ların vazge&ccedil;ilmez durağı yapmıştır.</p> <p><strong>Mimarların Venedik'i</strong></p> <p>Adriyatik denizi ile tatlı su g&ouml;l&uuml;n&uuml;n birleştiği Venedik lag&uuml;n&uuml; &uuml;zerinde bulunan ufak ve sığ adacıkların insan becerisi ile yerleşilebilir alanlara d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;lmesiyle bi&ccedil;imlenen Venedik kenti, her zaman mimarların, kent plancılarının ve sanat tarih&ccedil;ilerinin ilgisini &ccedil;ekmiştir. Genişleme imk&acirc;nı olmayan ve sınırlı toprak par&ccedil;ası &uuml;zerinde y&uuml;kselen Venedik kenti, sanılanın aksine 10. y&uuml;zyıldan beri s&uuml;rekli ve yeniden inşa edilmektedir. Kent yayılarak b&uuml;y&uuml;mek yerine ancak d&uuml;şeyde yoğunlaşabildiği i&ccedil;in &uuml;st &uuml;ste istiflenmiş, d&ouml;nem eklerinin ve kentsel katmanlaşmanın izlerinin rahatlıkla okunabildiği, Avrupa'daki en ilgin&ccedil; &ccedil;ok katmanlı kentlerden biridir. Kenti ayrıştırarak okumanın m&uuml;mk&uuml;n olmadığı, son derecede girift bir tarihselliğe ve birikime sahip Venedik'in Orta&ccedil;ağ dokusuna sahip daracık yolları ve karanlık ge&ccedil;itleri boyunca ilerlerken, İngiliz sanat ve k&uuml;lt&uuml;r eleştirmeni John Ruskin'in ifadesiyle "Venedik'in Taşları"na (The Stones of Venice, 1851-1853)<sup>1</sup>&nbsp; ve İhsan Bilgin'in deyimiyle "sıva"sına<sup>2</sup>&nbsp; sirayet etmiş olan t&uuml;m bu &ccedil;ok katmanlılık, yoğun tarihsellik ve palimpsest olmuş patina katmanları, koruma kuramının bu coğrafyada doğmasına neden olmuş gibidir. Sanayileşme ve modernleşmenin yıkıcı etkileri karşısında b&uuml;t&uuml;nl&uuml;kl&uuml; ve ahenkli bir kentin nasıl olması gerektiği arayışında olan Ruskin i&ccedil;in Venedik, korunmuş ge&ccedil;mişiyle kopukluk yaşamaması nedeniyle modern kentin ideal prototipidir.</p> <p>Ruskin'in romantik ve naif bakışına rağmen, kenti anakaraya bağlayan demiryolunun 1846'da yapılması ile Venedik, modernleşmenin ka&ccedil;ınılmaz etkilerine maruz kalmış, belediye m&uuml;hendisi Eugenio Miozzi'nin 1933'de demiryoluna paralel yaptığı karayolu k&ouml;pr&uuml;s&uuml; sayesinde tarihinde ilk kez kente araba ile erişim sağlanmıştır. Diğer yandan, Ignazio Gardelli ve Carlo Scarpa gibi İtalyan rasyonalistlerin Venedik'in tarihi dokusu i&ccedil;inde yer alan projeleri Miozzi'nin hazırladığı rasyonalist operasyon planı sayesinde 1950'lerde hayata ge&ccedil;me imk&acirc;nı bulmuştur. Scarpa'nın kentin biriktirdiği ve sahip &ccedil;ıktığı zanaat bilgisini kristalize eden ve g&uuml;ndelik hayata sızabilen az sayıdaki yenileme projesine karşın Louis I. Kahn, Frank Lloyd Wright, Le Corbusier'in ger&ccedil;ekleşme fırsatı bulamayan amfibi projeleri ve onların s&uuml;regelen hayaletleri bug&uuml;n bile Venedik'in g&uuml;ncel mimarlık g&uuml;ndeminde kendilerine yer bulabilmektedir.</p> <p>Venedik'in &ccedil;ağdaş mimarlık ile yeniden buluşabilmesi i&ccedil;in ironik olarak 1980 yılını, yani g&uuml;ndemden d&uuml;şen modern mimarlık yerine postmodern mimarlığın kutsanmasını beklemesi gerekmiştir. Venedik Bienali 1895'den beri yapıldığı i&ccedil;in "sanat alanının olimpiyatları" olarak anılmasına karşın, mimarlık alanında &ouml;zelleşmesi ilk kez 1980 yılında Paolo Portoghesi'nin y&ouml;netiminde ger&ccedil;ekleştirilen Venedik Mimarlık Bienali ile olmuştur.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/deniz_guner_venedik/Venedik%20%C4%B0zlenimleri_DG-FB_Sayfa_5_2.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">DG_02: İspanyol ikili Ricardo Flores &amp; Eva Prats'ın Vatikan Pavyonu i&ccedil;in tasarladıkları ge&ccedil;ici kilise / Fotoğraf: Deniz G&uuml;ner</span></p> <p><strong>Pop&uuml;ler arzu nesnesine ve fetişe d&ouml;n&uuml;şen Venedik</strong></p> <p>Venedik'in sahip olduğu k&uuml;lt&uuml;rel birikiminin kaynağı yalnızca koloni s&ouml;m&uuml;rgeciliği ve deniz ticaretinden gelmemektedir. Ge&ccedil; Gotik ve Erken R&ouml;nesans'tan beri s&uuml;regelen aristokrat ailelerin sanata hamilik yapma geleneğinin Peggy Guggenheim gibi varsıl aileler, k&ouml;kl&uuml; vakıf ve &uuml;niversiteler tarafından da s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lmesi sayesinde Venedik, k&uuml;lt&uuml;rel sermayesini s&uuml;rekli korumuş ve &ccedil;oğaltmış g&ouml;z&uuml;kmektedir. Bu birikimin m&uuml;zeler ve kişisel koleksiyonlar dışında kamusal bir i&ccedil;erik kazanması, yıl boyu s&uuml;ren sanat etkinlikleri ve sayısı giderek artan bienaller<sup>3</sup>&nbsp; yoluyla olmuştur. Bu k&uuml;lt&uuml;rel birikimin meyvelerinin &ccedil;oğalarak kente geri d&ouml;nmesi Venedik'in hızla uluslararasılaşması sayesinde, yani İkinci D&uuml;nya Savaşı'nın hemen sonrasında -&ouml;zellikle de uzun s&uuml;ren faşist d&ouml;nemin bitmesiyle- 1948'de yeniden yapılmaya başlanan Venice Art Biennale sayesinde olmuştur. Bu uluslararasılaşmanın bir diğer yansıması da, savaş nedeniyle Avrupa'yı bir anda yeniden keşfeden Amerikalılar sayesinde Venedik'in hızla Hollywood sinemasının pop&uuml;ler bir setine d&ouml;n&uuml;şmesidir. Venedik aşığı Amerikalı y&ouml;netmen David Lean'in &ccedil;ektiği 1955 yapımı Summertime filmi, Katharine Hepburn'&uuml;n canlandırdığı kenti tek başına ziyaret eden Amerikalı bir kadının Venedik fonunda ge&ccedil;en g&ouml;n&uuml;l maceralarını anlatarak, romantizm başkenti olarak g&ouml;r&uuml;len Paris'in tahtını sarsmıştır. G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar 850'ye yakın filme setlik yapmış olan kent, pop&uuml;ler tahayy&uuml;lde bazen gizemli bazen maceraperest, ama &ccedil;oğunlukla da romantik filmlere fon olmuştur. Venedik'te &ccedil;ekilen James Bond filmlerinin yanı sıra [From Russia with Love (1963); Mooonraker (1979); Casino Royale (2006)], Tomb Raider II (1997) ve Assassin's Creed II (2009) gibi bilgisayar oyunları ya da gen&ccedil;liğe hitap eden Madonna'nın "Like a Virgin" (1984) ve Siouxsie and the Banshees'in "Dear Prudence" (1984) adlı video klipleri sayesinde Venedik'in pop&uuml;ler k&uuml;lt&uuml;r i&ccedil;indeki alımlanışı radikal bi&ccedil;imde d&ouml;n&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r.</p> <p>T&uuml;m bunlara karşın, kenti saf bir romantizmin i&ccedil;ine hapseden imge, metin ve s&ouml;ylem yığının dışına &ccedil;ıkarak Venedik'i eleştirel bir bakışla anlamaya, hatta b&uuml;y&uuml;bozumuna uğratmaya &ccedil;alışan bir&ccedil;ok &ccedil;alışma da vardır. Mesela, Alman y&ouml;netmen Andreas Pichler'in 2012 yılında &ccedil;ektiği The Venice Syndrome (Das Venedig Prinzip) adlı belgesel, k&uuml;lt&uuml;r ve turizm end&uuml;strisinin Venedik'i nasıl &ccedil;&ouml;kerttiğini g&ouml;zler &ouml;n&uuml;ne sermektedir. Akdeniz'de dolaşan kurvaziyer gemilerin her sabah ortalama 60.000 turisti kente salarak akşamları alıp gittiği, yılda yirmi milyon yabancı turistin ziyaret ettiği Venedik kentinin t&uuml;m&uuml;yle k&uuml;resel turizm ekonomisi ile ayakta durduğunu g&ouml;stermektedir. Bug&uuml;n yaklaşık 48.000 civarında olan kent sakini sayısı, y&ouml;netmenin de vurguladığı gibi, 1438'de yaşanan B&uuml;y&uuml;k Veba Salgını sonrasındaki Venedik'in n&uuml;fusu ile aynıdır. Yerel yaşamın &ccedil;&ouml;kmek &uuml;zere olduğu, yerli n&uuml;fusun hızla azaldığı bu m&uuml;zeleşmiş &ouml;l&uuml; kentte, Airbnb'ler sayesinde her bina konaklama sekt&ouml;r&uuml;ne hizmet verir hale gelmiş durumdadır. K&uuml;resel turizm dalgasının yarattığı g&ouml;&ccedil;menlerden oluşan servis sekt&ouml;r&uuml;nden, İtalyan mutfağına ihanet olarak g&ouml;r&uuml;len dondurulurmuş hazır gıda yiyeceklerinin sunulduğu restoranlardan, biletle girilen her m&uuml;ze, saray ve kilisede fotoğraf i&ccedil;in ayrıca para &ouml;denmesinin k&uuml;lt&uuml;r ve turizm end&uuml;strisinin en &ouml;nemli gelir kaynağına d&ouml;n&uuml;şmesinden gezi boyunca sıklıkla bahsedildi. Her şeyin turist yığınlarına haz sağlamak &uuml;zere t&uuml;ketim odaklı sahnelemelere d&ouml;n&uuml;şt&uuml;ğ&uuml;, yerli, otantik ve sahici olan ile karşılaşma imk&acirc;nının neredeyse t&uuml;kendiği bir dekor kentte olduğumuzu Venedik'in kendisi de bize sık sık hatırlattı.</p> <p>Venedik'i alımlayışımızı belirleyen t&uuml;m bu turistik klişelerden, i&ccedil;ine saplandığımız mitlerden ve bakışımızı y&ouml;nlendiren k&uuml;resel beklentilerden &ouml;ğrencileri &ccedil;ıkarmak &uuml;zere <em>excursion'</em>ın rotasını k&uuml;&ccedil;&uuml;k alanlara sıkışmış yerel işletmelere, &uuml;niversite b&ouml;lgelerine &ccedil;evirmek bize bir &ccedil;&ouml;z&uuml;m yolu olarak g&ouml;z&uuml;kt&uuml;.</p> <p><br /><span class="fotograf-yazi">"İlk Kentten Yola &Ccedil;ıkmak"</span><br /><span class="fotograf-yazi">Şafak s&ouml;km&uuml;şt&uuml; ki:</span><br /><span class="fotograf-yazi">"Efendimiz, bildiğim kentlerin hepsini anlattım sana," dedi.</span><br /><span class="fotograf-yazi">"Hi&ccedil; s&ouml;z&uuml;n&uuml; etmediğin bir kent kaldı."</span><br /><span class="fotograf-yazi">Marco Polo başını eğdi.</span><br /><span class="fotograf-yazi">"Venedik," dedi Han.</span><br /><span class="fotograf-yazi">Marco g&uuml;l&uuml;msedi. "Bunca zaman ne anlattım sanıyorsun ki sana?"</span><br /><span class="fotograf-yazi">İmparator istifini bozmadı: "Hi&ccedil; duymadım oysa adını andığını."</span><br /><span class="fotograf-yazi">Ve Polo: "Ne zaman bir kent anlatsam Venedik'le ilgili bir şeyler s&ouml;yl&uuml;yorum."</span><br /><span class="fotograf-yazi">"Sana başka kentleri sorduğumda onları anlatmanı isterim. Venedik'i sorduğumda da Venedik'i."</span><br /><span class="fotograf-yazi">"Diğer kentleri anlamak, farklılığını kavramak istiyorsam, gizli bir ilk kentten yola &ccedil;ıkmak zorundayım. Benim i&ccedil;in bu, Venedik."<sup>4</sup></span></p> <p>Venedik'in fiziksel &ccedil;ekiciliğinin &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;en binlerce mit, anlatı ve tahayy&uuml;ll&uuml;n asıl kaynağı, 13. y&uuml;zyılda &Ccedil;in'e kadar ulaşan ve orada B&uuml;y&uuml;k Han'ın el&ccedil;isi olarak Uzak Doğu'yu k&ouml;şe bucak dolaşan Venedikli tacir Marco Polo'nun anılarından oluşan Milione adlı gezi notlarıdır. Italo Calvino'nun 1972 yılında yayımladığı G&ouml;r&uuml;nmez Kentler adlı kitabı ise, Marco Polo'nun bu hatıratını temel alan, i&ccedil;inde Venedik'ten par&ccedil;alar olan 55 masal kentini anlattığı bir yolculuk hikayesidir. Calvino'nun dediği gibi, diğer kentleri anlayabilmek, farklılığı kavrayabilmek amacıyla <em>excursion</em> i&ccedil;in &ouml;nceliği bu "ilk kent"e vermenin, &ouml;ğrencilerin ilk olarak Venedik'i g&ouml;rmelerinin daha anlamlı olacağını d&uuml;ş&uuml;nm&uuml;şt&uuml;m. Bu nedenle <em>excursion</em> sonrasında &ouml;ğrencilerden kendi Venedik izlenimlerini yazmalarını ve şu 3 soruya cevap verecek i&ccedil;erikte metinler &uuml;retmelerini rica ettim: Venedik kenti, biz mimarlara ve mimarlık &ouml;ğrencilerine ne &ouml;ğretebilir? Mimarlık Bienalleri ne işe yarıyor? <em>Excursion</em>lar bize ne katar? Metinlerine eşlik etmesi i&ccedil;in her birinden şu başlıkta 3 adet de fotoğraf istedim: Sizin algıladığınız ve hissettiğiniz Venedik'i en iyi anlatan fotoğraf nedir? Venedik Mimarlık Bienal'ini en iyi anlatan fotoğraf ne olabilir? <em>Excursion'</em>da sizi en etkileyen şeyin fotoğrafı nedir?<br />Venedik'in y&uuml;zyıllar boyunca edindiği zenginlik ve birikimi, yıkım ve kayıpları, gezi anlatılarına ve hatıralara konu olmuş birbiriyle &ccedil;atışan tahayy&uuml;llerini, teatral ve politik k&uuml;lt&uuml;r&uuml;n&uuml;, hatta k&uuml;resel turizm end&uuml;strisinin s&uuml;rekli yeni baştan &uuml;rettiği t&uuml;m bu bereketli "Venedik toposu"na ufak bir katkı koyabilmek ve kente sinmiş b&uuml;y&uuml;y&uuml; bir kez daha bozabilmek dileğiyle...</p> <p><span class="fotograf-yazi">1. John Ruskin, <i>Stones of Venice III; The Fall</i>, London: Smith, Elder &amp; Co, 1853; <i>Stones of Venice II; The Sea Stories</i>, New York: John Wiley, 1860; <i>Stones of Venice I; The Foundations</i>, London: Smith, Elder &amp; Co, 1851.</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">2. İhsan Bilgin, &ldquo;Bayram&rsquo;da İtalya, ilgin&ccedil;, g&ouml;rkemli ve g&uuml;zel&rdquo;, <i>Serbestiyet</i>, 07.07.2016. <a href="http://serbestiyet.com/yazarlar/ihsan-bilgin/bayramda-talya-ilginc-gorkemli-ve-guzel-701892">http://serbestiyet.com/yazarlar/ihsan-bilgin/bayramda-talya-ilginc-gorkemli-ve-guzel-701892</a></span></p> <p><span class="fotograf-yazi">3.&nbsp;<i>Art Biennale</i> (1895&rsquo;den beri tek sayılı yıllarda), <i>Biennale Musica</i> (1930&rsquo;dan beri iki yılda bir), <i>Biennale Teatro</i> (1934&rsquo;den beri iki yılda bir), <i>Venice Film Festival</i> (1934&rsquo;dan beri her yıl), <i>Venice Biennale of Architecture</i> (1980&rsquo;dan beri &ccedil;ift sayılı yıllarda), <i>Dance Biennale</i> (1999&rsquo;dan beri iki yılda bir), <i>International Kids' Carnival</i> (2009), <i>Venedik Karnavalı</i> (resmi olarak 1979&rsquo;dan beri her yıl).</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">4. Italo Calvino, <i>G&ouml;r&uuml;nmez Kentler</i>, (<i>Le Citt&agrave; Invisibili</i>, 1972), &Ccedil;ev. Işıl Saat&ccedil;ioğlu, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 7. Basım, 2016, ss. 131-132.</span></p> Mon, 10 Sep 2018 10:50:24 +03 Kabataş'taki Martı Projesinden Ders Çıkarmak http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/kabatastaki-marti-projesinden-ders-cikarmak/1234 Korhan Gümüş <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/martı_kabatas_arkitera.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Neredeyse bir yıldır ve belki daha fazla bir zamandır Kabataş'taki Martı projesinde inşaat durmuş vaziyette. 2018 yılında tamamlanacağı s&ouml;ylenen projeden, dev vin&ccedil;ler, beton santralleri, şantiye binaları ile b&uuml;y&uuml;k bir alanı kaplayan inşaat alanından uzun zamandır ses gelmiyordu. Bu sessizlik projenin uygulama aşamasında sorunlar &ccedil;ıktığını d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;r&uuml;yordu. Nihayet Fındıklı Parkı'na kurulmuş olan "bilgilendirme" ofisindeki bir g&ouml;revlinin s&ouml;yledikleri ile kamuoyunda tartışma başladı. "Proje durdurulmuştu, g&ouml;zden ge&ccedil;iriliyordu." Haber kamuoyuna "Martı projesi durduruldu" şeklinde yansıyınca bug&uuml;ne kadar hi&ccedil;bir bilgilendirme yapmayan İBB bir a&ccedil;ıklama yapma gereğini duydu: "Martı projesi durdurulmamıştır. Yalnızca projede yer alan t&uuml;nel iptal edilecek ve transfer merkezi gerekli d&uuml;zenlemeler yapıldıktan sonra en kısa s&uuml;rede halkımızın hizmetine sunulacaktır."&nbsp;Bu a&ccedil;ıklama iyice kafaları karıştırdı. Neden proje inşaat başlamadan, İstanbullular mağdur edilmeden, bunca zaman ve kaynak harcanmadan &ouml;nce g&ouml;zden ge&ccedil;irilmedi?&nbsp;</p> <p>&Ouml;rneğin projede transfer merkezinin yer alacağı platformun cadde tarafında, Set&uuml;st&uuml;&rsquo;n&uuml;n dik yama&ccedil; &ouml;n&uuml;ne hangi akla hizmet edeceği belli olmayan, gereksiz bir şekilde yerleştirilmiş t&uuml;nel g&ouml;z&uuml;k&uuml;yordu. Ama 2018 yılında biteceği s&ouml;ylenen projenin i&ccedil;inde yer alan bu t&uuml;nelin daha kazısı bile başlamamıştı.&nbsp;D&uuml;ş&uuml;nebiliyor musunuz? Şehrin tarihi merkezinin kıyısında, Dolmabah&ccedil;e ile Tophane semti arasındaki anıt camiler (Bezm-i Alem Valide Sultan, Molla &Ccedil;elebi, Nusretiye, Kılı&ccedil; Ali Paşa... camileri) arasına transit ge&ccedil;iş sağlayan, şehirle ilişkisi olmayan bir otoyol hayal etmek, t&uuml;nel rampaları, istinat duvarları, hızlı ara&ccedil; trafiği standartlarında proje detayları...&nbsp; Uzmanların kendi kompartımanlaşmış muhayyile d&uuml;nyalarındaki keyfi kararlarına g&ouml;re ve asla şehirle ilişkisel bir yaklaşım &uuml;retmeyen, otomatik olarak karar verilen, şehrin tarihi merkezini tahrip eden ve kaynak israfına yol a&ccedil;an, S&uuml;tl&uuml;ce'deki, AKM'nin &ouml;n&uuml;ndeki t&uuml;neller gibi anlamsız, gereksiz bir uygulama.&nbsp;</p> <p>Nereden baksanız daha sonu&ccedil;ları baştan belli bir yaklaşım. O zaman inşaat alanına yerleştirilen ve şehrin neredeyse b&uuml;t&uuml;n &uuml;niversitelerinden isimlerin yer aldığı panodaki uzmanlar ne iş yapıyorlar?&nbsp; Bu kararları onlar mı veriyor? Hadi tarihi peyzajın tahrip edilmesini, k&uuml;lt&uuml;rel mirasın yok edilmesi bir yana, dik yamacın &ouml;n&uuml;ne ne işe yarayacağı belli olmayan, dolgu alanına ve deniz hizasının altına yapılmaya &ccedil;alışılan bir t&uuml;nel. Bunun hesabını kim verecek?&nbsp;</p> <p>D&uuml;ş&uuml;nebiliyor musunuz, her biri bir &uuml;niversite kurmaya yetecek kadar bir kaynak, dimdik y&uuml;kselen bir yamacın &ouml;n&uuml;ndeki dolgu alanına, b&uuml;y&uuml;k bir b&uuml;t&ccedil;e g&ouml;zden &ccedil;ıkarılarak, yıllarca insanlara &ccedil;ile &ccedil;ektirilerek ger&ccedil;ekleştirilecek...&nbsp; İBB'nin a&ccedil;ıklamasında şu gizli: "Biz bunu proje aşamasında et&uuml;d etmedik. Şimdi, iş takvimine g&ouml;re, inşaatın bitme aşamasında aklımıza geldi." A&ccedil;ıklamada ilgin&ccedil; bir başka detay daha yer alıyor: "Projenin &ccedil;evre d&uuml;zenlemelerinin tamamlanarak, hızla tamamlanması, halkın hizmetine girmesi." Bunu duyan da zanneder ki İBB ger&ccedil;ekten acele ediyor. Acelesi olan projeyi &ouml;nceden hazırlar. İnşaat başladıktan sonra, insanlar mağdur olduktan sonra g&ouml;zden ge&ccedil;irmez, uygulama aşamasında zaman kaybetmez. Bu y&uuml;zden İBB'nin a&ccedil;ıklamasına belki de ş&ouml;yle kısa bir cevap vermek gerekiyor: "Şehrin bir deneme tahtası olmadığını size hatırlatır, sorumluların hesap vermesini talep ederiz." &nbsp;Yapılan a&ccedil;ıklamada hızla tamamlanacağı s&ouml;yleniyor. "Hi&ccedil; ama hi&ccedil; acele etmeyin. Bu inşaatın başlangıcında bize s&ouml;z verdiğiniz gibi, yani ilan ettiğiniz tarihte, yani 2018 yılı bitmeden şehirlilerin hizmetine a&ccedil;ın. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; bug&uuml;ne kadar hi&ccedil; kimseyi bilgilendirmediniz."&nbsp;</p> <p>Demek ki başlatılan projeye "proje" demek de zor. Burada da, tıpkı Hali&ccedil; Metro K&ouml;pr&uuml;s&uuml;'nde ilk ortaya atılan 160 metre boynuzları olan proje gibi, hen&uuml;z tekam&uuml;l etmemiş bir projeyle karşı karşıyayız. (Onun tekam&uuml;l etmesini yaklaşık on sene bekledik, hatırlarsanız. O da bir yabancı uzmanın proje m&uuml;ellifi olarak devreye girmesi ile m&uuml;mk&uuml;n oldu.) İstanbul gibi dev bir metropolde, profesyonel bir deneyim s&uuml;zgecinden ge&ccedil;memiş proje fikirlerinin b&ouml;yle uygulama safhasına ge&ccedil;mesi b&uuml;y&uuml;k bir savurganlık. Kabataş'ta da s&uuml;rece g&uuml;ya sonradan uzmanları kattılar ama b&ouml;ylesine dev bir yatırım b&ouml;yle bir proje y&ouml;netimi s&uuml;reci ile ger&ccedil;ekleştirilemezdi.&nbsp;</p> <p>Bundan bir ders &ccedil;ıkarmak lazım. Zararın neresinden d&ouml;n&uuml;lse kardır, diyelim.&nbsp;İBB arşivinde, raflarda bekleyen Martı projesi gibi karanlık ilişkiler i&ccedil;inde geliştirilmiş ve uygulanmayı bekleyen tonla proje var. Mesela b&uuml;t&uuml;n meydanları otoyol kavşağına &ccedil;evirmeyi ama&ccedil;layan projeler.&nbsp;Yenikapı'da 2007 yılında Martı projesinden tam on defa daha b&uuml;y&uuml;k benzer bir projeyi tesad&uuml;fen g&ouml;rd&uuml;k ve durdurduk. Uluslararası bir yarışma d&uuml;zenledik. Ama ne oldu, sonunda gene başa d&ouml;n&uuml;ld&uuml;. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kamu y&ouml;netimlerinin proje y&ouml;netimi tecr&uuml;besi yok. Kamunun &ouml;ncelikleri farklı. Kime ayrıcalık tanıyacağım diye bakıyor. Y&ouml;neticiler kendi dar bakış a&ccedil;ıları, kapalı ilişkiler ile kamusal alanları bi&ccedil;imlendirmeye &ccedil;alışıyorlar. Bu y&uuml;zden artık i&ccedil;eriği değil, mecrayı tartışmak lazım. Proje ortaya &ccedil;ıktıktan sonra itiraz etmek, yanlışlıklarını sergilemek yeterli değil.&nbsp;</p> <p>Evet, Kabataş gibi &ccedil;ok bağlantılı bir transfer merkezi i&ccedil;in yeni bir d&uuml;zenlemeye ihtiya&ccedil; var. Ancak bunun i&ccedil;in projeden &ouml;nce proje y&ouml;netimi oluşturmak gerekli. Bu şu anda ortadaki enkazın yeniden ele alınması, g&ouml;zden ge&ccedil;irilmesi i&ccedil;in de ge&ccedil;erli. Alan i&ccedil;in bir program geliştirmek ve misyona &ouml;zg&uuml; bir proje y&ouml;netimi oluşturmak gerekli. Mimarlık ancak farklı fikirlerin yarışabildiği, s&uuml;recin başından itibaren kamusal nitelik taşıyan a&ccedil;ık bir yapı ile y&ouml;netildiği bir ortamda gelişebilir.&nbsp;</p> <p>Hayret ediyorum. Sulukule'de yaşayan halkı yerinden eden, hobi odaları ve yer altı garajları olan villa projelerini tasarlayan mimarlar hesap vermek ş&ouml;yle dursun, şu anda İstanbul'un UNESCO D&uuml;nya Mirası Listesi'nde yer alan b&ouml;lgelerinin y&ouml;netiminde yer alıyorlar. Kimse onlardan hesap sormadığı gibi, bir de sanki şehrin kaynaklarını &ccedil;ar&ccedil;ur eden onlar değilmiş gibi iltifat g&ouml;r&uuml;yorlar. B&ouml;yle bir rezalet d&uuml;nyanın hi&ccedil;bir yerinde b&ouml;yle kabul g&ouml;rmez.&nbsp;</p> <p>Tarihte g&ouml;r&uuml;len b&uuml;t&uuml;n otoriter y&ouml;netimlerde olduğu gibi sorumluluk yalnızca kamu kurumlarını kullanarak bu projeler &uuml;zerinde yetki sahibi olan kişilerde değil. Bunu hazmeden, i&ccedil;ine sindiren bir kamu sistemi ile, sistematik bir y&ouml;netimsellik sorunuyla karşı karşıyayız. Bu nedenle İstanbul'un geleceğini d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorsak, yalnızca i&ccedil;erik &uuml;zerinde değil, mecra &uuml;zerinde de d&uuml;ş&uuml;nmeliyiz. Bu sorun şehrin geleceği i&ccedil;in hayati &ouml;nemde. Bunun i&ccedil;in &ouml;nce hesabı kimden soracağımızı bilelim.</p> Wed, 05 Sep 2018 14:02:52 +03 Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi, Tarihin Katmanları Üzerinden Güncel Durumu Anlamak II http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/alfred-heilbronn-botanik-bahcesi-tarihin-katmanlari-uzerinden-guncel-durumu-anlamak-ii/1233 Dilşad Aladağ <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/2. yazı ana görsel 2- Kaynak ve tarih bilinmiyor - 1950lerdeki menderes imar hareketleri yıkımlarına denk geliyor.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br>Bölüm 2: Tarihsel sürece dair bir derleme<br><br><p>İstanbul &Uuml;niversitesi Botanik Bah&ccedil;esi ile ilgili y&uuml;r&uuml;tmekte olduğumuz araştırma ve sergi projesi dahilinde &uuml;zerinde &ccedil;alıştığımız bah&ccedil;e ile ilgili, 2013&rsquo;te ilk kez basında yer alan taşınma ihtimalinden 2018&rsquo;deki g&uuml;ncel son tahliye kararına kadarki s&uuml;reci incelediğimiz Arkitera&rsquo;da yayınlanan ilk yazımızın ardından; bu karar ile ilişki kurduğunu d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z, arazinin ge&ccedil;mişteki kullanımlarını yine Arkitera i&ccedil;in hazırladığımız bu yazıda inceleyeceğiz.</p> <p>&Ouml;zellikle araştırma s&uuml;resince bulduğumuz ipu&ccedil;larını&nbsp;takip ederek bah&ccedil;enin bulunduğu toprak par&ccedil;asının tarihinin katmanlarını a&ccedil;mayı; farklı d&ouml;nemlerdeki, politik &ccedil;er&ccedil;evelerdeki olayların, kişilerin, kararların ilişkilerini incelemeyi hedefliyoruz. G&uuml;ncel g&uuml;ndemlerin etkilerini yansıtan bu mekan ge&ccedil;mişteki sosyal ve politik değişimler ve olaylar ile birebir ilişkilenmiş ve etkilenmiştir. Yazıda&nbsp;kronolojik olarak ge&ccedil;miş katmanlarında yapının Ağakapısı, Bab-ı Meşihat, İstanbul Kız Lisesi ve İstanbul &Uuml;niversitesi Biyoloji B&ouml;l&uuml;m&uuml;&nbsp;Binası olarak kullanımını ve bu kullanımlar s&uuml;resince gelişen sosyal ve politik durumları detaylandıracağız.</p> <p><b>1. Ağakapısı ve Yeni&ccedil;eriler</b></p> <p>Arazinin Osmanlı d&ouml;nemine ait bilinen en uzak kullanımı ile katmanları a&ccedil;maya başlayalım. Tarihi Yarımada&rsquo;da Hali&ccedil;&rsquo;e bakan, bug&uuml;nk&uuml; S&uuml;leymaniye Camii&rsquo;nin yanında bulunan arazi 15. y&uuml;zyıldan itibaren arazi &uuml;zerindeki yapı Ağakapısı olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti&rsquo;nin en kıdemli askeri birimi olan Yeni&ccedil;eri Ocağı&rsquo;nın&nbsp;en y&uuml;ksek r&uuml;tbeli komutanı olan Yeni&ccedil;eri Ağası&rsquo;nın makamı Ağakapısı olarak isimlendirilmiştir. Yeni&ccedil;eri Ağası&rsquo;nın sefer ve barış d&ouml;nemleri i&ccedil;in esnafı denetlemek, başkentin g&uuml;venliğini sağlamak ve hanedanı korumak gibi hem sivil hem askeri g&ouml;revleri bulunuyordu. (Sunar, 2015)</p> <p>Ağakapısı y&uuml;ksek duvarlar ile &ccedil;evrili geniş bir saha i&ccedil;erisinde, b&uuml;y&uuml;k ahşap bir saray olarak inşa edilmişti. Saray harem kısmını ayrıca&nbsp;&ccedil;ok sayıda daire ve k&ouml;şk&uuml; i&ccedil;erisinde barındırıyordu. Son olarak da pek &ccedil;ok tarihi olayda adı ge&ccedil;en, b&uuml;t&uuml;n İstanbul&rsquo;a hakim konumdaki yangın kulesi de bu komplekste bulunuyordu. Yapı bir&ccedil;ok yangında zarar g&ouml;rm&uuml;ş, tamir edilmiş veya tekrar inşa edilmiştir. Yeni&ccedil;eri Ocağı&rsquo;nın Hanedan ile kurduğu kulluk ilişkisi ve hanedanı koruma sorumluluğu sebebiyle Yeni&ccedil;eri Odaları ve Ağakapısı mek&acirc;nsal olarak saraya yakın bir mesafeye konumlandırılmıştı. (Sunar, 2015)</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%201%20Melchior%20Lorichs%2C%20Panaroma%20of%20Constantinapole%201550-1560%20tarihli%20grav%C3%BCr%20.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">1. G&ouml;rsel: 2. Melchior Lorichs, Panaroma of Constantinapole 1550-1560 tarihli grav&uuml;rden alınan detayda Ağakapısı g&ouml;r&uuml;lmektedir.</span></p> <p>Yeni&ccedil;eri Ocağı Osmanlı Devleti&rsquo;nde askeri bir kurum olarak kurulmuştur. Kuruluşunun Orhan Gazi D&ouml;nemi&rsquo;ne (1326-1359) dayandığına dair s&ouml;ylentiler bulunsa da Osmanlı tarih&ccedil;ileri tarafından ocağın 1. Murad (1359-1389) d&ouml;neminde Edirne&rsquo;nin fethinden sonra kurulduğunu belirtirler. (Sunar, 2015) Ordu, fethedilen topraklardaki gayrim&uuml;slim ailelerinden alınan 10-18 yaş arasındaki erkek &ccedil;ocuklarının devşirilmesi ile oluşturulmuştur. 15. y&uuml;zyılda oluşturulan Yeni&ccedil;eri Birliği bir&ccedil;ok savaş kazanmış ancak Osmanlı Devleti&rsquo;nin 16. Ve 17. y&uuml;zyıllardaki&nbsp;gerileme d&ouml;nemlerinde askeri alandaki g&uuml;c&uuml;n&uuml; yitirerek zamanla sebep oldukları Patrona Halil İsyanı gibi b&uuml;y&uuml;k isyanlar ve devlete uyguladıkları baskılar ile anılır olmuştur. Ağakapısı ve yakın bir konumda bulunan Etmeydanı bu yeni&ccedil;eri isyanlarının bir &ccedil;oğuna merkez olmuştur.</p> <p>Osmanlı padişahlarından II. Osman&rsquo;ı tahttan indirip &ouml;ld&uuml;ren yeni&ccedil;eriler III. Selim&rsquo;i de tahttan indirmiş ve tahtı tehdit etme tehlikesine karşı &ouml;ld&uuml;rm&uuml;şlerdir. Bu sebeple, d&ouml;nemin padişahı II. Mahmud, Yeni&ccedil;eri Ocağı&rsquo;nı kaldırmak i&ccedil;in &ccedil;alışmalar y&uuml;r&uuml;tm&uuml;ş esnaf teşkilatını ve ordudaki birimleri ikna ederek Vaka-i Hayriye isimli olay ile 15 Haziran 1826&rsquo;da Yeni&ccedil;eri Ocağı&rsquo;nı kanlı bir bi&ccedil;imde&nbsp;ortadan kaldırmıştır. (Sunar 2015) Bu olay Vak&rsquo;a-i Hayriye yani hayırlı olay&nbsp;olarak bilinir. Ağakapısı Yeni&ccedil;eri Ocağı&rsquo;nın kaldırılmasının ardından kurulan yeni ordu Asakir-i Mansure-i Muhammediye tarafından bir s&uuml;re kullanılmıştır. Ancak sonrasında yapının ahşap olması sebebiyle ordu bug&uuml;n İstanbul &Uuml;niversite&rsquo;sinin Merkez Binası&rsquo;nın bulunduğu bah&ccedil;edeki Eski Saray&rsquo;a taşınmıştır.&nbsp;Boş kalan yapının Şeyh&uuml;lislam kurumuna verilmesini ge&ccedil;mişte İstanbul M&uuml;ft&uuml; Yardımcılığı yapmış olan Bayram Erdoğan şu şekilde aktarır.[1]</p> <blockquote> <p>Bu tarihte Asakiri Mans&ucirc;re-i Muhammediyye kurulunca, Ağakapısı o zamana kadar kendi konağını makam olarak kullanan Şeyh&uuml;'l-İsl&acirc;m'a tahsis edilmiştir. Sultan II. Mahmut, Ağakapısı&rsquo;nın Şeyh&uuml;'l-İslamlara tahsisi i&ccedil;in yazdığı fermanda, Yeni&ccedil;eriliğin b&uuml;t&uuml;n hatıralarını silip unutturmak i&ccedil;in, Ağakapısı adını da yasaklayarak buraya Fetvahane (Bab-ı Meşihat) denilmesini istemiştir. Meşihat Dairesi, Ağakapısı&rsquo;na&nbsp;22 Ekim 1827 tarihinde nakledilmiştir.</p> </blockquote> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""></div> </div> </div> <p>&nbsp;</p> <blockquote></blockquote> <p><strong>2. Bab-ı Meşihat ve Şeyh&uuml;lislamlık</strong></p> <p>Şeyh&uuml;lislam; Osmanlı Devleti&rsquo;nde İlmiye Teşkilatı&rsquo;nın başında bulunan ulemanın en y&uuml;ksek y&ouml;netici mertebesinde bulunan, &ldquo;Ulemanın Reisi&rdquo; olarak bilinen, fetva verme yetkisine sahip dini, siyasi ve idari fonksiyonları olan kişinin &uuml;nvanı olarak tanımlanabilir. Şeyh&uuml;lislam Osmanlı Devleti&rsquo;nin&nbsp;kurumlaşma s&uuml;reci &ouml;ncesinde de bir şeref &uuml;nvanı olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti&rsquo;nin&nbsp;kuruluş yılları ve ilk d&ouml;nemlerinde şeyh&uuml;lislamlık resmi bir makam değil toplumsal bir kurumdur. (Taş, 2005) Fatih Kanunnamesinde şeyh&uuml;lislamlık&nbsp; &ldquo;Ve şeyh&uuml;lislam ulemanın reisidir. Ve muallim-i Sultan dahi kezalik serdar-ı ulemadır&rdquo; şeklinde tanımlanır. Şeyh&uuml;lislamlık makamının itibarı 16. Y&uuml;zyıl itibari ile y&uuml;kselmiştir. Fetva verme yetkisinin kazandırdığı toplumsal ve siyasi g&uuml;&ccedil; ile &ouml;zellikle devletin zayıflama d&ouml;nemlerinde idari konulardaki ağırlığı artmıştır. Makam fetva vermeye ek olarak kadılık, m&uuml;ft&uuml;l&uuml;k ve medrese&nbsp;kurumlarını b&uuml;nyesinde barındırmaktadır. (Taş, 2005)</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%202%20%20John%20Frederick%20Lewis%2C%201835-1836%20tarihli%20.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 2: John Frederick Lewis, 1835-1836 tarihli grav&uuml;rde S&uuml;leymaniye Camii'nin sağında Bab-I Meşihat g&ouml;r&uuml;lebilir. </span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%203%20John%20Frederick%20Lewis%201835-1836%20detay.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 3: detay</span></p> <p>Bab-ı Meşihat&nbsp;II. Mahmud D&ouml;nemi&rsquo;nde Ağakapısı mevkiine&nbsp;taşınana dek, Şeyh&uuml;lislamlar g&ouml;revlerini kendi konaklarında s&uuml;rd&uuml;r&uuml;r, konaklarının selamlık b&ouml;l&uuml;m&uuml;n&uuml; resmi daire olarak kullanırlardı. II. Mahmut&rsquo;un yeni&ccedil;erilerin hatıralarını silmek adına Ağakapısı&rsquo;nı Bab-ı Meşihat olarak adlandırması, şeyh&uuml;lislamların sadrazamlar&nbsp;gibi sabit bir mekanda g&ouml;revlerini s&uuml;rd&uuml;rmesini beraberinde getirmiştir. (Taş, 2005)</p> <p>Bab-ı Meşihat Ağakapısı&rsquo;na taşınmadan &ouml;nce yapı b&uuml;y&uuml;k bir tadilattan ge&ccedil;irilir. Taşınmanın ardından 10 sene sonra yapılan ikinci bir tadilat daha olmuştur. Binanın bir&ccedil;ok kısmı yeniden inşa edilmiş veya onarılmıştır. Yapının ge&ccedil;irdiği değişimleri o d&ouml;nemlerde hazırlanmış grav&uuml;rlerden takip edebiliriz. 1840 yılına ait grav&uuml;rde 1837&rsquo;de inşaatı biten yapının 1827&rsquo;de taşınılan ahşap yapıya kıyasla olduk&ccedil;a b&uuml;y&uuml;k ve kagir bir yapı olduğu g&ouml;r&uuml;n&uuml;r. Bab-ı Meşihat binası L şeklinde bir yerleşim şemasına sahip iki katlı bir yapı idi. Fetvahane ile bir araya gelerek orta avluyu saran U şeklinde bir yerleşim şeması oluşturuyordu. Neo Klasik tarzdaki C&uuml;mle Kapısı&nbsp;yapının Fetvahane ile birlikte g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze ulaşan &ouml;nemli bir par&ccedil;asıydı.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%204%20Thomas%20Allom%2C%201840%20.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 4: Thomas Allom, 1840 tarihli grav&uuml;rde S&uuml;leymaniye Camii'nin sağında Bab-I Meşihat g&ouml;r&uuml;lebilir.</span></p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%205%20%20Abdullah%20Freres%2C%20%E2%80%9Cthe%20gate%20of%20religios%20decisions%E2%80%9D.tiff.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 5: Abdullah Fr&egrave;res, "the gate of religious decisions" Fotoğraf, II. Abd&uuml;lhamid Arşivi</span></p> <p>Osmanlı Devleti&rsquo;nin 19. Y&uuml;zyılın sonlarında başlattığı yenileşme hareketleri, beraberinde gelen yeni sosyal yapılanmalar ve Batılı değerler ile yetişmekte olan &ldquo;Asker Sivil B&uuml;rokrasi&rdquo; karşısında şeyh&uuml;lislamlığın siyasi ve idari g&uuml;c&uuml; zayıflamaya başlamıştı. (Taş, 2005) Şeyh&uuml;lislamlık Osmanlı Devleti&rsquo;nin son d&ouml;nemlerinde adalet, eğitim ve y&ouml;netim &uuml;zerindeki yetkileri elinden alınarak yalnızca dini meseleler ile ilgili bir kurum haline gelmişti. 20. Y&uuml;zyılda Tanzimat d&ouml;neminde ise Diyanet Nezareti adını aldı.</p> <p>Şeyh&uuml;lislamlığın ge&ccedil;irdiği bu d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet&rsquo;in ilanı s&uuml;resince de devam etmiştir. Diyanet Nezareti 1920 yılında kurulan TBMM H&uuml;k&uuml;meti d&ouml;neminde Şeriye-i Evkaf Vekaleti adı altında bir bakanlık olarak mecliste temsil edilmiştir. 1923 yılında Cumhuriyet&rsquo;in ilanı ile dinin devletin y&uuml;r&uuml;tme idaresinden ayrılmasına karar verilmiş ve Şeriye-i Evkaf Vekaleti g&ouml;revini Diyanet İşleri Başkanlığı olarak siyasi kurumlardan ayrı bir şekilde y&uuml;r&uuml;tmeye başlamıştır.</p> <p>Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesinde yer alan kuruluş tarihi ve gelişim yazısında kurumun misyonu ve g&ouml;revi şu şekilde belirtilmiştir. [2]&nbsp;</p> <blockquote> <p>Cumhuriyetin bir kurumu olmakla birlikte tarihsel k&ouml;keni itibarıyla Şeyh&uuml;lisl&acirc;mlığa dayanan ve onun geleneksel misyonunu s&uuml;rd&uuml;rmek &uuml;zere kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı&rsquo;nın g&ouml;revi, kuruluş kanunu olan 3 Mart 1924 tarihli ve 429 sayılı Kanun&rsquo;da &lsquo;İslam dininin itikat ve ibadet alanıyla ilgili işleri y&uuml;r&uuml;tmek ve dini kurumları idare etmek&rsquo; şeklinde ifade edilmiştir.</p> </blockquote> <p>&nbsp;Adalet, eğitim ve din işleri ile ilgili bir kurum olan şeyh&uuml;lislamlık kurumundan Diyanet İşleri Başkanlığı'na uzanan kurumsal değişimler; kullanılan fiziksel mekanlarda da değişimleri beraberinde getirmiştir. T&uuml;rkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı, devlete bağlı diğer bir&ccedil;ok kurum gibi faaliyetlerini Ankara&rsquo;da y&uuml;r&uuml;tm&uuml;ş ve merkezini&nbsp;Ankara&rsquo;da konumlanmıştır. 1826&rsquo;da Şeyh&uuml;lislamlık&rsquo;a tahsis edilen&nbsp;&ouml;ncesinde Ağakapısı&rsquo;nın bulunduğu arazideki yapılardan yalnızca fetvahane, Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı bir kurum olan İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;'ne tahsis edilmiştir. U şeklindeki komplekste fetvahane dışında kalan L formundaki kagir yapı ise 1923 yılında İstanbul Kız Lisesi&rsquo;ne tahsis edilmiştir.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%206%20Alman%20Mavileri%20detay%20.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 6: Alman Mavileri 1. D&uuml;nya Savaşı &ouml;ncesi İstanbul haritaları 2. Cilt, İrfan Dağdelen</span></p> <p><b>3. İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;</b></p> <p>İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;&rsquo;n&uuml;n&nbsp;konumlandığı eski Şeyh&uuml;lislamlık yapısının fetvahane b&ouml;l&uuml;m&uuml; seneler i&ccedil;erisinde bir&ccedil;ok yangından etkilenmeden kurtulabilmiştir. Yapının 1982 &ndash; 1985 yılları arasında tamamen yıktırılarak aslına uygun bir şekilde yeniden inşa edildiği s&ouml;ylenmiştir. Yapının yeniden inşa edilme s&uuml;recinde kagir yapı betonarmeye evirilmiş ve cephedeki pencerelerin yerleşimindeki değişiklikler gibi yapının &ccedil;eşitli elemanlarında g&ouml;zle g&ouml;r&uuml;l&uuml;r değişiklikler yapılmıştır. Cephedeki bir takım s&uuml;slemelerin kaldırıldığı da takip edilebilir. (Laf&ccedil;ı, T.y.)&nbsp;</p> <p>M&uuml;ft&uuml;l&uuml;k yapısının yer aldığı avluda, girişin sağında ve solunda avluyu &ccedil;evreleyen bir takım yapılar yer almaktadır. Bu yapılar bug&uuml;n Meşihat Arşivi ve Şer&rsquo;i Siciller Arşivi olarak kullanılmaktadır.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%207%20II.%20Abd%C3%BClhamid%20Foto%C4%9Fraf%20Alb%C3%BCm%C3%BC%2CAbdullah%20F..jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 7: Fotoğraf, II. Abd&uuml;lhamid Fotoğraf Alb&uuml;m&uuml;, Abdullah Fr&egrave;res, Ana giriş kapısının 19. Y&uuml;zyıldaki g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;</span></p> <p>Şeyh&uuml;lislamlık kurumunun feshi ile binaların bir kısmının İstanbul Kız Lisesi&rsquo;ne&nbsp;tahsis edilmesi, İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;&nbsp;kayıtlarına ise farklı şekilde yansımıştır. Kurumun tarih&ccedil;esinde konu şu şekilde yer alır: &ldquo;Cumhuriyet d&ouml;neminde, 03 Mart 1924 tarihinde şeyh&uuml;lislamlık lağvedildiğinde, bu binalar İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;'ne tahsis edilmiştir. Halen M&uuml;ft&uuml;l&uuml;k olarak kullanılan bina da, şeyh&uuml;lislam dairesinin fetvahane b&ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r.&rdquo;[3] İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml; bu iddiaya dayanarak seneler i&ccedil;erisinde yapı ile ilgili &ccedil;eşitli yaptırımlarda bulunmuştur. 1993&rsquo;te bu binalar i&ccedil;in fuzuli işgal yasasına dayanarak &uuml;niversiteye dava a&ccedil;mıştır. 2015&rsquo;te ise İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml; binalar ile ilgili olarak ge&ccedil;mişte Bab-ı Meşihat&nbsp;yerleşkesinde bulunan b&uuml;t&uuml;n bina ve ek yapıların ge&ccedil;mişteki plana sadık kalınarak restore edilmesi ve yerleşkenin İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;&rsquo;ne devredilmesini talep etmiştir. (Koca, 2015)&nbsp;</p> <p><b>4. İstanbul Kız Lisesi D&ouml;nemi</b></p> <p>İlk İstanbul Kız Lisesi, Aksaray&rsquo;da Redif Paşa Konağı&rsquo;nda İnas Sultanisi adı ile 1913 yılında &ouml;ğretime başlamış ve 1915 yılında Bezmi&acirc;lem Sultanisi adını almıştır. Okulun k&ouml;kleri 1850 yılında Sultan Abd&uuml;lmecit&rsquo;in annesi Bezm-i Alem Valide Sultan tarafından kurulan Valide Mektebi'ne&nbsp;dayanmaktadır.</p> <p>1923 yılında İstanbul Kız Sultanisi adı ile Cumhuriyet'in ilanı ile kaldırılan S&uuml;leymaniye&rsquo;de Ağakapısı&rsquo;nda bulunan eskiden Bab-ı Meşihat&nbsp;tarafından kullanılan binaya taşınarak eğitim faaliyetine devam eder. Konu Cumhuriyet arşivlerinde; <i>İstanbul'daki Meşihat Makamı'nın lise olarak kullanılmak &uuml;zere Maarif Vekaleti'ne devredilmesi</i> şeklinde belirtilir. [4] 1924 yılında ilk 23 Nisan kutlamalarında &ccedil;ekilmiş fotoğrafta, Kız Lisesi &ouml;ğrencileri bir g&ouml;steri yaparak&nbsp;bayramı kutlamaktadır. Başka bir haberde ise 1924&rsquo;te burada &ouml;ğrenimine devam eden Kız Lisesi &ouml;ğrencilerinin voleybol şampiyonu&nbsp;olduğu yazılır. [5]</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%208%20Alfred%20Heilbronn%20Ar%C5%9Fivi.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 8: İstanbul Kız Lisesi &ouml;ğrencileri ve İstanbul Kız Lisesi, 1924, Alfred ve Mehpare Heilbronn Arşivi</span></p> <p>30 Nisan 1926 tarihinde bir elektrik kontağı sebebi ile &ccedil;ıktığı d&uuml;ş&uuml;n&uuml;len yangın sonucu b&uuml;t&uuml;n bina ve eşyalar yanmıştır. 1 Mayıs tarihli Cumhuriyet, Akşam, İkdam, Son Saat ve Vakit gibi d&ouml;nem gazetelerinde yangından detaylı olarak bahsedilmektedir. Cumhuriyet Gazetesi yangın haberini <i>&ldquo;D&uuml;n Akşamki yangın, İstanbul Kız Lisesi Yandı&ldquo;</i><i> </i>başlığı ile vermiştir. Aynı tarihli Son Saat Gazetesi&rsquo;nde ise yangın tarif edilirken kullanılan &ldquo;İstanbul Kız Lisesinin işgal ettiği eski Meşihat Binası, M&uuml;ftilik kısmı m&uuml;stesna, kamilen yanmıştır.&rdquo; c&uuml;mlesindeki &ldquo;işgal&rdquo; kelimesi kullanımı dikkat &ccedil;ekicidir. [6]</p> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""></div> </div> </div> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%209%20.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 9: İstanbul Kız Lisesi yangını bildiren 30 Nisan 1926 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi haberi</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">&Ccedil;eviri:<br /></span><span style="font-size: 12px;">"D&Uuml;N AKŞAMKİ YANGIN<br /></span><span style="font-size: 12px;">İstanbul Kız Lisesi Yandı<br /></span><span style="font-size: 12px;">D&uuml;n akşam s&acirc;at yirmi&uuml;&ccedil;de zuhur eden bir yangın, İstanbul'un eski ve g&uuml;zel bin&acirc;larından birini dah&acirc; yok etmiştir.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Yanan bin&acirc; el-yevm İstanbul Kız Lisesi olarak isti'm&acirc;l edilen s&acirc;bık Meş&icirc;hat bin&acirc;sıdır. Bin&acirc;nın kıymet-i maddiyyesine mektebin zengin lev&acirc;zım-ı tedrisiyyesi de il&acirc;ve edilecek olursa bu yangının m&ucirc;cib olduğu zarar ehmmiyyetli bir yek&ucirc;ne b&acirc;liğ olmaktadır.<br /></span><span style="font-size: 12px;">İtf&acirc;iyyenin sarf ettiği b&uuml;y&uuml;k gayretler yangının tahd&icirc;d-i sir&acirc;yetine yardım etmiştir.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Yangının esb&acirc;b-ı zuh&ucirc;ru hakkında vaktin adem-i m&uuml;s&acirc;adesi hasebiyle tahkikat icr&acirc; edilememiştir."</span></p> <p><span style="font-size: 12px;"><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2010%20.jpg.jpeg" border="0" /><br /></span></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 10: Fotoğraflı gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, Son S&acirc;at: 1 Mayıs 1926</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">&Ccedil;eviri:<br /></span><span style="font-size: 12px;">"Su şirketinin şiddetle tecziyesi l&acirc;zımdır D&uuml;n geceki yangın nasıl &ccedil;ıkdı?<br /></span><span style="font-size: 12px;">İstanbul Kız Lisesinin işgāl ettiği eski Meş&icirc;hat bin&acirc;sı, M&uuml;ftilik kısmı m&uuml;stesn&acirc;, k&acirc;milen yanmıştır (...)"</span></p> <p>Bu d&ouml;neme dair &ouml;nemli bir ayrıntı Kız Lisesi&rsquo;nin Bab-ı Meşihat&nbsp;kaldırıldıktan sonra kurulan, Diyanet İşleri Başkanlığı&rsquo;na bağlı bir kurum olan İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml; ile aynı bah&ccedil;eyi paylaşmasıdır. O d&ouml;nemin sosyal ortamında bu paylaşımın bir &ccedil;atışma yarattığını s&ouml;yleyebiliriz. Said Nursi&rsquo;nin s&uuml;rg&uuml;nde bulunduğu Van&rsquo;dan İstanbul&rsquo;a gelişi sırasında İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml; ile aynı avluyu paylaşan İstanbul Kız Lisesi ile ilgili beyanları bu g&ouml;r&uuml;ş&uuml; doğrular. Meşihat Dairesi&rsquo;nin İstanbul Kız Lisesi&nbsp;olduğunu &ouml;ğrenenen Nursi ilkin &ldquo;Y&uuml;zer sene envar-ı şerihatın mazharı olmuş olan o daire şimdi, b&uuml;y&uuml;k kızların lisesi ve melebeg&acirc;hı olmuştur.&rdquo; der. Malebeg&acirc;h kelimesi oyun oynanan yer anlamına gelmektedir. Bu o d&ouml;nem, kızların okumasına, kamusal alandaki g&ouml;r&uuml;n&uuml;rl&uuml;klerine toplumun bir kesiminin verdiği tepkiye işaret edebilir. Nursi devamında ş&ouml;yle ekler: [7]</p> <blockquote> <p>Bizim gibi kalpleri yanan &ccedil;ok zatların hararetli ahları&nbsp;benim ahıma iltihak etti. Hatrıma gelmiyor ki acaba Şeyh Geylani&rsquo;nin duasını ve himmetini duamıza yardım i&ccedil;in istedim mi istemedim mi? Bilmiyorum. Fakat her halde o eskiden beri nurlar yeri olmuş yeri zulmetten kurtarmak i&ccedil;in bizim gibilerin ahlarını ateşlendiren onun duası ve himmetidir. İşte o gece Meşihat kısmen yandı. Herkes 'Vaesefa' dedi. Ben ve benim gibi yananlar 'Elhamd&uuml;llliah' dedik.</p> </blockquote> <p>Bu c&uuml;mleden ise yine aynı d&ouml;nemde bu iki yapının bir arada olmasının yarattığı kutuplaşmanın derecesini anlayabiliriz.</p> <p>1926 yılındaki yangından sonra İstanbul Kız Lisesi Vefa İdadi Binası&rsquo;na taşınarak eğitime devam etmiş ve 1933-1934 &ouml;ğretim yılı başında şimdiki ve Cağaloğlu&rsquo;ndaki Valide Mektebi Binası&rsquo;na ge&ccedil;ilmiştir. Arazi İstanbul Kız Lisesi taşındıktan sonra 1935 yılında&nbsp;inşa edilen İstanbul &Uuml;niversitesi Biyoloji B&ouml;l&uuml;m&uuml; binası olarak kullanılana&nbsp;dek boş kalmıştır.</p> <p><b>5. İstanbul &Uuml;niversitesi Biyoloji B&ouml;l&uuml;m&uuml;</b>&nbsp;</p> <p>Cumhuriyet&rsquo;in ilanı Osmanlı Devleti&rsquo;nin&nbsp;ardından inşası s&uuml;ren yeni devlet ideali bir dizi reformu beraberinde getirmiştir. Devlet yapısındaki k&ouml;kl&uuml; değişim ile başlayan reformlar; sağlık, hukuk, ticaret ve elbette eğitim &uuml;zerine devam etmiştir. 1932 yılında T&uuml;rk h&uuml;k&uuml;meti tarafından Dar&uuml;lf&uuml;nun&rsquo;un&nbsp;mevcut durumunu değerlendirmek &uuml;zerine T&uuml;rkiye&rsquo;ye davet edilen İsvi&ccedil;reli Prof. Albert Malche detaylı bir araştırma yapar. Hazırladığı raporda d&ouml;nemin y&uuml;ksek eğitim kurumu olan Dar&uuml;lf&uuml;nu&rsquo;nun&nbsp;bilimsel ve d&uuml;ş&uuml;nsel araştırma ve uygulamalar i&ccedil;in yetersiz olduğu ifade edilir. Malche&rsquo;nin raporunu takiben 31 Temmuz 1933&rsquo;te Dar&uuml;lf&uuml;nun kaldırılmış yerine 1 Ağustos 1933&rsquo;te İstanbul &Uuml;niversitesi kurulmuştur. Bug&uuml;nk&uuml; y&uuml;ksek &ouml;ğrenim kurumu olan &uuml;niversitelerin&nbsp;temeli atılmıştır. (G&uuml;nerg&uuml;n, Kadıoğlu, 2006)</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2011.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 11: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, Akşam Gazetesi, 12.05.1932 "Dar&uuml;lf&uuml;n&uuml;n; Profes&ouml;r Malche tetkikatını bitirdi"</span></p> <p>Aynı tarihlerde Almanya&rsquo;da s&uuml;ren Nazi Rejimi&nbsp;toplumda yoğun bir baskı yaratmış &ouml;zellikle de Yahudilere y&ouml;nelik sistematik bir ayrımcılık y&uuml;r&uuml;tm&uuml;şt&uuml;r. 1933 yılında &ccedil;ıkan yasa; &ldquo;Gesetz zur Wiederherstellung des Berufsbeamtentums&rdquo; (Devlet Memurlarının İhyası Yasası) ile &ccedil;ok sayıda Yahudi bilim insanı, sanat&ccedil;ı ve aydın kamu hizmetlerindeki g&ouml;revlerinden uzaklaştırılmışlardır. Bu durum karşısında &ccedil;ok sayıda Alman bilim insanı da Almanya&rsquo;yı terk etmek zorunda kalmış ve b&uuml;y&uuml;k bir &ccedil;oğunluğu Prof. Philipp Schwartz tarafından Z&uuml;rih&rsquo;te kurulan &ldquo;Beratungsstelle f&uuml;r deutsche Wissenschaftler&rdquo;, T&uuml;rk&ccedil;e adı ile &ldquo;Yurtdışındaki alman Bilim Adamlarına Yardım Cemiyeti&rdquo;ne sığınmıştır. Denk gelen yıllarda T&uuml;rkiye&rsquo;de yapılan &Uuml;niversite Reformu, nitelikli akademisyen ihtiyacı doğurmuştur. Akademisyen ihtiyacına y&ouml;nelik &ccedil;alışmalardan sorumlu olan Prof. Malche, Z&uuml;rih&rsquo;te bulunan cemiyet ile irtibata ge&ccedil;miş&nbsp;ve g&ouml;r&uuml;şmeler sonucunda Prof. Philipp Schwartz mesele ile alakalı olarak T&uuml;rkiye&rsquo;ye gelmiştir, T&uuml;rkiye&rsquo;deki toplantılar ve b&uuml;rokratik işlemlerin ardından 1933 yılının Kasım ayında, aralarında bitki fizyolojisi ve genetik &uuml;zerine &ccedil;alışan Alfred Heilbronn, bitki fizyoloğu Leo Brauner ve zoolog Andrea Naville&rsquo;in de bulunduğu 150 profes&ouml;r aileleri ile birlikte T&uuml;rkiye&rsquo;ye taşınmıştır ve kurulan yeni &uuml;niversitelerde profes&ouml;rlerin denetiminde eğitim ve &ouml;ğretim başlamıştır. (G&uuml;nerg&uuml;n, Kadıoğlu, 2006)&nbsp;</p> <p>Bu d&ouml;nemde yeni kurulan &uuml;niversitede botanik eğitimi Zeynep Hanım Konağı&rsquo;nda yapılmaktadır. &Ouml;ğrenci sayısı, teknik koşullar ve yetersizlikler sebebi ile Alfred Heilbronn h&uuml;k&uuml;metten bilimsel eğitim i&ccedil;in gerekli koşullara sahip bir botanik bah&ccedil;esi ve bir biyoloji enstit&uuml;s&uuml; yapılmasını talep etmiştir. Alfred Heilbronn bu talep ile ilgili fikirlerini şu şekilde belirtir:&nbsp;(K&uuml;&ccedil;&uuml;ker, 2008)</p> <blockquote> <p>İstanbul&rsquo;a geldiğim zaman kendimi hi&ccedil; de iyi bir durumda bulunmayan, sadece &uuml;&ccedil; odadan oluşan bir enstit&uuml; &ouml;n&uuml;nde buldum. Yaklaşık 1000 kadar &ouml;ğrenciye derslerimi Zeynep Hanım&rsquo;ın hipodromunda vermek zorundaydım. H&uuml;k&uuml;met bu durumun imk&acirc;nsızlığını kabul etti ve bana yeni bir enstit&uuml; kurmak ve sadece 90 bitki yetişen bir bah&ccedil;ecik yerine yeni bir botanik bah&ccedil;esi d&uuml;zenlemek i&ccedil;in izin verdi. Yeni enstit&uuml;n&uuml;n planı benim, Prof. Dr. Andre Naville ve Prof. Dr. Leo Brauner&rsquo;in danışmanlığımızda mimar Prof. Dr. Arnold Ernst Egli tarafından hazırlandı. 1937&rsquo;ye kadar aynen bu planlara g&ouml;re Bakanlık&ccedil;a m&uuml;kemmel bir bina yaptırıldı.&nbsp;</p> </blockquote> <p>H&uuml;k&uuml;met tarafından onaylanan bu talep &uuml;zerine yeni kurulacak olan; eczacılık, tıp, biyoloji gibi farklı fak&uuml;ltelerden &ouml;ğrencilerin derslere katılacağı Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml; ve Botanik Bah&ccedil;esi i&ccedil;in diğer fak&uuml;lte yapılarına yakın bir yer arayışına girilmiştir. D&ouml;nemin Eğitim Bakanı Reşit Galip&rsquo;in &ouml;nerdiği,&nbsp;1926&rsquo;da &ccedil;ıkan yangından beri boş kalan arazi yeni Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml; ve Botanik Bah&ccedil;esi i&ccedil;in se&ccedil;ilmiştir. Profes&ouml;rlerin danışmanlığında mimar Prof. Dr. Arnold Ernst Egli tarafından tasarlanan, 3 Mart 1935 yılında temeli atılan enstit&uuml; inşaatını Y. M&uuml;hendis Ekrem Hakkı Ayverdi &uuml;stlenmiştir. (Cengizkan, Banci, Cengizkan, 2017)</p> <p>Enstit&uuml;&rsquo;n&uuml;n yapısal &ouml;zelliklerine bakıldığında ise kuzey-g&uuml;ney doğrultudaki blok Hayvanat Enstit&uuml;s&uuml;, doğu-batı doğrultudaki blok Nebatat Enstit&uuml;s&uuml; olmak &uuml;zere iki bloktan oluşan L plan şemalı yapı karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Yapının kuzey ve g&uuml;ney cepheleri boyunca kolonlar &uuml;zerinde y&uuml;kselmesi, Egli'nin birbirini kesen blokların kesişimine yerleştirdiği, geniş amfinin yer aldığı y&uuml;ksek kare prizmanın, işlevsel bir &ouml;neriye dayandırılarak yapının kesintisiz yatay akslarına tezat oluşturacak şekilde yapıya eklemlenmesi, yapının modern kurgusunu tamamlar ve yapıya &ouml;zg&uuml;n bir anıtsallık katar.&nbsp;(Cengizkan, Banci, Cengizkan, 2017)</p> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2012.jpg.jpeg" /></p> </div> </div> </div> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 12: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, Son Posta Gazetesi, 4 Haziran 1937 "Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml; d&uuml;n merasimle a&ccedil;ıldı"</span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/g%C3%B6rsel%2013.jpg.jpeg" /><br /></span></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 13: fotoğraf 1937, Alfred ve Mehpare Heilbronn Arşivi, Andre Naville Amfisi ve &uuml;niversitede biyoloji dersi</span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2014.jpg.jpeg" border="0" /><br /></span></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 14: fotoğraf, 1936 Alfred ve Mehpare Heilbronn Arşivi, Fotoğrafı &ccedil;eken: Cafer T&uuml;rkmen Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml; Binası</span></p> <p>&Uuml;niversite tarafından bah&ccedil;enin 75. yılında &ccedil;ıkarılan yayında bah&ccedil;enin kurulumu E. &Uuml;zen ve O. Erol tarafından şu şekilde aktarılır:&nbsp;</p> <p>Botanik Bah&ccedil;e ve Seraların kurulumu ile Alfred Heilbronn,&nbsp;Leo Brauner ve Alman Bah&ccedil;e Şefi Walter Stephan ile birlikte bizzat kendisi ilgilenmiştir. Bah&ccedil;e i&ccedil;erisinde yer alan seralar, Almanya&rsquo;nın Sachen şehrinden d&ouml;nemin en profesyonel seracılık şirketlerinden Oscar R.Mehlhorn&rsquo;un 1939&rsquo;da A.Heilbronn&rsquo;a g&ouml;nderdiği teklif mektubundaki modellerinden esinlenerek yaptırılmıştır.&nbsp;Arazinin eğimli yapısına yerleşen geniş taş terasla toprak aşınmasının &ouml;n&uuml;ne ge&ccedil;ilmiştir. Geniş taş duvarlarla ayrılmış olan teraslar, karayosunu ve eğrelti yetişmesine olanak sağlamış olup doğal malzemeli yolları, bitki &ccedil;itlerini, değişken boyutlarda 23 adet havuzu, taş ve kaya bah&ccedil;esini de b&uuml;nyesinde barındırmaktadır.</p> <p>Bu s&uuml;re&ccedil;te bah&ccedil;edeki bitki &ccedil;eşitliliğinin &ccedil;eşitli &uuml;lkelerin botanik bah&ccedil;elerinden&nbsp;zarf arasında g&ouml;nderilen tohumlar ile oluşturulduğu bilinmektedir. Alfred Heilbronn&rsquo;un 1935 yılında &ccedil;eşitli &uuml;lkelere g&ouml;nderdiği İstanbul &Uuml;niversitesi Botanik Enstit&uuml;s&uuml;&rsquo;n&uuml;n ilk tohum kataloğunun &ouml;n s&ouml;z&uuml;nde 4 farklı dilde tohum talebi ricasını okunabilir.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/albums/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/15_onsoz.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 15: fotoğraf, 1935, Alfred ve Mehpare Heilbronn Arşivi, 1935 Tohum Katalogu &ouml;ns&ouml;z&uuml;</span></p> <p>Bah&ccedil;enin kuruluşunun ardından biyoloji, eczacılık, tıp fak&uuml;ltelerinden &ccedil;ok sayıda &ouml;ğrenci burada botanik dersleri almış. Yabancı profes&ouml;rlerin geliştirdiği &uuml;niversitede &ccedil;ok sayıda T&uuml;rkiyeli &ouml;ğretim &uuml;yesi ve profes&ouml;r yetişmiştir.</p> <p><b>5: 1. Menderes İmar Hareketleri ile Yapının İki Katının Yıkılması</b>&nbsp;</p> <p>1957 yılında yapının &uuml;st iki katı, S&uuml;leymaniye Camii&rsquo;nin siluetini&nbsp;bozarak İstanbul&rsquo;u &ccedil;irkinleştirdiği gerek&ccedil;esi ile yıkılmıştır. Bu yıkımı anlatmak i&ccedil;in, T&uuml;rkiye imar tarihindeki &ouml;nemli d&ouml;n&uuml;m noktalarından biri olan Menderes İmar Hareketleri&rsquo;ne ve Cumhuriyet D&ouml;nemi ve sonrası İstanbul&rsquo;unu şekillendiren Henri Proust raporlarına bakılabilir.&nbsp;</p> <p>Cumhuriyet D&ouml;nemi reformları elbette yapılı &ccedil;evrenin gelişimini de etkilemişti. &Ouml;zellikle T&uuml;rkiye&rsquo;ye davet edilen yabancı şehirciler b&uuml;y&uuml;k kentlerde değişimler &ouml;nermiş; İstanbul ve Ankara&rsquo;da &ccedil;eşitli yapılaşmalara gitmişlerdi. Henri Prost da bu d&ouml;nemde İstanbul&rsquo;a davet edilmiş, İstanbul &uuml;zerine &ccedil;alışmış ve şehir i&ccedil;in olduk&ccedil;a radikal değişimler &ouml;nermişti. Proust İstanbul&rsquo;un tarihi kent dokusunu korumaması sebebiyle bir takım &ccedil;evreler tarafından eleştirildi.[8] &Ouml;te yandan, idealleştirilen &ccedil;ağdaş yaşam standartlarına hizmet edecek bir kent idealini destekleyen &ouml;nerileri &ldquo;Nazım Planı&rdquo; &ccedil;er&ccedil;evesinde kabul edildi ve bir kısmı uygulandı. Henri Proust&rsquo;un İstanbul i&ccedil;in hazırladığı kent raporunda fak&uuml;lte ve bah&ccedil;e yapısı ile ilgili ilgin&ccedil; bir detay da s&ouml;z konusudur. Bu detay Cumhuriyet Gazetesinin 10 Ocak 1937 tarihli haberinde: &ldquo;M.Proust bu binanın şehri &ccedil;irkinleştirdiğini s&ouml;ylemekte ve bu yapının inşasına&nbsp;nasıl m&uuml;saade edildiğine hayret ederek şehrin g&uuml;zelliğini muhafaza edilmesi i&ccedil;in bu yapının g&uuml;n&uuml;n birinde yıkılması gerektiğini vurgulamaktadır.&rdquo; şeklinde aktarılmıştır.</p> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/thumbs/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2016%20.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 16: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, 10. 01. 1937, Cumhuriyet, Şehrin manzarasını bozan bina</span></p> <p><span class="fotograf-yazi"><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/thumbs/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2017.jpg.jpeg" /><br /></span></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 17: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, 16.05.1957, Cumhuriyet, M. Proust'un &ccedil;ok haklı g&ouml;r&uuml;ş ve tenkitleri</span></p> <p>1950'de Adnan Menderes'in 10 yıl s&uuml;recek olan başbakanlık d&ouml;nemi başlar. Menderes "İstanbul'u 1900'lerdeki g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml;nden kurtaracağız." s&ouml;ylemi ile İstanbul'da yapacağı imar hareketlerinin sinyallerini vermektedir. Menderes'in iktidara gelişi ile başlayan sanayileşmiş İstanbul hayalini inşa etme projeleri 1956'daki "Menderes İmar Operasyonu" ile hız kazanarak ilerlemiştir. Operasyon 3 fikir &uuml;zerinden ilerlemiştir: İlki kentin trafik akışını rahatlatılması, ikincisi meydan ve camilerin &ccedil;evrelerinin a&ccedil;ılması ve son olarak dini yapıların restorasyonlarının yapılması. Biyoloji B&ouml;l&uuml;m&uuml; ve Botanik Bah&ccedil;esi'nin yapıldığı g&uuml;nden bu yana karşılaştığı ilk yıkım tehlikesi, ikinci fikir olan "Meydan ve camilerin &ccedil;evrelerinin a&ccedil;ılması" ile eşleşmektedir. [9]</p> <p>1955'te Alfred Heilbronn, T&uuml;rkiye &uuml;niversitelerinde &ccedil;alışma yaşının yetmiş yaş ile sınırlandırılması &uuml;zerine, 1955 yılında emekli oldu. 1957 yılına kadar &uuml;niversitede s&ouml;zleşmeli olarak &ccedil;alıştı. Binadaki kısmi yıkımın ardından 13 Şubat 1957&rsquo;de tekrar Alman vatandaşlığına ge&ccedil;ti. A. Heilbronn&nbsp;Almanya&rsquo;daki o d&ouml;nem soykırım mağduru olan&nbsp;Alman vatandaşlarına&nbsp;m&uuml;lklerinin geri verilmesi durumu ile yeniden M&uuml;nster&rsquo;e d&ouml;nm&uuml;şt&uuml;r. Almanya&rsquo;dan ayrılmadan evvel &ccedil;alışmakta olduğu M&uuml;nster &Uuml;niversitesi&rsquo;nde &ccedil;alışmaya devam etmiştir. İstanbul &Uuml;niversitesi&rsquo;nde&nbsp;birlikte &ccedil;alıştığı eşi Mehpare Heilbronn ise aynı yıllarda T&uuml;rkiye&rsquo;de kalmış ve &ccedil;alışmaya devam etmiştir. (Baytop, 2004)&nbsp;</p> <p>1957 yılındaki yıkım kararı, 26 Ağustos 1957 tarihli D&uuml;nya Gazetesi&rsquo;nde şu şekilde aktarılır:</p> <blockquote> <p>Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml; yıkılıyor:&nbsp;S&uuml;leymaniye&rsquo;deki Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml;ne ait binanın yıkılmasına karar verilmiştir. Enstit&uuml;deki eşya ve ders malzemesinin Fen Fak&uuml;ltesine ayrılan yerlere taşınmasına başlanmıştır. Bilindiği gibi bu bina, S&uuml;leymaniye Camii&rsquo;nin g&uuml;zelliğini &ccedil;irkileştirdiği i&ccedil;in, &ouml;teden beri şikayet konusu idi. Nitekim vaktiyle şehircilik M&uuml;tehassısı Yansen, İstanbul&rsquo;a geldiği zaman ilk tenkid ettiği şey, S&uuml;leymaniye&rsquo;nin &ouml;n&uuml;ne bu uygunsuz binanın yapılışıydı. Hatta gazetecilere:"'şte şehirciler, mimarları bunun i&ccedil;in serbest bırakmazlar. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onlar yalnız kendilerini g&ouml;stermeyi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;rler.' demiştir. Viyanalı mimar Egli tarafından yapıldığı s&ouml;ylenen bu bina yakında yıkılacaktır.</p> </blockquote> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2018.jpg.jpeg" border="0" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 18: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, 26 Ağustos 1957, D&uuml;nya Gazetesi</span></p> <p>D&ouml;nemin akademisyenleri ve &ouml;ğrencilerinin &ccedil;abası ve &ccedil;alışmaları ile yapı ile ilgili a&ccedil;ıklanan t&uuml;m binanın yıkımı kararı, binanın &uuml;st iki katının yıkılmasına &ccedil;evrilmiştir. &Ouml;nceki yapıdan farklı olarak binanın yalnızca Biyoloji B&ouml;l&uuml;m&uuml; olarak kullanılması kararlaştırılmış, 1957 Aralık ayı itibari ile yıkılan yapının kalan kısımları acele ile onarılmış ve o d&ouml;nem derslerine başlayabilmiştir. Kurt Heilbronn annesi ile ilgili hatıralarında&nbsp;inşaatın s&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; eğitim &ouml;ğretim d&ouml;neminde, bug&uuml;n kuru fas&uuml;lye lokantalarının da bulunduğu yakın medrese yapılarında derslerin devam ettiğini aktarır.</p> <p><img border="0" src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2019.jpg.jpeg" /></p> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 19: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, 15 Kasım 1957, Cumhuriyet Gazetesi</span></p> <p><b>5: 2. 1993 Yılında Yapının Fuzuli</b>&nbsp;<b>İşgal Deyimi Kullanılarak İstenmesi</b><b>&nbsp;</b></p> <p>1993 yılında m&uuml;ft&uuml;l&uuml;k bah&ccedil;e ile ilgili ilk kez resmi olarak fuzuli işgaller ile ilgili kanun ve y&ouml;netmeliklere dayanarak botanik bah&ccedil;e arazisi &uuml;zerinde hak iddia etmiştir. &nbsp;Fuzuli işgal hali kaynaklarda, bir kimsenin, taşınmazın malikinin izni/rızası olmadan bu taşınmazı işgal etmesi ya da hen&uuml;z boşaltılmamış yahut sair suretle boşalmış damlı bir yapıya yine kendiliğinden girmesi durumu olarak ifade edilmektedir. [10] 23 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde &ldquo;Bu bah&ccedil;eyi m&uuml;ft&uuml; ne yapacak&rdquo; başlığı ile &ccedil;ıkan haberde d&ouml;nemin Biyologlar Derneği Başkanı Prof. Dr. Din&ccedil;er G&uuml;ven durumu şu şekilde aktarmıştır:&nbsp;</p> <blockquote> <p>&Ccedil;ok acıdır ki k&ouml;k&uuml; 1453 yılına dayanan İstanbul &Uuml;niversitesi, bir gecekondu ile eşdeğer g&ouml;r&uuml;lmektedir. &Ouml;te yandan tahliye isteminde fuzuli işgal deyimi kullanılmaktadır. &Ouml;yle bir fuzuli işgal ki, 60 yıldır on binlerce doktor, eczacı, veteriner, biyolog, orman m&uuml;hendisi, su &uuml;r&uuml;nleri m&uuml;hendisi, &ccedil;evre m&uuml;hendisi yetiştiren, 1933 yılında temeli atılan, 1935 yılında g&ouml;rkemli t&ouml;renle a&ccedil;ılan, 3 Alman profes&ouml;r, 1 Bel&ccedil;ikalı profes&ouml;r tarafından y&ouml;netilen 4 katlı bina gecekondu olarak inşa ediliyor ve inşa s&uuml;resi 6-7 yıl s&uuml;r&uuml;yor. Gecekondu g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze dek gereksiz kullanım işlevini 2000 &ouml;ğrencisi, 9 serası, 4 bilim dalı, 23 &ouml;ğretim &uuml;yesi, 45000 herbaryum &ouml;rneği, yağmur orman modeli, &ccedil;ağdaş botanik bah&ccedil;esi ile &ouml;ğretim ve eğitim vermektedir. Ne mutlu b&ouml;yle gecekondulara demek gelir insana.</p> </blockquote> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""> <div data-wd-pending=""> <p><img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/alfred-heilbron_tarihin-katmanlari_2/G%C3%B6rsel%2020.jpg.jpeg" border="0" /></p> </div> </div> </div> <p><span class="fotograf-yazi">G&ouml;rsel 20: gazete k&uuml;p&uuml;r&uuml;, yılı, gazete adı, haber</span></p> <p>1993 yılında S&uuml;leyman Demirel&rsquo;in başbakanlığı d&ouml;neminde g&uuml;ndeme gelen bu talep ve beraberinde gelişen tepkiler sonucunda m&uuml;ft&uuml;l&uuml;k geri adım atmıştır. 1995 yılında bah&ccedil;e SİT alanı ilan edilmiş ve i&ccedil;indeki bitkiler korunması gerekli tabiat varlıkları olarak tescillenmiştir. 1934&rsquo;te resmi olarak enstit&uuml; inşaatı i&ccedil;in &uuml;niversiteye verilen arazinin 1996&rsquo;da bir kez daha resmi olarak İstanbul &Uuml;niversitesi&rsquo;ne tahsis edilmesi onaylanmıştır.&nbsp;</p> <p>O d&ouml;neme dair dikkat &ccedil;eken başka bir durum: Alfred Heilbronn&rsquo;un Almanya&rsquo;ya geri d&ouml;nmesi, Mehpare Heilbronn&rsquo;un&nbsp; 60 İhtilali&nbsp;ile işten &ccedil;ıkarılan 147 profes&ouml;rden biri olması Almanya&rsquo;ya taşınmak zorunda kalması ve son olarak Alfred Heilbronn&rsquo;un 1961&rsquo;deki vefatının ardından bah&ccedil;enin eski g&uuml;nlerine kıyasla olduk&ccedil;a bakımsız kalması olur. (Baytop, 2004) 1991 tarihli Prof. Turhan Baytop tarafından kaleme alınan mektupta bah&ccedil;enin durumu ile ilgili şu s&ouml;zler dikkat &ccedil;eker:&nbsp;</p> <blockquote> <p>Nebatat Bah&ccedil;esi, esas sahibi vefat etmiş ve yeni sahiplerinin de hi&ccedil; ilgilenmediği harap bir k&ouml;şk bah&ccedil;esi durumuna gelmiş. 1940lı yıllarda Alman Hocaların b&uuml;y&uuml;k emek ve gayret ile kurdukları ve bize pırıl pırıl bir durumda bıraktıkları &ldquo;Biyoloji Binası ve Nebatat Bah&ccedil;esi&rdquo; maalesef bug&uuml;n her y&ouml;nden acınacak bir duruma gelmiştir.</p> </blockquote> <p>Baytop, mektubunun devamında bu durumdan &uuml;niversite y&ouml;netimi ve &ouml;ğretim &uuml;yelerini sorumlu tutarak, bah&ccedil;enin Alfred Heilbronn i&ccedil;in &ouml;nemini de anlatabilecek, profes&ouml;r&uuml;n enstit&uuml;deki g&uuml;nl&uuml;k rutinini aktarır: &ldquo;Profes&ouml;r Heilbronn bah&ccedil;eye geldiğinde genellikle ilk &ouml;nce bah&ccedil;eyi gezer, bitkileri ve etiketleri g&ouml;r&uuml;r, yanlışları d&uuml;zeltir, bah&ccedil;e şeflerinden bilgi alırdı&rdquo; (Baytop, 2002)&nbsp;</p> <p>Bah&ccedil;e arazisinin bu &ccedil;ok katmanlı tarihsel yapısı her d&ouml;nemin değişken sosyal ve politik dinamikleri &uuml;zerinden okumaya a&ccedil;ıldığında; asırlara yayılan bu okumada; bah&ccedil;e arazisinin hi&ccedil;bir d&ouml;nem&nbsp;nadasa bırakılmadığı karşımıza &ccedil;ıkmaktadır. Coğrafyanın ge&ccedil;irdiği k&ouml;kl&uuml; değişimlerden her d&ouml;nem etkilenmiş ve hatta bazı noktalarda bu değişimlerin merkezi veya nesnesi olmuştur.&nbsp;</p> <p>Bug&uuml;n bu anlatıda hikayelerini aktardığımız ve hala k&ouml;kleri bu kara par&ccedil;asına kenetlenmiş yapıların, bitkilerin, taşların, kişilerin hikayesinde bir ortaklıktan s&ouml;z etmek m&uuml;mk&uuml;nd&uuml;r. Bu ortaklık ise her d&ouml;nemin değişen ideolojisiyle birlikte değişen yurtsuzluk halidir. Bir s&uuml;rg&uuml;n hikayesinin merkezinde olan profes&ouml;rler gibi belki de bu kara par&ccedil;asını da bir&ccedil;ok s&uuml;rg&uuml;n &uuml;zerinden okuyarak bug&uuml;nk&uuml; kararın nasıl &ccedil;atışmalar, s&uuml;rg&uuml;nler &uuml;zerinde meydana geldiğine dair yeni bir okuma yapabiliriz.</p> <p>&nbsp;</p> <p><strong>Edit&ouml;r&uuml;n notu:</strong>&nbsp;Botanik bah&ccedil;esi ve kurucularını konu alan "Unutma Bah&ccedil;esi" projesi, Dilşad Aladağ ve Eda Aslan tarafından y&uuml;r&uuml;t&uuml;lmektedir. Araştırma projesi, SALT Araştırma Fonları tarafından desteklenmektedir.&nbsp;Yukarıdaki metin, araştırma s&uuml;recinde elde edilen belgeler ile, bah&ccedil;eye dair g&uuml;ncel kararı yorumlama &ouml;nerisi olarak, Aladağ ve Aslan tarafından kaleme alınmıştır. Yazının Arkitera'da yayınlanan birinci b&ouml;l&uuml;m&uuml;ne <a target="_blank" href="http://www.arkitera.com/gorus/1228/alfred-heilbronn-botanik-bahcesi-tarihin-katmanlari-uzerinden-guncel-durumu-anlamak">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p> <p><span class="fotograf-yazi">1: "KURULUŞ VE TARİHİ GELİŞİM" Diyanet. Mayıs 28, 2013. https://www.diyanet.gov.tr/tr-TR/Kurumsal/Detay/1<br /></span><span style="font-size: 12px;">2: "M&Uuml;FT&Uuml;L&Uuml;Ğ&Uuml;M&Uuml;Z&Uuml;N TARİH&Ccedil;ESİ" İstanbul Valiliği İl M&uuml;ft&uuml;l&uuml;ğ&uuml;. Kasım 01, 2015 https://istanbul.diyanet.gov.tr/Sayfalar/contentdetail.aspx?MenuCategory=Kurumsal2&amp;ContentId=muftulugumuz<br /></span><span style="font-size: 12px;">3, 6: Meri&ccedil;, Nevin. "MEŞİHAT DAİRESİNDE BİR NEVZUHUR: İSTANBUL KIZ LİSESİ." Academia.edu. Accessed August 14, 2018. https://www.academia.edu/23996017/MEŞİHAT_DAİRESİNDE_BİR_NEVZUHUR_İSTANBUL_KIZ_LİSESİ.<br /></span><span style="font-size: 12px;">4: "İstanbul Kız Lisesi." Wikipedia. October 17, 2017. Accessed August 14, 2018. https://tr.wikipedia.org/wiki/İstanbul_Kız_Lisesi.<br /></span><span style="font-size: 12px;">5: TUN&Ccedil;, Bilal. MEŞ&Icirc;HAT YANGINI: 29/30 N&icirc;san 1926 Gecesi. Accessed August 14, 2018. http://www.risaletashih.com/index.php/en/ihzariye/105-mesihat-yangini-29-30-nisan-1926-gecesi.<br /></span><span style="font-size: 12px;">7, 8: "İstanbul a Vurulan Darbeler." Bir &Uuml;r&uuml;n&uuml; "&Ccedil;evre Dostu" Yapan Nedir? Accessed Ağustos 14, 2018. http://v3.arkitera.com/h53810-istanbula-vurulan-darbeler.html.<br /></span><span style="font-size: 12px;">9: "TAŞINMAZIN BİR BAŞKASI TARAFINDAN İŞGAL EDİLMESİ." Hukuk Desteği. Eyl&uuml;l 02, 2016. http://hukukdestegi.com/2016/07/25/fuzuli-isgal-nedeniyle-tahliye/.</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">Kaynaklar:</span></p> <p><span class="fotograf-yazi">Sunar, Mehmet. "İstanbul'da Yeni&ccedil;eri Mekanları: Eski Ve Yeni Odalar." Antik &Ccedil;ağdan XXI. Y&uuml;zyıla B&uuml;y&uuml;k İstanbul Tarihi. İstanbul: İBB K&uuml;lt&uuml;r AŞ, 2015. 191-97.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Taş, Kemalettin. "Osmanlı Y&ouml;netim Sisteminde Şeyh&uuml;lislamlık Kurumu." S&uuml;leyman Demirel &Uuml;niversitesi Sosyal Bilimler Enstit&uuml;s&uuml; Dergisi 1, no. 1 (2005): 81-101.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Laf&ccedil;ı, Talha. "Bab-ı Meşihat Fetvahane Dairesi (İstanbul M&uuml;ft&uuml;l&uuml;k Binası) Tarih&ccedil;esi Ve Mimari &Ouml;zellikleri." Academia.edu. Accessed August 14, 2018. https://www.academia.edu/20103727/Bab-ı_Meşihat_Fetvahane_Dairesi_İstanbul_M&uuml;ft&uuml;l&uuml;k_Binası_Tarih&ccedil;esi_ve_Mimari_&Ouml;zellikleri.<br /></span><span style="font-size: 12px;">G&uuml;nerg&uuml;n, Feza, Prof. Dr., and Sevtap Kadıoğlu. "İstanbul &Uuml;niversitesi'nin Yerleşim Tarihi &Uuml;zerine Notlar." Osmanlı Bilimi Araştırmaları 7, no. 1 (2006): 135-63.<br /></span><span style="font-size: 12px;">K&uuml;&ccedil;&uuml;ker, Orhan, Prof. Dr. İstanbul &Uuml;niversitesi, Fen Fak&uuml;ltesi, S&uuml;leymaniye Biyoloji Enstit&uuml;s&uuml; K&uuml;t&uuml;phanelerinin Kuruluş Ve Tarih&ccedil;esi. Bilgi D&uuml;nyası, 2011.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Bancı, Selda, and M&uuml;ge Cengizkan. Ernst A. Egli: T&uuml;rkiye'ye Katkilar,. Edited by Ali Cengizkan. Ankara: TMBBO Yayınları, 2017.<br /></span><span style="font-size: 12px;">&Uuml;zen, Erdal, Yar. Do&ccedil;, and Osman Erol, Yar. Do&ccedil;. "75. Yılında Alfred Heilbronn Botanik Bah&ccedil;esi Ve Bitki &Ccedil;eşitliliği." İstanbul &Uuml;niversitesi Doğal Zenginlikleri Araştırma Ve Uygulama Merkezi B&uuml;lteni 1 (2010): 17-22.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Baytop, Asuman, Prof. Dr. T&uuml;rkiye'de Botanik Tarihi Araştırmaları. 3rd ed. T&uuml;bitak Yayınlar Akademik Dizi. Ankara, 2004: Yenig&uuml;n.<br /></span><span style="font-size: 12px;">Baytop, Turhan, Prof. Dr. İstanbul Florası Araştırmaları. İstanbul: Eren Yayıncılık, 2002.</span></p> Thu, 30 Aug 2018 11:00:00 +03 Müteahhitlik ve Mimarlık http://www.arkitera.com/gorus/index/detay/muteahhitlik-ve-mimarlik1/1232 Burak Ergül <img src="http://galeri3.arkitera.com/var/resizes/gorus-02/müteahhitlik_mimarlık_resize.jpg.jpeg" width="640" /><br/><br><br><br><br><br><p>Mimarlık okuluna başladığımdan beri &ccedil;evremden bazı sorular alıyordum. Mezun olunca ne iş yapacaksın, &ldquo;mutfak şurda olsun salon ise burda olsun&rdquo; demek i&ccedil;in mi okuyorsun? gibi sorulardı. A&ccedil;ık&ccedil;ası net bir cevap verememiştim bu sorulara. Ancak bu sorular beni mimarlığın aslında ne demek olduğunu sorgulamaya y&ouml;neltti. Peki &ldquo;y&uuml;celtip durduğumuz&rdquo; bu mimarlık nedir? M&uuml;teahhitlikten ne farkı vardır?</p> <p>Bina yapımı i&ccedil;in takip edilebilecek iki yoldur aslında. İkisi de mevcuttur d&uuml;nyadaki her &uuml;lkede ve olmalıdırlar da. Ama nasıl? Hangi yol ne zaman meşrudur? &Ccedil;evremizden neden memnun değiliz?</p> <p>Aslında m&uuml;teahhitlik de mimarlık gibi gerekli bir meslek ancak en b&uuml;y&uuml;k problem bu iki mesleğin birbirlerine karışmasından ortaya &ccedil;ıkmakta diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum. Aralarındaki farkın belirgin kılınması adına bu iki mesleği inceleyelim.</p> <p>Bir m&uuml;teahhit %100 verimliliği hedefler. Ancak onun i&ccedil;in verimlilik ekonomik olmak anlamına gelmektedir. Farklı bakış a&ccedil;ılarına gerek duyulmaz ve kurallar vardır. Bir m&uuml;teahhit bir araziyi maksimum işlevsel hale getirme amacındadır. Onun anlam arayışı salt fonksiyonelliktedir.</p> <p>Bir mimar %100 verimliliği hedefler. Ancak onun i&ccedil;in verimlilik ekonomiklikten &ccedil;ok daha kapsamlı ve y&uuml;ce bir meseledir. O, arazideki her bir adım attığı yeri değerlendirilmesi gereken bir alan olarak g&ouml;r&uuml;r. Arazideki maksimum verimliliği sağlamak (yani anlamlı sonuca ulaşmak) onun i&ccedil;in sosyal verimlilikten ge&ccedil;mektedir. Araziyi gelecekteki kullanıcısı i&ccedil;in adeta &ouml;zene bezene hazırlar, onun i&ccedil;in &ouml;zel k&ouml;şeler, karşılaşma mekanları, y&ouml;nlendirici (herhangi bir y&ouml;ne veya bir hissi atmosfere) &ouml;geler ve hacimler tasarlar. Mimar i&ccedil;in sonu&ccedil; tasarımı &uuml;retmeye y&ouml;nelik herhangi bir hamle, bulunduğu koşullar &ccedil;er&ccedil;evesinde anlamlı veya anlamsız olabilir. Kuralları yoktur, olmamalıdır. &Ouml;nyargısı yoktur, olmamalıdır. Y&uuml;r&uuml;d&uuml;ğ&uuml; istikamette kendine bir anlam yolu &ccedil;izer. Mevcut yollardan birini se&ccedil;mez, se&ccedil;emez. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; onun &ouml;n&uuml;ndeki mimarlık problemi yepyeni bir yol gerektirir. Mevlanayı dinler: &ldquo;Yol yoktur, y&uuml;r&uuml;rsen yol olur.&rdquo;</p> <p>Bir şehre mimar da gereklidir m&uuml;teahhit de&hellip; &Ccedil;irkin &ccedil;evrelerin sebebi bu &ccedil;evreleri m&uuml;teahhitlerin &uuml;retmesinden dolayı değildir. Bu ikisinin şehri anlamlı bir bi&ccedil;imde paylaşamamasıdır. Bir şehrin tamamıyla mimarlar tarafından tasarlanması m&uuml;mk&uuml;n olamaz, uygulanabilir değil ve hatta imkansızdır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mimarlık bir hizmettir. Tıpkı hastanın doktora ihtiyacı olduğu gibi, yolda kalanın bir yol g&ouml;stericiye ihtiyacı olduğu gibi; sadece bazı kimselerin mimarlığa ihtiyacı vardır. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; mimarlık ihtiyacı y&uuml;ce bir ihtiya&ccedil;tır. Bir mimarlık problemine sahip olduğunu anlayabilmiş y&uuml;ce ruhlu insanların ihtiyacıdır. Muhakkak t&uuml;m insanlar y&uuml;ce ruhludur; ancak y&uuml;ce ruhlu olmanın y&uuml;k&uuml;ne dayanamayanlar bu y&uuml;ce ruhlarını g&ouml;rmezden gelirler.</p> <p>Mimarlık problemine sahip olmak demek, binayı malzemelerden ibaret g&ouml;rmemek demektir. Malzemelerde var olan &ouml;z&uuml;n barındırdığı potansiyellere inanmayı gerektirir; d&uuml;nyayı, evreni bir meta olarak g&ouml;rmemeyi gerektirir. Y&uuml;ce bir tasarının i&ccedil;inde yaşanıldığını anlamayı, toprağa aşık olmayı, doğayı &ouml;z&uuml;msemeyi gerektirir. Bu bakış a&ccedil;ısına sahip birisi yaptıracağı binayı yery&uuml;z&uuml;ne dikeceği bir fidan gibi g&ouml;r&uuml;r. Bu fidanın &ccedil;evresine ve kendisine faydalı olarak gelişip, palazlanması i&ccedil;in bir bah&ccedil;ıvanın tecr&uuml;be ve kabiliyetinden yararlanır. Zararlı otların gelişmemesine &ouml;zen g&ouml;sterir. D&uuml;zenli bakımlar yapar. Y&uuml;ce bir tasarı olan evrene bırakacağı bu mirasın evrene layık olmasını ister. Dolayısıyla onun amacı arazisinde maksimum sayıda dairenin yerleştirildiğini g&ouml;rmek değildir. Onun amacı arazisinde tutarlı, anlamlı bir sosyal str&uuml;kt&uuml;r&uuml;n yetiştiğini g&ouml;rmektir. Bu sosyal str&uuml;kt&uuml;r&uuml;n neleri gerektireceği ise bir&ccedil;ok etkene g&ouml;re farklılık g&ouml;sterir. Bu y&uuml;zden işin başında hi&ccedil;bir kural yoktur, aslında ortasında da yoktur, sonunda da. Sadece kaygı ile dolu olarak anlamlı bir arayışta olmanın izleri vardır&hellip;</p> Tue, 28 Aug 2018 10:52:04 +03